Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

O istenmeyen karakter yoksa siz misiniz?

İş yeri ve çalışma ofisleri bizlerin ikinci evi gibidir. Bazen hatta genellikle ailemizle geçirdiğimiz zamandan daha fazlasını iş yerimizde harcarız. İşte bu yuvayı çekilmez hale getiren bazı karakterler vardır. Peki siz de onlardan biri olabilir misiniz? Okuyun ve karar verin.

kişisel gelişim

İş yeri ve çalışma ofisleri bizlerin ikinci evi gibidir. Bazen hatta genellikle ailemizle geçirdiğimiz zamandan daha fazlasını iş yerimizde harcarız. İşte bu yuvayı çekilmez hale getiren bazı karakterler vardır. Peki siz de onlardan biri olabilir misiniz? Okuyun ve karar verin.

 İş Yerinde Sevilmeyen 16 Karakter

1- Merkezci Tipler: Kendi başına karar alamadığı için her şeyi merkez ofisteki bir üst yetkiliye danışan ve süreçlerin uzamasına sebep olan çalışanlar vardır. Bazen takım liderleri veya müdürlerini ezen bu modeller, işlerin yavaşlamasına ve olup biten her şeyin merkeze aktarılmasına sebep olur. “Müşterimiz ofisimize s*çmak istedi. Yardımcı olabilir miyiz müdürüm?” diyenler vardır emin olun. Neye “hayır” demesi gerektiğini bilmeyen, bilip  uygulayamayan bu arkadaşlar sizi de dinlemezler. İlle de üst, üst, üst yetkiliden onay almalıdırlar.

2- Her Mailde CC’ye Yöneticileri Ekleyenler: Bu arkadaşlar müthiş birer gammazcı rölündedir. Aranızda çok rahat halledebileceğiniz bazı durumları size mail atarken CC’ye yöneticiyi de eklerler. Özellikle sizden bir işi tamamlamanızı isterken bunu çok sık yaparlar. “Bak CC’de bölge müdürü de var. İstersen yapma. Hadi bakalım!” dercesine eklenir yöneticiler.

3- Dedikoducu Çalışanlar: Özel hayatımızda da sevmediğimiz dedikoducu insanlar iş hayatında hiç ama hiç çekilmezler. Sizden duyduğunu, sizin duymasını istemediğiniz birine aktarma konusunda uzmandırlar. Artı bu modeller, kulaktan kulağa oyunundaki gibi bazı verilerin yanlış aktarılmasına ve ortalığın karışmasına sebep olurlar. En sık kullandıkları savunma ise “Ben öyle demedim, ben senin iyiliğin için….” şeklindedir. Ama YEMEZLER !

4- Sempatik Olmaya Çalışıp Beceremeyen Modeller: Bazı arkadaşlar bir türlü sempatik olamaz. Dizilerde izlediği veya ofiste başkalarından gördüğü o sevimli hareketleri uygulamaya kalkar fakat olabildiğince itici olurlar. Bu tip insanlara şunu demek gelir içimizden: “Ali’ciğim, Veli’ciğim biz seni böyle de seviyoruz. Lütfen kendin ol, rahat ol”

5- Pislikler: Ofiste boğazına takılan balgamı ağız boşluğuna almaya çalışan ve bunu yaparken öküz gibi böğüren tiplere hiç tahammül edemezsiniz. Bu tipler genelde dişine takılan bir et parçasını çıkarmak için tavşan gibi ses çıkarır ve burnunu karıştırmaktan da hiç çekinmezler. Bildiğiniz burun ameliyatı yaparlar. Bahsettiğim model kafanızda canlanmış olmalı: Bay kemerli burun diyelim ona. (Büyük kemerli burun) Hatta burun estetiğiyaptırsalar hiç fena olmaz 🙂 Bu arada, burun estetiği fiyatları her neyse ben sponsor olmaya razıyım. Yeter ki kendisi müdahale etmeyi bıraksın artık. Denemekte fayda var. Belki de burun estetiği sonrası artık kurcalamazlar.

6- İşini Çok Ama Çok Önemseyenler: İşini önemsemek iyi bir davranıştır. Yine de bazı durumlarda sinir bozucu olabilir. Örneğin Ayşe’ye gel bi çay arası verelim dediğinizde sizi hep red eder. Ayşe’nin çay saati mesai saatinin bitiminden yarım saat sonradır. Genelde bu tipler çalışma çıtasını yükselttiği için sevilmezler. Müdürünüz her fırsatta Ayşe’yi örnek göstererek, “o yetiştiriyor da sen neden yetiştiremedin” der. Bu tipler bazı durumlarda servisin geç kalkmasına da sebep olur. “5 dk daha, işimi bitirip çıkıyorum” demekten hiç çekinmezler. Şoför arkadaş kafasına levye ile vurmak ister ama yapamaz. Kantinci arkadaş bile üzerine vazife olmadığı halde Ayşe’nin çayına tükürmek ister. Okadar sinir bozucudurlar.

7- Sürekli Geç Kalanlar: İşine sürekli geç kalanları firmanın temizlikçisinden tutun müdürüne kadar kimse sevmez. Çünkü geç kalan personel, diğer arkadaşlarına ekstra iş yükü demektir. Özellikle takım çalışmalarında bir kişinin 10 dk’lık eksikliği 10 kişinin 10’ar dakikalık eksikliği anlamına da gelebilir. Bezen de bu durum sizi geç kalan kişinin sekreteri yapar. Biri onunla görüşmek istediğinde o belki de evde halen daha uyuyordur. Muhatap arayan müşteri onun yerine size danışır. “Nezaman gelecek” sorusundan nefret etmenizi sağlar. Olayın bir de “Ben keriz miyim?” boyutu vardır. Sürekli geç kalan arkadaş halen daha kovulmamıştır ama siz işe geç kalmamak için güneş altında koştura koştura mesai saatinize uymaya çalışırsınız.

8- Ve Şikayetçiler: İlkokulda ödevinizi yapmadığınızda yanınızda oturan sümüklü arkadaşınız hemen şikayet eder. “örepmenin, örrepmenim! Mehmet ödevini yapmamış” diyerek kendisini öğretmen tarafından yetkilendirilmiş müfettiş gibi hissederler. Onlar her şikayetinde öğretmenin sağ kolu olduklarını zannederler. Büyüyüp işe girdiklerinde bu alışkanlıkları devam eder. Onu olumsuz etkilemeyen durumları dahi şikayet etmekten çekinmezler. Kafasını tutup en az 5 kez, maksimum 35 kez masaya vurasınız gelir ama yapamazsınız.

9- Sürekli telefonla konuşanlar: Bu modeller eğer bayansa törpü, erkekse tesbih kullanırlar. Bir eliyle telefonu saatlerce kulağına sabitledikleri için can sıkıntılarını 2. eliyle bir şeyler yaparak giderirler. Bazen de omuzu ile kulağı arasına ahizeyi sıkıştırıp diğer yandan işlerini yapacak kadar da yetenekli olurlar. Siz de telefonun diğer ucundakini duyamadığınız için saatlerce anlamsız bir monolog dinlemiş olursunuz. Bu tiplerin en sinir bozucu eylemleri ise bir anda kahkaha atmalarıdır. Telefonun diğer ucundaki kişi konuşurken bir sessizlik oluşur. Tam bir işe konsantre olursunuz ki; telefonun diğer ucundaki arkadaş bir espiri yapar (siz duyamazsınız) ve kahkaha sesi yükselir. İşte tam o anda şeytan yanınıza gelir ve kulağınıza fısıldar: “Al o telefonu şu manyağın gö..ne (gözüne) sok.” Tabi bunu da yapamazsınız.

10- İşini Sevmeyen Şikayetkolikler: İşini sevmez ama çalışmaya devam ederler. Çünkü iş değişikliği yaptıklarında yeni işlerini de sevmeyecek olmaları muhtemeldir. Maaş 5 dk geç ödense “Bizi kullanıyorlar” gibi zerzenişlerde bulunarak sizin de motivasyonunuzu bozar. Ona göre çalışma saatleri hep uzundur. Yıllık izinler yetersizdir. Maaş zaten sadaka değerindedir. Maaşlı köle olduğu inancını hiç ama hiç değiştirmezler. Aksini iddia edene de “Uyuyor” gözüyle bakarlar.

11- Çok Bilmiş, Çok Görmüş Tecrübeler: Onlar tüm rakiplerle çalışmış ve en son sizin çalıştığınız firmaya gelen tiplerdir. Her şeyi eleştirirler. “Biz böyle yapmazdık” ile başlayan cümleleri her defasında size işinizi yeniden öğretir niteliktedir. Bir süre sonra onu memnun etmek için çalışmaya başlarsınız. O kimdir? Firma sahibi değil. Sizden yetkili biri de değil. Ama o kadar mızmızlanır ki; sektör tecrübesi yüzünden ona saygı duymak zorunda olduğunuzu hisseder ve mutlu olsun diye çalışma şeklinizi bile değiştirmeye kalkarsınız.

12- Dikkat Problemi Maksimum Olanlar: Bu arkadaşlara bir şey anlatırsınız; ilk etapta dinliyormuş gibi görünür fakat sözünüz bittiğinde tepki vermezler. Çünkü bedenen ordadılar. Ruhları kim bilir nerelerde, hangi partide, hangi caddelerde fink atıyordur bilinmez. Bazen herkesin, her anlattığınızda güldüğü bir fıkrayı ona anlatırsınız ve bir anda “fıkrasına gülünmeyen adam” konumuna düşersiniz. Sizi duymamıştır bile. Bu tipler bazı durumlarda tepkisiz kalmaz “hehh?, hıı?” gibi tepkiler verirler. “Yok bişey” der geçersiniz.

13- Hiçbir Konuda Size Yardımcı Olamayan Çalışma Arkadaşlarınız: Onlar şirkette eskidir ama nasıl o kadar uzun süre çalışabildiğine anlam veremezsiniz. Hangi konuda destek isterseniz isteyin, “bilmiyorum ki” diye cevap verirler. “Nasıl bilmezsin, yıllardır hiç mi yapmadın” derseniz “neyi?” cevabını almanız muhtemeldir.

14- Modayı An ve An Takip Edenler: Bu arkadaşlar her kıyafetini uygun kombinasyonda seçer. Bir sürü de aksesuarları vardır. Öyle uyumlu giyinirler ki sizin kıyafetleriniz otomatik olarak rüküş olur. Ona ayak uydurmak, maaşınızı giyim mağazalarına bağışlamak gibidir. Yapamazsınız. Onun nasıl başardığını da hiçbir zaman çözemezsiniz. Çalışmaya devam ettiğiniz sürece artık rüküşsünüzdür.

15- Sevgi Kelebeği Olanlar: Bu tiplerden sakın ha birşey istemeyin. “Zımba telin var mı?” dediğinizde, “Tabi ki arkadaşım, senin için zımba teli kutumu dahi feda ederim. Şuan yoksa bile koşup kırtasiyeden alırım” gibi cevaplar vererek istediğiniz şeyin onun maaşıymış gibi vicdan muhasebesi yapmanıza neden olurlar. Bu modeller genellikle “ayy canım, hemen, senin için, estağfurullah, öyle şey mi olur, sen hiç merak etme” gibi kelime veya cümleleri sık sık tekrar ederler.

16- Canlı Bomba Kazım: Kazımlar genellikle öfkelidir. Müşteriye kızar klavyeyi kırar, patrona kızar ahizeyi kırar. Ortamın gerginleşmesini sağlayan adamlardır onlar. Reyting kaynağı gibidirler. Tülin’in Caner’i gibi kafalarında bardak kırmaktan çekinmezler.

 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND