Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Ofiste siyah-beyaz ilişkilere dikkat!

İş hayatında aşk-nefret ilişkisinin dengesini kurmak elbette kolay değil… Rekabet ve stres bazen çalışma arkadaşlarınızla ilişkinizin siyah-beyaz bir hal almasına yol açabilir. Oysa iş ilişkilerinin aşk-nefret sarkacında gidip gelmesi durumu daha da karmaşık hale getirebilir…

kişisel gelişim

İş hayatında aşk-nefret ilişkisinin dengesini kurmak elbette kolay değil… Rekabet ve stres bazen çalışma arkadaşlarınızla ilişkinizin siyah-beyaz bir hal almasına yol açabilir.  Oysa iş ilişkilerinin aşk-nefret sarkacında gidip gelmesi durumu daha da karmaşık hale getirebilir… 

İşyerinde aşk-nefret ilişkilerine DİKKAT!

İşyerinde ilişkiler karmaşıktır. Çalışma arkadaşları bir taraftan birbirleriyle yarışırken, diğer taraftan ortak işlerin başarıya ulaşması için beraber çalışırlar. Arkadaş bildiğiniz sırlarınızı paylaştığınız iş arkadaşlarınızın sizinle ilgili dedikodular çıkardıklarını duyarsınız. Sizi destekleyen iş arkadaşlarınız yeri gelir herkesin içinde sizi kötü gösteren sözler sarf ederler. Bu kişiler için İngilizce’de kullanılan kelime ‘frenemies’dir, friends (arkadaşlar) ve enemies (düşmanlar) kelimelerinin birleşmesinden oluşturulmuş uydurma bir terimdir frenemies. 

Harvard Business Review’de yayınlanan makaleye göre, araştırmacılar işyerinde sıklıkla görülen bu tür karışık duygular içeren ilişkileri çalışmalarına dahil etmiyor. Çalışmaların konusu ya sağlam çalışan dostlukları üzerine ya da yıkıcı rekabet, düşmanlık gibi negatif ilişkiler. Oysa, arada kalan bu inişli çıkışlı ilişkiler işyerinin gerçeklerini ve çalışma arkadaşları arasındaki gündelik dinamikleri daha net bir şekilde aktarıyor. 

İlişkiler her zaman siyah-beyaz değil, ara renklere de yer var… 

Arkadaşlık ve düşmanlık arasında gidip gelen bu ilişkilerin merkezinde ‘baskı’ ve ‘çatışma’ var, kişiler birbirlerine hem pozitif hem negatif duygular besliyor. Aile içi ilişkilerde bu karışık duygulara sıklıkla rastlamak mümkün. Anne-babalara, kayınvalide ve kayınpedere, veya eşinize, partnerinize aşk ve nefret arasında gidip gelen karışık duygular hissetmeniz ilişkinin doğasıyla yakından ilişkili. Zaman zaman negatif duygular hissettiğiniz bir arkadaşınızı aramayı bırakabilirsiniz ancak annenizi veya eşinizi aramamak pek de uygulanabilir bir seçenek değil. Dolayısıyla, o karışık ilişkinin içinde sıkışıp kalıyor, kendinizi bir tahterevallideymiş gibi, bir olumlu bir olumsuz hisler içinde bulabiliyorsunuz. 

Bu örnekten yola çıkarak iş ortamında o işe veya işyerine mahkum başka pek alternatifi olmayan çalışanların bu tür ilişki dinamiklerinden en çok etkilenenler olduğunu görürüz. Özellikle yıllarını aynı pozisyonda, bölümde geçiren kişiler işyerini bu tür karışık duyguların egemen olduğu kurumlar haline getirir. Peki ya, işyerinde aşk-nefrete dayalı ilişkiler yarar mı, zarar mı getiriyor? Kurum içi ilişkilere odaklanan birçok çalışma ya oldukça pozitif, kurumu daha dinamik ve başarılı bir iş ortamı haline getiren ilişkilere yer vermekte ya da tam tersi düşmanlıklar ve birbirine köstek olan bir dizi ilişkinin şirkete zararlarını araştırmakta. Çalışma sonuçları da beklenene paralellik gösteriyor. Olumlu ilişkilerin şirket başarısına olumlu yansımaları olurken, olumsuz ilişkiler takımın veya şirket genelinin performansını aşağıya çekiyor. 

Peki ya, bir iyi bir kötü olan karmaşık ilişkiler? Birçokları gibi siz de, bu gibi inişli çıkışlı ilişkilerin yarardan çok şirkete zarar getirdiğini düşünebilirsiniz. Aslına bakarsanız, bugüne kadar çalışmaların çoğu bunun aksini gösteren somut verilerle sonuçlanmadı. 2003’te yapılan bir çalışmada, işyeri ilişkileri konusunda uzmanlaşan Brigham Young University’den Julianne Holt-Lunstad ve University of Utah’tan Bert Uchino 102 kişinin üç gün boyunca işyerinde tansiyon aletleri takarak katıldığı bir çalışma düzenlemiş. Çalışmada kişiler tüm gün boyunca iş arkadaşlarıyla etkileşimlerini tansiyon ölçümlerine karşılaştırmalı olarak kayıt altına almışlar. Verilerden en ilginci, çalışanların inişli çıkışlı ilişkileri olan iş arkadaşlarıyla temasa geçtiklerinde kalplerinin hemen tepki vermesi ve tansiyonlarının normal seyrin üzerine çıkmasıymış. Ayrıca, strese dayanıklılık seviyelerinde düşüş, fiziksel açıdan kendilerini daha zayıf hissetme ve genel olarak kendilerini kötü hissettiklerini gözlemlemişler. Oysa, arkadaş veya düşman diye tanımladıkları kişilerle etkileşimde bulunduklarında tansiyonlarında belirgin bir değişim olmamış.

İnişli çıkışlı ilişkilerin bize düşündüğümüzden fazla yararı var 

Son dönemde yapılan çalışmalara göre, iyi ve kötü duyguları bize bir arada hissettiren kişilerin bize sadece zararı oluyor demek pek de doğru bir saptama olmamakta. Kurumsal araştırmalara göre, bu tür belirsiz ilişkilerin olumlu etkileri arasında yaratıcı problem çözme ve yerinde karar verme var. Bir iyi bir kötü geçindiğiniz bir kişiye karşı her zaman temkinli davranacağınız gibi, kendinizi daha kontrollü ve algıları açık bir pozisyonda buluyorsunuz. Karşınızdakinin perspektifiyle ilgili çoğu zaman fazla bir bilgiye sahip değilsiniz. Genellikle sizin görüşlerinizin aksine beyan edilen görüşler sizi daha derin ve çok yönlü düşünmeye itiyor. Dolayısıyla, sizinkinden tamamen farklı görüşleri duymanız ve sorgulamanız size bir konuyu farklı açılardan değerlendirme şansı verecektir. 

Bu öngörülmesi zor, kolaylıkla iyiye veya kötüye dönen ilişkilerin iyi yönlerine odaklandığınız sürece sizi geliştirecek birçok fırsatla karşılaşacaksınız. Örneğin, diğer kişinin görüşünü ve size karşı değişken davranış tarzını anlayabilmek için, kendinizi karşınızdaki kişinin yerine koyma eğiliminde olacaksınız. İlişki içerisinde kendinizi belirsizlik içinde hissettiğinizden, daha çok çalışmaya ve kendinizden daha emin bir konumda olmaya gayret edeceksiniz. Bu da size doğrudan başarı getirecektir. Bu gibi olumlu bulguların yanı sıra, aşk nefret üzerine kurulu sürekli gidip gelen ilişkilerin üzerine düşünülen zamanın bir kayıp olması ve kişinin karşısındakine gıpta ve suçluluk duyguları içinde yaklaşması çoğu zaman olumsuz yönler olarak ortaya çıkmaktadır.

İşyerinde aşk-nefret ilişkileri nasıl yönetilmeli?

Olumlu noktalara konsantre olun: Bazen arkadaş bazen ise düşman gibi davranan bir iş arkadaşı size her zaman düşmanca davranan birinden çok daha iyidir. İlişkiyi idare etmek ne kadar zor olsa da, çoğu duygusal anlamda yıpratıcı olsa da, böyle bir ilişkinin varlığı sizi işinizde daha başarılı olmaya itecektir. Bunu aklınızdan çıkarmayın ve ilişkinin olumlu yönlerine odaklanın. Dostluk kurabilmek için kendinizle ilgili ufak tefek şeyler paylaşın, küçük de olsa güven oluşturmak için birkaç adım atın. Belki de bu ilişki tamamen arkadaşlık konumuna hiçbir zaman gelmeyecek ancak kişisel bağ kurmak olumlu yönlerin kuvvetlenmesini ve ilişkinin çoğu zaman olumlu seyretmesini sağlayacaktır. 

Önemli bir projede beraber çalışmaya çalışın: Eğer bu aşk-nefret ilişkileri her iki taraf için de, iyi bir motivasyon kaynağıysa, neden bundan yararlanmayasınız? Bu iki kişiyi aynı takıma koyduğunuz zaman iki kişiyi birden motive etmiş olursunuz. Siz de bu aşk-nefret ilişkisinde olduğunuz kişiyle aynı projeye yazılın. Arada gerginlikler olacaktır ancak ikinizin de projenin başarılı olması için yapmayacağı şey olmayacaktır. İki kişi arasındaki adrenalin iş yapış biçiminden, hızına, işe gösterilen özene kadar her şeyi olumlu yönde etkileyecektir. Hatta işin sonunda iki taraf biriyle ilgili birçok şey öğrenmiş ve birbirlerini anlamaya başlamış dahi olabilir.

Düşmanlarınızı inişli çıkışlı ilişkilere çevirin: Olumsuz ilişkiler zehir gibidir. En kötü ilişkilerinizi inişli çıkışlı ilişkilere çevirin. İlle arkadaş olmanız gerekmez ancak enerjisi yüksek sizi ileriye taşıyan bir yandan da hiçbir zaman kendinizi tam anlamıyla güvende hissetmediğiniz ilişkilere çevirebilirsiniz. Düşmanınızı tanımaya çalışın, bu kişinin olumlu yönlerine konsantre olun. Bu sayede, inişli çıkışlı da olsa, dostça bir ilişkinin yolunu yapabilirsiniz. 

Birbirinden farklı sosyal ilişkilerin keyfini çıkarın: İşyerinde herkesle yakın dost olmanız beklenemez. Belirsiz ilişkiler içinde olan tek insan siz değilsiniz. Kendinizi çoğu zaman rahatsız hissettiğiniz bu ilişkilerle ilgili suçlamayın. İşyerinde dostlarınız ve bir dost bir düşman gibi gördüğünüz iş arkadaşlarınızın değerini bilin. Tüm bu ilişkiler sizin için bir öğrenme kaynağı olacaktır. Her birinin size verdiği dersi almak için algılarınız açık olsun. 

Bazı avantajları olsa da, işyerindeki tüm ilişkilerinizin belirsiz olmasını istemezsiniz. Ne kadar olumlu ilişkiniz varsa, tabii ki o kadar iyidir. Ancak bazen iyinin rahatlığı bizi içine alır, günler el bebek gül bebek yeteri kadar zorlanmadan, kendimiz daha iyiye taşıma çabası olmadan geçer gider. Oysa, bize meydan okuyan, ne zaman dost ne zaman düşman oldukları kestirilemeyen arkadaşlar adeta bir kontrol mekanizması görevi görür. Ne zaman ‘ben oldum bu işi bitirdim’ dediğinizde karşınıza çıkar ve sizi düelloya çağırır. Her zaman formda olmayı işte bu iş arkadaşlarınıza borçlusunuz. Sakın ola varlıklarından şikayet etmeyin.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND