Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Öğrenmeyi bilmek ve başarıyı öğrenmek

KESİNTİSİZ ÖĞRENME hakkında yapılmış bir yorum yazısı.

ÖĞRENMEYİ BİLMEK VE BAŞARIYI ÖĞRENMEK

LÜTFÜ TINÇ
HÜRRİYET
(İNSAN KAYNAKLARI)

Sınav öncesi, öğrenciler birbirlerine hep şunu sorarlar: ‘‘Çalıştın mı?’’ Sınav sonrası da birçok öğrenci, boynunu bükerek, ‘‘Çok çalışmıştım; ama olmadı…’’ der.
Oysa ‘çalışmak’, tek başına hiçbir işe yaramaz. Öğrenmeyi bilmek, bilgiyi öğrenmek ve bunu başarıya dönüştürmek gerekir.

Ben de geçenlerde bu durumu, kendi oğlumda yaşadım. Üniversitedeki bir sınavına ilişkin olarak bana, ‘‘Sorulan konuyu biliyordum; okumuş ve kafama yerleştirmiştim,’’ diyordu. Ancak sınav sorusu, konunun belirli bir teknik içinde kağıda dökülmesini; örneğin, bir tezin çürütülmesine yönelik karşı fikirlerin savunulmasını gerektiriyordu. Oğlum, konu hakkındaki bilgilere sahip olduğu halde, bu tekniği uygulayamamıştı…

Yani oğlum, bilgiyi öğrenmiş ama bu bilgiyi kullanamamıştı. Çünkü o dersin konularyna ilişkin bilginin, hangi teknikle kağıda döküleceği üzerinde yeteri kadar çalışmamıştı. O dersin sınav tarzına ilişkin tekniklerini bilmiyordu. Eski sınav soruları üzerinde egzersiz yapmamıştı.

Üniversitedeki her fakültede, her dersin kendi sınav tekniği, büyük önem taşır. Ama sınavlar dışında, ‘‘öğrenme’’ olgusunu genel olarak ele aldığımızda, öğrenmede başarının da özel teknikleri olduğunu görürüz.
İşte Mümin Sekman, ikinci kitabı ‘‘Kesintisiz Öğrenme’’yi (ALFA Yayınevi, Ağustos 1998, İstanbul) kaleme alorken, sözünü ettiğimiz bu noktaya, ‘‘öğrenmenin teknikleri’’ne de geniş yer vermiş. Sekmanyn ‘‘öğrenme’’ eylemi konusundaki tezi çok net: ‘‘Başarılı bir öğrenme, yüzde 50 moral güce, yüzde 50 ise teknik bilgiye bağlıdır. Başka bir ifadeyle başarılı öğrenme yüzde 50 uygun duygusal duruma, yüzde 50 ise nasıl başarılı bir şekilde öğrenileceğini bilmeye bağlıdır.’’

Sekmanın kitabının tüm sistematiği de bu teze dayanıyor.
Birinci bölümde, öğrenmenin nasıl öğrenileceği sorusuna yanıt getiren Sekman, ikinci bölümde ise insanyn ne tür bir mekanizma ile öğrendiğini yani beynimizin işleyiş tarzını ele alıyor.

Üçüncü bölümde Sekman, öğrenmenin moral temeline iniyor. Yani, ‘öğrenmeye uygun psikolojik durumun nasıl sağlanacağı’ sorusunun yanıtını arıyor. Ancak bunu yaparken, beyni öğrenmeye hazırlamanın ön safhaları olan fizyolojik hazırlık dönemini de son derece ayrıntılı bir biçimde işliyor: Bedenin duruşundan, nefes alma tarzyna ve hatta beslenme ilkelerine kadar… Ayny bölümde, öğrenmenin zihinsel hazırlık dönemini ve bu yolda bir içdisiplinin nasıl oluşturulabileceğini anlatıyor.

Kitabın ağırlık noktasını oluşturan dördüncü bölümde ise, ö?renme tekniklerini ele alıp inceliyor ve öğrenme kalitesini artyracak pratik metotlar öneriyor. Beşinci bölümde Sekman, başarısı denenmiş pratik öğrenme stratejilerini, altıncı bölümde ise yaşam boyu öğrenme kavramını işliyor.

Kendi deyimiyle, ‘‘bilgi, öğrenme, başarı üçgeninde’’ gezinen Sekmanın kitabı, konulara yaklaşımında, hem bugüne kadar dünya literatüründe öne çıkmış kavram ve metotları özümsüyor hem de özgün bir biçimde, yeni kavram ve metotlar yaratma çabasını sergiliyor. Örneğin, ‘‘bilgi girişimcisi’’ kavramı ve ‘‘hafyza klipleri’’ sistemi, Sekmanın geliştirmeye çalıştığı yeni fikirler içeriyor.

Özgün kaynakların pek az olduğu bir alanda, hem öğrenmeyi yeni yeni öğrenen gençlere hem de yaşam boyu öğrenme kavramını içine sindirmek isteyen her kesimden insana derli toplu bir çalışma sunan genç seminer yönetmeni Mümin Sekmanı, bu ikinci kitabından dolayı da kutlamak gerekiyor.

KESİNTİSİZ BESTSELLER!

24 Ekim 1998, Cumartesi/HÜRRİYET GAZETESi

1 Masonluk ve Rotaryenlik Hulki CevizoĞlu
2 Evet, Ben de Selanikliyim Ilgaz Zorlu Belge
3 Şehir Romantiğinin Günlüğü Buket Uzuner Remzi
4 Kesintisiz Öğrenme Mümin Sekman Alfa
5 Makbelin Güncesi Makbel Oytay Sarmal
6 Yaşanmış Esrarengiz Olaylar Yasemin-Ergun Candan S.Ötesi
7 Kilolarım Diyetlerim ve Ben Nil Gün Kural Dışı
8 Kör Dalış Clive Cussler Altyn
9 Gatienin Tutkusu Jeanne Cardelier Sel
10 Zamanı Yaşatan Roman Füsun Akatlı Boyut

10 Ekim 1998, Cumartesi/MİLLİYET GAZETESİ

1 Ramses 2 Christian Jacq Remzi
2 Ben de Selanikliyim Ilgaz Zorlu Belge
3 Benim Gizli Hayatym Anonim Dodo
4 Tavuk Suyuna Çorba J. Canfield – M. V. Hansen HYB
5 Askerler de Güler M. Hikmet Bayar Kastas
6 Kösem Sultan Jean Bell Aksoy
7 Kesintisiz Öğrenme Mümin Sekman Alfa
8 Doruk Performans Turgay Biger Beyaz
9 Medya ile Mücadele Rehberi Gülser Öngören Çınar
10 Divan Irwin Yalom Ayrıntı

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Daha az çalış, daha çok kazan!

verimlilik, verimli çalışma, üretkenlik, maaş, john maynard keynes, iş hayatı, çalışma saatleri

Verimlilik denince kimilerinin aklına çok çalışmak geliyor. Kimileri ise az çalışmanın verimi artırdığını düşünüyor. Peki, sizce hangisi doğru?

Haftada 15 Saatlik Çalışmaya Ne Oldu?

1930’da, ekonomist John Maynard Keynes teknolojik değişimin ve verimlilik artışının, en sonunda bizi haftada 15 saatlik bir çalışma tablosuna ulaştıracağını öngördü. Fakat son birkaç on yıldaki önemli verimlilik kazancına rağmen, haftada hala ortalama 40 saat çalışıyoruz.

Keynes’in mantığına göre ‘az iş, çok üretim’ ile (daha verimli olmak olarak da bilinir), tüm ihtiyaçlarımız daha az çalışma ile karşılanabilir ve bize daha fazla boş zaman kalabilirdi. Fakat Keynes’in zamanından bu yana araştırma ve veriler ortaya koyuyor ki şirketler verimliliğin yararlarını kendileri için sakladılar.

Yaşadığı zaman zarfında Keynes, otomatik fabrikaların, seri üretimin ve daha büyük ölçüde elektriğin, buharın ve kömürün kullanımının artışına şahitlik etti ve 1919’dan 1925’e kadar Amerika Birleşik Devletleri’nde fabrika üretimlerinin %40 oranında arttığını yazdı. Bu üretkenlik artışı, yüksek yaşam standartlarına imkân sağladı ve iş dünyasını kökten değiştirdi. Gelecek teknolojilerin bir kez daha aynı şeyi yapabileceğini tahmin etmek, Keynes için pek de zor değildi.   

Bir Verimlilik Patlaması   

Bir çalışmaya göre, 1970’den bu yana, ‘ofis tabanlı sektörlerde’ verimlilik, neredeyse sadece bilgi işlem gücü sayesinde %84 oranında arttı. Diğer bir değişle, 1970’de bir ofis çalışanın 5 saatini aldığı bir işi, bugün bir ofis çalışanı 1 saatte yapabilmekte. 1970’de bir günlük tam mesai, şu an 1,5 saatte tamamlanabiliyor.

Şu an, Keynes’in hayal ettiğinin iki katı üretkeniz. Dijital devrim, her bir işçinin yapabileceği iş miktarını önemli ölçüde arttırdı.

Tarım dâhil yeni teknolojiden en çok yararlanan endüstriler, sadece 1993’ten 2004’e kadarki teknoloji patlamasının en yüksek olduğu dönemde, verimlilikte %46 artış kaydetti. Tarım teknolojisindeki devrim bu ‘verimlilik patlamasının’ temel nedeniydi.

Hukuk endüstrisinde, ‘kâğıtsız’ bir ofis fikri en büyük hukuk firmalarında internetin hayatımıza girdiği 1990’ların sonundan itibaren verimliliği önemli ölçüde arttırdı. Günümüzde büyük hukuk firmaları, bulut bilgi işlem, belge yönetim sistemleri ve hatta ilkel yapay zekâ gibi yeni teknolojilere yatırım yapmaktalar. İlkel yapay zekâlar, firmaların büyük belgeleri ve veri setlerini hızlı analiz etmesine imkân sunarak tamamen değişim sağlayabilir.

Hatta bir rapor, tüm bu teknoloji sayesinde, yeni mezun bir hukuk öğrencisinin, hukuk firmasında on yıllık tecrübesi olan birinden daha üretken olduğunu ve bu oranın yeni mezunların %80’ini kapsadığını ortaya çıkardı. Diğer bir deyişle teknoloji, üretkenliği o kadar hızlı arttırıyor ki bu gerçek iş tecrübesinin getirdiği verimliliği geride bırakıyor.

Durağan Çalışma Saatleri

Fakat bu önemli verimlilik kazanımları çalışma saatlerini daha aza indirmiyor. Bunun nedeni ise kısmen politik kısmen de ekonomiktir.

Verimlilik kazanımları, çalışma saatlerini azaltmak yerine, daha büyük verimlilik kazanımına dair talepleri doğurdu. Mesela; Malcolm Turnbull ve Bill Shorten ‘Çok verimlilik, daha fazla işe ve daha fazla maaşa öncüdür’ konusunda hemfikirdi. Diğer taraftan Keynes, daha az işin, daha az çalışma saatinin ama tam tersine daha yüksek maaşın olduğu bir ekonomi öngördü.

Ekonomik boyutta, verimlilik kazanımları çoğu şirketin üst düzeyleri tarafından ele geçirildi. İşçi maaşlarındaki ücret artışı yatay seyrederken, CEO maaşları yıllar içerisinde müthiş artmış; ancak son dönemde duraksamıştır. Ekonomik Politika Enstitüsü’nün bir raporu, 1978’den bu yana CEO maaşlarının, normal maaşların yalnızca %10.2 artışı ile karşılaştırıldığında %937 arttığını ortaya çıkardı. Diğer bir deyişle, üretkenliğin yararları direkt şirketin üst tabakasına hizmet etmiştir.

Birçok endüstri şirketi verimlilikteki iyileşmeleri, yaptıkları iş miktarını arttırarak daha çok büyümek için kullandılar. Örneğin, 1990’ların teknoloji patlamasının sonuna kadar, Avustralya dünyanın en büyük 40 hukuk firmasından 6’sına sahipti. Muhasebe alanında, dört büyük muhasebe firması, çalışanlarının ölesiye çalıştırıldıkları söylendiği halde, 2010’larda gelirlerinde rekor kıran artışlar elde ettiler.

Artan verimliliğin yararlarını daha da arttırmaya yönelik müzakerede bulunacaklarına, politikacı ve iş adamlarımız verimliliğimizdeki hızlı artışın getirdiği kayıp fırsatları tartışmaya başlamalılar. Avusturya, madencilik sektöründeki  artışı vergiye tabi tutma fırsatını kaçırdığı gibi, 1990’lar ve 2000’lerin başındaki verimlilik patlamasından kaynaklanan çalışma saatlerindeki düşüş fırsatını da kaçırıyor. Önümüzde, yapay zeka ve robotlar gibi gerçekliklerin belirmesinden ve insanların geleceğin teknolojisine dair çizilen ütopyaları yeniden dillendirmeye başlamasından dolayı bizler, geçmişteki ekonomi gerçekleriyle başa çıkmalıyız. Teknoloji, bizi özgürleşmenin çok ötesinde, aynı çalışma saatlerine mahkûm etmek ve sadece toplumun üst kesimine hizmet için kullanılıyor.

Düzgün bir şekilde tasarlanması gereken yeni teknoloji, bize bugüne kadar sunduğundan daha fazla boş vakit sunmalı. Fakat bunu yapmak için, verimlilikteki artış direkt olarak maaş zammına ve çalışma saatlerine bağlanmalı. Verimlilikteki artış ya artan maaşlarla ya da aynı maaş seviyesinde çalışma saatlerinin azalmasıyla karşılanmalı. Bunda başarısız olunursa, bir avuç kişi, giderek daha zor şartlar altında çalışan diğer pek çok kişinin sırtından geçinmeye devam edecektir.

Yazar: Tolga Can
Kaynak:  www.evrimagaci.org

Okumaya devam et

MAKALE

En sıradışı mülakat sorularını duymaya hazır mısınız?

sıradışı mülakat soruları, mülakat, Manşet, işe alım süreçleri, iş hayatı, iş başvurusu

Mülakatlar başlı başına heyecan ve stres kaynağıdır. En iyi bildiğimiz konular hakkında bile çuvalladığımız anlar olmuştur. Peki, bir de buna sıradışı mülakat soruları eklenirse? İşte iş mülakatında sorulan en ilginç sorular…

İş mülakatında sorulan en ilginç sorular

Herkes hayatında ilginç sorularla karşılaşmıştır. Ama bunlara iş mülakatları sırasında maruz kalırsanız ne olur?

İş mülakatları uygun adayı bulmak için olduğu kadar uygun olmayanları elemek içindir de. İstediğiniz kadar hazırlanın, mülakatta hiç beklemediğiniz, sorularla karşılaşabilirsiniz.

Bunlara iyi örnekler bulmak için tecrübe paylaşım sitesi Quora’ya başvurduk.

Hangi dizi?

Adam Newman’a mülakatta “Bir cesedi nasıl saklarsınız?”, “Görme engelli bir insan için nasıl baharat rafı yaparsınız?” ve “South Park dizisinin en sevdiğiniz bölümü hangisi?” gibi sorular sorulmuş. Hepsi de aynı mülakat sırasında.

Hangi sebze?

Bilgisayar oyunları sektöründe yöneticilik yapan Keith Boesky, yazın çalışmak için bir avukatlık firmasına başvuru yapmış. Mülakatta kendisine sorulan sorular arasında “Dünyaya sebze olarak gelseydiniz hangi sebzeyi seçerdiniz?” sorusu da varmış.

Moda sorunu

Somya Tiwari ise “Moda hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusuyla karşılaşmış. Tiwari, “Tekstil alanındaki bir iş başvurusu için yerinde bir soru; ama benim mesleğim bilgisayar programcılığı ve o alanda bir iş için başvuru yapmıştım” diye anlatıyor şaşkınlığını.

Bekleme odası

Bazıları açısından ise mülakat bekleme odasında başlıyor. İşletme sahibi Fernando Guiterrez, yaptığı bir iş başvurusunun mülakatı için bir saat bekletildikten sonra sekreter yanına yaklaşıp “15 dakika daha bekler misiniz?” diye soruyor.

Guiterrez, uçağa yetişmesi gerektiğini söyleyerek odadan çıkmak üzere harekete geçtiğinde sekreter çok şaşırıyor. “Patronu çabuk kızmasıyla tanınıyormuş ve insanlar bu yüzden ona pek karşı çıkamıyormuş. Sanırım kendisinden korkmayan birini işe alma fikri hoşuna gitti. Beni geri çağırıp işe aldığını söyledi” diye anlatıyor Guiterrez.

Doğum kontrol yöntemi

Uzun zaman önce üniversiteyi yeni bitirip ilk işi için mülakata giden Dianne Felder’a sorulan soru daha da şaşırtıcı olmuş. Hangi doğum kontrol yöntemini kullandığı sorulmuş. Mülakatçı, şirketin hemen hamile kalacak birinin eğitimi için para ve zaman kaybetmek istemediğini söylemiş. “Çok utanmıştım. Böyle bir sorunun bugün sorulabileceğini düşünebiliyor musunuz?” diyor Felder.

Adolf Hitler portresi

Bir zamanlar reklam metni yazarlığı yapan avukat Philip Rosmarin, işe yeni başlayan reklam yazarlarına mülakat yaparken masasının arkasına Adolf Hitler’in portresini asmış. “O resmin orada ne işi olduğunu sorma cesareti gösteren bir kadın vardı sadece, onu işe aldık” diye yazıyor Rosmarin.

İş mi, eş mi?

Bazıları açısından ise mülakatlar tümüyle farklı bir yol izliyor.

“Sizi bu işe almazsam benimle çıkar mısınız?” sorusunu soruyor firma sahibi kadın, bilim adamı Nitin Gupta’ya.

Şirket kuralları gereğince aynı işyerinde çalışan kişiler çıkamıyormuş. Gupta işi değil, kadını seçtiğini söylüyor.

Yazar: Angela Henshall 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Her organik ürün doğal, her doğal ürün organik midir?

sağlıklı beslenme, sağlık, organik ürün ve doğal ürün farkları, organik ürün, organik beslenme, doğal ürün, doğal beslenme, besinler

Bir ürünün üzerinde organik, diğerinde doğal yazıyor. Hangisini seçerdiniz? İkisinin de aynı olduğunu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Her doğal ürün organik değildir! İşte organik ürün ve doğal ürün arasındaki farklar…

Organik ürün başka, doğal ürün başka!

Organik Ürün Üreticileri ve Sanayicileri Derneği (ORGÜDER) Başkanı Şerif Ayhan Sürmeli “Pazarlarda önüne gelen organik olmadığı halde ürünlerini organikmiş gibi piyasaya sürüyor. Köy ürünü ve köyden getirilen doğal ürün diye piyasada satılan ürünlerin organiklikle ilgisi yok” dedi

Organik Ürün Üreticileri ve Sanayicileri Derneği (ORGÜDER) Başkanı Şerif Ayhan Sürmeli, Türkiye’deki semt pazarlarında ’köy ürünü’, ’doğal ürün’ şeklinde adlandırılarak satışa sunulan ürünlerin, vatandaşlar tarafından organik ürünlerle karıştırıldığını söyledi.

Organik ürünün hiçbir aşamasında kimyasal ve sentetik madde kullanılmadan üretildiğini, her aşamasının kontrol edildiğini ve üzerinde iki logo bulunduğunu anlatan Sürmeli, bunların doğal ürünlerle karıştırılmaması gerektiğini vurguladı.

Türkiye’nin ihracatta organik üzüm, kayısı, kuru incir ve fındık gibi ürünlerde dünya birincisi olduğuna dikkati çeken Sürmeli, şöyle konuştu: “Pazarlarda önüne gelen organik olmadığı halde ürünlerini organikmiş gibi piyasaya sürüyor. Bu da haksız rekabete neden oluyor. Organik ürün dediğimiz, üzerinde logosu bulunan, ambalajlı satılan ve 5262 sayılı tarım yasasına uygun üretilen ürünleri kapsar. Dolayısıyla buna riayet edilmiyor, tüketicinin kafası karıştırılıyor ve haksız rekabet oluşturuluyor. Yok ’köy ürünü’, yok ’köyden getirilen doğal ürün’ diye piyasada satılan ürünlerin organiklikle ilgisi yok. Bu manada bilincin artırılması lazım. Türkiye’de organik ürünle doğal ürün birbiriyle karıştırılıyor.”

Organik ürün almak isteyen vatandaşlara bazı tavsiyelerde bulunan Sürmeli, “Organik ürünlerin üzerindeki logonun bir tanesi Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının, diğeri yetkili sertifika kuruluşunun logosudur. Zaten bu kuruluşlar da bakanlık tarafından denetleniyor. Organik ürüne talep göstererek madem bir fiyat farkı veriyor vatandaşlarımız, organik ürün almak için bilinçlerini arttırarak bu alışverişi yapsınlar” ifadelerini kullandı.

Kaynak: www.posta.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND