Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Organize olmanın 20 yolu

Depolama alanları açın: Evinizde rahatça hareket edebilmeniz için eşyaların uygun yerlerde durması gerekir. Yaşam alanınızdaki eşyaların ba-zılarını belki de her gün ve sıklıkla kullanıyor olabiliriz. Bazı eşyaları ise örneğin giysiler, battaniye, yorgan, pike gibi tekstil ürünlerini yılın belli dönemlerinde kullanırız. Bu eşyalar ortalıkta durduğunda gerektiğinden fazla yer kaplayabilir. Bu durumda yapmanız gereken onları belli alanlarda depolamak ve ihtiyacınız olduğunda çıkarmaktır. Böylelikle hem evinizi düzenli tutmuş, hem de eşyalarınıza kolayca ulaşmış olursunuz.

Hayır deyin: Hayır demeyi öğrenmek önemli bir adım. Size yardımcı olanlann her isteğine “evet” demek zorunda değilsiniz. Kendinize bir program yapın ve programa uymaya çalışın. Zorunlu olmadıkça programınızı bozacak kişilere de “hayır” demeyi öğrenin.

Toplayın ve kurtulun: Çalışma masanızın üzeri evraklar ve postalarla dolduysa onlardan kurtulmanın yollarını arayın. Masanızın yanına koyacağınız bir geri dönüşüm kutusu sorunlarınızı çözebilir. Açtığınız postaların zarflarını, işinize yaramayan kağıtları bu kutu içerisinde toplayabilirsiniz.

Bir gece önceden hazırlayın: Sabahları ortalıkta koşuşturup durmak istemiyorsanız, bazı şeyleri bir gece önceden hazırlayın. Örneğin ertesi gün ne giyeceğinizi seçin.  Büyük kolaylık olacaktır. Aynı şeyi çocuklarınızın kıyafetleri için de yapabilirsiniz. Ayrıca kahvaltı masanızı da akşamdan hazırlayabilir, kahve makinesini otomatik çalıştırıcıya ayarlayarak sabahlara mis gibi kahve kokusuyla uyanabilirsiniz.

Eskileri atın: Eskimiş, solmuş, kırılmış, bir şekilde kullanılamaz hale gelmiş eşyalarınızdan bir an önce kurtulun. Başkalarına verebileceğiniz eşyaları verin, atılacaklan atın. Böylelikle hem eviniz, hem de zihniniz boşalacak.

Hatıra kutusu yapın: Hepimiz bir şekilde anılarımızla yaşıyoruz. Ama onları ne kadar biriktirebilirsiniz ki? Evinizi anılarla doldurursanız başka şeylere yer kalmayacaktır. Bu nedenle kendinize hatıra kutuları yapın. Bir iki tane büyük kutu alın. Bunlar sizin hatıra kutunuz olsun. Sonrasında evinizde ve hatıralarınızda gerçekten neleri tutmak istediğinize karar verin ve onları bu kutulara yerleştirin. Ancak kendinize şöyle bir söz de verin, bu kutular dolduğunda başka bir kutuya geçmeyin. Kutunuzdan bir eşya seçip onu çıkarın ve yerine yeni anınızı ekleyin.

Yüzde 50 kuralını uygulayın: Eğer yolculuğa çıkacaksanız mutlaka yüzde 50 kuralını uygulayın. Yanınızda götürmek istediğiniz eşyaların tümünü yatağınızın üzerine serin. Ve bunların arasından seçim yaparak yarısını dolabınıza geri kaldırın. Böylelikle yolculuk boyunca gereksiz eşyaları taşımaktan kurtulacaksınız. Bir kıyafeti iki kez giyebilmek için onlarla miks yapabileceğinz alt ve üstleri yanınıza almanız da çok eşya taşımanızı engelleyecektir.

Ruh halinize göre ayarlayın: Evinizi organize edeceğiniz saatleri kendi ruh halinize göre ayarlayın. Ama bunun için enerjinizin en yüksek olduğu saatleri seçin. Eğer sabahları daha enerjik oluyorsanız günün ilk saatleri organize edeceğiniz işler için daha uygun olacaktır. Ama ben bir gece kuşuyum diyorsanız işlerinizi buna göre ayarlayabilirsiniz.

Yazın, hatırlayın: Çoğumuz gün içinde bir şeyleri yapmayı unutuyoruz. Bu da l bazen bizi zor duruma düşürebiliyor. Küçük bir defter edinin ve aklınıza, unutmamanız gereken bir konu, fikir geldiğinde bu deftere not edin. Arada bir defterinizi kontrol ederek her şeyi zamanında yapmayı başarabilirsiniz. Ne kadar kolay değil mi?

Aman unutmamam gerekiyor!: Eğer ofisteyken evinizde yapmanız gereken bir şey aklınıza  gerekirse onu unutmamak için yapmanız gereken şey çok basit. Çevirin evinizin telefon numarasını ve telesekreterinize not bırakın. Eve gidip telesekreterinizi dinlediğinizde yapmak istediğiniz şey aklınıza gelecektir.

Zamana yayın: Evinize yönelik büyük ve önemli işleri gözünüzde çok fazla büyütmeyin. Yapacağınız işi bölümlere ayırarak yapın. Örneğin hurçlarınızı mı düzenleyeceksiniz, hepsini aynı günde düzenlemek yerine her gün bir tanesi yapmayı hedefleyin. Böylece bir iki saat ayırarak işinizi yapmış olur ve kendinize l de gezmek, kitap okumak gibi etkinlikler için zaman ayırmış olursunuz.

Motive olun: Yakın arkadaşlarınıza, akraba ya da iş arkadaşlannıza yapacağınız işleri hangi gün ve nasıl organize edeceğinizden bahsedin. Onlardan bunu zamanı geldiğinde size hatırlatmalannı ve motive etmelerini isteyin. Bu işlerinizi toparlama konusunda size çok yardımcı olacaktır.

Kendinizi ödüllendirin: Günlük işlerinizi yaptıktan sonra hemen arkasından çok  sevdiğiniz bir şeyi yaparak kendinizi ödüllendirin. Kendinize en sevdiğiniz diziyi seyretmek yerine dosya ve kağıtlarınızı toparlamak için 15 dakika ayıracağınıza dair söz verdiyseniz bu sözü yerine getirin. Asla hile yapmayın. İşinizi bitirdikten sonra istediğiniz her şeyi daha keyifle yaptığınızı göreceksiniz.

Fatura klasörü oluşturun: Ne yaparsanız yapın ama ödemeniz gereken faturaları tek dosyada toplamayın. Faturalarınızı, kredi ekstrelerinizi, sigortalarınızı ayrı ayrı şeffaf dosyalara yerleştirip bir klasörde  toplayın. Böylece onları daha kolay bulabilirsiniz.

İş yaparken fit olun: En beğendiğiniz televizyon programını seyrederken pedal çevirin, yürüme bandında yürüyün ya da jimnastik yapın. Telefondayken basit jimnastik hareketleri yapın. Çamaşır ya da bulaşık makineniz çalışırken bir kenarda oturup onların bitmesine beklemek yerine spor yapın. Çünkü bu zamanlar kendinize ayırabileceğiniz en güzel anlar.

Oyun haline getirin: Aile ve çocuklarınızla güzel bir oyun oynayabilirsiniz. Oda toplama, kirli çamaşırları düzenlemek gibi işleri çocuklarınızla oyun haline getirerek yaparsanız onlar da bundan keyif alacaktır. Onlara 10 dakika zaman tanıyın ve bu sırada odalannı düzenlemelerini isteyin. Eğer işlerini zamanında tamamlarlarsa, mesela onların sizinle birlikte kurabiye yapmalarına izin verin.

Hedef kartlarını unutmayın: Bir yabancı dil öğrenmek ya da bahçenizde bir şeyler yetiştirmek gibi hobileriniz varsa hedefinize kitlenmek için küçük kartlar alın. Bu kartlara yapmak istediğiniz şeyleri yazın ve bunları önem sırasına göre dizin. Hedeflerinizin arasına bir tarih yazın. Ve yapmak istediklerinizi o tarihe kadar gerçekleştirin. Her gerçekleşen iş ardından hedef kartınızı yırtıp atmak oldukça keyifli olacaktır.

Her gün birazını yapın: Evinizi bir seferde temizlemek ya da düzenlemek yerine her gün biraz zaman ayırarak bunu başarabilirsiniz. Küçük kartlar alıp bunların üzerine temizleyeceğiniz yerleri ve tarihleri yazın. Örneğin kart 1: banyoyu temizle, kart 2: elbiseleri yıka, gibi… Sonra yapılacak iş kartlarını bir kutuda toplayın ve iş bittikçe kartları atın, ancak bunu yaparken kutuya birkaç tane de boş kart atmayı unutmayın. Bu, o günün size ait olacağını gösterecektir. Bütün kartlar bittiğinde işe yeniden başlayabilirsiniz. Bu sistemi çocuklarınıza da uygulatabilir, alışkanlık edinmelerini sağlayabilirsiniz.

Yaptığınız plan işlemezse… : Yaptığınız plan işlemezse hemen ikinci bir plan geliştirin. Mesela trafik çok mu sıkıştı, kaza mı oldu, hava şartları mı sizi engelliyor, önemli değil. Eğer siz bunlar için alternatif bir plan geliştirdiyseniz günlük işlerinizi de çok kolay halledebilirsiniz. Önemli olan ikinci planınızın olması. Ancak işlerinizi halletmeden önce mutlaka ikinci bir planı da düşünmenizde fayda var. Böylece olumsuz bir şeyle karşılaştığınızda ikinci bir plan hazırlamak için zaman kaybetmezsiniz.

Zamanı doğru kullanın: Programınızın içinde 5 dakika ya da daha az zamanda halledebileceğinizi düşündüğünüz işler olabilir. Örneğin maillerinizi kontrol etmek sizin için 5 dakika gibi gözükse de, aslında bu iş çok daha fazla zamanınızı alabilir. Çünkü maillerinizi bir kere okumaya başladığınızda cevap yazmanız ya da telefon etmeniz gerekebilir. Ve bu durumda gerçekten de 5 dakika sürebilecek bir iş uzayabilir.

 

KAYNAK: Milliyet

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Dedikodu Faydalı Olabilir Mi?

Dedikodu toplum içinde çoğunlukla olumsuz olarak değerlendirilir. Acaba dedikodu faydalı olabilir mi? İngiliz bilim insanları bunu araştırıyor.

Dedikodunun olumlu işlevleri

Dedikodu tehlikeli ve dışlayıcı olabilir, ama ondan kaçınmak mümkün değildir…

Dedikodu genellikle kötü bir şey olarak görülür. Oysa ortak iş yapma ve bilgi paylaşımı açısından dedikodu önemli bir işlev görebilir. Ayrıca sanılanın tersine dedikodu daha çok olumlu içeriğe sahiptir.

Dedikoduya çoğu zaman kötü gözle bakılır. Ama küçük gruplarda yararlı olabilir.

Ancak burada dedikodu tanımını netleştirmek gerekiyor. Çoğumuz için dedikodu, orada olmayan bir kişi hakkında gevezelik etmektir. Oysa sosyal bilimciler dedikoduyu, orada olmayan kişi hakkında iyi veya kötü bir değerlendirme içeren iletişim olarak adlandırıyor.

Bu tür gayrı resmi iletişim, bilgi paylaşımı açısından önemli görülüyor. Dedikodu sosyal dayanışma bakımından gerekli bir şey; toplumsal bağları kuvvetlendiren, sosyal normlara açıklık kazandıran bir işlev görüyor.

Yaygın kanının tersine dedikodu çoğu olumsuz değil, olumlu veya nötr içeriklidir. Bir araştırmaya göre, İngiltere’de yapılan dedikoduların sadece yüzde 3-4 kadarı olumsuz içeriğe sahip.

Uzmanlar dedikodunun genellikle doğru olduğunu, yanlış bilgi içeriyorsa bunun söylenti olarak adlandırılması gerektiğini söylüyor.

Baltimore Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Sally Farley ile Hollywood’da film yapımcısı Harvey Weinstein hakkındaki cinsel taciz iddiaları üzerinden bir yıl geçtikten sonra konuşuyoruz.

Şikayetlerini ciddiye alan resmi mekanizmaların yokluğunda, kadınların bilinen tacizcilerden korunmasında fısıltı ağlarının da rolü olduğu düşüncesi ortaya çıkıyor.

Farley, #MeToo hareketinin kadınların mücadelesinde ve ağırlığını koymasında önemli olduğuna inanıyor. Ona göre, bu hareket “dedikodu tanımına uyuyor”.

“Başkalarıyla ilgili bilgiler öğrenmeye hevesliyiz. Resmi iletişim kanallarına ulaşamadığımızda, dedikodu ağları gibi gayrı resmi kanallara yöneliyoruz.”

Cinsiyete göre dedikodu

Kadınların erkeklerden daha fazla dedikodu yaptığına dair yaygın kanıya rağmen, bunu doğrulayacak hiçbir veri bulunmuyor.

Ancak kadınların ve erkeklerin dedikodu şeklinin farklı olduğu biliniyor. Erkekler dedikoduya daha çok kendilerini övmek için başvuruyor ve bu eylemin adı genellikle “bilgi aktarımı” ya da “irtibat halinde olmak” oluyor.

Kadınlar ise birçok ayrıntı ve hareketli tonlarıyla dedikoduyu daha eğlenceli hale getiriyor. Bu yüzden, erkekler dedikodu yaptığında öyle görülmeyebiliyor.

Ünlülerin dedikodusu

Ünlü isimlere yönelik dedikodular ise eğlenceden öte bir işlev görüp farklı kimlik ve aidiyetlerin test edildiği bir alan olarak kullanılabiliyor.

İnsanlar kendileriyle ilgili başka türlü paylaşamayacağı konuları bu yolla gündeme getirebiliyor.

Sahte haber salgını

Sahte haber salgını gibi daha yaygın eğilimler de bu yolla tartışmaya açılabiliyor. İnsanlar neyin gerçek, neyin sahte olduğunu bulmaya çalışmanın eğlenceli olabileceğini söylüyor.

Ancak gazetecilik gibi sadece eğlence amaçlı olmayan alanlarda bu tür eğilimlerin yaygınlaşması, kamunun ihtiyacı olan bilgiler bakımından meşruiyet krizi sorununu gündeme getiriyor.

Güç ve etki araçları sınırlı gruplar, kendi kanallarını oluşturarak gerçeği kendine göre yorumlama yolunu tutabiliyor.

Bunun bazı yararları görülebilir. Medya patronu erkeklerin tacizci davranışları konusunda kadınların birbirini uyarması gibi.

Ama yanlış bilgilerin yayılmasına neden olan dedikodular yoluyla bazı insanların itibarının haksız yere zedelenmesi veya şiddete yönelme gibi olumsuz etkileri de olabiliyor.

Kişiler doğrudan kendi gözlemleri yerine, söz sahibi olduğuna ve tanıdıklarına inandıkları insanların ağzından çıktığı için dedikoduya daha fazla itibar edebiliyor.

Örneğin Facebook’un popüler bir haber kaynağı olarak görülmesini ele alalım. Bir arkadaşımız veya akrabamız, doğruluğu kanıtlanmamış siyasi içerikli bir makaleyi paylaştığında, onları güvenilir bir kaynak olarak gördüğümüzden inanma eğilimi gösterebiliyoruz.

İnsanın sosyal bir varlık olması manipülasyonu kolaylaştırabiliyor.

Ancak genellikle olumsuz içerikli dedikoduların önü hızla kapanır. Bu dedikoduları yapan insanların kendi çıkarlarına hizmet eden maksatları kısa zamanda anlaşılır ve bu insanlar pek sevilmez ve saygı görmez.

Fakat özellikle bilim dışı inançların ve ekonomik güvensizliğin yaygın olduğu bölgelerde veya dönemlerde dedikodu tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

Yine de dedikodu eşitlik idealini güçlendiren bir araç olarak yararlı bir sosyal işlev görebilir. Örneğin, ani ve esrarengiz bir şekilde zengin olan bir insan dedikodunun hedefi haline gelir. Bu zenginliğin kaynağının kötücül güçlere dayandığını düşünme eğilimi güçlüdür. Ama bilgi paylaşımı yoluyla bu kuşkuların giderilmesi sosyal uyum açısından önemlidir.

Nasıl daha yararlı olabilir?

Peki dedikodunun zararları giderilerek nasıl daha yararlı hale getirilebilir?

Manchester Metropolitan Üniversitesi’nde sosyal psikoloji uzmanı Jennifer Cole’a göre, bunun için, dedikodunun gizli tutulması, yararlı kılınması, yalana dayanmaması, dinleyenlerle bağlantı kurabilmesi ve anonimlikten uzak durması gerekir.

Toronto Üniversitesi’nde antropolog Bianca Dahl ise dedikodu ve yanlış bilgilendirmenin duygusal temellerini anlamak gerektiğini vurguluyor. Örneğin Botswana köylerinde bu, AIDS ‘e yol açan HIV virüsünün bulaşması ile ilgili yanlış bilgilerin önlenmesi arzusu, Amerika’nın küçük kentlerinde ise sosyal değişim korkusu olabilir.

“Bu inancın duygusal kaynağına yanıt vermek ve onun insanlar için nasıl bir işlev gördüğünü anlamak gerekir” diyor Dahl. “İnançlarımıza sarılmamızın bir nedeni de bu inançların sağladığı duygusal gerçektir.”

Dedikodu tehlikeli ve dışlayıcı olabilir, ama ondan kaçınmak mümkün değildir ve olumlu bir işlev görebilir. İnsanların neden dedikodu yaptığını anlamak, zararlı inançlara karşı mücadelede etkili olabilir.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

İngilizce bilmeden ABD’ye gitti, profesör oldu

Mehmet Toner tek bir İngilizce kelime bilmeden gittiği ABD’de Harvard tıp profesörü olarak risk alınmadan başarılı olunmayacağını gösterdi.

Tek kelime İngilizce bilmeden ABD’ye gidip profesör oldum

Kanserli hücreleri teşhis eden çip geliştiren Profesör Mehmet Toner, SÖZCÜ’ye konuştu. Profesör Toner, İTÜ mezunu bir makine mühendisi ama aynı zamanda Harvard’da bir tıp profesörü. ‘Risk almadan başarılı olamazsınız’ diyen Toner’in İstanbul’dan ABD’ye uzanan başarı öyküsü…

Bugün sizi müthiş bir Türk bilim insanı ile tanıştırmak istiyorum; Türkiye’de Bilim Akademisi, ABD’de Ulusal Mühendislik ve Ulusal Mucitlik Akademileri üyesi olan Profesör Mehmet Toner ile… Profesör Toner aslında İTÜ mezunu bir Makine Mühendisi, ama aynı zamanda Harvard’da bir Tıp Profesörü! Amerika’nın aklınıza gelen en prestijli okullarında bulunmuş. Halen Harvard’a bağlı Massachusetts General Hastanesi Biyomikro Elektromekanik Sistemleri Merkezi’ni yönetiyor. Ve orada ekibiyle geliştirdiği çip, 2 milyondan fazla hücreye bakıp kanserli hücreleri bir saniye içinde teşhis edebiliyor. Bu yöntem, kanser hücrelerinin bulunmasına yönelik şimdiye kadar bulunmuş en hassas test. Böylece doğru hastaya, doğru ilaçla doğru dozda tedavi uygulanabiliyor. Mehmet Toner ve ekibinin bu çalışması tam 100 milyon dolar değerinde! Kendisiyle İstanbul’da Contemporary Art Fuarı için katıldığı Çağdaş İstanbul Sanat, Kültür ve Eğitim Vakfı konferansından sonra konuştum…

– Çok enteresan bir kariyer öykünüz var. Moda’da büyümüşsünüz, Saint Joseph’de okumuşsunuz…

Çok zor girdim okullara, zor da çıktım! İyi bir talebe değildim, yedek listelerden filan kazandım okulu. Cerrah olmak istiyordum, makine mühendisliği bölümünü kazandım. İyi ki öyle olmuş, benim için en güzel başarısızlıktı bu!

TOEFL’A HİÇ GİRMEDİM

– Ne yazık ki Türkiye’de gençler başarısızlığı bu şekilde algılamıyor… Hiçbir risk almıyor.

Risk almayan bir insanın başarılı olması mevzu bahis değil. Mesela ben tek kelime İngilizce bilmeden kalktım Amerika’ya gittim. Fransız okulu mezunuyum. İTÜ’den bir hocamın tavsiyesi ile MIT’e başvurdum.

– Dünyanın en zor ilk 5 üniversitesinden biri MIT… Sizi nasıl aldı?

Beni MIT İngilizce TOEFL sınavlarını geçme şartı ile kabul etti. Baktım yaz okulunda İngilizce öğrenemiyorum, tercüman olarak bir arkadaşımı aldım yanıma, dekan ile konuşmaya gittim MIT’te. Ben anlatıyorum, arkadaşım çeviriyor. Ben diyorum ki dekana “Matematiğim iyidir, İngilizce bilmesem de dersi geçerim, o arada da İngilizce öğrenirim.” Adam da “tamam” dedi! Ve MIT’e böyle başladım. İngilizce öğrendim. Hiçbir gün de TOEFL sınavına girmedim. Ne mevzuat dediler ne de başka bir şey…

– Matematikte de olağanüstü başarılı olmuşsunuz sanırım?

Ben iki tane ileri seviyede matematik dersi aldım, derslerin kitaplarını da yazan Hildebrand isimli çok meşhur bir hoca. Yıl sonunda beni arayıp “ofisime gel” dedi. Eyvah! dedim ben… TOEFL’ım olmadığını anladı, beni atacak ülkeden… O korkuyla gittim “Sen bütün sınavlardan 100 almışsın, ama derse kayıt yapmamışsın. Ben seni kaydettim, derslere de gelmene gerek yok” dedi. İşte açık görüşlü bir eğitim sistemi böyle bir şey, gençlere ve insana verdiği değer çok büyük.

CERRAH OLMAK İSTERDİM AMA KAZANAMADIM

Özlem Gürses’in sorularını yanıtlayan Profesör Mehmet Toker, “Aslında cerrah olmak istiyordum ama hiçbir tıp tercihime giremedim. Makine mühendisliğini kazandım. İyi ki öyle olmuş, benim için en büyük başarısızlıktı bu” dedi

BİZİM GENÇLERİMİZDE SORUN YOK, SİSTEMDE SIKINTI VAR

– Kanser tarama çipi projesi size bir eşik atlattı.

Aslında bu proje de tamamen bir başarısızlıktan çıktı. Harvard Tıp Fakültesi’nde profesörlüğüm geldiğinde bazıları bilim donanımımı yetersiz bulmuşlar, dolayısıyla ünvanımı alamadım. İki gün uyuyamadım, üçüncü gün kalktım “dünyanın sonu değil” diyerek endüstriye geçmeye karar verdim. Bir şirket kurup, fikirlerimin patentlerini alıp ürün çıkarmak üzere harekete geçtim. Bir yıl sonra beni profesör yaptılar fakat ben çok ilerlemiştim ve böylece bu araştırma merkezine geldim. Bana kötülük yapmak isteyenler bana en büyük iyiliği yapmış oldular!

– Biraz da Türk diasporasından söz etmenizi istiyorum. Biz insan kaynağımızı kaybettik diye üzülüyoruz ama bu kişiler dünyanın her yerinde olağanüstü başarılar elde etmişler, gittiğim her ülkede görüyorum…

Bir soru ile başlayayım: “Bir çölde orman yetiştirebilir misiniz ?” Yetiştiremezsiniz. Peki “bu suç, ağacın mı çölün mü ?” Suç ağacın değil. O fidanı alıp başka bir yere koyduğunuz zaman yemyeşil oluyor. Ama ekosisteminiz buna uygun değilse, imkan vermiyorsa ne yaparsanız yapın olmuyor. Hatta çölde giderken böyle biraz büyüyen bir ağaç da olursa, bir müddet sonra bakıyorsunuz o da kalmamış! Bizim gençlerimizde bir sorun yok ki sistemde sıkıntı var.

– Ne gibi?

İşi ehline veremedik. Gençlerin merakını zedeledik, hata yapmalarına izin vermedik, oysa ancak böyle ileri gidilir. Bugün MIT’te, Harvard’da, pek çok böyle üniversitede en iyi talebeler inanın Türkler. Demek ki ağaçta bir problem yok, ektiğiniz yerde var. O ağaca yeteri kadar su vermiyoruz, güneş vermiyoruz. Onlar da yeteri kadar yeşeremiyorlar.

Kaynak: Sözcü Gazetesi

Söyleşi: Özlem Gürses

Okumaya devam et

MAKALE

Hafızadaki yüzler resme döküldü

Kanada’nın Toronto Scarborough Üniversitesi’ndeki nörologlar, elektroensefalografi (EEG) verilerine otomatik öğrenme (machine learning) tekniği uygulayarak “hafızadaki yüzleri resme dökmeyi” başardı.

Araştırmayı yöneten Prof. Dr. Adrian Nestor, “Bu çalışmadaki yenilik, EEG verileri ve otomatik öğrenme tekniğini kullanarak katılımcının görsel deneyiminin tahmini bir temsilini yeniden yaratmak” dedi.

Nestor, gönüllü katılımcının kafasına yerleştirilen EEG’nin verilerine ışık tutulduğunu belirtirken, “İnsan yüzü gibi zihinsel temsilleri algıladığımız biçimiyle yeniden oluşturmaya çalıştık” diye konuştu.

Scarborough Üniversitesi’nde EEG verileri üzerine araştırmalar yapan Dr. Dan Nemrodov ise ilk başta bu teknikle hafızadaki yüzlerin resme döküleceğine” ihtimal vermediğini anlattı, “Nestor bana geldiğinde ona bunun zor olacağını ama deneyebileceğimizi söyledim. Sonuçta o kazandı, ben kaybettim. Teknik gayet iyi çalışıyor” dedi.

Yapılan araştırmanın videosu aşağıdadır:

Kaynak: bbc türkçe

Okumaya devam et
Advertisement

TREND