Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Özgür bir zihne nasıl ulaşılır?

Çoğu zaman ruhumuz rutinlere kapılıp hayatın keşmekeşi içerisinde savrulurken kendi benliğimizin ne durumda olduğunu unuturuz. Karmaşıklıktan sadeliğe geçmek, eşyalardan kurtulmak ve zihnimizi özğürleştirmek bugünün dünyasında biraz zor gibi görünüyor fakat mümkün. İşte birey ruhu hakkında önemli bir yazı…

kişisel gelişim

Çoğu zaman ruhumuz rutinlere kapılıp hayatın keşmekeşi içerisinde  savrulurken  kendi benliğimizin ne durumda olduğunu unuturuz. Karmaşıklıktan sadeliğe geçmek, eşyalardan kurtulmak ve zihnimizi özğürleştirmek bugünün dünyasında biraz zor gibi görünüyor fakat mümkün. İşte birey ruhu hakkında önemli bir yazı…

Birey Ruhu – Özgürlük

Bu yazı geçen ay yayınlanan Birey Ruhu adlı yazının devamı niteliğindedir.

Akıl sır almaz bir kaosun içinde, vahşetlerin, katliamların, alaverelerin, üçkâğıtların, savaşların, yozlaşmanın, peşinde koşulan ideolojilerin, yaptırımların, paranın, dinin, siyasetin, ekonominin getirdiği bilinmeyene giden yolda bitmek bilmez şekilde boşa kürek çeken bizler artık kendi kendimize şunları sormaya başladık: “Peki ne halt edeceğiz? Yaşam dediğimiz bu şey neyin nesi? Berisi var da ötesi var mı?”

Bu sorgulama ihtiyacı içerisinde, kendini boşlukta hisseden pek çoğumuz bir şeylere inanma ihtiyacı duyarak inanca, dine, aidiyet duygusu yaşatan şeylere sarılmıştır. Bir kurtarıcıya, bir ideale, peşinden gidilecek, uğruna savaşılacak, can verilecek şeylere inanmıştır. Bu inanç daima beraberinde şiddeti getirmiştir.

Bilgi bize her zaman armut piş ağzıma düş şeklinde tabakta sunuldu. Sunulan bilgi bizi tatmin ediyor. Verilenlerle yetinen bir hayat sürüyoruz, gerisi boş ve anlamsız. Hayatı bize anlatılanlarla, bizim için çizilen yollarla, dayatılanlarla, korkularla yaşadık.

Gücün, makamın, itibarın, şöhretin, başarının, paranın, saygın olmanın peşinde koşan rekabetçi bir toplum yarattık. Bu yarattığımız ve gurur duyduğumuz şeylerin tümü, içine bakıp da görmek istemediğimiz bu âlem, içinde hep şiddeti, düşmanlığı, korkuyu, ötekileştirmeyi barındırdı. Tek bildiğimiz de bu olduğu için bunun ötesinde bir hayat şekli bizi korkuttu. Bu yüzden de var olana her zamankinden daha sıkı sarılıyoruz.

Bilinmeyen her şeyden korkuyoruz. Yarından korkuyoruz. Ölüm de bir bilinmeyen ve en çok da ondan korkuyoruz. Hayatımız korkudan ibaret. Umutlara yer yok. Gerçeklikten kaçmak üzerine kurulu bir yaşam sürüyoruz. Peki, gerçek ne? Sizi gerçeğe götürecek bir yol yoktur. O şimdidir. Şimdidedir. O zaten yaşayan bir şeydir.

Peki, bu rekabete, şiddete ve korkuya dayalı toplumda bizler buna dur diyebilir miyiz? Bunu ancak şunun idrakine varırsak başarırız: Kim olursak olalım, evrenin neresinde hangi türden bir canlı olursak olalım, hangi kültüre, hangi dine, hangi millete ait olursak olalım, var olan her şeyden ama her şeyden birey olarak bütünüyle biz sorumluyuz.

İçimizde gizliden ya da alenen barındırdığımız saldırganlık, bencillik, milliyetçilik, önyargılar, egolar, idealler, inançlar ve tüm duygulardan ötürü savaşlardan sorumluyuz. Açlıktan sorumluyuz. Karmaşadan sorumluyuz. Tüm bunları idrak ettiğimiz ve birey olduğumuzun farkına vardığımız an harekete geçeceğiz.

Yaşamayan ve şimdide olmayan şeylere giden bir yol elbet vardır çünkü onlar durağandır. Hiçbir ibadethanede bulunmayan, hiçbir öğreticinin, hiçbir kurtarıcının bize yol gösteremeyeceği bir şey olduğunu idrak ettiğimizde biz neysek gerçeğin de o olduğunu anlayacağız. Yeri geldiğinde acı olacağız, yeri geldiğinde sevinç, yeri geldiğinde de şiddetin ta kendisi… Şiddet illa birine uygulanan zulüm değildir. Birine söylediğimiz keskin bir söz, aşağılama, korku yüzünden itaat edişimiz, ülke ya da Tanrı adına yapılan her türlü organize hareket, bize benzemeyenleri ötekileştirme, önyargı, eleştiri, olduğu gibi kabul edememe bunların hepsi şiddettir. Ama hepsi bu değildir.

Kendinizi herhangi bir dine mensup, bir partiye ait, bir takımın taraftarı olarak adlandırıp bunu dile getirdiğinizde de şiddet uygulamış oluruz. Çünkü kendimizi diğer insanlardan ayırmış oluruz. Kasıtlı yapmasak da kendimizi diğer insanlardan ayırdığımız için yine de ötekileştirme eyleminde bulunmuş oluruz. Her ne şekilde olursa olsun kendimizi diğer insanlardan ya da canlılardan ayrı tutmaya çalıştığınızda şiddet uygulamış oluruz. Bunu fark eden biri artık hiçbir partiye, millete, dine, ideolojiye ait değildir. O artık sistemin dışındadır. O artık insanı bütünüyle anlamayı başarmıştır. Bunu gerçekten ve gerçekte görmeyi başarmalıyız.

Şimdiye dek olan bitenden hep başkalarını suçladık. Suçlamak korkunun ürünüdür; insana güç verir. Suçlamada bulunan kişi bundan beslenir. Ama aslında suçlamak kendine acımanın değişik bir yoludur.

Anlattıklarım biraz olsun kafanızı karıştırmaya başladı ise bu güzel bir şey. Sorgulama sürecine girdiniz demektir. Sorgulayan zihin “Peki, değişim için ne yapacağımı söyle!” dediğinde bunu pek ciddiye almam.  Zira bunu başkasına soran kişi, alışık olduğundan farklı bir otoritenin iç dünyasına yeni bir çekidüzen getirmesini ister. Artık o otoriteye hürmet edecek, onun yolundan gidecektir. Şimdiye dek üstüne basa basa söylediklerimizin ise hiçbir anlamı kalmayacaktır. Pek çok öğretide ustalar bile otorite sayılmaktan büyük haz duyar; egoları bundan beslenir. Bu yanlıştır. Herhangi bir otorite sizin iç dünyanıza karışamaz ya da müdahale edemez. Dışarıdan gelen bir düzen, düzensizlik yaratmaya mahkûmdur.

Aklınız hiç bir otoritenin, arkadaşın, öğretmenin, ustanın, liderin, toplumun, ya da ebeveynin otoritesini yansıtmayacak kadar saf ve gerçek olmalıdır. Değişimin yeni bir otorite yarattığını görebildiğiniz an, otoriteyle olan bağınızı koparmaya yakınlaşırsınız.

Otoriteye geçit vermediğimiz an artık korku denen illeti içimizde barındırmayız. Peki, bunun sonrasında  bizi ne bekler? Asırlardır üzerimizde bir yük olarak taşıdığımız şeyi reddedip ondan kurtulmayı başardığımızda ne olur? En başta özgür oluruz. Özgürlük eşittir sevgi. Korkunun ise zıttıdır sevgidir. Evrende sadece iki his vardır: biri sevgi diğeri ise korku… Sevginin karşıtı öfke ya da nefret diye bilinir ama yanlıştır. Korkudur. Zira öfkeyi de pek çok diğer duyguyu da korku yaratır.O yüzden korkunun yerine sevgiyi koymak gerekir. Sevgi ise ancak özgür insana mahsustur. Özgür olan kişinin kapasitesi artar; daha enerjik olur. Hayat daha yaşanılası bir gerçektir onun için. Her insan, her canlı, doğaya ait her şey onun için birdir, bütünün ayrılmaz parçalarıdır. Hiçbir şeyi, hiç kimseyi ötekileştirmez.

Özgür olan kimse kendiyle baş başa kalmayı başaran insandır. Kimseden, hiçbir otoriteden yardım beklemediğiniz zaman hayatı keşfetmekte özgürsünüz demektir. Artık hayatın en ufak molekülüne kadar her şeyin farkındasınızdır. Özgürlüğün olduğu yerde sonsuz bir enerji vardır. Özgürlüğün olduğu yerde hata yapılmaz. Hata diye bir şey yoktur zira. Doğru ya da yanlış yoktur. Özgürlük bir isyan, bir başkaldırı değildir. Korkusuz, özgür bir zihin en büyük sevgiyi hisseder ve içi büyük bir sevgiyle dolu insanın hayatında yapamayacağı hiçbir şey yoktur.

Herhangi bir görüşe, ideolojiye, inanca, değerlere takılıp kalmış bir zihin özgür sayılamaz. Bu zihnin canlı olduğu da söylenemez. Zihni canlı olmayan bir kişinin kendisi de canlı değildir. Sadece ve sadece kendinizle baş başa kalmayı, kendinizle yaşamayı becerebiliyorsanız, kendinizin ne kadar taze ve canlı bir varlık olduğunu fark edebiliyorsanız, o zaman gerçekten özgür ve mutlusunuzdur. Özgür bir zihinle her şeyi yapabilirsiniz. Taraf tutan, laf yetiştiren, dedikodu yapan, eleştiren, yargılayan, olmadık şeyler düşünen, durmadan işlemcisi yanarcasına çalışan zihin değil, sadece anlamak için takip eden bir zihinden bahsediyorum. Suyun güzelliğini, rüzgârın serinliğini, güneşin sıcaklığını, öten kuşun sesini kendi varlığımızla takip etmeyi becermekten bahsediyorum. Farkındalıktan bahsediyorum.

Çinliler “En karmaşık sorunların en basit çözümü vardır” derler. Bir şeye basit bir şekilde bakmak bizim yapamadığımız bir şeydir. Zihinlerimiz karmaşık olmayı sever. Bundan besler ve beslenir. Bu yüzden basit olmayı, basitliği unutmuş durumdayız. Paçavralar giyip basit yaşamaktan, yemeden içmeden kesilip inziva hayat sürmekten bahsetmiyorum. Eziyete dayalı şeyler basitlik değildir. Benim bahsettiğim açık olmak, saf olmak. Hiçbir çarpıtma olmadan karşındakine doğruları söyleyebilmeyi, olayları kendimiz gerçekte nasıl isek o şekilde olduğu gibi en gerçek haliyle görebilmeyi, bir şeylerden kaçıp uzaklaşmak yerine özgür gözlerle bakabilmeyi başardığımızda bizim için her şey en yeni şeydir. Basit olmak şartlandırmadan ve şartlandırılmaktan arınmaktır. Asırlardır inançlarımız, toplum, sınıf, gelenek, din, ekonomi, ideolojiler, dostlar, aile, deneyimler, yeme-içme alışkanlıkları, sanat, bilim, dil ve eğitim gibi şeyler tarafından şartlandırıldık. Bu yüzden herhangi bir soruna karşı verdiğimiz tepki de hep şartlandırılmış oluyor.

Bir kuş görürsünüz? Bu martı, serçe, yalıçapkını dersiniz. Ağaca bakarsınız, ismini hatırlamaya çalışırsınız. Ağaca verdiğiniz ad sizi şartlandırmıştır, gerçekte ağacı görmenizi engeller. Ağaçla iletişim kurmanın yolu ona dokunup hissetmek, titreşimlerinizi dengelemektir. İnsanlarla olan tüm ilişkilerimiz birbirimiz hakkında yarattığımız imgelere dayanır; buna yanılsama da diyebilirsiniz. Gerçekte ilişkiler birbirimiz hakkında yarattığımız yanılsamalar arasındadır,  iki kişi arasında değil. Üstelik biz hep bu yanılsamaları besler ve güçlendiririz. Fikirler, semboller ve teorilerin havada uçuştuğu sanal bir dünyada yaşıyoruz. İlişkiler, mal mülk, maddiyat, her şey bu yanılsama üzerine kurulu. Tüm şartlandırılmışlıkların farkına vardığınızda kendinizi koca bir hapishanede, geçmişte, ölülerle beraber yaşadığınızı hissedersiniz. Bu da sizin özgür kalma isteğinizi tetikler.

Gençler sürekli topluma karşı isyan halindedir. Eski nesilden çoğu kişi bunu iyi bir şey olarak görür. İsyan özgürlük değildir. İsyan bir tepkidir. Bir şeye isyan ettiğinizde ondan daha farklı başka bir otoritenin arayışına girersiniz. Bazen sırf mevcut olandan kurtulmak için yaparsınız bunu. Bazen aslında sevdiğinizi cezalandırmaktır bu. Sadece şablon değişikliğidir isyan. Eskiyi alır yeni bir kalıba sokarsınız. Sanırsınız ki değişim oldu. Özgürlük değildir bu. Özgürlük farkındalığın en üst noktaya eriştiği noktada gelir. Her şeyi en net şekilde görmeyi başardığınızda harekete geçersiniz. Görmek eşittir harekete geçmek. Harekete geçmek anlıktır. O esnada zihin çalışmaz: tartışma yoktur, felsefe yoktur, deneyim yoktur, “Birilerine danışayım” düşüncesi yoktur, tereddüt yoktur. Gördüğün an harekete geçersin ve özgür olursun.

Özgür olmak bir şeyden kurtulmak değildir, özgürlük hissidir. Herhangi bir şeyi yapabilme özgürlüğüdür. Bunu ancak yalnızlığı başarabilmiş kişiler başarabilir. Ancak günümüz toplumunda içinde liderlik, gelenek, görenek, töre ve otoriteye yer olmayan bir yalnızlığa kaçımız hazırız?

Ölümden korkuyoruz, bu yüzden yaşama sarılıyoruz. Ölümle yaşam arasındaki mesafe korkudur. Ölümden korkarsın; yaşamın içinde her gün aynı hakaretlere, işkenceye, sıkıntıya, kedere maruz kalmayı tercih edersin. Ölüm ise aslında tüm bu dertlere son verecek bir kurtuluş sayılabilir. Ama yine de korkarsın. Çünkü ölüm bir bilinmeyendir ve bilinmeyene karşı olan korkun seni daha çok maddiyata, eşyalara, eve, arabaya, makama, şöhrete, ilişkiye, maaşını aldığın işe bağlar. Yarattığımız şablonlara ve yanılsamalara daha çok sahip çıkarız. Yaşayabilmeniz için ölmeniz şarttır. Burada bahsi geçen ölüm ise sizin içinizdeki siz olmanızı, birey olmanızı engelleyen her şeyi hayatınızdan çıkarıp özgürleşmenizdir.

Korku beraberinde kendini güvende hissetme ihtiyacını doğurur. Bu yüzden maaşlı işlerimize sıkı sıkıya bağlanırız. Bir dolu borcun harcın altına gireriz. Borçlanmak işe olan sadakati daha çok artırır. Para kazanmak sürekliliği olması gereken bir eylemdir. Kendini güvende hissetme ihtiyacından ilişkiler doğar. Hayatında biri olması sana güven verir. Ona dayarsın sırtını. Sonra her şeyden onu sorumlu tutarsın, o ayrı, ama senin vazgeçilmezindir o. Güven arayışı daima tam aksine güvensizliğe davetiye çıkarır. Her ilişkide güven aranır. Ama her ilişkiyi yıkan da yine güvensizliktir. Sevmenin ve sevilmenin verdiği güvene sığınırız. Ancak sevilmiyoruz çünkü sevmeyi bilmiyoruz.

Eşinizi sevdiğinizi söylersiniz. İlişki size güven verir. Eşiniz size bedenini sunar, duygularınızı paylaşır, size destek verir. Ona ihtiyaç duyarsınız, çocuklarınıza bakar, güven ortamı kurar. Sonra bir bakarsınız artık sizi sevmez, sizi terk eder. O andan itibaren “Suratını şeytan görsün” havasına girersiniz. Sevginin yerini kıskançlık, nefret, hazımsızlık alır. Ne oldu “Sensiz yapamam edemem; öl de öleyim” havalarına? “Benim olduğun, isteklerimi karşıladığın sürece seni seviyorum ama karşılamadığın zaman senden nefret ediyorum.” Kendinizi karşınızdakinden ayrı hissettiğiniz ve gördüğünüz sürece ortada sevgi diye bir şey yoktur. Başa dönecek olursak ilişkilerde de ötekileştirme vardır. Sevginin ne olduğunu bilirseniz tamamen ikiniz de özgür olursunuz.

İkiniz de özgür olursanız o zaman en saf halinizle seversiniz. Sevgi kalp işidir. Zihinle alakası olamaz. Düşünceler geçmişe aittir, şimdiye ait değildir. Kıskançlık gibi duygular geçmişin ürünüdür. Sevgi daima şimdidedir. Şimdiye aittir. Sevgide itaat yoktur. Sevgide saygı ya da saygısızlık yoktur. Nefret, kıskançlık, öfke olmadan, ne yaptığına ya da ne düşündüğüne karışmak istemeden, eleştirmeden, yargılamadan, kıyaslamadan, tüm kalbinizle, bütün vücudunuzla, tüm zihninizle kendinizi o sevgiye teslim ettiğiniz zaman hem özgürsünüzdür hem de özgür bırakmışsınızdır. Görev icabı sürdürülen, içinde sorumluluklar ve yapılması ve uyulması gereken kurallar olan ilişkiler insanı esir etmekten öteye geçmez. Bu tarz bir hayatı aslında kimse istemez. Sadece katlanma vardır. Bu da yaptığınız şeyi sevmiyorsunuz demektir.

Tanrıyı sevmek, vatanı sevmek, şarkıcıyı sevmek, kitabı ya da yazarı sevmek, şunu bunu yapmayı sevmek… Sevgi herkes tarafından yorumlanıp dile getirilir. Bize düşen, otoritenin tanımladığı şekliyle değil, bize uyan şekliyle sevgiyi bulmaktır. Bize belletilen kalıplara, şablonlara takılıp kalmadan, sevginin ne olduğunu kendi başıma öğrenmek istiyorum.

Gelişmişlik adı altında şehirlerimiz gittikçe daha da büyüyor; insanlar virüs gibi çoğalıyor, kalabalık apartmanlarda birbirlerinden bihaber yaşıyorlar. Akşamları yıldızları, sabahları güneşin doğuşunu seyretmekten acizler. Buna vakitleri yok! Güzel olan her şeyle bağlarımızı gittikçe yitiriyoruz. Doğayla bağını koparan insan ırkı kendini zihnine hapsediyor. Sadece zihinle alakalı işler yapmaya başlıyor. Teknolojinin esiri oluyor, televizyon izleyip uyuşuyor, modern köleler şeklinde çalışıyor. Bunların içinde yaptığımız belki  de en güzel şeyler kitap okumak, konsere ya da tiyatroya gitmektir. Ama onlar bile doğadan kopuk yaşadığımız gerçeğini değiştirmiyor çünkü yarattığımız yanılsamaları güçlendirmeye alet oluyorlar.

Peki, tüm bunları aşıp özgür bir zihne nasıl kavuşacağız? Yazının başından bu yana üzerinde durduğumuz kişisel devrimimizi gerçekleştirip birey ruhunu yakalamayı nasıl başaracağız? Her şeyin farkında olan, son derece uyanık bir zihne nasıl sahip olacağız? Hayatın bir bütün olduğunu nasıl idrak edip deneyimleyeceğiz? Tek yolu var: Meditasyon! Meditasyon! Meditasyon!

Not: Devamı gelebilir. “Her yazında çözüm olarak meditasyon deyip deyip meditasyon hakkında bir şey söylemeden kesiyorsun” diyenleri duyar gibiyim. Onun da vakti gelecek. Hem size bir yol gösterecek olmam zaten yazının ruhuna aykırı olur:)

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Başarılı bir kariyer için 50 evrensel öneri

Manşet, julıe bort, iş yerinde başarılı olmanın yolları, iş yaşamı, başarı

İş hayatında takip edilen stratejiler, uzun vadede iyi yerlere gelmek adına büyük önem taşıyor. Bu nedenle iş hayatında başarılı olmanız ve kariyerinizin zirvesinde yer almanız için 50 evrensel önerimiz var. Business Insider’da yayımlanan Julie Bort’un bilgilendirici makalesinden alıntılar sizlerle…

İş hayatında başarılı olmak için 50 evrensel tavsiye

Julie Bort, insanı her tür iş yaşamında daha başarılı yapacak 50 evrensel tavsiyeyi sıralıyor.

Aristoteles’e göre eleştiriden kurtulmanın sadece bir yolu vardır: “Hiçbir şey yapma, hiçbir şey söyleme ve hiçbir şey olma.”

İnsanı iş yaşamında korkuya sürükleyen üç korku kategorisi vardır:

1. Başarısızlık korkusu

2. Yetersizlik korkusu

3. Başkalarını hayal kırıklığına uğratma korkusu.

Geçenlerde Business Insider’da rastladığım bir makale ilgimi çekti. Makalenin yazarı Julie Bort; küçüğünden büyüğüne iş hayatının değişik safhalarında binlerce çalışan ve işadamıyla söyleşi yapmış, eski bir gazeteci. Diyor ki, “iş hayatında başarıyla ilgili iyi tavsiyeler evrenseldir.”

Julie Bort, insanı her tür iş yaşamında daha başarılı yapacak 50 evrensel tavsiyeyi şöyle sıralıyor:

1. “İşiniz için tutkunuz olsun. İşiniz sizin için anlamlıysa, iş hayatınız eğlenceye dönüşür.

2. İşin kendisiyle ilgili tutkunuz yoksa, onu yapma gerekçenizle ilgili tutkunuz olsun. Belki işinizi şirketinizi/kariyerinizi sevmiyorsunuzdur, ama kazandığınız para ve işinizin size sağladığı menfaatler aileniz için ihtiyaçtır. Ailenizi düşünerek doğru olanı yapmakla ilgili tutkunuz olsun.

3. Bazı şeylerin değişmesi gerekiyorsa, değişime liderlik yapan siz olun. İşinizi sevmiyor, ama kopamıyorsanız, ondan kurtulmanıza imkan verecek yetenekler geliştirin. Ofisinizde sorun varsa, sorunu çözen siz olun.

4. Küçükten başlayın ve orası temeliniz olsun.

5. Önce apaçık olanı yapın, daha sonra zora geçin. (Aksi takdirde yaptığınız şey, herkesin koparabileceği meyve peşinde olduğunuz kanaati uyandırır.)

6. Bozuk değilse tamir etmeyin, iyileştirin.

7. Öğrenilmesi zor olan şey, ne zaman devam edileceğini ve ne zaman bırakılacağını bilmektir. Bunu size kimse söylemez. Bir noktada karar vermek zorunda kalacak olan sizsiniz.

8. Akılsızlığın tanımı, aynı şeyi yapıp farklı sonuç beklemektir. Sonuç iyi değilse, bir şeylerin değişmesi gerekiyor demektir.

9. Kimse tek başına başaramaz.

10. Yardım isteyin. İsterken spesifik olun. Yardım geldiğinde zarif ve minnettar olun.

11. Etrafınızda pozitif insanlar olsun, pozif sonuçlar alırsınız.

12. Çeşitliliği kucaklayın. Kendi zayıflıklarınız telafi etmenin en iyi yolu, farklı yetenekleri olan takım arkadaşları oluşturmaktır.

13. İnsanların hayat tecrübeleri farklıdır. İki insan aynı toplantıya katılır ve farklı izlenimlerle ayrılır. Bunun için münakaşa etmeyin. Durumdan istifade edin.

14. Bir insana saygı ve nezaket dairesinde davranmak için onu sevmek zorunda değilsiniz.

15. Kimseye her konuda yapılması gerekeni söylemeyin ve kimsenin size her konuda yapılması gerekeni söylemesine izin vermeyin.

16. Ne kadar çok yaparsanız yapın ya da ne kadar başarılı olursanız olun, her zaman sizden daha fazlasına sahip olanlar çıkacaktır.

17. Daha azına sahip olanlar da.

18. İşte ne kadar sivrilirseniz sivrilin, kimseden daha fazla değerli olamazsınız. Kimse sizden daha fazla değerli olamaz.

19. Zamanını daha çok yeteneklerini kullanmaya ve iyi olduğu şeyleri yapmaya harcayanın mutlu olma şansı artar.

20. Zayıf yönlerini geliştirmeye harcayanınsa hayal kırıklığına uğrama şansı artar.

21. Pratik, yeni bir yetenek geliştirmenin en iyi yoludur. Yeni bir şey öğrenirken kendinizle ilgili sabırlı olun.

22. Zinde olmanın en iyi yolu yeni şeyler öğrenmektir.

23. Yeni şeyler öğrenmek demek bir işin acemesi olmak demektir. Bu da hata yapmak anlamına gelir.

24. Başlangıç hatalarında kendinize ne kadar müsamahalı olursanız yeni şeyleri o kadar çabuk öğrenirsiniz.

25. Projenizin ya da şirketiniz ilk aşamasında hiçbir zaman ihtiyaç duyduğunuz tüm kaynaklara (zaman, para, insan vs.) sahip olamazsınız. Kimse istediği kaynakların tamamına sahip olamaz.

26. Kaynak eksikliği mazeret değil, kılık değiştirmiş bir lütuftur. Yaratıcı olun.

27. Yaratıcılık ve yenilik, hergün yaptığınız şeyleri yeni yöntemler deneyerek öğrenilebilen yeteneklerdir.

28. Hesaplanabilir riskler alın.

29. Şirketinizin, kariyerinizin veya projenizin başlangıç aşamalarında bir sürü şeye “evet” demek zorunda kalırsınız. Daha sonraki aşamalarındaysa “hayır” demek zorunda kalırsınız.

30. Negatif “geridönüş” (feedback) bir ihtiyaçtır. Otomotik olarak reddetmeyin. Gerçeğin meyvelerini toplamak için olumsuz geridönüşü dikkat alın. Meyveleri topladıktan sonra kalanına itibar etmeyin.

31. Eleştiriken iş hakkında konuşun, kişi hakkında değil.

32. Büyük düşünün. Büyük hayal edin. (Alternatifi küçük düşünmek ve küçük hayal etmektir.)

33. Hayalinize nihai bir yol haritası muamelesi yapın. Ona hemen ulaşmak zorunda değilsiniz, ama ulaşmanın tek yolu ona adım adım yaklaşmaktır.

34.  Büyük düşünürseniz “evet”ten çok “hayır” duyarsınız. Kararı verecek olan onlar değil, sizsiniz.

35. Önemli olan basit bir şeyi yaratmanın ne kadar zaman alacağı değil, ortaya çıktığında onun ne kadar değerli ve faydalı olacağıdır.

36. Başarı için sadece bir sır varsa o da şudur: Planlarınızı diğer insanlarla paylaşın ve gelişmeler hakkında onlarla iletişim içinde olun.

37. Network’unuzu geliştirin. Yeni insanlarla tanışmak ve onlarla görüşmek için çaba sarfedin.

38. Şirketinizde hangi teknolojiyi yaratırsanız yaratın, yarattığınız şey bir ürün için değil, insanlar ve iyileştirmeye çalıştığınız hayatlar içindir.

39. Ne kadar başarılı olursanız olun, yine de başarısız olabilir ve büyük başarısızlıklar yaşayabilirsiniz.

40. Başarısızlık kötü bir şey değildir. Sürecin bir parçasıdır.

41. İşler her zaman kötüye gidebilir. Bunun sizi yıpratmaması için yapılması gereken tek şey hazırlıklı olmaktır.

42. Saygılı, ama kararlılıkla insanlara “hayır” demeyi öğrenin.

43. Mümkün olduğunca “evet” demeye çalışın.

44. Sık sık “evet” diyebilmek için, işin kapsamı ve sınırları sizin “evet”inize bağlı olsun.

45. Karşınızdaki insan ne kadar zengin, ünlü ve başarılı olursa olsun; onun da sizin gibi hayalleri, rüyaları ve korkuları olan bir insan olduğunu unutmayın.

46. İstediğinizi almak, mutlu olacağınız anlamına gelmez. Mutluluk, sahip olunanla tatmin olma sanatıdır.

47. Zor karakterlerle çalışmak her işin bir parçasıdır. Saygılı olur, işinizi iyi yaparsanız, onda dokuz o insanı aşarsınız.

48. Onda birinde de kendinizi kurban olarak görmeyin. Onun yerine yeni bir iş bulmak için gerekeni yapın.

49. Bir konuda kendinizi göstermeniz gerektiğinde, projenizi destekleyecek ve size sahip çıkacak bir yönetici bulun.

50. Ne istediğinize odaklanın, ne istemediğinize değil.”

İyi pazarlar diliyorum.

Yazar: Vedat Özdan
Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Duygusal zeka ve iş hayatı

verimlilik, performans, Manşet, iş hayatı, duygusal zeka

İş hayatında başarılı olmanızın duygusal zekanızla önemli ölçüde ilişkili olduğunu biliyor muydunuz? İşte duygusal zeka ve iş hayatı arasındaki ilişkiyi bilimsel verilerle açıklayan bilgilendirici bir makale…

İş hayatında başarılı olmak için neye ihtiyaç vardır?

Yazının ilerleyen bölümlerinde bu konuyu aydınlatmak için duygusal zeka konusunda dünya çapında yaygın olarak kullanılan bir ölçek ile hazırlanmış bir araştırmanın kısa özeti bulunmaktadır. Söz konusu ölçek İsrailli Psikolog Dr. Reuven Bar-On tarafından geliştirilmiştir. Bar-On Duygusal Zeka (EQ) terimini ilk kez 1985’de kullanmıştır. Sosyal ve duygusal zekayı homojenleştirerek 133 sorudan oluşan “EQ-i (Emotional Quotient Inventory)” ölçeğini hazırlamıştır. Bar-On’a göre Duygusal Zeka “Bir kişinin çevresel baskılar ve isteklerle başarılı bir şekilde mücadele edebilme kapasitesine etki eden duygusal, kişisel ve sosyal nitelikteki bilgi ve yetenekler topluluğudur.”

Bar-On’un duygusal ve sosyal zeka modeli aşağıdaki beş ana bölümde 15 bileşene bölünerek verilmiştir. (Stein, Book, 2000)

Yazının ilerleyen bölümlerinde bu konuyu aydınlatmak için duygusal zeka konusunda dünya çapında yaygın olarak kullanılan bir ölçek ile hazırlanmış bir araştırmanın kısa özeti bulunmaktadır. Söz konusu ölçek İsrailli Psikolog Dr. Reuven Bar-On tarafından geliştirilmiştir. Bar-On Duygusal Zeka (EQ) terimini ilk kez 1985’de kullanmıştır. Sosyal ve duygusal zekayı homojenleştirerek 133 sorudan oluşan “EQ-i (Emotional Quotient Inventory)” ölçeğini hazırlamıştır. Bar-On’a göre Duygusal Zeka “Bir kişinin çevresel baskılar ve isteklerle başarılı bir şekilde mücadele edebilme kapasitesine etki eden duygusal, kişisel ve sosyal nitelikteki bilgi ve yetenekler topluluğudur.” Bar-On’un duygusal ve sosyal zeka modeli aşağıdaki beş ana bölümde 15 bileşene bölünerek verilmiştir. (Stein, Book, 2000)

1. Kişinin iç kapasitesi: Bu kapasite iç irademizi tanımlar. Kendimizi nasıl iyi tanıdığımızı, kendimizi nasıl iyi hissettiğimizi, duygularımızla aramızın nasıl olduğunu tanımlar, hayatta yaptıklarımızdan hangilerinin bize kendimizi iyi hissettirdiğini anlamamıza da yardımcı olur.

• Farkındalık: Kişinin kendinin farkında olması, kendini anlaması, kabul etmesi ve kendine saygı duyması.

• Duygusal Bilinç: İnsanın kendi duygularını bilmesi, tanıması ve birbirinden ayırt edebilme yeteneği.

• Dışavurum: Duyguları, düşünceleri ve inançları kırıcı olmayan bir yolla ifade edebilmek.

• Bağımsızlık: Düşüncede ve eylemde kişinin kendini yönetme ve kontrol etme yeteneği ve duygusal bağımsızlıktan uzak kalmak.

• Kendini gerçekleştirme: Birinin potansiyel yeteneklerini gerçekleştirebilmesi.

2. Kişiler arası yetiler: Bu yeti, başkalarını nasıl anladığımızı, onlarla nasıl ilişkide bulunduğumuzu tanımlıyor.

• Empati: Başkalarının duygularının farkında olmak, anlamak ve takdir etmek yetisi. İnsanların neyi neden yaptığına hassas olmak.

• Sosyal sorumluluk: Sosyal olarak sorumlulukla davranmak ve sosyal grup içinde yapıcı ve işbirlikçi olmak.

• Kişiler arası ilişkiler: Duygusal yakınlık, samimiyet ve etkilenme ile karakterize olan karşılıklı tatminkar ilişkileri kurma ve devam ettirme yetisi.

3. Uyum Sağlama: Bu kapasite sorunsal durumlarla ilişkide esnek olmayı, çevresel isteklerle ve başarıyla baş edebilmeyi tanımlar.

• Gerçeklik testi: Duygusal olarak yaşanmış olanla, subjektif olarak varolan arasındaki farkı anlama yetisi.

• Esneklik: Birinin duygularını düşüncelerini ve inançlarını değişen durumlara ve şartlara göre ayarlayabilme yetisi.

• Problem çözme: Sorunları belirleme, tanıma-tanımlama ve etkili çözümler bulma yetisi.

4. Stres Yönetimi:

• Strese Dayanıklılık: Stresle aktif ve pozitif olarak baş edebilme.

• Tepkilerini Kontrol: Birinin duygularını düzenleme yetisi ve bir baskıya karşı koyabilme ve/veya erteleyebilme yetisi.

5. Genel Ruh durumu: Bu bölge, kişinin hayattan zevk alabilmesini tanımlar ve hayattan memnun olma ile alakalıdır.

• İyimserlik: Hayata parlak tarafından bakabilme ve zor durumlarda bile pozitif tavrı koyabilme yetisi.

• Mutluluk: Kendi ile ve başkalarıyla mutlu olabilmek, hayattan tat ve zevk almak ve eğlenmek.

Bu kısa açıklamadan sonra dönelim başlangıçtaki soruya. Yukarıdaki soruyu kolaylıkla cevaplayabilmenin mümkün olmadığı açıkça ortadadır. İş performansını ölçmek amacıyla duygusal zeka (EQ) ile zihinsel zekayı (IQ) karşılaştıran ilk çalışma büyük bir Asya bankasında yapıldı. Bu çalışmanın sonuçları, işyerindeki başarıyı tahmin etmede EQ’nun, IQ’dan daha önemli olduğunu bilimsel olarak göstermiştir. Araştırmayı yapan Multı-Health Systems Inc. (MHS)’den Dr. Steven Stein, şöyle belirtmektedir:

”Deneyimimizden ortaya çıkan somut delil göstermiştir ki: Duygusal zeka iş performansıyla önemli ölçüde ve yüksek düzeyde ilişkilidir; ancak zihinsel zeka, işyerindeki performans ile önemsiz ve çok düşük düzeyde bir ilişki göstermektedir.”

Konuyla ilgili Filipinler’deki Manila Üniversitesi’nden Joseph Hee-Woo Jae’nin çalışması 100 tane üniversite mezunu banka çalışanını kapsamıştır (%56 kadın, %44 erkek). Hepsi dünyanın ilk bilimsel duygusal zeka çalışması olan BarOn EQ-I uygulamasına kayıt olmuşlardır. Her bir çalışan ayrıca gözetim yapan görevli ile birlikte bağımsız performans incelemesine girmişlerdir. Çalışma sonucunda gerçek iş performansının EQ değerlendirmesi ile, IQ değerlendirmesine göre daha sıkı ilişki içinde bulunduğunu ortaya çıkarmıştır. Aslında IQ değerlendirmesi, iş gelişimi ölçümünde %1’den az hesaplanarak, ölçümle ilgisiz çıkmıştır. Önceki tahminler iş başarısında IQ’yu %20’ye dek ilintili hesaplarken, çoğu araştırma bulguları %6’ya yakın bulmuştur. Ancak EQ sonuçlarının iş performansında etkileyici bir oranda, %27 oranında ilintili olduğunu ortaya çıkarmıştır. Dr. Stein, “Bu önemli bulgu pek çok insanların uzun yıllardır farkında olduğu, ancak bilimsel delillerle desteklenemeyen bir gerçeği ortaya çıkarmıştır.” dedi.

Dr. Reuven Bar-On bu sonucu şöyle karşılamıştır: “Bu, duygusal zekanın önemli olduğunu bilimsel olarak göstermiştir. Önemli olmasa bile, en azından işyerindeki başarının tahmin edilmesinde zihinsel zekadan daha önemlidir.” “Bu, gerçek zeki insanın yalnızca zihinsel olarak zeki değil; aynı zamanda duygusal olarak da zeki olduğu anlamına gelmektedir.”

Klinik Psikolog Steven J.Stein ve Psikiyatrist Howard E. Book tarafından yapılan geniş kapsamlı bir çalışma gösterdi ki; Duygusal Zeka, iş başarısının %15 ile %45’ ini açıklayabilmektedir. Bu çalışma esnasında, çeşitli işlerde çalışan 4888 kişi teste tabi tutuldu. Çalışmaya katılanlardan, işlerinde ne kadar başarılı olduklarını kendilerinin belirtmeleri istendi.

Bu bilgilerin tamamı Multi-Health System Inc. (MHS) tarafından Kuzey Amerika’daki insanlardan toplandı. Hepsinden EQ-i testini tamamlamaları ve işlerinde ne kadar başarılı olduklarını hissettiklerini değerlendirmeleri istendi. Bazı gruplar diğerlerinden daha küçüktü. Sadece istatistiksel önemi bulunmuş bilgiler kaydedildi. Her bir iş grubunda, yüksek performans gösterenler ile düşük performans gösterenleri ayırt edebilmek için, önem sırasına göre ilk beş faktör dikkate alındı.

Bazı gruplar ilk başta bir anlam ifade etmeyebilir. Örneğin, mühendislerden “gerçeklik testi” bileşeninden daha yüksek performans bekleyebilirsiniz. Bununla birlikte, sonunda tüm mühendisler “gerçeklik testi”nde nispeten yüksek puan aldılar ki bu da onların performanslarını birilerinkinden farklı kılmıyor. Bilakis yüksek performansı düşükten ayıran, aşağıda görüldüğü gibi diğer vasıflardır.

Stein ve Book bunları bir kek için tarifler olarak düşünülebileceğini söylüyerek, şöyle devam ediyorlar: “Biz en lezzetli kek için tarifler üretmeye çalışıyoruz. Yetkinlik analizimizde, bakılması gereken her bir faktörün ölçüsünü gösteren bir formül yarattık. Lojistik gerileme adlı süreci kullanarak pek çok iş grubu için EQ (duygusal zeka) faktörlerinin ideal bileşimini tanımladık. Bunlar, çalışanlar, insanlar ve işleri arasında en tatmin edici uyumu bulmayı isteyen işverenler için büyük kârlar sağladı. İşlerinde tatmin olan kişilerin, duygusal yetileri o iş için formüle uyan kişiler olma eğilimi gösterdikleri ortaya çıkmıştır.”

Bu ölçek 30 ayrı iş alanında çalışan toplam 4888 kişiye uygulanmıştır. Aşağıda araştırmaya katılan bütün kişilerin ve 3 iş alanına ait sonuçlar yer almaktadır. Burada her bir meslek için en önemli 5 faktör listelenmiştir. Parantez içindeki sayılar her bir grup için örneklem sayısını göstermektedir.

Genel İş Başarısı:

1- Kendini gerçekleştirme

2- Mutluluk

3- İyimserlik

4- Kendine saygı(öz saygı)

5- Kendine güven

Muhasebeciler:

1- Problem Çözme

2- Sosyal İlişkiler

3- Mutluluk

4- Kendine saygı(öz saygı)

5- Duygusal Farkındalık

Genel Satış Elemanları:

1- Kendini Gerçekleştirme

2- Dışavurum

3- Mutluluk

4- İyimserlik

5- Kendine saygı(öz saygı)

İK Yöneticileri:

1- Mutluluk

2- Kendini Gerçekleştirme

3- İyimserlik

4- Dışavurum

5- Stresle Başa Çıkma

Duygusal Zeka ile ilgili çalışmalar, ülkemizde çok azdır. Konuyla illgili Türkçe bir web sayfasına www.duygusalzeka.net adresinden ulaşılabilir. Ayrıca “Duygusal Zeka” konulu bir mail grubuna ise http://groups.yahoo.com/duygusalzeka adresinden katılabilirsiniz.

Konu ile ilgili paylaşımları gelecek haftalarda bu sayfalarda bulacaksınız. Görüş ve önerilerinizi, deneyim ve yaşadıklarınızı lütfen bizimle paylaşın.

Yazar: Eray Beceren
Kaynak: www.duygusalzeka.net

Okumaya devam et

MAKALE

İş hayatında dış görünüşün önemi

Manşet, iş hayatı, insan kaynakları, dış görünüş, araştırma

Hayatımızın belki de her alanında olduğu gibi, dış görünüşümüze gösterdiğimiz önemin kariyerimize de ciddi derecede etki ettiğini biliyor muydunuz? İşte konuyla ilgili yapılan bir araştırma ve araştırmanın tüm detayları…

Dış görünüş iş hayatında ne kadar etkili?

İstanbul Bilgi Üniversitesi, Milliyet İK ve İnsankaynaklari.com’un son araştırmasına katılan 62 bini aşkın kişinin yüzde 56’sı iş hayatında dış görünüşün en önemli unsur olduğuna inanıyor.

Kızım daha altı aylık bile değildi; yakın dostumuz olan bir çift ev ziyaretine gelmişti. Başıma geleceği az da olsa hissediyordum ama belki bizim kız uyanmaz da bu karşılaşma gecikir diye umut ediyordum. Fakat maalesef uyandı ve doğal olarak misafirler odasına gidip onu görmek istedi. Önden adam girdi, her şey o noktaya kadar iyiydi; sonra arkasından kadın. Ve işte bizimki o noktada bastı yaygarayı. Susturmamız, abartmıyorum, bir on dakikamızı aldı. Merak ettiniz değil mi?
Acı ama gerçek, söylemesi de toplumca pek münasip değil ama, madem konumuz bu, amaç da bilime hizmet, söyleyeyim: Maalesef kadın oldukça çirkindi. En nazik bir dille: Oldukça esmer, oldukça şişman ve oldukça orantısız bir suratı vardı, bir de üstüne bakımsızdı. “Çirkinlik sübjektiftir, sana göre çirkin olan bana göre güzel olabilir” diye atılmayın hemen. Öyle olmadığı Judith H. Langlois ve Lori A. Roggman adlı iki psikolog tarafından yakın geçmişte bilimsel olarak kanıtlandı. En ‘güzel’ insanlar tahmin edildiği gibi sadece masallarda tasvir edilen ve ender rastlanan güzelliklere sahip olan kişiler değil; aslında tüm insanların suratlarının ‘matematiksel’ bir ortalamasına sahip olan, yani kelimenin tam anlamıyla ‘ortalama’ bir güzellikte olanlarmış meğer!

GÜZELE BAKMAK SEVAPTIR

‘Güzellik algısı’ bir çocuğun daha ilk aylarında gelişiyor ve kısmen doğuştan gelen bazı etkilerle şekilleniyor. Bir yetişkin ile bir bebeğin görmek istediği surat tercihinin aynı olduğu zaten çoktan belirlenmiş çalışmalarda. Aşk ilişkilerinde de, meseleye hangi teorik duruştan bakarsan bak (davranışçı, bilişsel, sosyo-biyolojik, psikodinamik, vb.) sevilenin ‘fiziksel çekiciliği’ insanların söylemekten imtina etmelerine rağmen, genel inanışın tersine çok ama çok önemli. Ünlü Alman Filozof Schopenhauer, ‘Aşkın Metafiziği’ kitabında, aşkın amacının insanın gelecekteki varlığını sürdürme isteği olduğunu öne sürer. Yani üreme ve bir sonraki kuşağı yaratma isteğidir aslında aşk diye bildiğimiz şey. Âşık olacağımız kişiyi seçimimizde de, yaşam irademiz bizi, ‘güzel’ ve ‘zeki’ çocuklar dünyaya getirme şansımızı yükseltebilecek kişilere âşık olmaya doğru iter ona göre.
Peki, bebeklikten itibaren ‘güzel’e eğilim gösteren bizler, iş hayatında, eleman seçimlerinde acaba buna ne kadar önem veriyoruz?
Aslında ifade edilen genel inanış, bir adayın bir işe uygunluğunun sahip olduğu nitelikleriyle ölçülmesi gerektiği. Fakat genel temayül, kuvvetli bilinçaltı etkilerle, görüşme anındaki kıyafetin ve genel bakımın yanı sıra, adayın fiziksel özellikleriyle (boy, kilo, vb) bir bütün olan ‘dış görünüş’ün de bu işte çok etkili olduğu. Özellikle de ‘satış’ alanında çalışacak kişilerde ve iletişimle ilgili sektörlerde (reklam, halkla ilişkiler gibi) ‘fiziksel görünüm’ şartları neredeyse dillendirilmeyen ve yazılmamış bir kod. Bu durum konuya yönelik net bir hukuki yaptırımı olmayan Amerika’da artık sınırları zorlar durumda. Buluttan nem kapan Amerikalılar her türlü olası ayırımcılık ima eden davranışı mahkemeye sevk etmeye devam ediyor. Mesela 2005’te ünlü Abercrombie&Fitch şirketi, işe alımlarda ırk ve yaş ayırımcılığı uygulamaktan dava edildi. Firmanın marka imajına uygun kişileri yani genç, çekici, beyaz, erkek ve havalı kişileri işe aldığı iddia ediliyordu.
Araştırmalar da bu eğilimi doğrular nitelikte. Mesela 2003’te Sosyal Davranış ve Kişilik dergisinde yayınlanan Shannon ve Stark’a ait makale. ‘Personel seçiminde fiziksel görünüş’ meselesini iki boyut özelinde inceleyen akademisyenler, sakallı olmanın ve çekiciliğin işe alımlardaki etkisini tartışmış. Sonuçlar sakallı olmanın genel değerlendirmede değil ama son kertede yönetim pozisyonlarına işe alımda olumsuz etkisi olduğunu gösteriyor.
Solnick ve Schweitzer’in 2002’de Organizasyonel Davranış ve İnsan Karar Verme Süreçleri dergisinde çıkan ‘güzellik’ ve ‘pazarlık’ ilişkisi üzerine çalışmaları da ilginç. Satış ve pazarlama açısından çok önemli olan bulgular, ‘güzel’ kişilere daha güzel (daha avantajlı) teklifler yapıldığını gösteriyor.
Bu hafta İnsankaynaklari.com’la yaptığımız küçük anketimizde de, Türkiye’de yüzde 56’nın iş yaşamında dış görünüşün en önemli unsur olduğuna inandıklarını belirledik. “Önemli ama en önemli değil” diyen kesim ise yüzde 35. Yani gerçeklerin farkındayız gibi.

BOYUN UZUNSA ÜZÜLME!

Malcolm Gladwell, ‘Blink’ adlı meşhur kitabında, hepimizin bilinçaltında, özellikle ‘lider’ kişiliklerin belirli bazı fiziksel özelliklere sahip olması gerektiğini düşündüğümüzü söylüyor. Bu önermesini de, Fortune 500 listesindeki firmaların yarısıyla görüşerek ilginç bir şekilde doğrulatıyor. Görüştüğü şirketlerin neredeyse hepsinin en tepesindeki ismin (CEO) boyunun, ortalama bir Amerikan erkeğinin boyundan daha uzun olduğunu belirliyor. Ve meselenin hiç tartışılmamasının, durumu cinsiyet ve ırk ayrımından bile daha vahim hale getirdiğini söylüyor Gladwell. Haksız da değil aslında.
Bir ‘kısa boylular’ birliği kurulmadıkça pek yol alınamayacak gibi. O zamana kadar, ortalama Türk insanına göre (erkekler için 1,73cm, kadınlar için 1,62cm) boyu daha uzun olanlar (yaşasın ben!), neden olduğunu bilmeden iş hayatı basamaklarını biraz daha çabuk çıkacaklar sanırım!about:blank

Dış görünüşün iş yaşamında önemli olduğuna inanıyor musunuz?

Evet, en önemli unsurlardan biri
55,93%
35 bin 39 oy
Hayır, hiç önemi yok
3,85%
2 bin 414 oy
Evet ama en önemli unsur değil
34,75%
21 bin 771 oy
Hayır ama yükselmek için yardımı oluyor
4,41%
2 bin 761 oy
Fikrim yok
1,05%
660 oy
Toplam: 62 bin 645

Yazar: Umut Sarp
Kaynak: www.milliyet.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND