Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Öfkesiyle övünenler…

“Türk toplumunun ona göre en önemli özelliği, öfkesi; “Ben ve bütün arkadaşlarım öfkemizle övünmüş, ”Bak benim tersim çok fenadır” edebiyatı yapmışızdır. Ama sevgi sözcüklerine gelince, çok daha çaresiziz.” diyor Yılmaz Erdoğan Atilla Dorsay”la yaptığı röportajda…

Yeni filmi ”Organize İşler”i 150 kişilik bir ekiple 52 günde çeken Yılmaz Erdoğan sinema yazarımız Atilla Dorsay”a içini döktü; “Sinemaya en yüksek maliyetli yatırımı biz yaptık. Şansımız var ki para geri döndü. Ne harcarsanız harcayın seyirci almıyorsa yararı yok”.

İçeri girdiğinde şaşırdım. Onu hep siyahlar içinde görmüştüm; siyah ceket, siyah tişört, siyah gömlek… Bir tek geçenlerde Joaquin Cortes”in gösterisinde bembeyazdı. Oysa bu kez üzerinde mavi bir gömlek vardı. Tam gök mavisi… Nasıl olmuştu bu? “Renklerinde, artık illa da Beşiktaş”tan vazgeçtin galiba” dedim. “Yok” dedi. “Aslında siyahı Türkiye”ye ben değil, Sinan Çetin getirdi. Ama nedense benim üzerime kaldı. Renk fetişi değilim ve burada açıklıyorum ki artık siyahı terkediyorum.”

Böylece Yılmaz Erdoğan”a siyahı bıraktırmak gibi neredeyse bir devrimle başlamıştı konuşmamız… “İyiye alamet” dedim kendi kendime…

EN ÇOK YAZARLIĞI SEVİYOR

Elimde Beşiktaş Kültür Merkezi yani BKM”nin yeni filmi “Organize İşler”le ilişkili bir tanıtım dosyası vardı. Bu dosyadan Türkiye”de en çok iş yapan filmlerin BKM yapımı ya da dağıtımı olduğu anlaşılıyordu; Vizontele, Vizontele Tuuba ve de 4 milyonu aşan bilet sayısıyla tam bir rekor sahibi olan G.O.R.A. Yani, iş yapan filmler tekeli gibi bir şey…

“Sinemaya en yüksek maliyetli yatırımı biz yaptık. Şansımız var ki para geri döndü. Aslolan hikaye tabii. Ne harcarsanız harcayın, seyirci almıyorsa yararı yok. Ama teknik de çok önemli. Yatırdık, yatırmaya devam edeceğiz. Son film için dünyanın parasına çok gelişmiş bir kamera getirttik. Ve şimdi Türkiye”nin ilk ve tek gerçek sinema platosunu kurmaya hazırlanıyoruz. Böylece o dekorlar, giysiler, çeşitli malzemeler ziyan olmayacak, yeni filmlerde kullanılabilecek. Bu, sinemanın sanayileşmeye gitmesinde önemli bir adım olacak.”

BKM”nin öz çocukları olan Vizontele ve Vizontele Tuuba”nın Avrupa”yla birlikte üçer buçuk milyonu aşkın seyirciye ulaşması, elbette Erdoğan ve ekibi için büyük başarı. Ama ilk Vizontele”nin bu açıdan büyük kumar olduğunu düşünüyor; “Bize ”Bu TV kadrosuyla sinemada iş yapamazsınız” dediler. Altan Erkekli hiç tanınmıyordu. Cem Yılmaz faktörü bile bugünkü kadar güçlü değildi. Ama herkes bir yana, Vizontele”nin kendisi bir marka oldu. G.O.R.A. da ayrı bir kumardı. Büyük para ödeyerek aldık. Ama bu para konularından fazla söz ediliyor. Vizontele”yi kimilerine belki 30. kez seyrettiren şeyin paradan çok inanç ve samimiyet olduğunu düşünüyorum.” Bu iki film de onun hayatını anlatmıyor mu? “Yüzde 75 öyle. Ama sonuç olarak yine de kurgusal. Kimi kişilikleri, kimi anıları birleştirdim. Ama hep kendi ömrümü anlatacak da değilim.”

Yılmaz Erdoğan bugün Türk toplumunun en popüler kişilerinden biri. Peki ama toplum tarafından gerçek anlamıyla anlaşılmış mı? “Vallahi orası biraz karışık. Kimi beni komedyen olarak görüyor, kimi şair olarak. Komedyenliğimi bilen şairliğimi bilmiyor ve de tersi. Ama günün birinde bütün hikaye anlaşılır diye düşünüyorum.” Ben onun yaptıklarını sayarken ekliyor; “Aynı zamanda futbolcuyum.” Eskiden oynamış ve kendisini hala iyi futbolcu sayıyor. Peki tüm bu işlerden ve sıfatlardan en çok hangisini benimsiyor, hangisi olarak anılmak istiyor? “Yazar herhalde. En kalıcı, en belirleyici olan o. Ve diğer yaptıklarımı yazarlığım sayesinde yaptım.”

Yılmaz bazıları gibi sürekli espri yapmıyor. Ama yine bazıları gibi özel hayatında somurtan biri de değil. “Ben canım istediğinde komik olan biriyim. Gerçi bu ülkede akşam haberlerini seyreden adam ne kadar komik olabilir ki!.. 35 dakika şok üstüne şok. Her şey bu kadar kötü olabilir mi yani?”

Yılmaz kimi Batılı sanatçılar gibi hayattan kopuk, kurmaca bir komik yaratmadığını, gerçek hayatın içindeki komiği bulup çıkardığını söylüyor. Türkiye”nin en büyük komedyeni mi? “Elbette Cem Yılmaz.” Onun Sadri Alışık hayranlığına büyük saygı duyuyor ve Sadri”nin o dönemde kendisini konuşan tek sanatçı olduğunu ve ”seslendirirken filmi bir daha yazdığını” söylüyor.

”DOĞU”YA GİDEN GEMİDEYİZ”

Özlemle andığı bir şey, yazlık sinemalar. Ama artık bunu yapacak yer bile kalmadı. “En iyisi arabalı sinema yapmak. Sinema batarsa bari otoparktan para gelir!”

Türkiye”nin hala “Doğu”ya giden bir gemide Batı”ya yürümeye çalışanlar ülkesi” olduğunu söylüyor. Türk toplumunun ona göre en önemli özelliği, öfkesi; “Ben ve bütün arkadaşlarım öfkemizle övünmüş, ”Bak benim tersim çok fenadır” edebiyatı yapmışızdır. Ama sevgi sözcüklerine gelince, çok daha çaresiziz.”
Öfkenin en çok futbol maçlarında ortaya çıktığını söylüyor; “Biz gol atmayı beceriyor ama yememeyi beceremiyoruz. Zaten tarihimiz de kendi kalemize attığımız gollerle dolu. Coşkularımız da öfkemiz gibi kontrol dışı. Danimarka maçında o kadar coşmasak, o golü yemezdik.”

Ona elbette Yılmaz Güney”i sormalıyım, soruyorum: “Ben 1985”te İstanbul”a geldim. Hiç karşılaşmadık. Ama Hakkari”de bir gün, içinde hiç su olmayan bir havuzda futbol oynarken, bir gazete getirdiler. Yılmaz Güney 19 yıl ceza yedi diye yazıyordu, hiç unutmam. Tüm Hakkari şok olmuş, insanlar bir hafta kafaları önde dolaşmıştı. O benim çocukluğumun büyük kahramanıydı. Hala da öyle. Sadece kendine olan inancıyla o şartlarda ürettiği sinemanın eşsiz birşey olduğunu düşünüyorum. Sonradan İstanbul”da herkesin, hepimizin başına gelen bir şey onun da başına gelmiş. Silahla gereğinden çok ilişki, kabadayılık özlemleri… Ama bunlar beni ilgilendirmiyor, sinemada yaptıkları ilgilendiriyor.”

”BABAM TÜRKÇE ÖĞRETMENİYDİ”

Kaçınılmaz olarak Yılmaz”ın Kürt kimliğine geliyorum ve şöyle diyorum “Kürt kökenlisin. Bunu asla saklamıyorsun ama çok da ön plana çıkarmıyorsun. Ne dersin?” Şöyle diyor; “Ben iki dilli ve iki kültürlü olarak büyüdüm. Babam Türkçe öğretmeniydi, annem ve tüm kadınlar hep Kürtçe konuşurlardı.

7 yaşında Hakkari”den Ankara”ya geldim ve 10 yıl kadar orada yaşadım. Beni Ankara ve oradaki eğitimim biçimlendirdi. Ben sahip olduğum hiçbir şeyi reddetmiyorum. Anadilim Kürtçe”dir ama Türkçe düşünür ve yazarım. Ekmeğimi Türkçe”yle kazandım. Ama Kürtçe”yi de hiç unutmadım.” Ve ekliyor; “Vizontele”deki karakterler gibiyim ben de. Kürtçe düşünüp Türkçe konuşurum. Nece konuştuğunuz değil ne söylediğiniz önemli. Keşke politik bir kaosun içinde olmasak da bu iki dil kardeş kardeş geçinip gitseler. Yaşar Kemal için söylenmiş bir söz var. Sanırım Sait Faik söylemiş; ”Türkler”in en Kürt”ü, Kürtler”in en Türk”ü” diye… Bunun bana da yakıştığını düşünüyorum.”

Merak ettiğim bir şey var. O yapıtlarını, şiirlerini Kürtçe de yazabilir miydi?”Dile o kadar hakim değilim, yazamam. Ama sorun bazı insanların Kürtçe yazması değil, onun bir eğitim dili olması, doğal biçimde gelişmesi. Ve özgürce konuşulup öğretilmeden bu mümkün değil.”

”EN ZOR YAKALANAN KİŞİ” SEÇTİLER

Yılmaz Erdoğan bir kültür adamı. Ama aynı zamanda son derece popüler ve bu onu kaçınılmaz olarak magazin basınının da hedefi haline getiriyor. Kiminle çıktı, kiminle flört etti, sayfalar dolusu yazılıyor. Bunu nasıl karşılıyor? “Eskiden böyle değildi Türkiye”de. Bir Haftasonu Dergisi vardı, onu yırttınız mı, siz de ”yırtmış” olurdunuz. Ama şimdi her şey magazinin içinde… Tam bir kuralsızlık var. Tıpkı korsan üretim gibi bu. Siz bunlara rağmen yine doğru, iyi, güzel bildiğiniz işleri yapacaksınız. Ben magazine karşı donanımlıyım. Geçenlerde paparazziler beni ”en zor yakalanan kişi” ilan ettiler. Gurur duydum. Yani zor yakalanan kişi olmaktan!”

Yılmaz aylardır son filmi “Organize İşler”le yatıp kalkıyor. (Magazinciler duymasın!) Film, ülkemizde son dönemde artan organize hırsızlıklar ve büyük çeteler üzerine. Bir mafya komedisi mi bu? “Tam olarak değil. İçinde hırsızlar var ama örneğin bir yazar ve bir fizik profesörü de var. Türkiye”de sokaktan bir fotoğraf çektiğinizde ne varsa, bu filmde de var. Ayrıca hiç görmediğiniz biçimde bir İstanbul da olacak.”75 ünlü oyuncu, bin 500 figüran ve gerçek mekanlarda geçen 25 kadar sahne içeren film, 150 kişilik bir ekiple 52 günde çekilmiş. Süper-Gyro denen bir kamerayla İstanbul”u havadan çekmişler ve inanılmaz görüntüler çıkmış.

Oyuncular yine Erdoğan, Demet Akbağ, Altan Erkekli ve Cem Yılmaz. Yani değişmez ekip. “Elinizde Akbağ veya Erkekli gibi oyuncular varsa, zaten her şeyi oynatabilirsiniz. Onlarla öylesine kolay ve çabuk anlaşıyoruz ki… Ha, illa da farklı bir kişilik gerekiyorsa, onu da çağırır oynatırız.”

”BEN SİNEMA OKUMADIM”

Yılmaz sinemada uzun planları seviyor; “Tüm büyük yönetmenler öyledir, ondan mı?” diye soruyorum. Şakama kızmıyor: “Ben içimden geleni yapıyorum, sonra bakıyorum, onlar da öyle yapmış!.. Ben sinema okumadım, her şeyi sette öğrendim. Yedi yıllık ”Bir Demet Tiyatro” deneyimi de var.” Filmin bütçesini vermiyor: “Pahalı bir film oldu. Ama ne harcanmış, nerede hangi eziyetlerle çekilmiş, seyircinin umurunda değil. Önemli olan sonuç.”

Filmin en az 2 buçuk milyon seyirciden sonra kazanmaya başlayacağını söylüyor. Bu, ona göre bir baraj; “Bunun altına düşmek için bayağı kötü film yapmam gerek.” Ben 5 milyon seyirci tahmininde bulunuyorum. “Allah söyletiyor” diye seviniyor. Yılmaz, kendisinden çok farklı işler yapan yönetmenlerimizi de ilgiyle izlediğini, örneğin “Uzak” filmine bayıldığını söylüyor. Ve ekliyor; “BKM”nin imkanları her zaman Nuri Bilge, Zeki Demirkubuz gibi sanatçılarımıza açıktır, bunu bilsinler.”

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND