Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Okul başarısı mı, hayat başarısı mı?

Başarı odaklı eğitim anlayışı hayat okuluna daha donanımlı adım atılmasını sağlar. Ama okul başarısı hedeflenirken sosyal ve kişilik yönlerinin zayıf bırakılmaması kaydıyla. Dr. Bahar Eriş, ölümüne başarıya dayanan Kore eğitim sistemi ile skora dayalı başarı anlayışını reddeden Finlandiya eğitim sistemini karşılaştırdı…

okul başarısı, kişisel gelişim, hayat başarısı, dr.bahar eriş, başarılı çocuklar

Başarı odaklı eğitim anlayışı hayat okuluna daha donanımlı adım atılmasını sağlar. Ama okul başarısı hedeflenirken sosyal ve kişilik yönlerinin zayıf bırakılmaması kaydıyla. Dr. Bahar Eriş, ölümüne başarıya dayanan Kore eğitim sistemi ile skora dayalı başarı anlayışını reddeden Finlandiya eğitim sistemini karşılaştırdı…

Ölümüne Başarılı Çocuklar

Ji, ortaokula giden bir erkek çocuğu. Üstün akademik başarısıyla ünlü Kore’de yaşıyor.

Ji, ülkedeki öğrenciler arasında, en başarılı %1’lik dilimin içinde.  

Ji, şimdi hapiste. 

Çünkü Ji, annesini öldürdü. 

“Ne pahasına olursa olsun bir numara olmalısın” 

Ji annesini öldürdü, çünkü annesinin okuldaki veli görüşmesine gitmesini istemiyordu. En son sınavlarda aldığı düşük notları duymasından korkuyordu. Annesi ona sürekli, “Ne pahasına olursa olsun bir numara olmalısın” diyordu. Düşük not aldığı zamanlarda, onu dövüyor ve yemekten mahrum bırakıyordu. 

Ji, annesini öldürdükten sonra sırrını sekiz ay boyunca sakladı. Her gün okula hiç bir şey yokmuş gibi gidip gelmeye devam etti. Komşulara annesinin şehri terk ettiğini söylüyordu. Cesedi kokmasın diye, odasının kapısını sıkıca bantlamıştı. Hatta her şey normal görünsün diye, arkadaşlarını ara sıra eve çorba içmeye davet ediyordu. 

Ta ki onlardan ayrı yaşayan babası bir gün eve gelip cesedi bulana kadar…

Ji, mahkemede hıçkıra hıçkıra ağlayarak suçunu itiraf etti. Mahkeme ilk başta 15 yıl hapis cezasına karar verdi. Sonra hafifletici sebeplerden cezayı 3,5 yıla indirdi. 

Herkesin kanını donduran olay, halk arasında ve medyada bir tartışmayı tetikledi: Suçlu kim?  

Ortak görüş, asıl suçlunun Ji olmadığıydı. Suçlu, Ji’yi ve pek çok Koreli çocuğu çıldırtacak derecede boğan okul sistemiydi. Çocuğunu ne kadar yüksek not alırsa alsın daha da çalışmaya zorlayan “kaplan anne”, birçoklarına göre, kendi elleriyle kendi sonunu hazırlamıştı. 

Kore’nin “Çıldırtan” Başarısı 

Kore, akademik başarısı çok yüksek bir ülke.  Uluslararası akademik başarıyı ölçen PISA1sınavında her yıl başa güreşen ülkelerden. En son 2012’de yapılan sınavda, 65 ülke arasında 5. oldu. İlk 7 sırayı Asya ülkeleri paylaştı.

Başarılılar, çünkü “çılgınca” çalışıyorlar! 

Kore’de bir ara öğrenciler “psikopat” denecek düzeyde çalıştığı için, hükümet ders çalışma yasağı bile getirmiş!

Olumlu açıdan bakıldığında, Asya ülkeleri çabanın performansı arttırdığına muhteşem bir örnek. Çalışkanlığın sonu kaçınılmaz başarı. 

Ama ne pahasına?

Buna cevap vermek için önce tipik bir Kore okulunda zihinsel bir gezintiye çıkalım2.  

Koreli öğretmen neden elinde sırt kaşıyacağıyla ders anlatır?

Kore’de öğrenciler sabah okula gelince, ayakkabılarını sınıfın önünde çıkarıyorlar. Parmak arası terliklerini giyiyorlar. Büyük olasılıkla hijyen amaçlı. (Okulda terlik başta kulağa komik gelebilir. Ama diğer taraftan çocukların kendini evde hissetmesini sağlayabilir. Terlik bizim ev kültürümüzde de var. Yabana atmamalı.)

Ayakkabılar çıkınca, çoraplar da meydana çıkıyor. Çocukların çoğu, renkli ve ve baskılı çorapları tercih ediyor. Okulda makyaj, küpe, uzun saç yasak. Dolayısıyla çocuğun kimliğini ortaya koyacak tek şey çorabının rengi ve baskısı. Kimlik ayaklar altında! Çocuğa baskı ne kadar çoksa, çoraptaki baskı da o kadar çok!

Kore’de çocukların bazıları sınıfa yastıkla geliyor. Neden mi? Çünkü öğretmen ders anlatırken öğrencilerin yarısı uyukluyor! Dersin sonunda öğrenciler zil sesiyle uyanıyorlar. 

10 dakikalık teneffüs, çocukların hayat belirtisi gösterdiği tek zaman dilimi! Birbirleriyle konuşuyorlar, eğleniyorlar, telefonlarından sosyal medyaya giriyorlar, oyunlar oynuyorlar: Çocukların robottan çocuğa dönüştükleri kısa bir “uyanış” dönemi! Ders başlar başlamaz yastıkları kapıp tekrar uykuya dalıyorlar! 

İşte öğretmenin elindeki sırt  kaşıyıcısının sırrı da bu: Arada “sihirli değneği”yle uyuyanları dürterek uyandırıyor. 

Bazı öğrenciler buna “sevgi sopası” diyormuş! 

Bu çocuklar neden bu kadar uyuyor? 

Kore eğitim sisteminde olağanüstü bir rekabet var. Öğrenciler liseden sonra yılda bir kez düzenlenen ulusal bir sınava giriyorlar. Aynı bizim üniversite sınavımız gibi. 

Bu sınav geleceklerini belirliyor. En yüksek puanı alanlar Kore’nin en prestijli birkaç üniversitesine girebiliyorlar, ama bu çok zor! Sadece %2’si bu okullara girebiliyor. 

Dolayısıyla liseden mezun olmadan önceki iki yılı tamamen sınava hazırlanmakla geçiriyorlar. 

Okul günü sonunda öğrenciler okuldan çıkıyorlar. Ama eve dönmüyorlar. Çıktıkları gibi başka bir okula gidiyorlar! Burada sınava hazırlanıyorlar.

Bu okul da akşama doğru bitiyor. Sonra akşam yemeği yiyorlar. 

Peki buradan evlerine mi dönüyorlar sizce? 

Hayır! Yemek bitince doğru yaja’ya! Yaja, Korece konser, sinema, disko falan demek değil: Öğretmen kontrolünde iki saatlik bir etüt çalışması. Internet’te sınavla ilgili dersler izliyorlar. Gün içinde aldıkları notları tekrarlıyorlar. Saat 9’a kadar böyle devam ediyorlar. 

“Eh, artık oradan evlerine gidiyorlardır herhalde” dediğinizi duyar gibiyim. İnsanca, pek insanca… Ama öyle olmuyor. Buradan çıkan öğrencilerin çoğu, hagwon adı verilen özel kurslara devam ediyor. Gecenin 11’ine kadar dersler devam ediyor. Ancak bundan sonra eve dönüp yatıyorlar. 

Sabah 8’de tekrar okul başlıyor. 

Koreli çocukların sınıfta neden uyukladıkları şimdi netleşmiştir: Yorgunluktan öldükleri için! Aslında terlik ve yastık yanında sınıfa bir de pijama getirseler yeridir!

Üstelik bu çocukcağızlar yaz tatillerinde de bu haldeymiş. Hatta yazın kütüphanelerde çalışacak yer kalmıyor. Bu yüzden saati 4 Dolar’dan küçük, klimalı kütüphane odaları kiralıyorlarmış.  

Kore ile Finlandiya’nın farkları nerede?

Ji, sadece akademik başarının değer gördüğü bir sisteme doğmuş bir çocuk. Ruhsal, duygusal ve fiziksel sağlığını yitiren birçok çocuktan biri. Sadece akademik baskı değil, uykusuzluk bile bu çocukları delirtmede başlı başına bir etken olabilir. 

Ji, elbette uç bir örnek. Ama Koreli çocukların duygusal sağlığını inceleyen araştırmalar, çocuklarda genel olarak akademik stres ve depresyonun yaygın olduğuna işaret ediyor. Nasıl olmasın ki? 

PISA’daki olağanüstü başarısı ve defalarca birinci olmasıyla dünyaca ün kazanan bir diğer ülke Finlandiya.  Ama Kore’den farklı olarak, Finlandiya’nınki sağlıklı bir başarı modeli.  

Peki Finlandiya’da ne farklı? 

Öncelikle, rekabet değil işbirliği kültürü hakim. Çocuklar çalışmayı seviyorlar. Hayatta başarı için çalışmayı önemli buluyorlar. Eğitimlerinin sorumluluğunu üstleniyorlar. Aileleri ve öğretmenleri de bu konuda onlara güveniyor. Aileler okula fazla karışmıyor.  

Ama çocuklar çalışırken bir yandan kendilerine ve hobilerine de yeterince zaman ayırabiliyorlar. 

Yürüyen skorlar olarak değil, kimlik sahibi bireyler olarak görülüyorlar. 

Finlandiya’daki eğitim sisteminde korku iklimi değil, sevgi ve güven iklimi hakim. 

Kısacası, Finlandiya “aklı başında bir başarı” örneği.  Güney Kore’de ise “aklını kaçırmış bir başarı” modeli var. 

Elbette Finlandiya’daki başarı; sosyal, ekonomik, kültürel ekosistemin doğal bir uzantısı. Her ülke aynı modeli uygulayabilir, ama büyük olasılıkla aynı sonucu alamaz. Kes yapıştır yöntemler işe yaramaz. Ülkeler, en iyi uygulamaları inceleyip, kendi gerçeklerine ve ihtiyaçlarına uygun bir model tasarlamalı. 

Aile ve okul düzeyinde ne yapmak gerek? Çocuğun akademik başarısına odaklanırken; sosyal, fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını ihmal etmemek…  

Okulda başarı önemli, ama hayatta başarı bambaşka nitelik ve beceriler gerektiriyor. 

Bir dahaki sefer Asyalı çocukların akademik başarısını duyunca “Bravo!” diyebilecek misiniz?  

 

1 Amanda Ripley (2013). The Smartest Kids in the World. NY, NY: Simon & Schuster. 

2 http://www.oecd.org/pisa/keyfindings/PISA-2012-results-snapshot-Volume-I-ENG.pdf 

PISA, “Program for International Student Assessment”in baş harflerinin kısaltması: Yani, “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı”. Programın mimarı, Türkiye’nin de üyesi olduğu OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü). 15 yaşındaki öğrenciler; matematik, fen ve okuma alanlarında sınava tabi tutuluyor. En son 2012’deki sınavda 65 ülke yer aldı. Kore 5., Türkiye 54. oldu. 

Yazar: Dr. Bahar Eriş
Kaynak: www.bahareris.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Küçük istavritin öyküsü

umut etmek, umudunu kaybetme, küçük istavrit

Küçük istavrit yiyecek bir şey sanıp
Hızla atıldı çapariye
Önce müthiş bir acı duydu dudağında
Gümbür gümbür oldu yüreği
Sonra hızla çekildi yukarıya

Aslında hep merak etmişti
Denizlerin üstünü
Neye benzerdi acep gökyüzü
Bir yanda büyük bir merak
Bir yanda ölüm korkusu

“Dudağı yarıklar” denir, şanslıdır onlar
Hani görüp de gökyüzünü, insanı
Oltadan son anda kurtulanlar
Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu
Küçük istavrit anladı yolun sonu

Koca denizlere sığmazdı yüreği
Oysa şimdi yüzerken
Küçücük yeşil leğende
Cansız uzanıvermiş dostlarına
Değiyordu minik yüzgeci

İnsanlar gelip geçtiler önünden
Bir kedi yalanarak baktı gökyüzünün içine
Yavaşça karardı dünya
Başı da dönüyordu
Son bir kez düşündü derin maviyi
Beyaz mercanı bir de yeşil yosunu

İşte tam o anda eğilip aldım onu
Yürüdüm deniz kenarına
Bir öpücük kondurdum başına
İki damla gözyaşından ibaret
Sade bir törenle saldım denizin sularına

Bir an öylece baka-kaldı
Sonra sevinçle dibe daldı
Gitti, tüm kederimi söküp atarak
Teşekkürü de ihmal etmemişti
Birkaç değerli pulunu elime avuçlarıma bırakarak

Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme
Sorar gibiydiler neden yaptın bunu niye
“Bir gün dedim bulursam kendimi
Yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz
Son ana kadar hep bir umudum olsun diye”

Sevgili Feraye ve okuyucum Ali Çetintür yollamış bu dizeleri..
Ne kadar güzel… Ne kadar anlamlı… Ne kadar dokunaklı…
Ama mesaj nasıl harika…
“Son ana kadar umudunu yitirmeyeceksin!..”
Bitince bitmez.. Umudunu yitirince biter!..

Yazan: Hıncal Uluç
Kaynak: www.sabah.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Quasimodo sendromu: Gerçekte var olmayan kusurları bulmak

sendrom, sağlık, Quasimodo Sendromu belirtileri, Quasimodo Sendromu, psikoloji, Manşet

Quasimodo sendromu nedir? Bu sendroma sahip bireyler ne tür davranışlar sergiler? Tedavisi var mıdır? İşte tüm bu sorulara yanıt olabilecek nitelikte bir makale…

Quasimodo Sendromu nedir? Belirtileri neler?

Quasimodo sendromu, kişinin vücudunda gerçekte var olmayan kusurlar bulması ve bundan yoğun rahatsızlık duyması anlamına geliyor.

Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Uzman Psikolog Sena Sivri, Quasimodo Sendromu ya da diğer adıyla Beden Disformik Bozukluğu olan kişilerin sürekli aynada kendilerini inceleyip, her seferinde yeni bir kusur bulduklarını belirterek şu bilgileri paylaştı:

Quasimodo Sendromu nedir?

İsmini Victor Hugo’nun Notre Dame’ın Kamburu eserindeki Quasimodo karakterinden alan Quasimodo sendromu, kişinin vücudunda gerçekte var olmayan kusurlar bulması ve bundan yoğun rahatsızlık duyması anlamına geliyor.

Bu düşünsel uğraşlar kişinin işlevselliğinde bozulmaya neden olur. Bu durumun yarattığı mutsuzluktan dolayı kişi içine kapanır, kendi görüntüsünden duyduğu memnuniyetsizlikten dolayı iş ve sosyal hayatından uzaklaşır, daha ilerlediğinde evden çıkamaz hale gelebilir hatta çok ilerlemiş durumlarda intihar girişimlerine yol açabilir.

Quasimodo Sendromu belirtileri neler?

Bu sendromun genellikle ergenlik döneminde ortaya çıktığını, genetik yatkınlığın yanı sıra toplumsal normlar ve sosyal medyanın dayattığı güzellik algılarının da tetikleyici olma özelliği taşıdığını belirten Uzman Psikolog Sena Sivri, Quasimodo sendromunun 3 önemli belirtisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Çok vakit harcamak

Kişinin kendini aşırı inceleyip eleştirmesi, sürekli kendi görüntüsünde kusur bulması temel belirti olarak karşımıza çıkıyor. Kişinin çok vaktini alan bu incelemeler özellikle yüz bölgesinde yoğunlaşıyor.

Kişi, etrafındaki herkesten kusurlu bulduğu bölgeleriyle ilgili fikir alma ihtiyacı içinde oluyor; hayali kusurlarının nasıl gözüktüğünü sorup, kendisini çirkin kabul ediyor. Diğer insanların hatta uzmanların söylemleri inandırıcı olmuyor.

Bu kişiler, plastik cerrahlar ve dermatologların kapısını sık sık çalıp, küçüklü büyüklü müdahaleler yaptırırken; hekimin onay vermediği, gerek görmediği işlem / operasyonlar için ehil olmayan kişilere işlemler yaptırtıp daha büyük hasarlar görebiliyorlar.

Aşırı kararsız olmak

Quasimodo sendromu olan kişiler saç ve kıyafet gibi konularda her zaman kararsızlık içinde oluyorlar ve gerçekte var olmayan kusurlarının, etrafındaki herkes tarafından fark edildiğini, çirkin olduğunu düşünüyorlar. Hayatları ile ilgili her alanda güzellik algılarına bağlı yanlış kararlar verebiliyorlar.

Bu sendroma sahip kişiler “Olmaz çünkü çok çirkinim, burnum/gözüm vs çirkin” gibi cümleleri çok sık söylüyorlar. Hayatları ile ilgili karar almaları gereken noktalarda güzel olmadıklarına dair algıları özgüven eksikliği yaratarak birçok konuda cesaretlerini kırıyor. Aynı zamanda güzelliklerine dair bu obsesyonları birçok alana dair ilgi ve algılarını da bloke ediyor.

Takıntılı düşünceler ve davranışlar geliştirmek

Kişi, başkalarınca fark edilmeyen ya da gerçekte olmayan kusurunu ciddi bir kusur veya özür olarak görüyor, devamlı bu sorunla uğraşıyor; bu algısından dolayı tekrarlayıcı davranışlarda bulunuyor. Örneğin; aynaya bakma, gizlemeye çalışma, deri/saç yolma, düzeltmeye çalışma, güven ve güzelliğine dair onay arayışı içerisinde olma bunlardan birkaçı. Kendi özelliklerini başkalarıyla kıyaslarken, zamanla yaşam kalitesi bozuluyor, içe kapanıyor hatta evden çıkmak istemiyor. Tek uğraşıları bu kusurlarını düzeltmek için oluyor. Çok ilerlemiş durumlarda, yaşamlarına son verme istekleri ve girişimleri sık görülüyor.

Kaynak: www.indigodergisi.com

Okumaya devam et

MAKALE

Yorgunluk modern hayatın getirdiği bir sorun mu?

yorgunluk, tükenmişlik, Manşet, depresyon, Anna Katharina Schaffner

Birçok insanı etkisi altına alan yorgunluk ve tükenmişlik hissi birkaç yıl önce edebiyat eleştirmeni ve tıp tarihi uzmanı olan Anna Katharina Schaffner’ın da hayatını zorlaştırmaya başlamıştı.  Schaffner, bu konuyu araştırmaya ve bir çözüm bulmaya karar verdi. İşte o araştırmanın tüm detayları ve daha fazlası…

Yorgunluk hissi neden bu kadar yaygın?

Anna Katharina Schaffner birkaç yıl önce yorgunluk salgınının kurbanları arasına girmiş, yaptığı her şeyde bir “ağırlık hissi” duymaya başlamıştı. En basit işler bile bütün enerjisini tüketiyor, işine yoğunlaşması giderek zorlaşıyordu.

Bazıları bunu yaşadığımız çağa bağlıyordu. Bu doğru bir gözlem mi, yoksa yorgunluk ve tükenmişlik hissi diğer hastalıklar gibi hayatımızın belli dönemlerini etkileyen bir parçası mıydı?

İngiltere’deki Kent Üniversitesi’nde edebiyat eleştirmeni ve tıp tarihi uzmanı olan Schaffner bu konuyu araştırmaya karar verdi. Bu çalışmanın sonucunu “Yorgunluğun Tarihi” başlıklı bir kitapta topladı.

Alman doktorları arasında yapılan bir araştırmada doktorların yarısının yorgunluktan şikayet ettiğini, günün her saatinde bu durumda olduklarını, işe gitme düşüncesinin bile kendilerini yorduğunu gösterdi. Finlandiya’da yapılan bir araştırma ise kadın ve erkeklerin yorgunluk karşısında farklı yöntemlere başvurduğunu, erkeklerin daha fazla hastalık izni kullandığını ortaya koydu.

Almanya’da yayımlanan bir makalede ise yorgunluk depresyonun “lüks versiyonu” olarak tanımlanıyordu. Depresyona olumsuz bir anlam yüklendiği için o “başarısız insanların hastalığıydı”, iyi meslek sahibi eğitimli insanlar ise yorgunluktan şikayet ediyordu.

Oysa Schaffner ikisinin farkı olduğunu söylüyor. “Depresyonda özgüven kaybı, hatta kendinden nefret etme durumu söz konusu olabilir; oysa yorgunluk ve tükenmişlik hissinde kişinin kendine bakışında değişiklik olmaz” diyor.

Yorgunluk kronik yorgunluk sendromu ile de karıştırılmamalıdır. Burada en az altı ay süren ve en küçük aktivitenin bile büyük bir fiziksel ve ruhsal yorgunluğa yol açması durumu söz konusudur.

7/24 kültürü

Bazıları ise insan beyninin modern çalışma ortamıyla başa çıkacak şekilde evrilmediğini iddia ediyor. Verimlilik artışı konusundaki sürekli baskı ve kişinin işi yoluyla kendisini kanıtlama ihtiyacı işçileri sürekli bir ‘savaş ya da sıvış’ durumuna sokuyor. İnsan evriminde tehlikeye karşı geliştirilmiş olan bu durum stres hormonlarının artmasına neden oluyor.

Çoğu insan için baskı hissi sadece işle de sınırlı değil. Büyük şehir yaşantısı, teknoloji cihazları ve ‘7/24’ kültürü dinlenmeyi zorlaştırıyor. Bedensel ve ruhsal yenilenmenin mümkün olmadığı yerde de pilin tükenmesi hali ortaya çıkıyor. En azından teori bu.

Fakat eski kayıtlara baktığında Schaffner aşırı yorgunluğun sadece modern işyerlerine özgü bir sorun olmadığını, bu konudaki tartışmaların Roma İmparatorluğu dönemine kadar uzadığını görüyor. Batı kültürüne Hristiyanlık hakim olduğunda ise yorgunluk manevi bir zafiyet olarak görülüyor.

Modern tıbbın gelişmesiyle birlikte yorgunluk belirtilerine ‘nevrasteni’ ya da sinir zayıflığı tanısı konmaya başladı. Artık doktorlar sinirlerin elektrik sinyalleri ilettiğini ve sinirleri zayıf olan kişilerin, iyi izole edilmeyen bir kablo gibi enerjiyi dışarı yaydığına inanılıyordu. Oscar Wilde, Charles Darwin, Thomas Mann ve Virginia Woolf gibi ünlülere de nevrasteni teşhisi konmuştu. Doktorlar bunu sanayi devriminin neden olduğu sosyal değişime bağlıyordu.

Ruhsal ve bedensel etkenler

Bugün bu terim sadece Japonya ve Çin’de kullanılıyor. Bazıları depresyon yerine kullanılmasını eleştiriyor.

Öyle görünüyor ki yorgunluk sadece modern çağın sorunu değil, tarih boyunca bu durumu yaşamış birçok insan var. Schaffner da “Yorgunluk hep vardı” diyor, “değişen sadece nedenleri ve etkileriydi”.

Aslında ‘enerjik’ olma hissini nereden aldığımızı ve herhangi bir fiziksel zorlama olmadan birden nasıl tükendiğini, bunun bedensel mi yoksa ruhsal mı olduğunu, toplumdan mı yoksa kendi davranışlarımızdan mı kaynaklandığını hala bilmiyoruz.

Belki de bunların hepsi etkendir. Psikoloji – beden ilişkisi duygularımızın ve inançlarımızın fiziksel sağlığımız üzerinde etkili olduğunu gösteriyor. Örneğin duygusal sıkıntılar iltihap ve acıyı artırdığı gibi, bazı durumlarda nöbete ve körlüğe neden olabiliyor.

“Bir hastalığın sadece fiziksel mi yoksa ruhsal mı olduğunu söylemek gerçekten zor; zira çoğu zaman ikisi birden söz konusudur” diyor Schaffner. Rahatsızlığın psikolojik olması onun uydurma olduğu anlamına gelmez.

Sınırları belirlemek

Modern yaşamın yarattığı stresin etkilerini de kabul etmek gerekir. Schaffner, herhangi bir işin sınırları belirlemediğinde çoğu insanın kendisini fazla zorladığını ve “yeterince iyi olamama ya da beklentilere cevap verememe kaygısı şeklinde ortaya çıktığını” ifade ediyor.

Eposta ve sosyal medyanın enerji tükettiğini belirterek “Birçok bakımdan enerji tasarrufu sağlaması gereken teknoloji stres kaynağı haline geliyor” diyor. Bugün ofisten çıktığımız anda işimiz bitmiş olmuyor artık.

Tarih gösteriyor ki bu sorunun kolay bir çözümü bulunmuyor. Eskiden yorgunluk teşhisi konan insanlara yatak istirahati veriliyordu. Bugün duygusal tükenmişlik hissini gidermelerine ve yeniden enerji kazanma yollarını bulmalarına yardımcı olmak için bilişsel davranış terapisi uygulanabiliyor.

“Bunun çaresi kişiden kişiye değişir. Neyin enerjinizi tükettiğini, nelerin enerji verdiğini bilmeniz lazım” diyor Schaffner. Bazıları yoğun spora, bazıları ise kitap okumaya başvurabilir. “Önemli olan iş ile eğlence ve dinlenme arasına sınır koymaktır. Bunlar tehdit altında.”

Yazar: David Robson
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND