Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Öss adayları için “doğru düşünme” rehberi!

Üniversite sınavına hazırlanırken, yaşadıklarınızı nasıl yorumlamalısınız? ÖSS adaylarına kaygılanmadan ve yanılmadan düşünme tekniklerini anlatan bir makale…

Üniversite sınavına hazırlanırken, yaşadıklarınızı nasıl yorumlamalısınız? ÖSS adaylarına kaygılanmadan ve yanılmadan düşünme tekniklerini anlatan bir makale…

PEDAGOG CANAN ŞİMŞEK
Kültür Koleji Rehber Psikolojik Danışman

Yaşamımızda mutsuz olmamıza neden olabilen bir çok iç ve dış olaylar vardır. Bu etkenleri kontrol edebilmek her zaman mümkün değildir. Buna rağmen aynı zor koşullarda olmalarına karşın bazı bireylerin mutsuz, bazılarının da mutlu olduğuna tanık oluyoruz. Peki, neden ? Bu duruma önemli oranda olaylara bakış açısı ve farklı düşünceler neden olmaktadır.

Aşağıda belirtilen, mutsuzluğa neden olabilecek bazı yanlış düşünceler / düşünme kalıpları vardır. Öncelikle inceleyip kendi aksak düşüncelerinizi saptayın. Eğer, birden fazla yanlış düşünceniz varsa hepsini birden değiştirmekte zorlanabilirsiniz. Bu nedenle her bir yanlış düşünceniz için yaklaşık birer haftalık değişim süreci uygundur. Bu süre içinde çevrenizden size denetim ve geri bildirim konusunda destek isteyebilir, hatta onlarla birlikte uygulayabilirsiniz. Başarılı olduğunuza karar verdikten sonra bir başka yanlış düşüncenizi değiştirmeyi deneyebilirsiniz. Sizin değişiminiz, yakın çevrenize de model oluşturacağından onların da bilinçlenmesine, daha sağlıklı ve mutlu bireyler olmalarına yardımcı olabilirsiniz. Mutlu bir yaşam dileğiyle…

DEĞİŞTİRME YANILGISI

– Annem, çalışmam için uyarmazsa, daha çok ders çalışırım.
– Bencil davranmasaydı, arkadaşlığımız sürerdi.
Bu tür kişiler kendi duygu ve davranışlarından, başkalarını veya dış olaylar sorumlu tutarlar. Bu durumda başkalarını veya dış çevreyi değişmeye zorlarlar.
Seçenek: Herkes kendi seçimini kendi yapar. Yapma veya yapmama özgürlüğü size aittir. Mutluluğumuz da mutsuzluğunuz da kendi seçimlerinize aittir. Buna dayanarak yukarıdaki örnekleri şöyle değiştirebiliriz:
– Annemin çalışmam için beni uyarmasından hiç hoşlanmıyorum.Bu nedenle inat edip çalışmıyorum. Bu tutumumu sürdürürse sonunda ben zararlı çıkacağım.
– Bazı bencilce davranışlarına kızdım ve arkadaşlığımızın bitmesine göz yumdum.
MUTLULUĞUNUZUN VEYA MUTSUZLUĞUNUZUN

SORUMLULUĞU SİZE AİTTİR…

“MELİ – MALI” LAMAK

– Üniversite sınavını kazanmalıyım.
– Ders çalışmalıyım.
– Bencil olmamalısın.
Yukarıdaki örneklere dikkat ederseniz bir kesinlik olduğunu görürsünüz. Hem kendimizin hem de başkalarının nasıl olacağı, ne yapacağı yasalaştırılmıştır. Bu düşünce tarzına sahip kişiler genelde gergin, kendinden çok başkalarının beklentilerine göre davranan bir kişilik özelliği sergilerler. Dolayısıyla bu düşünce tarzı, kaygıya ve kızgınlığa davetiye çıkarır.

Seçenek: “Sonu -meli, -malı ile biten kelimeler, şart kesinlikle, mutlaka, olmazsa olmaz, gerekir, zorunda vb.” yasalaştırılmış mesajı veren kelimeler yerine, “-ebilir, -abilir, isterdim, tercih ederdim, hiç istemezdim, her şeyden çok isterdim vb.” sözlerini kullanın. Bu dil dönüşümü çalışmasını yaparken, kendi kullandığınız sözcüklere olduğu kadar, başkalarının sözcüklerine de dikkat edin.
Yukarıdaki örnekleri yeniden değerlendirecek olursak şöyle diyebiliriz:
– Üniversite sınavını kazanmayı her şeyden çok istiyorum.
– Şu anda ders çalışabilirim.
– Bencillik yapmamanı tercih ederdim.

TERCİHLERİ KANUNLAŞTIRMAYIN.

ESNEK KURALLAR – ESNEK DEĞERLER.

KONTROL YANILGISI

– O olay beni mahvetti.
– Beni kızdırdın.
– Asla günde 4 saat çalışamam.
– Üniversiteyi kazanamazsam ailem perişan olur.
Bu düşünce yapısına sahip olan kişiler için her şey başkalarının elindedir. Onun nasıl bir insan olduğunu belirleyen, çevresidir. Başka insanların duygularından ve başına gelenlerden kendilerini sorumlu tutarlar. Kendi güçlerini yetersiz bulurlar. Tüm güç başkalarındandır.

Seçenek: Doğru, haklı, yeterli… olma yetisi yalnızca başkalarına mı verilmiştir? Siz düşünüp harekete geçemez misiniz? Fiziksel ya da zihinsel olarak herkese göre daha mı zayıfsınız? Herkes seçiminde özgürdür tıpkı sizin gibi.

Örneklerdeki ifadeler, başa gelenlerin sorumluluğunu olaylara ve kişilere yükler. Oysaki olaylar nötrdür. Olaylardan nasıl etkilelendiğinin sorumluluğu, kişinin kendisine aittir. Aksi halde vücudumuzda birçok duygu düğmelerinin olduğuna, kişi ve olayların bizim bu düğmelerimize basarak bize bu duyguları yaşattığına inanıyor olurduk. Oysaki kişiler bir robot gibi aynı olaya aynı tepkiyi vermezler. Örneğin; “köpek”ten kimi insan korkar, kimi sever, kimi umursamaz… Bu duyguları yaşatan köpek değil, insanların köpeğe yükledikleri anlamlardır. Buda geçmiş yaşantılardan kaynaklanan çok karmaşık bir süreçtir. Kullandığımız sözcükler, düşüncelerimizi de ifade ettiği için, başka sözcükler kullanarak düşüncelerimizi de, doğru yönlendirebiliriz. Bu nedenle örnekteki ifadeleri aşağıdaki gibi değiştirebiliriz:

§ olaydan olumsuz yönde etkilendim, kızdım.
§ Günde 4 saat çalışmayı hiç denemedim. Gözümde büyüyor. Ancak, yapmam için kendimi zorlarsam yapabilirim. O halde istesem 4 saat çalışabilirim.
§ Üniversiteyi kazanamazsam, benim kadar ailem de çok üzülebilir.

HERKES KENDİNDEN SORUMLUDUR…
KENDİ DÜŞEN AĞLAMAZ…

ETİKETLEME

– Çok sorumsuzsun.
– Ben çok kaygılı bir insanım…
Yukarıdaki ifadelere benzeyen konuşmalar yapan kişiler, aşırı genellemeler yoluyla kendilerini ve başkalarını değerlendirirler.
Seçenek: “Tembel, dağınık, kıskanç, çekingen, saldırgın vb.” sıfatları genellemeyiniz. Bunu için “hangi olay, kaç kere, kim, nerede, ne zaman” gibi soruların yanıtlarını da verin. Örneğin;
– O konuda sorumsuz davrandın.
– Sınavlar sözkonusu olduğunda çoğunlukla kaygılanıyorum.

Başarı Üniversitesi : Öss adayları için "doğru düşünme" rehberi!

TOPTANCILIK YERİNE PERAKENDECİLİK YAPIN.

YAPANI YAPILANDAN AYIRIN.

FİLTRELEME
– Üniversiteyi kazanamazsam annem mahvolur.
– Matematik”ten 1 almam felaket.
Belirli bir olayı, bireyi tek bir öğesine dayanarak saf dışı eder.
Seçenek: “Korkunç, felaket, iğrenç, çekilmez, mahvoldum…” sözcüklerini kullanmamaya çalışın. Bunların yerine; bana göre, çok zor, üzücü, dayanmakta zorlanıyorum…” deyin. Yukarıdaki örnekleri şöyle değiştirebiliriz.
– Üniversiteyi kazanamazsam annem çok üzülür.
– Matematik”ten 1 almam canımı sıktı.
ODAK DEĞİŞTİR…. BÜYÜLTECE GEREK YOK….
YÜZDELERLE DÜŞÜNÜN.

SÜPERMEN SENDROMU

– Mükemmele ulaşamıyor olmak ikinci sınıf insan olmaktır.
– Çoğu kişinin mükemmel evliliği, işi, yaşantısı vardır.
– Aptal gibi görünmemek için bilgi, tavır ve düşüncelerim doğru olmalıdır.
– Ya kendine yeten ve güvenen biri olursun, ya da zayıf ve önemsiz biri.
– Birisinden yardım ve öğüt istemek, kendi zayıflığını kabul etmek anlamına gelir.
– Bir şey, mükemmel yapılmayacaksa hiç yapılmasın daha iyi.
Bu kişiler görüldüğü gibi mükemmel olunması gerektiğine inanırlar. Dolayısıyla da süpermencilik oynarlar. “Her şeyde iyi ol. Olmasan da öyle görün” felsefesiyle hareket ederler. Bu durum, başarılması hemen hemen olanaksız olduğu için bol bol mutsuzluk, kaygı ve engellenmeye yol açar. Aşırı yüksek hedefler, hatasız olmak gibi beklentiler nedeniyle, ya sorumluluk almaktan kaçınacaklar ya da sorumluluk aldıklarında tedirgin ve kaygılı olarak bu işi yapacaklardır.

Seçenek: “Mükemmel” olarak değerlendirdiğiniz kişileri gözlemlediğinizde onların da mükemmel olmadığını farkedersiniz. “Mükemmel” olmak yerine “yeterli” olmayı hedefleyin. “Başkalarıyla” değil “kendinizle” yarış içinde olun. Düne göre bugün, küçük de olsa gelişimler gösterin. Küçük, ulaşılabilir hedeflerle istediğiniz yere ulaşın. Sonuç istediğiniz gibi olmasa da “çabanızı” görün, kendinizi kutlayın. “Biliyorum” demeyi deneyin. Eksiklik ve başarısızlıklarınızdan söz edin. Böylece çevreniz sizin de hata yapabileceğinizi farkedip sizi makul sınırlarda değerlendirecektir.

ULAŞILABİLİR GERÇEKÇİ HEDEFLER BELİRLEYİN….
HATALAR İSTENMEZ ANCAK YASAK DEĞİLDİR….
HATALAR ÖĞRENME ARAÇLARIMIZDIR….

ZİHİN OKUMA

– Bana bakışından suçlu olduğunu hemen anladım.
– Benimle ilgili kötü şeyler düşündüğüne eminim.
Bu kişiler, başkalarının ne düşündüğünü, ne hissettiğini bildiklerini varsayarlar. Bu tür önyargılar içinde olanlar, herkesin kendileri gibi düşündüğünü varsayarlar.
Seçenek: Her insan, aynı olaylar ve durumlar karşısında, aynı duyguları hissetmeyebilir. Ne hissettiğini ve ne düşündüğünü karşınızdakine sormadan bilemezsiniz.
KENDİ KENDİNİZE GELİN GÜVEY OLMAYIN.

AŞIRI GENELLEME

– Hiç başarılı değilim. Üniversiteyi kazanamayacağım.
– Bütün insanlar çok bencil.
– Çok dağınığım.
– Babamla aram hiç iyi değil.
Yukarıdaki konuşmalara benzer ifadeler “bir özellik, bir bütünün ta kendisidir” inancını taşır. Böyle düşünen insanlar bir kişinin birkaç davranışına bakarak onun geçmişte ve gelecekte hep aynı davranışı gösterme eğilimi içinde olduğuna inanırlar. Oysa tanıma süreci devam ediyordur ve tüm davranışlar, olaylar henüz görülmemiştir.

Seçenek: “Her şey, tümüyle, her zaman, hiçbir zaman, asla, herkes…” gibi kesinlikle belirten sözcüklerin yerine “belki, bazen, birçok kez, çoğu kez, birkaç kez…” gibi esnek sözcükler kullanmaya gayret edin. Bu değişikliğe dayanarak yukarıdaki ifadeler şöyle olabilir:
– Bazı derslerdeki başarımdan memnun değilim. Üniversiteyi kazanmam için eksiklerimi tamamlasam iyi olur.
– Ayşe”nin, Burçak”ın yaptığı bazı davranışları çok bencil buldum.
– Çoğu zaman odamı dağınık bırakıyorum. (Dağınık bırakmadığım zamanlar da var. Gelecekte de istersem derli toplu olabilirim.)
– Babamla aram, eve geç kalma konusunda bu günlerde iyi değil.
DEREYİ GÖRMEDEN PAÇALARI SIVAMAYIN…

Kesintisiz Öğrenme : Öss adayları için "doğru düşünme" rehberi!

FELAKET TELLALLIĞI

– İstediğimi yerine getirmedi; demek ki beni sevmiyor.

– Sınavı kazanamayacağım. Bu da benim sonum olacak.
Bu tür düşünen kişiler, bir olayın en kötü olasılıklarını gözden geçirirler. “Geçmiş” ve “Gelecek” arasında gidip gelerek “bugün”ü unuturlar. Kaygılı kişiler oldukları ve “bugün”ü olumsuz düşünerek yaşadıkları için genelde üretken değillerdir. Temkinlilikle tedirginliği birbirlerine karıştırabilirler. Başaramayacakları endişesiyle hareket ettiklerinden, zamanlarını kendilerini geliştirmek yerine kaygı üreterek geçirirler Bu nedenle de genelde korktukları başlarına gelir.

Seçenek: Hiç risk almadan başarılı olmuş kişilerin sayısı azdır. Bir tek olumsuzluk ya da hata genellenemez ve sonucun kötü olacağı anlamına gelmez. Sizi tedirgin eden durumları saptayın. Bunlardan istediğiniz birini seçin (Başlangıç için çok zor, uzun vadeli hedeflerden uzak durun). “Keşke, ya … olursa, …. olmaması felaket olur vb.” yerine “Şu anda ne yaparsam bu durumla beşedebilirim?” şeklindeki sorularla, sorununuza yapıcı çözüm yolları arayın. Olumlu bir sonuç elde ettiğinizi düşünün. O anı günde birkaç kez gözünüzde canlandırın. Olumsuz olasılıkları önceden belirlediğiniz saatlerde birkaç kez 15”er dakika düşünün. Bu olumsuz düşünceler, belirlediğiniz saatler dışında aklınıza geldiğinde erteleyin (unutmayın ki düşünmek istemli bir eylemdir). İstemli olarak düşünüp, düşünmemeyi becerdiğinizde şunu hatırlayın. Ben ürettiğim bir şeyi, istersem üretmeyebilirim.
Yukarıdaki örnekleri düşünürken olumlu olun.

– İstediğimi yerine getirmedi. Bu tutumu benim şahsıma yönelik olmayabilir. Belki istediğim şey hoşuna gitmedi. Bunu ona sormadan bilemem.

– Sınavı kazanıp kazanamayacağı şimdiden bilemem. Ama kazanma olasılığımı artırmak için şu an çalışabilirim.

PEŞİN VERGİ ÖDEMEYİN.

OLUMLU DÜŞÜNÜN.

FEDAKARLIK SEFERBERLİĞİ

– Senin için ne fedakarlıklar yaptım…

– O mutlu olsun diye nelere katlandım.
Bazı kişiler başkalarının istekleri doğrultusunda yaşayıp fedakarlık yapmanın mutluluk getirdiğine inanırlar. Bu inanca sahip kişiler için kendilerinin değil, başkalırın ne hissettiğinin önemi vardır. Bu inancın en ağır bedeli, “kendi benliğimize yabancılaşmaktır.” Bu kişiler için verici olmak alıcı olmaktan iyidir. “Başkalarını memnun etmemek, onların sevgisini kaybetmektir” şeklinde düşünürler.
Seçenek: Tüm fedakarlıklara rağmen umduğunuzu bulamayıp mutsuz olduğunuzda, bunun sorumlusu kim olacak? Kendi ihtiyaçlarınızı ve duygularınızı farkederek hareket edin. Kendinizi atlamayın. Herkesin sizin gibi başkalarının ihtayçlarına duyarlı olması beklenemez. Kendinize en iyi şekilde yine siz yardımcı olabilirsiniz.
FEDAKARLIK GELECEĞE YATIRIM OLMAMALI…

ADİL OLMA YANILGISI
– Arkadaşlarımın ana-babaları izin verirken sizin vermemeniz haksızlık.

– Herkes eğlenirken benim çalışmam haksızlık.
Bu tür kişiler neyin adil olduğunu herkesten daha iyi bilir, kurallara bağlarlar.
Seçenek: Adalet güzel şey. Keşke herkes adil davransa. Ancak insanların davranış ve duygularını belirli kurallara bağlamak mümkün mü? Yazılı kurallar dışında adalet aramaktan vazgeçin. Yukarıdaki ifadeleri şöyle değiştirebiliriz:

– Arkadaşlarımın ana-babaları gibi sizin de izin vermenizi çok isterdim.

– Birçok kişiyi eğlenirken düşündükçe, kendimi derslere veremiyorum.

İSTEKLERİNİZİ ADALET YAPTIRIMLARINA DÖNÜŞTÜRMEYİN.
UNUTMAYIN “ÖZEL ANAYASA”DAN HERKESTE BİR TANE VAR.

SUÇLAMA

– Ben aptalın biriyim.

– Beni iki saat beklettin.

– Arkadaşlarımın yüzünden ders çalışamadım.
Suçlama, başkalarına ve kendimize olmak üzere iki yönlüdür. Bu kişiler mutsuzluklarına suçlu ararlar. “Geçmişte” olup bitenlerle çok uğraşırlarken “bugün” ve “gelecekte” yapacaklarını ihmal edebilirler.
Seçenek: Siz kendi sorumluluk ve isteklerinizi bilip, karşınızdakine bunları belirtmezseniz, kimse sizin yerinize sizi düşünmez ve anlayamaz. Davranışlarınızdan siz sorumlusunuz. Hoşunuza gitmeyen, size zarar verebilecek şeylere “hayır” deme özgürlüğünüzün olduğunu unutmayın. Örnekleri şöyle değiştirebiliriz:

– O konuda aptalca davrandım.

– Randevuna gelirsin ümidiyle seni iki saat bekledim.

– Arkadaşlarımla eğlenmeyi tercih edip ders çalışmadım.

HERKES KENDİNDEN SORUMLUDUR…
“HAYIR” DEME ÖZGÜRLÜĞÜNÜZÜ KULLANIN.

KUTUPLAŞMIŞ DÜŞÜNCE
– Fizikten nefret ediyorum. Buna karşılık Türkçe”ye bayılıyorum.

– İlker”in canavar olduğunu düşünürdüm. Geçen günkü olaydan sonra anladım ki melek kalpliymiş.

– Ya hep, ya hiç.
Bu tür düşünen kişiler için duygular, lastik top gibi iniş çıkışlar gösterir. Ortası yoktur. Hayatı siyah-beyaz olarak algılarlar.

Seçenek: Kişilerin duygu, düşünce ve davranışlarının her an farklılıklar gösterebileceğini, bir kez iyi davranmakla melek, bir kez de kötü davranmakla şeytan olunamayacağını düşünün. Bir kişi, karşısındakinden bulunduğu ortamdan ya da o andaki ruh halinden, fizyolojik ihtiyaçlarından etkilenerek, benzer durumlarda farklı farklı davranabilir.

SİYAH – BEYAZLARDAN UZAK DURUN.

KAYNAK: “Duygusal Gerilimle Başedebilme.” Ben Değeri Tiryakiliği A.Kadir Özer Varlık

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND