Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

O bir ceo…o bir harvard busıness school konusu…

Akın Öngör, röportaj bittikten sonra yüz elli yaşındaki fıstık çamlarının altından boğaza doğru uzanan mahcup günbatımını işaret edip karşı kıyılara bakmamı söyledi. Anadolu’dan Avrupa’yı seyretmeye alışık olmayan ben, tabiatıyla onun hala iş hayatıyla ilgili olduğunu düşünüp, Levent’deki gökdelenleri kastettiğini düşünerek “Wall Street gibi olmuş, değil mi” dedim. Müstehzi bir şekilde tebessüm edip “Hayır, ben Rumeli Hisarı’nın alacakaranlıkta ne kadar güzel göründüğünü söylemek istedim” diye cevap verince durumu idrak edebildim. O artık zihinsel ve fiziksel olarak üretmeden duramayan bir insan ama artık asla bir “işadamı” değil.

Akın Öngör: Beni nereden buldunuz?

Esra Yalazan: Aramaya gerek yok ki, siz hala iş dünyası için bir efsanesiniz.

Akın Öngör: Estağfurullah

Esra Yalazan: Çalışmadığınız halde hala hakkında iyi konuşulan ender yöneticilerden birisiniz sanırım.

Akın Öngör: Türkiye’de hafıza görmek üzerine olduğu için her şey çok kısa zamanda unutulur. Aktif iş hayatını bırakmadan çok yüksek bir ritimden, güçten, daha sakin bir hayata dönme kararı alırken psikolojik olarak hazırlanmak gerekiyor. Ben başarılı işler yaptığımı biliyorum, ama “etkisi üç ay sürer Akın Öngör” dedim, “daha sonra seni kimse hatırlamaz”, bu hakikate kendimi hazırladım. Dolayısıyla beni hatırladığınız için şaşırıyorum.

Kimse unutmadı ki, zaten arada röportajlarınızı da görüyorum. Siz aslında üretmeden durmayan bir karaktersiniz. Üzerinde çalıştığınız bir kitabınız var. Neden iş tecrübelerinizi yazmak istediniz?

Aslında iki kitapla uğraşıyorum, bir tanesi benim denizcilik serüvenlerimle alakalı, bu kolay. Zor olanı şu; ilginç durumlara tanık oldum. Başımdan geçenler hem yöneticilik adına hem de eğitim açısından önemli. Ben hayata sıfırdan başladım. 60’lı yıllarda yönetim eğitimi aldım. Sonradan da hiçbir torpil olmadan çok üst düzey görevlerde bulundum. Başımdan geçenlerin yeni kuşaklara aktarılması gerektiğine inanıyorum. Özellikle liderlik ve değişim yönetimi kapsamında, hatta duygusal zekanın önemine değinen gerçek bir yaşam hikayesinin bilinmesini istedim.

“Edebi bir iddiam yok” demişsiniz. Edebiyatla aranız nasıl?

Okumayı severim, ama edebiyatçı değilim, olmak gibi bir iddiam da yok. Ama iş hayatım boyunca konuştuğum zaman Türkçemin anlaşılır olmasına çaba gösterdim. Bunun büyük kitlelere yaptığınız konuşmalarda da faydası olduğunu gördüm.

Nasıl bir konuşmacıydınız?

Ben çok fazla sunum yaptım, çok derken bine yakın sunumdan bahsediyorum. Yurt dışındaki finans çevreleriyle seyahatlerde günde beş defa aynı sunumu değişik gruplara aynı heyecanla yapabiliyordum. Bu konuda disiplinliyimdir, sistematiğini bilirim ama siyasette olsaydım etkili olur muydum bilmiyorum.

Aileniz sizi nasıl yetiştirdi?

1930’larda üniversite bitiren bir anne ve babanın çocuğuyum. Babam doktordu, annem öğretmendi, yani Cumhuriyet’in kuruluşundan sonraki gençlik. O zaman memurluk önemli bir görevdi ve onlar memur olarak çalıştılar. Zaman içersinde alım güçleri düştü ama bizi büyük fedakarlıklarla iyi okullarda okuttular. Ben hayatta babamın iki kez ağladığını gördüm. Atatürk’ün naaşı Etnografya müzesinden Anıt Kabir’e götürülürken, bir de ben liseden diploma alırken. O noktada “Benim görevim burada bitti, artık kendi ayağının üzerinde durabilirsin” mesajını vermişti.

Siz Ankara TED ve ODTÜ mezunusunuz. O dönemde “iki işi yapmam, akademik kariyer ve bankacılık” diyorsunuz. Daha sonra Türkiye’nin bankacılık tarihinde hatırlanacak bir yönetici oldunuz.

60’lı yıllarda bankacılar, çok önemli adamlar olduklarını düşünüyorlardı. Para yönettiklerini düşündükleri için hepsinde karşılarındaki insanlara yukarıdan bakma eğilimi vardı. Şımarık, antipatik bir kesimdi. “Ben katiyen bunlara yanaşmayacağım” dedim ve üniversiteden mezun olunca pazarlamaya yönelik özel sektörde çalıştım. Sonra 81’de büyük değişiklikler oldu, Türkiye ekonomisinin kendi içine dönük bakışından sıyrılıp dünya ekonomisiyle bütünleşme eğilimine yakınlaştı. Bu bankacılıkta da önemli değişikliklere yol açtı. “Bankacılık enteresan renkli bir dünya olmaya başlıyor” diye düşündüm. 84’te hemen Genel Müdür yardımcısı oldum, çünkü bankacılık sektöründe benim gibi adamlar yoktu.

Bir iş görüşmenizde kötü bir ücret teklif etmişler, size dokunmuş. Şunu merak ediyorum, otuz yıllık parlak bir kariyerden sonra para sizin için ne ifade ediyor?

Para, yaşamın seviyesini belli bir kaliteye getirmek için gerekli. Esiri olmamak, peşinden sürüklenmemek gerekiyor. Getirisi sizi etkilediği sürece ilginç ama sonra giderek etkisi azalan ve sıfıra kadar giden bir çekiciliği var. Bazı insanlar para kazanmayı hırs haline getirirler, halbuki para bir araç, amaç değil. Ben para kazanmayı amaç edinen bir yaklaşımı ben hiç benimsemedim. İyi kazandım, hakkımı almak üzere çok ciddi müzakereler ettim, ama en çok kazandığım dönemde bıraktım.

55 yaşında işi bırakırken öncelikli kriteriniz neydi?

İki durum insanı sarhoşluğa ve esarete götürebilir. Bir tanesi güç, diğeri de para. Güç ve para sahibi olunca en cazip erkek oluyorsunuz, kadınlar da bunu istiyor. Toplum da bunu istiyor. Hakikaten güçlü ve önemli bir kuruluşta güzel noktalara geldik. Çok güzel paralar kazandım, Türkiye’de vergi sıralamasında 30. oldum, buna ben de şaşırdım. Düşünün ki ben ücretle çalışan birisiydim.

Hayat kalitemi belirli bir yerde tutabilecek kadar para kazandıktan sonra sevdiklerime zaman ayırmak istedim. Zamanımı satın aldım, bundan daha büyük bir lüks olabilir mi? Devam etseydim daha çok para kazanacaktım, daha az zamanım olacaktı. O vakit ben o parayı ne yapacaktım, İstanbul’da Bodrum’da bir evim var, yelken yapabiliyorum, dünyayı dolaşabiliyorum. Bir tane bağım var şarapçılık yapıyorum hatta karımın adına bir okul yapabiliyorum, daha ne yapacaktım parayla, uçak mı alacaktım?

Ölüm sizi ürkütüyor mu ?

Hayır, ürkütmediği gibi her saniyeyi dolu yaşıyorum, ben şu anın gerçek olduğuna inanırım. Spor yaparken uzun yaşamayı amaçlamıyorum, yarın ölebilirim umurumda değil. Şu anda sizinle konuşurken iyi hissetmek benim için daha önemli.

“EVDE HİÇ ÇALIŞMA ODAM OLMADI”

Siz yöneticilik yaparken banka şubelerini azaltmak başta olmak üzere farklı radikal kararlar aldınız, hep böyle miydiniz?

Ben bir yerimde önemli bir arıza varsa ameliyat olup onu çıkartmaktan yanayım.
Ayhan Bey (Şahenk), bana “Seni Genel Müdür yapmayı düşünüyorum, ne yapacağını bana yaz ver” dediğinde bankanın atıl olduğunu fark ettim. Onun nasıl daha çevik hale geleceğini anlattım, önce küçüldük, sonra büyüdük. Bu cesaret istiyordu gerçekten.

Hep böyle cesur mu davranırsınız?

Güzel bir soru, ben cesur olmak durumundaydım çünkü eğer başarılı bir yönetici olacaksanız bazen duygularınızı kenara almalısınız. Dünyayla entegre olmak için insan kalitesine ihtiyacınız varsa ekonomi büyürken insanları işten çıkarmak durumunda kalıyorsunuz ve üzülüyorsunuz. Ama bunu yapmazsanız başkalarının emanetine ihanet ediyorsunuz. Ben çok tehdit aldım ama hiç korkmadım, dikenli bir yoldan geçtim. Eve yansıtmamaya çalıştım, içime attım ama ödün vermedim, verdiğiniz an zaten kuyruğu kaptırdınız demektir. Sonra sadece kuyrukla da kalmaz o iş.

Siz çalışırken işi eve taşır mıydınız?

Karımla bir anlaşmaya vardık, yarım saat hiçbir şey konuşmuyorduk. Ben düğmeyi kapatmayı çok iyi öğrendim, eve hiç iş taşımadım, emekli olana kadar evde hiç çalışma odam olmadı. Özel yaşamın kıymetli olduğuna inanırım.

Bu kadar rahat mısınız gerçekten, başarısız olmaktan, terk edilmekten korkmaz mısınız hiç, sizi ne üzer hayatta?

Bilmem, sağlık sorunları sanırım.

Pişmanlıklarınız…

Hayatımla ilgili yok, ama çalışırken mutlaka yanlış kararlar almışımdır. Armonik bir kaos yönettim ben, birbirleriyle sürtüşen pek çok karar almak durumunda kaldım. Öldürücü ve tekrarlayan hatalar yapmadım. Ben mutlu bir insanım.

Bu kadar kusursuz bir hayat uzaktan çok gerçek görünmüyor.

Ben ikizler burcuyum, istikrarlı olmama şaşarlar. Zaman zaman iki değişik bakışım olduğuna inanıyorum. Beni bankacı olarak tanıyan insanlar, beyefendi bıçak gibi bir adam görüyorlar, iş hayatında öyleyimdir, ama serseri bir tarafım da vardır. O tarafım çok fazla görünmüyor galiba.

“SÜPRİZ OLDU”

Harvard Business School’da neden sizin hikayeniz bir başarı hikayesi olarak okutuluyor?

Aslında konu ben değilim, Garanti Bankası. O dönemde o bankanın lideri ve CEO’su olduğum için benden bahsettiler. Ama buna ek olarak, bu arada bana da büyük bir sürpriz oldu, geçen sene “Akın Öngör’s Journey” diye bir proje daha yaptılar, o zaman şunu anladım; genel müdürlüğü bıraktıktan sonra yaşamım ve yaptıklarımı MBA öğrencilerine anlatmak istiyorlar. Yani hobim olan bağcılık, açtığımız kız meslek lisesi ve Bodrum’da kurmak istediğim liderlik okulu. Aslında “topluma faydalı olmak için mutlaka çok zengin olmanız gerekmiyor” mesajını veriyorlar.

Peki bu liderlik okulu açılacak mı, son durum nedir?

Liderlerin dünyayı değiştirebileceğine inanıyorum. Herkesin kendi işinin lideri olabileceğini, isterse, kendini eğitirse başarılı olabileceğine inanıyorum. Lider değişimlere önderlik eder, liderlerin iş hayatlarında, askerlikte bürokraside, pek çok şeyi değiştirebileceğine inandığım için o okulu istedim. İlk dört yıl Harvard’daki hocaları ikna etmekle uğraştım. Onları dünya ekonomik forumlarında izledim, profesörlerin olduğu toplantılara katılıp ikna ettim. Sonra Cumhurbaşkanı’na çıktım, Başbakan’a ve Genel Kurmay’a gittim, “Ne demek tabii ki destekleriz” dediler. Ben onlara devletten hiçbir kuruş alamayacağımı söyledim, tamamen özel sektörün desteğiyle gerçekleşecek bir proje olacaktı. Daha sonra benim Bodrum’da bağışlayacağım araziye ilave olarak 65 tane iş adamı tespit edip yüzer bin dolar istedim. Bu hem çok büyük bir paradır hem de değildir. 45 tanesi “tamam” dedi. Sonra sadece dokuz tanesi katıldı. Bu isimler gazetelerde çok güzel resimler çektiren değerli iş adamlarıdır. Sonunda o dokuz kişiye teşekkür ederek paralarını iade ettim.

Netice itibarıyla vazgeçtiniz anladığım kadarıyla.

Bu sözcüğü hiç sevmem. Ben mücadeleden asla vazgeçmem.

“AŞKIMIZ BÜYÜK”

İstikrarlı ve başarılı bir iş hayatınız ve otuz yıllık istikrarlı bir evlilik hayatınız oldu. Hangisinin formülünü anlatmak daha zor?

İş hayatını anlatabilirim ama bu sorduğunuz sorunun cevabı daha zor. Evlilikte iki faktör var, bilinç ve şans. Ben çok genç yaşta eşimle tanıştım, bir öngörü kabiliyetimin olduğuna inanıyorum. Onu ilk gördüğümde 16 yaşındaydım. Çok küçüktü, büyüsün diye bekledim. O 19 yaşına geldiğinde rekabet kızışmaya başladı, araya girdim ve onu kazandım. 75’de evlendik. Her gün hepimiz değişiyoruz, değişim esnasında yollar ayrılıyor, çarpışıyor, başka yönlere gidiyor. Bizim şansımız, biz geçen zaman içinde birbirimizi hep cazip bulduk. Bizim aramızdaki aşk büyüktür, görmekten, dokunmaktan, sevişmekten, seyahat etmekten sürekli konuşmaktan hoşlanırız. Böyle olmadığı zaman sistem bir yerde çöker zaten.

Hesaplarımız ayrı değildir, ama o hiçbir gün benim varlığım dolayısıyla benimle birlikte olmadı. Bence yaptığım en akıllı iş buydu. “Ben gidiyorum” dediği anda benimle eşit koşullara sahip. Herkes özgür iradesiyle bu işi yürütüyor. Eşim her gün bir tercih kullanıyor ve beni tercih ediyor, ben de onu tabii. Bugün eve döndüğünde artık beni tercih etmiyor olabilir. Hayat böyle bir şey zaten, onun için “sadece şimdi” deyip duruyorum.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kahvaltılı sabahlar, başarılı yarınlar!

sağlıklı çocuk kahvaltıları, okula giden çocuğun kahvaltısı, okul başarısı, Manşet, kahvaltı tabağı

Çocukların okul başarısını önemli ölçüde etkileyen kahvaltı nasıl olmalı? Hangi besinleri kahvaltıda mutlaka tüketmeliyiz? İşte Diyetisyen İzan Işık’tan dengeli ve sağlıklı kahvaltı önerileri…

Kahvaltı, okul başarısını olumlu etkiliyor

Diyetisyen İzan Işık, sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı söyledi.

Diyetisyen İzan Işık, kahvaltının gece boyu süren açlığın sonunda vücut için gerekli ilk enerji kaynağı olduğunu belirterek, “Gece açlığında düşen kan glikozunun dengelenmesini sağlayan kahvaltı, bilişsel ve fiziksel performansın devamı için son derece önemli. Kahvaltı, glikojen (enerji) depolarını doldurur ve metabolizmayı çalışmaya başlatır” dedi. İzan Işık, MAT-FEN Eğitim Kurumu lise seviyesindeki öğrencilerine yönelik kahvaltı konulu beslenme eğitiminde konuştu. Eğitimde, gençlere örnek kahvaltı da sunuldu.

Kahvaltı okul başarısını etkiler

Sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı sağladığını, hafızayı geliştirdiğini, derslerde konsantrasyonu sağladığını vurgulayan İzan Işık, bunun yanında derslere geç kalmayı önleme ve devamsızlığı azaltmaya da yaradığını anlattı. İzan Işık kahvaltının duygu durumuna etkisinin de bilindiğini belirterek, “Kahvaltı ile duygu durumları arasında da bir ilişki bulunmaktadır. Düzenli kahvaltı yapan çocuk ve adölesanlar yaşama daha pozitif bakmakta, daha az negatif duyguya sahip olmaktadırlar” diye konuştu.

6-12 ve 12-18 yaş dönemi bireylerin kahvaltı ve genel olarak sağlıklı beslenme konusunda alışkanlığı kazanmasının, gelecekte hastalıklardan korunmasına katkı verdiğine işaret eden İzan Işık, “Bu dönemler fizyolojik, psikolojik ve sosyal gelişimin hızlı olduğu, yaşam boyu devam edebilecek davranışların büyük ölçüde oluştuğu, bilgi almaya ve alışkanlık kazanmaya en uygun oldukları ve yetişkinlik hastalıklarının gelişimi açısından ise en riskli dönemlerdir. Çocuklarda ve adölesanlarda (12-18 yaş) kahvaltı öğününün atlanması oldukça yaygın görülüyor. Kahvaltı öğününü atlayan adölesanlar arasında, bu oranın kızlarda erkeklere göre daha fazla olduğu biliniyor. Kahvaltı öğününün atlanmasının temel nedenleri zaman yetersizliği, sabah iştahın olmaması ve adölesanların vücut ağırlıkları hakkında duydukları endişe nedeniyle besin alımını sınırlamak istemeleridir” bilgisini verdi.

Kahvaltı yapmak yetişkinlikte obezite riskini azaltıyor

Diyetisyen İzan Işık, bazı gençlerin kahvaltıyı kilo alma endişesiyle atlamasına karşılık, kahvaltı yapmanın yetişkinlikteki obezite riskini azalttığını da vurgulayarak, “Kahvaltıyı atlayan veya yeterli ve dengeli bir kahvaltı öğünü tüketmeyen çocuk ve 12-18 yaş arasındaki bireylerde ilerleyen yıllarda obezite görülme oranın daha fazla. Total kolesterol, LDL kolesterol ve insülin düzeylerinin yüksekliği ile ilişkili olduğunu, bireylerin yetişkinlik döneminde tip 2 diyabet, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, metabolik sendrom ve osteoporoz risklerinin daha yüksek” bilgisini verdi.

Ailelere uyarı

Ailelerin kahvaltıya yönelik tutumlarının çocukların ve adölesan çağdaki (12-18 yaş) gençlerin davranışlarını etkilediğine işaret eden İzan Işık, evde kahvaltı hazırlanmaması ve kahvaltıda gerekli olan besinlere yer verilmemesinin çocuk ve gençleri kahvaltıdan uzaklaştırabildiğini anlattı. İzan Işık, “Adölesan bireylere aileleri tarafından sağlıklı beslenme konusunda yol gösterilmeli, kendi besin alımlarını düzenleyerek yeterli ve dengeli beslenme alışkanlıklarının gelişimi desteklenmelidir”  diye konuştu.

İyi bir kahvaltı nasıl olmalı?

Öğrencilere kahvaltı tavsiyelerinde de bulunan Diyetisyen İzan Işık, iyi bir kahvaltının günlük enerji ihtiyacının yüzde 20-25’ini karşılaması gerektiğini belirtti. Dört temel besin grubu olan süt ve süt ürünleri, et ve et ürünleri, tahıl grubu ve sebze meyve grubunu içermesi gerektiğini belirten Diyetisyen Işık, mevsiminde taze meyve ve sebzeleri de önerdi. İzan Işık, örnek bir kahvaltıyı şöyle sıraladı:

“1 bardak süt, 1 yumurta, 1 dilim beyaz peynir, 2 ceviz veya 5 adet zeytin, 1 avuç yeşillik, söğüş doğranmış mevsim sebzeleri, 1 tatlı kaşığı ölçü ile bal veya ev yapımı reçel, 2-3 dilim tam tahıllı ekmek şeklinde hazırlanmış bir kahvaltı yaklaşık 500 kilokalori (kcal) enerji içerir ve aynı zamanda bireye tüm besin gruplarını sağlamış olur”

Öğrencilerin kahvaltıya bakışında olumlu değişiklik oldu

Bilgilendirme öncesi ve sonrasında tutum ve düşünceye yönelik yapılan kısa ankette de, MAT-FEN öğrencilerinin kahvaltıya yönelik tutumlarında olumlu değişiklik gözlendi.  Kahvaltısını artık atlamayacağını söyleyenler yüzde 43,4’ten yüzde 60,8’e yükseldi.

Kaynak: www.dunya.com

Okumaya devam et

MAKALE

Dikkatimizi artırmak için neler yapmalıyız?

psikoloji, odaklanma, dikkati artırma yöntemleri, dikkat problemi, dikkat

Etkili ve verimli çalışabilmek için iyi odaklanmamız gerekir. Fakat zor ve sıkıcı işlerle uğraşırken bu pek kolay olmuyor. Neyse ki bilim dikkati geliştiren kolay ve etkili yollar keşfetti. İşte o 5 bilimsel çözüm…

Dikkati geliştirecek 5 yöntem

Zor veya sıkıcı bir işe yoğunlaşmaya çalışanlar bunun ne kadar zor olduğunu bilir. Ama dikkati artırmayı sağlayan bazı bilimsel çözümler de var.

Yaptığımız işe daha iyi konsantre olmak için yapmamız gerektiğini sandığımız şeylerin çoğu beynimizin doğal işleyişine aykırıdır. Peki, daha fazla verim almak için, dikkat konusundaki araştırmalardan neler öğrenebiliriz?

1. Zihni dağıtmak

Yaptığınız iş üzerinde yoğunlaşmakta güçlük çekiyorsanız kısa süreliğine zihninizi dağıtacak başka bir şeye yönelmek en iyi yöntemlerden biridir.

Psikologlar zamanımızın yaklaşık yüzde 50’sini uğraştığımız işten farklı şeyler düşünerek geçirdiğimizi söylüyor. O halde zihni dağıtmak beynin daha iyi çalışmasına yardımcı olabilir.

Beyne baktığımızda, konsantrasyonun neden bozulduğunu anlayabiliriz. Konsantre olmak için beynin bazı bölgeleri arasında iyi bağlantılar kurulması gerekir.

Zamanımızın yarısını hayal kurarak geçiriyorsak bunun vaktini kendimizin belirlemesi daha yararlı olabilir.

Beynin ön kısmındaki kıvrımlardan oluşan frontal korteks, dikkat dağıtan şeylere karşı direnmeyi ve daha eğlenceli şeylerle uğraşmaya yönelten doğal içgüdümüzü kontrol etmeyi sağlar.

Bu bağlantıları çalışır halde tutmak için, özel bir şeyle uğraşmadığımızda beynin aktif olan kısımlarından daha fazla enerji gerekir. Ama kaçınılmaz olarak gün içinde bu enerji tükenip yorulduğumuzda, dikkatimiz dağılır, aklımız başka şeylere kaymaya başlar.

Eğer bu durum zaten yaşanacaksa bunun vaktini en uygun ana ayarlamak neden mümkün olmasın?

Harvard Üniversitesi’nde psikolog Paul Seli, zihnin dağılması konusunda kasıtlı ve kazara dağılma ayrımı yapıyor. Yapılan işi olumsuz etkileyen işte bu kazara zihin dağılmasıdır.

Oysa bu zamanı kendisi belirleyenler daha az zarar görür. Bilerek ve planlayarak zihni dağıtacak bir şeylere yönelmenin yararı olabilir.

“Uğraştığınız işle ilgisi olmayan başka bir konuyu düşünün, örneğin kafanıza takılan başka bir sorunu çözmeye çalışın, sonra da asıl işinize dönün” tavsiyesinde bulunuyor Seli.

İş dışındaki başka bir konuyu düşünmesi için zihninize izin vermek, hem aklın başka şeylere kayması sırasındaki suçluluk duygusunu hem de bu kaymaya neden olan ve zihni meşgul eden konuları gidermiş olacaktır.

İşyerinde şaka ortamına izin vermek verimliliği artırabilir. Bunun bir yolu da kedi videoları izlemek olabilir mi?

2. Boş boş dolanmak

Komik kedi videolarının dikkat dağıttığı düşünülür, ama bazı psikologlar bunların bizi işimize devam etmemizi sağlayacak kıvama getirebileceğine inanıyor.

İşinizi ne kadar seviyor olsanız da zor bir işe yoğunlaşmak irade ister. İrade gücünü artırmanın bir yolu da gülmekten geçer. Yapılan araştırmalar, zor bir bilmece üzerinde kafa yorma konusunda, komik bir video izleyen kişilerin, rahatlatıcı ama komik olmayan video izleyenlerden daha uzun süre çaba gösterdiklerini ortaya koydu. Bu nedenle işyerlerinde daha şakacı bir ortamın teşvik edilmesini savunanlar var.

Avustralya Üniversitesi’nde liderlik araştırmaları uzmanı David Cheng’e göre, “Ekibiniz için eğlenme kültürü yaratmak, onları güldürecek komik bir video bulup izletmek iş verimliliğini artırır. Bu elbette gün boyunca kedi videoları izlemek anlamına gelmiyor, ama özellikle yorgun hissedilen anlarda, arada bir fırsat yaratarak şakalaşıp gülmek gerekir.”

3. Düzen değil karmaşa mı?

Daha iyi konsantre olmak için, dikkat dağıtacak tüm dış etkenlerden arınmak gerektiği düşünülür. Oysa başka bir teoriye göre tersini yapmak gerekir.

Belli düzeyde karmaşanın yoğunlaşmaya yararı olabileceği söyleniyor.

Londra’daki UCL Üniversitesi’nden psikolog Nilli Lavie 1995’te ‘Yükleme Teorisi’ni gündeme getirdi. Buna göre, beynimizin dış dünyadan alıp işleme koyabileceği bilgi sınırlıdır. Bu kapasite dolduğunda, beynin dikkat sistemi devreye girerek neye konsantre olacağına karar verir.

Lavie’nin deneyleri, temiz, düzenli ve sessiz ortamlardan ziyade dağınık ve karmaşık ortamlarda çalışmak daha verimli olabilir. Algı bölgeleri tümüyle dolduğunda beynimiz tüm enerjisini en önemli işe yoğunlaştırır. Dikkat dağıtıcı etkenleri devre dışı bırakır.

Ancak bunu uygularken dikkat dağıtıcı doğru faktörleri bulmak ve enerjimizi tüketecek seviyeye çıkmasına izin vermemek önemlidir. Düzenli görsel ve müzikli araçları devreye sokup bu işi kolaylaştırmak için ommwriter veya focus@will gibi bazı uygulama programları geliştirilmiş olsa da bunlar bilimsel araştırmalarda sınanmış olmadığından bir radyo da aynı işi görebilir.

Burada önemli olan, beynin başka yerde stimülasyon aramasına fırsat vermeyecek doğru dengeyi bulmaktır. Çoğu insan neyin daha iyi işe yarayacağını deneme yanılma yoluyla bulabilir. Ama dikkat dağıtıcı etkenleri ortadan kaldırmak yorucu olabileceğinden, hafiften başlayarak bu yönteme başvurulabilir.

Öğle arasında dışarı çıkıp parkta egzersiz yapmak dikkati yenilemeyi sağlar.

4. İşe ara vermek

İşiniz başınızdan aşkın olduğunda işe ara vermek aklınıza bile gelmeyebilir. Fakat bu şekilde daha fazla iş yapmanın mümkün olduğunu gösteren çok sayıda veri bulunuyor.

Önemli olan, ne zaman, ne kadar süreyle işe ara verileceği ve bu sırada ne yapılacağıdır.

Araştırmalar, konsantrasyon sınırının 90 dakika olduğunu gösteriyor. Bundan sonra 15 dakikalık ara almak gerekiyor.

Birkaç saniyelik mini araların bile işe yaradığını gösteren çalışmalar var. Ama bu sırada pencereden dışarı bakmak yerine, zihin aritmetiği gibi daha yoğun bir egzersize başvurmak yararlı olacaktır.

İşe ara verdiğinizde fiziksel egzersiz yapmanın, ardından kafein içeren kahve gibi bir içecek içmenin de beyni güçlendirdiği görülmüştür. Bunları dışarıda bir parkta yapmak daha etkili olacaktır.

Başka bir seçenek de meditasyon olabilir. Meditasyon konusunda tecrübeli olanlar dikkatleri üzerinde daha iyi kontrol sahibi olduğu gibi, ne zaman ara vermeleri gerektiğini de daha iyi bilir.

Bütün bunları zaman kaybı olarak görüyorsanız bir fincan kahve ile kafein yüklemesi yapmak da kısa vadeli olarak hafızayı, reaksiyon ve dikkat süresini artırır.

Egzersiz yapamayanlar için kafein de kısa süreli bir çözüm olarak dikkati yenileyebilir.

5. Fazla zorlamayın

Uzun süreli konsantre olmak gerektiğinde, kısa süreli bir yoğunlaşma dönemlerinin ardından kısa araların alınmasının daha verimli olduğu gözlendi.

Boston Dikkat ve Öğrenim Laboratuvarı’nda yapılan beyin taramalarında, uzun süre konsantre olmaya çalışanların, kısa süreli yoğunlaşma ve kısa ara, ardından yeniden yoğunlaşma şeklinde bir yöntem izleyenlerden daha fazla hata yaptığı görüldü.

Aynı şekilde Amsterdam Vrije Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada da, sürekli konsantre olmaktansa kısa süreli ara verip başka bir konuda düşünmenin dikkati daha artırdığı görüldü.

Beyin hakkındaki bilgimiz arttıkça stresin konsantrasyona zarar verdiğini daha net görüyoruz. Bu nedenle sakinleşmek için ara almak, kontrolü yeniden ele geçirmek ve daha verimli çalışmak için de önemlidir.

Yazar:  Caroline Williams 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

İyi yaşamak için iyi uyuyun!

yetersiz uykunun zararları, yetersiz uyku, uykunun önemi, uyku düzensizliği, bağışıklık sistemi

Sağlıklı bir yaşam için uyku düzenine ihtiyacımız var. Eğer yeterince uyuyamazsak vücudumuz bu duruma tepki gösterir. Buna bağlı olarak da hem fiziksel hem psikolojik hastalıklar meydana gelir. İşte yetersiz uykunun vücuda olumsuz etkileri…

Az uyku kısa ömür demektir

Rutin olarak gecede beş saat uyuyanların ani ölme riski, yedi ila dokuz saat uyuyanlara oranla yüzde 65 daha fazladır

Kalkınmış ülkelerdeki yetişkinlerin üçte ikisi, sağlıklı yaşam için şart olan sekiz saatlik gece uykusunu alamamaktadır.

Üçte biri ise kronik uykusuzluk çekmektedir.

Yetersiz uyku, kişinin Alzheimer hastalığına yakalanmasına en fazla etki yapan unsurdur.

İnsan beyninde harikulade bir temizlik sistemi bulunmaktadır. Bu sistem insan derin uykuda iken yüksek viteste çalışmaya geçer. Alzheimer’le ilişkisi olan beta amyloid adlı yapışkan, zehirli proteini, beyinden temizler.

Yeterli uyku uyuyamayanlar bu temizlik faaliyetinden mahrum kalırlar.

Yetersiz uyku ile geçen her gece, mürekkep faizle alınan kredi gibi, Alzheimer riskini artırır.

Rutin olarak gecede altı saatten az uyumak, bağışıklık sistemini olumsuz etkiler ve kanser riskini önemli ölçüde artırır.

Yetersiz uyku, bu sadece bir haftada iki üç saat daha az uyumak bile olsa, kan şekeri düzeyini o kadar çok olumsuz etkiler ki, şeker hastalığının eşiğindeki değerlere sahip olur insan.

Kısa uyku, kalp damarlarının tıkanma ve kırılganlaşma olasılığını çoğaltır ve bu da damar hastalıklarına, beyin kanamasına ve kalp krizine giden yoldur.

Uyku bozukluğunun depresyon, anksiyete ve intihar eğilimi gibi ruh durumları ile de sıkı bir bağlantısı vardır.

O kadar ki, son 20 yılda yapılan araştırmalarda, uykunun normal seyrinde olduğu bir psikolojik bozukluk bulunamamıştır.

Özetlemek gerekirse, ne kadar az uyursanız o kadar az yaşarsınız:

Yakın bir zaman önce yapılan araştırmalara göre, rutin olarak gecede beş saat uyuyanların ani ölme riski, yedi ila dokuz saat uyuyanlara oranla yüzde 65 daha fazladır.

Uyku sağlıklı yaşam için o kadar önemlidir ki bazı bilim insanları, doktorların hastalarına (uyku hapı olmaksızın) iyi bir gece uykusu “reçete” etmeleri için kampanya başlattı.

Yukarıdaki bilgileri Matthew P. Walker adlı İngiliz bilim insanının, neredeyse kelimesi kelimesine, bir yazısından aldım.

Walker, Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nde, nöroloji ve psikoloji profesörüdür. Araştırmalarının odağı, uykunun insan sağlığı ve hastalıklar üzerindeki etkileridir.

Neden Uyuyoruz* adlı kitabı dünyanın birçok ülkesinde best-seller oldu.

Walker’in dolu dolu uyumak ile spor arasındaki ilişki konusunda da ilginç tespitleri var.

“Yasal en etkin performans artırıcı doping, uykudur ama bundan çok az insan faydalanır” diyor.

Sekiz saatten -özellikle altı saatten- az uyuyanlarda, şu meydana gelir:

Fiziki bitmişlik hâline yüzde 10 ile 30 arasında daha hızlı ulaşılır, aerobik performans da aynı oranda düşer.

Adale gücü azalır.

Gecede dokuz saat yerine, beş ila altı saat uyumak, bir sezon boyunca sakatlanma ihtimalini yüzde 200 artırabilir.

*

İyi uykular!

Yazar: Metin Münir
Kaynak:  www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND