Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Oğuz saygın ile kapsamlı bir roportaj

Bu ülkede güneş bizim için doğmuyor, geceyi delerek gelen yıldızlar bize göz kırpmıyor artık. Başarının dilini bilmiyoruz. Çünkü öğrenmek istemiyoruz. Çünkü, hayat ile hareket arasındaki ilişkiyi unuttuğumuz için harekete ambargo koymuşuz. Hareketsiz hayat, çabasız, sebatsız başarı bekliyoruz.

Mehmet Gundem’in sunusu:

Hayatı yorgun ve isteksiz yaşıyor kalabalıklar. Çünkü iç dinamiklerini kaybetmişler. Enerji kesintisi var ruhlarda. Akıl “tutulma” yaşıyor. Adanmışlık pek az yer alıyor, hayatta. Bu ülkede güneş bizim için doğmuyor, geceyi delerek gelen yıldızlar bize göz kırpmıyor artık. Başarının dilini bilmiyoruz. Çünkü öğrenmek istemiyoruz. Çünkü, hayat ile hareket arasındaki ilişkiyi unuttuğumuz için harekete ambargo koymuşuz. Hareketsiz hayat, çabasız, sebatsız başarı bekliyoruz.

Halbuki hayat dışımızda değil, önce içimizde yaşanıyor. Hayat, önce tasavvur, sonra düşünce, sonra duygu, sonra duruş ve sonra davranış düzeyinde yaşanıyor. Ama hepsi biz, insanın içinde. Kelimeler içimizde büyüyen hayat. Duygular, düşünceler içimizde büyüttüğümüz biz, içimizde büyüttüğümüz ideallerimiz. Başarı da bütün bunların son cümlesinde konan bir nokta. Başarı sonuç değil süreçtir. Onun için başarının içinde mutluluk da vardır. Belki de en büyük başarı mutluluktur. İnsan en büyük iyiliği kendi kendisine yapar ve insan en büyük kötülüğü de yine kendi kendisine yapar. Her insanın içinde başarı ve mutluluk büyümeyi, büyütülmeyi bekliyor.

Doğru hedefler; doğru sorularla, doğru cevaplarla ve doğru davranışlarla mümkün. Bütün bu doğrular için de, insanın zoru başarması, kendisini keşfetmesi ve kendisiyle hem iç hem dış diyaloğa geçmesi gerekir. Kendi içinde bir ses oluşturamayan, kendi iç dilini çözemeyen insanın, dıştan gelen sesleri anlaması, anlamlandırması ve bu anlamlandırmayla hayatın yükünü taşıyabilmesi mümkün değil. Çünkü bizde gerçek anlamını bulmayan her söz, her davranış, her duyuş, gittikçe ağırlaşan bir yük olarak durur. Dışımızdan gelen her ses, her kelime, her davranış insana bir şeyler söyler. Seküler düzeyde bu bir şeyler ise asla bir hayat tarzı olamaz, insana bir hayat biçimi sunamaz. Hayatın nasıl yaşanacağını ancak ve ancak insan iç sesiyle bulur. İnsanın iç sesidir, doğruları en kolay yakalayan. Akıl da, bu iç sesten enerjisini alır, istikamet bulur.

İç keşifler, Sınırsız Güçe intisap ettirir insanı. Gerçek bilgiyle, hakikatle, diyaloğa geçen akıldan önce, gönüldür. Beden yorgunsa, izalesi kolay olur. Gönül yorgunsa hayat bir yük, başarı ve mutluluk da insandan çok uzak olur.

Hafıza eğitim uzmanı Oğuz Saygın, gönül yorgunluğunu 40ından sonra gidermiş, başarı ve mutluluğu yakalamış bir insan. Hayat dolu Saygın, bu keşiflerini insanlarla paylaşıyor, onları negatif limanlardan pozitif sulara davet ediyor. Ve diyor ki: En büyük hedefim önce kendi hayatıma sonra başkalarının hayatına değer katabilmek…

MEHMET GÜNDEM

Hafıza Eğitim uzmanı Oğuz Saygın: Her sorun bir fırsattır

Hayat Türkiyede hep negatif limanlarda geçiyor gibi… Pozitif sulara ulaşabilenlerin sayısı çok az. Negatif Limanlardan Pozitif Sulara kitabınız 17 baskı yapmış. Nasıl negatiflik pozitifliğe dönüştü sizde?

Kesin olarak inanmış olduğum bir şey var; olaylar ve olayların algılamaları. Olayların hayatımızın üzerindeki etkileri sadece ve sadece yüzde 10dur. Önemli olan bizim olaylara gösterdiğimiz tepkilerdir ki, geri kalan yüzde 90 da budur zaten. Biz genelde bireysel–kurumsal ve ülke olarak olaylara tepki veriş biçimimizde hatalar yapıyoruz.

Biz ne tür tepki gösteriyoruz?

Siyasilerden birisi hapşırsa, Borsa altüst oluyor. Bu psikolojide bir toplumuz.

Birisi birisine kızdığında, birisi bir toplantıyı terk ettiğinde, Türkiyede hayat kaosa dönüşüyorsa, zihinlerde, bireysel ve kurumsal yapılarda negatiflik hakim olduğu için mi öyle oluyor?

Maalesef onunla birlikte daha başka eksiler var. Biz ülke olarak iç dinamikleri son derece kuvvetli bir ülkeyiz. Ama maalesef bu dinamikleri kullanmasını bilmiyoruz. Batı ülkeleri ise bu tür iç dinamiklerden yoksun olmalarına rağmen o boşluğu teknikle aşıyorlar. Onlar teknikleri çok iyi biliyorlar. Bir Fatih Terim olayını alın; Fatih Terim Avrupadaki teknik bilgilerle Türklerin iç dinamiklerini birleştirerek büyük bir başarıya imza attı. Sonra aynı metotları kullanarak aynı başarıyı İtalyada yakaladı.

Bu iki örnekte de bir Batı tekniği, bir de Türklerin iç dinamikleri var…

İnsanlarımızda müthiş bir eyleme geçme yeteneği var… Çocukça toparlanabilme yeteneği var… Türkler kanı kaynayan insanlar. Ama bunu tekniklerle donatmadığınız takdirde çok yanlış ve çok agresif hareketler ortaya çıkar. Bu dinamikleri tam olarak kullanamıyoruz. Toplumumuzun yüzde 97sinin gelecekle ilgili, kesinleşmiş hiçbir hedefi yok. Tek hedef; günü kurtarmak. Biz ülke olarak da böyleyiz… Pozitif sulara açılabilmek için ilk yapılacak şey; insanlara bir hedef göstermek…

Nasıl bir hedef?

Motive edici, inandıkları ve ulaşılabilir hedefler olmaslı. Hedef olmadığı takdirde hiçbir şey olmuyor.

İnsanların hedefsizliğinde, ülkenin iktisadi ve sosyal sıkıntılarının, belirsizliğin, istikrarsızlığın mazeret düzeyinde bir etkisi yok mu?

Her insan yüzlerce mazeret söyler.Mazeretleri insanın şişmiş göbeğine benzetiyorum. O göbek, doğrudur, gerçektir; ama hiç faydası yoktur. Biz çok mazeret üreten bir toplumuz.

Başbakanın Fatih Terimden farkı ne ki, Batının teknikleri ile iç dinamiklerimizi birisi birleştiriyor da, ötekisi birleştiremiyor?

Çünkü, Fatih Terimin hiçbir şekilde mazereti yok. Mallorca maçını deplasmanda GS 4–1 kazanmıştı. Rövanş İstanbulda yapılacağı sırada Mallorcanın hocası; Biz İstanbula turistik seyahate geldik. demişti. Bunu Fatih Terime söylediklerinde; Ben olsam böyle bir şey söylemezdim. dedi. En zor durumlarda dahi, baskıyı üzerinizde hissederken dahi rahat karar verebiliyorsanız, işte o zaman hayatınızdan tüm mazeretleri çıkarmışsınız demektir. Siyaset, Ankara hâlâ mazeretlere bağımlı hareket ediyor. Şimdi, ne yapsın Başbakan… Millet mazeret istemiyor, çözüm istiyor. Hakem kötüyse, İki gol değil, üç gol atmamız lazım diyebilmelisiniz…

Nedir liderlerin bu durumunun açıklaması?

Yorgun düşmüşler… İnsanı canlı ve zinde tutan motivasyon çalışmaları yapmamışlar. Fatih Terim ve GS bir yıl NLP çalışması yaptı. GS şampiyon olacağı konusunda kesin hedefler koymuştu ve son noktayı her an görüyordu gözüyle. Ama bizim başbakanımız dahil liderler, Ankara, şimdi önünü dahi göremiyor ki. Gelecekle ilgili hedeflerinin çok net olduğunu sanmıyorum. Özal, bu alanın bir istisnasıydı. Geldi, ne istediğini çok iyi biliyordu, vizyonu vardı, hedefleri vardı… Düğmeye bastı takır takır her şey yürümeye başladı… Ne istediğinizi çok iyi biliyorsanız, o zaman istediğinizi alıyorsunuz.

Pozitif sulara açılmanın yolu…

Ne istediğinizi bileceksiniz. Somut hedefleriniz olacak… Niçin insanlar negatif limanlara demirliyorlar? Soruyorum; bir gemi için en emin yer neresidir? Cevap geliyor; liman. Peki gemiler limanda durmak için mi yapılmıştır? Cevap; hayır…

O halde insanlar neden açılamıyorlar?

Rahatlık bölgelerini terk etmek istemiyorlar. Değişim çok zor geliyor. Eğer siz değişimden korkuyorsanız, eğer siz farklı sonuçlar almak için değişmek gerektiğine inanmıyorsanız, o zaman çok zordur. Ben bir deli tarifi yapıyorum; hep aynı davranışlarda bulunduğu halde hep farklı sonuçlar bekleyen kişi. Bizim liderlerimiz de farklı sonuçlar bekliyorlar; ama hep aynı davranışlarda bulunuyorlar… Sonuçlar değişmeyecek… Farklılık olması lazım, önce davranışların değişmesi lazım.

Kişisel değişim için ne gerekiyor ilk planda?

4D formülü. 1–Durumumuzu değiştireceğiz. Kendinizi çok kötü bir durumda yakaladınız, omuzlarınız düşük… Yere bakar ve kaygılanmaya başlarsınız… Orhan Gencebayın Batsın bu dünyasını dinleyin. Çünkü bu ruh haline en uygun parça budur. Kopartır adamı… Burada asıl yapılacak şey, o anda arkaya yaslanıp karşıya bakmak ve gülümsemek… Bir anda damarlarınızda kanın aktığını hisseder canlanırsınız… 2– Düşüncelerinizi değiştirin. Düşünceler bizim beynimizdeki programlardır. Bunu, anne–babamız–öğretmenlerimiz–çevre–toplum yapıyor, ondan sonra program oluşuyor. Biz adam olmayız diyen bir insanın hiçbir adım atmaya niyeti yoktur. Soruları değiştirmek lazım. Soru şu; Neden olmasın? Soruyu değiştirmekle odağınız değişiyor. Niye bütün kötü şeyler bizim ülkemizin başına geliyor? Niye bütün kötü şeyler benim başıma geliyor? diye sorarsanız tek bir cevap alırsınız; çok salaksınız da ondan. Böyle sorunun cevabı budur. Ama siz odağınızı değiştirin… Her şey değişir. 3–Duygularınızı değiştirin. Düşünceler değişir ve duygular da değişir. Bir genç kız soruyor: Hocam çok canım sıkılıyor, ne yapabilirim? Dedim bir ihtimal daha var; canın sıkılmayabilir… O, o anda sıkılmayı seçmiş… 4–Durumunuz, düşünceleriniz, duygularınız değiştiği takdirde otomatik olarak davranışlarınız değişir.

İnsanda coşku da olur, sıkıntı da olur. Yani coşku ve sıkıntı her zaman iradi tercihlerimiz değildir. Burada iradi olan şu mudur; coşkuyu uzun süre, sıkıntıyı da kısa süre yaşamak?

Elbette. Uç bir örnek; bir seminerde bir dinleyicim kendi yaşadığı bir olayı anlattı. Trafik kazası geçiriyor. Oğlunu ve kızını kaybediyor. Eşi komada. Cenaze namazlarını kılıp, çocuklarını toprağa verdikten sonra mütebessim bir şekilde hastaneye gidiyor. Sordum Mükremin Bey nasıl böyle olabildiniz? Ben kadere inanan bir insanım. Kadere inanan kederden emin olur. Bu bir takdir–i İlahidir. Düşünüyorum ki, oğlumu uzun süreliğine askere gönderdim. Kızımı da uzak bir yere gelin olarak gönderdim. 15–20 yıl sonra onlarla buluşacağız. Döndüm eşimin yanına… 60 gün komada kaldı… İyileşti ve ancak o zaman öğrendi çocuklarının vefat ettiğini. Yeniden çocuklarımız oldu ve biz şimdi mutlu bir aileyiz… Hocam bu kadar da olur mu? diyenler çıkıyor. Mükremin Bey, üzüntüden kendisini bıraksaydı neler olurdu düşünün… Bize dinimiz öyle büyük imkanlar sunuyor ki…

Yani olumlu düşünmenin psikolojik ve sosyal altyapısı hazır aslında…

Evet. Hazır… Amerikalı gitmiş bunu teknik olarak bulmuş. Bize ise bunların hepsi zaten verilmiş.

Olaylar bir ilk şok ile geliyor ve biz o anda alternatifsiz ve genelde negatif bakıyoruz hayata.

Çok doğru. O anda hemen bir ikinci alternatif ortaya koymak zorundayız. Yoksa hayatı yaşamak zorlaşır. Çaresizlik içinde kalırız… Unutmayalım ki, her sorun bir fırsattır…

İnsanın en büyük düşmanı…

Kendisidir…

İnsanın, en büyük düşmanı, kendisini yenebilmesinde ben iki şey öngörüyorum; insanın kendisini keşfetmesi ve kendisiyle iletişime geçebilmesi. İinsanın kendisiyle iletişime geçmesi zor…

İnsanın kendisiyle iletişime geçmesi hem çok zor hem çok kolay. Öncelikle bunların farkına varmak lazım. Seminerlerimde diyorum ki, öncelikle kendinizle olan konuşmalarınızı bir düşünün. Siz kendinize şu şu hakaretleri yapıyor musunuz? Kendinize şöyle şöyle diyor musunuz? Hiç kimse gelip de size böyle bir kelime söyleyebilir mi? Hayır diyorlar. Diyorum ki, inanın tahrip ediyorsunuz kendi kendinizi. Ben inanıyorum ki, mide ve baş ağrılarının yüzde 95i psikolojik. Düşünebiliyor musunuz ki, biz kendi kendimizi kahrediyoruz. Bu konuda rahat, ne istediğini bilen ve kendisiyle barışık insanlar vardır. Onlar hem kendilerine hem de hayata çok güzel sorular sorarlar. Benim hayatım beş yılda değişti. Kendimi refüze etmemeyi öğrendim. Kendime hakaret etmemeyi, kendimle güzel konuşmayı, kendime güzel sorular sormayı öğrendim.

Şimdi nasıl konuşuyorsunuz kendinizle?

Mesela eskiden bir Pazartesi Sendromu vardı. Hafta zaten bitmiş başlıyordu. Şimdi Pazartesi Senfonisi var. Her pazartesi daha büyük bir enerji ile başlıyor hayat. Kelimeleri değiştirin, hayatınız değişir. Kendi kendime hadi aslanım, hadi aslanım… derim. Yumruğumu sallayarak olay olay… derim. İspanyolca Allah demekmiş olay, daha çok hoşuma gitti… Artık başarının dilini anlamaya, konuşmaya, kendimle barışık olmaya o kadar çok alıştım ki… Bu yaşama sevincine, heyecana, mutluluğa sahip olmak inanılmaz bir şey. Şimdi, en büyük hedefim önce kendi hayatıma, sonra başkalarının hayatına değer katabilmek.

Başarısızlık diye bir şey yoktur sonuçlar vardır. diyorsunuz. Bu, hayatın içerisinde karşılığı olan bir şey midir, yoksa felsefi bir cümle midir?

O kadar önemli bir cümle ki, duvarlara asılmalı. Ama bunun altı bilinmeli. Bakın, siz on tane ürün satmak için kendinizi programlıyorsunuz, 7 tane satıyorsunuz. Bu bir başarısızlık değildir. Hedefiniz yoksa her şeyi başarısızlık içinde görebilirsiniz. Eğer bir hedefiniz varsa, hayatta iki şey olur; ya kazanırsınız ya öğrenirsiniz. Eğer sizin bir hedefiniz yoksa; ne kazanırsınız ne de öğrenirsiniz. Başarısızlık diye bir şey yoktur, sadece ve sadece sonuçlar vardır. Ben, ilk seminerimi büyük bir kurumda verdiğimde henüz hazır değildim. Korkunç bir seminerdi… Geri dönüşüm kağıtlarında bir cümle vardı; Bir daha böyle bir eğitimi burada aldırmayın, vakit kaybından başka bir şey değil. Bir daha bu adamı da buraya sokmayın. diyordu. Orada çok şey öğrendim ki, eğer öğrenmeseydim, sonuçları göremeseydim benim için o gün her şey bitmişti. Şimdi her eğitime giderken o kağıdı bir kere daha okuyorum… Şimdi ben her programdan, ne öğrendim diye çıkarım.

İnsan için güç nedir?

Amaçlanan hedeflere ulaşmak. Hedefi olmayan insanın gücü de yoktur. Önce küçük, sonra büyük, sonra daha büyük hedefler koymak…

Peki insan hedefe nasıl odaklanır?

Toplumsal konularda hedefe odaklanmak için bazı altyapılara ihtiyaç var. Türkiyede bazı alanlarda bu alt yapılar yok. Mesela yolsuzluklarla mücadele konusunda bir odaklanma yok. Hâlâ bilinçsizlik var, yolsuzluk içerisinde ne kazanabilirim diyenler var. Kurumlar bireylerden oluşur. Biz bireysel olarak bu odaklanmaları mükemmel bir şekilde yapabilirsek, bireylerin değişimi toplumun değişimi demektir. Bu da 10 yıl 20 yıl sürebilir.

Bireysel bazda odaklanma nasıl gerçekleşir?

Siz hedefinizi gerçekleştirdiğiniz zaman neler göreceksiniz, neler işiteceksiniz ve neler hissedeceksiniz? Bu üç duyu çok önemli. Bu bir nevi hipnozdur. Ben sürekli olarak bu otohipnozu kullanıyorum. Hedef gerçekleşti, son noktada neler göreceğinizi önceden yaşamaktır, söylediğim. Ölmeden önce ölünüz de bu anlamda bir şey… O ölüm olayını yaşarsanız zaten yaşantınızda bütün davranışlar değişir. O son noktada, neler göreceksiniz, neler işiteceksiniz, neler hissedeceksiniz… Anthony Robbinsin Sınırsız Güç kitabını okudum. 5 bin kişiye seminer verdiğini öğrendim… Dedim ki, Ben de yapabilir miyim? Üç yıl boyunca hep aynı rüyayı gördüm, karşımda 5 bin kişi ve ben konuşuyorum… Gün geldi bu rüya gerçek oldu… Çünkü o heyecanı yaşamadan yaşamıştım.

İnsan için önemli bir çıkış da, soruna değil çözüme odaklanmak.

Her zaman bir seçenek vardır. Bakın, Her şeyde bir hayır vardır, Hayır ve şer Allahtandır, Her sorun bir fırsattır diyoruz. Önemli olan bunları hayata geçirebilmek. Bir Kemal Derviş geldi, topluma moral verdi, birden Borsada farklılıklar oldu. Herkes ona inanmak istiyor.

Toplumsal aktörlerin baktığı yerden bakıyor insanlar…

Lider çok önemli. Biz, belirlemiş olduğu birtakım hedeflere ulaşan kişiyi lider zannediyoruz. Halbuki, takipçilerini de hedefe ulaştırmayan insan, gerçekte lider olamaz. Türkiyede başarılı insanlara lider muamelesi yapılıyor ve onlara kaldıramayacakları yükler yükleniyor. Biz öğrenmeyi de, düşünmeyi de öğrenmeliyiz. Biz, bir problem çıktığında düşünmeye çalışıyoruz. Problem çıkmadan hiçbir şey düşünmüyoruz. Hedefimiz yok. Bu nasıl daha iyi olabilir? sorusunu sormuyoruz. Sadece ve sadece Her şey şimdiki gibi olmalıya odaklanmışız. Çünkü rahatımızı terk etmek istemiyoruz.

Öğrenilmiş çaresizliklerimiz mi var bizim?

Bize okullarda öğretilen maalesef çoğunlukla bu. Pirelerin zıplama örneği var. Avrupada bir deney yapılıyor. Isıtılmış bir sacın üzerine pireleri koyuyorlar. Ölçüyorlar ki, pireler 60 cm zıplıyor. Sonra pireleri 30 cm bir kavanoza koyuyorlar ve kapağını kapatıp ısıtıyorlar. Pireler zıpladıkça kafalarını kapağa vuruyorlar… Sonra 29 cm zıplıyorlar ve artık kafalarını vurmuyorlar… Bir müddet sonra kavanozun kapağını açıyorlar ve yine ısıtıyorlar; ama pireler zıpladıkları halde bir tanesi dahi dışarı çıkamıyor… Benim bütün okullarım bitti ve üniversiteden mezun olduğum zaman hayatta ne yapamayacağımı çok iyi bilerek mezun oldum.

Bizde hayat öğrenilmiş çaresizliği aşma mücadelesiyle mi başlıyor?

İnanın öyle. Ama çok az insan bunu aşabiliyor. Çok az insan içindeki büyük güçü keşfedebiliyor. Dünyada değiştirebileceğimiz bir tek insan var; o da kendimiz. Bizim en büyük yanlışımız, hep başkalarını değiştirmeye çalışmak. İnsan, kendi sabit kalarak; arkadaşlarını, kurumları, devleti değiştirmeye çalışıyor. Kendinizi değiştirmediğiniz sürece hiçbir şekilde bir değişim olmayacağını anlamanız gerekiyor.

Düşünceyi, pozitif değişimi ve başarıyı yakalamak için doğru soruyu sormak gerekiyor. Peki ama doğru soruyu nasıl soracağız?

Sorular cevaplardır. Asıl mesele de burası, doğru soru. Düşünme şudur, sorduğumuz sorular, aldığımız cevaplar. Biz sürekli olarak sorular soruyor, cevaplar alıyoruz. Ama yanlış sorular sorarsak, kesinlikle yanlış cevaplar alırız. Ben nasıl kendimi daha çok geliştirebilirim, ben nasıl insanlarla daha doğru iletişim kurabilirim, ben nasıl hazırlıklı olarak fırsatları bekleyebilirim?.. Diye kendimize sormalıyız. Yürekler üzerine korku ve terör salarak elde edilen başarılar geçicidir. Kalıcı olan yürekleri coşturarak fethetmek, harekete geçirip sevgi yeşertmektir. Ben ikinci yolu seçerken ömrümden sonraki bir döneme de yatırım yapmış olduğumu düşünüyorum.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND