Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Öfkenize yenik düşmeyin, öfkenizi yenin!

İş yaşamında stres azalmak bir yana tırmanışını kararlı bir şekilde sürdürüyor. Buna bağlı olarak da iş yerlerinde öfke krizlerinde de patlama görülüyor. İşte iş yaşamında öfke krizine davetiye çıkaran durumlar ve yapılması gerekenler…

İşyerinde bizi en çok, mobbing, kayırmacılık, görev tanımlarının net olmaması, bütün işi siz yaparken başkalarının yan gelip yatması öfkelendiriyor. Son aylarda yaşanan krizde iş yoğunluğumuz arttı, geçim zorluğu yaşıyoruz, yani öfkelenmek için daha çok sebebimiz var; oysa eskiden tepki gösterdiğimiz pek çok şeyi, şimdi, işsizlik korkusuyla sineye çekmek zorunda kalıyoruz. Bu da patladığında öfkemizin daha şiddetli ve yıkıcı olmasına sebep oluyor.

Kendimizi sıkıştırılmış hissediyoruz. Aynı pozisyonda veya altımızda çalışanlara karşı öfke patlaması yaşarken, üstlerimize olan öfkelerimizi bastırıyoruz. Her iki durumda da hem sağlığımız bozuluyor hem de çevremizle olan ilişkilerimiz.

Kriz nedeniyle yapılan işten çıkarmalar ve işsizlik korkusu işyerlerinde öfke nöbetlerini tetikliyor. Bir yandan rekabet, diğer yandan ekonomik krizin yarattığı finansal sorunlar işyerinde öfke yaratabilecek diğer faktörlerle de birleşince çalışanları kolayca patlamaya hazır öfke bombalarına dönüştürüyor. Son bir senedir ekonomik krizle birlikte işten çıkarmaların yaşanması, maaşların ödenmemesi, motivasyonun düşmesi de öfkeyi arttıran etkenler arasında.

İşyerinde en çok öfke yaratan durumlar

mobbing,

işverenin bir çalışanını kayırması,

yöneticilerin duyarsızlığı,

bir çalışanın diğer çalışanların önünde eleştirilmesi veya aşağılanması

yapılan işin önemsenmediğinin düşünülmesi,

görev tanımının net olmaması,

kişinin yapması gereken işlerin dışında başka işler de yapması,

kazanılmış hakların geri alınması,

verilen sözlerin tutulmaması, yetersiz iletişim,

yöneticilerin liderlik vasıflarının hissedilmemesi,

sonu gelmeyen uzun çalışma saatleri,

kariyer yolunun kapalı olması

takdir edilmemek olarak sıralanıyor.

İş dünyasında öfke genellikle iş arkadaşlarına ve yöneticilere karşı gelişiyor. Özellikle yöneticilerin çalışanlar arasında ayrım yapması, çalışanların birbiri ile çatışmasına, birbirlerine düşmanlık duymasına, dolayısıyla öfkelenmesine sebep oluyor.

Öfke kendisini

agresif davranışlar,

fiziksel şiddet,

doğrudan veya dolaylı yoldan tehdit etme

iğneleyici, alaycı tavırlar, aşırı duyarlılık,

sinirlilik hali,

şirket politikalarına, kurallarına gereğinden fazla tepki gösterme,

diğer çalışanlarla ilişkilerde hassaslık ve kırılganlık,

işe saplantılı şekilde bağlı olma şeklinde de kendisini gösterebiliyor.

İşini kaybetme korkusu öfkelendiriyor

Psikolog Feyza Bayraktar, özellikle son bir yıldır işyerinde öfke problemi yaşayanların sayısında artış olduğuna dikkat çekiyor: “En çok, çalışanların ekonomik krizden sonra işlerini kaybetme korkusu ile daha önceleri tepki gösterdikleri pek çok şeye tepki gösterememeleri öfke yaratıyor. Görevlerinin dışında görevler yüklenmesi, uzun çalışma saatleri ve yükselmeyen hatta azalan, bazen ödenmeyen maaşlar en çok öfke yaratan durumlar arasında. Pek çok kişi işinde yaşadığı tatminsizlikten dolayı istifa etmeyi aklından geçirse bile iş bulmada çekilen zorluk istifa etmeyi engelliyor. Bu durumda kişi kendisini işyerlerinde sıkışmış hissedebiliyor, bu da iş arkadaşları ile ilişkilerinin bozulmasına, iş motivasyonun düşmesine sebep olabiliyor” diyor.

İş dünyasından gelen danışanlarında öfke kaynaklı sorunlara her zaman rastladıklarını söyleyen aile terapisti, yönetici koçu Özlem Altay Özen, kriz ortamının da bu sorunları körüklediğinin altını çiziyor: “Bu ortamda adımlar atılırken iletişime özen göstererek yapılan işlerin iyi anlatılması çok önem taşıyor. Rekabetin öfkeyi artırdığını ancak birçok ortamda iş kaybetme korkusuyla bunun bastırıldığını gözlemliyoruz. Çalışanların arasında pasif agresif davranışların da yer aldığını görebiliyoruz. Kaldı ki bu da saldırganlığın bir türüdür. Örneğin, çalışanın müdürüne öfkesini raporu ona geç verip, onu zor durumda bırakarak göstermesi gibi. Burada öfke, bağırıp çağırarak değil, dolaylı ve saman altından saldırarak gerçekleşir. Bu da sağlıklı bir öfke yaşantısı değildir.”

Şirketler çalışanlarını koçlara yönlendiriyor

Özlem Altay Özen, Gerek terapide, gerek koçluk hizmeti alan danışanlarımda gözlemlediğim, çalışanlar astlarına ve yandaşlarına karşı öfke patlamalarını daha rahat yaşayabiliyorlar. Ancak müşteriler veya üstleri söz konusu olduğunda öfkelerini daha çok bastırma eğilimindeler ki her ikisi de yıpratıcı süreçlerdir. Öfkelerini üstleri söz konusu olduğunda da kontrol edemeyip patlayan danışanlarım oldu. Bu durumlarda genelde, şirketler vazgeçemedikleri kişileri öfke kontrolü için koçluk, eğitim gibi çeşitli destekleme programlarına yönlendiriyor” diyor.

Öfke çok doğal bir duygudur ve önemli olan da bu duyguyu uygun bir şekilde ifade etmek. Ayrıca öfkenin bir diğer özelliği de genellikle başka duyguları maskelemesi. Özen, öfkelendiğimizde durup bunun altında yatan nedeni düşünmemizi söylüyor: “Müdürüne çılgınca öfkelenen birinin duygusunu irdelediğimizde o öfkenin altında haksızlığa uğradığını hisseden birini bulabiliriz. Ya da bir çalışanına, bir müşterisine öfkelenen birinin duygusu kendini değersiz hissetme olabilir. Öfkenin altındaki duyguları fark etmek insanları çoğu zaman şaşırtıyor. Ama öfkenin kaynağı aslında o duygulardır. Ve derinlemesine bir çalışmada onlar ortaya çıkarılmalıdır.”

Nasıl ifade etmeli?

Öfkelendiğimizde öfke patlamaları yaşamak veya öfkeyi bastırıp hiçbir şekilde ifade etmemek sakıncalı sonuçlar doğuruyor. Öfke patlamaları saldırgan davranışlara yol açıyor. Kişi kendini kontrolünü kaybetmiş gibi hissediyor. Bunun sonrasında da çoğunlukla yaptıklarından pişman oluyor.

Öfkeyi bastırıp hiçbir şekilde ifade etmemek, bunu karşı tarafa belli etmemek, biriktirmek ileride kişinin patlamasına neden oluyor.

Öfkeyi mutlaka ifade etmek gerekiyor. Ancak kime ve nasıl ifade ettiğimiz önemli. Öncelikle bizi öfkelendiren şeyi düşünüp orada bizi neyin rahatsız ettiğini bulmalıyız. Ve bizi rahatsız eden konuyu sakin bir şekilde, uygun bir dilde karşımızdakine iletmeliyiz. Burada, açık ve net olmak ve karşımızdakine saldırmadan kendimizi ifade etmek gerekiyor.

Feyza Bayraktar, “Öfkeyi ifade etmek bağırıp çağırıp içindekini boşaltmak değildir. Bu durum aksine kişiyi daha fazla sinirlendirebileceği gibi kariyer hayatını da riske atmasına sebep olabilir. Ayrıca profesyonel hayatta öfkenin doğrudan ifade edilemeyeceği durumlar var. Bu durumda öfkesini en iyi yönetebilen kazanır. Kişi sakin bir şekilde de olsa doğrudan öfkelendiği olayı dile getiremiyorsa, örneğin patronuna duygularını açıklamak mümkün değilse; iş dışından birine, yakın bir dostuna anlatması veya bir kağıda yazıp saklaması veya yazdığı kağıdı ortadan kaldırması da oldukça etkili olabilir. İşyerinde ifade edilen öfke eğer istenilen sonucu, çözümü getirmezse kişinin daha çok öfkelenmesine sebep olabilir, ardından iş hayatında gelişebilecek olumsuzluklardan bu durumu sorumlu tutup kendisine öfkelenebilir; motivasyonu düşebilir, kendisini sıkışmış hissedebilir ve istifa etmeye kadar giden bir süreç başlayabilir” diyor.

Öfkenizi kontrol altına alın

Öncelikle öfkenin doğal bir duygu olduğunun kabullenilmesi gerekiyor. Öfke çok insani bir duygudur ve herkes öfkelenebilir. Ama öfkeyi kontrol altına almak mümkün. İşte uzmanlardan bazı tüyolar:

İlgi odağınızı sinirlendiğiniz noktadan başka bir noktaya yönlendirin, örneğin başka bir şey düşünmeye çalışın, işinize odaklanmaya çalışın ya da bir şeyler okuyun.

Öfkelendiğiniz zaman bir süreliğine yürüyüşe çıkmak, sizi sinirlendiren ortamdan uzaklaşmak, başkaları ile konuşmak, duyguları bir kağıda dökmek, müzik dinlemek öfke kontrolüne yardımcı olabilir.

Rahatlama tekniklerini öğrenin. Derin nefes alma, gevşeme egzersizleri yapma, sakinleştirici bir iki kelimeyi kendi kendinize tekrarlamak gibi basit yöntemleri öğrenip bunları her gün uygulamaya çalışın. Müzik dinlemek, günlük yazmak ve yoga yapmak da rahatlama konusunda çok etkilidir.

’Time out’ alın. Daha önce de duymuş olabilirsiniz. Ama öfkeden çıldırmak üzere olduğunuzu hissettiğinizde 10’a kadar saymak biraz da olsa sakinleşip olaya daha sağduyuyla bakmanızı sağlayabilir.

Sizi sakinleştiren durumları, yerleri kafanızda imgelemeye çalışın, örneğin en son çıktığınız tatilde kumsalda denizin sesini dinlerken yaşadığınız anı kafanızda resmetmeye çalışın.

Hareket edin. Hemen çok küçük bir yürüyüşe çıkın. Bu alt kata inip çıkmak bile olabilir. O ortamdan çok kısa süre için bile olsa uzaklaşmak size iyi gelebilir. Dönüp tekrar baktığınızda aynı şeyi hissetmeyebilirsiniz. Düzenli spor insanı zaten rahatlatır, mutlu eder. Ama öfkelendiğimiz andaki ufacık bir hareket bile bizi rahatlatmak için çok önemlidir.

Kendinizi sakinleştiğiniz zaman ifade edin. Öfkelendiğiniz anda kendinizi en uygun şekilde ifade edemeyebilirsiniz. O an cevap vermek zorunda değilsiniz. Durup neyi nasıl söyleyeceğinizi düşünüp sonra kendinizi anlatabilirsiniz.

Öfkelenmenize neden olan durumu değiştirmek için çaba gösterin. ’Bunu bana nasıl yapar’dan çok ’Ne yaparsa durum daha farklı olur’ veya ’Bunu nasıl çözebiliriz’e odaklanıp karşınızdakiyle uygun bir şekilde paylaşın.

İletişim konusunda kendinizi geliştirin. Güvenli davranış tekniklerini öğrenin.

Espri yeteneğinizi kullanın. Yaşama gülerek bakın. Bu her iki tarafı da rahatlatacaktır.

Kin tutmayın. Unutmayın kimse tam olarak sizin beklediğiniz gibi davranamaz.

Bu konuda bir uzmana başvurun. Öfkenizi kontrol etmekte güçlük çekiyorsanız ve bu size ve/veya çevrenizdekilere zarar veriyorsa mutlaka bunu biriyle paylaşın ve uzman yardımı alın.

Öfkelendiğiniz duruma farklı bakış açısından bakmaya çalışın, örneğin karşınızdakinin davranışlarını üzerinize almak yerine kötü bir gün geçirdiğinin ihtimalini düşünmek gibi.

Kadınlar öfkesini daha çok bastırıyor

Kadın ve erkek öfkelerini değişik şekillerde gösteriyorlar. Erkekler öfkesini sözlü veya fiziksel, daha agresif bir şekilde gösterirken kadın öfkesini daha çok bastırma veya pasif agresif şekilde gösterme yoluna başvurabiliyor, örneğin suratını asıp saatlerce oturabiliyor veya öfkelendiği insanla bir daha hiç konuşmayabiliyor. Kadınların öfkesi erkeklere göre daha uzun zamanda geçiyor. Bu da düzenli bir şekilde sürdüğünde, çoğu zaman fiziksel veya ruhsal rahatsızlıklara neden olabiliyor. Öfke, kaygı, baş ağrısı, yüksek tansiyon, sindirim sistemi problemleri, uykusuzluk, depresyon, yeme bozuklukları, madde bağımlılığı, cilt hastalıkları ve kalp krizine sebep oluyor.

Özel hayata da yansıyor

İş hayatındaki öfke aile ve özel hayatı da etkiliyor. İşteki gerginlik, eğer öfkemizi sağlıklı bir şekilde yönetemiyorsak, eve, ailemize, ilişkilerimize de yansıyor. İşyerinde öfkelenen ve öfkesini yönetemeyen kişi duygusunu özel hayatındaki ilişkilerine yansıtabiliyor. Eşine, çocuklarına, arkadaşlarına, sevgilisine, anne ve babasına karşı tahammülü azalıyor ve sebepsiz yere sinirlenip, kavga çıkarabiliyor, karşısındaki insanlara bağırıp onları kırabiliyor. Öfke, ilişkilerde sadece karşısındakine karşı tahammülsüzlük geliştirip onun kalbini kırmak şeklinde de ortaya çıkmayabilir, karşısındakine ayrılan zamanın azalması, ilgisizlik, üzerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirmeme şeklinde de kendini gösterebilir.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND