Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Okul fobisi

Sabah uyandırdığınızda ateşinin olduğunu iddia ediyor. Okula gitmemek için ağlıyor, yalvarıyor. Okula giderken karnı ağrıyor, midesi bulanıyor. Akşam ağzında lokması sakız gibi uzuyor. Gece yatağında boş boş karşı duvara bakıyor, uyku tutmuyor. Hatta bebekliğinden beri ilk kez gece altına kaçırıyor. Sakın çocuğunuzu “numara yapıyorsun” diye azarlamayın, bağırıp çağırmayın: Bunun adı “okul fobisi”.

Bir uzmana danışın.

Milli Eğitim Bakanlığı iki yıl önce aldığı bir kararla ilköğretim birinci sınıf öğrencilerini “okula uyum programı” uygulamak için bir hafta erken okula çağırıyor. 1 Eylül’de yani yarın 1 milyonu aşkın ilköğretim birinci sınıf öğrencisi okula başlayacak. Veliler de, çocuklarının okula alışma sürecinde sınıf ortamında yer alacaklar. Rehberlik ve Psikolojik Danışma servisleri de bu konuda aileleri bilgilendirecek. Bütün bu çabaların nedeni “okul fobisi”. Çünkü, öğrencilerin yüzde 12’si okula başlama sürecinde okul fobisi yaşıyor. Daha çok büyük kentlerde, evin dışında ilk kez farklı bir yaşamla tanışan çocuklarda görülen bu okul reddinin önüne geçmek için hem öğretmenler, hem de okul yönetimi onları bu bir haftada okula adapte etmeye çalışacak. Çocukların tatil rahatlığının ardından okul disiplinine uyum sağlamaları ve eğitim temposuna ayak uydurmaları için desteğe ihtiyaçları olacak.

Hem çocukların, hem velilerin bu geçiş sürecini sorunsuz atlatmaları için çocukları iyi gözlemlemek gerekiyor. Her sabah okula gitmek için evden çıkmakta zorlanan, çeşitli bahanelerle evde kalmak isteyen çocukta okul fobisi olma ihtimali yüksek. Okulu reddetme sadece yeni başlayanlarda değil, ileri sınıflarda da görülebiliyor. Evinden, annesinden ayrılan çocuğun hırçınlığını, ağlama nöbetlerini “şımarıklık” olarak algılamak yerine bir uzmandan destek almak gerekir.

Anneleri tarafından aşırı özenle büyütülen çocuklar, okul fobisini daha yoğun yaşıyor. Çocuk ailesinden, evinden ilk ayrılışını okulla yaşıyor.

Okul fobisi nedir?

Okul fobisi, okul çağına gelmiş çocuğun okula gitmekte zorlanması, gitmek istememesi, bunu psikolojik sosyal ve davranışsal sürecine yansıtmasıdır.

Okul fobisinin davranışsal belirtileri

– Mide bulantısı, kusma, baş ağrısı, karın ağrısı

– İştah kesilmesi, enerjisinde düşüklük

– Gece uykuya dalmakta zorluk ve uykudan sık aralıklarla uyunma

– Neşesiz ve mutsuz yüz ifadesi

– Altına kaçırma

Psikolojik belirtileri

– Depresyon, kaygı, panik bozukluk, sosyal fobi (arkadaşlarla ilişki kurmakta zorlanma, kalabalık ortamlardan uzaklaşma isteği, sınıf içinde durmakta güçlük çekme)

– Aileden (özellikle de anneden) ayrılma endişesi

– Bu belirtiler çocukta özelikle okula gitme zamanı yaklaştıkça ortaya çıkar ya da şiddetini arttırır.

– Çocuk okula gitmemesine dayanak olarak çeşitli sebepler ortaya koyabilir:

Öğretmeninin kendisine kötü davrandığı ve ondan korktuğunu söylemek. Arkadaşlarının kendisine kötü davrandığını söylemek. Annesinden ayrılırsa onların başına bir şey geleceğinden endişe duyması, gibi.

Okul korkusunu en yoğun hisseden çocukların, uyumlu, başarı odaklı, onay bekleyen, aileye bağımlı olan çocuklar olduğu gözlenmektedir.

Anaokulunda ilk gün stresi nasıl atlatılır?

Her okula başlayan çocuk aynı tepkiyi göstermez. Anaokuluna başlayan çocukların zaman ve uzaklık kavramı tam oturmadığı için ilk kaygıları bu yönde olur. İlk gün okulda 1-2 saat kalmak, annenin onu ne zaman alacağını saat üzerinden göstermesi, öğretmenle tanıştırıp, nasıl yardım isteyeceğini anlatması sorunları azaltabilir. Taviz vermeden eski düzeni içinde çocuğun anaokuluna gidip gelmesi sağlanmalı ve çocuğun evde kalmasına izin verilmemeli.

-Çocuğa ilgisiz olmak ya da aşırı derecede ilgi göstermek çocuğun duygusal ve bilişsel gelişimini geciktirmekle birlikte öğrenme ve uyum sorunlarını yaşamasını kaçınılmaz kılmaktadır.

-Giysilerini ve çantalarını birlikte hazırlayın.

Çocuk bu soruları kendine sorar:

– Evimize ne kadar uzaklıktayım?

– Annem beni alacak mı?

– Bu çocukları tanımıyorum. Ne yapacağım?

– İhtiyaçlarımı kime söylerim, yardım ederler mi?

– Ev kuralsız bir yerdi. Her şeyi kuralla yapacak olmak sıkıcı. Nasıl uyacağım?

Okulun ilk günü ne yapmalı?

– Okul sabahı birlikte, güzel bir kahvaltı yapın.

– Çocuğunuza her şeyin yolunda gideceğini ifade edin.

– Vedalaşmanızı kısa tutun ve okuldan ayrılın.

– Okul çıkışı tam zamanında geleceğinizi söyleyin ve tam söz verdiğiniz saatte okulda olun.

– Eve geldiğinde, çocuğunuzun okulda yaşadıkları ile ilgili onunla konuşun. Eğer anlatmak istemiyorsa sabırlı olun.

– Akşamları erken yatmasına özen gösterin.

– Çocuğunuzun bu mutlu başlangıcını ilk günün akşamında minik bir parti ile kutlayabilirsiniz.

Anne babalara öneriler
Bilfen İlköğretim Okulları Rehberlik Zümre Başkanı Aslı Özsaray ve Sebahat Başusta Şen, ailelere ve öğretmenlere şu önerilerde bulundu:

– Çocuğun mutlaka okula gitmesi sağlanmalı. Bu konuda taviz verilmemeli.

– Çocuk suçlanmamalı, korkusu ve gözyaşlarıyla alay edilmemeli.

– Vedalaşmaları çabuk ve kısa süreli tutarak, ayrılıkların doğal olduğu hissettirilebilir.

– Günün değerlendirmesini yapmak çocuğa iyi gelebilir. Çocuğun endişelerini, sıkıntılarını paylaşmak ve bunlar üzerine konuşmak hem kendisini rahatlatmasını sağlar, hem de yalnız olmadığı hissini yaşatır.

– Bu sıkıntılı durumun geçici olabileceği, kendisiyle aynı durumda olan başka çocukların da olduğu anlatılabilir.

– Boş zaman ve oyun becerileri kazandırarak anne babaya bağımlılık azaltılabilir.

– Anne ve baba çocuktan beklenti düzeyini gerçekçi tutmalı ve çocuğa zaman tanımalı.

– Okulların açılmasına en geç bir hafta kala, çocuğunuzun uyku saatlerini okulu dikkate alarak düzenleyin.

– Çocuğunuzla, okulula ilgili sohbetler yapın. Okula ne zaman gideceğini, neler yapacağını, ne zaman ve nasıl döneceğini açık bir dille önceden anlatın.

– Anne-baba olarak, çocuğunuzdan ayrılmak konusunda sizin de endişeleriniz olabilir. Endişelerinizi çocuğunuza hissettirir ve yanında konuşursanız, çocuğunuzun güvensizliğini pekiştirir; kaygı düzeyinin artmasına sebep olursunuz.

Yaşanmış birkaç örnek

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayınlanan Nuran Çakmakçı-Prof. Dr. Mücahit Öztürk’ün “Okul Fobisi” adlı kitabından vaka örnekleri:

“İlköğretim 4’üncü sınıfta bir kız çocuğu. Şikayeti kendi ifadesiyle “içimde bir sıkıntı var, okulda kendimi güvende ve rahat hissetmiyorum.” Annesi bize getirdi. 1 ve 2’nci sınıfta anneyi sınıfta istemiş. İki aydır sürekli anneyle okula gidiyor. Annenin sürekli değil, ama birkaç ders beklemesini istiyor. Bu çocukta yoğun şekilde anneden ayrılma kaygısı vardı. Annesine ve kendisine kötü birşey olacak endişesi yaşıyordu. Tıbbi tedaviye başlandı, öğretmenine rapor yazıldı. Öğretmen oldukça anlayışlı davrandı. Teşvik edici yüreklendirici mesajlar veriyordu. Sadece tıbbi tedavi uyguladık. Tedaviden iki ay sonra tamamen annesiz bir şekilde okula gitmeye başladı ve o dönemi bu şekilde bitirdi.”

“8 yaşındaki kız çocuk, ilkokul 2’nci sınıfa gidiyordu. Birinci sınıfta tüm yıl anne okulda kalmış ve çocuğu beklemiş. Bu dönemde tedavi başvurusu olmamış. 2’nci sınıfta da çocuk anneyi sürekli okulda isteyince, aile tedavi için bize başvurdu. Aslında bu yıl çocuk annesini okulda istese de yalnız kalmayı becerebilmiş. Çocuk okula düzenli devam ediyor. Ancak, her sabah kusması ve bulantısı oluyor. Hafta içi okul için uyandığında mutlaka kusuyormuş. Hafta sonları ise böyle bir sorun gözlemlenmiyor. Annenin de tedaviye getirme sebebi bu bulantı ve kusmalar. Çocuğun cumartesi ve pazar günleri çok rahat olup hafta içi sıkıntı yaşaması olayın fizyolojik olma ihtimalini çok azaltır. Yine de fiziksel incelemeler yapıldı ve olumsuz bir sonuç çıkmadı. Her sabah varolan bulantı ve kusmanın temel nedeni kaygı bozukluğuydu. Çocuk iyi niyetle, sıkıntısına karşın kendini zorlayarak her gün okula gidiyor ve derse giriyor; ancak sabahları çok zorlanıyor. Bu da bir okul fobisi vakası. Çocuğun öğretmeniyle ilişkisi iyi değildi. Öğretmen biraz sert ve kuralcıydı. Öğretmenine bu konuyu anlattık, iletişim kurduk, ilaca başladık.”

“15 yaşında lise birinci sınıfa giden bir kız öğrencimiz vardı. Okula gitmiyor, son dönemlerde yemek yemiyor, zayıflayıp halsiz kalıyor. Aile bu şikayetlerle bize geldi. Aslında ilköğretim 8’inci sınıfta ilk belirtiler başlamıştı. Daha önce derslerinde başarılı, okulu seven ve isteyen bir öğrenciyken okula karşı bir isteksizlik gelişmişti. Ancak, okula yine de gitmişti. Son zamanlarda okula gitmeyi reddetmişti. Lisedeki arkadaşlarıyla uyum sağlayamamış, arkadaşlarıyla iletişim kuramamıştı. Çekingen davranıp, izole olmuştu. Tedaviye başlandı. Psikoterapi uygulandı. Seanslara düzenli geldi. İlaç tedavisine de başlandı. Tüm çabalara karşı çok uzun süre okula gidemedi. Şimdi başka bir okula yönlendirdik.”

Öğretmenlere öneriler
– Çocuğun okulda kendisini yalnız hissetmesine yol açacak davranışlardan kaçınmalı.

– Davranışları anlayışla karşılanmalı “Naz yapıyorsun, numara yapıyorsun” gibi şeyler söylenmemeli. Çünkü çocuk gerçekten kaygı duyar.

– Okulda çocuğun ilgisini çekecek sınıf içi aktiviteler çoğaltılabilir.

– Çocuk aktivitelere katılmaması halinde zorlanmamalı, kendi isteği ön plana alınmalı, rahat yapabileceği aktivitelere dahil edilmeli. Başarılı davranışları ödüllendirilebilir.

– Çocuk okuldan uzak kalmamalı. Sınıfa girmiyorsa bile belli bir süre okul içinde, Rehberlik Servisi’nde ikna edilerek sınıfa girmesi sağlanmalı.

Yetişkinler bile bu sorunu yaşayabilir
Arkadaşımız Şeyda İpek Baykal’ın sorularını cevaplayan Hacettepe Üniversitesi İİBF Sosyal Hizmet Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Uğur Özdemir bu konuda şunları söylüyor:

“Okula yeni başlamak, ya da yeniden okula başlamak, çocukluğumuzdan yetişkinliğimize kadar her yıl hepimizi etkilemiş bir olay. Yetişkinler bile tatil dönüşü işe alışmakta zorluk çekiyor. Çocukların tatil sonrası okula dönmeleri sürecinde yaşadıkları da buna benzer birşey. Öğrencinin yaşına, kişiliğine, ailesinin sosyal, psikolojik ve kültürel yapısına göre değişim gösteren uyum süreci anne babalar tarafından takip edilmeli.

Adaptasyon sorunu sadece tatil sonrası yaşanan bir durum değil. İlkokula yeni başlayan çocuklarda sıkça yaşanan okul korkusu, farklı bir ortamda kendini savunmasız ve yalnız hissetmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Bu korkuyu yaşayan çocuklar sadece okula ilk kez başlayan öğrenciler değil. Yaş ilerledikçe bu korkular farklılık gösterir. İlkokula başlayan bir çocuk kendine güvensizlikten dolayı; ortaokul ve lise öğrencisi ise derslerde ve sınavlarda başarılı olmayacağını düşündüğü için bu korkuyu yaşar. Çocuğun okul ile ilgili bütün kaygıları dinlenmeli, duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışılmalı. Okul korkusu çocukta olduğu kadar okul ve öğretmen tutumlarından da kaynaklanabilir. Her anne ve baba çocuğuna bu kaygılarını anladığını, zamanla geçeceğini ve okul hayatının kendileri için de önemli olduğunu vurgulamalı. Ayrıca anne babalar okul alışverişini çocuk ile birlikte yapmalı. Bu davranış biçimi çocuğun kendine olan özgüveni artırırken, okula adaptasyon sürecinde faydalı bir başlangıç yaratır.”

Yazar: Nuran Çakmakçı
Kaynak: www.kendinigelistir.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND