Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

“özgür kız”ın kariyer yolculuğu

Öğrenci bütçesine katkı için yazdığı özgürlük temalı şarkı ile bir anda tüm dikkatleri üzerine çekti. Harçlık için yazdığı şarkı sözünün reklam yüzü olunca “Özgür Kız” olarak şöhret basamaklarını hızla tırmandı. Övgüler kadar eleştirilerden de nasibini aldı. Ama o bildiğini yazmaya ve elbette okumaya devam etti. İşte Nil Karaibrahimgil’in kendi ağzından kariyer yolculuğu…

“Kimse birisinin sevgilisisin diye sana iş teklif etmez”

 

2002’de “Özgür Kız”la reklam dünyasında yakaladığı başarıyı yıllardır devam ettiriyor Nil Karaibrahimgil. Bu başarısını reklamcı kocası Serdar Erener’e bağlayanlara da cevap veriyor: “Kimse olmasaydı da ben buraya gelecektim, bu yetenek bana Allah’tan bir hediye. Ayrıca hiç kimse birisinin sevgilisisin diye sana gelmez bu kapitalist sistemde. Ve herkese açık bu alan. Sen de çık! Sen de jingle yap. Sen de başar!”

Güneş bir yandan, enfes Boğaz manzarası bir yandan.
Üstüne de her tarafından renk fışkıran bir Nil Karaibrahimgil. Şahane! Otelin bahçesinde buluştuğumuzda, tek omuzlu dar bluzu ve uzun eteğiyle pembeler, maviler, yeşiller içindeydi.  
Bir gece önce de ödül töreninde beraberdik.
Women to Watch, dünyanın önde gelen pazarlama iletişimi yayını Advertising Age’in 15 yıldır düzenlediği bir etkinlik. Pazarlama, reklam ve medya alanında en yaratıcı kadınları onurlandırıyorlar. Nil Karaibrahimgil de reklam dünyasına kattığı değer için ödül aldı. Hastaydı; geceye bile zor katıldı ama bari saç makyaj işi aradan çıkmışken diyerek gördüğünüz fotoğrafları o gece çektik.   
Nil, sahne insanı olsa da, tam bir münzevi. Kuaföre gitmeyi sevmiyor mesela. Mümkün olsa hiç saç baş yaptırmayacak, tırmaklarına dokundurtmayacak, yüzüne bir gram boya sürmeyecek. İhtiyacı yok zaten.
Konuşulacak çok şey vardı, biz de konuştuk. Ama ben özellikle ‘Nil Karaibrahimgil ve reklamlar’a odaklanmak istedim. Sesiyle, yaptığı müzikle, fiziğiyle reklam dünyasını öyle domine etti ki her yerde o var. Bu konudaki eleştirileri görünce, bir araştırma yapmam farz oldu. Pazar verilerine göre öğrendim ki akılda en çok kalan reklam filmlerinin neredeyse hepsinde onun müzikleri var. Demek ki yine meyve veren ağaç taşlanır durumu söz konusu…
“Özgür Kız”ın onu çok besleyen, kocaman  bir dünyası var. Ayrıca artık ruhen ve bedenen anne olmaya hazır. Vakit bulursa ve cesaretini toplayabilirse, üniversite yıllarından kalma İngilizceşarkılarının üzerinden geçip dünyaya da açılacak.  
Bence yapar çünkü odaklandığında önünde hiçbir setin durmadığı nehir gibi, adını ona vermiş olan Nil gibi.  

Reklam yazarlığı yaptın sen, hayatımıza ‘Özgür Kız’ reklam filmleriyle girmeden. Yaş kaçtı?

Üniversite zamanı… Boğaziçi Uluslararası İlişkiler’de okuyordum. Ama o işi yapmayacağım kesindi benim. Müzik benim içimde kaynıyor
o zaman. Ne yapacağımı bilmiyorum.

 Okulda müzik çalışmaları var ama… Bir grubun varmış.  

Tabii tabii, adı ‘Köpük’. Boğaziçililerden. Roxy müzik günlerine katılıyoruz, yarışmalar, kazanamıyoruz filan. Bir arkadaşım bana dedi ki “Ya, sen güzel yazı yazabiliyorsun, reklam yazarı olsana. Hem müzik de kullanırsın”. Benim için o zaman yeteneğimin diyeyim sana, ortak paydası gibi bir şeydi reklam işi. Müzik var, yazı var, bir şey bulmak var. Ben de işte o zaman stajyer olarak Reklamevi’ne girdim. Girer girmez yazdığım reklamlar ödül aldı.

 Sendeki ışığı nasıl keşfettiler?

Gerçekten canhıraş bir şekilde çalıştım. Sonuçta müzikle alakası yoktu. İşte komik reklam yazıyorum, kendime göre bir ilan fikri buluyorum, mutlu oluyorum.. Derken bir gün bana “Özgürlük şarkısı yazar mısın Turkcell için?” dediler. Ben o zaman İngilizce şarkılar yazıyorum, çok havalıyım, Türkçe şarkı yazamıyorum filan. “Bak sen yaz, getir. Beğenilirse 1000 lira alırsın” dediler. Koşa koşa eve gittim. “Ben Özgürüm” diye bir şarkı yazdım.

 Para motive etti demek. İhtiyacın mı vardı?

Bir öğrenci olarak tabii ki ihtiyacım vardı. Allah’a şükür bizim aile de iyi bir aile, yani orta sınıf diyeyim sana ama para benim için motive edici bir şey oldu. Ben şarkıyı yazdım. Turkcell’dekiler “Bu şarkıyı madem bu kız yazdı, o zaman reklamda da o oynasın” dediler.

 Görmüş müydüler ki seni?

Şarkıyı onlara ben söyledim ama inan bana, aklımda ne ünlü olmak var, ne de başka şey… Hayalimde hep müzik yapmak vardı. Bir anda bir reklam yıldızı oldum.  

 Sene 2002. Bir baktık ki hem kız güzel, hem şarkı söyleyebilen bir kız. Şarkıyı da o yapmış, gitar da çalıyor…

Çok teşekkür ederim. O dönem ben bir anda ünlü olunca plak şirketleri geldi. Ben aslında reklamla onların dikkatini çekmiş oldum. Çok alakasız bir yöntem. Evimiz Akmerkez’in yakınındaydı, bir bakıyorum Akmerkez’in duvarındayım. Otobüs geçiyor, üstündeyim. Dergilerde resmim var filan. Ben tabii ürktüm.

 Sonra müzik teklifleri geldi…

Evet, ben de “Madem istiyorsunuz” dedim ve hiç Türkçe şarkım olmamasına rağmen Sony ile anlaşma imzaladım. Başladım yazmaya.
Ve gördüm ki enteresan şarkılar yazıyorum Türkçe düşününce. Mesela ilk yazdığım şarkılar “Selülit kremi, nemlendirici, sabun sürme, asitli, jöle de saç döker” diye başlıyor filan. “Sana kek yaptım”lar. Bir baktım ki benim içimden böyle bir Türkçe müzik çıktı. 

“Öldüğüm zaman arkamdan ‘Komik kızmış’ desinler”

 Neden televizyona, dizilere ya da filme hayır diyorsun? “Yapamadığımı düşünüyorum” demişsin…  

“Oyunculuğu beceremiyorum” demişim, öyle çıkmış bir yerde, evet.  Aslında becerebilirim. (Kahkahalar) O nereden çıktı biliyor musun?
Kamera geldiği zaman şarkı söylemiyorsam eğer, bende bir kamera bilinci oluyor. Yani halimde, tavrımda
bir değişiklik oluyor. Doğallığımı kaybediyorum. Bugüne kadar biliyorsun bir tane filmde oynadım, o da “A.R.O.G.” Onda da niye oynadım? Bir gün telefonuma şöyle bir mesaj geldi: “İlk çağda, taş devrinde, anaokulu öğretmenisin. Adın Mimi.” Cem’den. Şimdi buna kim hayır diyebilir ki?  

 Sevdin mi oyunculuğu?

Şunu gördüm: Espriler yapmaya ve insanları güldürmeye bayılıyorum. Öldüğüm zaman arkamdan “Ya komik bir kızmış” densin istiyorum. “A.R.O.G.”’dan sonra, dizilerde ve filmlerde filan, ancak sana dediğim o komiklik yapma ihtimalini barındıracak bir şey olursa oynayabilirim.  

 “Yalan Dünya”nın müziklerini yapıyorsun. Gülse (Birsel) hiç sana oyunculuk teklif etmedi mi?

Gülse gerçekten inanılmaz beğendiğim bir arkadaşım. “Yalan Dünya”nın şarkısını yazdık ve ben çok mutlu oldum onun yaptığı bir şeye katkıda bulunmaktan. Gülse de aslında “Şarkılarından birmüzikal yapmak isterim” demişti bir ara. Gerçekten keşke öyle bir şey yapsa. Onunla böyle bir şeyin içine koşa koşa giderim.

“Serdar’ın rakipleriyle daha çok çalışıyorum”

Yaptığın jingle ve reklamların sayısını biliyor musun?

Hayır. O kadar çok ki…

 Niye senin reklam sektöründe sesinle, yüzünle varlığını bu kadar çok eleştiren var? Bunun eşinin (Serdar Erener) popüler bir reklamcı olmasına bağlanmasına ne diyorsun?  

Mesela, en sonuncusu, Digiturk reklamı. Medina Turgul’un yaptığı bir reklam. Serdar’ın ajansının değil. Birçok reklam ajansıyla, özellikle Serdar’ın rakipleriyle çok fazla jingle yapıyorum. En başından bu ayrımı yapmayı çok önemli gördüm. Eğer bu ülkede kadınsan, bir şeyler yapıyorsan, kazanıyorsan, bazı insanlar seni başarılı bulduysa… İnsanımız böyle ne yazık ki, bunu özetleyen bir kelime var.  Almancası ‘schadenfreude’, başkasının başarısından nefret etme ve istememe.  

“İlla ki bir şey bulup bir yerden çiziyorlar”

 Psikolojik bir terim. Başkasının talihsizliğinden de hoşnut olma hali.

Evet, arkadaşının başarısından da mutsuz olmak demek. Düşün, Almanlar buna kelime bulmuş! Başka diller de almış. Serdar’ın karısı olmasaydım, herhangi bir şekilde Nil olsaydım, başarılı olsaydım da zaten bu başıma  gelecekti. Türkiye’de kadın olarak bir şeyler yapan herkesin maruz kaldığı bir eleştiri.
Ya birileri seni oraya getirdi. Ya da paran vardı, ya bir şeydi. Hemen birileri “Bu kızı beğendim. Ben bunun neresinden bir çizik atarım?“ Hemen arıyorlar, illa ki bir şeyler buluyorlar ve bir yerden çizmeye başlıyorlar.

 Nasıl başa çıkıyorsun bu çizik atma olayıyla?

Bu noktadan itibaren senin buna karşı bir antidot geliştirmen lazım çünkü bu zehri vücuduna almak istemiyorsun. Sen diyorsun ki ya benim yanımda kimse olmasaydı da bu insanlarla karşılaşmasaydım da ben Nil olarak buraya gidecektim çünkü ben içimde bu benzini, bu ateşi hissediyorum. Bu yetenek bana Allah’ın vergisi olarak, bir hediye olarak verilmiş. Şimdi ben sanasoruyorum Defne, kim bana jingle yazma konusunda bir yetenek verebilir?  

 Sanki birilerinin işleri yapıp sana “Al, altına imza at” diyor olması lazım.  

Aynen öyle. Ben sana söyleyeyim, hiçbir marka salak değil. Bir kere bu eleştiriyi yapan insanlar zannediyorlar ki bir başarı kontenjanı var ve onu biz dolduruyoruz. Ben orayı kaplamıyorum ki. Sen de çık! Sen de sanat yap. Sen de jingle yap. Sen de başar!

“Benim sesimi kullanmayın diye yalvarıyorum”

 Seninkilere çok benzeyen jingle’lar yapanlar var. Bazen insan karıştırıyor acaba Nil mi diye. Demek ki kendinle ilgili kontenjanı bile tam olarak kaplayamıyorsun.

Kesinlikle. Buyrun, buyursunlar. Herkese açık bu alan. Ayrıca hiç kimse aptal değil. Hiç kimse sen birisisin, birisinin sevgilisisin şusun busun diye sana gelmiyor, iş teklif etmiyor. Herkes, özellikle bu sistemde, yani kapitalizmin içinde, kendi için en iyisinin peşinde. Reklamlarda sesim var diye çok fazla eleştiri geliyor, bıktık artık. Kendi kendime diyorum ki şarkıyı ben söylemeyeceğim. Sonra markalar o kadar baskı yapıyorlar ki kendi sesimi kullanmam için. Sonra düşünüyorum “Sesimde bir şey olmalı. Yoksa bu insanlar neden ısrar etsinler, bu kadar para vermek istesinler, sesimin peşinden koşsunlar?”

 Sence sesinde nasıl bir özellik  var?  

Kara kara bunları düşündüğüm günler oldu. Sesimde acaba ne var? Çocukları ikna eden bir şey mi, neşe mi? İnandırıcılık mı? Çünkü markalara artık şunu
der hale geldim: “Yalvarıyorum benim sesim olmasın!”

 ‘Jingle’ı ben yazayım ama başkaları söylesin” gibi mi?

“Nil’in İşleri” diye bir şirket kurdum. Orada vokalistler var. Direkt onlara söyletiyorum. Çünkü müşteri benim sesimden dinledikten sonra başka bir sesten duymak istemiyor.

“Bir kek tarifinden de şarkı oluyormuş ve dinleniyormuş”

 Sana özgü söz ve müziğin var. Özellikle sözlerin. İlk Türkçe şarkılarını yaptığında sen ne düşünmüştün?

Şaşırdım ve hoşuma gitti. Bugüne kadar bahsedilmeyen detaylardan, mesela bir kek tarifinden şarkı yapılıyormuş ve dinleyicisi de varmış meğerse. Kardeşim benimle dalga geçiyordu yazarken.  “Sana kek yaptım” nakaratını duyunca mesela “Allah aşkına ya, kim dinleyecek bu şarkıları?” diyordu. Zaten benimle hep dalga geçer. Halen o şarkıyı sahnede söylerken aklıma o gelir.

 Şarkıyla reklam jingle’ını aynı mantıkla mı yapıyorsun?

Ben şarkı yaparken hesaplayarak yazmaya, “ne tutar, nasıl kafiye yapmalıyım”a inanmıyorum. Jingle yaparkense aksine bunları düşünerek yapıyorum. Süre, slogan mecburiyetin var. İnsanlara 30 saniyede bir şeyleri ezberleteceksin…
O ‘catchy’ dediğimiz, insanın unutmayacağı, beynine sinek kağıdı gibi yapışacak şeyi yazmak… Bana çoğu arkadaşım “Niye jingle yazıyorsun, keşke bunu şarkı yapsaydın” der. Ama o müzikler de o markalara kısmetmiş diye düşünüyorum.

“İşkadını Nil, sanatçı Nil’in sponsoru”

 Hesap kitap işleri reklam müziği yaparken iyi ama şarkı yazarken yaratıcılığı mı gölgeliyor sence?

Hesap kitapla şarkı yazamam ki. Ben şu anda tamamen kendi istediğim müziği yapıyorum. Bunun için plakçımla da çok kavga ediyorum. Bana “Sen burada yaşayan bir turistsin” diyor.

 Niçin? Şarkı yaparken hangi formüle dikkat etmek gerekiyor da sen umursamıyorsun?  

Genel olarak şöyle bir algı var müzik piyasasında, yanlış  da değil, bir şarkı ya ağlatacak ya da oynatacak. Şarkılar bunun için. Bizim yaptığımız iş o. Bunun da çok acayip fiziki bir açıklaması var. Biz sudan yapılıyoruz ya, vücudumuzun çok büyük bir kısmı su. Ve su, müzikle çok titreşebilen bir şey. Bir şarkı söylediğimiz zaman, o bir frekans ve suda onun gerçekten fiziki olarak da bir etkisi oluyor.

“Şarkım birini ağlatır ya da güldürürse ne mutlu bana”

Molekül yapısını değiştiriyor…

Aynen. Müziğin böyle bir gücü var, frekans olduğu için. Ve sen en kısa yoldan karşı tarafta bir duygu yaratmak istiyorsun. Ben şarkı yazmaya başladığım zaman bu benim umurumda bile değil.
O şarkı daha sonra eskaza birilerini ağlatır
ya da oynatırsa ne mutlu bana!  

 Piyasa koşullarına uymak zorunda değil misin? 

Şu anda şöyle bir şansım olduğu için böyle konuşabiliyorum. Ben Nil’i ikiye ayırdım zaman içinde, bir tane işkadını
Nil var, bir tane de sanatçı Nil. İşkadını Nil, öbürünün sponsoru. Bu, planlayarak olmadı. Hayatın beraber gittiği yollarla kesişe kesişe oldu. Bana özgürlük sağladı. Ben şimdi ‘He-Man’ diye bir şarkıyı, bir filmin soundtrack’i gibi yapıyorum. Bana diyorlar ki “Bak bunu böyle yapma, bu ‘He-Man’i radyolar çalmaz”… Ben bütün bunları düşünmeden, bana o şarkı matrak geldiği için onu çıkartabiliyorum mesela çünkü işkadını Nil bana o özgürlüğü sağlıyor.  

 Çünkü şarkınla para kazanmak zorunda değilsin…

Evet, “Ben de ekstralara gideyim, ben de para kazanayım, ben de konserlere gideyim…” Tabii. Eğer öbür Nil olmasaydı, o işkadını Nil kendi şirketini kuracak hale gelmeseydi, belki ben de o kaygıları taşıyor ve o şarkıları yapıyor olacaktım. Çok da doğal. Mevcut hal, benim butik bir hale gelmemi sağladı. Ama sen istemez misin radyolar senin şarkını çalsın ve her yerden konserteklifleri gelsin? Şarkıcı Nil’in en fazla istediği şey de bu ama taviz vermeden.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND