Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Nlp’ye bir kroşe de sağ kanattan!

“İslamcı” eğilimli Yeni Ümit dergisinin yazarı Dr. Ahmet ERTUĞRUL, “islami” açıdan NLP kitaplarını okumanın “caiz” olmadığını idda etti. Cehennemde bile NLP”cilerden kurtuluş yok!

Kişisel Gelişim Tuzakları
Dr. Ahmet ERTUĞRUL
WWW.yeniumit.com

NLP (Neurro-Linguistic Programming) beyin dili programlaması‎ anlam‎ında kullanılan ve dünyada çok yayg‎ın olan bir ki‏şisel geli‏şim alan‎ıd‎ır. Ülkemizde son y‎ıllarda kurs, seminer ve sertifika programları‎yla yay‎ılan kiş‏isel geli‏şim faaliyetleri, esasen ِ önemli bir kalite arayışı‎‏‎n‎ın eseridir. Ancak ne yazı‎k ki Türk insanı‎, bir çok konuda olduğu gibi, “NLP” ve “Kişisel Geliş‏im” alanları‎nda da “bilgi mağduriyeti”ne uğramıştır..

NLP (Neuro-Lenguistie Progra‎ming), “Sinir Dili Programlaması” anlam‎ındadı‎r. Richard Bandler ile John Grinder tarafindan psikoterapi ile retorik alanlar‎ının ilkelerinden yararlanarak geliştirilen bu yِöntem, Batı’da genellikle psikoterapi, psikoloji, antropoloji vb. alan uzmanları‎nın kontrolünde geli‏şmi‏ştir.

Birer NLP uzmanı olan‎ Joseph O’Connor ile lan McDermott’un yazdığı “NLP’nin İkeleri” adl‎ı eserde NLP konusunda ş‏u bilgiler verilmektedir : “Nöِro sِözcüğü, zihinle ve düş‏ünsel yaşam‎ımı‎zı‎ nas‎ıl düzenlediğimizle ilgilidir. Linguistik sِözcüğü, dili nas‎ıl kullandığımı‎z ve dilin bizi nası‎l etkilediği hakkı‎ndad‎ır. Programlama ise, tekrarlanan davran‎‏ış dizilerini ve hangi amaçla hareket ettiğimizi açı‎klar. Bu anlamda, NLP bağlantılarla ilgilidir, yani bizi diğer kiş‏ilerle, dünyayla ve mânevî boyutla iliş‏kilendiren düşüncelerimiz, konuşmalarımız ve davranışlarımızla ilgilidir.” (O’Connor, 2001: XIII)

NLP ilkelerine gِöre, insan davran‎‏ışları amaçl‎ıdı‎r. İnsanları‎n bedenleri, zihinleriyle birlikte hareket etmektedir. İnanc‎ın davran‎‏ışlara yans‎ıyan yöِnünün ِönem‎i üzerinde duran NLP uzmanları‎, çoğu doğrudan dinî bilgi ve inançla yorumlanabilecek sorulara da cevaplar aramaktad‎ırlar. Ba‏şarılı‎ ve olumlu telkinler de ihtiva eden NLP kitaplarında bile bilgi kaynaklar‎ını‎n, felsefî veya ş‏ahsî yorumlarla s‎ını‎rlı‎ olduğu görülmektedir.

Endi‏şe, şüphe, korku, başarı, sorun çِözme, tutum ve davran‎‏ışlar gibi pek çok konu, subjektif yaklaşımlarla yorumlanmakta ve denebilir ki, insanların bu konulardaki arzu, talep ve hedefleri bir bakıma istismar edilmektedir. NLP kitaplarının belirlediği temel ilkeler ve ba‏şarı‎ya ula‏şma konusundaki telkinler, bazen dinî nasslarla çeliş‏ebilmektedir. Sadece dinî nasslarla çelişmemekte, insan için de aldatıcı olmakta, âdeta onu kandırmaktadır. “Aklınız, sınırsız bir güç kaynağıdır”; “İçinizde sınırsız bir güç vardır” gibi ifadeleri bunlar içinde sayabiliriz.

Bunun yanında NLP kitaplar‎ında, dinî muhtevadan bahsedilmeden ve dinî bir referans verilmeden “duanın gücü” veya “inancı‎n sağlığa yararları” (Peale, 1998) gibi konularda tavsiyeler yer almaktad‎ır. Buralarda da genellikle herhangi sahih bir inançtan ve bu inanca bağlı duadan söz edilmediği söylemeye herhalde gerek yoktur. Aslı‎nda NLP, Kiş‏isel Gelişim alan‎ını‎n sadece bir bölümünü oluş‏turmaktad‎ır. Ki‏şisel Gelişim, toplant‎ı sanatından, sağlıklı ya‏şamaya, beslenmeden, ders çalışmaya, mutlu olmadan, zaman‎ kullanmaya kadar birçok konuyu kapsamaktad‎ır.

Türkçe’de bu alanda yazı‎lmış olan Ki‏şisel Geli‏şim, Motivasyon, Ruhsal Gelişim, NLP gibi kitapların yerli versiyonlarında yazar, önceden nası‎l baş‏arısı‎z ve yeteneksiz olduğunu ve bu kitaplar sayesinde mutluluğu nası‎l yakaladığını anlatırken, seminerlerine kat‎ılan dinleyicilerin görüş-lerinden de al‎ıntı‎lar yapar. Bu tür eserlerde “Kentucky Fried Chicken efsanesi” ve Sanders’in hikâ- yesi ile, Abraham Lincoln’ün hayat hikâyesi gibi hikayeler ibret nazarlar‎ına sunulur. Kiş‏isel gelişim kitaplarında hemen her uzman, kendine gِöre say‎ısal ve simgesel teoriler oluşturur: 7A kural‎ı, 5D Kural‎ı, 3 İlke Kuralı‎, 8 Yetenek Kural‎ı, Ustalığın 5 Anahtarı vb…

Kaba bir genelleme ile, bu kitapların zararlı, hattâ faydasız olduğunu ve her açıdan bilimsel temellerden mahrum olduklarını iddia edecek değiliz. Fakat, her bir zararlı veya faydasız şeyde faydalar görmek mümkündür. Önemli olan, herhangi bir şey gibi, bu kitapların hey’et-i umumiyesidir. Ayrıca, bu kitaplarda yaşanmayan süreçlerin aynen aktarılması, bu süreçleri, kendileriyle alâkasız zeminlere aktarma, başka atmosfer ve şartların ortaya çıkardığı problemleri herkes için şahsîleştirme ve “millîleştirme” gibi tavırların doğru olmadığını söylemeliyiz.

Bu kitaplarla ilgili olarak burada üzerinde durulması gereken bir başka husus, bu kitapların okuyucu farklı bir alana çekmesi ve yönlendirmesidir.
“Ki‏şisel Geliş‏im” Üzerinden Uzakdoğu İnançlar‎ı Telkin Ediliyor!…

Bilgi kaynaklan, tamamen şahsî, felsefî veya sübjektif yorumlardan oluş‏an bazı‎ Kişisel Gelişim kitapları‎, yeni bir tehlikeyi de beraberinde getiriyor. Ki‏şisel Geli‏şim pazarının bereketini göِren baz‎ı Uzakdoğu köِkenli inanç grupları, bu alan‎ı kendi hesaplar‎ına en iyi bir biçimde kullanmaya çalışmaktadırlar. İsimleri Hintçe, Çince veya daha başka Uzakdoğu kültürlerini çağrıştıran bazı‎ yay‎ınevleri, Taoculuk, Budizm ve Hinduizm gibi inançları‎ hı‎zla bu alanda kullanmaya başlamış bulunuyorlar.

Günümüzde, baş‏ta Amerika olmak üzere, pek çok Batı ülkesinde lüks otellerde meditasyon seansları‎ düzenlenmektedir. Egzersizin sadece bedeni değil ruhu da rahatlattığını savunan bazı‎ sözümona uzmanlar, Budizm öğretilerindeki “Sukhasana”, “Siddhasana” ve “Padmasaya” oturuş‏ları‎nı‎ telkin etmektedirler. (Brunel, 2001: 93). Türkçe’ye kontrolsüz bir biçimde tercüme edilen bu tür eserlerde, atasözleri, deyimler ve sloganlar Budist karakterlidir: “Tann’yı‎ bir ı‎sı‎rgan otunda da bulabilirsiniz.” der bir Japon atasِözü; peki bir kedinin gözlerinde de rastlayabilir miyiz?” gibi… (Brunel, 2001:105)

Bazı‎ Ki‏şisel Geli‏şim kitaplar‎ında dağını‎k halde olan veya dikkat çekmeyecek derecede gizlenen Budizm kaynaklı‎ göِrüş‏ler, yeni buluşlar ve okuyucunun ilk defa duyduğu kavramlar olarak ileri sürülmektedir. Sِözgelimi, sağduyuyu, “buddhi” kavram‎ı‎nın açılımı olarak telkin eden bu göِrü‏şler, ıst‎ırabı‎ da “dukka” kelimesinin anlam kapsamı‎yla tanı‎tmaktad‎ırlar. Her iki kavram da Budizm ِöğretisine aittir. “Şimdi’nin Gücü”nden bahseden masum gِörünüş‏lü bir Ki‏şisel Gelişim kitab‎ında bile, “mutluluğu ıstıraba bağlayan” bir Budist telkin dayat‎ılmaktadı‎r. (Tolle, 2001)

Bu konuda dikkat çekmemiz gereken önemli bir nokta da, gerçek insanî huzur ve mutluluğun asıl reçetesini sunan İslâm Tasavvufu’nu Budizm ve Hinduizm gibi mistik akımlarla özdeşleştirilmeye ve dolayısıyla gayr-ı sahih gösterilmeye çalışılırken, aynı Budizm ve Hinduizm kaynaklı tavır ve felsefelerin birer reçete gibi takdimi, bir çelişki olmaktan da öte, altında daha başka maksatlar taşıyor olsa gerektir.

Baz‎ çevreler, Ki‏şisel Geli‏şim ve NLP konuları‎yla paralel bir biçimde ve tabiî bir süreç gِözeterek Dalai Lama’y‎ı “dünyan‎n en büyük ruhsal lideri” olarak tanı‎tmakta ve Budist meditasyonu, “mutluluğun yegâne yolu” olarak telkin etmektedirler. Toplumda bilinçsizce yay‎ılan sِözüm ona bir tak‎ım “Kişisel Gelişim Kitaptarı”, ruh, köِtülük, benlik, sevgi, güzellik, sonsuzluk gibi temel kavramlara, Budist, Maniheist, Brahmanist, Tao Öğretisi, hatta Şamanist bak‎‏ış açılarıyla yaklaşmakta ve dinî bir yeterliliğe sahip olmayan insanımızın zihnini iyice karıştırmaktadır. Aynı çevrelerden pek çoğunun, sıra İslâm tarikatlarına gelince nasıl bir tavır ortaya koyduklarını hatırlamak, belki meselenin bir başka önemli veçhesini açıklamaya yetecektir.

Şimdi de, piyasaya yüzlercesi sürülen bu tür kitaplardan bir kaçını‎n isimlerine bakalım: Ruhun Yasaları‎, Tanrı‎ İle Sohbet, Üç Dakikalı‎k Meditasyon, Sessizliği Dinlemek, Işık Elçileri, Kahuna Şifacılığı, Hipnoz ve Meditasyon, Mutluluk Sanatı (Dalai Lama’nın görüşleri), Sadhana Yaşamın Kavranışı… vd.

Yüzyı‎llar boyunca tasavvuf terbiyesiyle “kendini tanı‎ma” tecrübesi yaş‏amış‎‏ bir toplumun ruhunu besleyen kaynaklarla teması‎ kesilince, baş‏ka bilgi kaynakları‎na yönelmesi, sosyo-psikolojik bir olgudur. Klâsik eserlerindeki mânevî beslenme kaynaklarıyla olan irtibatını‎ koparan insanlarımızdan bazıları, tıpkı dünyadaki emsalleri gibi, bir kısmı itibariyle çaresizlik içerisinde yeni tecrübeler yaşama aray‎‏ışı‎na girmekte, bir kısmı itibariye fantezi aramaktadır. Ne yazı‎ktı‎r ki, Uzakdoğu mistisizmine ait olup, Batı dillerinden Türkçe’ye tercüme edilen kitaplar, Bat‎ı insanı‎n‎ın mistik arayış‎‏lar‎ını‎n bize ithal edilmesi anlamı‎na da gelmektedir.

Uzakdoğu dü‏şünce ve inançları‎nı‎n yayı‎lması‎ maksad‎ıyla kaleme alı‎nan ve Budizm,
Hinduizm, Taoizm, Dalai Lama öğretileri ihtiva eden eserlerin genelinde İslâm’a ve diğer semavî dinlere aykırı dü‏şünce ve bâtıl inançlar yer almaktad‎ır. Allah, peygamber, melekler, âhiret, öِlüm vb. inanç unsurlarıyla ilgili ‏şüphe ve tereddütlerle bir kısım insan‎ımı‎zı‎n zihnini bulandıran bu eserler, ne yazı‎k ki denetimsiz bir biçimde yayg‎ın olarak okunmakta ve temel değerler hakkında yeterli bilgi sahibi olmayan insanlar‎ım‎ızı‎ etkilemektedir.

Bazıları da, son zamanlarda benzer maksatlar ve Uzak Doğu mistik akımlarıyla çok noktada kesişen Orta Çağ Hıristiyan Mistisizmine, büyüye, efsanelere dayalı muhtevalarla çevrilen filmler gibi, bu kitapları da, maddeci dayatmalar karşısında sanki manâya yer ve önem veren birer eser gibi algılayabilmektedir. Şimdilik sayıca az da olsa, bir kesim artı‎k büyük otellerin salonları‎nda meditasyon seanslar‎ına katılmakta, bir insanı tanrı derecesine çıkarıp ona secde etmekte ve reenkarnasyon (ruhların değişik cesetlerde dolaşması) gibi sapık inançlara kapılabilmektedir.

Önce, insanlık manevî temellerinden mahrum bırakıldı ve bunun yerine ikame edilmeye çalışılan bilimin ve bilimselliğin, insanın bütün ihtiyaçlarını gidereceği gibi vehimlerle aldatıldı. Bunun bir serap olduğu görülünce, bu defa ona manâ ve manevî-ruhî tatmin adına başka seraplar sunulmakta ve o, bugün dünya insanlığının karşısında tek alternatif olarak duran İslâm’dan ne pahasına olursa olsun uzak tutulmaya çalışılmaktadır.

Söz konusu yayın ve akımların altında şüphesiz bu türden maksat olduğu gibi, Uzak Doğulu bazı merkezlerin, maneviyattan tecridin meydana getirdiği boşluktan faydalanma arzu, plan ve teşebbüsleri de yatmaktadır. Oysa, insanı‎ Yarat‎ıcı’‎dan koparan, onun Yaratıcı’ya mutlak surette muhtaç olduğu gerçeğini yok sayan inanç yahut düşünceler, doğrudan insan fıtratına ters anlayış‎‏lardı‎r. İnsana hak etmediği ve kaldıramayacağı bir yükü yükleyerek, onun her‏ şeyi yapabileceği ve bu gücün onda var olduğu varsay‎ımı‎yla yola çı‎kan dünya göِrüş‏leri, insanı‎ mutlu k‎ılmak yerine, ona daha çok istek ve talep yükü yükleyerek, onun mutsuzluğunu derinleştirecektir. Nasıl bir zaman bilime böyle bir fonksiyon yüklenmiş ve insanlar, bilimin, fennin her problemi çözeceği büyüsüne kapılmışsa, bugün de benzer maksatlı bir büyü karşısında olduğumuz açıktır.

Modern dünyanı‎n mutsuz insan‎ı, kendisini mutlu kı‎lacak kaynakları ararken, çare diye önüne konan her şeyin peşine düşebilmektedir. Eğitim sisteminden kaynaklanan arızalardan ve bilgi kaynaklar‎ından yoksun olman‎ın da verdiği boşluklardan istifade eden bir takı‎m çevreler de, aray‎ış içerisindeki insan‎ım‎ızı‎ yoğun bir yay‎ın ve bilgi bombardı‎manı‎na maruz b‎ırakmaktadır‎‏lar. Dinî inanç ve kabulleri dış‎‏layarak ve insana arad‎ığı her ş‏eyin kendisinde bulunduğu vehmiyle, batıl anlayış ve ritüelleri dayatanlar, “yaln‎ız insan”ı‎n zihnini buland‎ırmayı‎, her geçen gün daha büyük bir iştahla sürdürmektedirler.
Bu hususta bize düş‏en en önemli vazife, öncelikle insanımızı millî ve mânevî değerlerinden kaynaklanan ve tamamen kendi kültürümüze ait bulunan bilgilerle donatmaktır. Bu maksatla, temel İslâmî esaslar ekseninde, insanı‎mı‎za muhtaç olduğu ahlâkî ve manevî değerleri kazandı‎rmak büyük önem arz etmektedir.

Ülkemizde gerçekleş‏tirilecek kişisel gelişim çal‎‏ışmalar‎ında, Batı‎ kaynakl‎ı ve Uzakdoğu kِökenli yayınları‎n ş‏ablonlar‎ına itibar etmeden, her kültürün kendine özgü telâkkilerinin bulunduğu gerçeğinden de hareketle, bize has ve bize ait değerler üzerinde durulması bir zarurettir. Bu tür çal‎‏ışmaları‎ geliş‏tirmek ve bunlar‎ı, mant‎ığını‎ ve ‏şematik yapı‎sı‎nı‎ kendi gerçeklerinden alan bir alternatif arayış‎‏ olarak ortaya koymak, insan‎ımızın öz güven duygusunu da pekiş‏tirecektir.
İnsanı zübde-i âlem olarak gören, hattâ âlemi, bir açıdan insanın kendi benliğini keşfetmesi adına değerlendiren anlayış bizdedir; insanın gerçek manevî anatomisi bizde çıkarılmıştır; onun gerçek mutluluğunun şaşırtmaz yolu bizde çizilmiş ve bu yol, asırlarca yüzbinler tarafından izlenen bir şehrah halini almıştır. Önümüzde kaç asra dayanan tecrübeler birikimi vardır. Öyleyse, evimizin temelindeki hazineyi binlerce kilometre uzakta aramak ve sonra da hazine adına kalp, sahte ve yanıltıcı, hem de çürümüş gömülere takılmak niye?

Kaynaklar
Brunel, Henri (2001), Kedi Metodu, çev: Birsel Uzma, Çiviyazı‎ları Yay.
O’Connor, Joseph; McDermott, lan (2001), NLP’nin İlkeleri, Sistem Yay., İst.
Peale, Norman Vincent (1998), Olumlu Düş‏ünmenin Gücü, Çev: Şahin Cüceloğlu, Sistem Yay. İst.
Tolle, Eckhart (2001), Şimdi’nin Gücü, Çev: Semra Ayanba‏‎, Akasa Yay., İst.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Hafızadaki yüzler resme döküldü

Kanada’nın Toronto Scarborough Üniversitesi’ndeki nörologlar, elektroensefalografi (EEG) verilerine otomatik öğrenme (machine learning) tekniği uygulayarak “hafızadaki yüzleri resme dökmeyi” başardı.

Araştırmayı yöneten Prof. Dr. Adrian Nestor, “Bu çalışmadaki yenilik, EEG verileri ve otomatik öğrenme tekniğini kullanarak katılımcının görsel deneyiminin tahmini bir temsilini yeniden yaratmak” dedi.

Nestor, gönüllü katılımcının kafasına yerleştirilen EEG’nin verilerine ışık tutulduğunu belirtirken, “İnsan yüzü gibi zihinsel temsilleri algıladığımız biçimiyle yeniden oluşturmaya çalıştık” diye konuştu.

Scarborough Üniversitesi’nde EEG verileri üzerine araştırmalar yapan Dr. Dan Nemrodov ise ilk başta bu teknikle hafızadaki yüzlerin resme döküleceğine” ihtimal vermediğini anlattı, “Nestor bana geldiğinde ona bunun zor olacağını ama deneyebileceğimizi söyledim. Sonuçta o kazandı, ben kaybettim. Teknik gayet iyi çalışıyor” dedi.

Yapılan araştırmanın videosu aşağıdadır:

Kaynak: bbc türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Çinli Şirket az adım atan çalışana para cezası veriyor

Çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesen şirket eleştirildi.

Çin’de ayda 180 bin adımdan az atan çalışanlarına para cezası veren şirket eleştirilerin hedefinde. Information Times gazetesine göre Guangzhou’da bir emlakçı, çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesiyor.

Gazeteye konuşan şirketin çalışanlarından biri, sürekli fazla mesaiye kalmaları gerektiği için çalışma saatleri dışında 6 saat atma imkanlarının olmadığını söylüyor:

“Şirketin daha fazla egzersiz yapmamızı istemesini anlıyorum ama şimdi adım hedefini tutturmak için yürümekten uyumaya yeterli vakit ayıramıyorum.”

Yerel bir hukuk firmasında çalışan Liu Fengmao, şirketin çalışanların attıkları adımı bir performans göstergesi olarak takip etmesinin yasal bir temeli olmadığını ve bu kuralın ilerde işveren için sorun çıkarabileceğini belirtiyor.

Liu’ya göre işçiler mesai saatleri dışında yürümeleri gerektiğinde bunun fazla mesai olduğunu söyleyebilir veya yürüyüş sırasında sakatlık yaşadıklarında bunu çalışma sırasında yaşanan bir iş kazası olarak gösterebilir.

Information Times’a göre Guangzhou’daki emlakçı çalışanlarına bu tip bir kural getiren ilk şirket değil.

Ocak 2017’de teknoloji şirketi Congqing çalışanlarının günde 10 bin adım atmasını talep etmişti. Chongqing Evening Post gazetesi şirketin bu kriteri bir performans ölçütü olarak kullandığını yazmıştı.

“Şirket, maaşlardan kesinti yapmak için bahane arıyor”

Sosyal medya sitesi Sina Weibo’da da kullanıcılar Guangzhou’daki emlakçının bu uygulamasını şaşkınlıkla karşıladı. Bir kullanıcı “Şirket çalışanlarının maaşlarından kesinti yapmak için bahane arıyor” ifadelerini kullandı.

Bazı kullanıcılar ise kararı “Bu uygulama çalışanları sağlıklı kılar” ifadeleriyle destekledi.

Kaynak: BBC Türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Bağlanma korkusu: Neden bazıları “ıssız insan” olmayı seçer?

İnsanın sosyal etkileşimi, temel bir ihtiyaç. Peki neden bazı insanlar, başka insanlardan kaçar? Bağlanma korkusunun mekanizması nasıl çalışır? Bağlanamayanları anlamak için yararlı bir yazı…

Flörtleşme döneminde bir çoğumuzun başına gelmiştir: biriyle görüşüyorsunuz, beraber vakit geçirmeyi seviyorsunuz ve birbiriniz tanımaya çalışıyorsunuz. Aranızdaki ilişki doğru yönde gidiyor gibi duruyor, ancak bu ilişkinin adını koymak istediğinizi belirttiğiniz anda durum birden değişiyor. Görüştüğünüz kişi sorularınıza daha kaçamak cevaplar vermeye başlıyor ve mesajlarınıza daha az geri dönüş yapıyor. Gelecek ile ilgili bir plan yaptığınızda konuyu değiştirmeye çalışıyor.

Karşılıklı oturduğunuzda ve “neler oluyor?” diye sorduğunuzda büyük ihtimalle “bağlanmaktan korkuyorum” veya buna benzer bir cevap alacaksınız.

Bazıları için bu konuşma daha geç de gerçekleşebilir. Artık bir ilişki içindesinizdir, ancak ilişkiniz daha da ciddileşmeye başlayınca partneriniz sizden uzaklaşabilir. Bunun üzerine kendinizi “ne oldu öyle” diye düşünürken bulabilirsiniz.

“Bağlanmaktan korkmak teriminin sık sık kullanıldığını duyarız ama aslında bu ne anlama geliyor? Huffington Post’tan Kelsey Borresan bu sorunun cevabını öğrenmek için uzmanlarla görüştü.

Eğer biri size “bağlanma sorunlarından” bahsediyorsa yakınlık kurmaktan ve ilişkinizin çok hızlı ilerlemesinden rahatsız oluyordur.

“Sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir”

Psikolog Samantha Rodman bu konu ile ilgili olarak “ Sizi seviyor olabilir, hatta size aşık bile olabilir ancak sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir” diyor.

“Bağlanma sorununun” kökleri korkulara, inançlara hatta kişinin aile hayatında veya daha önceki ilişkilerinde yaşadığı kötü tecrübelere dayanıyor olabilir. (Örneğin çocukluğunda anne ile babasının kavgalı bir boşanma yaşamasına tanık olmuş olabilir)

Unutmamak gereken bir başka detay ise her insanın nihai amacının uzun bir ilişki olmadığı.

“Bir ilişkinin içinde sıkışıp kalmaktan korkuyor veya büyük kararlar vermekte zorlanıyor olabilirler” diyor psikolog Ryan Howes ve ekliyor; “ Belki de geçmişte kendileri ile uyumlu olmayan insanlarla ilişki yaşamışlardır veya ilişkileri beklemedikleri bir şekilde aniden bitmiş, bu yüzden de kendilerini reddedilmiş hissetmişlerdir”. Howes bu konu hakkındaki düşüncelerini “Tipik olarak bağlanmakta korkan insanlarda geçmişten gelen bir korku vardır ve bu korku genel olarak ilişkilerinin bitmesine sebep olur” diyerek özetliyor.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız”

Bir başka olasılık ise karşınızdaki kişinin size karşı olan ilgisini kaybettiği ve “bağlanma sorunlarını” ilişkinizi sonlandırmak için kullanıyor olması. Bu gerekçe gerçek olsa da olmasa da bunu görüştüğünüz kişinin artık sizinle bir ilişki yaşamak istemediğine dair bir sinyal olarak algılamalısınız.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız. Bazı insanlar bunu ciddiye almıyor ve bir süre sonra karşılarındaki kişinin istediğinin evlilik veya beraber yaşamak olmadığını fark edince hayal kırıklığına uğruyor” diyor Rodman.

Bağlanmaktan korkan insanlar bazen size karışık sinyaller verebilirler. İlişkinizin bir sonraki adımının ne olduğunu konuştuğunuzda farklı cevaplar verdiğini hissedebilirsiniz. Tahminen sizinle bir sene sonrası için tatil planı yapmayacaklardır. Bazen arkadaşları etrafında geçirdiğiniz zamanı bile kısıtlayabilirler ki ilişkiniz biterse arkadaşlarına çok bağlanmış olmayın.

“Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir

Howes bağlanma sorunu olan insanların kavgadan kaçınmak için sorunların kendi kendisini çözmesini beklediğini, fakat aynı zamanda da bağlanmaktan korktukları için ilişkiyi bitirmeye hazır olduklarını ifade ediyor. “İçlerinde sürekli çatışıyorlar” diyor Howes.

Rodman ise “Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir. Bu sebepten dolayı partnerlerine açılmaları zor olabilir.” diyor.

Kaynak: t24

Okumaya devam et
Advertisement

TREND