Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Odak: Mükemmeliyetin gizli sebebi

odaklanma nasıl geliştirilir, odak, Manşet, konsantrasyon, daniel goleman

Zaman zaman odaklanma sorunu yaşamak, başarıya ulaşmamızın önünde bir engel olabilir. Peki, bu engeli nasıl aşabiliriz?  Daniel Goleman, başarıya ulaşmak için konsantrasyonu sağlamanın önemini ve yollarını anlatıyor.

Yeni dönemde odaklanma taktikleri

Harvard mezunu Psikolog Daniel Goleman ile odaklanma üzerine gerçekleştirdiğimiz sohbetimizin detayları şöyle…

Harvard mezunu Psikolog Daniel Goleman‘a göre iş ortamlarında hiç bu kadar çok dikkat dağıtıcının bir arada olduğu bir zaman yaşanmamıştı. İşte bu nedenle “Odak: Mükemmeliyetin Gizli Sebebi” adlı bir kitap yazan Goleman, dijital dünyanın ve global rekabetin liderleri odaklanma sorunuyla baş başa bıraktığını düşünüyor.

Bunun da iş hedeflerine ulaşmanın önünde bir engel olduğunu belirtiyor. Benzer tehlikenin çalışanlar için de geçerli olduğunu söyleyen Goleman, ABD’de birçok çalışanın iş konsantrasyonunu artırmak için “odaklanma eğitimi” aldığına dikkat çekiyor.

Daniel Goleman, Harvard mezunu bir psikolog, yazar ve gazeteci… ABD’nin en önemli gazetesi ilan The New York Times’ta bilim muhabirli-aptığı 12 yıl boyunca psikoloji ve beynin çalışma şekline dair yazılar yazdı.

Psikoloji, eğitim, lim, ekolojik krizler ve liderlik üzerine 10 kitabı bulunan Goleman, “Odak: Mükemmeliyetin Gizli Sebebi” (Focus: The Hidden Driver of Excellence) adlı son kitabında, başarıya ulaşmak için konsantrasyonu sağlamanın önemini ve yollarımı anlatıyor.

Goleman’a göre üç tip odak var: İlki duygularınızı ve düşüncelerinizi kontrol edebilmek; İkincisi, etrafınızdakilerin düşünce ve duygularını anlayabilme çabası ve üçüncüsü ise rakiplerinizde ve dünyada olup bitenleri kavrayabilmek. Goleman’a göre bu üç odak, birlikte dengelenip aktive edilirse mükemmel sonucun ardındaki gizli neden haline gelebiliyor.

Peki Goleman, neden “odaklanma” konusuna bu kadar önem veriyor? Çünkü, ona göre dikkatimiz hiç olmadığı kadar büyük saldırı altında, Özellikle iş dünyası kendi yararına kullandığını düşünse dahi, akıllı telefonların da gelişiyle 7/24 hayata karışan dijital teknolojinin “bölücü ve dağıtıcı” etkilerinden bolca nasiplenmiş durumda.

Goleman, “Globalleşmenin de getirdiği acımasız rekabet ortamında, iş dünyası liderleri artık sadece kendi şirketlerinin rekabet durumunu değil genel ekonominin durumunu, teknolojideki yeni gelişmeleri, rakiplerin gelecek planlarını ve daha birçok şeyi bilmek zorunda. İş dünyasının bu sofistike ortamı nedeniyle bugüne kadar odaklanmanın en zor olduğu dönemi yaşıyoruz” diye konuşuyor.

Ona göre eğer odaklanmadıysanız iş hedeflerinize ulaşamazsınız. Odaklanma başarı için tek faktör değildir, ama ‘olmazsa olmaz’ bir faktördür. Daniel Goleman ile odaklanma üzerine gerçekleştirdiğimiz sohbetimizin detayları ise şöyle:

Sizce odaklanma neden bu kadar önemli?

– Odaklanma, herhangi bir şeyi nasıl iyi yapacağımızı belirler. Bu şey, sevdiklerimizle ya da çalışanlarımızla iyi bir ilişki, empati kurmak da olabilir. Yani odaklanma, sevdiğimiz insanlarla ya da çalışanlarımızla, patronumuzla ne kadar iyi bir ilişki kurabileceğimizi belirler. Ayrıca işimizi ne kadar iyi yapabileceğimizin de belirleyicisidir. Ne kadar çok konsantre olursak sahip olduğumuz yetenekleri o kadar fazla kullanabiliriz.

Birçok yönetici deneyimin çok önemli olduğunu, hatta bir işi ne kadar fazla yaparsa o işte o kadar başarılı olacağına inanıyor. Ancak size göre odaklanma daha önemli. Sizin argümanınız ne?

– Çok fazla uygulama yapmak, bir yeteneği geliştirmekle ilgilidir. Ama kötü bir iş yapış şekliniz varsa bunu bin kere uyguladığınızda kötü bir iş yapış alışkanlığa dönüşür. Aynı golf oyunundaki gibi… Kötü bir vuruşu bin kere yapınca sonuçta yine kötü bir vuruşunuz olur, ama daha kötüsü artık otomatikleşmiştir.

Odaklanmakla bir işi defalarca yapmak arasında çok fark var. “Ne kadar konsantre olursanız o kadar iyi iş çıkarırsınız” ifadesi, golfçüler için de işadamları için de öğrenciler için de geçerli…

Günümüzde odaklanmanın önündeki en büyük engel nedir?

– Şüphesiz dijital dikkat dağıtıcılar. Bugün hepimiz onların kuşatması altındayız. Dikkatimiz hiç olmadığı kadar saldırı altında. Günümüzün dijital hizmetleri, sadece iş için kullansak bile, bizi yaptığımız işlerden alıkoymakta çok maharetli. Bizi düzenli aralıklarla bölecek bir ekranda çalışıyoruz.

Tek bir klik ile internette sörf yapıyor ya da Facebook’ta dakikalar ve hatta saatler geçiriyoruz. Artık pek çok iş yerinde toplantı sırasında katılımcıların diz üstü bilgisayarlarından ya da masa altından cep telefonuyla mesajlaşması rutin haline geldi. Aslında bu basitçe toplantıya gerçekten katılmadıkları anlamına geliyor. İş ortamlarında hiç bu kadar çok dikkat dağıtıcının bir arada olduğu bir zaman yaşanmamıştı. Bu da odaklanmanın önemini daha çok artırıyor.

İş hedeflerini gerçekleştirmek açısından odaklanmanın avantajları neler?

– Eğer odaklanmadıysanız zaten iş hedeflerinize ulaşamazsınız. Dikkatiniz dağılırsa, sonuca ulaşmanız imkansızdır. Odaklanma bir stratejiyi, gerçekleştirmenin tam merkezinde yer alır.

Performans ve odaklanma arasında nasıl bir korelasyon söz konusu? Şirketlere bu konuda neler önerebilirsiniz?

– İkisi arasında çok güçlü bir ilişki var. Dikkatiniz dağıldığı oranda performansınız azalır. Öte yandan konsantrasyonunuz yüzde 100 ise yapabileceğinizin en iyisine ulaşırsınız. Bilimsel araştırmalara göre iş dünyasının alacağı birkaç ders var: Birincisi, akıllı bir patron veya yönetici, çalışanlarını işlerini yapmaları gereken zamanda gereksizce rahatsız etmez, onların dikkatini dağıtıp konsantrasyonlarını bozmaz. Ayrıca ABD’de birçok şirket çalışanının iş konsantrasyonunu artırmak için “odaklanma eğitimi” veriyor.

Başarılı liderler veya başarılı çalışanlara baktığımızda odaklanmanın başarılarında nasıl bir rol oynadığını düşünüyorsunuz?

– Bir stratejiye ya da hedefinize giden her aşamayı gerçekleştirmeye ne kadar iyi odaklanırsanız o kadar başarılı olursunuz. Eğer kafanız karışıksa, sık sık ilginiz dağılıyorsa planınızı uygulamanız imkansızdır. Öte yandan odaklanmanın başarı için tek faktör olduğunu söylemiyorum. Ancak “olmazsa olmaz” bir faktördür.

Geçmişle karşılaştırıldığında günümüz iş ortamında daha fazla mı odaklanma sorunu var?

– Bu sorunun yanıtı pek çok nedenle evet. Birincisi, globalleşmenin de getirdiği acımasız rekabet ortamında iş dünyası liderleri, artık sadece kendi şirketlerinin rekabet durumunu değil, genel ekonominin durumunu, teknolojideki yeni gelişmeleri, rakiplerin gelecek planlarını ve daha birçok şeyi takip etmek zorunda. İş dünyasının bu sofistike ortamı nedeniyle bugüne kadar odaklanmanın en zor olduğu dönemi yaşıyoruz.

ABD’de yöneticilerin, liderlerin hiç olmadığı kadar yoğun bir ajandası var. Akıllarında tutmaları gereken daha çok şey var ve konular hakkında derin düşünebilmek için çok az serbest zamanları bulunuyor. Elektronik ve dijital aygıtlar yüzünden de çok fazla bölünme söz konusu; günün her saati telefon çağrılarına, cevaplanacak e-posta ya da mesajlara, yahut mutlaka ziyaret edilmesi gereken web sitesi adreslerine maruz kalıyorlar. Tüm bunlar, onların dikkatini sürekli tehdit ediyor. Bahsettiğim bu değişimler yüzünden günümüz liderlerinin artık daha fazla odaklanma sorunu var.

Eğer dikkatleri sürekli saldırı altındaysa günümüz CEO’ları ve liderleri odaklanmak için nelere dikkat etmeli?

– Önce kendi duygularını ve dikkatlerini kontrol etmeyi öğrenmeliler. Özellikle endişe veya öfke gibi bunaltıcı duygular, yoğunlaşmamız gereken konudan bizi uzaklaştırır. Bizi üzen, sinirlendiren duygularımızı kontrol altına almayı öğrenmeli ve bizim için gerçekten önemli olan konulara odaklanmalıyız.

Bence bir lider veya CEO’nun üç çeşit odağa ihtiyacı var: Bunlardan ilki, öz farkındalık yaniduygularınızı ve düşüncelerinizi kontrol etmek, İkincisi, empati yani etrafınızdakilerin düşünce ve duygularını anlayabilme çabası. Bu çok önemli, çünkü ancak sizinle birlikte çalışan insanların yardımıyla hedeflerinize ulaşabilirsiniz.

Onları nelerin mutsuz ya da nelerin motive ettiğini anlamalı ve motive kalmalarını sağlamalısınız, Üçüncüsü, daha genel olarak sistem farkındalığı yani ekonominin durumu, rakiplerinizin faaliyetleri ve teknolojideki yeni gelişmeler gibi şirketinizin kaderini belirleyecek daha büyük çaplı faktörlerden haberdar olmak. İşte CEO, bu üç çok farklı odağı dengeleyen bir aktördür. Bu üç odak birlikte dengelenip aktive edilirse mükemmel sonucun ardındaki gizli neden haline gelebilir.

Peki çalışanlar odaklarını koruyabilmek için neler yapmalı?

– Çalışanların da bu üç tip odağa ihtiyacı var, Özellikle duygusal zekayla ilgili olan ilk ikisi, onlar için çok önemli. Yani çalışanının kendi duygu ve düşüncelerinin farkında olması, endişe verici duygularını kontrol altına alması ve öz motivasyonu sürdürmesi…

İkincisi, patronunu ve takım arkadaşlarını anlayabilmesi, onlarla net bir iletişim kurması, onların neleri umursadığını bilmesi… Ama bence çalışanların da özellikle or-ganizasyonel seviyede bir tür sistem farkındalığına ihtiyacı var. Organizasyonda yükselen liderler kimler, alınmasına ihtiyaç duyduğunuz kararlar için kimi etkilemelisiniz gibi bilgiler bu kapsamda değerlendirilebilir.

CEO’lar hedeflere ulaşmada çalışanlarının odaklanmasına nasıl yardımcı olabilir?

– CEO’ların bundan önce yapması gereken başka şeyler var. CEO’lar samimi şekilde ortak bir misyon ve hedef ortaya koymalılar. Çalışanlar, bu ortaklığı gerçekten hissederse hedeflere odaklanma konusunda zaten motive olur.

Odaklanmış liderlerin ortak özellikleri nelerdir?

– Odaklanmış bir lider, ne yapmak istediğini ve neden yapmak istediği bilir. Misyonuna, planına ve hedeflerine hakimdir. Planın nasıl yürütüleceğini bilir ve başarıyla gerçekleşmesini adım adım gözlemler. Hedefe ulaşmak için tüm gerekli adımları atar.

Odaklanmış ve odaklanmamış iş yerlerinin iş sonuçları açısından farkları var mı?

– Odaklanmış bir iş yerinde insanların dikkati fazla dağılmaz ve işlerini daha iyi yaparlar. Odaklanmamış işyerlerinde ise hedefleride net olarak belli olmadığından insanlar, genelde ne yapacaklarını pek bilmez. Sonuç olarak performans da düşük olur.

İş yerinde odaklanabilmek için önerdiğiniz “akıllı pratikler” neler?

– Dikkatimizi dağıtan şeylerin çoğu, aslında bizim kontrol edebileceğimiz faktörlerdir. Örneğin her e-mail geldiğinde bilgisayarınızda gözüken açılır pencereyi kapatabilirsiniz. Telefonunuzu kapatabilirsiniz. Müdahale edebileceğiniz, tüm dikkat dağıtıcı unsurları engelleyerek kendinize bölünmemiş, odaklanabileceğiniz bir zaman dilimi oluşturabilirsiniz.

Bu, önceliği olan, konuları çözebilmeniz için size yoğunlaşabileceğiniz bir alan da yaratır. Bir de dinlenmek için kendinize yeterli zaman ayırmaya dikkat etmelisiniz. Çünkü bir konuya dikkatimizi verebilmemiz için gereken enerjiyi ancak yeterli dinlenme süresinden sonra elde ederiz.

CEO’NUN DİKKATİ NEDEN DAĞINIK OLUR?

İŞ DAHA SOFİSTİKE

Globalleşmenin de getirdiği acımasız rekabet ortamında iş dünyası liderleri, artık sadece kendi şirketlerinin rekabet durumunu değil, genel ekonominin durumunu, teknolojideki yeni gelişmeleri, rakiplerin gelecek planlarını ve daha birçok şeyi takip etmek zorunda. Bu sofistike ortam nedeniyle bugüne kadar odaklanmanın en zor olduğu dönemi yaşıyoruz.

YOĞUN AJANDA

ABD’de yöneticilerin, liderlerin hiç olmadığı kadar yoğun bir ajandası var. Akıllarında tutmaları gereken daha çok şey ve konular hakkında derin düşünebilmek için çok az serbest zamanları bulunuyor.

DİJİTALLEŞMENİN ETKİSİ

Elektronik ve dijital aygıtlar yüzünden de çok fazla bölünme yaşanıyor. Günün her saat telefon çağrılarına, cevaplanacak e-posta ya da mesajlara, yahut mutlaka ziyaret edilmesi gereken web sitesi adreslerine maruz kalıyorlar.

EKRANLAR ÖNEMLİ

Dijital dikkat dağıtıcılar, sadece iş için kullansak bile bizi yaptığımız işlerden alıkoymakta çok maharetli. Bizi düzenli aralıklarla bölecek bir ekranda çalışıyoruz. Tek bir klik ile internette sörf yapıyor ya da Facebook’ta dakikalar ve hatta saatler geçiriyoruz.

TOPLANTILAR DA VERİMSİZ

Artık pek çok iş yerinde toplantı sırasında katılımcıların diz üstü bilgisayarlarından ya da masa altından cep telefonuyla mesajlaşması rutin haline geldi. Aslında bu basitçe toplantıya gerçekten katılmadıkları anlamına geliyor.

DİKKAT DAĞITICI ENFLASYONU

İş ortamlarında hiç bu kadar çok dikkat dağıtıcının bir arada olduğu bir zaman yaşanmamıştı. Bu da odaklanmanın önemini daha çok artırıyor.

İKİ DEVİN CEO’SU ODAKLANMAYI NASIL YAPIYOR?

GENİŞ ODAKLI BİR LİDER

Unilever CEO’su Paul Polman’ın, aynı anda hem iş sonuçlarına hem de şirketin tüm paydaşlarının memnuniyetine odaklanma yeteneğine hayranım. Dünyada daha önce iş ilişkilerinin bulunmadığı 500 bin küçük çiftçiden hammadde alımı yapacaklarını duyurdu. 

Bu da Unilever’in bu küçük işletmelerin seviyesini yükselterek onları talep zincirinin bir parçası haline getireceği anlamına geliyor. Bu, fakir bölgelerde insanların refah seviyesini yükseltecek bir girişim. Odağı sadece kârlılığı değil, çok daha geniş bir alanı kapsıyor. Polman, dünyayı daha iyi bir yer yapmayı hedefliyor.

RAKİPLERİNİ TAKİP ETMEDİLER

BlackBerry’ i üreten Research In Motion Limited’in (RIM) eş CEO’ları Mike Lazaridis ve Jim Balsillie, odaklanma sorunu olan liderlerden. ikili mühendis olduğu için telefonun öncelikle mühendislik harikası olmasına odaklandılar. Bunda da çok başarılı oldular.

2000’lerde BlackBerry iş telefonları piyasasını ele geçirmişti. Ama rakiplerinin neler yaptığını odaklanmayı ihmal ettiler. I-Phone’un yükselişini fark edemediler. Samsung’un yeniliklerine dikkat etmediler. Durumu fark ettiklerinde ise artık çok geçti… RIM’in artık neredeyse işin dışında kaldığını söyleyebiliriz.

“JOBS SINIRLARIN ÖTESİNDE BİR LİDERDİ”

STEVE JOBS ÖRNEĞİ

Steve Jobs bir Zen meditasyon öğrencisiydi. Zen meditasyonu bir konsantrasyon eğitimidir. Tabii aslında odaklanma yeteneğinizi geliştirmek için mutlaka bir Zen hocasına ihtiyacınız yok. Daha güçlü konsantrasyon için çok daha basit yollar var.

Bahsettiğim üç tip odak üzerinden giderek zihinsel egzersizler yoluyla bunu başarabilirsiniz. Ayrıca sizi gerçekten zorlayacak, yeteneklerinize hitap eden ve tutku duyduğunuz bir iş yapmayı seçerseniz de odaklanma sorununuz olmayacaktır.

İKİ MUHTEŞEM LİDER

Bill Gates odaklanma konusunda muhteşem bir örnek. Steve Jobs çok odaklanmış bir liderdi. Jobs konusunda çok ilgi çekici olan şu ki o gerçekten iş dünyasının sınırlarının çok ötesine geçti. Ben onun odaklanma konusunda gerçek bir yeteneği olduğunu düşünüyorum. Çünkü lise yıllarında bilgisayar kodları yazıyormuş ki bu da çok ciddi bir konsantrasyon gerektirir.

Kaynak: www.capital.com.tr

MAKALE

Hücrelerimiz yenileniyorsa biz neden yaşlanıyoruz?

Manşet, insan vücudu, hücre yenilenmesi, hücre, element, anatomi

İnsan vücudunda çok sayıda element bulunmaktadır. Peki, hücrelerimizin ömrü ne kadar? Ölen hücreler ne oluyor? İşte yanıtı…

Vücudumuz Hangi Elementlerden Oluşuyor?

İnsan vücudunda en az 25 element bulunuyor. Ancak vücut kütlemizin yüzde 99’a yakını 6 elementten oluşuyor. Bunlar: Oksijen, karbon, hidrojen, nitrojen, kalsiyum ve fosfor.

Geri kalan kısmı ise Potasyum, Sülfür, Sodyum, Klor, Magnezyum ve eser miktarda Bor, Krom, Kobalt, Bakır, Flor, İyot, Demir, Manganez, Molibden, Selenyum, Silikon, Kalay, Vanadyum ve Çinkodan oluşuyor.

Bu elementler, vücudumuzu oluşturan 37 trilyon kadar hücrenin yanı sıra, hücre zarının dışında kalan hücre dışı yapılarda da bulunuyor.

Ne işe yarıyorlar derseniz…

Oksijen: Besinlerin enerjiye dönüştürülmesinde önemli rol oynar.

Karbon: Vücudun yapıtaşı olarak da adlandırılır.

Hidrojen: Besinlerin taşınmasına, atıkların uzaklaştırılmasına ve vücut sıcaklığının düzenlenmesine yardımcı olur. Enerji üretiminde de önemli rol oynar.

Azot: Proteinlerin yapıtaşları olan aminoasitlerin yapısında bulunur, aynı zamanda DNA’yı oluşturan nükleik asitlerin de önemli bir parçasıdır.

Kalsiyum: Kemiklerin ve dişlerin güçlü ve sert olmasına katkıda bulunur, aynı zamanda sinirlerin ve kasların işlevlerini yerine getirmesinde, kanın pıhtılaşmasında önemli rolü vardır.

Fosfor: Kemik ve diş sağlığının sürekliliği için gereklidir. Hücrelerdeki kimyasal tepkimeler için gerekli olan enerjiyi sağlayan ATP molekülünde de bulunur.

Potasyum: Vücuttaki su dengesinin sürdürülmesi ve sinir hücrelerindeki elektriksel sinyal için gereklidir.

Kükürt: Kıkırdakta, insülinde (vücudun şekeri kullanabilmesini sağlayan hormon), anne sütünde, bağışıklık sisteminde rol oynayan proteinlerde, derinin, saçın ve tırnakların yapısında olan keratinde bulunur.

Klor: Sinir hücrelerinin uygun şekilde işlevini yapması için gereklidir, aynı zamanda mide özsuyunun üretimine yardımcı olur.

Sodyum: Sinir hücrelerindeki elektrik sinyallerinde önemli bir rol oynar, aynı zamanda vücuttaki su miktarını düzenler.

Magnezyum: İskelet ve kas yapısında önemli rol oynar, ayrıca hücrelerde gerçekleşen kimyasal tepkimelere enerji sağlayan ATP’yi kullanan enzimlere yardımcı olan moleküllerde bulunur.

İyot: Metabolizmayı düzenleyen ve tiroit bezi tarafından üretilen temel bir hormonun parçasıdır.

Demir: Kırmızı kan hücrelerinde oksijen taşıyan hemoglobinin bir parçasıdır.

Çinko: Sindirimde görevli bazı enzimlerin bir bölümünü oluşturur.

***

Ortalama bir erkek vücudunun yüzde 60 kadarı su. Bu 42 litreye denk geliyor. Bunun 23 litresi hücrelerin içinde, 19 litresi ise hücre dışında yer alıyor. Hücre dışı suyun 8,4 litresini dokular arası sıvı, 3,2 litresini ise kan plazma sıvısı oluşturuyor.

Vücudumuzdaki hücreler ortalama 7-10 yılda bir yenilenmekle birlikte, her hücrenin ömrü aynı uzunlukta değil.

Nötrofil hücrelerinin ömrü (kandaki bir tür akyuvar) sadece iki gün iken, göz lensinin ortasında yer alan hücreler ömür boyu bizimle mesela. Hatta beyin hücrelerinin ömrü bizimkinden çok daha uzun.

 Bazı hücrelerin ömrü:

  • Beyin hücresi: 200+ yıl
  • Göz lensi hücresi: Ömür boyu
  • Yumurta hücresi: 50 yıl
  • Kalp kası hücresi: 40 yıl
  • Bağırsak hücresi: 16 yıl
  • Kas hücresi: 15 yıl
  • Yağ hücresi: 8 yıl
  • Hematopoetik (kan yenileyici) kök hücre: 5 yıl
  • Karaciğer hücresi: 10-16 ay
  • Pankreas hücresi: 1 yıl

Vücudumuzun dışında veya sindirim sistemimizde yer alan hücreler öldüğünde vücuttan atılıyor. İçerideki kalanlar ise vücudumuzu hastalıklardan koruyan akyuvarlar tarafından tüketiliyor. Ölü hücrelerden sağlanan enerjinin bir kısmı yeni akyuvar hücrelerinin yapımında kullanılıyor.

Akla gelen soru hücrelerimiz yenileniyorsa neden yaşlanıyoruz?

Vücudumuzda akyuvar hücreleri gibi kimi hücreler sadece birkaç saat yaşarken, deri hücreleri birkaç hafta, beyin hücrelerinin çoğu da on yıllarca yaşıyor.

Ancak birçok hücre yenilense de, bunun gerçekleşmesini sağlayan süreçlerde zamanla aksamalar oluyor. Hücre üretimi için talimatları taşıyan DNA’lar zamanlar hasar görüyor ve hücre bölünmesi engelleniyor. İşte bu duruma da yaşlanma diyoruz.

Kaynak: www.matematiksel.org

Okumaya devam et

MAKALE

Nasıl karizmatik olunur?

nasıl karizmatik olunur, Manşet, lider, karizmatik, karizma

Karizma dış çevremizi etkilemeye ve başkalarına ilham vermeye yardım eder. Peki, herkes karizmatik olabilir mi? İşte www.t24.com.tr sitesinden karizmatik olmanın 6 yolu…

Karizmatik olmanın 6 yolu

Yale Üniversitesi’nden sinema tarihçisi Joseph Roach’a göre aktörler karizmatik olmak zorunda, aksi halde rol kapma yarışında yaya kalmaları çok büyük bir olasılık

Herkes karizmatik olmak ister. Ancak karizmatik olarak nitelendirdiğimiz insanların pek çoğu bu özelliğe doğuştan sahiptir. Ya karizmatik doğmayanlar? Onlar da üzülmesin; son yapılan araştırmalar karizmanın bazı yeteneklerin bir araya gelmesinden oluştuğunu gösteriyor. Dolayısıyla bu yeteneklerini geliştirdikleri takdirde karizmatik bir yapıya sahip olabilirler. İşte karizmatik olmanın koşulları:

• Duyguları doğru ifade edebilme

• Heyecanlı ve coşkulu olmak -abartmamak kaydı ile-

• Etkili ve güzel konuşma yeteneği

• Özgüven

• Vizyon sahibi olmak

• Başkalarını dinleme ve anlama yeteneği

Nelson Mandela dünyanın en karizmatik liderlerinden biri. Myanmar’daki askeri diktatörlüğüne karşı gösterdiği barışçıl ve şiddet içermeyen mücadelesiyle adını duyuran Aung San Suu Kyi de karizmatik liderler arasında yer alıyor; ancak onunki kendine özgü gösterişsiz ve suskun bir karizma. Bilgisayar endüstrisinin önderlerinden Steve Jobs’un da karşısındakini etkileme yeteneği sayesinde yenilikleri toplumlara kolaylıkla kabul ettirdiği biliniyor. Yakınları Jobs’un bu doğal yeteneğini zaman içinde büyük ölçüde geliştirdiğini söylüyor. Barack Obama’nın başkanlık yarışında karizmasının çok büyük rol oynadığı fakat zaman içinde bu özelliğini yitirmeye başladığı belirtiliyor.

• Ülkemizde yandaş medyaya göre Başbakan Erdoğan da karizmatik bir lider. Gerçekten öyle mi? Bu yazıyı okuduktan sonra buna siz karar vereceksiniz. – ÇN

Peki karizma tam olarak nedir? Bu özellik doğuştan mı gelir? Yoksa sonradan mı kazanılır? Niçin herkes buna sahip olmak ister? Ve en önemlisi karizma yitirilebilir mi?

Karizmanın tanımı

Bu soruları yanıtlamak için önce karizmanın ne olduğuna bakalım. Bir insanın karizmatik olup olmadığı bakar bakmaz anlaşılır. Fakat o insanı karizmatik yapanın ne olduğu sorulduğunda net bir yanıt almak zordur. Kaldı ki karizma biraz kaypak bir kavramdır. Eski Yunancada karizmanın tam karşılığı olarak ethos sözcüğü kullanılır; bu ikna edici çekicilik anlamına gelir. Geoffrey Chaucer’ın (1340-1400 İngiltere’nin ilk büyük şairi) çağdaşı Japon oyun yazarı Zeami, bunun Japoncadaki karşılığının hana olduğunu söyler. Hana, “Rakipsiz, eşsiz cazibe çiçeği” anlamına gelir. İngilizce sözlüklerde ise “başkalarını etkileme ve ikna etme yeteneğine sahip olmak” şeklinde tanımlanır. Türk Dil Kurumu sözlüğünde ise karizmanın karşılığı büyüleyicilik, etkileyicilik olarak geçer.

Günümüz psikologları, herhangi bir tanım üzerinde görüş birliğine varmamış olsalar da, karizmanın ne olduğunu ve insanlar üzerinde ne gibi etkileri olduğunu yavaş yavaş anlamaya başlıyorlar Bu da karizmatik olmaya can atanlar için umut verici bir gelişme. Çünkü son bulgulara göre karizma kısmen de olsa öğrenilebilir.

Boğazımıza kadar medyanın pompaladığı kavramlara battığımız, küresel ağlarla birbirimize sıkı sıkıya bağlandığımız, 7/24 kesintisiz bir yaşam süren dünyamızda, karizma hiç olmadığı kadar önem kazanmaya başladı; özellikle kameraların önünde yaşayanlar için.

Yale Üniversitesi’nden sinema tarihçisi Joseph Roach’a göre aktörler karizmatik olmak zorunda, aksi halde rol kapma yarışında yaya kalmaları çok büyük bir olasılık. Roach, “It-O” adını verdiği kitabında, karizmanın ne olduğunu, zamanımızda ne anlama geldiğini anlatıyor. (University of Michigan Press, 2007).

En çok lidere mi lazım?

Karizmatik bir kişi olarak algılanmak bir lider için çok önemlidir. New York’taki Columbia İşletme Fakültesi’nden Michael Morris bu özellikten yalnızca liderlerin değil, bir topluluğun içinde birlik sağlamak isteyenlerin de yararlanabileceğini söylüyor. Takım liderliğine soyunanlar veya insanları yeni bir fikre ikna etmek isteyenler için de karizmanın çok büyük avantaj sağladığını belirten Morris, “İyi bir yönetici olmak için mutlaka karizmatik olmak gerekmez. Ancak yeni bir örgüt kurmaya çalışanlar veya eskiden kurulmuş bir örgütte radikal değişiklikler yapmak isteyenler için karizmatik olmak çok ciddi avantaj sağlar” diyor.

İnsanı karizmatik yapan etmenler

Bazı insanları karizmatik, diğerlerini sönük ve silik yapan nedir? Genler kısmen önemlidir. Maryland Üniversitesi’nden sosyal gelişim uzmanı Nathan Fox, küçük çocuklarda sosyalleşme sürecini incelerken, bazı çocukların henüz 4 aylıkken bile sosyal açıdan dışa dönük olarak nitelendirilebileceğine dikkat çekiyor. Bu dışa dönük çocuklar, yetişkinlerle ve yaşıtlarıyla çok rahat ilişki kurabilirken, genellikle neşeli bir mizaca sahiptirler (Developmental Psychology, vol 47, p 765). Büyüdüklerinde de büyük bir olasılıkla karizmatik bir yetişkin haline gelirler.

Ancak bunun yanı sıra başka niteliklere de sahip olmaları gerekir. “Bence karizma yalnızca sosyal becerilerin bir fonksiyonu değil, aynı zamanda insanın kendi kendisiyle ilgili pozitif bir kanaatinin de varolması gerekir” diye konuşan Fox, “Bu da orta çocukluk dönemlerinde, genler, çevre ve koşulların ortak etkisi ile ortaya çıkar” diyor.

Gizemli bir çekicilik

Roach bu konuda farklı düşünüyor: “Karizmatik bir kişilikte temel özellik, gizemli bir çekiciliktir. Bu öyle bir çekiciliktir ki, diğer insanlar bu gizemli kişinin çekiciliğine karşı koyamazlar. İşte bu noktada çelişkiler devreye girer.

Örneğin Obama, hem cana yakın hem de katıdır; hem siyahtır, hem beyazdır; hem Hawaiilidir hem de Şikagolu. Benzer şekilde sinema oyuncusu Julianne Moore karizmatiktir, çünkü aynı anda hem güçlü hem de zayıf kadın görüntüsü yaratır.” Roach’a göre bazen de koşullar karizmanın gelişmesine ve ortaya çıkmasına uygun zemin hazırlar: “Prenses Diana, Prens Charles ile evlendiği zaman çekingen ve utangaç bir görüntü veriyordu. Ancak zaman içinde ‘Halkın Prensesi’ haline geldi. Zaten kendisinde var olan karizmayı, kişiliğinin derinliklerinden çekip çıkartmayı başardı.”

Roach’un görüşüne göre karizma, bazı şanslı insanların doğuştan sahip olduğu bir X faktörüdür. Bunu müzikte kusursuz bir ses perdesini tutturmaya benzetiyor. Eğer o perdeyi yakalamışsanız geliştirebilirsiniz. Eğer yakalamadıysanız doğal olarak geliştiremezsiniz ve hiçbir zaman da tam olarak yakalayamazsınız.

Oysa başkalarına göre karizma bir takım özelliklerin bir araya gelmesiyle oluşur. Kaliforniya’daki Claremont McKenna Coollege’dan psikolog Ronald Riggio, 30 yıl kadar süren çalışmalarının sonucunda bunun için gerekli olan 6 yeteneği veya özelliği tespit edebildi.

Karizmayı oluşturan 6 özelllik

Riggio’ya göre bu altı yetenek şöyle: Duyguları ifade edebilme yeteneği, heyecanlı ve coşkulu olmak, etkili ve güzel konuşma yeteneği, öz-güvene sahip olmak, vizyoner olmak ve başkalarını dinleme ve anlama yeteneğidir. Karizmatik olarak algılanabilmek için bu özelliklerin de dengeli olması ön koşuldur.

Örneğin duygularını ifade ederken aşırıya kaçmak, karizmayı “çizdirir”. Başka bir deyişle çekici bir kişiyi itici hale getirebilir. Örneğin Jim Carrey’in aşırı mimikleri bazılarına komik gelmeyebiliyor..

Karizmanın bir takım özelliklerin bir araya gelmesinden oluşması, Conger-Kanungo Ölçeği adı verilen ve karizmayı bugüne dek en iyi ölçen sistemin de belkemiğini oluşturur. Bu ölçek beş alandaki yeteneği saptayan 20 ifadeden oluşur. Bunlar vizyon, başkalarına karşı duyarlılık, fırsatlara karşı duyarlılık, risk alma ve gelenekselin kolaylığına sığınmamaktır.

Karizma geliştirilebilir

Karizmanın modüler bir yapıya sahip olması, bazı parçalarının geliştirilebileceği olasılığını da beraberinde getiriyor. Örneğin güzel konuşma pratik yaparak geliştirilebilir. Heyecan ve canlılık taklit edilebilir. İnsanlar başkalarına karşı daha duyarlı davranmayı öğrenebilirler. Davis’teki Kaliforniya Üniversitesi’nden Dean Simonton’a göre duygusal ifade bile pratik yaparak gerçekçi bir hale getirilebilir. Simonton, en başarılı ABD başkanlarının konuşmalarında temel duyguları ifade eden sözcüklere geniş yer verdiğine dikkat etmiş.

Örneğin sevgi, nefret veya açgözlülük gibi.. Karizmatik olmak isteyen bir insan, “Bakış açınıza katılıyorum” yerine “Acınızı hissediyorum” demelidir.

Vizyoner olmak da öğrenilebilir veya geliştirilebilir. Morris, Apple’in ortaklarından Steve Jobs’un, günde on saat boyunca, on dakikalık sunumları üzerinde çalıştığını belirtiyor. Jobs’un vizyoner ve karizmatik bir lider olarak tanınmasında bu on dakikalık irticalen yaptığı konuşmaların önemi büyük.

Vizyonerler liderler

Obama’nın “vizyoner lider” imajını parlatmak için yoğun çalıştığı belirtiliyor. El Kaide’nin kurucularından Osama bin Ladin’in öldürülmesinden sonra Obama’nın aldığı riski Morris şöyle anlatıyor: “Obama, haber alma kaynaklarının Bin Ladin’in bulunduğu yerin doğruluğuna olan inançlarının yüzde 50 oranında civarında olduğunu bildirmişti. Oysa bence haberalma kaynakları, Bin Ladin’in orada olduğundan yüzde 99 oranında emindi. Obama, böyle konuşarak ne kadar vizyoner olduğunu göstermek istemiş olabilir.”

Morris günümüzün vizyoner liderlerini eskinin şamanlarına benzetiyor: “Konuşmalarıyla toplulukları harekete geçiren, rol yapmasını bilen ve gelecekle ilgili hayalleri olan insanlar eski geleneklerdeki şamanlar gibi bilinçaltımızı tetiklerler. Bu yetenekler öğretilebilir ve geliştirilebilir.”

Sözel olmayan sosyal sinyaller

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT), karizmasını geliştirmek isteyen yöneticiler için eğitim programları düzenliyor. Program yöneticisi Sandy Pentland ve ekibi, programa katılanları daha vizyoner olmak, kendini daha iyi ifade etmek veya etkili konuşmak gibi konularda eğitmek yerine farklı bir yaklaşım benimsiyor. Bir takım ölçüm cihazlarından yararlanarak öğrencilerin ses tonlarını, insanlara ne kadar yaklaştıklarını ve el hareketlerini kaydediyorlar. Bu kayıtlara dayanarak insanlarda söze dayanmayan 4 tip sosyal sinyal olduğunu ve bunların da karizmatik olma konusunda belirleyici olduğu sonucunu varıyorlar.

Bu 4 tip sosyal sinyalin ilki mimiklerle ilgili. Karizmatik bir birey bilinçsiz bir şekilde karşısındakinin vücut dilini kopyalar.

Örneğin karşısındaki gülümseyince o da gülümser, onaylama anlamında başını sallar vb.. İkincisi karizmatik insanlar yerlerinde sakin duramazlar. Örneğin ilgi ve meraklarını daha heyecanlı ve sesli bir şekilde ifade ederler. Üçüncüsü konuşma ve hareketlerinin daha tutarlı ve akıcı olmasıdır. Son olarak da bir insanın karşısındakini ne kadar etkilediğini anlamak için konuşma tarzının karşısındaki tarafından farkında olmadan ne kadar benimsendiğini tespit etmektir.

Pentland, bu sinyalleri analiz ederek, hangi yöneticinin eşit konumdaki arkadaşlarına fikirlerini satmakta başarılı olacağını tahmin edebiliyor. Pentland, “Önemli olan ne söylediğiniz değil, nasıl söylediğiniz” diyor (American Scientist, vol 98, p 203). Pentland’a göre bu tür sosyal sinyallerin taklit edilmesi zordur.

Karizmanın kökenleri

Pentland’ın bulguları, karizmayı geliştirmenin yanı sıra karizmanın kökenlerine de ışık tutuyor. Eğer karizmanın en önemli parçası dilin icadından önceki sosyal işaretler ise evriminin çok eskilere dayanması gerekiyor. Genel olarak, sosyal işaretler bireyler arasında görüş birliğini teşvik eder. Dolayısıyla karizma, sosyal grupların istikrarlı bir yapıya kavuşması için evrilmiş olabilir. Fakat insan toplulukları gereğinden fazla da istikrarlı olmamalıdır; aksi takdirde teknolojik ve sosyal devrimler ortaya çıkamazdı. Pentland bu aşamada karizmatik liderlere ihtiyaç duyulduğunu, bu kişilerin kültürü değiştirdiğini söylüyor.

Karizma kötü niyetli elllerde felaket getirir

Devrimleri karizmatik insanların başlattığı iddiasında Pentland yalnız değil. Bu görüşteki bilim insanları, ancak köklü değişiklikler yaratabilecek güçteki liderlerin tam anlamıyla karizmatik olabileceğini ileri sürüyor. Bu fikri savunan Floransa’daki Avrupa Üniversitesi Enstitüsü’nden Takis Pappas, Steve Jobs, Charles de Gaulle, Margaret Thatcher, Adolf Hitler ve Joseph Stalin’in bu gruba dahil olduğunu söylüyor.

Bu kişilerin oluşturduğu listeye bakacak olursak, gerçek bir karizmanın çok güçlü olduğu, toplumları parçalayacağı ve bazı durumlarda felaketlere yol açabileceği anlaşılabiliyor. Demokrasi, karizmatik devrimcilerin güçlerini kötüye kullanmalarını engellemek için denetleme sistemlerini devreye sokmuş olsa bile, karizma yine de toplumları felakete sürükleyebilir.

Gerçek yetenekten yoksun karizma tehlikeli

Karizmatik insanlara kuşkuyla yaklaşmanın altında başka bir neden daha var. Karizma bazen gerçek yetenekten yoksun olabiliyor. Harvard İşletme Fakültesi’nden Rakesh Khurana ABD’de şirketlerin yönetici arayışlarında yalnızca karizmatik olma özelliğine odaklandıklarını, bu nedenle bazen düş kırıklıkları yaşadıklarını söylüyor. Khurana, kararsız piyasa koşullarında karizmatik bir CEO’nun, hisse senedi fiyatlarını şişirdiğini, ancak bunun çok kısa ömürlü olabileceğini belirtiyor. Çünkü o kişi bir işletmeyi idare etmekten çok, olumlu bir imaj yaratmakta daha başarılı olabiliyor.

Karizma yitirilebilen bir özelliktir

Karizmatik liderlere tam anlamıyla güveniyor olsak bile, karizmalarının bir gün buharlaşıp uçma tehlikesi her zaman vardır. Bu olay Tony Blair ve Bill Clinton’da yaşandı. Bu ikisinin de büyük bir karizmaya sahip olduğu düşünülüyordu, fakat toplumun paylaşmadığı politikalar veya kişisel zaafları yüzünden liderlik karizmaları zaman içinde yok oldu. Obama’nın benzer bin sonuca doğru sürüklendiği görülüyor. Başkanlığının ilk günlerinde bir umut abidesi olarak algılanıyordu. Son günlerde ise kibirli, çıkarcı ve ilgisiz bir görüntü sergiliyor. Kuşkusuz Obama hâlâ aynı insan, ama algı tamamen değişmiş durumda. “Obama’nın karizması takipçilerinin gözlerindeydi” diye konuşan Harvard Üniversitesi’nin John F.Kennedy School of Government bölümünden Joseph Nye, “Ekonomik koşulların zorladığı durumlarda karizmayı sürdürmek zordur” diyor. Nye bu sözleriyle kişisel karizmanın biraz da koşullara bağlı olduğunu söylüyor.

Roach da siyasilerin karizmalarının toplumların benimsemediği politikalar güttüğünde azalacağına dikkat çekiyor. Roach bu konudaki izlenimlerini şöyle dile getiriyor: “Şu anda kapıdan Barack Obama girse, karizmasını yitirmiş olduğunu söyleyemezsiniz. Kasım ayındaki seçimlerde yeniden seçilirse kişisel çekiciliğini hiçbir zaman kaybetmediğini kanıtlamış olacak.” (New Scientis-Cumhuriyet)

Kaynak:  www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

İncir ağacı insanlık tarihini nasıl etkiledi?

Manşet, insanlık tarihi, incir ağacı nasıl yetişir, incir ağacı, incir

Bütün yıl boyunca meyve verebilen incir ağacı insanlık tarihinden bile eski bir ağaç türüdür. Peki, sizce geçmişimize tanıklık eden bu meyve geleceğimizi nasıl etkiler? İşte www.bbc.com sitesi yazarlarından Mike Shanahan’ın aydınlatıcı makalesi…

İncir ağacı insanlık tarihini nasıl şekillendirdi? 

Çok sayıda dinsel ve folklorik söylenceye konu olan incir ağacı, hem tarihe tanıklık etmiş hem de onu biçimlendirmiştir. Peki incir geleceğimizi nasıl zenginleştirebilir?

Yeryüzünde 750’den fazla incir türü olduğu söyleniyor. İnsanın hayal gücünü bu kadar etkileyen başka bir bitki olmamıştır. Her dinde kendinden söz ettirmiş, kralları, kraliçeleri, bilim insanlarını, askerleri etkisi altına almıştır.

İncir ağacı insanın evriminde ve medeniyetin doğuşunda da rol oynamıştır. Bu ağaçlar hem tarihe tanıklık etmiş, hem de onu biçimlendirmiştir. Eğer bu ağaçlara doğru yaklaşırsak geleceğimizi zenginleştirebiliriz de.

Çiçek açan birçok bitki çiçeklerini sergiler, ama Latince adıyla Ficus olarak bilinen incir bitkisinde çiçekler içi boş meyvelerin içinde saklıdır. Ayrıca birçok bitkinin kökleri yer altına inerken bazı incir türlerinde kökler yer üstünde büyür.

Florida inciri ya da strangler inciri olarak bilinen ağacın tohumları kuşlar ve memeli hayvanlar yoluyla diğer ağaçların tepesine düşer ve orada bol ışıkla büyüme olanağı bulur. Bu sırada üzerinde büyüdüğü ağaçtan aşağıya sarkan kökler uzatarak toprağa ulaşır. Bu kökler geliştikçe ana ağacı tümüyle sararak ölümüne bile yol açabilir.

Ficus religiosa adıyla bilinen incir türü iki bin yıldan fazladır Budistlerin ve Hinduların ibadetinde yer alıyor. Hindistan’daki İndus Vadisi medeniyetleri binlerce yıldır efsane ve söylencelerinde, resimlerinde bu bitkiye yer veriyor.

Asya’nın tropik ve tropik altı bölgelerinde gelişen kültürler incir ağacını iktidar sembolü ve ibadet yeri olarak gördü. Bunlar arasında banyan adıyla da bilinen Hint incirinin önemli bir yeri vardır. Yaradılış hikayeleriyle, folklor ve doğurganlık çağına ulaşmakla ilişkilendirilen bu ağaç o kadar büyüktür ki uzaktan küçük bir ormanı andırabilir.

Her incir türünün döllenmesini sağlayan kendine özgü bir yaban arısı vardır. Bu ortaklık 80 milyon yıl önce gelişmeye başlamıştır. İncir ağacı bu arıların beslenmesi için meyve verir, arılar ise onların çoğalmasını sağlar.

İncir ağacı diğer bütün bitkilerden daha fazla yabanıl hayatı besler. Yeryüzünde 1200 canlı türü incirle beslenir. Bunlar arasında kuşların onda biri, meyve yarasaları, primatlar da vardır. Bu canlılar incirle beslenirken tohumlarının dağılmasına da yardımcı olur. Ekolojistler bu nedenle inciri “temel kaynak” olarak görür. İncir ortadan kalksa diğer her şey de çöker.

İncirin yıl boyunca meyve vermesi atalarımızın hayatta kalması açısından da büyük önem taşımıştır.

Enerji yüklü bu meyve insanın beyninin büyümesine katkıda bulunmuş olabilir. Öyle ki bazıları insan elinin incirin olgununu bulup toplayacak tarzda evrildiğine inanıyor. İncir ağacı binlerce yıl önce insanın ilk dikip yetiştirdiği bitkiler arasındadır.

Eski Mısır’da firavunların mezarına başka şeylerin yanı sıra kuru incir de konurdu.

Türkiye civarında yetişen siyah incir (Ficus carica) birçok eski medeniyet için önemli bir besin oldu. Sümer kralı Urukagina 5000 yıl önce incirden söz etmiştir. Kral II. Nebukadnezar Babil’deki asma bahçelere incir ağaçları ektirmiştir. İsrail’in Kral Süleyman’ı şarkılarda övgü dizmiştir incire. Antik Yunan ve Romalılar ise inciri cennetten gönderilen meyve olarak görmüştür.

İncir sadece tatlı ve lezzetli değil, vitamin, mineral ve lifle dolu bir meyvedir. İncil’de incirin iyileştirici özelliğinden söz edilir. Tarih boyunca bu ağacın sadece meyvesi değil, kabuğu, yaprakları, kökleri ve reçinesi ilaç olarak kullanılmıştır.

Şempanzelerin de yabani incir ağacının kabuğunu ve yapraklarını ilaç niyetine yediği görülür. Araştırmalar bunların bakteri, parazit ve tümöre karşı etkili olduğunu gösteriyor.

İncir ağaçları sadece medeniyetlerin oluşmasına katkıda bulunmamış, onların yıkıntılarını da saklamıştır. Tıpkı Hindistan’da kuraklık nedeniyle çöken Indus Vadisi medeniyetlerini sakladığı gibi. Guatemala’daki Maya piramitlerini, Kamboçya’daki Khmer tapınaklarını saklayan da onlardır.

Terk edilen yapıları incir ağaçları istila etmiş, her taşın çatlağında tohumları filizlenmiş ve büyüyen kökleriyle duvarları ve temelleri yıkmıştır. Meyveleri başka hayvanları ve başka tohumları da o bölgeye taşımış, böylece orman yeniden hakim olmuştur.

Yanardağ bölgelerinde de benzer şeyler yaşanır. Kurumuş lavların arasından önce incir ağaçları yetişir ve diğer bitkilerin yetişmesinin önünü açar. Bilim insanları ağaçtan arındırma nedeniyle yok olan orman bölgelerinde ormanın yeniden gelişmesini hızlandırmak için önce incir ağaçları dikiyor.

Bütün bunlar iklim değişikliğinin etkileri bakımından incir ağacının gelecek için umut vaat ettiğini gösteriyor.

Ayrıca incir ağaçları aşırı iklim koşullarına adapte olmamıza da yardımcı olur. Hindistan’ın kuzeyinde bu ağaçların nehir kenarlarında büyüyen kökleri köprü yapımında kullanılarak muson yağmurları döneminde insanları korur. Etiyopya’da ise kuraklık zamanı ekili araziye gölge yaparak çiftçilere yardımcı olur.

Bu iki yöntem iklim değişikliğinin yarattığı sorunlara uyarlanarak biyoçeşitliliği korumada ve insana yardımcı olmada etkili olmaya devam edebilir.

Yeryüzünde birçok kültür ve inanç incir ağacını kesmeyi yasaklamıştır. Fakat bu inançlar yavaş yavaş unutulmaya yüz tutuyor. Bunları canlandırmak işimizi kolaylaştıracaktır.

80 milyon yıldır yeryüzünde var olan incirin tarihi, insandan çok daha eskidir. Bu ağacı gelecekle ilgili planlarımıza dahil edersek geleceğimizi de güvence altına almış oluruz.

Yazar:  Mike Shanahan 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER7 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND