Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Nlp’ye bir kroşe de sağ kanattan!

“İslamcı” eğilimli Yeni Ümit dergisinin yazarı Dr. Ahmet ERTUĞRUL, “islami” açıdan NLP kitaplarını okumanın “caiz” olmadığını idda etti. Cehennemde bile NLP”cilerden kurtuluş yok!

Kişisel Gelişim Tuzakları
Dr. Ahmet ERTUĞRUL
WWW.yeniumit.com

NLP (Neurro-Linguistic Programming) beyin dili programlaması‎ anlam‎ında kullanılan ve dünyada çok yayg‎ın olan bir ki‏şisel geli‏şim alan‎ıd‎ır. Ülkemizde son y‎ıllarda kurs, seminer ve sertifika programları‎yla yay‎ılan kiş‏isel geli‏şim faaliyetleri, esasen ِ önemli bir kalite arayışı‎‏‎n‎ın eseridir. Ancak ne yazı‎k ki Türk insanı‎, bir çok konuda olduğu gibi, “NLP” ve “Kişisel Geliş‏im” alanları‎nda da “bilgi mağduriyeti”ne uğramıştır..

NLP (Neuro-Lenguistie Progra‎ming), “Sinir Dili Programlaması” anlam‎ındadı‎r. Richard Bandler ile John Grinder tarafindan psikoterapi ile retorik alanlar‎ının ilkelerinden yararlanarak geliştirilen bu yِöntem, Batı’da genellikle psikoterapi, psikoloji, antropoloji vb. alan uzmanları‎nın kontrolünde geli‏şmi‏ştir.

Birer NLP uzmanı olan‎ Joseph O’Connor ile lan McDermott’un yazdığı “NLP’nin İkeleri” adl‎ı eserde NLP konusunda ş‏u bilgiler verilmektedir : “Nöِro sِözcüğü, zihinle ve düş‏ünsel yaşam‎ımı‎zı‎ nas‎ıl düzenlediğimizle ilgilidir. Linguistik sِözcüğü, dili nas‎ıl kullandığımı‎z ve dilin bizi nası‎l etkilediği hakkı‎ndad‎ır. Programlama ise, tekrarlanan davran‎‏ış dizilerini ve hangi amaçla hareket ettiğimizi açı‎klar. Bu anlamda, NLP bağlantılarla ilgilidir, yani bizi diğer kiş‏ilerle, dünyayla ve mânevî boyutla iliş‏kilendiren düşüncelerimiz, konuşmalarımız ve davranışlarımızla ilgilidir.” (O’Connor, 2001: XIII)

NLP ilkelerine gِöre, insan davran‎‏ışları amaçl‎ıdı‎r. İnsanları‎n bedenleri, zihinleriyle birlikte hareket etmektedir. İnanc‎ın davran‎‏ışlara yans‎ıyan yöِnünün ِönem‎i üzerinde duran NLP uzmanları‎, çoğu doğrudan dinî bilgi ve inançla yorumlanabilecek sorulara da cevaplar aramaktad‎ırlar. Ba‏şarılı‎ ve olumlu telkinler de ihtiva eden NLP kitaplarında bile bilgi kaynaklar‎ını‎n, felsefî veya ş‏ahsî yorumlarla s‎ını‎rlı‎ olduğu görülmektedir.

Endi‏şe, şüphe, korku, başarı, sorun çِözme, tutum ve davran‎‏ışlar gibi pek çok konu, subjektif yaklaşımlarla yorumlanmakta ve denebilir ki, insanların bu konulardaki arzu, talep ve hedefleri bir bakıma istismar edilmektedir. NLP kitaplarının belirlediği temel ilkeler ve ba‏şarı‎ya ula‏şma konusundaki telkinler, bazen dinî nasslarla çeliş‏ebilmektedir. Sadece dinî nasslarla çelişmemekte, insan için de aldatıcı olmakta, âdeta onu kandırmaktadır. “Aklınız, sınırsız bir güç kaynağıdır”; “İçinizde sınırsız bir güç vardır” gibi ifadeleri bunlar içinde sayabiliriz.

Bunun yanında NLP kitaplar‎ında, dinî muhtevadan bahsedilmeden ve dinî bir referans verilmeden “duanın gücü” veya “inancı‎n sağlığa yararları” (Peale, 1998) gibi konularda tavsiyeler yer almaktad‎ır. Buralarda da genellikle herhangi sahih bir inançtan ve bu inanca bağlı duadan söz edilmediği söylemeye herhalde gerek yoktur. Aslı‎nda NLP, Kiş‏isel Gelişim alan‎ını‎n sadece bir bölümünü oluş‏turmaktad‎ır. Ki‏şisel Gelişim, toplant‎ı sanatından, sağlıklı ya‏şamaya, beslenmeden, ders çalışmaya, mutlu olmadan, zaman‎ kullanmaya kadar birçok konuyu kapsamaktad‎ır.

Türkçe’de bu alanda yazı‎lmış olan Ki‏şisel Geli‏şim, Motivasyon, Ruhsal Gelişim, NLP gibi kitapların yerli versiyonlarında yazar, önceden nası‎l baş‏arısı‎z ve yeteneksiz olduğunu ve bu kitaplar sayesinde mutluluğu nası‎l yakaladığını anlatırken, seminerlerine kat‎ılan dinleyicilerin görüş-lerinden de al‎ıntı‎lar yapar. Bu tür eserlerde “Kentucky Fried Chicken efsanesi” ve Sanders’in hikâ- yesi ile, Abraham Lincoln’ün hayat hikâyesi gibi hikayeler ibret nazarlar‎ına sunulur. Kiş‏isel gelişim kitaplarında hemen her uzman, kendine gِöre say‎ısal ve simgesel teoriler oluşturur: 7A kural‎ı, 5D Kural‎ı, 3 İlke Kuralı‎, 8 Yetenek Kural‎ı, Ustalığın 5 Anahtarı vb…

Kaba bir genelleme ile, bu kitapların zararlı, hattâ faydasız olduğunu ve her açıdan bilimsel temellerden mahrum olduklarını iddia edecek değiliz. Fakat, her bir zararlı veya faydasız şeyde faydalar görmek mümkündür. Önemli olan, herhangi bir şey gibi, bu kitapların hey’et-i umumiyesidir. Ayrıca, bu kitaplarda yaşanmayan süreçlerin aynen aktarılması, bu süreçleri, kendileriyle alâkasız zeminlere aktarma, başka atmosfer ve şartların ortaya çıkardığı problemleri herkes için şahsîleştirme ve “millîleştirme” gibi tavırların doğru olmadığını söylemeliyiz.

Bu kitaplarla ilgili olarak burada üzerinde durulması gereken bir başka husus, bu kitapların okuyucu farklı bir alana çekmesi ve yönlendirmesidir.
“Ki‏şisel Geliş‏im” Üzerinden Uzakdoğu İnançlar‎ı Telkin Ediliyor!…

Bilgi kaynaklan, tamamen şahsî, felsefî veya sübjektif yorumlardan oluş‏an bazı‎ Kişisel Gelişim kitapları‎, yeni bir tehlikeyi de beraberinde getiriyor. Ki‏şisel Geli‏şim pazarının bereketini göِren baz‎ı Uzakdoğu köِkenli inanç grupları, bu alan‎ı kendi hesaplar‎ına en iyi bir biçimde kullanmaya çalışmaktadırlar. İsimleri Hintçe, Çince veya daha başka Uzakdoğu kültürlerini çağrıştıran bazı‎ yay‎ınevleri, Taoculuk, Budizm ve Hinduizm gibi inançları‎ hı‎zla bu alanda kullanmaya başlamış bulunuyorlar.

Günümüzde, baş‏ta Amerika olmak üzere, pek çok Batı ülkesinde lüks otellerde meditasyon seansları‎ düzenlenmektedir. Egzersizin sadece bedeni değil ruhu da rahatlattığını savunan bazı‎ sözümona uzmanlar, Budizm öğretilerindeki “Sukhasana”, “Siddhasana” ve “Padmasaya” oturuş‏ları‎nı‎ telkin etmektedirler. (Brunel, 2001: 93). Türkçe’ye kontrolsüz bir biçimde tercüme edilen bu tür eserlerde, atasözleri, deyimler ve sloganlar Budist karakterlidir: “Tann’yı‎ bir ı‎sı‎rgan otunda da bulabilirsiniz.” der bir Japon atasِözü; peki bir kedinin gözlerinde de rastlayabilir miyiz?” gibi… (Brunel, 2001:105)

Bazı‎ Ki‏şisel Geli‏şim kitaplar‎ında dağını‎k halde olan veya dikkat çekmeyecek derecede gizlenen Budizm kaynaklı‎ göِrüş‏ler, yeni buluşlar ve okuyucunun ilk defa duyduğu kavramlar olarak ileri sürülmektedir. Sِözgelimi, sağduyuyu, “buddhi” kavram‎ı‎nın açılımı olarak telkin eden bu göِrü‏şler, ıst‎ırabı‎ da “dukka” kelimesinin anlam kapsamı‎yla tanı‎tmaktad‎ırlar. Her iki kavram da Budizm ِöğretisine aittir. “Şimdi’nin Gücü”nden bahseden masum gِörünüş‏lü bir Ki‏şisel Gelişim kitab‎ında bile, “mutluluğu ıstıraba bağlayan” bir Budist telkin dayat‎ılmaktadı‎r. (Tolle, 2001)

Bu konuda dikkat çekmemiz gereken önemli bir nokta da, gerçek insanî huzur ve mutluluğun asıl reçetesini sunan İslâm Tasavvufu’nu Budizm ve Hinduizm gibi mistik akımlarla özdeşleştirilmeye ve dolayısıyla gayr-ı sahih gösterilmeye çalışılırken, aynı Budizm ve Hinduizm kaynaklı tavır ve felsefelerin birer reçete gibi takdimi, bir çelişki olmaktan da öte, altında daha başka maksatlar taşıyor olsa gerektir.

Baz‎ çevreler, Ki‏şisel Geli‏şim ve NLP konuları‎yla paralel bir biçimde ve tabiî bir süreç gِözeterek Dalai Lama’y‎ı “dünyan‎n en büyük ruhsal lideri” olarak tanı‎tmakta ve Budist meditasyonu, “mutluluğun yegâne yolu” olarak telkin etmektedirler. Toplumda bilinçsizce yay‎ılan sِözüm ona bir tak‎ım “Kişisel Gelişim Kitaptarı”, ruh, köِtülük, benlik, sevgi, güzellik, sonsuzluk gibi temel kavramlara, Budist, Maniheist, Brahmanist, Tao Öğretisi, hatta Şamanist bak‎‏ış açılarıyla yaklaşmakta ve dinî bir yeterliliğe sahip olmayan insanımızın zihnini iyice karıştırmaktadır. Aynı çevrelerden pek çoğunun, sıra İslâm tarikatlarına gelince nasıl bir tavır ortaya koyduklarını hatırlamak, belki meselenin bir başka önemli veçhesini açıklamaya yetecektir.

Şimdi de, piyasaya yüzlercesi sürülen bu tür kitaplardan bir kaçını‎n isimlerine bakalım: Ruhun Yasaları‎, Tanrı‎ İle Sohbet, Üç Dakikalı‎k Meditasyon, Sessizliği Dinlemek, Işık Elçileri, Kahuna Şifacılığı, Hipnoz ve Meditasyon, Mutluluk Sanatı (Dalai Lama’nın görüşleri), Sadhana Yaşamın Kavranışı… vd.

Yüzyı‎llar boyunca tasavvuf terbiyesiyle “kendini tanı‎ma” tecrübesi yaş‏amış‎‏ bir toplumun ruhunu besleyen kaynaklarla teması‎ kesilince, baş‏ka bilgi kaynakları‎na yönelmesi, sosyo-psikolojik bir olgudur. Klâsik eserlerindeki mânevî beslenme kaynaklarıyla olan irtibatını‎ koparan insanlarımızdan bazıları, tıpkı dünyadaki emsalleri gibi, bir kısmı itibariyle çaresizlik içerisinde yeni tecrübeler yaşama aray‎‏ışı‎na girmekte, bir kısmı itibariye fantezi aramaktadır. Ne yazı‎ktı‎r ki, Uzakdoğu mistisizmine ait olup, Batı dillerinden Türkçe’ye tercüme edilen kitaplar, Bat‎ı insanı‎n‎ın mistik arayış‎‏lar‎ını‎n bize ithal edilmesi anlamı‎na da gelmektedir.

Uzakdoğu dü‏şünce ve inançları‎nı‎n yayı‎lması‎ maksad‎ıyla kaleme alı‎nan ve Budizm,
Hinduizm, Taoizm, Dalai Lama öğretileri ihtiva eden eserlerin genelinde İslâm’a ve diğer semavî dinlere aykırı dü‏şünce ve bâtıl inançlar yer almaktad‎ır. Allah, peygamber, melekler, âhiret, öِlüm vb. inanç unsurlarıyla ilgili ‏şüphe ve tereddütlerle bir kısım insan‎ımı‎zı‎n zihnini bulandıran bu eserler, ne yazı‎k ki denetimsiz bir biçimde yayg‎ın olarak okunmakta ve temel değerler hakkında yeterli bilgi sahibi olmayan insanlar‎ım‎ızı‎ etkilemektedir.

Bazıları da, son zamanlarda benzer maksatlar ve Uzak Doğu mistik akımlarıyla çok noktada kesişen Orta Çağ Hıristiyan Mistisizmine, büyüye, efsanelere dayalı muhtevalarla çevrilen filmler gibi, bu kitapları da, maddeci dayatmalar karşısında sanki manâya yer ve önem veren birer eser gibi algılayabilmektedir. Şimdilik sayıca az da olsa, bir kesim artı‎k büyük otellerin salonları‎nda meditasyon seanslar‎ına katılmakta, bir insanı tanrı derecesine çıkarıp ona secde etmekte ve reenkarnasyon (ruhların değişik cesetlerde dolaşması) gibi sapık inançlara kapılabilmektedir.

Önce, insanlık manevî temellerinden mahrum bırakıldı ve bunun yerine ikame edilmeye çalışılan bilimin ve bilimselliğin, insanın bütün ihtiyaçlarını gidereceği gibi vehimlerle aldatıldı. Bunun bir serap olduğu görülünce, bu defa ona manâ ve manevî-ruhî tatmin adına başka seraplar sunulmakta ve o, bugün dünya insanlığının karşısında tek alternatif olarak duran İslâm’dan ne pahasına olursa olsun uzak tutulmaya çalışılmaktadır.

Söz konusu yayın ve akımların altında şüphesiz bu türden maksat olduğu gibi, Uzak Doğulu bazı merkezlerin, maneviyattan tecridin meydana getirdiği boşluktan faydalanma arzu, plan ve teşebbüsleri de yatmaktadır. Oysa, insanı‎ Yarat‎ıcı’‎dan koparan, onun Yaratıcı’ya mutlak surette muhtaç olduğu gerçeğini yok sayan inanç yahut düşünceler, doğrudan insan fıtratına ters anlayış‎‏lardı‎r. İnsana hak etmediği ve kaldıramayacağı bir yükü yükleyerek, onun her‏ şeyi yapabileceği ve bu gücün onda var olduğu varsay‎ımı‎yla yola çı‎kan dünya göِrüş‏leri, insanı‎ mutlu k‎ılmak yerine, ona daha çok istek ve talep yükü yükleyerek, onun mutsuzluğunu derinleştirecektir. Nasıl bir zaman bilime böyle bir fonksiyon yüklenmiş ve insanlar, bilimin, fennin her problemi çözeceği büyüsüne kapılmışsa, bugün de benzer maksatlı bir büyü karşısında olduğumuz açıktır.

Modern dünyanı‎n mutsuz insan‎ı, kendisini mutlu kı‎lacak kaynakları ararken, çare diye önüne konan her şeyin peşine düşebilmektedir. Eğitim sisteminden kaynaklanan arızalardan ve bilgi kaynaklar‎ından yoksun olman‎ın da verdiği boşluklardan istifade eden bir takı‎m çevreler de, aray‎ış içerisindeki insan‎ım‎ızı‎ yoğun bir yay‎ın ve bilgi bombardı‎manı‎na maruz b‎ırakmaktadır‎‏lar. Dinî inanç ve kabulleri dış‎‏layarak ve insana arad‎ığı her ş‏eyin kendisinde bulunduğu vehmiyle, batıl anlayış ve ritüelleri dayatanlar, “yaln‎ız insan”ı‎n zihnini buland‎ırmayı‎, her geçen gün daha büyük bir iştahla sürdürmektedirler.
Bu hususta bize düş‏en en önemli vazife, öncelikle insanımızı millî ve mânevî değerlerinden kaynaklanan ve tamamen kendi kültürümüze ait bulunan bilgilerle donatmaktır. Bu maksatla, temel İslâmî esaslar ekseninde, insanı‎mı‎za muhtaç olduğu ahlâkî ve manevî değerleri kazandı‎rmak büyük önem arz etmektedir.

Ülkemizde gerçekleş‏tirilecek kişisel gelişim çal‎‏ışmalar‎ında, Batı‎ kaynakl‎ı ve Uzakdoğu kِökenli yayınları‎n ş‏ablonlar‎ına itibar etmeden, her kültürün kendine özgü telâkkilerinin bulunduğu gerçeğinden de hareketle, bize has ve bize ait değerler üzerinde durulması bir zarurettir. Bu tür çal‎‏ışmaları‎ geliş‏tirmek ve bunlar‎ı, mant‎ığını‎ ve ‏şematik yapı‎sı‎nı‎ kendi gerçeklerinden alan bir alternatif arayış‎‏ olarak ortaya koymak, insan‎ımızın öz güven duygusunu da pekiş‏tirecektir.
İnsanı zübde-i âlem olarak gören, hattâ âlemi, bir açıdan insanın kendi benliğini keşfetmesi adına değerlendiren anlayış bizdedir; insanın gerçek manevî anatomisi bizde çıkarılmıştır; onun gerçek mutluluğunun şaşırtmaz yolu bizde çizilmiş ve bu yol, asırlarca yüzbinler tarafından izlenen bir şehrah halini almıştır. Önümüzde kaç asra dayanan tecrübeler birikimi vardır. Öyleyse, evimizin temelindeki hazineyi binlerce kilometre uzakta aramak ve sonra da hazine adına kalp, sahte ve yanıltıcı, hem de çürümüş gömülere takılmak niye?

Kaynaklar
Brunel, Henri (2001), Kedi Metodu, çev: Birsel Uzma, Çiviyazı‎ları Yay.
O’Connor, Joseph; McDermott, lan (2001), NLP’nin İlkeleri, Sistem Yay., İst.
Peale, Norman Vincent (1998), Olumlu Düş‏ünmenin Gücü, Çev: Şahin Cüceloğlu, Sistem Yay. İst.
Tolle, Eckhart (2001), Şimdi’nin Gücü, Çev: Semra Ayanba‏‎, Akasa Yay., İst.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND