Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Öğrenci koçluğu nedir?

Başarısız öğrenci yoktur! Sadece kendine ve öğrenme yeteneğine güvenmeyen öğrenci vardır. Herkesin kendine özgü bir potansiyeli var. Bu potansiyeli fark ederek ortaya çıkarmak öğrenci koçluğu çalışmasının özünü oluşturmaktadır. Peki, öğrenci koçluğu nedir? İşte cevabı…

Başarısız öğrenci yoktur! Sadece kendine ve öğrenme yeteneğine güvenmeyen öğrenci vardır. Herkesin kendine özgü bir potansiyeli var. Bu potansiyeli fark ederek ortaya çıkarmak öğrenci koçluğu çalışmasının özünü oluşturmaktadır. Peki, öğrenci koçluğu nedir? İşte cevabı… 

ÖĞRENCİ KOÇLUĞU HANGİ YÖNTEMLERLE BAŞARI GETİRİR?

Öğrenci koçluğu, derslerden yüksek not alma veya sınav kazanma odaklı değil, öğrenciyi kazanma odaklı yapılan bir koçluk çalışmasıdır. 

Ancak hem öğrenci koçluğu kavramı hem de öğrenci koçu olduğunu iddia eden kişilerle ilgili açıklanması gereken bazı doğrular ve giderilmesi gereken bazı yanlış anlaşılmalar vardır. 

Öğrencilerin kendilerini tanımaları, güçlü yanlarını ve yeteneklerini keşfetmelerini, hedef koymalarını sağlamaya ve kaynaklarını daha iyi kullanabilmelerine yönelik, yol haritası ve eylem planı yapmalarına destek sağlayan hizmettir.

Tamamen kişinin özelinde oluşturulacak, gizlilik ve etik değerler çerçevesinde sunulan bir programdır.

Öğrencinin okul başarısını artırmayı,

Kendine uygun hedefler seçmesini,

Etkin çalışmayı öğrenmesini,

Zamanı önceliklerini seçerek kullanmasını,

Güçlü yönlerini açığa çıkartması ve kullanmasını,

Doğru iletişim kurmasını,

Kendine güvenini geliştirmesini hedefler.

Her birey başarılı olmak hayallerini gerçekleştirmek ister. Başarılı olmak için, açık, net ve ulaşılabilir hedefler belirlemeli, belirlenen hedeflere odaklanmalı ve hedefleri gerçekleştirmek için azimli olunmalıdır. Hedef belirlemeden başarılı olmak zordur. 

Çoğu zaman özellikle küçük yaştaki öğrenciler vaktini bilgisayar başında oyun oynayarak geçirmeyi, ders çalışmaya tercih eder. Hayattaki hedeflerinden biri de çocuklarının başarısını görmek olan anne-babalar bu durumdan şikayet eder, çocuğu oyunu bırakıp ders çalışması konusunda yönlendirir. Oysaki, gelişme çağındaki çocukların ders çalışmak kadar oyun oynamaya, yaşıtlarıyla zaman geçirmeye de ihtiyacı vardır. Aynı sınıfta okuyan iki öğrenciden günde sadece 2 saat ders çalışan biri, günde 10 saat ders çalışan diğer bir öğrenciden daha başarılı olabilir. Bu noktada önemli olan, zamanın nasıl kullanıldığıdır. Verimli kullanılmayan saatler boyunca masa başında oturmak, öğrenciye fayda sağlamayacağı gibi derslerden daha fazla sıkılmasına da yol açabilir. Burada koçun görevi, öğrencinin kişisel özelliklerine en uygun ders çalışma stilini bulmasını ve zamanı verimli planlamayı öğrenmesini sağlamaktır.

Hiçbir çocuk için hayat okuldan ve derslerden ibaret olmamalıdır. Koç, öğrencinin, okul yaşamını ve hayatının diğer alanlarını düzenlemesinde çözüm odaklı yaklaşımlarda bulunmasına yardımcı olur, içsel dünyasında farkındalığını artırır. Ders ve okul başarısının yanı sıra, hayat başarısı konusunda yöntem ve yön gösterir. 

Böylelikle öğrencinin yeni bakış açıları geliştirerek kendini daha iyi tanımasına yardımcı olur. 

Öğrenci koçu, öğrencinin;

• Kendini tanımasını ve yönetebilme becerisini geliştirmesini sağlar.
• Kendine uygun hedefler seçmesini sağlar. Belirlenen hedeflere ulaşmak için doğru bir strateji belirlemesine yardımcı olur.
• İstek ve ihtiyaçlarını doğru bir biçimde belirlemesine olanak sağlar.
• Sınırlayıcı düşünce kalıplarından kurtularak olumlu düşünce kalıpları geliştirebilmesinin yollarını belirlemesini sağlar.
• Etkin çalışmayı öğrenmesine yardımcı olur.
• Zaman yönetimini gerçekleştirebilmesini, etkili bir program oluşturabilmesini ve bu programa uyma disiplini geliştirmesini sağlar.
• Doğru soruları sorma becerisini geliştirerek farkındalığını arttırır, böylelikle güçlü yönlerini açığa çıkartması ve kullanmasını sağlar.
• Ailesi, arkadaşları, öğretmenleri ve çevresindeki diğer tüm bireylerle etkin bir paylaşım ve iletişim ortamının oluşturulmasına yardımcı olur.
• Dersleri, eğlence isteği ve hobileri arasında denge kurabilmeyi öğrenmesini ve uygulayabilmesini sağlar. Ve böylelikle daha dengeli, mutlu, özgüvenli, başarılı olmasının yollarını açar.

İlkokul çağındaki bireylere koçluk yapmak, yetişkinlerle çalışmaya kıyasla elbette daha zordur. Zira bir yetişkin, koçluk almak için size gelmişse muhtemelen kendi isteğiyle gelmiştir. Hayatta ilerlemek istediği, kendini geliştirmek istedi ve hedeflerine ulaşmayı amaçladığı için koça başvurmuştur. Ancak bir ilkokul öğrencisi size gelmişse, çok muhtemeldir ki, anne-babasının isteğiyle, hatta belki de zorlamasıyla gelmiştir. Bulunmak istemediği bir yerde olmaya zorlanan herkesin yapacağı gibi başta, öğrencilerin büyük kısmı da süreci dışlar, koçunu benimsemekten uzak davranışlar sergiler. Öğrenci koçluğunun zorluğu buradan gelir. Bu yüzden koçun, genç öğrenciye zaman tanıması ve onun kendisini rahat hissedeceği aşamaya gelene dek, ekstra dikkat göstererek sabırla yaklaşması gerekir.

Öğrenci koçluğu sürecinde zaman zaman anne-babaya da koçluk yapmak gerekebilir. Herkes çocuğunun başarılı olmasını ister. Kendi ayakları üzerinde durabilmesine yetecek bir hayata sahip olmasını ister. Bunun yolununsa sınavlarda en yüksek puanları alması olduğunu düşünür. Ancak çok yüksek puan almanın yolu öğrencinin tüm sosyal hayatını bir kenara koyarak ders çalışması değildir. 

Bir öğrencinin başarılı geleceği için;

Önemli olan çok çalışmak değil, doğru ve etkili çalışmaktır.

Önemli olan sadece sınav ve okul başarısı değil, hayat başarısıdır.

Önemli olan hırslanarak yarışmak değil, kendimizi tanıyarak, kendi gücümüzü kullanmaktır. Çünkü; kendini daha iyiye taşıyan herkes yarışın birincisidir.

Önemli olan başkalarının istediği gibi biri olmak değil, içimizdeki cevheri ortaya çıkarabilmektir.

Önemli olan öğrenmek değil, öğrendiklerimizi uygulayabilmek, gerçekten olmak istediğimiz insan olabilmektir.

Her birimiz, içinde büyük bir potansiyel ile doğarız. Bu potansiyeli fark ederek ortaya çıkarmak, öğrenci koçluğu çalışmasının özünü oluşturur.

Her öğrenci kendi içinde farklı algılama, görüş, öğrenme biçimi ve davranış biçimine sahiptir.

Her birey, farklı ihtiyaçlar ve çözümsel yaklaşımlar içinde yön bulur.

Ona öğüt vererek, nasihat ederek bunu yapamayız. Ona doğru sorular sorarak, kendi cevaplarıyla kendi yönünü bulmasına yardımcı olabiliriz. 

Türkiye’de eğitim sistemi daha fazla öğretim ağırlıklıdır. Bu nedenle örgün eğitimde öğrencilerin kimliklerini bulma,  yeteneklerini saptama, isteklerini, amaçlarını, hedeflerini tespit etmelerinde ve sosyal kişiliklerini oluşturmalarında yeterince çalışma yapıldığını söylemek güçtür. Bu eksiklik öğrencilerin motivasyon güçlerini, azimlerini, kendi temsil sistemlerini, çalışma yöntemlerini, özgüvenlerini, becerilerini, dengelerini, performanslarını doğru yönlendirme ve kullanma konusunda kesinlikle aile ve okul dışında başka bir yol arkadaşına ihtiyaç duymalarına yol açmıştır. 

Öğrencinin doğuştan gelen özelliklerinin ve temel aile yapısının üzerine kendi öz kimliğini oluşturma sürecinin en önemli dönemini yaşarken oluşan yalnızlık ve yöntemsizlik ilerideki hayatında çeşitli krizlerle karşısına çıkacaktır. Pek çok insan, hayatının orta yerlerinde yorulup, yürüdüğü yolun kendisine ait olmadığını düşünmeye başlar. Oysaki şekillenme sürecinde eğitimli danışmandan profesyonelce yardım alanlar daha doğru yöntemleri uygulayarak bu süreci başarıyla atlatırlar.

Öğrenci Koçu, öğrencinin kendi özbenliğini tanımasını sağlayıp, öğrenme teknikleri, hedef belirleme teknikleri, hızlı okuma ve okuduğunu anlama teknikleri ve diğer uygulama teknikleriyle, öğrencinin yaşama entegre olmasını, yolunu en baştan doğru çizmesini sağlar. 

Çocuklarının öğrenci koçlarıyla çalışmasını isteyen anne babaların dikkatli olmasında fayda var. Her alanda olduğu gibi koçlukta da profesyonelleri “okullu” ve “alaylı” diye ayırmak mümkün. Hem yurtdışında hem de ülkemizde koçlukla ilgili eğitimler veren pek çok kurum olduğu gibi herhangi bir eğitim almadan veya kaliteli ve yetkin bir eğitim almadan bu işe girişip tecrübe eden koçlar da var. Koçluk eğitimi alan koçlarla çalışmak isteyen anne-babalara önerim, koçun sertifikasını görmek istemeleri olacak. ICF (Uluslararası Koçluk Federasyonu) gibi yüksek geçerliliğiyle bilinen akredite kurumlardan eğitim alan bir koç, çocuğunu emanet edecek anne babaların daha rahat etmesini sağlar. 

Sektördeki kavram kargaşasına da dikkat etmekte fayda var. Kimilerine göre öğrenci koçu veya eğitim koçu çocuğun tüm derslerine yardımcı olan, günde kaç soru çözeceğini, kaç saat çalışacağını, neyi yapması gerektiğini söyleyen bir öğretmen. Kısacası ‘şunu şöyle, bunu böyle yap’ diyen biri. Dolayısıyla velilerin bir öğrenci koçundan (eğitim koçundan) beklentileri de bu yönde olabilmekte.

Fakat öğrencilerin en çok sıkıldığı şeylerden biri, başkalarının onlara neyi nasıl yapacağını sürekli söylemeleri olur. Okuldaki ve dershanedeki öğretmenleri, anne, baba gibi herkes neyi nasıl yapacağını hatırlatır. Öğrencinin etrafında şunu yap bunu sakın yapma diyen bir dolu insan vardır ve bundan çok sıkılmıştır.

Öğrenci koçu; öğrenciye neleri nasıl yapacağını söylemekten çok, öğrencinin durumunu tespit edip hedeflerini ve hayat amaçlarını belirlemesine yardımcı olur. Bu hedeflere ulaşması için koç, öğrenci ile birlikte seçenekler üretir. 

Kabul gören, sevildiğini hisseden, bulunduğu durumun ve nereye ulaşmak istediğinin farkında olan bir birey, başarılı ve mutlu olacaktır. Öğrenci koçu, öğrencisinin sınav-okul-kabul görme-ergenlik vb. durumlarla mücadelesinde yol arkadaşıdır 

Öğrenci koçu, bu yolculukta öğrencinin yoluna ışık tutar.

Başarısız öğrenci yoktur. Her öğrencinin farklı bir öğrenme stili, algılama şekli ve gelişmiş zeka tipi vardır. Her öğrencinin matematik zekası çok iyi olacak diye bir kaide yoktur. Kimi öğrencinin sosyal zekası, kiminin sanat zekası ya da spor zekası gelişmiş olabilir.

Öğrenci koçu olarak, öncelikle öğrencinin bireysel farklılıkları dikkate alınmalıdır. Hiçbir öğrenci başarısız değildir. Belki de çalışması, başarması için kendince geçerli bir sebebi yoktur. Çok ders çalıştığını sanıyordur, fakat zamanı yönetmeyi bilmiyordur. Ders notları düşük olduğu için de çevresindekiler onu başarısız görüyordur. Ve bu da öğrencinin her konuda kendini başarısız hissetmesine, özgüvenini kaybetmesine sebep oluyordur.

Ders notlarının düşük olması, öğrencinin başarısız olduğu anlamına gelmez. Ders notlarının düşük olmasının veya ders çalışmamasının altında yatan sebepler vardır. Öğrenci koçu, bu sebepleri tespit eder. Bu sebepler tespit edilmezse “çocuğum hem dershaneye gidiyor, hem de özel ders alıyor ama ilerleme olmuyor” cümlesi sıkça duyulur.

Öğrenci genellikle henüz kişiliği oluşma aşamalarında bulunan, yaşı itibarı ile duygusal ancak duygularını kontrol edemeyen, kendi kendine düşünmeye başlamamış, aldığı etkilere ancak tepki verebilen bir insandır. Eleştiriye değil hemen her zaman için motivasyona ve olumlu desteğe gereksinim duyan bir insandır.

Öğrenci Koçluğu almayı düşünen öğrencilerin aşağıdaki soruları kendilerine sormalarını öneriyorum:

Konsantrasyonunuz yeterli mi? Daha iyi odaklanmak ister misiniz?

Keyifli olarak başarıya odaklanmak ister misiniz?

Sınav stresi ve kaygısı yaşıyorsanız, kontrol gücü sizde olsun ister misiniz?

Hedefinizi netleştirmek ve ne istediğinize tam olarak karar vermek ister misiniz?

Başkalarının sizi kontrol etmesi yerine, siz kendi kendinizi kontrol etmek, yönetmek ister misiniz?

Bu sorulara verilen yanıtlar, öğrencinin koçluk çalışmasına ne kadar yatkın olduğunu belirleyen faktörleri de gösterir. 

Özetle, kötü öğrenci yoktur! Sadece kendine ve öğrenme yeteneğine güvenmeyen öğrenci vardır. Hepimizin kendine özgü bir potansiyeli var. Bu potansiyeli fark ederek ortaya çıkarmak öğrenci koçluğu çalışmasının özünü oluşturur.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Dedikodu Faydalı Olabilir Mi?

Dedikodu toplum içinde çoğunlukla olumsuz olarak değerlendirilir. Acaba dedikodu faydalı olabilir mi? İngiliz bilim insanları bunu araştırıyor.

Dedikodunun olumlu işlevleri

Dedikodu tehlikeli ve dışlayıcı olabilir, ama ondan kaçınmak mümkün değildir…

Dedikodu genellikle kötü bir şey olarak görülür. Oysa ortak iş yapma ve bilgi paylaşımı açısından dedikodu önemli bir işlev görebilir. Ayrıca sanılanın tersine dedikodu daha çok olumlu içeriğe sahiptir.

Dedikoduya çoğu zaman kötü gözle bakılır. Ama küçük gruplarda yararlı olabilir.

Ancak burada dedikodu tanımını netleştirmek gerekiyor. Çoğumuz için dedikodu, orada olmayan bir kişi hakkında gevezelik etmektir. Oysa sosyal bilimciler dedikoduyu, orada olmayan kişi hakkında iyi veya kötü bir değerlendirme içeren iletişim olarak adlandırıyor.

Bu tür gayrı resmi iletişim, bilgi paylaşımı açısından önemli görülüyor. Dedikodu sosyal dayanışma bakımından gerekli bir şey; toplumsal bağları kuvvetlendiren, sosyal normlara açıklık kazandıran bir işlev görüyor.

Yaygın kanının tersine dedikodu çoğu olumsuz değil, olumlu veya nötr içeriklidir. Bir araştırmaya göre, İngiltere’de yapılan dedikoduların sadece yüzde 3-4 kadarı olumsuz içeriğe sahip.

Uzmanlar dedikodunun genellikle doğru olduğunu, yanlış bilgi içeriyorsa bunun söylenti olarak adlandırılması gerektiğini söylüyor.

Baltimore Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Sally Farley ile Hollywood’da film yapımcısı Harvey Weinstein hakkındaki cinsel taciz iddiaları üzerinden bir yıl geçtikten sonra konuşuyoruz.

Şikayetlerini ciddiye alan resmi mekanizmaların yokluğunda, kadınların bilinen tacizcilerden korunmasında fısıltı ağlarının da rolü olduğu düşüncesi ortaya çıkıyor.

Farley, #MeToo hareketinin kadınların mücadelesinde ve ağırlığını koymasında önemli olduğuna inanıyor. Ona göre, bu hareket “dedikodu tanımına uyuyor”.

“Başkalarıyla ilgili bilgiler öğrenmeye hevesliyiz. Resmi iletişim kanallarına ulaşamadığımızda, dedikodu ağları gibi gayrı resmi kanallara yöneliyoruz.”

Cinsiyete göre dedikodu

Kadınların erkeklerden daha fazla dedikodu yaptığına dair yaygın kanıya rağmen, bunu doğrulayacak hiçbir veri bulunmuyor.

Ancak kadınların ve erkeklerin dedikodu şeklinin farklı olduğu biliniyor. Erkekler dedikoduya daha çok kendilerini övmek için başvuruyor ve bu eylemin adı genellikle “bilgi aktarımı” ya da “irtibat halinde olmak” oluyor.

Kadınlar ise birçok ayrıntı ve hareketli tonlarıyla dedikoduyu daha eğlenceli hale getiriyor. Bu yüzden, erkekler dedikodu yaptığında öyle görülmeyebiliyor.

Ünlülerin dedikodusu

Ünlü isimlere yönelik dedikodular ise eğlenceden öte bir işlev görüp farklı kimlik ve aidiyetlerin test edildiği bir alan olarak kullanılabiliyor.

İnsanlar kendileriyle ilgili başka türlü paylaşamayacağı konuları bu yolla gündeme getirebiliyor.

Sahte haber salgını

Sahte haber salgını gibi daha yaygın eğilimler de bu yolla tartışmaya açılabiliyor. İnsanlar neyin gerçek, neyin sahte olduğunu bulmaya çalışmanın eğlenceli olabileceğini söylüyor.

Ancak gazetecilik gibi sadece eğlence amaçlı olmayan alanlarda bu tür eğilimlerin yaygınlaşması, kamunun ihtiyacı olan bilgiler bakımından meşruiyet krizi sorununu gündeme getiriyor.

Güç ve etki araçları sınırlı gruplar, kendi kanallarını oluşturarak gerçeği kendine göre yorumlama yolunu tutabiliyor.

Bunun bazı yararları görülebilir. Medya patronu erkeklerin tacizci davranışları konusunda kadınların birbirini uyarması gibi.

Ama yanlış bilgilerin yayılmasına neden olan dedikodular yoluyla bazı insanların itibarının haksız yere zedelenmesi veya şiddete yönelme gibi olumsuz etkileri de olabiliyor.

Kişiler doğrudan kendi gözlemleri yerine, söz sahibi olduğuna ve tanıdıklarına inandıkları insanların ağzından çıktığı için dedikoduya daha fazla itibar edebiliyor.

Örneğin Facebook’un popüler bir haber kaynağı olarak görülmesini ele alalım. Bir arkadaşımız veya akrabamız, doğruluğu kanıtlanmamış siyasi içerikli bir makaleyi paylaştığında, onları güvenilir bir kaynak olarak gördüğümüzden inanma eğilimi gösterebiliyoruz.

İnsanın sosyal bir varlık olması manipülasyonu kolaylaştırabiliyor.

Ancak genellikle olumsuz içerikli dedikoduların önü hızla kapanır. Bu dedikoduları yapan insanların kendi çıkarlarına hizmet eden maksatları kısa zamanda anlaşılır ve bu insanlar pek sevilmez ve saygı görmez.

Fakat özellikle bilim dışı inançların ve ekonomik güvensizliğin yaygın olduğu bölgelerde veya dönemlerde dedikodu tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

Yine de dedikodu eşitlik idealini güçlendiren bir araç olarak yararlı bir sosyal işlev görebilir. Örneğin, ani ve esrarengiz bir şekilde zengin olan bir insan dedikodunun hedefi haline gelir. Bu zenginliğin kaynağının kötücül güçlere dayandığını düşünme eğilimi güçlüdür. Ama bilgi paylaşımı yoluyla bu kuşkuların giderilmesi sosyal uyum açısından önemlidir.

Nasıl daha yararlı olabilir?

Peki dedikodunun zararları giderilerek nasıl daha yararlı hale getirilebilir?

Manchester Metropolitan Üniversitesi’nde sosyal psikoloji uzmanı Jennifer Cole’a göre, bunun için, dedikodunun gizli tutulması, yararlı kılınması, yalana dayanmaması, dinleyenlerle bağlantı kurabilmesi ve anonimlikten uzak durması gerekir.

Toronto Üniversitesi’nde antropolog Bianca Dahl ise dedikodu ve yanlış bilgilendirmenin duygusal temellerini anlamak gerektiğini vurguluyor. Örneğin Botswana köylerinde bu, AIDS ‘e yol açan HIV virüsünün bulaşması ile ilgili yanlış bilgilerin önlenmesi arzusu, Amerika’nın küçük kentlerinde ise sosyal değişim korkusu olabilir.

“Bu inancın duygusal kaynağına yanıt vermek ve onun insanlar için nasıl bir işlev gördüğünü anlamak gerekir” diyor Dahl. “İnançlarımıza sarılmamızın bir nedeni de bu inançların sağladığı duygusal gerçektir.”

Dedikodu tehlikeli ve dışlayıcı olabilir, ama ondan kaçınmak mümkün değildir ve olumlu bir işlev görebilir. İnsanların neden dedikodu yaptığını anlamak, zararlı inançlara karşı mücadelede etkili olabilir.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

İngilizce bilmeden ABD’ye gitti, profesör oldu

Mehmet Toner tek bir İngilizce kelime bilmeden gittiği ABD’de Harvard tıp profesörü olarak risk alınmadan başarılı olunmayacağını gösterdi.

Tek kelime İngilizce bilmeden ABD’ye gidip profesör oldum

Kanserli hücreleri teşhis eden çip geliştiren Profesör Mehmet Toner, SÖZCÜ’ye konuştu. Profesör Toner, İTÜ mezunu bir makine mühendisi ama aynı zamanda Harvard’da bir tıp profesörü. ‘Risk almadan başarılı olamazsınız’ diyen Toner’in İstanbul’dan ABD’ye uzanan başarı öyküsü…

Bugün sizi müthiş bir Türk bilim insanı ile tanıştırmak istiyorum; Türkiye’de Bilim Akademisi, ABD’de Ulusal Mühendislik ve Ulusal Mucitlik Akademileri üyesi olan Profesör Mehmet Toner ile… Profesör Toner aslında İTÜ mezunu bir Makine Mühendisi, ama aynı zamanda Harvard’da bir Tıp Profesörü! Amerika’nın aklınıza gelen en prestijli okullarında bulunmuş. Halen Harvard’a bağlı Massachusetts General Hastanesi Biyomikro Elektromekanik Sistemleri Merkezi’ni yönetiyor. Ve orada ekibiyle geliştirdiği çip, 2 milyondan fazla hücreye bakıp kanserli hücreleri bir saniye içinde teşhis edebiliyor. Bu yöntem, kanser hücrelerinin bulunmasına yönelik şimdiye kadar bulunmuş en hassas test. Böylece doğru hastaya, doğru ilaçla doğru dozda tedavi uygulanabiliyor. Mehmet Toner ve ekibinin bu çalışması tam 100 milyon dolar değerinde! Kendisiyle İstanbul’da Contemporary Art Fuarı için katıldığı Çağdaş İstanbul Sanat, Kültür ve Eğitim Vakfı konferansından sonra konuştum…

– Çok enteresan bir kariyer öykünüz var. Moda’da büyümüşsünüz, Saint Joseph’de okumuşsunuz…

Çok zor girdim okullara, zor da çıktım! İyi bir talebe değildim, yedek listelerden filan kazandım okulu. Cerrah olmak istiyordum, makine mühendisliği bölümünü kazandım. İyi ki öyle olmuş, benim için en güzel başarısızlıktı bu!

TOEFL’A HİÇ GİRMEDİM

– Ne yazık ki Türkiye’de gençler başarısızlığı bu şekilde algılamıyor… Hiçbir risk almıyor.

Risk almayan bir insanın başarılı olması mevzu bahis değil. Mesela ben tek kelime İngilizce bilmeden kalktım Amerika’ya gittim. Fransız okulu mezunuyum. İTÜ’den bir hocamın tavsiyesi ile MIT’e başvurdum.

– Dünyanın en zor ilk 5 üniversitesinden biri MIT… Sizi nasıl aldı?

Beni MIT İngilizce TOEFL sınavlarını geçme şartı ile kabul etti. Baktım yaz okulunda İngilizce öğrenemiyorum, tercüman olarak bir arkadaşımı aldım yanıma, dekan ile konuşmaya gittim MIT’te. Ben anlatıyorum, arkadaşım çeviriyor. Ben diyorum ki dekana “Matematiğim iyidir, İngilizce bilmesem de dersi geçerim, o arada da İngilizce öğrenirim.” Adam da “tamam” dedi! Ve MIT’e böyle başladım. İngilizce öğrendim. Hiçbir gün de TOEFL sınavına girmedim. Ne mevzuat dediler ne de başka bir şey…

– Matematikte de olağanüstü başarılı olmuşsunuz sanırım?

Ben iki tane ileri seviyede matematik dersi aldım, derslerin kitaplarını da yazan Hildebrand isimli çok meşhur bir hoca. Yıl sonunda beni arayıp “ofisime gel” dedi. Eyvah! dedim ben… TOEFL’ım olmadığını anladı, beni atacak ülkeden… O korkuyla gittim “Sen bütün sınavlardan 100 almışsın, ama derse kayıt yapmamışsın. Ben seni kaydettim, derslere de gelmene gerek yok” dedi. İşte açık görüşlü bir eğitim sistemi böyle bir şey, gençlere ve insana verdiği değer çok büyük.

CERRAH OLMAK İSTERDİM AMA KAZANAMADIM

Özlem Gürses’in sorularını yanıtlayan Profesör Mehmet Toker, “Aslında cerrah olmak istiyordum ama hiçbir tıp tercihime giremedim. Makine mühendisliğini kazandım. İyi ki öyle olmuş, benim için en büyük başarısızlıktı bu” dedi

BİZİM GENÇLERİMİZDE SORUN YOK, SİSTEMDE SIKINTI VAR

– Kanser tarama çipi projesi size bir eşik atlattı.

Aslında bu proje de tamamen bir başarısızlıktan çıktı. Harvard Tıp Fakültesi’nde profesörlüğüm geldiğinde bazıları bilim donanımımı yetersiz bulmuşlar, dolayısıyla ünvanımı alamadım. İki gün uyuyamadım, üçüncü gün kalktım “dünyanın sonu değil” diyerek endüstriye geçmeye karar verdim. Bir şirket kurup, fikirlerimin patentlerini alıp ürün çıkarmak üzere harekete geçtim. Bir yıl sonra beni profesör yaptılar fakat ben çok ilerlemiştim ve böylece bu araştırma merkezine geldim. Bana kötülük yapmak isteyenler bana en büyük iyiliği yapmış oldular!

– Biraz da Türk diasporasından söz etmenizi istiyorum. Biz insan kaynağımızı kaybettik diye üzülüyoruz ama bu kişiler dünyanın her yerinde olağanüstü başarılar elde etmişler, gittiğim her ülkede görüyorum…

Bir soru ile başlayayım: “Bir çölde orman yetiştirebilir misiniz ?” Yetiştiremezsiniz. Peki “bu suç, ağacın mı çölün mü ?” Suç ağacın değil. O fidanı alıp başka bir yere koyduğunuz zaman yemyeşil oluyor. Ama ekosisteminiz buna uygun değilse, imkan vermiyorsa ne yaparsanız yapın olmuyor. Hatta çölde giderken böyle biraz büyüyen bir ağaç da olursa, bir müddet sonra bakıyorsunuz o da kalmamış! Bizim gençlerimizde bir sorun yok ki sistemde sıkıntı var.

– Ne gibi?

İşi ehline veremedik. Gençlerin merakını zedeledik, hata yapmalarına izin vermedik, oysa ancak böyle ileri gidilir. Bugün MIT’te, Harvard’da, pek çok böyle üniversitede en iyi talebeler inanın Türkler. Demek ki ağaçta bir problem yok, ektiğiniz yerde var. O ağaca yeteri kadar su vermiyoruz, güneş vermiyoruz. Onlar da yeteri kadar yeşeremiyorlar.

Kaynak: Sözcü Gazetesi

Söyleşi: Özlem Gürses

Okumaya devam et

MAKALE

Hafızadaki yüzler resme döküldü

Kanada’nın Toronto Scarborough Üniversitesi’ndeki nörologlar, elektroensefalografi (EEG) verilerine otomatik öğrenme (machine learning) tekniği uygulayarak “hafızadaki yüzleri resme dökmeyi” başardı.

Araştırmayı yöneten Prof. Dr. Adrian Nestor, “Bu çalışmadaki yenilik, EEG verileri ve otomatik öğrenme tekniğini kullanarak katılımcının görsel deneyiminin tahmini bir temsilini yeniden yaratmak” dedi.

Nestor, gönüllü katılımcının kafasına yerleştirilen EEG’nin verilerine ışık tutulduğunu belirtirken, “İnsan yüzü gibi zihinsel temsilleri algıladığımız biçimiyle yeniden oluşturmaya çalıştık” diye konuştu.

Scarborough Üniversitesi’nde EEG verileri üzerine araştırmalar yapan Dr. Dan Nemrodov ise ilk başta bu teknikle hafızadaki yüzlerin resme döküleceğine” ihtimal vermediğini anlattı, “Nestor bana geldiğinde ona bunun zor olacağını ama deneyebileceğimizi söyledim. Sonuçta o kazandı, ben kaybettim. Teknik gayet iyi çalışıyor” dedi.

Yapılan araştırmanın videosu aşağıdadır:

Kaynak: bbc türkçe

Okumaya devam et
Advertisement

TREND