Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Niçin erkek liderler daha fazla?

Erkek egemenliği iş dünyasında da oldukça etkili. Peki neden erkek liderler kadınlardan daha fazla? Erkekler daha mı zeki yoksa tüm bunlar psikolojinin bir oyunu mu? İşte liderlik üzerine karşılaştırmalı tespitler…

Erkek egemenliği iş dünyasında da oldukça etkili. Peki neden erkek liderler kadınlardan daha fazla? Erkekler daha mı zeki yoksa tüm bunlar psikolojinin bir oyunu mu? İşte liderlik üzerine karşılaştırmalı tespitler… 

Bu Kadar Beceriksiz Adam Nasıl Lider Oluyor?

Kadınların yönetimde yeterince temsil edilmemesinin üç popüler açıklaması var: (1) Yetkin değiller; (2) ilgili değiller; (3) hem ilgili hem de yetkinler, ancak görünmez duvarları kıramıyorlar: Yani kadınları iktidar rütbelerine erişmekten alıkoyan basmakalıp önyargılara dayalı görünmez kariyer engellerini aşamıyorlar. Muhafazakarlar ve şovenistler bunlardan birinci şıkkı destekliyor; liberaller ve feministler üçüncüyü tercih ediyor; ortada bir yerlerde olanlarsa genelde ikinciye meylediyorlar. Peki ya bunların hiçbiri büyük resmi göremiyorsa?

Bana kalırsa, yönetimdeki cinsiyet eşitsizliğinin temel nedeni, güven ve yetkinlik arasındaki ayrımı yapamıyor oluşumuz. Yani, biz (genel olarak insanlar) özgüven işaretlerini genellikle yetkinlik işareti olarak yorumluyoruz. Dolayısıyla erkeklerin kadınlardan daha iyi liderler olduğu yanılgısına düşüyoruz. Başka bir deyişle, söz konusu liderlik olduğunda, (Arjantin’den Norveç’e; Amerika’dan Japonya’ya) erkeklerin kadınlara karşı tek avantajı, kibrin karizma veya cazibe maskesi altında dışavurumunun genellikle liderlik potansiyeliyle karıştırılması ve bu durumun kadınlardan ziyade erkeklerde daha sık vuku bulması.

Bu düşünce, liderleri olmayan grupların benmerkezci, kendine aşırı güvenen ve narsist bireyleri lider olarak seçmeye doğal bir eğilim gösterdiği bulgusuyla uyumlu. Bu kişilik özellikleri ise kadın ve erkeklerde aynı miktarlarda bulunmuyor. Aynı şekilde Freud, liderliğin psikolojik sürecinin, takipçi olarak niteleyebileceğimiz bir grubun kendi narsistik eğilimlerinin liderinkiyle yer değiştirmesi yoluyla gerçekleştiğini öne sürüyor. Lidere duydukları sevgi, kendilerine besledikleri sevginin kılık değiştirmiş hali oluyor veya kendilerini sevmeyi beceremedikleri için bunun yerine lidere besledikleri sevgiyi koyuyorlar. Freud şöyle söylüyor: “Başka bir insanın narsistliği, kendi narsistliğinden feragat edenlere çok cazip gelir… Onların içerisinde bulunduğu mutluluk haline adeta imreniriz.”

Gerçek şu ki dünyanın hemen hemen her yerinde, erkekler kadınlardan daha zeki olduklarını düşünme eğilimi gösterir. Bununla beraber, kibir ve aşırı güven liderlik yeteneğiyle ters orantılıdır. Liderlik, yüksek performanslı ekipler kurma ve yönetme, takipçilerin kendi kişisel gündemlerini grubun ortak çıkarları uğruna geri plana atmaları için onlara ilham verme yeteneği gerektirir. Aslına bakılırsa spor, politika veya iş dünyasındaki en iyi liderler genellikle alçakgönüllü oluyor. İster doğuştan deyin, ister çevre etkisi deyin, alçakgönüllülük erkeklerden ziyade kadınlar arasında daha yaygın bulunuyor. Örneğin kadınlar duygusal zekada erkeklerden üstün ki bu da mütevazı davranışların güçlü bir belirleyicisi. Dahası, 26 kültürde 23 binden fazla katılımcıyla kişilik üzerindeki cinsiyet farklılıklarına yönelik kantitatif araştırmalar da kadınların erkeklerden daha hassas, düşünceli ve alçakgönüllü olduğunu gösteriyor. Muhtemelen sosyal bilimlerde sezgisel karşıtlığı en düşük bulgu budur. Kişiliğin karanlık yüzüincelendiğinde daha da net bir resim ortaya çıkıyor: Örneğin 40 ülkede ve hemen her sektörden binlerce yöneticiyi kapsayan normatif veriler, erkeklerin kadınlardan daha kibirli, daha hileci ve riske meyilli olduğunu gösteriyor.

Erkek yöneticilerin kurumsal veya politik basamaklarda en tepeye yükselmelerini sağlayan aynı psikolojik özelliklerin aslında buradan düşmelerinden de mesul olduğunu gösteren paradoksal çıkarımlar bulunuyor. Başka bir deyişle, işi kapmak için gereken,işi iyi yapmak için gerekenden sadece farklı olmakla kalmayıp, tam tersini oluşturuyor. Sonuç olarak, yetkin olmayan çok fazla kişi yönetime terfi ediyor; hatta yetkin kişiler yerine terfi alıyor.

Şaşırmamak gerekiyor ki “lidere” ilişkin mitolojik imge, narsizm (Steve Jobs veya Vladimir Putin), psikopatlık (en sevdiğiniz despotun adını buraya yazın), histrionik olma hali (Richard Branson veya Steve Ballmer) veya Makyavelyan kişilikler (herhangi bir politikacı) gibi karakter bozukluklarını içerisinde barındırıyor. Asıl üzücü olanı, bu mitolojik figürlerin ortalamaya yöneticiyi temsil etmiyor oluşu değil; ortalama yöneticinin tam da bu karakter özellikleri yüzünden başarısız olacağıdır.

Aslına bakılırsa, gerek siyasette, gerek iş dünyasında çoğu yönetici başarısız olur. Bu her zaman böyle olmuştur: Yaşam sürelerine, gelirlerine; destek oranlarına veya vatandaşları, çalışanları, astları veya üyeleri üzerindeki etkilerine bakacak olursak ulusların, şirketlerin, toplumların ve organizasyonların çoğu iyi yönetilemiyor. İyi liderlik norm değil, daima istisna olmuştur.

Dolayısıyla, kadınların “işe asılmasına” dair son dönemdeki tartışmaların, bu işlevsiz liderlik özelliklerini benimsemelerine odaklanması beni şaşırtıyor. Evet, çoğu zaman bu insanları kendimize lider olarak seçiyoruz; ama illa ki böyle mi olması gerekiyor?

Etkili liderlik için gerçekten avantajlı çoğu karakter özelliğine, yönetim yeteneğiyle diğerlerini etkilemeyi başaramayan kişilerde daha yaygın rastlanıyor. Bu özellikle de kadınlar için geçerli. Üstelik artık kadınların erkeklerden daha etkin liderlik stratejileri benimsediğine dair ciddi bilimsel kanıtlar da bulunuyor. Çalışmalar kapsamlı bir biçimde gözden geçirildiğinde, en göze çarpanı Alice Eagly ve çalışma arkadaşlarının araştırması: Kadın yöneticiler, takipçileri tarafından daha fazla saygı görme ve gurur kaynağı olma eğilimi gösteriyor; vizyon iletişimini daha etkili bir biçimde yapıyor; astlarına daha fazla yetki veriyor ve akıl hocalığı yapıyor; sorun çözmeye daha esnek ve yaratıcı yaklaşmanın yanında altında çalışanları daha adil ödüllendiriyor. Bunların tümü “dönüştürücü liderlik” özellikleri olarak anılıyor. Buna karşın, erkek yöneticiler istatiksel olarak astlarıyla daha az bağ kurma eğilimi gösteriyor; gerçek performansa ilişkin ödüllendirmede nispeten daha acemi davranıyorlar. Bu bulgular her ne kadar kadınların lider olarak seçilebilmesi için daha yetkin ve kalifiye olmasını gerektiren bir örneklem önyargısını yansıtıyor olsa da, bu önyargı ortadan kalkmadıkça doğruluğunu bilemeyiz.

Özetleyecek olursak, kadınlar için liderlik pozisyonlarına giden yolun, çok kalın bir görünmez duvarla beraber pek çok engelle dolu olduğunu inkar edemeyiz. Ancak çok daha büyük bir sorun, beceriksiz adamların önünde kariyer engelleri bulunmaması ve ortalama erkeği, ortalama kadından daha beceriksiz bir lider haline getiren psikolojik özellikleri liderlikle bir tutma eğilimi gösterildiği gerçeğidir. Sonuç ise herkesin zararına; kadınlar yetkinliği için cezalandırılırken, yetkin olmayan erkekleri ödüllendiren patolojik bir sistem.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Hafızadaki yüzler resme döküldü

Kanada’nın Toronto Scarborough Üniversitesi’ndeki nörologlar, elektroensefalografi (EEG) verilerine otomatik öğrenme (machine learning) tekniği uygulayarak “hafızadaki yüzleri resme dökmeyi” başardı.

Araştırmayı yöneten Prof. Dr. Adrian Nestor, “Bu çalışmadaki yenilik, EEG verileri ve otomatik öğrenme tekniğini kullanarak katılımcının görsel deneyiminin tahmini bir temsilini yeniden yaratmak” dedi.

Nestor, gönüllü katılımcının kafasına yerleştirilen EEG’nin verilerine ışık tutulduğunu belirtirken, “İnsan yüzü gibi zihinsel temsilleri algıladığımız biçimiyle yeniden oluşturmaya çalıştık” diye konuştu.

Scarborough Üniversitesi’nde EEG verileri üzerine araştırmalar yapan Dr. Dan Nemrodov ise ilk başta bu teknikle hafızadaki yüzlerin resme döküleceğine” ihtimal vermediğini anlattı, “Nestor bana geldiğinde ona bunun zor olacağını ama deneyebileceğimizi söyledim. Sonuçta o kazandı, ben kaybettim. Teknik gayet iyi çalışıyor” dedi.

Yapılan araştırmanın videosu aşağıdadır:

Kaynak: bbc türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Çinli Şirket az adım atan çalışana para cezası veriyor

Çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesen şirket eleştirildi.

Çin’de ayda 180 bin adımdan az atan çalışanlarına para cezası veren şirket eleştirilerin hedefinde. Information Times gazetesine göre Guangzhou’da bir emlakçı, çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesiyor.

Gazeteye konuşan şirketin çalışanlarından biri, sürekli fazla mesaiye kalmaları gerektiği için çalışma saatleri dışında 6 saat atma imkanlarının olmadığını söylüyor:

“Şirketin daha fazla egzersiz yapmamızı istemesini anlıyorum ama şimdi adım hedefini tutturmak için yürümekten uyumaya yeterli vakit ayıramıyorum.”

Yerel bir hukuk firmasında çalışan Liu Fengmao, şirketin çalışanların attıkları adımı bir performans göstergesi olarak takip etmesinin yasal bir temeli olmadığını ve bu kuralın ilerde işveren için sorun çıkarabileceğini belirtiyor.

Liu’ya göre işçiler mesai saatleri dışında yürümeleri gerektiğinde bunun fazla mesai olduğunu söyleyebilir veya yürüyüş sırasında sakatlık yaşadıklarında bunu çalışma sırasında yaşanan bir iş kazası olarak gösterebilir.

Information Times’a göre Guangzhou’daki emlakçı çalışanlarına bu tip bir kural getiren ilk şirket değil.

Ocak 2017’de teknoloji şirketi Congqing çalışanlarının günde 10 bin adım atmasını talep etmişti. Chongqing Evening Post gazetesi şirketin bu kriteri bir performans ölçütü olarak kullandığını yazmıştı.

“Şirket, maaşlardan kesinti yapmak için bahane arıyor”

Sosyal medya sitesi Sina Weibo’da da kullanıcılar Guangzhou’daki emlakçının bu uygulamasını şaşkınlıkla karşıladı. Bir kullanıcı “Şirket çalışanlarının maaşlarından kesinti yapmak için bahane arıyor” ifadelerini kullandı.

Bazı kullanıcılar ise kararı “Bu uygulama çalışanları sağlıklı kılar” ifadeleriyle destekledi.

Kaynak: BBC Türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Bağlanma korkusu: Neden bazıları “ıssız insan” olmayı seçer?

İnsanın sosyal etkileşimi, temel bir ihtiyaç. Peki neden bazı insanlar, başka insanlardan kaçar? Bağlanma korkusunun mekanizması nasıl çalışır? Bağlanamayanları anlamak için yararlı bir yazı…

Flörtleşme döneminde bir çoğumuzun başına gelmiştir: biriyle görüşüyorsunuz, beraber vakit geçirmeyi seviyorsunuz ve birbiriniz tanımaya çalışıyorsunuz. Aranızdaki ilişki doğru yönde gidiyor gibi duruyor, ancak bu ilişkinin adını koymak istediğinizi belirttiğiniz anda durum birden değişiyor. Görüştüğünüz kişi sorularınıza daha kaçamak cevaplar vermeye başlıyor ve mesajlarınıza daha az geri dönüş yapıyor. Gelecek ile ilgili bir plan yaptığınızda konuyu değiştirmeye çalışıyor.

Karşılıklı oturduğunuzda ve “neler oluyor?” diye sorduğunuzda büyük ihtimalle “bağlanmaktan korkuyorum” veya buna benzer bir cevap alacaksınız.

Bazıları için bu konuşma daha geç de gerçekleşebilir. Artık bir ilişki içindesinizdir, ancak ilişkiniz daha da ciddileşmeye başlayınca partneriniz sizden uzaklaşabilir. Bunun üzerine kendinizi “ne oldu öyle” diye düşünürken bulabilirsiniz.

“Bağlanmaktan korkmak teriminin sık sık kullanıldığını duyarız ama aslında bu ne anlama geliyor? Huffington Post’tan Kelsey Borresan bu sorunun cevabını öğrenmek için uzmanlarla görüştü.

Eğer biri size “bağlanma sorunlarından” bahsediyorsa yakınlık kurmaktan ve ilişkinizin çok hızlı ilerlemesinden rahatsız oluyordur.

“Sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir”

Psikolog Samantha Rodman bu konu ile ilgili olarak “ Sizi seviyor olabilir, hatta size aşık bile olabilir ancak sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir” diyor.

“Bağlanma sorununun” kökleri korkulara, inançlara hatta kişinin aile hayatında veya daha önceki ilişkilerinde yaşadığı kötü tecrübelere dayanıyor olabilir. (Örneğin çocukluğunda anne ile babasının kavgalı bir boşanma yaşamasına tanık olmuş olabilir)

Unutmamak gereken bir başka detay ise her insanın nihai amacının uzun bir ilişki olmadığı.

“Bir ilişkinin içinde sıkışıp kalmaktan korkuyor veya büyük kararlar vermekte zorlanıyor olabilirler” diyor psikolog Ryan Howes ve ekliyor; “ Belki de geçmişte kendileri ile uyumlu olmayan insanlarla ilişki yaşamışlardır veya ilişkileri beklemedikleri bir şekilde aniden bitmiş, bu yüzden de kendilerini reddedilmiş hissetmişlerdir”. Howes bu konu hakkındaki düşüncelerini “Tipik olarak bağlanmakta korkan insanlarda geçmişten gelen bir korku vardır ve bu korku genel olarak ilişkilerinin bitmesine sebep olur” diyerek özetliyor.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız”

Bir başka olasılık ise karşınızdaki kişinin size karşı olan ilgisini kaybettiği ve “bağlanma sorunlarını” ilişkinizi sonlandırmak için kullanıyor olması. Bu gerekçe gerçek olsa da olmasa da bunu görüştüğünüz kişinin artık sizinle bir ilişki yaşamak istemediğine dair bir sinyal olarak algılamalısınız.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız. Bazı insanlar bunu ciddiye almıyor ve bir süre sonra karşılarındaki kişinin istediğinin evlilik veya beraber yaşamak olmadığını fark edince hayal kırıklığına uğruyor” diyor Rodman.

Bağlanmaktan korkan insanlar bazen size karışık sinyaller verebilirler. İlişkinizin bir sonraki adımının ne olduğunu konuştuğunuzda farklı cevaplar verdiğini hissedebilirsiniz. Tahminen sizinle bir sene sonrası için tatil planı yapmayacaklardır. Bazen arkadaşları etrafında geçirdiğiniz zamanı bile kısıtlayabilirler ki ilişkiniz biterse arkadaşlarına çok bağlanmış olmayın.

“Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir

Howes bağlanma sorunu olan insanların kavgadan kaçınmak için sorunların kendi kendisini çözmesini beklediğini, fakat aynı zamanda da bağlanmaktan korktukları için ilişkiyi bitirmeye hazır olduklarını ifade ediyor. “İçlerinde sürekli çatışıyorlar” diyor Howes.

Rodman ise “Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir. Bu sebepten dolayı partnerlerine açılmaları zor olabilir.” diyor.

Kaynak: t24

Okumaya devam et
Advertisement

TREND