Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Ofiste nasıl “şık” olunur?

Profesyonel hayatta şık giyinmek, imajınızı şekillendiriyor. Yanlış kıyafet seçimi, birlikte çalıştığınız kişilerle olan ilişkinizi bile olumsuz etkileyebiliyor. Peki ofiste dış görünüşünüz nasıl olmalı? İşte işin uzmanlarından giyim tavsiyeleri.

kişisel gelişim

İŞ DÜNYASI GİYİNMEYİ BİLİYOR MU?

Her zaman şık olmanın profesyonelliğin bir parçası olarak görüldüğü günümüzde şık olabilmenin püf noktalarını konunun uzmanları anlatıyor

Lacivert takım elbiselerin, gri döpiyeslerin yerini ‘ofis şıklığı’ trendine bıraktığı günümüzde, çalışan kesimin bu konuda ne kadar yaratıcı olabileceğine kimi zaman olumsuz örneklerle tanık olabiliyoruz. Resmi  ya da yarı resmi toplantılara bariz giyim hatalarıyla katılanların sayısı hayli yüksek. Özensiz ve uyumsuz giyinenlerin birçoğu aslında detaylarda neyi gözden kaçırdıklarının farkında bile değil. Kimi zaman sırf bu yüzden kişilerin imajları dahi zarar görebiliyor.

ABD’de yapılan bir araştırmaya göre ilk kez gerçekleşen bir görüşmede, karşı tarafa verilen izlenimin yalnızca yüzde 7’si sözel ifadeden oluşuyor. Dış görünüşün payı yüzde 55, konuşma ve ses tonunun yüzde 38. Dolayısıyla ne söylediğinizden çok ne giydiğiniz sizi anlatıyor.
Profesyonel imajınızı da büyük ölçüde bu belirliyor.

Profesyoneller en çok nerelerde hata yapıyor?
Beymen’in imaj danışmanı Özlem Çakır ve Vakko Eğitim Direktörü Meltem Kazaz’a profesyonellerin giyim kuşamı ile ilgili ayrıntıları sorduk…

Özlem Çakır merkezi Washington’da olan Uluslararası İmaj Danışmanları Derneği’nin onayladığı ilk Türk profesyonel imaj danışmanı. Şu anda, Sabancı Holding, Beko, Akbank gibi birçok kuruma yönelik çalışmalar yapıyor. Meltem Kazaz ise, 1998 yılından bu yana Vakko’nun eğitim direktörlüğünü yürütüyor.

UZMANLARDAN GİYİM TAVSİYELERİ

Meltem Kazaz /Vakko Eğitim Direktörü
“Modanın içinde boğulmayın”
Taşıdıkları kişisel ve kurumsal değerleri sadece bilgi ve becerileriyle ortaya koymak isteyip bunları destekleyecek görselliğe yeterince önem vermeyen bir kayıtsızlık içinde olmak en büyük hatalardan biri. Sadece giyim kuşam değil, tümden görsellik ele alındığında aslında düşülen boşluklar çok fazla.

En somt imaj hataları
Ama birkaç örnek vermek gerekirse hala kravatı doğru boyda bağlayamamak, pantolona ya da ayakkabıya uygun renkte ve boyda çorap seçimi yapamamak, etek boyu ayarlayamamak, uygun renk ve desende giysiler seçememek, aşırı makyaj yapmak ya da hiç yapmamak sayacağım en somut hatalar…

Söylediklerinizin dinlenmesi görüntünüze bağlı
Görünümümüzle yaratacağımız ön hayranlık sonraki aşamaları da olumlu etkiler. Dinleyiciler, mesajı taşıyanı beğenirlerse mesaja da önem verirler. Bunun için sektör ve kurum ne olursa olsun sadece ilk tanışmada değil, her defasında daima profesyonelliğe uygun seçimler yapmalıyız. Bu da bugün profesyonelin görsel tanımı olarak aklımıza ilk gelen kıyafetlerle garantilenir. Takım elbiseler ya da birbirini takımlayan giysiler… Asla penyeler, kargo pantolonlar veya parmak arası terlikler değil!

Kıyafet kişiye bakışı belirler
Bazı sektörler var ki, müşterilerinin kişisel haklarını savunur ya da yatırımlarını yönlendirir. Finans uzmanları ya da avukatlar için zihnimizde kodlanmış bazı resimler var. Eğer karşımızdaki kişiler bu resme uymuyorsa o zaman yetkinliklerini de sorguluyoruz. Bu çok doğal ve insani bir yaklaşım. Çünkü para ve hukuk daima çok ciddi, hata kabul etmeyen işlerdir. Doğal olarak bunları emanet edeceğimiz profesyonellerin de bu değerleri taşımasını beklemek şartlandığımız bir durumdur.

Mutlu insanların imajı güçlüdür
İmaj sadece kıyafetle yaratılamaz. Kendi değerlerinin farkında olan, olumlu düşünen, olumlu tutum ve davranışlara sahip, beden sağlığına dikkat eden, mutlu insanların imajı güçlü ve inandırıcıdır.

Kişiliğinize en uygun imajı seçin 
Fiziksel özelliklerimize, kişiliğimize, sosyal ve profesyonel statümüze göre kendi stilimizi yaratabiliriz. Sosyal ve profesyonel yaşamımıza uygun olarak seçeceğimiz giyim tarzı, renkler, modeller, aksesuarlar, duruşumuz, mimik ve jestlerimizle yaratacağımız imajın kişiliğimizi ve samimiyetimizi yansıtacak orijinallikte olması şart.

Açık ayakkabı profesyonel bir görüntü değil!
Ayaklara, yapıları gereği sürekli dikkat edilmesi gerekiyor. Eğer bu konuda şanslıysak yani estetik ölçülerde bir ayağa sahipsek ve bakımını kusursuz yerine getiriyorsak ne ala, ama ya değilse! Giydiğimiz ayakkabının modeli ayaklarımızı olduğu gibi ortaya koyuyorsa bundan kaçınmalıyız. Zaten profesyonel yaşamda önerilen en açık ayakkabı sadece arkası açık olan ayakkabılardır. O da yine topuklarımız pürüzsüz ve bakımlıysa.

Özlem Çakır / Beymen İmaj Danışmanı

En sık yapılan hata: Uyumsuz renk ve kıyafetler
Profesyonellerin pozisyonlarına, bağlı oldukları sektöre, hedeflerine, vücut yapılarına ve renk tonlamalarına uygun giyinmeleri gerekir. Hanımlara aşırı dekolteden, şeffaf giysilerden, fırapan makyaj ve saç modellerinden uzak durmalarını, beylere de vücutlarına uygun giyinmeleri ve renk uyumuna dikkat etmelerini öneririm.

Şirketler giyim kodlarını atlıyor
Oryantasyon eğitimlerinde giyim kodunun da, destekleyici bilgilerle aktarılması gerekir. Serbest giyime geçmiş olan şirketlerin yazılı rehber bilgilerinin olmaması ve konuyla ilgili sınırlamaların açıkça belirtilmemesi, çalışanların serbest giyimi farklı farklı algılamalarına neden oluyor. Bu da kişinin ve kurumun imajını zedeleyecek görüntülere neden oluyor.

Aksesuarı abartmayın
Geleneksel sektörlerde genellikle ciddiyet ve otoriter görüntü için koyu renkler tercih edilir. Abartılı takılar kullanılmamalıdır. Yaratıcı sektörlerde renk veya aksesuvar konusunda bir kısıtlama ya da beklenti yoktur. Ancak müşteri ilişkileri, satış ve pazarlama alanlarında çalışanlarının kurumsal giyim tarzını benimsemelerinde fayda var.

İş yemeğinde tenis ayakkabısı!
İş yemeklerinde günlük iş hayatında olduğu gibi derli toplu, bakımlı, temiz ve ortama uygun giyinmek gerekir. Hanımlar aşırı dekolte, aşırı spor modeller ve spor ayakkabılar giymemeli. Beyler de çok spor giyim tarzı ve spor ayakkabılar giymemeye özen göstermelidirler.

Sektöre göre giyim
Finans sektöründe özellikle takım elbiseli çalışanlar görmeye alışkınız. Oysa  yaratıcı sektörde reklam, grafik, moda, tasarım, mimarlık, dekorasyon, plastik sanatlar, müzik gibi birçok farklı dal olabilir. Yaratıcı ekiple işin pazarlamasını, satışını yapan müşteri temsilcileri, direktörleri, iş geliştirme bölümlerinde çalışanlar birbirlerinden biraz daha farklı giyinebilirler. ‘Kreatifler’den beklenenlerle müşteri ilişkilerinden, satış bölümlerinden beklenenler aynı değilidr.

Kıyafetinle imajını parlat!
Görüntü faktörü, imajın birçok öğesinden biri. Fiziksel özelliklerle birlikte kişinin giyim tarzı, uyumu, kullandığı renkler, bakımı, hijyeni, kokusu da imajına katkıda bulunur.

Marka görgüsüzce kullanılmamalı
Kişisel tarzın oluşmasında mutlaka marka giyim tercih edilmeli denilemez. Bilakis markanın çok öne çıkarılması olumsuz bir etkiye yol açar. Markanın arkasına sığınmak kendine güvensizliğin ve giyimle ilgili bilgisizliğin bir ifadesi olarak algılanabilir. Marka giyim ve bunu görgüsüzce kullanmak, profesyonel ortamlarda uyum sağlamaya çalıştığınız kişilerle aranızdaki farkı iyice açarak uyumsuzluğa da sebep olabilir.
Öte yandan marka bilinçli kullanılırsa kişinin gerek sözel gerek sözsüz iletişimi ve tavırları mütevazıysa, marka kişiyle bütünleşmişse olumsuz bir etki yaratmaz.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Tarihin ilk hackerıyla tanışmak ister misiniz?

mıt, bilgisayar şifresi kıran ilk hacker, allan scherr

Bilgisayar çağı boyunca birçok şifreleme yöntemi geliştirildi ve kırıldı. Peki bu şifreler hayatımıza ne zaman girdi? İşte bir bilgisayarın şifresini kıran ilk insan Allan Scherr ve hikayesi…

Allan Scherr: Bilgisayar şifresi kıran ilk hacker

1962 yılında ABD’nin en prestijli üniversitelerinden Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ndeki (MIT) bilim insanları bilgisayarların güvenliği için yeni bir sistem geliştirdi: Şifre.

Zaman paylaşımlı işletim sistemini (CTSS) kullanan MIT’li araştırmacılar, o dönem bilgisayarları paylaşmak zorundaydı ve kullanım süreleri kısıtlıydı.

Farklı kullanıcıların dünyanın farklı yerlerinden ve bir telefon ağı aracılığıyla girdiği sistemi sömürenler de yok değildi.

Nihayetinde her çalışana sisteme erişmesi için kişisel bir şifre verilmesine karar verildi.

Günümüzde bilgisayar ve internet teknolojileri için güvenlik olmazsa olmaz. 1960’lı yıllarda ise şifre kavramı bilgisayar dünyası için çok yeniydi.

Tüm şifrelere giden dosya

Bilgisayar bilimci Fernando Corbató’nun geliştirdiği bu sistemle bilgisayara girenler, kendilerine ayrılan süre bittiğinde sisteme yeniden giriş yapamıyordu.

Ancak her güvenlik sistemi gibi bunu da istismar edecek biri çıktı: MIT’de yüksek lisans eğitimini sürdüren genç bilgisayar bilimci Allan Scherr.

Scherr, yüksek lisans tezi için bu sistemin performansını ölçmeliydi. Ancak toplamda sadece 10 saati vardı:

“Bu sistemdeki farklı değişkenleri ölçebilmem için özel erişim iznim vardı. Yaklaşık 30 simulasyon hazırlamalıydım ama bana ayrılan süre çok azdı. Daha çok süre istedim ve reddettiler. Ben de bana ayrılan süreyi sıfıra indirmenin yolunu buldum.”

Scherr önce tüm şifrelerin toplandığı ‘Gizli kullanıcı şifreleri’ isimli dosyayı buldu. Dosya isminde ‘gizli’ kelimesi özellikle tersten yazılmıştı.

Kimsenin haberi bile olmadan bu dosyayı yazdırmanın bir yolunu bulan Scherr, sistemde kullanılan tüm kişisel şifrelerin bir kopyasına sahip oldu.

“Artık sisteme istediğim zaman ve sürede girebiliyordum” diyen Scherr, arkasını kollaması için bir de suç arkadaşı buldu.

Programın finansal yöneticisine sus payı olarak şifrelerin listesini el altından vermeyi teklif etti, o da kabul etti.

Scherr patronlarından bazılarının sistemlerini hacklemekle kalmayıp, arkasında onlarla dalga geçen mesajlar bırakıyordu.

‘Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum’

1960’lu yıllardan sonra şifre kullanımı günlük hayatın bir parçası olmaya başladı.

Hava limanlarında da yolcu bilgilerine erişim için şifreler kullanılmaya başlandı. 1970’li yıllarda artık banka müşterileri hesap bilgilerine bu sistemle ulaşıyordu.

1980’lere gelindiğinde şifre gerektiren paylaşımlı bilgisayarların kullanımı yaygınlaştı.

Şifre, ekmek ve su gibi en temel ihtiyaçlarımızdan biri haline geldi.

Scherr’e göre, bir gün uyanıp da kendi yaşamımıza erişimimizin engellendiğini öğreneceğimiz yakın:

“Bence şimdiden bunu yaşıyoruz. Telefona pin kodunu birkaç kez yanlış giriyoruz, telefon devre dışı kalıyor.”

MIT’yi bitirdikten sonra 30 yıla yakın IBM teknoloji şirketinde çalışan Scherr, IBM’in yazılım sistemi ve uygulama ve mini bilgisayarlarla iletişim ağını geliştiren kişiydi.

Peki bilgisayar endüstrisinin ilk hackerlarından Scherr, başkalarının onun şifresini kırmasını nasıl engelliyor?

‘Kırılamaz şifre’nin formülü ne olabilir?

Sherr’in yanıtı şaşırtıcı:

“Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum.

“Ezberlediğim uzun ve karmaşık tek bir şifre var, tüm şifrelerimi yöneten bir uygulamaya girmemi sağlıyor.”

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Mutlu olma korkusu: Çerofobi nedir?

mutluluk korkusu, Manşet, çerofobi nedir, çerofobi belirtileri

Mutlu olmayı hak etmediğinizi mi düşünüyorsunuz? Eğer mutlu olursanız bunun olumsuz sonuçlar doğuracağına mı inanıyorsunuz? O zaman siz de mutluluk fobisine sahip olabilirsiniz. İşte çerofobi olarak da bilinen mutluluk korkusu hakkında her şey…

Mutluluktan korkmanın diğer adı: Çerofobi

Çerofobi, hakkında pek konuşulmasa da oldukça yaygın olduğu düşünülen bir sorun. Mutluluk korkusu diye bilinen bu kaygı türü, insan hayatını çekilmez bir hale getirebiliyor. Tedaviye başlamak için, önce geçmişinizi eşelemeniz gerekiyor.

Bir şeyin gerçek olamayacak derecede iyi göründüğünü hissettiğinizde, yani son zamanlarda sizin yararınıza birçok şey yaşandığını fark ettiğinizde, bu durum şüpheli mi görünüyor?

Kimi insanlar bu duyguyu aşamaz ve iyi şans, zihinlerinde bir uğursuzluğa dönüşür.

Akıldışı bir nefret duygusuna sahip olan insanlar, “Çerofobi” adı verilen bir olgudan mustariptir. Bu terim “keyifliyim/neşeliyim” anlamına gelen “chairo” kelimesinden türemiştir. Temel anlamda, (bu kişilerin) eğlenceli bir şeye katılmaya korkması anlamına gelir.

Korkutucu olan şey aktiviteler değil; şayet (eğlenceye) katılırsanız, mutlu ve kaygısız durumdayken korkunç bir şey olacağı korkusudur.

Çerofobi yaygın biçimde kullanılmıyor ya da iyi tanımlanmamış bir terim ve ruh sağlığı durumlarının teşhisinde temel kaynak olan (ABD’de kullanılan) ‘Zihinsel Bozukluklar Tanısal ve Sayısal Kılavuzu’nun  (DSM-5) son baskısında mevcut değil.

Ancak Healthline adlı siteye göre, kimi tıp uzmanları Çerofobi’yi bir kaygı biçimi olarak sınıflandırıyor.

BELİRTİLERİ NELERDİR?

Büyük ihtimalle çerofobisi olan biri her an için üzüntü yaşamıyor, yalnızca mutluluk yaşatabilecek olaylardan ve etkinliklerden kaçınıyor.

Healthline’ın aktardığına göre, bozukluğun kimi işaretleri şunlar:

– Bir sosyal buluşmaya davet edildiğinde endişe hissi.

– Kötü bir şeyin gerçekleşeceği korkusundan dolayı olumlu yaşamsal değişimler sağlayabilecek fırsatları görmezden gelme.

– “Eğlenceli” etkinliklere katılmayı reddetmek.

– Mutluluğu düşünmenin kişiyi kötü veya fena birisi yapacağı düşüncesi

– Mutluluğu düşünmenin kötü bir olayın gerçekleşeceği anlamına geldiğine inanmak

– Mutluluğu göstermenin, sizin ya da aileniz veya arkadaşlarınız için kötü olduğuna inanmak.

– Mutlu olmaya çabalamanın zaman ve enerji kaybı olduğunu düşünmek.

Psikiyatrist Carrie Barron, ‘Psychology Today’ adlı sitede yayınlanan bir blog yazısında, “zevk alma korkusu” biçiminde tanımlanan “Hedonofobi” ya da Çerofobi yaşayan insanlarla ilgili olası sebepleri ele alıyor.

“Bugünlerde, mutluluk arayışını konu alan birçok konuşma var,” diye yazmış.

“Bir insanın bu pozitif duygudan korkması olağandışı görünebilir. Şayet çocukluk dönemine dayanan bir mutluluk/ceza ilişkisinden kaynaklanıyorsa, düşündüğümüzden çok daha yaygın olabilir.”

SEBEBİ OLUMSUZ DENEYİMLER OLABİLİR

Örneğin, sevdiğiniz bir insanla veya belirli bir olayla ilişkilendirdiğiniz olumsuz bir deneyim ile çatışma yaşama korkusundan kaynaklanıyor olabilir. Mutluluk verici bir olayın hemen ardından kötü şeyler yaşamışsanız, buna karşı bir direnç geliştirebilirsiniz.

Barron, “Eğer zevk almaktan hoşlanmıyorsanız, bunun sebebi yol üzerinde bir yerde öfke, ceza, aşağılama ya da hırsızlığın -zevki siz hak etseniz de onlar ele geçirmiş ve- sevincinizi öldürmüş olması mümkün,” diye ekliyor. “Artık bunu hissetmekten korkuyorsunuz; zira, ardından bir hayal kırıklığı geliyor.”

Metro haber sitesinin gerçekleştirdiği bir söyleşide, blog yazarı Stephanie Yeboah, kendi deneyiminden çerofobi ile yaşamanın neye benzediğini anlatıyor:

“Bu, mutluluğun uzun sürmeyeceğini hissetmeniz nedeniyle tam anlamıyla bir ümitsizlik hissi yaşatıyor; bu ise, bir şeye dâhil olmaktan veya aktif biçimde bir şeyler yapmaktan kaygı duymanıza neden oluyor.

“Mutluluk korkusu, bir kişinin aralıksız olarak mutsuzluk içinde yaşadığı anlamına gelmiyor. Benim durumumda, çerofobi, travmatik olaylar nedeniyle daha da kötüleşti ve tetiklendi. Kazanılan bir kampanyayı kutlamak, zor bir görevi tamamlamak ya da bir müşteriyi kazanmak gibi şeyler bile huzursuz hissettiriyor.

Yeboah’ın çok da faydalı olmadığını ifade ettiği çerofobi tedavisi, kimi durumlarda depresyon sorununu tedavi etmekle karıştırılabiliyor.

“Çerofobi hakkında çok fazla kaynak olmadığı için yapabileceğim pek bir şey yok, bu yüzden sadece onunla yaşamaya devam ediyorum ve mümkün olduğu kadar onu düşünmekten kaçınıyorum.”

GEÇMİŞLE HESAPLAŞMAK GEREKİYOR

Barron, geçmişinizi eşelemenin başlangıç için iyi bir yer olduğunu, bu sayede olumsuz sonuçlardan korkmaksızın, keyfince zaman geçirmeye, eğlenmeye ve mutluluğa karşı tolerans göstermeyi deneyebileceğinizi söylüyor.

Bilhassa, iç-görü odaklı psikoterapi ve bilişsel davranışçı terapiler gibi tedavilerin, insanların sebepleri idrak etmede, ayrıca zevk ve acı arasında kurdukları olumsuz bağlantıları çözme noktasında yararlı olduğunu söylüyor.

Çerofobi ile uğraşmak, her şeyden öte, düşünme biçiminizi değiştiriyor. Şayet aynı sorunu yaşadığınızı düşünüyorsanız, büyük ihtimalle, geçmişte yaşanan bir çatışma ya da travma sebebiyle ortaya çıkan bir savunma mekanizmasıdır.

Sorunlarınız üzerinde çalışmak zaman alır; fakat tedavi ile bunu geçmişte bırakacak, mutluluğun tadını çıkaracak ve işte o anda yaşamaya başlayabileceksiniz.

Yazar: Lindsay Dodgson
Çeviren: Tarkan Tufan
Kaynak: www.gazeteduvar.com

Okumaya devam et

MAKALE

2019’un rengi belli oldu!

renk trendleri, pantone 2019, canlı mercan rengi, 2019 yılının rengi

Bu renk insana yaşama sevinci aşılıyor. Her bakışta farklı algılanan rengin sırrı ise denizin derinliklerinde gizli… Yeni yılda bu rengi sıkça görmeye hazır olun! İşte 2019’un rengi …

Pantone, 2019’un rengini açıkladı: Yaşama sevinci aşılıyor

Pantone Renk Enstitüsü her sene seçtiği yılın rengiyle pek çok sektörde kullanılan renk trendlerine ilham oluyor.

Pantone Renk Ensititüsü,  2019 yılının renginin, PANTONE 16-1546 Living Coral, yani  “canlı mercan” olduğunu açıkladı. Her bakışta farklı algılandığı söylenen “canlı mercan” renginin bakıldığı zaman insana yaşama sevinci aşıladığı düşünülüyor. Enstititü, her yıl renk belirlerken, topluma umut aşılayacak ve iç açacak renkler seçmeye özen gösterdiğini belirtti.

Son 20 yıldır insanların satın alma eğilimlerini, moda, mimarlık, dekorasyon ve ürün geliştirme stratejilerini yönlendiren renk trendlerini belirleyen Pantone Renk Enstitüsü, 2019 yılında canlı mercan renginin pek çok alanda karşımıza çıkacağını belirtiyor.

“Canlı mercan” hakkında yapılan yorumlardan biri de bu rengin her an karşılaşılabilecek bir renk olmayışı. Genel olarak denizin derinliklerinde yaşayan ıstakoz, karides, yengeç gibi hayvanlarda görülebiliyor. Bu sebeple insanlarda merak uyandırdığı ifade ediliyor.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND