Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Olumlu düşünce mutluluk getirir mi?

Ne kadar çalışırsam o kadar başarılı ve mutlu olurum diyenlerdenseniz, mutluluk gurusu Shawn Achor’a göre yanlış düşünüyorsunuz. Peki mutlu olmak için ne yapmalı?

kişisel gelişim

Ne kadar çalışırsam o kadar başarılı ve mutlu olurum diyenlerdenseniz, mutluluk gurusu Shawn Achor’a göre yanlış düşünüyorsunuz. Peki mutlu olmak için ne yapmalı?

Mutluluk gurusu Shawn Achor, yöneticilerin hem kendi hayatlarında hem şirketlerinde nasıl mutluluk yayabileceklerini ve olumlu beynin avantajlarını anlattı.

Shawn Achor, yıllarca Harvard’da mutluluk üzerine ders vermiş bir pozitif psikoloji uzmanı. Mutlulukla ilgili bildiğimiz pek çok doğruyu kökten sarsıyor. Achor, ‘Ne kadar başarı olursam o kadar mutlu olurum’ anlayışının yıkıldığını söylüyor. Ona göre olumlu yaklaşım başarının ön habercisi. Kişi önce mutlu olmaya odaklanırsa ardından başarı geliyor. Achor, “İşte sosyal çevre geliştiren kişilerin, terfi almada yüzde 40 daha başarılı olduğunu araştırmalarla ortaya koydum. İster yüz yüze ister sanal olarak çalışanların diğerleriyle meşgul olması, birbirlerine destek vermesi işyerinde mutluluk getiriyor” diye konuşuyor.

İş dünyasında “Çok çalışırsam başarırım, başarı elde ettikçe de daha mutlu olurum” anlayışı hakim… Ama mutluluk gurusu Shawn Achor, bu anlayışın tersini savunuyor. “Bu düşünce, hem başarımıza hem mutluluğumuza engel oluyor” diyen pozitif bilimci, her kazandığımız zaferde beynin başarı çizgisini değiştirdiğini ve pozitif psikoloji araştırmalarına göre tüm hayat boyunca her alanda başarı elde edilse de mutluluk seviyesinin aynı kaldığını açıklıyor. Son 10 yılda iş dünyasında giderek daha çokyer bulan pozitif psikolojinin en etkin araştırmacılarından Achor, “Olumlu bir beyin yaratmaya öncelik verirsek her işimiz hızla iyi sonuçlar verir. Modern ekonomide en önemli rekabetçi avantaj, olumlu ve meşgul bir beyin” diye konuşuyor.

Shawn Achor, adını Harvard’da verdiği mutluluk dersleri ile duyurdu. 2007’de mutluluk üzerine araştırmalarını sürdürdüğü ve danışmanlık verdiği Good Think şirketini kurdu. Ardından 2010 yılında “Hapiness Advantage” (Mutluluk Avantajı) ve bu yıl “Before Hapiness” (Mutluluktan Önce) kitabını yayınladı ve iki kitap da en çok okunanlar listesine girmeyi başardı.

“Mutluluğun yüzde 90’ı, kişinin dış dünyayı algılamasına bağlı” diyen Achor, “Nerede olursak olalım, kafa yapımızı değiştirmek için çalışırsak olumluluğumuzu ve dolayısıyla mutluluk seviyemizi artırabiliriz. Bilimsel verilere göre, mutluluk seviyesi arttıkça aynı zamanda başarı oranları da yükseliyor” şeklinde konuşuyor.

Achor’un yaptığı araştırmalar olumlu yaklaşıma sahip çalışanların performansının, olumsuzların en az yüzde 30 üzerinde seyrettiğini de ortaya koyuyor. Olumlu bakış açısına sahip çalışanlar örneğin satışlarda diğerlerine göre yüzde 37 daha yüksek rakamları yakalıyorlar. İşte bu nedenle Achor, olumlu yaklaşımın başarının en kesin ön habercisi olduğunu sürekli vurguluyor. Mutluluk gurusu Shawn Achor, yöneticilerin hem kendi hayatlarında hem şirketlerinde nasıl mutluluk yayabileceklerini ve olumlu beynin avantajlarını şöyle anlatıyor:

Capital: 
İnsan hayatında mutluluk, başarıyla birlikte mi gelir? Başarılı bir CEO aynı zamanda mutludur diyebilir miyiz?

– Biz genelde çok çalışırsam başarılı olurum ve böylece mutlu da olurum diye düşünürüz. Oysa bu formül, bilimsel olarak yıkılmış durumda. Bu düşünce, bizim hem başarımıza hem mutluluğumuza engel oluyor. Her kazandığımız zaferde beynimiz, belirlediği başarı hedeflerini, başarı çizgisini değiştiriyor. Örneğin diyelim ki satış hedefinizi tutturdunuz, yöneticiler sizin hedefinizi artırır. Ya da maaşınıza zam aldınız, bu yeni referans noktanız olur ve siz bir sonraki terfi ya da zamma ihtiyaç duyarsınız. Pozitif psikoloji araştırmalarına göre, tüm hayatınız boyunca her alanda başarı elde etseniz de mutluluğunuz aynı seviyede kalıyor. Ama şu an pozitif bir beyin yaratmaya öncelik verebilirsek ansızın her işimiz hızla iyi sonuçlar verir. Modern ekonomide en önemli rekabetçi avantaj, pozitif ve meşgul bir beyindir.

Capital: Peki yöneticilerin, CEO’ların mutluluğu için bir formül var mı?

– Mutluluğun formülü, herkes için aynı. Tek bir farkla yöneticiler, şirketlerinde mutluluğu yayacak bir dalga etkisi yaratacak fırsata sahip. İlk kitabım ‘Hapiness Advantage’ta, mutluluğu yaratmanın 7 adımı olduğunu aktarmıştım. İşte bu adımlardan şirket içinde en iyi uygulanabileceklerini şöyle aktarabilirim: Kendinize her gün yapacağınız günlük pozitif bir alışkanlık yaratın. Her sabah işe gider gitmez, bu alışkanlıkla güne başlayın. Bu alışkanlık, minnettar olduğunuz üç öğeyi yazmak, 5 dakikalık bir meditasyon ya da işteki iyi bir deneyimle ilgili günlük tutmak olabilir. Hatta en etkilisi, sosyal çevrenizden birine, onu öven ya da teşekkür eden bir mail yazabilirsiniz. Ben Google ve Facebook’ta çalışanları, bu mailleri yazmaya teşvik ettim, sonuçlar çok ümit vericiydi. Yeni kitabım ‘Before Happiness’ta yaptığım bir çalışmada, işte sosyal çevre geliştiren kişilerin terfi almada yüzde 40 daha başarılı olduğunu ortaya koydum. Sosyal çevre, aynı zamanda kişinin yaşam süresinin de artmasını sağlıyor. Biz hayatımızda olumsuzu yenmek için o kadar çok savaşıyoruz ki olumlu olmanın ne kadar güç verdiğini unutuyoruz.,

Capital: Sosyal çevre oluşturma da sosyal medya da etkili mi? Sosyal medya da mutlu ediyor mu?

– Araştırmalarımızda, çalışanların kendilerini destekleyecek ya da yardım edecek insanlara ihtiyaç duyduğunu bulduk. Başarıda da ön belirleyici, bu tip bir sosyal çevreyi kurabilme yeteneği olarak görülüyor. İster yüz yüze kişisel yollarla ister sanal olarak çalışanların diğerleriyle meşgul olması, birbirlerine destek vermesi işyerinde mutluluk getiriyor. Sosyal çevre, mutluluk seviyesinde en önemli öğelerden biri. En büyük 500 şirketin çalışanlarında ve yöneticilerinde ya da Harvard’daki öğrencilerde şunu gözlemledim: Strese girdiklerinde, daha çok çalışmaları gerektiğine inanıyorlar ve kendilerini destekleyen sosyal çevrelerinden ayrılıyorlar. Bu durumda daha yorgun olmanın yanında daha depresif oluyorlar ve stresle daha zor başa çıkıyorlar. Gerçekte en iyi performans gösteren yöneticiler, stresli zamanlarda da kendilerini sosyal ortamdan mahrum bırakanlardan değil, sosyal çevrelerine yatırım yapmaya devam edenlerden çıkıyor. Eğer Facebook gibi yerlerden bağlantı kurduğunuz arkadaşlarınızla dışarda da yüz yüze görüşmeye başlarsanız verdikleri sosyal destek artıyor.

Capital: 
Mutluluk insana iş hayatında ne gibi artılar veriyor?

– Mutluluğun yüzde 90’ı, kişinin dünyayı algılamasına, kafa yapısına bağlı. Nerede olursak olalım, kafa yapımızı değiştirmek için çalışırsak iyimserliğimizi ve dolayısıyla mutluluk seviyemizi artırabiliriz. Bilimsel verilere göre, mutluluk seviyesi arttıkça aynı zamanda başarı oranları da yükseliyor. Vizyon sahibi olumlu çalışanlar, genelde işlerinden memnun kişiler. Psikolojik olarak çok zor yıpranır ve yüksek performansla çalışırlar.

Capital: İşteki verimliliğini de etkiliyor mu?

– İlk kitabımda yaptığımız araştırmalar, olumlu yaklaşıma sahip çalışanların performansının, olumsuzların en az yüzde 30 üzerinde seyrettiğini ortaya koyuyor. Olumlu bakış açısına sahip kişilerin stres ortamında enerjileri, yüzde 23 daha yüksek oluyor. Satışlarda diğerlerine göre yüzde 37 daha yüksek hedefleri yakalıyorlar. Bu tip insanların enerji seviyeleri, satış sonuçları yükselirken işten ayrılma oranları da düşüyor. Olumlu davranışa ve bakış açısına sahip doktorların, doğru teşhis koyma oranları bile yüzde 50 yükseliyor. Olumlu yaklaşım, başarının en kesin ön habercisi.

Capital: CEO’lar stresle nasıl başa çıkabilir?

– CEO’lar, şirketleri için rol model oluşturur. Alia Crum, Peter Salovey ve ben, yakın dönemde bir çalışma yayımladık. Bu çalışmaya göre kişiler, stres hakkında düşüncelerini değiştirerek, strese verdikleri reaksiyonu belirleyebiliyor. Stres aslında hafızayı ve zekayı ilerletiyor, ilişkileri derinleştiriyor. Bir arkadaşımla UBS şirketinde, yöneticilere stresi nasıl olumlu görebileceklerine dair 3 dakikalık bir video gösterdik. Altı hafta sonra bu eğitime gelen yöneticilerin performansları yükselmişti ve diğer çalışanlara göre yorgunluk nedenli hastalıklarında yüzde 23 düşüş gösterdiler.

rethinkstress.com sitesinde online bir dersimiz var. Burada stres hakkında bilgi veriyoruz, stresi kabul etmeyi ve onu hayata dahil etmenin yolunu 3 adımda gösteriyoruz. İşin aslı, biz önemsediğimiz için strese giriyoruz. Stres aslında biyolojik bir yanıt ve biz bunu avantaja dönüştürebiliriz. Ama biz stresin bu anlamını unutursak, bir tehdit olarak görmeye başlarsak, sağlığımız üzerinde yüzde 23 negatif etki yaratıyor. Sonuçta stres kaçınılmaz ama sonuçları değil… Bizi nasıl etkilediğini değiştirebiliriz.

Capital: Çalışanların ve hatta yöneticilerin bile iş hayatında mutsuz olduğunu gösteren pek çok araştırma okuyoruz. Şirketler bunu nasıl değiştirebilir? Çalışanlarını daha mutlu etmek adına neler yapabilirler?

– Benim kitabımdan yola çıkarak, çalışanlarını mutlu olmaları konusunda cesaretlendiren pek çok şirket örneğine sahibiz. Örneğin özel bir çağrı merkezi Ruby, kitabı okuduktan sonra elemanları için bir “mutluluk güncesi” yarattı. Her gün çalışanlarından minnettar oldukları 3 şeyi listelemeleri, o gün memnun oldukları bir pozitif gelişmeyi ve son 24 saat içinde onları mutlu eden bir iş deneyimini yazmalarını istediler. Bu günlük öncesi çağrı merkezinde 1.000 çağrıda 1 hata oluşurken, bu çalışmadan altı hafta sonra hata oranı yüzde 60 düştü. Artık her 2 bin 500 çağrıda 1 sorunla karşılaşıyorlardı.

Capital: Kitabınızda “Mutluluğunuz, başarı seviyeniz ya da sağlığınızda bir değişiklik yapmadan önce yeni bir dünya gerçeği oluşturmalısınız. Bu, pozitif değişim yaratma yeteneğinizi gösterir” diyorsunuz. Kişi dünyaya bakışını, gerçeğini nasıl değiştirebilir?

– Bir kişi mutluluğunda ya da sağlığında bir değişim yapmadan önce beyni bu değişimin olup olamayacağına dair bir gerçeklik belirlemiş oluyor. Temelde, bu gerçeklik de bu değişimi yapıp yapamayacaklarını belirliyor. Bazı insanlar, dünyayı kendi genlerinden ibaret görür. Bu kişiler istedikleri kadar konuşma izlesinler, tonlarca olumlu düşünce kitabı okusunlar bu yeni değişimlerin hiçbirini hayatlarına dahil edemezler. Beynimiz saniyede, sinir uçlarından gelen 11 milyon bilgi içinde sadece 40 bit bilgi işleyebiliyor. Beyninizin ilgilendikleri sizin gerçeğiniz oluyor. Bu araştırmaya göre, gerçeğinizi değiştirmenin en iyi yolu, sizin pek çok gerçek içinden birini seçtiğinizi görmeniz. Ben gözümün önündeki başarısızlığa odaklanabilirim ya da buradaki fırsatları görmek için beynindeki diğer kaynakları inceleyebilirim. İlki beni donup kalmaya, ikinci yol ise olumlu değişime götürür. Benim kitabım, “İnsanların dünyayı algılama, görme yollarını nasıl değiştirebiliriz” sorusuyla başlıyor. Kitapta bir bakış açısı egzersizi var; “Size bir kahve fincanı çizin desem, ne çizersiniz” diye soruyorum. Bu çizimlerin binde 999’unda kahve fincanını yandan çizimini görüyoruz. Peki neden yukardan bakarak fincanı çizmiyorlar? Görüyorsunuz en basit konuda bile ne kadar yaratıcı olmayı denesek de perspektifimizi genelde aynı tutuyoruz. İşte değişime inanmak, dünyaya bakışımızı değiştirmemizle ilgili bir mesele ve değişim ancak böyle mümkün.

Capital: Kitabınızda “Hayattaki olumsuz sesleri yok edin” diyorsunuz. Bu nasıl mümkün olacak?
– İyi zamanlarda mutlu olmak çok kolay… Asıl önemlisi, zor zamanlarda, örneğin ekonomi kötüye giderken mutlu olmak. Bu, en önemli avantaj getiriyor. Bunun için hayatınızdaki iç ya da dış seslere dikkat etmelisiniz. Araba sürerken kaybolduğunuzda beyin size radyoyu kapatmanızı söyler. Aynı şekilde hayatın stresli ortamında kaybolduğunuzda da bazı sesleri engellemeli ya da kapatmalısınız. Sesleri beyne gelen bilgiler olarak özetleyebiliriz. Bu bilgiler, medyada okuduğunuz olumsuz haberler, bilimsel varsayımlar ya da dikkatinizi dağıtan her türlü veri olabilir. Tabii burada “Hiç iş bulamayacağım” ya da “Borçtan kurtulamayacağım” gibi iç sesleri de engellemekten bahsediyorum. İç sesleri durdurmak ve olumlu bir dalga yaratmak için kişinin daha önce kötü zamanlardan başarıyla geçtiğini 2-3 olayı düşünmesi gerekiyor. Dış sesleri engellemek için ise örneğin ben haberleri artık netten okuyorum, böylece neleri okuyacağımı seçiyorum. Bu olumsuz seslerdeki yüzde 5’lik azalma bile gerçek işaretleri yeniden keşfetmemizi sağlar.

Hayatımızdaki sesleri azaltmak, farkındalık kazandırır. Farkındalığı artırmak için meditasyonu da tavsiye ediyorum. Meditasyonla beslenen farkındalık, beynin duyu ve duyguları bilinç seviyesine çıkarmasına yardım eder. Eğer beyin olumsuz bir duygu ya da stresin varlığını kabul ederse bu bilgiyi, dürtüleri kontrol eden ve tehdit algılayan limbik sisteminin parçası amigdala’dan bilişsel düşünmeyi sağlayan prefrontal kortekse iletir. Bu da başta tehdit görünen olumsuz duygu ya da strese karşı nasıl bir yol izleyeceğimizi belirlememizi sağlar. Ayrıca meditasyon, farkındalığın en önemli gizli yararını ortaya çıkarır. Meditasyon sesleri toptan yok eder, pozitif duygu yaratan sinyalin bulunmasını sağlar. 

Nasıl mutlu olunur?
1- Çok çalışırsam başarılı ve mutlu olurum formülü bilimsel olarak yıkıldı.
2- Sosyal çevre geliştiren kişiler, terfi almada yüzde 40 daha başarılı oluyor.
3- İster yfe yte iste smd °larak çalışanların birbirlerine destek vermesi işyerinde mutluluk getiriyor.
4- Mutluluğun yüzde 90’ı, kişinin dünyayı algılamasına ve kafa yapısına bağlı.
5- Bilimsel verilere göre, mutluluk seviyesi arttıkça aynı zamanda başarı oranları da yükseliyor.
6- Olumlu yaklaşım, başarının en kesin ön habercisi. Olumlu çalışanların performansı yüzde 30 yüksek.
7- İyi zamanlarda mutlu olmak kolay… Asıl önemlisi, zor zamanlarda, örneğin ekonomi kötüye giderken mutlu olmak.
8- Mutluluk için öncelikle hayatın stresli ortamında kaybolduğunuzda bazı iç ve dış sesleri engellemeli ya da kapatmalısınız.
9- Olumsuz seslerdeki yüzde 5’lik azalma bile gerçek işaretleri yeniden keşfetmemizi sağlar.
10- Mutluluğunuzu gelecekteki 10 başarılarınıza bağlamayın. Başarılı olduğunuzda daha mutlu olacağınızı düşünmekten vazgeçin.
11- Dış dünyanın mutluluğunuzu belirleyeceği inancından kurtulun. Dış dünya uzun vadeli mutluluğunuz üzerinde yalnızca yüzde 10 etkiye sahip.

“MUTLU YÖNETİCİ, MUTLU ÇALIŞAN DEMEK”
AYNA NÖRONLARIN ETKİSİ 

Bizim araştırmalarımıza göre mutluluk ve mutsuzluk, bir grup içinde çok hızlı yayılıyor. Bunun nedeni, beynimizdeki ayna nöronlar. Bu ayna nöronlar gördüğümüzü beyne yansıtıyor. Yani karşınızda gülen bir insan görürseniz, ayna nöronlar siz gülmeseniz de beyne “gülüyorsun” mesajı veriyor ve beyin dopamin salgılayarak o kişinin de gülmesini sağlıyor. Bu, şirkette pozitif insanlarla çevriliyseniz harika bir haber… Eğer mutlu ve gülümseyen yöneticileriniz varsa şirket içinde ortam da çalışanlar da daha mutlu olacaktır.

LİDERLİK DEĞİŞMELİ 

“Hapiness Advantage” kitabımızda biz şöyle önemli bir sonuca ulaştık: Liderlik tanımını değiştirmemiz gerekiyor. Ben eskiden iyi bir liderin çok çalışan ve başarı yolunda her türlü mutluluğu feda eden kişi olduğuna inanırdım. Ama bu yolu izleyen yöneticilerin, çok kısa bir süre için başarılı olduğunu fark ettik. Uzun vadede hızla tükeniyor, üretkenliklerini kaybediyorlar. Ne müşterilerini ne ciro hedeflerini yakalayamıyorlar. Yaptığım bir konuşmada, Wall Street’te bir yönetici, çalışanlardan biri gülümsüyorsa yeterince çalışmadığına inandığını söylemişti. İşte bu mentalite, çalışanı kısa süreli başarıya götürüyor.

BAŞARILI ÇALIŞANI SEÇMEK 

Bu noktada güçlü bir zihniyet değişimi gerekiyor. Şirketlerin ve yöneticilerin, sosyal destek ruhunu, iyimserliği daha çok vurgulamasına ihtiyacımız var. Şirketler, çalışanların performansında daha çok zeka ve teknik yeteneklere odaklanıyor. Ama sadece bunlara bakarak, çalışanın önümüzdeki 5 yılda ne kadar başarılı olacağını ancak yüzde 25 oranında öngörebilirim. Asıl başarı için kişinin davranış biçimleri, olumlu bakışı, sosyal çevre kurma gücü ve strese karşı nasıl tepki verdiği önemli. Şirketler işte bu yüzde 75’i oluşturan kriterlere odaklanarak bu alanlarda eğitimler vermeli.

3 KRİTİK İPUCU

1- ŞARTA BAĞLAMAYIN 

Mutluluğunuzu gelecekteki başarılarınıza bağlamayın. Başarılı olduğunuzda daha mutlu olacağınızı düşünmekten vazgeçin. İş bulduğumda, terfi ettiğimde, gelirim arttığında mutlu olacağım gibi cümleler kurmayı bırakın. Daha başarılı olmak için öncelikle daha mutlu olmalısınız. Öncelikle zihinsel olarak pozitif olduğunuzda, hayatınız her yönüyle güzelleşir. Başarıyla mutluluk aynı şey değildir. Başarılı olduktan sonra mutluluğu yakalayacağınızı düşünebilirsiniz ama mutluluk başarıyı besler. Çoğunlukla işimizi, mutluluğun tersi olarak görürüz. Oysa araştırmalar, işlerini zorunluluktan çok hayat biçimi, kariyer olarak görenlerin daha mutlu ve başarılı olduğunu gösteriyor.

2- ÇABA GÖSTERİN 

Beyninizi olumlu düşünmesi için eğitmelisiniz. Benim 21 günlük programımı deneyin: 21 günde sizi mutlu edecek olumlu bir alışkanlık yaratın. İşte bunu yapmanın iki yolu: İlki, örneğin her gün 5 dakika meditasyon yapın veya olumlu bir deneyiminizi bir yerlere yazın ya da bir arkadaşınıza olumlu bir e-mail yazmaya 2 dakikanızı ayırın. Bu sayede koşullarınız ne olursa olsun, kendinizi daha mutlu hissedeceksiniz. İkincisi, beyninizi minnettarlık duyması için eğitin. 21 gün boyunca minnettar olduğunuz üç şey hakkında düşünerek iyimserliğinizi artırabilirsiniz.

3- DIŞ DÜNYA YÜZDE 10 ETKİLİ 

Ne kadar para kazandığınız ya da ekonominin gidişatı gibi kriterlerle dış dünyanın mutluluğunuzu belirleyeceği inancından kurtulun. Dış dünya uzun vadeli mutluluğunuz üzerinde yalnızca yüzde 10 etkiye sahip. Mutluluğunuz yüzde 90’ı, beyninizin dış dünyayı yorumlama şekline bağlı. Mutluluğunuzu kontrol edebilirsiniz. Mutlu ve pozitif olduğunuzda daha sempatik olursunuz. Etrafınızdaki insanlarla ilişkide olmak, hem mutluluğun hem başarının temel şartı. Bu yüzden örneğin her gün ekibinize katkılarıyla ilgili olumlu geribildirimde bulunmak, stresli ve yoğun zamanlarda ailenizle daha fazla vakit geçirmek iyi sonuç verir.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND