Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Olumlu düşünce mutluluk getirir mi?

Ne kadar çalışırsam o kadar başarılı ve mutlu olurum diyenlerdenseniz, mutluluk gurusu Shawn Achor’a göre yanlış düşünüyorsunuz. Peki mutlu olmak için ne yapmalı?

Ne kadar çalışırsam o kadar başarılı ve mutlu olurum diyenlerdenseniz, mutluluk gurusu Shawn Achor’a göre yanlış düşünüyorsunuz. Peki mutlu olmak için ne yapmalı?

Mutluluk gurusu Shawn Achor, yöneticilerin hem kendi hayatlarında hem şirketlerinde nasıl mutluluk yayabileceklerini ve olumlu beynin avantajlarını anlattı.

Shawn Achor, yıllarca Harvard’da mutluluk üzerine ders vermiş bir pozitif psikoloji uzmanı. Mutlulukla ilgili bildiğimiz pek çok doğruyu kökten sarsıyor. Achor, ‘Ne kadar başarı olursam o kadar mutlu olurum’ anlayışının yıkıldığını söylüyor. Ona göre olumlu yaklaşım başarının ön habercisi. Kişi önce mutlu olmaya odaklanırsa ardından başarı geliyor. Achor, “İşte sosyal çevre geliştiren kişilerin, terfi almada yüzde 40 daha başarılı olduğunu araştırmalarla ortaya koydum. İster yüz yüze ister sanal olarak çalışanların diğerleriyle meşgul olması, birbirlerine destek vermesi işyerinde mutluluk getiriyor” diye konuşuyor.

İş dünyasında “Çok çalışırsam başarırım, başarı elde ettikçe de daha mutlu olurum” anlayışı hakim… Ama mutluluk gurusu Shawn Achor, bu anlayışın tersini savunuyor. “Bu düşünce, hem başarımıza hem mutluluğumuza engel oluyor” diyen pozitif bilimci, her kazandığımız zaferde beynin başarı çizgisini değiştirdiğini ve pozitif psikoloji araştırmalarına göre tüm hayat boyunca her alanda başarı elde edilse de mutluluk seviyesinin aynı kaldığını açıklıyor. Son 10 yılda iş dünyasında giderek daha çokyer bulan pozitif psikolojinin en etkin araştırmacılarından Achor, “Olumlu bir beyin yaratmaya öncelik verirsek her işimiz hızla iyi sonuçlar verir. Modern ekonomide en önemli rekabetçi avantaj, olumlu ve meşgul bir beyin” diye konuşuyor.

Shawn Achor, adını Harvard’da verdiği mutluluk dersleri ile duyurdu. 2007’de mutluluk üzerine araştırmalarını sürdürdüğü ve danışmanlık verdiği Good Think şirketini kurdu. Ardından 2010 yılında “Hapiness Advantage” (Mutluluk Avantajı) ve bu yıl “Before Hapiness” (Mutluluktan Önce) kitabını yayınladı ve iki kitap da en çok okunanlar listesine girmeyi başardı.

“Mutluluğun yüzde 90’ı, kişinin dış dünyayı algılamasına bağlı” diyen Achor, “Nerede olursak olalım, kafa yapımızı değiştirmek için çalışırsak olumluluğumuzu ve dolayısıyla mutluluk seviyemizi artırabiliriz. Bilimsel verilere göre, mutluluk seviyesi arttıkça aynı zamanda başarı oranları da yükseliyor” şeklinde konuşuyor.

Achor’un yaptığı araştırmalar olumlu yaklaşıma sahip çalışanların performansının, olumsuzların en az yüzde 30 üzerinde seyrettiğini de ortaya koyuyor. Olumlu bakış açısına sahip çalışanlar örneğin satışlarda diğerlerine göre yüzde 37 daha yüksek rakamları yakalıyorlar. İşte bu nedenle Achor, olumlu yaklaşımın başarının en kesin ön habercisi olduğunu sürekli vurguluyor. Mutluluk gurusu Shawn Achor, yöneticilerin hem kendi hayatlarında hem şirketlerinde nasıl mutluluk yayabileceklerini ve olumlu beynin avantajlarını şöyle anlatıyor:

Capital: 
İnsan hayatında mutluluk, başarıyla birlikte mi gelir? Başarılı bir CEO aynı zamanda mutludur diyebilir miyiz?

– Biz genelde çok çalışırsam başarılı olurum ve böylece mutlu da olurum diye düşünürüz. Oysa bu formül, bilimsel olarak yıkılmış durumda. Bu düşünce, bizim hem başarımıza hem mutluluğumuza engel oluyor. Her kazandığımız zaferde beynimiz, belirlediği başarı hedeflerini, başarı çizgisini değiştiriyor. Örneğin diyelim ki satış hedefinizi tutturdunuz, yöneticiler sizin hedefinizi artırır. Ya da maaşınıza zam aldınız, bu yeni referans noktanız olur ve siz bir sonraki terfi ya da zamma ihtiyaç duyarsınız. Pozitif psikoloji araştırmalarına göre, tüm hayatınız boyunca her alanda başarı elde etseniz de mutluluğunuz aynı seviyede kalıyor. Ama şu an pozitif bir beyin yaratmaya öncelik verebilirsek ansızın her işimiz hızla iyi sonuçlar verir. Modern ekonomide en önemli rekabetçi avantaj, pozitif ve meşgul bir beyindir.

Capital: Peki yöneticilerin, CEO’ların mutluluğu için bir formül var mı?

– Mutluluğun formülü, herkes için aynı. Tek bir farkla yöneticiler, şirketlerinde mutluluğu yayacak bir dalga etkisi yaratacak fırsata sahip. İlk kitabım ‘Hapiness Advantage’ta, mutluluğu yaratmanın 7 adımı olduğunu aktarmıştım. İşte bu adımlardan şirket içinde en iyi uygulanabileceklerini şöyle aktarabilirim: Kendinize her gün yapacağınız günlük pozitif bir alışkanlık yaratın. Her sabah işe gider gitmez, bu alışkanlıkla güne başlayın. Bu alışkanlık, minnettar olduğunuz üç öğeyi yazmak, 5 dakikalık bir meditasyon ya da işteki iyi bir deneyimle ilgili günlük tutmak olabilir. Hatta en etkilisi, sosyal çevrenizden birine, onu öven ya da teşekkür eden bir mail yazabilirsiniz. Ben Google ve Facebook’ta çalışanları, bu mailleri yazmaya teşvik ettim, sonuçlar çok ümit vericiydi. Yeni kitabım ‘Before Happiness’ta yaptığım bir çalışmada, işte sosyal çevre geliştiren kişilerin terfi almada yüzde 40 daha başarılı olduğunu ortaya koydum. Sosyal çevre, aynı zamanda kişinin yaşam süresinin de artmasını sağlıyor. Biz hayatımızda olumsuzu yenmek için o kadar çok savaşıyoruz ki olumlu olmanın ne kadar güç verdiğini unutuyoruz.,

Capital: Sosyal çevre oluşturma da sosyal medya da etkili mi? Sosyal medya da mutlu ediyor mu?

– Araştırmalarımızda, çalışanların kendilerini destekleyecek ya da yardım edecek insanlara ihtiyaç duyduğunu bulduk. Başarıda da ön belirleyici, bu tip bir sosyal çevreyi kurabilme yeteneği olarak görülüyor. İster yüz yüze kişisel yollarla ister sanal olarak çalışanların diğerleriyle meşgul olması, birbirlerine destek vermesi işyerinde mutluluk getiriyor. Sosyal çevre, mutluluk seviyesinde en önemli öğelerden biri. En büyük 500 şirketin çalışanlarında ve yöneticilerinde ya da Harvard’daki öğrencilerde şunu gözlemledim: Strese girdiklerinde, daha çok çalışmaları gerektiğine inanıyorlar ve kendilerini destekleyen sosyal çevrelerinden ayrılıyorlar. Bu durumda daha yorgun olmanın yanında daha depresif oluyorlar ve stresle daha zor başa çıkıyorlar. Gerçekte en iyi performans gösteren yöneticiler, stresli zamanlarda da kendilerini sosyal ortamdan mahrum bırakanlardan değil, sosyal çevrelerine yatırım yapmaya devam edenlerden çıkıyor. Eğer Facebook gibi yerlerden bağlantı kurduğunuz arkadaşlarınızla dışarda da yüz yüze görüşmeye başlarsanız verdikleri sosyal destek artıyor.

Capital: 
Mutluluk insana iş hayatında ne gibi artılar veriyor?

– Mutluluğun yüzde 90’ı, kişinin dünyayı algılamasına, kafa yapısına bağlı. Nerede olursak olalım, kafa yapımızı değiştirmek için çalışırsak iyimserliğimizi ve dolayısıyla mutluluk seviyemizi artırabiliriz. Bilimsel verilere göre, mutluluk seviyesi arttıkça aynı zamanda başarı oranları da yükseliyor. Vizyon sahibi olumlu çalışanlar, genelde işlerinden memnun kişiler. Psikolojik olarak çok zor yıpranır ve yüksek performansla çalışırlar.

Capital: İşteki verimliliğini de etkiliyor mu?

– İlk kitabımda yaptığımız araştırmalar, olumlu yaklaşıma sahip çalışanların performansının, olumsuzların en az yüzde 30 üzerinde seyrettiğini ortaya koyuyor. Olumlu bakış açısına sahip kişilerin stres ortamında enerjileri, yüzde 23 daha yüksek oluyor. Satışlarda diğerlerine göre yüzde 37 daha yüksek hedefleri yakalıyorlar. Bu tip insanların enerji seviyeleri, satış sonuçları yükselirken işten ayrılma oranları da düşüyor. Olumlu davranışa ve bakış açısına sahip doktorların, doğru teşhis koyma oranları bile yüzde 50 yükseliyor. Olumlu yaklaşım, başarının en kesin ön habercisi.

Capital: CEO’lar stresle nasıl başa çıkabilir?

– CEO’lar, şirketleri için rol model oluşturur. Alia Crum, Peter Salovey ve ben, yakın dönemde bir çalışma yayımladık. Bu çalışmaya göre kişiler, stres hakkında düşüncelerini değiştirerek, strese verdikleri reaksiyonu belirleyebiliyor. Stres aslında hafızayı ve zekayı ilerletiyor, ilişkileri derinleştiriyor. Bir arkadaşımla UBS şirketinde, yöneticilere stresi nasıl olumlu görebileceklerine dair 3 dakikalık bir video gösterdik. Altı hafta sonra bu eğitime gelen yöneticilerin performansları yükselmişti ve diğer çalışanlara göre yorgunluk nedenli hastalıklarında yüzde 23 düşüş gösterdiler.

rethinkstress.com sitesinde online bir dersimiz var. Burada stres hakkında bilgi veriyoruz, stresi kabul etmeyi ve onu hayata dahil etmenin yolunu 3 adımda gösteriyoruz. İşin aslı, biz önemsediğimiz için strese giriyoruz. Stres aslında biyolojik bir yanıt ve biz bunu avantaja dönüştürebiliriz. Ama biz stresin bu anlamını unutursak, bir tehdit olarak görmeye başlarsak, sağlığımız üzerinde yüzde 23 negatif etki yaratıyor. Sonuçta stres kaçınılmaz ama sonuçları değil… Bizi nasıl etkilediğini değiştirebiliriz.

Capital: Çalışanların ve hatta yöneticilerin bile iş hayatında mutsuz olduğunu gösteren pek çok araştırma okuyoruz. Şirketler bunu nasıl değiştirebilir? Çalışanlarını daha mutlu etmek adına neler yapabilirler?

– Benim kitabımdan yola çıkarak, çalışanlarını mutlu olmaları konusunda cesaretlendiren pek çok şirket örneğine sahibiz. Örneğin özel bir çağrı merkezi Ruby, kitabı okuduktan sonra elemanları için bir “mutluluk güncesi” yarattı. Her gün çalışanlarından minnettar oldukları 3 şeyi listelemeleri, o gün memnun oldukları bir pozitif gelişmeyi ve son 24 saat içinde onları mutlu eden bir iş deneyimini yazmalarını istediler. Bu günlük öncesi çağrı merkezinde 1.000 çağrıda 1 hata oluşurken, bu çalışmadan altı hafta sonra hata oranı yüzde 60 düştü. Artık her 2 bin 500 çağrıda 1 sorunla karşılaşıyorlardı.

Capital: Kitabınızda “Mutluluğunuz, başarı seviyeniz ya da sağlığınızda bir değişiklik yapmadan önce yeni bir dünya gerçeği oluşturmalısınız. Bu, pozitif değişim yaratma yeteneğinizi gösterir” diyorsunuz. Kişi dünyaya bakışını, gerçeğini nasıl değiştirebilir?

– Bir kişi mutluluğunda ya da sağlığında bir değişim yapmadan önce beyni bu değişimin olup olamayacağına dair bir gerçeklik belirlemiş oluyor. Temelde, bu gerçeklik de bu değişimi yapıp yapamayacaklarını belirliyor. Bazı insanlar, dünyayı kendi genlerinden ibaret görür. Bu kişiler istedikleri kadar konuşma izlesinler, tonlarca olumlu düşünce kitabı okusunlar bu yeni değişimlerin hiçbirini hayatlarına dahil edemezler. Beynimiz saniyede, sinir uçlarından gelen 11 milyon bilgi içinde sadece 40 bit bilgi işleyebiliyor. Beyninizin ilgilendikleri sizin gerçeğiniz oluyor. Bu araştırmaya göre, gerçeğinizi değiştirmenin en iyi yolu, sizin pek çok gerçek içinden birini seçtiğinizi görmeniz. Ben gözümün önündeki başarısızlığa odaklanabilirim ya da buradaki fırsatları görmek için beynindeki diğer kaynakları inceleyebilirim. İlki beni donup kalmaya, ikinci yol ise olumlu değişime götürür. Benim kitabım, “İnsanların dünyayı algılama, görme yollarını nasıl değiştirebiliriz” sorusuyla başlıyor. Kitapta bir bakış açısı egzersizi var; “Size bir kahve fincanı çizin desem, ne çizersiniz” diye soruyorum. Bu çizimlerin binde 999’unda kahve fincanını yandan çizimini görüyoruz. Peki neden yukardan bakarak fincanı çizmiyorlar? Görüyorsunuz en basit konuda bile ne kadar yaratıcı olmayı denesek de perspektifimizi genelde aynı tutuyoruz. İşte değişime inanmak, dünyaya bakışımızı değiştirmemizle ilgili bir mesele ve değişim ancak böyle mümkün.

Capital: Kitabınızda “Hayattaki olumsuz sesleri yok edin” diyorsunuz. Bu nasıl mümkün olacak?
– İyi zamanlarda mutlu olmak çok kolay… Asıl önemlisi, zor zamanlarda, örneğin ekonomi kötüye giderken mutlu olmak. Bu, en önemli avantaj getiriyor. Bunun için hayatınızdaki iç ya da dış seslere dikkat etmelisiniz. Araba sürerken kaybolduğunuzda beyin size radyoyu kapatmanızı söyler. Aynı şekilde hayatın stresli ortamında kaybolduğunuzda da bazı sesleri engellemeli ya da kapatmalısınız. Sesleri beyne gelen bilgiler olarak özetleyebiliriz. Bu bilgiler, medyada okuduğunuz olumsuz haberler, bilimsel varsayımlar ya da dikkatinizi dağıtan her türlü veri olabilir. Tabii burada “Hiç iş bulamayacağım” ya da “Borçtan kurtulamayacağım” gibi iç sesleri de engellemekten bahsediyorum. İç sesleri durdurmak ve olumlu bir dalga yaratmak için kişinin daha önce kötü zamanlardan başarıyla geçtiğini 2-3 olayı düşünmesi gerekiyor. Dış sesleri engellemek için ise örneğin ben haberleri artık netten okuyorum, böylece neleri okuyacağımı seçiyorum. Bu olumsuz seslerdeki yüzde 5’lik azalma bile gerçek işaretleri yeniden keşfetmemizi sağlar.

Hayatımızdaki sesleri azaltmak, farkındalık kazandırır. Farkındalığı artırmak için meditasyonu da tavsiye ediyorum. Meditasyonla beslenen farkındalık, beynin duyu ve duyguları bilinç seviyesine çıkarmasına yardım eder. Eğer beyin olumsuz bir duygu ya da stresin varlığını kabul ederse bu bilgiyi, dürtüleri kontrol eden ve tehdit algılayan limbik sisteminin parçası amigdala’dan bilişsel düşünmeyi sağlayan prefrontal kortekse iletir. Bu da başta tehdit görünen olumsuz duygu ya da strese karşı nasıl bir yol izleyeceğimizi belirlememizi sağlar. Ayrıca meditasyon, farkındalığın en önemli gizli yararını ortaya çıkarır. Meditasyon sesleri toptan yok eder, pozitif duygu yaratan sinyalin bulunmasını sağlar. 

Nasıl mutlu olunur?
1- Çok çalışırsam başarılı ve mutlu olurum formülü bilimsel olarak yıkıldı.
2- Sosyal çevre geliştiren kişiler, terfi almada yüzde 40 daha başarılı oluyor.
3- İster yfe yte iste smd °larak çalışanların birbirlerine destek vermesi işyerinde mutluluk getiriyor.
4- Mutluluğun yüzde 90’ı, kişinin dünyayı algılamasına ve kafa yapısına bağlı.
5- Bilimsel verilere göre, mutluluk seviyesi arttıkça aynı zamanda başarı oranları da yükseliyor.
6- Olumlu yaklaşım, başarının en kesin ön habercisi. Olumlu çalışanların performansı yüzde 30 yüksek.
7- İyi zamanlarda mutlu olmak kolay… Asıl önemlisi, zor zamanlarda, örneğin ekonomi kötüye giderken mutlu olmak.
8- Mutluluk için öncelikle hayatın stresli ortamında kaybolduğunuzda bazı iç ve dış sesleri engellemeli ya da kapatmalısınız.
9- Olumsuz seslerdeki yüzde 5’lik azalma bile gerçek işaretleri yeniden keşfetmemizi sağlar.
10- Mutluluğunuzu gelecekteki 10 başarılarınıza bağlamayın. Başarılı olduğunuzda daha mutlu olacağınızı düşünmekten vazgeçin.
11- Dış dünyanın mutluluğunuzu belirleyeceği inancından kurtulun. Dış dünya uzun vadeli mutluluğunuz üzerinde yalnızca yüzde 10 etkiye sahip.

“MUTLU YÖNETİCİ, MUTLU ÇALIŞAN DEMEK”
AYNA NÖRONLARIN ETKİSİ 

Bizim araştırmalarımıza göre mutluluk ve mutsuzluk, bir grup içinde çok hızlı yayılıyor. Bunun nedeni, beynimizdeki ayna nöronlar. Bu ayna nöronlar gördüğümüzü beyne yansıtıyor. Yani karşınızda gülen bir insan görürseniz, ayna nöronlar siz gülmeseniz de beyne “gülüyorsun” mesajı veriyor ve beyin dopamin salgılayarak o kişinin de gülmesini sağlıyor. Bu, şirkette pozitif insanlarla çevriliyseniz harika bir haber… Eğer mutlu ve gülümseyen yöneticileriniz varsa şirket içinde ortam da çalışanlar da daha mutlu olacaktır.

LİDERLİK DEĞİŞMELİ 

“Hapiness Advantage” kitabımızda biz şöyle önemli bir sonuca ulaştık: Liderlik tanımını değiştirmemiz gerekiyor. Ben eskiden iyi bir liderin çok çalışan ve başarı yolunda her türlü mutluluğu feda eden kişi olduğuna inanırdım. Ama bu yolu izleyen yöneticilerin, çok kısa bir süre için başarılı olduğunu fark ettik. Uzun vadede hızla tükeniyor, üretkenliklerini kaybediyorlar. Ne müşterilerini ne ciro hedeflerini yakalayamıyorlar. Yaptığım bir konuşmada, Wall Street’te bir yönetici, çalışanlardan biri gülümsüyorsa yeterince çalışmadığına inandığını söylemişti. İşte bu mentalite, çalışanı kısa süreli başarıya götürüyor.

BAŞARILI ÇALIŞANI SEÇMEK 

Bu noktada güçlü bir zihniyet değişimi gerekiyor. Şirketlerin ve yöneticilerin, sosyal destek ruhunu, iyimserliği daha çok vurgulamasına ihtiyacımız var. Şirketler, çalışanların performansında daha çok zeka ve teknik yeteneklere odaklanıyor. Ama sadece bunlara bakarak, çalışanın önümüzdeki 5 yılda ne kadar başarılı olacağını ancak yüzde 25 oranında öngörebilirim. Asıl başarı için kişinin davranış biçimleri, olumlu bakışı, sosyal çevre kurma gücü ve strese karşı nasıl tepki verdiği önemli. Şirketler işte bu yüzde 75’i oluşturan kriterlere odaklanarak bu alanlarda eğitimler vermeli.

3 KRİTİK İPUCU

1- ŞARTA BAĞLAMAYIN 

Mutluluğunuzu gelecekteki başarılarınıza bağlamayın. Başarılı olduğunuzda daha mutlu olacağınızı düşünmekten vazgeçin. İş bulduğumda, terfi ettiğimde, gelirim arttığında mutlu olacağım gibi cümleler kurmayı bırakın. Daha başarılı olmak için öncelikle daha mutlu olmalısınız. Öncelikle zihinsel olarak pozitif olduğunuzda, hayatınız her yönüyle güzelleşir. Başarıyla mutluluk aynı şey değildir. Başarılı olduktan sonra mutluluğu yakalayacağınızı düşünebilirsiniz ama mutluluk başarıyı besler. Çoğunlukla işimizi, mutluluğun tersi olarak görürüz. Oysa araştırmalar, işlerini zorunluluktan çok hayat biçimi, kariyer olarak görenlerin daha mutlu ve başarılı olduğunu gösteriyor.

2- ÇABA GÖSTERİN 

Beyninizi olumlu düşünmesi için eğitmelisiniz. Benim 21 günlük programımı deneyin: 21 günde sizi mutlu edecek olumlu bir alışkanlık yaratın. İşte bunu yapmanın iki yolu: İlki, örneğin her gün 5 dakika meditasyon yapın veya olumlu bir deneyiminizi bir yerlere yazın ya da bir arkadaşınıza olumlu bir e-mail yazmaya 2 dakikanızı ayırın. Bu sayede koşullarınız ne olursa olsun, kendinizi daha mutlu hissedeceksiniz. İkincisi, beyninizi minnettarlık duyması için eğitin. 21 gün boyunca minnettar olduğunuz üç şey hakkında düşünerek iyimserliğinizi artırabilirsiniz.

3- DIŞ DÜNYA YÜZDE 10 ETKİLİ 

Ne kadar para kazandığınız ya da ekonominin gidişatı gibi kriterlerle dış dünyanın mutluluğunuzu belirleyeceği inancından kurtulun. Dış dünya uzun vadeli mutluluğunuz üzerinde yalnızca yüzde 10 etkiye sahip. Mutluluğunuz yüzde 90’ı, beyninizin dış dünyayı yorumlama şekline bağlı. Mutluluğunuzu kontrol edebilirsiniz. Mutlu ve pozitif olduğunuzda daha sempatik olursunuz. Etrafınızdaki insanlarla ilişkide olmak, hem mutluluğun hem başarının temel şartı. Bu yüzden örneğin her gün ekibinize katkılarıyla ilgili olumlu geribildirimde bulunmak, stresli ve yoğun zamanlarda ailenizle daha fazla vakit geçirmek iyi sonuç verir.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND