Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Ofis hayatında 25 kusurlu hareket

Kimse iş hayatına bayılmıyor, zaten bin türlü mesele var. Bari birbirimizi yormayalım değil mi? İşte işyerinde hayatı zorlaştıran 25 hareket tipi…

1. Tepede dikilenler
Sessizce gelir ensenize dikilirler. Muhabbet etmek isteseniz uzatmazlar, sırtınızda bir gölge gibi durup bilgisayar ekranınıza bakarlar. Mail’lerimi mi merak ettin? Çalışıyor muyum diye mi bakıyorsun? Çok mu sıkıldın? Derdin ne arkadaşım?

2. Asansörde kilo komiklikleri
Çok kişi alan ve her katta durduğu için uzun bir maceraya dönen işyeri asansörlerinde bazı komiklikler lütfen artık yasaklansın. Sonradan binen ‘Beni taşır mı?’ diye sormasın, ‘Gel sen kaç kilosun ki, tüysiklet’ deyip daracık yerde koca koca kahkahalar atmasın. Asansörde kilo polemiği istemiyoruz.

3. Cep telefonunu masada bırakanlar
Adı üzerinde ‘cep telefonu’; cepte durması lazım. Ama bazı iş arkadaşlarımız masasının üzerinde bırakıp yemeğe, tuvalete, çaya, kahveye gitmeyi pek sever. Sesten bunalıp açmaya kalksanız, ‘Buyrun bilmem kimin telefonu…’ başlıklı tiyatro başlar.

4. Habire ‘Hadi bir kahve içelim’ diyenler
Bu arkadaşlar ya işini erkenden bitiren tezcanlılardır ya da kaytarmanın yolunu bulmuş aylaklar… Tam işinizin ortasında, ‘Hadi bir kahve içelim’ diye tutturur, ‘Şu ara zor’ dediğinizde alınırlar. Günde üç defa olunca, yıpratır.

5. Yüksek sesle müzik dinleyenler
Çalışırken müzik iyidir ama bildiğiniz gibi insan evladı cins cins. Birinin hoşlandığı müzikten öbürü hazzetmiyor, birine kısık sesli gelen öbürünün dikkatini dağıtıyor. Aphex Twin’le Ferdi Tayfur’un ayrı köşelerden çaldığı bir ofise de tımarhane diyoruz.

6. Topuklu ayakkabı zulmü
Yakışana güzel oluyor, beceren çok da şahane yürüyor. Ama bu topuklu ayakkabıda asıl mesele, yer karolarında çıkardığı o sinir bozucu takırtı. Kafayı bir kere bu seslere taktınız mı, tozuttunuz demektir. Çünkü bir günde topuklu giyen kadın sayısı hiç de o kadar az olmuyor.

7. Oksijen istiyoruz
Bütün kötülüklerin anası nedir? Oksijensizlik. Ofis binaları genelde camları açılmayan plaza binalarıdır. Ciğere çekilen şey, bir aletin pompaladığı oksijen olur böylece. Bazı günler bu miktarın azaldığını hissedersiniz. İşte o depresyon sandıklarınız var ya, bazıları tamamen bu yüzden!

8. Tuvalet sırası
Ne kadar janjanlı bir bina olursa olsun, mutlaka tuvalette sıra bekleyeceğiniz günler olacaktır. Bu özellikle kadınlar tuvaleti için bir sorun gibi dursa da, gazetesiyle kapanan erkeklerin dışarıdakilere çektirdiklerini de unutmayalım.

9. Neredesin hijyen?
Sonuçta sokakta umumi bir tuvalette değiliz. Giren çıkan insan sayısı da belli gibi. Sene 2011, tuvalette deliği tutturamayanlar, klozete çıkanlar, sifonu çekmek yerine tuvalet kağıdıyla kamuflaja girişenler hâlâ çıkabiliyor ne yazık ki.

10. Tertipsizler
Gazeteleri atmaz, onu bunu saklarlar. Bazıları aile fotoğraflarıyla, bazıları incik boncuk ve hayvancıkla masayı doldurur. Paylaşılan bir masadan söz ediyorsak yandakilere saldırı kaçınılmazdır. Sadece bakmak bile etraftakiler için yorucu olabilir.

11. Yüksek sesle konuşanlar
Bazı insanların sesi doğuştan daha gür, kabul. Ama asıl mesele bilerek ve isteyerek yanındaki arkadaşıyla yüksek sesle konuşanlar. Bir de her telefon konuşmasını bu şekilde bize dinletenler vardır. En azından her şeyini öğrenmeyelim diye fısıldar insan.

12. Boynumuzdaki tasmalar
Artık girerken parmak izi, göz irisi okuyan binalar da var, fakat plaza dünyasında genel yöntem boyun kartları. Bu hem kimlik yerine geçer hem de çeşitli kapıları zortlatarak aşmanızı sağlar. Bazı işyerlerinde bu kartları gün boyu boynunuzda taşımak mecburidir. Kaybolmanızdan korkarlar.

13. Sürekli başarılarından bahsedenler
En fazla satışı o yapmıştır, en iyi grafik ondadır, en iyi haber onun imzasıyla çıkmıştır. Sürekli kendi başarılarını gözünüze sokmaya çalışan egosu pompalı arkadaşlar… Çekilmiyorsunuz.

14. Ortak kullanılan alet edevatı yok edenler
Makas olur, fotokopi makinesi olur, ortak kitaplar, gazeteler olur. Bazı ofis insanları bu tür ortak gereçleri hor kullanmayı sever,
hatta sorumsuzca kaybeden model vardır. Bir de üzerine umrunda değilse, sinir katsayısı artar.

15. Kulaklıkla kendini kapatanlar
Tamam müziğine bizi maruz bırakmıyor ama kulaklığını takıp dış dünyayla ilişkisini kesen iş arkadaşı da potansiyel meseledir. Telefonu çalar duymaz, cep telefonunu kısmamıştır. Bir de arkadan biri seslenir, kaş-göz ve el-kol işaretleriyle uyarmak yakındakilere düşer.

16. Yardım mefhumunu bilmeyenler
Zorda kalana asla yardım etmeyen, oradaki varlığını sadece kendi işini bitirmek üzerine kuranlar vardır. Hoşlanılmaz. Garip ama yardım teklif edince kabul etmeyip illa kendi başına çözeceğini söyleyen de aynı derecede antipatiktir.

17. Oda için savaşanlar
Açık ofis falan takmayıp büyük oda olsun, içinde televizyon, televizyonu da tüpsüz olsun diye canını dişine takanlar… Farkında mısınız iş arkadaşlarınız size gıcık oluyor.

18. Aşağıdakiler-yukarıdakiler
Kendisini nimetten sanıp binada temizlik işçilerini, çayçıları, ofisboyları aşağılayan bir model vardır. Kendisi üst sınıftır, diğerlerine ‘sen’ diye hitap etmekten çekinmez hatta emir kipiyle konuşur.

19. Ofisi lise koridoruna çevirenler
Hep kakara kikiri, hep eğlence, hep muhabbet, hep bir laf sokma, komiklik yapma hali… Tamam, sürekli suratsız bir biçimde oturmamız şart değil ama işyerini yatılı okula çevirenler de can sıkabiliyor.

20. Her gün istifadan söz edenler
Az evvelki ergen modelin tersi bu da… Hep depresyon, hep şikayet, hep bir söylenme hali… Her gün istifadan söz edenler, emekliliğini hesaplayanlar. Tamam biz de bayılmıyoruz ama bu ruh haliyle de ömür geçmiyor.

21. Ultra düzenliler
Kendi masalarının düzenini sağlamak için bütün gün faaliyetleri yetmezmiş gibi, bir de gelip sizin masanızı düzeltirler. Bütün ofis, bütün plaza, bütün dünya temiz ve düzenli olsun arzusundadırlar.

22. Sabah sosyalliğinde sorunlu modeller
Bazılarında sabah coşkusu bol miktarda bulunur. Daha afyon patlamadan sohbet etmek, gülüşmek falan ister. Sabah insanı olmayan karşı taraf için eziyete dönebilir. Diğer tarafta selam sabah bilmeyen bir model vardır. Sıfır sosyallik de ayrıca çekilmez. Yüz yüze bakıyoruz yahu.

23. Susmayan telefonlar
Ofis hayatında en katlanılamayan ses, ayın anda çalan ve senkronize olarak altı dakika boyunca susmayan masa telefonlarıdır. Sabahları herkesin tam gelmediği saatlerde işkenceye dönüşür. Açmaya haliniz yoktur, bu sese katlanmaya hiç…

24. Ofiste kokulu yemek yiyenler
Çalışırken atıştırmak zevklidir. Ama pencereleri açılmayan bir ortama dışarıdan adana, urfa falan söylediğinizde etrafınızdakilerle külahları değişme ihtimaliniz vardır. Koku risklidir.

25. İş hayatına âşık olanlar
İşine bayılanlar, mesleğini sevenler, ofis dışında hiçbir hayatı olmayıp hayattaki varlığını kariyeriyle ölçenler, üstünün gözüne girmeye çalışanlar, gözünü hırs bürümüşler… Çift maaş mı veriyorlar, madalya mı takıyorlar? Bir uzak dursanıza…

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Para insanı nasıl değiştiriyor?

para ve insan, para insanı değiştirir mi, para, Manşet, araştırmalar

Çok para insanı değiştirir mi? Zenginlerin daha cimri ve az güvenilir olduğunu gösteren araştırmalar ne kadar doğru? İşte konuyla ilgili yapılan bir araştırmanın tüm detayları…

Bilimsel olarak araştırıldı: Para insanı bozuyor mu?

Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı, kişisel çıkar düşüncesinin ise arttığı doğru mu?

Üniversitelerin popüler konuları inceleyerek sosyal yaşantımıza ışık tuttuklarını bilirsiniz. Hayatınızda en az bir kere duyduğunuz ya da sorduğunuz bir konu üzerine Univercity of California Berkeley Üniversitesi’nde de bir grup uzun süren bir araştırma yaptı. Üniversite zengin olmanın insan üzerindeki etkilerini araştırdı ve “Para karakteri bozar mı?” sorusu deneklerle test edildi. Peki, burada ‘bozmaktan’ kasıt nedir? Amerika’daki çalışmada, insanların çok para karşısında davranışlarının değişip değişmediği araştırıldı. Paranın kurallara uyma, nazik olma ya da saygılı davranma gibi davranışları etkileyip etkilemediği incelendi. Sonuçlara bakalım…

Çalışmada önce deneklere Monopoly oynatıldı. Emlakçılık konulu ve zarla oynanan bu oyunda, tıpkı gerçek hayattaki gibi çeşitli yerler satın alarak; kiralama, inşa etme gibi ticari faaliyetlerde bulunup ekonomik olarak güçlü olmaya çalışırsınız.

Oyun bittikten 15 dakika sonra…

Oyuncuların bir bölümü yazı tura atarak, yani tesadüfi biçimde seçilerek, diğer oyunculara göre bazı avantajlara sahip oldu. Oyuna yaklaşık iki kat daha fazla parayla başladılar. Zengin seçilen oyuncular iki zar atarken, diğerleri ise tek zarla kaldı. Ve doğal olarak oyunu zengin başlayanlar kazandı. Gelelim oyun süresince gözlemlenen davranışlara… Zengin oyuncular piyonlarını oyun

tahtasına adeta vurarak ilerletti. Masadaki tabaktan daha çok kraker yediler. Abartılı başarı tepkileri gösterdiler. Fakir oyuncuya kaba ve duyarsız davranmaya ve sürekli ne kadar iyi oynadıklarını ifade etmeye başladılar.

İşin daha da ilginci ise, oyunun başında tamamen rastgele olarak zengin seçilenler, bunu bilmelerine ve oyunun hileli olduğunun açık olmasına rağmen, oyun bittikten 15 dakika sonra; nasıl başarılı olduklarını, mülkleri nasıl aldıklarını, kazanma şekillerini uzun uzun anlattılar. Yani onları başarılı hale getiren çift zar atma durumunu tamamen gözardı ettiler.

“Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil

Başka bir deneyde; deneklere 10 dolar verilerek, isterlerse bu parayı yabancılarla paylaşabilecekleri ve bu yabancıların bir daha karşılarına asla çıkmayacağı söylendi. Yıllık kazancı 25 bin dolar olan katılımcılardan paralarını başka bir kişiyle paylaşanların sayısı, yıllık kazancı 150 bin dolar ve üstü olan katılımcıların sayısına göre yüzde 44 oranında daha fazla oldu.

Ama benim favorim, arabalar üzerinde yapılan çalışma… Araştırmacılar sokağa çıktı ve araçlarının değerine göre insanların davranışlarını inceledi.

Amerika’da yaya geçidinde yayaların geçiş üstünlüğü vardır. Yapılan çalışmada bu kural kullanıldı. Bir yaya geçidinde karşıdan karşıya geçer gibi yapan bir yayaya kimlerin yol verip vermediği incelendi. Günlerce yapılan denemelerde ucuz aracı olan sürücülerinin yasayı çiğnemediği; pahalı araç sürülerinin yarısının ise yasayı çiğnediği görüldü.

Daha birçok çalışma ve deney yapan ekibin bulgularına göre, varlıklı bireyler müzakerelerde yalan söylemek, iş yerinde kasadan para çalmak gibi etik olmayan davranışları onaylamaya ve rüşvet almaya daha yatkın. Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı ve kişisel çıkar düşüncesinin arttığı da bir başka sonuç.  Ancak “Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil. Paul Piff’e ait bu çalışmanın detaylarını kişisel web sitesinde detaylı inceleyebilirsiniz.

Kaynak: www.milliyet.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Uykuya dalarken düşme hissi yaşıyor musunuz?

uykuya dalarken düşme hissi, uyku, hipnik seğirme

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Peki, bu his neden oluşur? Bu hissi yaşayanlar ne yapmalı? İşte yanıtı…

Uykuya dalarken düşme hissi neden oluşur?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür, ama neden?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Oldukça yaygın olan bu hisse beyindeki iki bölgenin kontrol çatışması neden oluyor.

Bunu bir rüyanın parçasıymış gibi algılıyorsak boşlukta düşüyormuş hissi oluşur; buna hipnik seğirme denir. Beynimiz uyku için çevreyle bağlantısını keserken ortaya çıkan bir çatışmanın göstergesidir bu.

Uykuda vücudumuz felç olmuş gibidir ve dış dünyadaki olaylara duyarsız hale geliriz. Ama kas kontrolümüz düğmeye basılmışçasına durmaz.

Beynimizde adlı bölge nefes alma gibi temel fonksiyonları kontrol eder ve tetikte olma duygusunu hissettirir bize.

Öte yandan görmeyle ilgili (optik sinir önündeki bölge) ise yorgunluğu düzenler.

Uykuya dalma sırasında retiküler aktivasyon sistemi vücudumuzun kontrolünü elden bırakırken ventrolateral çekirdek denetimi ele alır. Bu yavaşça kısılan bir lamba düğmesi gibidir, ama her zaman pürüzsüz işlemeyebilir.

Uyanıklığı sağlayan enerji kalıntıları ani yükselişe geçtiğinde seğirme hareketleri görülür. Fakat bunun nedeni tam olarak bilinmiyor. Hızlı göz hareketlerinin tersine bu seğirmelerin rüya gören beyinle bir ilgisi yoktur. Bundan ziyade günün son kalıntıları gibidir.

‘Patlayan kafa sendromu’ adı verilen ve insanın kafasının içinde bomba patlıyormuş gibi sesler duymasına neden olan tuhaf rahatsızlıkta da benzer belirtiler görülür. Beynin uyanık ve uykuya geçen kısmı arasında bir kontrol mücadelesi vardır ve bu şimşek çakması gibi ışıklar görmeye ve yüksek sesli patlamalar duymaya neden olur.

Bazı ileri vakalarda bu olgu aşırı uykusuzluğa ve hatta bedenin bilinmez güçler tarafından ele geçirilmesi iddialarına bile neden olmuştur.

Fakat genel olarak burada endişe edilecek bir durum yoktur. Uykuya dalma anında ortaya çıkan ilginç bir çatışma halinden ibarettir.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Kağıt kesiği neden canımızı çok yakar?

Manşet, kağıt kesiği nasıl geçer, kağıt kesiği, evrim ağacı

Ufacık bir kağıt kesiği canımızı beklediğimizden çok daha fazla acıtır. Peki, bunun nedeni nedir? İşte www.evrimagaci.org yazarlarından Çağrı Mert Bakırcı açıklıyor…

Kağıt Kesiği Neden Çok Acıtır?

Standart bir A4 kağıt ortalama 0.05 milimetre kalınlığa sahiptir. Standart bir tıraş bıçağı 0.23 milimetre kalınlığa sahiptir. Bir tıraş bıçağının kestiği yaranın acısı anlaşılır; ancak ondan 5 kata kadar daha ince olan kağıdın, kimi zaman arkasında hiç kanama izi bile bırakmaksızın açtığı yaralar neden bu kadar fazla acır? 

Normalde bir kağıt, insan derisini kesebilmek için fazlasıyla yumuşaktır. Belli bir keskinliğe ulaşmak için, belli bir sertliğin de olması gerekir. Fakat kağıdı bu kadar kesici yapan, aşırı ince olmasıdır. Kesiği açan kenarın yüzey alanı çok küçük olduğu için, çok yüksek basınç uygulayabilir. Bu basınç, deri katmanını yararak “kesik” dediğimiz olaya neden olan kuvvet dağılımıdır. Basınç, uygulanan kuvvetin yüzey alanına bölümüdür. Dolayısıyla çok küçük yüzey alanı (örneğin kağıdın kestiği incecik kenarın yüzey alanı), çok yüksek basınç anlamına gelir.

Kağıt kesikleri genellikle büyük bir kağıt grubu içerisinden, tek bir kağıdın ayrılması sonucu oluşur. Yani tek bir kağıt ile elinizi kesmeniz çoğu zaman zordur. Bunun nedeni, tek bir kağıdın gerekli kuvveti kesiği açma süresi boyunca uygulayamayacak kadar esnek ve yumuşak olmasıdır. Yani kağıdın kenarı elinizi kesmeye çalışsa da, yarığı açamadan hemen bükülecektir. Fakat yeni açılmış bir kağıt destesi (kimi zaman “kağıt topu” olarak bilinir) içerisinden kıvrılarak ayrılan tek bir kağıt, destenin geri kalanından güç alarak bükülmeden durabilir. Bu da, kağıdın parmağınızı kesebilmesini sağlayacak kuvvetin yeterince uzun süre uygulanabilmesine izin verir.

Gelelim acının nedenine… Parmaklarımızın ucunda aşırı fazla sayıda nosireseptör adı verilen acı algılayıcı sinir ucu bulunur. Bir kağıt kesiği, bu sinirlerin çok fazlasını aynı anda uyarabilecek kadar geniştir. İncecik kesik kanamaya neden olmadığı için, bu sinirlerin ucu, havaya temas edecek şekilde açıkta kalır. Yani yarıktan dışarı doğru bakan reseptörler, sürekli dış ortama maruz kalır. Kağıt kesiklerinin o sinir bozucu acısı bu reseptörlerin açık hava nedeniyle sürekli beyne sinyal göndermesinden kaynaklanır.

Kimi zaman derin kağıt kesikleri de görülür. Bunlar, daha uzun bir yüzey boyunca olan, daha derin kesiklerdir. Bunlar kimi zaman dışarıya hafifçe sızan, çoğu zamansa yarığın içerisinde biriken kanamalara neden olur. Kesik sırasında kağıdın yüzeyinde ve fiberleri içerisinde bulunan koruyucu kimyasallar (örneğin beyazlatıcılar), vücuda geçer. Bu kimyasalların yakıcı etkisi, beynimizde acı olarak algılanır. Bu da, kağıt kesiklerinin neden olduğu acının yaygın görülen ikinci bir nedenidir.

Tüm yaralar gibi, kağıt kesikleri de temizlendikten sonra yara bandıyla kapatılabilir. Fakat yine de, yarık boyunca parmak etinin iki tarafının sürekli farklı hızlar ve yönlerde oynayabiliyor olması, rahatsız edici acının uzun sürekli bir şekilde devam etmesine neden olacaktır. Çoğu zaman yara 2-3 gün içerisinde tamamen iyileşir ve acı kaybolur.

Yazar: Çağrı Mert Bakırcı
Kaynak:  www.evrimagaci.org

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND