Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Okul başarısızlığının 7 nedeni

Okul başarısında etkili olan pek çok faktör, elbette başarısızlık için de aynı şey söz konusu. Üstün zekalı çocuklar üzerinde çalışmalar yapan Prof. Dr. Oya Özkardeş, okul başarısızlığının arkasında yatan temel nedenleri 7 başlık altında topluyor. İşte o faktörler…

Okul başarısında etkili olan pek çok faktör, elbette başarısızlık için de aynı şey söz konusu. Üstün zekalı çocuklar üzerinde çalışmalar yapan Prof. Dr. Oya Özkardeş, okul başarısızlığının arkasında yatan temel nedenleri 7 başlık altında topluyor. İşte o faktörler… 

 

Okulda başarısızlığın 7 nedeni

İster üstün zekalı isterse normal zekalı olsun çocuğunuz okulda başarısız olabilir. Peki neden? Bunun birçok nedeni var

Tüm Üstün Zekalılar Derneği (TÜZDER) tarafından düzenlenen “5. Dahiler ve Üstün Zekalılar Günü” etkinliğinde konuşan İstanbul Ticaret Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Oya Özkardeş, okulda başarısızlığın yedi nedenini şöyle açıkladı:

ALT KÜLTÜR PROBLEMLERİ

“Ailenin pek çok özelliği çocuğun okulda başarısız olmasına neden olabiliyor. Bunlardan bir tanesi sosyo-kültürel faktörler, azınlık öğrencileri. Bizim ülkemizde büyüyen bir problem. Çok fazla göç alıyoruz. Bunlarla ilgili etkili yardımların çok fazla yapıldığını söylemek mümkün değil. Doğu’da olan çocuklar var. Buradaki sosyal değerlerin farklı olması akademik başarısızlığı nasıl etkiliyor? Eğer ailenin ajandasında öğrenme ya da okul başarışı çok önemli değilse okuldan beklentisi bu yolda olmuyor, çocuğu başka yönde destekleyebiliyor.

AİLENİN EĞİTİM DÜZEYİ

Ailenin kültürel düzeyi yükseldikçe okuldaki başarısızlıkla ilgili nedenler de farklılaşmaya başlıyor. Ailenin beklentisi ne kadar yüksekse başarı talebi o kadar fazla oluyor. Bu çocuğun sosyal anlamda çok fazla baskı hissetmesine neden oluyor ya da ailenin sosyo-kültürel düzeyi düştükçe aile çocuğun öğrenip öğrenmemesiyle çok fazla ilgilenmediği için bu sefer de baskı oluyor.

Yapılan araştırmalarda özellikle babanın otoriter ve katı bir disiplin anlayışının olması çocuklardaki akademik başarısızlıkla ilişkili bir özellik olarak bulunmuş. Genellikle baskıcı anne baba tutumu ya da gevşek anne baba tutumu başarıyı olumsuz yönde etkiliyor.

HEP TEK YÖNLÜ

Yalnız burada yine araştırmaların henüz cevap vermediği bir soru var. Biz şöyle bir şey diyoruz. Anne baba tutumları içinde demokratik anne baba tutumu, çocuğa özgürlük veren anne baba tutumu çocuklar için en uygun olanı. Ama öyle çocuklar var ki, çocuğa demokratik bir tutumla yaklaştığınızda öz düzenleme başarısı ya da sorumluluk almakla ilgili görevi çok olduğu için bu yaklaşım çocuklara yaramıyor. Dolayısıyla bazı aileler sorun çıkmasın diye bazen bilinçsiz olarak daha otoriter ortamları bu çocuklara sunabiliyorlar. Hep tek yönlü bir ilişki yok. Ailenin ve çocuğun özelliklerinin birbirini nasıl etkilediğine bakacağız.

ARKADAŞ İLİŞKİLERİ

Genellikle ergenlik döneminde akran baskısı başarısızlığı tetikleyen önemli nedenlerden biri oluyor. Çocuğun seçtiği akran grubunun özelliği okula devamı ve başarıyı da etkileyebiliyor. Dahil olduğu grubun özellikleri etkileyebiliyor. Bazı çocuklarda tersine zayıf akran ilişkisi, yeterince akranıyla ilişkisinin olmaması çocuğu başarısızlığa uğratabiliyor.

MOTİVASYONLARINI KAYBEDİLDİĞİ YER: OKUL

Okula geldiğimizde bugün birçok araştırmacı özellikle üstün yetenekli çocukların ilgilerini ve motivasyonlarını kaybettiği yer olarak sunuyor. Bu bizim açımızdan trajik bir durum. Biz ne yapıyoruz da okul öncesinde meraklı, araştırmaya istekli çocukları meraksız öğrenme konusundan kaçan çocuklar ve hatta genç yetişkinler haline getiriyoruz. Bu sadece ilkokul için değil, üniversite için de geçerli. Üstün olup okulda başarısız olan çocuklardan yaklaşık yüzde 75’i okulu sevmiyor.

ÖĞRETMENİN YETERLİ OLAMAMASI

Biz diyoruz ki okul sistemiyle ilgili problemler bunlar ama öğretmen yeterliliğinden bahsettiğimiz zaman öğretmen yetiştirme politikanıza geliyorsunuz. Orada hepimizin çok iyi bildiği örnekler var. Bir gecede öğretmen olan öğretmenler var. Başka alanlardan gelip bir aylık formasyonlarla öğretmen olan arkadaşlar var. …Araştırmacılar bugün hangi öğretmene yeterli bir öğretmen dediğimizin üç tane kriteri olduğunu söylüyor. Birincisi öğretmenin alan bilgisi yeterli mi, ikincisi sınıf yönetimi bilgisi yeterli mi, bunu etkin bir şekilde kullanıyor mu ve etkili iletişim becerilerini yeterince kullanıyor mu, üçüncüsü ve en önemlisi farklı gelişen öğrenme karakteri olan çocukların özelliklerinden haberdar mı? Eğer bunu yapıyorsa öğretmen sınıfta yeterli bir öğretmen olarak kabul ediliyor. Dolayısıyla okul dediğimiz zaman sınıfın ikliminin nasıl olduğundan düşünün verilen ödevlere kadar bir dizi sorunun başarısızlığa yol açması mümkün. Hele de şimdi özel yetenekli çocuklar eğer karma sınıftaysa, bazı ödevler çok tekrarlayıcı olduğu için o çocuğa çok sıkıcı gelebiliyor ondan sonra o çocuklar ödev yapmayı bırakabiliyor. Biz öğretmene sınıfta bu çocuk problemli dediğimizde, buradaki sorun ne, ben ne yapıyorum da bu çocuğun başarısızlığını tetikliyorum diye bakmıyor. Ya da aile şuna bakmıyor: Ben ne yapıyorum da bu çocuğun başarısız olmasına neden oluyorum? Biz bunlardan önce çocuğa bakıyoruz. Hâlbuki bütün bunları ekarte ettikten sonra çocuğa bakmamız gerekiyor.

KIZLARLA ERKEKLER ARASINDAKİ FARKLILIKLAR

Cinsiyetle ilgili özelliklere baktığımız zaman iki kategoriden bahsetmemiz mümkün. Birincisi kızlarla erkekler arasındaki farklılıklar. Erkekler genellikle sıkıldıkları zaman ya da bir şeyden koptukları zaman daha saldırgan olma eğilimindeler. Kızlarsa daha kapanma daha depresif olma gibi bir eğilimdeler. Dolayısıyla genellikle bu nedenden dolayı başarısızlıklara baktığımızda üstün yetenekli çocukların akademik anlamda başarısız olanları hangilerinden dediğimiz zaman erkekler daha fazlaymış gibi görünüyor. Çünkü üstün yetenekli olan erkek çocuklar sınıfta problem üretiyor. Öğretmenin daha çok dikkatini çekiyor ailenin de. Bir de toplumun kız ve erkeğe yüklediği roller var. Erkeklerden genellikle başarılı olmasını, iyi bir iş sahibi olmasını bekliyoruz. O çocukların başarısızlıkları daha çok gözümüze çarpıyor. Ama Türkiye’de hala eğitimde kızlara fırsat eşitliğinden bahsediyoruz. Çok yetenekli olup harcanan pek çok köy kızı olduğunu biliyoruz. O kişiler kendi kendilerini geliştirerek birtakım şeyler yapmaya çalışıyorlar. Fakat eğitim açısından baktığımızda ilkokul terk oluyorlar.

DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI

Davranış bozuklukları ve karşı gelme bozuklukları bir başka sorun. Özellikle yüksek fonksiyonlu aspergerler üstün zekalı çocuklarda çok sıklıkla karşılaştığımız bir grup. Bütün bunlar akademik başarısızlıkları ve genel olarak da eğer uygun müdahaleler yapılmazsa teorik başarısızlıklara yol açabilecek şeyler. Burada şöyle bir şeye dikkat etmemiz lazım. Bu çocukları değerlendirirken, tanılarken iki kere dikkatli olmamız gerekiyor.

Bir örnekle anlatayım. Yıllar önce bir aile geldi, çok iyi hatırlıyorum çocuğun zekası üstün. Okulda bir başarı problemi var ve genel olarak da dağınıklık, davranışlarını organize edememe, yeterince çalışma alışkanlıkları kazanamamış bir çocuk. Danışma merkezine gidiyorlar, uzman diyor ki, sizin çocuğunuzun hiçbir şeyi yok. Çocuğunuz bir Ferrari ama Wolksvagen gibi hareket ediyor. Problemi yok diyor. Sordunuz mu eğer Ferrari idiyse neden Wolksvagen gibi? Buraya çok dikkat etmemiz gerekiyor.”

BİR ÇOCUĞU BÜTÜNCÜL OLARAK TANIMAK

TÜZDER Genel Müdürü Tunahan Coşkun ise en önemli konulardan birinin üstün zekalı çocuğun tespiti olduğunu ve bu tespitin de sadece salt bir IQ testi ile olmaması gerektiğini söyledi. Bireyi Bütüncül Tanıma (BBT) programının önemini anlatan Coşkun, “Çocuğun IQ testinin yanında fiziksel, duygusal, sosyal, ruhsal ve sıra dışı düşünme potansiyelinin de ölçülmesi önemlidir” dedi. Coşkun, ikinci aşamada ise bu çocukların eğitim aldığı okullardaki öğretmenlerin eğitimlerinin yani eğitici eğitimlerinin önemini vurguladı. Bu eğitimler; Zeka ve Akıl Oyunları Eğitici Eğitimi, Zihin Haritaları ve Hafıza Teknikleri Eğitici Eğitimi, Anlayarak Hızlı Okuma Teknikleri Eğitici Eğitimi.

 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Hafızadaki yüzler resme döküldü

Kanada’nın Toronto Scarborough Üniversitesi’ndeki nörologlar, elektroensefalografi (EEG) verilerine otomatik öğrenme (machine learning) tekniği uygulayarak “hafızadaki yüzleri resme dökmeyi” başardı.

Araştırmayı yöneten Prof. Dr. Adrian Nestor, “Bu çalışmadaki yenilik, EEG verileri ve otomatik öğrenme tekniğini kullanarak katılımcının görsel deneyiminin tahmini bir temsilini yeniden yaratmak” dedi.

Nestor, gönüllü katılımcının kafasına yerleştirilen EEG’nin verilerine ışık tutulduğunu belirtirken, “İnsan yüzü gibi zihinsel temsilleri algıladığımız biçimiyle yeniden oluşturmaya çalıştık” diye konuştu.

Scarborough Üniversitesi’nde EEG verileri üzerine araştırmalar yapan Dr. Dan Nemrodov ise ilk başta bu teknikle hafızadaki yüzlerin resme döküleceğine” ihtimal vermediğini anlattı, “Nestor bana geldiğinde ona bunun zor olacağını ama deneyebileceğimizi söyledim. Sonuçta o kazandı, ben kaybettim. Teknik gayet iyi çalışıyor” dedi.

Yapılan araştırmanın videosu aşağıdadır:

Kaynak: bbc türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Çinli Şirket az adım atan çalışana para cezası veriyor

Çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesen şirket eleştirildi.

Çin’de ayda 180 bin adımdan az atan çalışanlarına para cezası veren şirket eleştirilerin hedefinde. Information Times gazetesine göre Guangzhou’da bir emlakçı, çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesiyor.

Gazeteye konuşan şirketin çalışanlarından biri, sürekli fazla mesaiye kalmaları gerektiği için çalışma saatleri dışında 6 saat atma imkanlarının olmadığını söylüyor:

“Şirketin daha fazla egzersiz yapmamızı istemesini anlıyorum ama şimdi adım hedefini tutturmak için yürümekten uyumaya yeterli vakit ayıramıyorum.”

Yerel bir hukuk firmasında çalışan Liu Fengmao, şirketin çalışanların attıkları adımı bir performans göstergesi olarak takip etmesinin yasal bir temeli olmadığını ve bu kuralın ilerde işveren için sorun çıkarabileceğini belirtiyor.

Liu’ya göre işçiler mesai saatleri dışında yürümeleri gerektiğinde bunun fazla mesai olduğunu söyleyebilir veya yürüyüş sırasında sakatlık yaşadıklarında bunu çalışma sırasında yaşanan bir iş kazası olarak gösterebilir.

Information Times’a göre Guangzhou’daki emlakçı çalışanlarına bu tip bir kural getiren ilk şirket değil.

Ocak 2017’de teknoloji şirketi Congqing çalışanlarının günde 10 bin adım atmasını talep etmişti. Chongqing Evening Post gazetesi şirketin bu kriteri bir performans ölçütü olarak kullandığını yazmıştı.

“Şirket, maaşlardan kesinti yapmak için bahane arıyor”

Sosyal medya sitesi Sina Weibo’da da kullanıcılar Guangzhou’daki emlakçının bu uygulamasını şaşkınlıkla karşıladı. Bir kullanıcı “Şirket çalışanlarının maaşlarından kesinti yapmak için bahane arıyor” ifadelerini kullandı.

Bazı kullanıcılar ise kararı “Bu uygulama çalışanları sağlıklı kılar” ifadeleriyle destekledi.

Kaynak: BBC Türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Bağlanma korkusu: Neden bazıları “ıssız insan” olmayı seçer?

İnsanın sosyal etkileşimi, temel bir ihtiyaç. Peki neden bazı insanlar, başka insanlardan kaçar? Bağlanma korkusunun mekanizması nasıl çalışır? Bağlanamayanları anlamak için yararlı bir yazı…

Flörtleşme döneminde bir çoğumuzun başına gelmiştir: biriyle görüşüyorsunuz, beraber vakit geçirmeyi seviyorsunuz ve birbiriniz tanımaya çalışıyorsunuz. Aranızdaki ilişki doğru yönde gidiyor gibi duruyor, ancak bu ilişkinin adını koymak istediğinizi belirttiğiniz anda durum birden değişiyor. Görüştüğünüz kişi sorularınıza daha kaçamak cevaplar vermeye başlıyor ve mesajlarınıza daha az geri dönüş yapıyor. Gelecek ile ilgili bir plan yaptığınızda konuyu değiştirmeye çalışıyor.

Karşılıklı oturduğunuzda ve “neler oluyor?” diye sorduğunuzda büyük ihtimalle “bağlanmaktan korkuyorum” veya buna benzer bir cevap alacaksınız.

Bazıları için bu konuşma daha geç de gerçekleşebilir. Artık bir ilişki içindesinizdir, ancak ilişkiniz daha da ciddileşmeye başlayınca partneriniz sizden uzaklaşabilir. Bunun üzerine kendinizi “ne oldu öyle” diye düşünürken bulabilirsiniz.

“Bağlanmaktan korkmak teriminin sık sık kullanıldığını duyarız ama aslında bu ne anlama geliyor? Huffington Post’tan Kelsey Borresan bu sorunun cevabını öğrenmek için uzmanlarla görüştü.

Eğer biri size “bağlanma sorunlarından” bahsediyorsa yakınlık kurmaktan ve ilişkinizin çok hızlı ilerlemesinden rahatsız oluyordur.

“Sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir”

Psikolog Samantha Rodman bu konu ile ilgili olarak “ Sizi seviyor olabilir, hatta size aşık bile olabilir ancak sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir” diyor.

“Bağlanma sorununun” kökleri korkulara, inançlara hatta kişinin aile hayatında veya daha önceki ilişkilerinde yaşadığı kötü tecrübelere dayanıyor olabilir. (Örneğin çocukluğunda anne ile babasının kavgalı bir boşanma yaşamasına tanık olmuş olabilir)

Unutmamak gereken bir başka detay ise her insanın nihai amacının uzun bir ilişki olmadığı.

“Bir ilişkinin içinde sıkışıp kalmaktan korkuyor veya büyük kararlar vermekte zorlanıyor olabilirler” diyor psikolog Ryan Howes ve ekliyor; “ Belki de geçmişte kendileri ile uyumlu olmayan insanlarla ilişki yaşamışlardır veya ilişkileri beklemedikleri bir şekilde aniden bitmiş, bu yüzden de kendilerini reddedilmiş hissetmişlerdir”. Howes bu konu hakkındaki düşüncelerini “Tipik olarak bağlanmakta korkan insanlarda geçmişten gelen bir korku vardır ve bu korku genel olarak ilişkilerinin bitmesine sebep olur” diyerek özetliyor.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız”

Bir başka olasılık ise karşınızdaki kişinin size karşı olan ilgisini kaybettiği ve “bağlanma sorunlarını” ilişkinizi sonlandırmak için kullanıyor olması. Bu gerekçe gerçek olsa da olmasa da bunu görüştüğünüz kişinin artık sizinle bir ilişki yaşamak istemediğine dair bir sinyal olarak algılamalısınız.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız. Bazı insanlar bunu ciddiye almıyor ve bir süre sonra karşılarındaki kişinin istediğinin evlilik veya beraber yaşamak olmadığını fark edince hayal kırıklığına uğruyor” diyor Rodman.

Bağlanmaktan korkan insanlar bazen size karışık sinyaller verebilirler. İlişkinizin bir sonraki adımının ne olduğunu konuştuğunuzda farklı cevaplar verdiğini hissedebilirsiniz. Tahminen sizinle bir sene sonrası için tatil planı yapmayacaklardır. Bazen arkadaşları etrafında geçirdiğiniz zamanı bile kısıtlayabilirler ki ilişkiniz biterse arkadaşlarına çok bağlanmış olmayın.

“Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir

Howes bağlanma sorunu olan insanların kavgadan kaçınmak için sorunların kendi kendisini çözmesini beklediğini, fakat aynı zamanda da bağlanmaktan korktukları için ilişkiyi bitirmeye hazır olduklarını ifade ediyor. “İçlerinde sürekli çatışıyorlar” diyor Howes.

Rodman ise “Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir. Bu sebepten dolayı partnerlerine açılmaları zor olabilir.” diyor.

Kaynak: t24

Okumaya devam et
Advertisement

TREND