Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Neden bu kadar sinirliyiz?

Öfkeli bir ruh hali hem kendi bünyesine hem de çevresine zarar verir. Eğer son zamanlarda olup olmadık konularda anlık öfke patlamaları yaşıyorsanız, öfkenizi kontrol etmeyi öğrenmelisiniz. “Sinirlilik” ile ilgili araştırmayı yapan Harvard Üniversitesindeki bilim insanları, sinirlilik halinin “karakteristik davranış” sınıfıntan çıkartılıp hastalık sınıfına konmasını söylüyor.

sinirlerine hakim ol, neden bu kadar sinirliyiz, insan neden sinirlenir
Öfkeli bir ruh hali hem kendi bünyesine hem de çevresine zarar verir. Eğer son zamanlarda olup olmadık konularda anlık öfke patlamaları yaşıyorsanız, öfkenizi kontrol etmeyi öğrenmelisiniz. “Sinirlilik” ile ilgili araştırmayı yapan Harvard Üniversitesindeki bilim insanları, sinirlilik halinin “karakteristik davranış” sınıfıntan çıkartılıp hastalık sınıfına konmasını söylüyor. 

SİNİRLERİNE HAKİM OL

Asıl soru; niye bu kadar sinirli olduğumuz aslında.

2006 yılında Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre birçok erkek, o kadar sinirli bir yapıya sahip ki, artık bunun ‘karakteristik davranış’ sınıfından çıkarılıp ‘hastalık’ sınıfına konması gerekiyor. Bu hastalığın tıp literatüründe ismi de var tabii ki: ‘Aralıklı taşkınlık rahatsızlığı.’

Bu rahatsızlık 1980’lerden beri tıp literatüründe var aslında ama Harvard Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre bu rahatsızlık toplum içerisinde tahmin edilenden çok daha yaygın. Araştırma, neredeyse her on erkekten birinin aşırı agresiflik örneği sergilediğini, bazen de herhangi bir mala veya cana zarar verme ihtimali doğuracak kadar öfkelendiklerini ortaya koyuyor. Ek bir not daha: Bu rahatsızlık kadınlarda erkeklere göre yarı yarıya daha az görülüyor.

Harvard’daki araştırmada yöneticilik görevini üstlenmiş olan Dr. Ronald Kessler; “Bu kadar çarpıcı sonuçlara ulaşabileceğimizi hiç tahmin etmemiştik. İnsanlar öfkenin çok büyük bir problem olmadığını düşünüyor ama bu durumun çok ciddi ve karmaşık etkileri var. Aralıklı taşkınlık rahatsızlığı ile karşı karşıya olan kişiler genellikle boşanmış, kendileriyle aynı eğitime sahip olan kişilerden daha kötü şartlar altında çalışan veya nispeten daha az arkadaşa sahip insanlar oluyor” diyor.

Dışarıdan bakınca bu rahatsızlığın belirtilerini görmek oldukça kolay aslında… Sıkışık bir trafikte ilerlerken diğer sürücüye delicesine küfreden, maç izlerken kaçan gol yüzünden eline geçirdiği şeyleri oraya buraya fırlatan veya sokaktan aldığı bir yiyeceğin tuzu az diye satıcıya esip gürleyen insanlar, bu rahatsızlığın belirtilerini ayan beyan gösteriyor demektir. Fakat bu hastalığın geri planında birkaç kontrolsüz davranıştan başka şeyler de var. Eğer haftada birkaç kere kendinizden geçercesine öfkeleniyorsanız, tepeniz ikide bir atıyorsa, büyük bir ihtimalle bu rahatsızlıktan muzdaripsinizdir.

Aralıklı taşkınlık rahatsızlığı çeşitli tartışmaları da beraberinde getiriyor. Bu tartışmalar sürerken öfkenin insan sağlığı üzerinde yaratacağı etkilerle ilgili endişeler de artıyor. Hofstra Üniversitesi’nde öfke üzerine araştırmalar yapan Dr. Howard Kassinove; “Öfke sigara içmek gibidir. Kısa vadede kendinizi iyi hissedersiniz ama konuyu asıl uzun vadede değerlendirmek gerekir. O zaman gördüğünüz de öfkeden dolayı kalp hastalıklarına yakalanma veya kalp krizi geçirerek ölme riskinin yükseldiğidir. İnsanlar öfkelenmeyi maçolukla, erkeklikle, delikanlılıkla bağdaştırıyor ama yaşamak, çok daha erkekçe bir davranıştır” diyor.

ATM’nin önündeki uzun kuyruğa homurdanmak ve sırayı bozmaya çalışanı uyarmak, nasıl ki makul bir davranışsa; aynı kuyrukta bağırıp çağırmak, hakaretler yağdırıp küfürler etmek, kontrolsüz davranışlarda bulunmak da bir o kadar kabul edilemezdir. Bir kişinin yaşadığı öfke patlamalarının sıklığı dışında, bu kişinin öfke anında kullandığı sözlerin orantısızlığı ve aşırılığı da aralıklı taşkınlık rahatsızlığının önemli belirtileri arasında yer alır. Michael Douglas’ın ‘Sonun Başlangıcı’ (Falling Down) adlı filmde canlandırdığı karakteri bir hatırlayın: Sıcak bir yaz günü, kilitlenmiş trafiğin tam ortasında, içi fırın gibi kavrulan arabasında direksiyon sallamaktan çok oturarak evine gitmeye çalışan sıradan bir adam olan William Foster, arabasını köprü trafiğinin ortasında bırakıp yüzerek karşıya geçmeye karar verir. Sonunda kentin içine dalarak dehşet saçmaya başlar. Bu kadar uç olmasa da, günlük hayatta buna benzer davranışlar sergileyen birçok insan var aslında. En basitinden birçoğumuz satıcılarla ağız dalaşına tutuşmuyor muyuz zaman zaman? İşte öfkelenmek de, mantıklı ve makul görülen bir meselenin etkisi altında saldırıya geçmek gibi bir şey. İnsan bu süreci izler, bütün bunların gerçekleştiğinin de farkındadır ama yine de kendine engel olamaz.

Kendinizi tehdit altında hissettiğiniz zaman beyninizdeki algı bölgeleri, sempatetik sinir sistemindeki ‘savaş ya da kaç’ tepkisini uyararak harekete geçirir. Göğsümüzü şişirir, dişlerimizi bileyleriz; saldırgan taraf da ya kaçar ya da kalır ve bizimle kavgaya tutuşur. Sonuçta kazanan taraf tektir. Şu da var ki, günümüz koşullarında böylesi olaylar pek yaşanmıyor. Gözümüzü korkutan şeyler genellikle soyut ve dolaylı yoldan bizi etkileyen şeyler oluyor. Mesela e-postalar, imalı laflar veya maaşın geç yatması…

Bazı insanlar belli başlı tehlikeleri önceden hissedip değerlendirmede o kadar da iyi değil. Chicago Üniversitesi’nde görev yapan Dr. Coccaro, laboratuvarında yüz ifadelerinin test edildiği bir araştırma gerçekleştirdi. Bu araştırmaya göre aralıklı taşkınlık rahatsızlığı yaşayan insanlar, art niyetli olmayan bir ifadeyi tam tersi şekilde algılayabiliyor ve böylece ufukta bir tehlike veya tehdit olmasa bile kendilerini olumsuz düşüncelere kaptırıyor. Bir başka çalışma ise korumacı ve savunmacı yapılarından ötürü erkeklerin, diğer insanların gösterdiği öfke ifadeleri ve ünlemlerini çok daha hızlı bir şekilde fark edebildiğini ortaya koyuyor. Bu iki araştırmanın sonuçları bir araya getirildiğinde ise sinirli erkeklerin, neden tüm dünya kendilerine karşıymış gibi düşündüklerini anlamak pek zor olmuyor.

Duygulardan, yüz ifadelerinden, vücut dilinden veya konuşurken sözcüklere yapılan vurgulardan çeşitli ipuçları edinerek yaşananları / anlatılanları bir şeylere bağlayabiliyoruz. Öfke bozukluğu yaşayan insanlar ise tüm bu ipuçlarını doğru şekilde yakalayamıyor. Bu kişiler genellikle olayları olumsuz bir şekilde değerlendiriyor.

Öfkeyi algılamak denklemin sadece bir parçası aslında… Diğer parçası ise karşılaştığımız tehlike karşısında ne gibi bir davranış örneği sergilediğimiz. Birçoğumuz, beynimizin, “eline bir sopa al ve karşındakini bir güzel patakla” emrini dizginleyebiliyor. Bazı kişiler ise bunu beceremiyor. Bunun suçlusu da düşük serotonin seviyesi… Serotonin seviyesi düştükçe, karşılaşılan tehlikeye karşı makul davranışların gösterilmesinde etkili olan beynin ön lobları bağlantılarını kaybetmeye başlıyor. Öyle ki bu dertten muzdarip olanların “durma” tepkileri de yetersiz kalıyor. Gerçi serotonin alıcı ve taşıyıcılarının benzer durumlarda etkili olup olmadığı konusu henüz netliğe kavuşturulmuş değil ama araştırmalar ve deneyler tüm hızıyla sürüyor.

Diğer bir grup araştırmacı ise serotonin eksikliğini, nörotransmitter (sinirsel uyarıları ileten organik kimyasal) seviyelerini düzenleyen bir çift gen ile ilintilendiriyor. Bu araştırmacılara göre söz konusu genler ne kadar canlı olurlarsa, sizin de öfkenizi kontrol etmeniz o kadar kolaylaşıyor. Yani aralıklı taşkınlık rahatsızlığının oluşumunda genetik bir bileşim rol oynuyor olabilir. E durum böyle olunca yemeğin tuzu biraz fazla kaçmış diye esip gürleyen bir babası olan kişinin, onu örnek alarak benzer davranışlar sergilemesine pek de şaşmamak gerek.

Bunlar, Dr. Coccaro’nun laboratuvarındaki sandalyelerden birine oturan kişinin, önündeki bilgisayar ekranında beliren kelimeler. Yapılan bu deney kişinin ne kadar sinirli olduğunu ölçüyor. Kişi çok fazla rahatlayıp yayılmasın diye deneklerin kulaklarında rastgele aralıklarla yüksek bir statik patlama yankılanıyor. Bu ses psikolojide “irkilme ile gelen göz kırpma tepkisi” adı verilen tepkiyi ortaya çıkarmak için tasarlanmış. Bir diğer bilgisayar ise kişinin göz kırpma sıklığını kaydediyor. “Belirgin bir şekilde gözlerini kırpan kişiler daha uyanık vaziyettedirler ve bu kişilerin duygusal bir tepki verme ihtimalleri daha yüksek olur. Bu kişiler uyarıları çok daha büyütülmüş şekliyle algılar ve doğru orantılı olarak daha büyük tepkiler verir. Diğer taraftan aralıklı taşkınlık rahatsızlığı ile karşı karşıya olan insanlar olumsuz düşüncelere karşı çok daha duyarlıdır ve fevri tepkiler verme ihtimalleri yüksektir. Bu durum ise söz konusu kişilerin kısır döngüye kapılmalarına neden olur” diyor Dr. Coccaro.

Keskin hareketlerle ve hızlı bir şekilde gözlerini kırpan kişiler, büyük olasılıkla aralıklı taşkınlık rahatsızlığı ile karşı karşıya. Ancak bu konuda kesin yargıya varabilmek için kişinin birkaç testten daha geçmesi ve doktoru ile esaslı birkaç görüşme yapması gerekiyor. Dr. Coccaro, bu konuda tedaviye ihtiyacınız olup olmadığını anlayabilmeniz için daha kolay bir test öneriyor. “Kendinize ‘Bu mesele beni gerçekten de zor durumda bırakıyor mu?’ diye bir sorun. Olay bu kadar basit! Hem içinizdeki ses hem de etrafınızdaki insanlar biraz sakinleşmeniz gerektiğini söylüyorsa, bu sorunla karşı karşıya olma ihtimaliniz yüksek demektir” diyor.

Biyolojik yapımızın sinirli olmamızda ne kadar etkisi varsa, yetiştiğimiz toplumun da bir o kadar payı var tabii ki. Bu aralar dünyanın çeşitli yerlerinde bu rahatsızlık ile ilgili araştırmalar yapılıyor ki, çevresel faktörlerin etkili olup olmadığı tam olarak anlaşılabilsin. İstatistikler bu teoriyi destekler nitelikte. BM verilerine göre dünya nüfusu son 100 yılda yaklaşık 4 kat arttı. İnsanlar birbirlerine yaklaştıkça birbirlerinin bam teline daha sertçe basar oldu. Cornell Üniversitesi’nde yapılan araştırmalara göre yüksek nüfus yoğunluğu, yani kilometre kare başına düşen insan sayısı arttıkça, stres hormonu olan kortizolun kanımızdaki seviyesi de yükseliyor. Bizi savaşmaya ya da kaçmaya hazırlayan şey de, kortizolun ta kendisi zaten.

Kırsal alanlar çok daha kalabalık bir hale geldi ve işten eve, evden işe gidiş geliş için harcadığımız zaman, 20 yıl öncesine kıyasla çok daha uzadı. Cornell Üniversitesi’nde yapılan araştırmalar da, kişinin işe gidiş ve gelişinde kortizol seviyelerinin yükseldiğini gösteriyor. Üstelik bu araştırma tren ile seyahat eden insanlar üzerinde yapılmış. Bir de araçların birbirine neredeyse yapışık şekilde ilerlediği trafiği düşünün. Hele İstanbul trafiğinden bahsetmeye gerek bile yok zaten

. Evinizin önüne gelip aracınızı park ettikten sonra trafik sıkışıklığının hafızanızda yarattığı resimler silinse de, damarlarınızda dolaşan kortizol ve adrenalin tüm vücut sisteminizi gün boyunca etkilemeye devam ediyor. Kan basıncında meydana gelen artışlar ise koroner atardamarlara ve diğer atardamarlara zarar veriyor. Bunu bir akarsu gibi düşünebilirsiniz. Her akarsu, zamanla kıyıları aşındırır. İşte yüksek kan basıncı da damarlar üzerinde bu etkiyi yaratıyor.

Bu arada 2004 yılında Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmadan da söz etmek gerekir. Buna göre her yıl gerçekleşen binlerce kalp krizi vakası, anlık öfkelenmelerle tetikleniyor. Sinirli bir yapıya sahip olan insanlar bu durumu kontrol altında tutmak için fazladan enerji sarfediyor ve bu tür bir zorlama da kalp krizi ile karşı karşıya kalma ihtimalini yükseltiyor. Sinirlilik hali ne kadar yoğunsa, kalp krizi ile karşılaşma ihtimali de o kadar yüksek oluyor.

Öfkeyi alt etmek için kullanılan en popüler yöntem katarsis, yani duygusal boşalma yöntemiydi. Anlat Bakalım (Analyze This) adlı filmde de bu metot işlenmişti. Filmde Billy Crystal, Robert De Niro’nun psikoloğunu canlandırmakta ve De Niro’ya öfke patlamalarını kontrol altına alması konusunda yardımcı olmaya çalışmaktaydı.

Crystal, De Niro’ya; “Sence ben sinirlendiğim zaman ne yapıyorum? Yastığı dövüyorum! Sen de yastığı döv ve bak bakalım kendini nasıl hissedeceksin” der. De Niro’nun ne yaptığı ise çoğumuzun hafızalarına kazınmıştır zaten: Silahını çeker ve yastığı kurşun yağmuruna tutar… “Şimdi daha iyi misin? diye sorar Crystal. De Niro’dan ise “Evet, daha iyiyim” şeklinde bir yanıt gelir.<p;> İşte katarsis teorisi kısaca bundan ibarettir. Sigmund Freud ve erkek kardeşleri 1900’lerin başında bu fikri öne sürmüşlerdi ama 1990’lara kadar psikologlar bunu enine boyuna incelemiş değildi. Testler yapıldıktan sonra ortaya çıkan sonuç ise katarsisin öfkeyi daha da artırabileceği yönünde olmuştu.

Michigan Üniversitesi’nden Dr. Brad Bushman; “İnsanlar öfkeliyken bir şeylere vurduklarında kendilerini daha iyi hissettiklerini zannediyor ama bu yapılabilecek en yararsız şeylerden biridir. Çünkü bunu yapmakla öfkenizin şiddetini artırmaktan öteye geçemezsiniz” diyor.

Öncelikle kendinizi sıkmamanız gerekiyor. Meditasyon terapilerinde hastalardan kendilerini bir sahil kenarındaymış veya sıcak bir şöminenin yanı başındaymış gibi düşünmeleri istenir. Derin nefesler alınır ve aşamalı olarak birçok kas grubu çalıştırılır. Gözlerinizden alevler, burun ve kulak deliklerinizden de dumanlar çıktığı zaman, derin nefesler almanın size ciddi faydası olacaktır. Ayrıca 10’a kadar saymayı da deneyebilirsiniz, çünkü öfkeden gözünüzün kararacağı anı ne kadar geciktirirseniz, sinirleriniz de o kadar yatışmış olur. Bilindiği gibi öfkeli insanlar kötü tercihler yapar ve fevri davranışlar sergileyerek düşünmeden karar alırlar.

Etkili bir diğer yöntem ise dikkat dağıtmaktır. Sinirlendiğiniz zaman dikkatinizi başka bir şeye vermeye çalışın. Söz konusu olaydan kaçmak da işe yarayabilir. Kulağa basit gibi geliyor ama birçok insan, gerçekte nelerin kendilerini öfkeden patlama noktasına getirdiğinden haberdar bile değil. Bir öneri olarak eve her gün trafikte çile çekerek gitmek yerine, arada metro, metrobüs hatta trene binmeyi deneyin. Bir gün olsun bu sorundan kaçın.

Aralıklı taşkınlık rahatsızlığının varacağı en son nokta elbette ki ilaçla tedavi… “Belli başlı bazı ilaçlar insanların dayanma çıtasını yükseltir” diyor Dr. Coccaro. Bu rahatsızlık ile karşı karşıya olan hastalar da beynin ön bölgesini devre dışı bırakarak tepkilerini dizginleyemez hale gelir. Serotonin geri alımı ise nörotransmitterlerin dolaşım içerisinde kalmalarını sağlayabilir. Böylece öfke tepkileri kontrol altına alınır.

Her birimizin arada bir öfkeye kapıldığını kabul etmek gerek. Eğer çok basit, incir çekirdeğini bile doldurmayacak meseleler öfkemizi kontrol edemediğimiz için büyük tartışmalara dönüşüyorsa, o zaman kendi dizginlerimizi elimizde tutmak için bir şeyler yapmamız gerekiyor demektir.

Derleyen: Emrah Ataş
Kaynak: www.menshealth.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Limit sizsiniz!

the walt dısney, mıcrosoft paınt, Marry Poppins Returns, Concha Garcia Zaera

Bazen yaşımızın ilerlediğini ve hayata geç kaldığımızı düşünürüz. 88 yaşındaki Zaera ise yaptıklarıyla bu düşünceyi yerle bir ediyor. Paint’te çizdiği resimlerle harikalar yaratan yaşlı kadın Disney’e afiş tasarlıyor. Siz hala geç kaldığınızı mı düşünüyorsunuz?

Paint’te yaptığı resimlerle fenomenleşen yaşlı kadın, Disney için afiş hazırladı

‘İspanyol babaanne’ lakabı takılan Zaera, The Walt Disney şirketi tarafından vizyona girecek olan Marry Poppins Returns isimli film için afiş tasarlamakla görevlendirildiğini açıkladı.

Microsoft Paint’te yaptığı resimlerle sosyal medyada fenomenleşen Concha Garcia Zaera, Walt Disney’in vizyona girecek olan filmi Marry Poppins Returns’ün dünya prömiyerinde kullanılacak olan afişi tasarladı. Instagram üzerinden açıklama yapan 88 yaşındaki İspanyol kadın, Disney’in bu işi kendisine vermesinden ötürü onur duyduğunu ifade etti.

Microsoft Paint programını kullanarak yaptığı resimlerimle Instagram fenomenine dönüşen 88 yaşındaki Concha Garcia Zaera, bu defa yeteneklerini Hollywood için sergiledi.

Yabancı basında kendisine ‘İspanyol babaanne’ lakabı takılan Zaera, The Walt Disney şirketi tarafından vizyona girecek olan Marry Poppins Returns (Marry Poppins Dönüyor) isimli film için afiş tasarlamakla görevlendirildiğini açıkladı.

Doğa üstü güçlere ve büyü yapabilme yeteneğine sahip bir dadı ve bakıcılık yaptığı ailenin çocuklarıyla yaşadığı maceraları konu alan ve 1964 yılında çekilen ilk Marry Poppins filminin devamı niteliğindeki Marry Poppins Returns, İspanya’da 21 Aralıkta vizyona girmişti.

Daha önceleri çizimlerini tuvale yağlı boya aracılığıyla resmeden Zaera’nın Microsof Paint ile tanışması, on yıldan fazla bir süre önce yağlı boya kokusundan rahatsız olan hasta kocasına baktığı döneme denk gelmekte.

1985’ten bu yana Windows bilgisayarlarla birlikte verilen ücretsiz bir program olan Paint üzerinden devam eden yaşlı kadının torunu, geçen ekim ayında babaannesinin çizimlerini Instagram aracılığıyla tüm dünya ile paylaşmaya karar vermesi sonrası Zaera’nın resimleri binlerce sosyal medya kullanıcısının ilgisini cezbetti.

Sosyal medyada çizimleri yoğun ilgiyle karşılanan Zaera başlarda ne olduğunu tam olarak anlamlandıramadığını belirterek, “Neler olduğunu anlamadım. Sürekli şekilde takipçilerim artıyordu ve ben neler olup bittiğini merak ediyordum.

Aralık 2018’de torunun teşviki ve yardımıyla sosyal medyaya adım atan Zaera, an itibariyle 185 bin takipçiye sahip.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Üstüme iyilik sağlık!

sağlıklı besinler, kış hastalıkları, hasta olmayı önleyen yiyecekler

Kış hastalıkları kapımızı bir bir çalıyor. Bağışıklık sistemimizi güçlü tutmamız ve bunun içinde iyi beslenmemiz gerekiyor. İşte hastalıklardan korunmak için ilaç niyetine tüketilecek besinler…

Kışın hasta olmayı önleyen yiyecekler

Kışı güçlü geçirmek için mevsime uygun sofranızda bulundurmanız, yemeniz gereken başlıca yiyecekler neler? Diyetisyen Vildan Kabataş, kışın zindelik sağlayan,bağışıklığı güçlendiren yiyecekleri anlattı.

Maydanoz: C vitamini ve demir deposudur. Böbrekleri temizleyici, ödem atıcı ve kan şekerini dengeleyici etkisi vardır.

Lahana: İçeriğinde yaşlanmayı önleyici mineral olarak kabul edilen selenyumu barındırır. Mide ve yemek borusu kanseri tehlikesini azaltır. Sadece lahana çeşitlerinde bulunan U vitamini, mide ve bağırsakların iç yüzeyini korur, yaraların iyileşmesini sağlar. Cilt sağlığı için faydalıdır.

Bal kabağı: Yüksek lif, A vitamini, fosfor ve kalsiyum içerir. Ayrıca lifli yiyecekler kolon kanserine karşı koruyucudur.

Soğan/sarımsak: Yüksek tansiyon ve kalp hastalığı riskini azaltır. Bağışıklık sistemini güçlendirmekte oldukça etkilidir.

Mandalina: Zengin C vitamini içeriğiyle, özellikle kış aylarında hastalıklara karşı savunma mekanizmamızı güçlendirir. Potasyum içeriğiyle yüksek tansiyonu düşürür.

Portakal: C vitamini ve folik asit kaynağı olan portakal bağışıklık sistemini güçlendirir ve kansızlığa iyi gelir.

Ispanak: Demir yönünden zengindir. Betakaroten içerdiği için yaşla birlikte ortaya çıkan göz hastalıklarına karşı da etkilidir. Bazı mide kanserlerini önlediği ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği bilinmektedir.

Armut: A, B1, B2, B3, B6 ve C vitamininden zengindir. Kabuklu olarak tüketilmesi, bağırsak sağlığı açısından çok faydalıdır. Kabızlığı tedavi etmek için sık sık tüketilebilir.

Rezene: Uçucu yağlar içerdiğinden kaynatılması yerine sıcak suda bekletilmesi tercih edilmelidir. Kalsiyum, potasyum gibi minerallerin yanı sıra B vitamini de içerir. Vücut direncini artırır. Düzenli kullanıldığında kolesterolü düşürür.

Brüksel lahanası: Kükürtlü sebzeler grubunda olduğu için güçlü bir kanser savaşçısıdır. Az pişirilmesi veya çiğ tüketilmesi gerekir. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Lif, C vitamini, folat ve A vitamini içerir. Cilt sağlığı için faydalıdır.

Zerdeçal: İçeriğindeki etken madde olan kurkumin sayesinde etkili bir antioksidan kaynağı, iltihapları önleyici, kansere karşı koruyucu ve bağışıklığı güçlendiricidir. Aynı zamanda zerdeçal hazımsızlığa iyi gelir. Kan sulandırıcılarla birlikte kullanılmamalıdır.

Greyfurt: C Vitamini açısından zengin olan greyfurt bağışıklık sistemi için yararlıdır. Kan sulandırıcılarla birlikte kullanılmamalıdır.

Pırasa: C, K ve B vitamini deposudur. Ayrıca, potasyum, kalsiyum, silisyum, manganez, kükürt, bakır yönünden oldukça zengindir. Aynı zamanda bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar, kabızlık şikâyeti olanlar faydalanabilir.

Kaynak: www.hurriyet.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Evli, iki çocuklu bir öğretmendi, 40 yaşından sonra pilot oldu!

Ne olursa olsun yılmadım.

Eğer kendinize meydan okumazsanız, kendi en iyi halinizi asla bilemezsiniz. Bazen “sıradan” bir insan, sıra dışı bir karar alır. Hayatı o andan itibaren, köklü bir şekilde değiştirir. Çoğunluk böyle şeyleri düşünür, ama sonra gider dizi izleyip uyur:) Kendi hayatını renklendirmek yerine, renkli hayatları beyaz camdan izlemekle yetinir.

Bu sayfada konumuz olan biteni seyredenler değil kendi hayalini gerçekleştirenler. Şimdi, bir kadın hayal edin. Evli ve  iki çocuklu bir öğretmen. Gündelik hayatın rutin akışında dönüp duruyor.

Çocukken anneannesi tarafından büyütülmüş. Hep kendisinden beklenenleri yaparak ilerlemiş. Bu kadın hayatının orta yaşlarına gelince, içinden “ben kimin ve gerçekten ne istiyorum?” sorusunu sormaya başlamış. “Hayatımda bir şeyler eksik”, diye tekrarlamış iç sesi “tam olmayan bir şey var!”

Bu dönemde bir kitap okumuş ve rutinlerle dolu hayatını baştan aşağı değiştirmeye karar vermiş. Önce kolay bir adım atıp, spor salona yazılmış. Sonra yabancı dil öğrenmiş. Hobileri yetmemeye başlayınca, daha köklü ve radikal bir karar almış:40 yaşından sonra pilot olmak!

Bir düşünün bakalım: Böyle bir şeyi yapabilir miydiniz? En iyi devlet okullarından birinde 20 yıllık öğretmenken, öğrencilerinize okumak üzere aldığınız “Her Şey Seninle Başlar” adlı kitabı okuyup, göklerde pilot olmayı hayal edip, bunu gerçekleştirmek için tüm gücünüzle mücadele edebilir miydiniz?

Manşet, her şey seninle başlar )+, Gamze Aster başarısı, Gamze Aster başarı hikayesi, Gamze Aster
Eski öğretmen yeni pilot Gamze Aster

Öyküsünü yayınladığımız insan, bunu yapabildi. Bir yanda öğretmenlik, bir yanda iki çocuk, bir yanda evlilik olduğu halde, azimli bir mücadeleyle pilot olmayı başardı.

Eski öğretmen yeni pilot Gamze Aster, Mümin Sekman’ın “Başarılı Okurlar Buluşması”na da davet edildi. Orada hikayesini diğer başarılı okurlarla paylaştı.  

Başarı hikayesinin tüm detaylarıyla ilk defa www.kigem.com sitesine anlattı.

Okuyun ve görün: Başka bir hayat mümkün!

Gamze Aster neyi nasıl yaptığını anlatıyor.

“Otuz beş yaşında, evli, mutlu ve çocuklu bir öğretmendim. Dışarıdan bakıldığında hayatıma dair her şey yolunda görünüyordu. Mutlu bir evliliğim, iki güzel çocuğum ve severek yaptığım bir işim vardı. Ancak içimde bir ses, bir şeylerin yolunda gitmediğini söylüyordu!  Hatta ve hatta o ses bana, “Hiçbir şey yolunda değil Gamze”, diye fısıldıyordu.

Hayatı boyunca pek çok zorluğun üstesinden gelmiş ve  kendi ayaklarının üzerinde durmayı başarmış biri olarak ilk kez yaptığım şeylerin işe yaramadığı bir durumdaydım.

Bir sorunum olduğunu hissediyordum, fakat o çözümünü bilmediğim bir sorunun üstüne gitme motivasyonunu kendimde bulamıyordum. Kitap okumayı, kendini geliştirmeyi her daim seven biri olarak, bir gün yine kitapçıda dolaşıyordum.

Tesadüfen gördüğüm bir kitap dikkatimi çekti. Kapağında yer alan ‘en çok satan başarı kitabı’ etiketi dikkatimi çekmişti. Kitabı elime aldığımda, ‘bu kadar insanın bir kitabı okuması tesadüf olamaz’, diye düşündüm.

Kitabın ismi de çok çarpıcıydı: ‘Her Şey Seninle Başlar’

Öğrencilerimi hayata hazırlamak için bir kitap aldım.

İlgimi çeken bu kitabı, hayatımda yeni bir dönemi başlatacağından habersiz bir şekilde aldım. Aslında amacım kitabın içinden bazı öykü ve fikirleri öğrencilerimle paylaşmak ve onlara faydalı olabilmekti.

Hiçbir zaman sadece dersini anlatan bir öğretmen olmadım. Ders konuları dışında da öğrencilerimi hayata hazırlamak için elimden gelen desteği sağlamaya çalıştım. Öğrencilerimin özgüvenlerini geliştirmek, motivasyonlarını yükseltmek için çeşitli yollar arayıp buluyordum. Çünkü ben zaten hayatta bazı şeyleri başarmıştım, sıra gençlerdeydi. Onların da hayallerini gerçekleştirmelerini istiyordum.

Benim için öğretmenlik, asla sadece bir meslek değildi. Bana göre öğretmenlik, gençleri hayata hazırlamanın, onlara bir hayat amacı vermenin en güzel yoluydu. Bu nedenle gençlik yıllarımda sahip olamadığım destek ve motivasyonu öğrencilerime sunmak için çabalıyordum.

Derslerde sık sık kendi hayatımdan örnekler vererek onları geliştirmeye çalışıyordum. Çünkü benim hayatım başlı başına bir hayatta kalma mücadelesiydi. Her Şey Seninle Başlar’ı alıp okumaya başladıktan sonra derslerde de kitaptan bazı bölümleri öğrencilerimle paylaşmaya başladım.

Manşet, her şey seninle başlar )+, Gamze Aster başarısı, Gamze Aster başarı hikayesi, Gamze Aster
Kırk yaşında pilot olmaya karar verdim!

Kırk yaşında pilot olmaya karar verdim!

Her Şey Seninle Başlar, pek çok öğrencimin kişisel gelişim kitaplarına bakışını değiştirmişti. Bunun olması da çok normaldi, çünkü zaten milyonları etkilemiş bir kitaptı. Ancak beklenmeyen, bu kitabın benim hayata bakışımı etkilemesi ve otuz beş yaşından sonra hayatımda yeni bir sayfa açmamı sağlamasıydı.

Üstelik bu yol, artık 40 yaşlarında, 18 yıllık öğretmenlik kariyeri olan, evli ve iki çocuklu bir kadının çıkmayı hayal bile edemeyeceği kadar çetin bir yoldu. Belki milyonlarca insan tıpkı benim gibi “orta yaş krizi” denilen bir durumla karşılaşıyor ve milyonlarcası bu durumu kabullenip mutsuz hayatına kaldığı yerden devam ediyor. Hatta bu süreçte, evlilikleri bitirme noktasına getirecek olayların yaşandığı bile görülür.

Monoton hayatlarına hareket katmayı isteyen orta yaşlıların çoğu bu veya buna benzer olaylar yaşıyor. Ancak olumsuz koşullar içinde büyümüş biri olan ben, içine girdiğim orta yaş krizini, Her Şey Seninle Başlar sayesinde fırsata çevirdim.

Henüz 18 yaşındayken bir ömür boyu sizi mutlu edecek kariyeri seçme konusunda isabetli olmak elbette kolay değildir. Pek çoğumuz 40 yaşında ne yaparsak daha mutlu olacağımızı bilmeden bu kararları alıyoruz. Gelecekte nasıl biri olacağımıza dair sadece tahminler üzerinden önemli kararlar alıyoruz. Bazıları bu konuda şanslı olabilir, ama herkes için aynı şeyi söylemek ne yazık ki mümkün değil.

Sil baştan başlamaktan korkmadım!

Yıllarını öğretmenlik mesleğine vermiş, işini severek yapmış, milyonlarca güzel anı biriktirmiş bir öğretmendim. Anadolu öğretmen lisesinde çalışmaya hak kazanmış, geleceğin pırıl pırıl öğretmenlerini yetiştiriyordum. İki harika oğlum ve mutlu bir evliliğim vardı.

Ancak 35 yaşından sonra içten içe hayatımda bir şeyin eksik olduğunu hissetmeye başlamıştım. Bunun tam olarak ne olduğunu bilmiyordum, ama bu ‘olmamışlık duygusu’ içimi sürekli kemiriyordu.

Bir gün yine Her Şey Seninle Başlar’ı okurken hayvanlar üzerinde yapılan deneyler ilgimi çekti. Pireler üzerinde yapılan davranış incelemesi, fillerin tutsaklık öyküleri gibi…  Bunlar bizim içine düştüğümüz öğrenilmiş çaresizlik sendromunu çok güzel açıklıyordu. Benim de aynı hisse kapılmış olduğumu ve bunu hiç farkında bile olmadan kabullendiğimi, o satırları okurken fark etmiştim.

Kitapta okuduğum her cümle sanki benim hücrelerime kazınmış ama kendimin bile farkında olmadığım fikirlerin dile gelmiş hali gibiydi. Her satırla birlikte içimde var olduğunu bile unutmuş olduğum motivasyonum harekete geçmişti.

Böyle durumlarda, benim gibi pek çok kişi, yeniden harekete geçen içsel motivasyonunu eşi ya da çocuklarına yönlendirmeyi seçmiştir. Ama sadece bunu yapmak sorunun çözümü olamayacaktı.

Bu yüzden kitaptan edindiğim yöntemlerle ben farklı bir şey daha yaptım. Her Şey Seninle Başlar sayesinde mutsuzluğumun kaynağını bulmuştum. Bu noktadan sonra hayatıma aynı şekilde devam etmeyecektim. Her zaman kendini geliştirmeyi ve değiştirmeyi seven biriydim, yine öyle yapacaktım.

Öğretmen olarak misyonumu tamamlamıştım ve etrafıma yaydığım hayat enerjisini bundan sonra kendim için kullanmaya karar verdim.

Tüm rutinlerimi yerle bir ettim!

Her Şey Seninle Başlar, bana kaybettiğim cesaretimi geri vermişti. Hayatımı değiştirmek üzere minik ama anlamlı adımlar atarak işe başladım. Uzun yıllar boyunca spora başlamak istememe rağmen bunu hep ertelemiştim. Çok zayıf olmam ve yaşam koşullarım, düzenli spor yapmama izin vermemişti.

İlk olarak haftanın beş günü spor yaparak üzerimdeki ataleti yendim. Hatta kilo alıp enerjimi yükselttim. Artık daha enerjik ve pozitiftim. Böylece yorgunluğumun mutsuzluktan kaynaklandığını gördüm.

Sürekli gülümseyen, etrafına neşe saçan biri olduğum için kimse benim aslında ne kadar mutsuz olduğumun farkında bile değildi. Oysa benim içimde sonsuz bir umut duygusu olsa da çözemediğim bir mutsuzluk vardı.

İngilizce öğrenmeye başladım

Hayatım boyunca uğraşmama rağmen İngilizce eğitimimi tamamlamayı başaramamıştım. Bunun için hemen İngilizce kursuna kayıt oldum, haftanın 4 günü pratik yapma imkânı buldum. Gece yarılarına kadar İngilizce çalıştım. Yeni bir dil ve kültür öğrenmek dünyaya bakışımı değiştirdi.

Bir diğer hayalim ise dansa başlamaktı. Bu da yeni hayatımın tarif edilemez bir eğlencesi olmuştu. İçimdeki çocuk giderek mutlu oluyordu. Çocukluk yıllarımda yaşıtlarımdan biraz farklıydım. Yaşıtlarım dışarıda oyunlar oynarken, ben kitap okumayı ya da klasik müzik dinlemeyi tercih ederdim.  

Büyük bir cesaretle birkaç günlük yurt dışı seyahatleri yaptım. Öğrendiğim kadar İngilizce ile kendime aldığım gece kıyafetini de giyip çok güzel bir salonda opera izledim. Dinlediğimiz müziklerin bile aslında düşünce biçimimizi, duygularımızı, onların da motivasyonumuzu nasıl etkilediğini gördüm. Müzik tarzıma yenilerini ekledim, genişlettim, değiştirdim. Hüzünlü melodilerin pozitif bir bakış açısı sağlamayacağı bir gerçekti, bu nedenle daha farklı müziklere yöneldim.

Hayatımın sorumluluğunu kimseye bırakamazdım!

Her Şey Seninle Başlar, beni sanki derin bir uykudan uyandırmıştı. Birden bire hızlı bir değişim ve gelişim sürecine girmiştim. Sanki artık elimde bir yapılacaklar listesi vardı ve ben adım adım hayallerimin peşinden ilerliyordum.

Bir yandan rutin yaşantım devam ederken, bir yandan da ‘daha farklı neler yapabilirim’ sorusuna cevap arıyordum. Beni mutlu edecek, hayatımı zenginleştirecek yeni bir hedefe ihtiyacım olduğunu görmüştüm.

 Her Şey Seninle Başlar, benim kendime bir yolculuk yapmamı sağlamıştı. Artık hayata başka gözlerle bakıyordum ve kendim için bir hobiden fazlasını bulmam, yeni bir iş yapmam gerekiyordu. 40 yaşıma girmeme birkaç ay kala ne aradığımı buldum!

Mesleğimi ve öğrencilerimi çok sevmeme rağmen öğretmenlik beni artık motive etmiyordu. Hayattaki birikimimi ve sahip olduğum enerjiyi, başka bir amaç için harekete geçirme zamanı gelmişti. Çünkü her geçen yıl kendimden veriyordum ve tükenen motivasyonumu yeniden güçlendiremiyordum.

Hayata bir kez geldiğimize göre, istediğimiz gibi bir hayat yaşamak bence hepimizin hakkı. Artık 18 yaşında, imkânları ve bilgisi sınırlı bir genç kız değildim. Şimdi 40 yaşına gelmiş, yıllar içinde kendinden yeni bir insan inşa etmiş bir yetişkindim.

Haliyle bu yeni insanın yapabilecekleri ve beklentileri 18 yaşındaki o genç kızdan çok farklıydı. Üstelik artık istediklerimi alacak cesarete de sahiptim.

Manşet, her şey seninle başlar )+, Gamze Aster başarısı, Gamze Aster başarı hikayesi, Gamze Aster
Hayattaki birikimimi ve sahip olduğum enerjiyi, başka bir amaç için harekete geçirme zamanı gelmişti.

Çocukluğum kitapların arasında geçti..

Ben boşanmış bir anne-babanın ilk çocuğuydum. Hayatımı ders çalışarak, kitap okuyarak kurmuştum. Benim hiç hayal kurma şansım olmadı gençliğimde. Hayatın bana sunduklarıyla en iyisini yapma mücadelesi içinde olduğumdan hayallerim ve hayal kırıklıklarım olmadı.

Hayattaki en büyük şansım, anneannemin bakmak için kardeşlerim arasından beni seçmesi oldu. Ben de anneannemi utandırmamak için sürekli çabaladım. İyi bir insan olmak ve kendi ayaklarımın üstünde durabilmek tek düşüncemdi.

Başarı benim yaşama tutunmam için önemli bir motivasyondu. Bir işi yapacaksam en iyi şekilde yapmalıydım. Anneannemin benim için kurduğu hayalleri takip ettim çoğu zaman.

Her Şey Seninle Başlar ile birlikte, hayat sanki bana ikinci bir şans vermişti. Şimdi ikinci kez ve kendi istediğim şekilde bir hayat inşa edecektim. Beni mutlu etmeyen, ancak güvenli bir liman olan hayatımdan tüm zorluklara rağmen kopmayı seçtim. Herkes hayatıma kaldığım yerden, aynı şekilde devam etmemi bekliyordu, ama ben bu kez kendimi de onları da şaşırtmayı seçtim. Ve hayatımın akışını değiştirecek büyük bir risk alarak pilot olmaya karar verdim! Elbette bunu söylemek başarmaktan çok daha kolaydı!

Mimar Sinan başardıysa ben de başarabilirim!

Aslında başlarda bende bu yolda nelerle karşılaşacağımın farkında değildim. Eşimin pilot olması bu kararı almamda etkili olmuştu. Eşim ve arkadaşlarıma sorular sorarak bu kararı almıştım, ama yine de bu gerçekten büyük bir meydan okumaydı.

Çok sevdiğim bir öğretmen arkadaşıma pilot olma hayalimi söylediğimde bana Mimar Sinan örneğini verdi. Her daim önemli insanların hayatları ve aldıkları kararlar beni etkilemiştir. Mimar Sinan’ın 40 yaşından sonra mimarlığa başladığını öğrenmek doğru yolda olduğumu görmemi sağladı. O yapabildiyse, ben de başarabilirdim!

Kendimden ve kararımdan emin oldukça çevremdekiler de beni destekledi.

Her adımı milim milim planladım!

Pilot olmaya karar verdikten sonra oturup kendime ayrıntılı bir yol haritası hazırladım. Emek, zaman, bütçe… Akla gelebilecek her şeyi düşünüp ayrıntılı bir plan hazırladım. Elbette plan yapmak, başarmak anlamına gelmiyordu. Büyük bir risk aldığımı biliyordum, ama vazgeçmedim. Bu benim olgunluk hayalimdi, kaderimin bu hayali gerçekleştirmek olduğuna emindim.

Çoğu gün sabahları 3’te kalkıp eğitim için yollara düştüm. Havacılık gibi erkek egemen bir dünyada, kadın pilot adayı olmanın yanı sıra, sorumlulukları çok olan bir anne olmanın da sayısız güçlüğüyle karşılaştım. Çoğu zaman günümün yarısı havaalanlarında geçiyordu. Okulda öğretmen olan ben artık eğitimlerde öğrenciydim.

Hayatımda hiçbir zaman bu kadar yorulduğumu hatırlamıyorum, tabii bu kadar mutlu olduğumu da! Çok çalışıyor, çok yoruluyordum ama bu durum sanki benim enerjimi dengede tutmamı sağlamıştı. Artık hayatımı daha iyi hissediyordum. Pilot olmaya karar vermemin daha fazla para kazanmayla bir ilgisi yoktu, pilot olmak benim için hayatımın geri kalanıydı.

Bu süreçte başarısızlıklar yaşamadım mı? Evet yaşadım! Hayal kırıklıklarım olmadı mı? Evet yaşadım! Yetemediğimi düşünmedim mi? Evet düşündüm! Günlerce ağlamadım mı? Evet ağladım! Haksızlıklara maruz kalmadım mı? Evet kaldım! Ancak şu da var ki, her anında dolu dolu yaşadığımı hissettim.

Oyunu kurallarına göre oynamayı öğrendim

Pilotluk eğitimi almaya başlamak bile dünyamı değiştirmişti. Yeni dünyama da kısa sürede alışmıştım. Süreç boyunca neler feda etmedim ki!

Belime kadar inen saçlarımı kestirdim mesela. Aracımı satmak zorunda kaldım. Hiçbir sosyal faaliyete katılamadım.  

Başarıya giden bu yolda, çocuklarla ilgilenmesi konusunda annemi bizimle yaşamaya ikna ettim. En önemlisi kafa yapımı değiştirdim. Artık öğretmen değil, bir öğrenciydim. Gençlerden, oyunun kurallarına dair ipuçları aldım. İhtiyaç duyan herkese yardımcı oldum. Yaşadığım her olayı avantaj olarak gördüm, her anının tadını çıkardım.

İnsan kendini zorladığı zaman, bilmediği kaynakları ortaya çıkar

Yaşamımı sil baştan dizayn ederken kendime ve insanlara yeni bir gözle bakmaya başladım. Bir zamanlar bir öğretmenim ‘sayısal zekâm olmadığını’ söylemişti. Oysa benim içimde keşfedilmeyi bekleyen bir sayısalcı olduğunu keşfettim!

Altı ay süren sınav döneminde mühendislikten başlayıp da tıbba kadar 15000 İngilizce soru çözdüm. Eğitimimi 97.10’luk bir ortalamayla tamamladım. Şimdi biri bana orsa “Zor muydu?” diye, “Kesinlikle hiçbiri zor değildi” derim.

Aldığım eğitimlerin hepsinden büyük keyif aldım. Onlar sayesinde geliştim ve değiştim. Uçmak ise tarif edilemez bir tutkuymuş, en önemlisi bunu öğrendim.

Bana kalırsa sadece sahne tozu yutanlar değil, göklerde süzülenler de işlerine aşık olup kopamazlar. Şimdi neden insanların mutlu olduklarında  ‘havalarda uçuyorum’ dediklerini çok iyi biliyorum. Bunu her zerremle hissediyorum!

En çok ‘Bu yaşta bu kadar sorumlulukla yapamazsın’ demeleri zorladı!

Pilotluk eğitimi almak her yaşta zor, ama beni en çok zorlayan şey, bana ve hayallerime inanmayan insanlarla mücadele etmekti. Hatta beni tek yoran şey bu oldu.

Orta yaşlarda, evli, çocuklu, kariyer sahibi bir kadının yeni bir mesleğe yönelmesine macera gözüyle bakanların negatif etkisini hiç hesaba katmamıştım. Elbette onları da anlayabiliyordum, ama zaman zaman onların olumsuz bakış açıları yüzünden motivasyonumu kaybediyordum.

Pek çok insanın günlük hayatın içinde kendinden ve gelecekten umudu kestiğini, çabalamayı bıraktığını biliyorum. Bunun için de herkesin kendine göre onlarca nedeni olabilir, ama kendileri gibi olmayanlara ön yargılı yaklaşmalarını kabul etmek mümkün değil.

Bu tür insanlar benim gibi ezberleri bozmak isteyen insanların önündeki en büyük engel. Kimseye, hiçbir konuda ‘Yapamazsın!’ denilmemelidir. Ben öğretmen olarak bunu çok iyi biliyorum. Başarısız öğrencilerin en büyük mimarı da yine onu motive etmesi gerekirken ‘Başaramazsın’ diyenlerdir.

Sınıflarımda başarısız görülen öğrencilerimin hayatta pek çok başarıya imza attıklarına şahit oldum. Bir kişinin denemeden neler başarabileceği bilinemez. Mesleğim sayesinde elde etmiş olduğum birikimim, pilotluk sürecimi de bu anlamda besledi. Beni destekleyen onlarca insan olduğu gibi bir de sürekli yargılayan, başaramayacağımı söyleyenler vardı.

Benim sıkıntım derslerden, uçuş eğitimlerinden yana değildi. Ön yargılı, sıra dışı azim dolu başarılara inanmayan, inançsız insanlardan çektim. Özgüvenimi kaybetmemek için bu tür negatif insanlardan uzaklaştım, bana inanan ve güvenen insanlarla vakit geçirdim.

Ne olursa olsun yılmadım. Önyargılı insanlara karşı motivasyonumu yükselttim. Artık biliyordum ki benim herkesten daha iyi olmaya ihtiyacım vardı. Defalarca önyargılı insanların yıpratma çabalarıyla karşı karşıya kaldım, elenmeyle yüz yüze kaldım, ama karşımdakileri her seferinde başarabileceğime ikna ederek yoluma devam ettim. Onca insanın arasındaki birkaç insan bana neleri yapabileceğimi gösterdi ve bu benim vazgeçmemem gerektiğini gösterdi.

Manşet, her şey seninle başlar )+, Gamze Aster başarısı, Gamze Aster başarı hikayesi, Gamze Aster
Ne olursa olsun yılmadım.

Başardıkça daha fazlasını istedim

Başarılı olduğum her sınavda kendime olan inancım arttı. Her uçuşta bu işi ne kadar çok istediğimi gördüm. Artık kulaklarımı negatif yorumlara kapayıp, gökyüzünde olmanın tadını çıkarttım. Motivasyonumu içimde sakladım.

Bu süreçte insanların kendileri gibi olmayana karşı ne kadar acımasız olabileceklerini, onun ayağını kaydırmak için yetki ve imkânlarını kötüye kullandıklarına çok kez şahit oldum. Benim gibi olgunluk yaşındaki birçok bayanın bu zorlu yolda vazgeçtiklerini, vazgeçirildiklerini gördüm. İnsanların başarısından ya da mutluluğundan mutsuz olan insanlarla karşılaştım. Ancak bu kadar olumsuzluğun arasında az da olsa profesyonel olan, iyi yürekli ve bize inanan kişiler bizlerin en büyük umudu oldu. O bir tek kişinin bile benim gibi binlerce insana umut olabileceğini gördüm.

Benim içimi umutla dolduran bu azınlıktaki insanlar sayesinde yoluma kararlılıkla devam edebildim. Hayatım boyunca elde ettiğim birikimim, bu yolculukta en büyük yardımcım oldu. Sanki bu bir seyahatti ve elimde deneyimlerimle dolu bir valiz vardı. Sevgi, saygı ve ihtiyacı olanlara yardım etmeye olan inancım, disiplinim beni ayakta tutuyordu.

Elimde başarıya giden yolu anlatan bir kılavuzla, tüm okuduğum kitaplar, izlediğim filmler, biyografiler ve hayat mücadelemden öğrendiklerim bana yol gösterdi. Bana inanmayan insanlar tarafından üzüldüğüm zamanlar olsa bile onlardan da çok şey öğrendiğimi hiçbir zaman unutmadım! Onlar sayesinde vasatın üstünde bir pilot olmayı başardım ve hedefimi yükselttim.

Şunu asla unutmayın ki sizin bir işi başaracağınıza herkesin inanması gerekmez. Sizin inanmanız yeterlidir. Çünkü başarı sizin içindir; başkaları için değil!

Limitlerimi test etmekten pişman olmadım!

Yoğun, yorucu ve olumsuzluklarla ancak umutla ve kocaman bir gülümsemeyle dolu bu yolculuğun sonunda ne mi oldu? Hayal bile edemediğim bir başarı gerçeğim oldu. Artık daha donanımlı, daha mutlu, daha güçlü bir kadınım.

 ‘Her Şey Seninle Başlar’ sayesinde hayatım değişti. Bu kitap sayesinde kendi limitlerimi test ettim ve ‘olabileceğimin en iyisi olma’ yolunda önemli bir adım attım. Hayatın bana sunduklarıyla yetinmek yerine, istediğim gibi bir hayatı inşa etmek üzere harekete geçtim.

Bu yola ilk çıktığımda yoksul ve parçalanmış bir ortamda, imkânsızlıklarla büyümüş, çalışmayı ve iyi bir insan olmayı hedeflemiş küçük bir kızın, bir gün hayata karşı büyük bir zaferle kendini göstereceğini hayal ettim. Annem, eşim, dostlarım, geceleri benimle ders çalışırken uyuyup kalan çocuklarım ve beni idolleri olarak gören öğrencilerim en büyük destekçilerim oldu.

Keşke demek yerine hayalimin peşinden gittim. İki yılın sonunda pilot lisansımı aldım. Öğrencilerimle vedalaşıp 20 yıllık meslek hayatımdan ayrılıp kendi yolumu seçtim.

Hayatınızdan memnun değilseniz, çocuk değilsiniz, onu baştan aşağı değiştirebilirsiniz!

Pilotluk sadece bir lisans ya da üniforma olmayacak benim için. Bu belge ve üniforma bir hayalin gerçekleşmesi demek. Biliyorum ki pek çok kişi pilot olma hayali kuruyor. Bu hayali paylaşanlara, gecelerce okuduğum Mümin Sekman kitaplarından aldığım güçle, nasıl başardığımı anlatmaya devam edeceğim.

Son olarak, benim gibi orta yaş krizine giren milyonlarca insana artık çocuk olmadıklarını ve hayatlarının kontrolünün tamamen kendi ellerinde olduğunu hatırlatmak istiyorum. Bu belki de hepimiz için bir uyarı, havaalanı deyişiyle ‘son çağrı.’

Henüz hayallerimizden ve kendimizden vazgeçmek zorunda değiliz. Kim bilir neleri başaracaksınız. Çocuk değilsiniz, hayatınızdan memnun değilseniz, onu baştan aşağı değiştirebilirsiniz. Umuyorum bir gün, bu satırları okuyan insanlarla, benim pilotu olduğum uçakta birlikte uçacağız…

Gamze Aster

Eski öğretmen, yeni pilot.



Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND