Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Ödülü alırken 8 bin kişinin önünde annemi arayıp teşekkür ettim !

Gözlerinin içi ışıl ışıl parlayan, yarı şaşkın yarı mahçup ama pek mutlu gencecik bir oyuncu Tayanç Ayaydın (29). Mutluluğunun sebebi hiç beklemediği bir anda, İsviçre’nin Locarno şehrinde yapılan ve sinema dünyasında prestijli 61. Locarno Film Festivali’nde, En İyi Erkek Oyuncu ödülünü alması.

Ona ödülü getiren film, çekimleri Van’da yapılan “Pazar – Bir Ticaret Masalı.” Filmin yönetmeni, daha önce Berlin Film Festivali dahil pek çok festivalde ödüller almış, “Ölü bir koyundan faydalanmanın 37 yolu” filmiyle adından söz ettirmiş, İngiliz yönetmen Ben Hopkins.

Tayanç Ayaydın’ın canlandırdığı Mihram karakteri, Van’da zengin olmak için uğraşan küçük bir esnafı ve düştüğü çelişkileri anlatıyor. Ayaydın’a aslında Aliye ve Sıla gibi televizyon dizilerinden aşinayız. Alışılmadık ismini aklında tutamayanlar, sevimli suratını gördüklerinde hemen hatırlayacaklardır. Ödül alacağından o kadar ümitsizmiş ki, ödülün açıklanacağı gün Türkiye’ye dönmek üzere yola çıkmış ve ödülü aldığını öğrenince yoldan geri dönmüş.

Adınızın anlamını öğrenmeden ben bu röportaja başlayamayacağım!

– Güvenilir, koruyan, kapsayan demek. Eski Türkçe. Tayanç’ı bir kerede anlayan olursa çok mutlu oluyorum, genelde dört beş defa sorarlar. Bugüne kadar benden başka bir Tayanç’la karşılaşmadım. Ama adımı seviyorum, ailem adını ne koyarsak öyle olur diye çok özenerek seçmiş bu ismi.

Size ödül getiren filmdeki role seçilmeniz nasıl oldu?

– Oyuncu arkadaşım Sinan Tuzcu bir dönem İngiltere’de yaşadı, filmin yönetmeni Ben Hopkins ile orada tanışmışlar. Bundan dört yıl önce Hopkins oyuncu seçiminde Sinan’dan yardım istemiş. O bana telefon açıp seçmelere katılmam için haber verdi. Depresif, traş bile olmadan kendimi eve kapattığım bir dönemdi. Katılmaya hiç niyetim yoktu ama sonra Sinan’ı arayıp tamam geliyorum dedim. Sakalımı bile kesmeden gittim. İçeri bir girdim kendini ağırdan satan soğuk bir İngiliz yönetmen bekliyorum. Ama bir baktım dünya şekeri, ayakkabılarını çıkarmış, paçalarını sıvamış ortalıkta çorabıyla geziyor. Adamı çok sevdim. 600-700 oyuncu arasından Mihram karakteri için beni seçti sonra. Senaryoyu verdi ama sakın çalışma dedi, çünkü ne zaman çekeceğimiz belli değildi ve o benim çalışıp rolü kemikleştirmemden endişe ediyordu. Senaryo elimde Ben’den üç yıl haber bekledim. Bayağı sancılıydı. Mihram benim kariyerimde oynamaktan zevk aldığım en kuvvetli rol. Bu karakterden vazgeçmek gibi bir düşüncem hiç olmadı, hatta bu süre içinde onlar benden daha iyi bir oyuncu bulurlar mı diye hep endişe ettim.

Adam olacak çocuk, çocukluğundan bellidir derler. Oyunculuk konusunda sizde de bunun ipuçları var mıymış?

– Ben tek çocuğum. Tek çocuk olunca oyunlarımı kendim üretiyordum. Farklı karakterlere bürünüp öyle oyunlar oynardım. Bunlar bir süre sonra aile içinde gösteri haline dönüştü. Ailem ben ortaokuldayken beni gizli saklı tiyatro koluna yazdırmışlar. Aslında sadece lise öğrencileri oraya girebiliyordu ama bizimkiler ısrar edince beni de kabul ettiler. Sonra da zaten konservatuara girdim. O sırada bir hafta kravatlı gezdim evde, çünkü kendimi o karakterde hissediyordum. Oynamayı seviyordum çocukluktan beri yani.

Bu işin ilk kanınıza girdiği anları hatırlıyor musunuz?

– Konservatuara girip dünya literatüründen yazarlarla tanışarak onların oyunlarını oynayınca, benim için yol bu yol dedim. Heyecan orada başladı.

Hocalarınız sizden umutlu muydu, yoksa sıradan bir öğrenci miydiniz?

– Bizde genelde notlar çok zor verilir. Eğer 60-70 alırsanız o çok iyi bir puandır. Mezuniyet sınavında 100 vermişlerdi. Dedim ki tamam ben şimdi ortalığı yıkıp geçerim, her yerde benden bahsederler. Ama oyuncu için ders notu hiçbir şey. Gerçek notlar hayatta verilmeye başlıyor. Mezun olduktan sonra tiyatro yaptım. Diziler başlayınca tiyatroya ara verdim. Çok şanslı bir adamdım, çok doğru iki dizide oynadım. Bir oyuncu sinema yapmak istiyorsa, diziler çok güzel bir okuldur. Diziler beni sinemaya taşıdı ve orada varolmamı sağladı. Ama dizilerde çalıştığım için de hiç tiyatro yapamadım, buna üzgünüm. Çünkü tiyatro, sinemayla birlikte benim gönlümde yatan aslan.

Dizilerde oynama serüveniniz nasıl başladı?

– Ali Özgentürk’ün çektiği Kalbin Zamanı filminde oynadım ilk kez. Benim yazdığım bir oyun vardı. Alchera diye bir barda onu oynuyorduk aynı zamanda, orada barmenlik de yapıyordum. O dönemde Kudret Sabancı, Zerda’yı çekiyordu. Bana teklif etti ama çekimler Urfa’da yapılıyordu, gitmek istemiyordum, o sırada bar şefi de olmuşum zaten. Sonra Aliye’yi çekmeye başladı ama bu sefer oynar mısın demedi, böyle bir rol var, gelip oynuyorsun dedi. Ben de peki abi dedim. Aliye çok başarılı oldu. Sonra da zaten Sıla dizisi geldi.

Hem Aliye hem Sıla dizisinde hep uzlaştırıcı, mülayım, huzurlu bir roldeydiniz. Gerçek hayatta ne kadar mülayim ne kadar huzurlusunuz?

– Normal hayatımda günde dört kalp krizi geçirecek kadar heyecanlı, telaşlı biriyim. Çok dertli, endişeleri, kuruntuları olan bir adamım. Belki de bir dönemdir geçecektir ama sevgilim dışında arkadaşlarımı bununla rahatsız etmem. Ama sevgilim benim hayatımı düzene sokmakla mükellef! Başlarda çok zordum onun için şimdi o da alıştı.

Çalışmak istediğiniz yönetmenler var mı?

– Fatih Akın’la çok çalışmak istiyorum. Bir de Çağan Irmak.

Yırtmaya çalışan biri miydiniz, yoksa her şey ayağıma gelsin diyen bir üşengeç mi?

– Yok hatta bütün üşengeç oyuncu arkadaşlarımı da toparlamak için uğraşırım. Kamera önüne geçmeye karar verdiğimde kendime bir özgeçmiş hazırladım ve kimini bilinmeyen numaralardan araştırarak, kimini arkadaşlarımdan öğrenerek, kimini de sokakta dolaşıp bularak bütün prodüksiyon şirketlerine götürdüm. Ali Özgentürk’le çevirdiğim film böyle oldu, onlar beni çağırmadılar, ben onlara gitmiştim. Bir yere gelmeden, kimse aaa bak bu çocuk bir cevher demiyor. Bir yerden başlamak, biraz yırtınmak lazım.

Hırslı biri misiniz?

– Acayip çalışkan bir adamım. Haftanın yedi günü 24 saat çalışsam bir gram şikayet etmem. Çalışmazsam kendimi çok mutsuz hissediyorum. Çalışmak beni hayatta tutuyor.

29 yaşında genç birine bunu sormak saçma gelebilir ama hayatınızın akışını değiştiren bir olay yaşadınız mı hiç?

– Ben Hopkins ile tanıştığım gün hayatımın ivme kazandığı, farklı bir yola girme şansımın doğduğu gündü.

GENCO ERKAL İLE TÜRKİYE’YE DÖNERKEN HABERİ ALDILAR

Ödülü aldığımı duyduğumda filmde beraber oynadığım Genco Erkal’la beraber, İsviçre’den ayrılmış Milano’dan Türkiye’ye doğru yola çıkmıştık. Ödül alanlar gece 10 gibi açıklanacaktı ve bizim uçağımız Milano’dan akşam saat 5’te kalkıyordu. Yolda gidiyoruz ama, bir taraftan da, “Genco abi ya, bize hakikaten ödül gelmez mi acaba” diyorum. Kendimin ödül alacağı aklıma bile gelmiyor ama filme o kadar güveniyorum ki, istiyorum ki film ödül alsın. Ola ki bize ödül geldi, ilk uçakla tekrar geri döneriz diye B planı yapıyoruz ama hiç ümidimiz de yok. İtalya sınırını geçtik ümitlerimiz iyice suya düştü, uçağa binip döneceğiz, tam o sırada Genco abinin telefonu çaldı. Telefonda aaa aaa aaa deyip, parmağıyla beni işaret ediyor. Beni işaret ediyor ama benim ödül alacağım yine aklıma bile gelmiyor, ben onu “Bak işte sen demiştin” gibi anlıyorum. Telefonu Tayanç’a veriyorum dedi. Ben Hopkins telefonda bana, “Tebrik ederim, şoföre söyle seni geri getirsin ödül aldın” dedi. Hemen sağa çektik şakır şakır yağmur yağıyor. Kendimizi dışarı atıp, birer sigara yaktık. Ne yapacağımı nasıl sevineceğimi bilemedim. Doğum günümde hediye alınca nasıl sevineceğimi biliyorum ama ödül alınca nasıl sevineceğimi bilmiyorum. Bunun idrak süresi de o kadar hızlı olmadı yani. Festivalin sorumluları, benim jürinin favorisi olduğumu biliyormuş. Jüriye bu çocuk gidiyor ona bir ödül vereceksiniz söyleyin, yoksa tekrar geri getirmek zorunda kalacağız demiş. Onlar da geri getirin demişler. Bunun üzerine geri döndük. Kız arkadaşımı aradım, ben galiba ödül aldım dedim, onu kandırdığımı sanmış bana inanmadı. Annemi aradım o da inanmadı, telefonu kapadı.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND