Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Ne kadar ekmek, o kadar köfte!

Ücretiniz motivasyonunuzu nasıl etkiliyor? Bu ayki sorumuz buydu. Anafikir şöyle gelişmiş; “Ne kadar maaş verirsen, sana o kadar iş veririm”. YAPRAK ÖZERin ilginç bir analizi.

NE KADAR EKMEK, O KADAR KÖFTE!

Yaprak Özer
insankaynakları.com

Ücretiniz motivasyonunuzu nasıl etkiliyor? Bu ayki sorumuz buydu. Anafikir şöyle gelişmiş; “Ne kadar maaş verirsen, sana o kadar iş veririm”. Bu ayki forumu bundan daha iyi özetleyecek bir başka cümle yok.

Ücret politikası gelmiş işvereni sırtından vurmuş, haberi yok. “Ben bana verdiğin kadar çalışırım, geride kalan zamanda vücudum burada, gönlüm kim bilir nerede…” diyor insanlar.

Benim görevim bu forumu size tüm yönleriyle yansıtmak. Aşağıda yer yer yanıtlayanlardan alıntılar bulacak; çözüm yaratamadığımız için yine efkarlanacaksınız. Aman sakın çok üzmeyin kendinizi. Göreceksiniz, bunlar da geçecek.

Gelelim forum sonuçlarına;

Yanıtlayanların yüzde yüzü ücretlerin motivasyonlarını olumsuz etkilediğini söylüyor. Ücretinden memnun olan bir tek Allah’ın kulu yok. En azından bizim forumumuza katılanlar arasında… Sanırım onlar mutlu mesut koltuklarında oturuyor. Uğraşacak başka işleri olsa gerek.

Yanıtlayanlar arasında iş yerinde motivasyonunun yüksek olduğunu söyleyen yok. Anlayacağınız herkes mutsuz, bezgin ve her an bir delilik yapabilir… Hani, gani gani iş olsa memlekette, zaten bir an durmayacak ama… Ne yaparsın mecburiyetten!…

Yanıtlayanların yüzde yüzü genç. Hiçbiri yaş yetmiş iş bitmiş değil. Hepsi yolun başında. Belli ki, ilk deneyimleri, en fazla ikinci, üçüncü. Yirmilerinde ya da otuzların başındalar. Çalıştıkları, bir işe sahip oldukları için şükrettikleri ortada. Ama çalışmalarına karşın parasızlığı anlamıyorlar. Öfkeli oldukları söylenebilir. Söylenecek bir şey daha var; mutsuzlar!.. Foruma katılanların profili böyle.

Mutlu kesim nerede? Gören var mı? Yanıtlayan bir tek işveren ya da vekili yok. Yanıtlayan ve görüşlerini paylaşan bir tek insan kaynakları yöneticisi de yok. Sanırsınız ki, bu site kanarya sevenler için kurgulanmış. Oysa biliyorum ki, çok sayıda insanvkaynakları yöneticisinin, insanvkaynakları uzmanının, işverenin, yöneticinin ekranına konuk oluyoruz ve okunuyoruz. Bu kez de okunacağını biliyorum. ‘Biraz cesaret baylar bayanlar’ demek istiyorum. Her konuyu sevmeyeceksiniz. Her konuyu sevdiremeyiz. Ama her konuyu ele almak gerekiyor. Biliyorum bazıları el yakıyor. Lütfen biraz cesaret. Sizi bekliyorum.

Ben De Sevmiyorum

İnanmayacaksınız ama bazı konuları ben de sevmiyorum. Bu kez de bu foruma verilen yanıtları sevmedim. Çünkü;

Kelimeler arasından dökülen hisler insanın üzerine yapışıyor, sözcükler kulaklarınızı tırmalıyor. Sevmedim çünkü; mutsuz insanlar zorla çalışıyor, çalıştırılıyor. Kimse de buna dönüp bakmıyor. Vazgeçtim dur diyecek olanından… Ama ücret politikaları üzerine aydınlatıcı, yol gösteren, hatta yaşanan garipliğin ileride yaratacağı sonuçları ortaya koyacak bir tek kişi de mi yok…

Bakın sizin şirketlerinizde çalışan genç arkadaşlarım ne düşünüyor… Hepsini bu köşeye konuk etmek mümkün değil. Görüşleriyle, çoğunluğu temsil edebileceğine inandıklarımı sizinle paylaşmak istedim. Bugün yanıt veremediğiniz ortada, acaba yarın bu insanlara ne diyeceksiniz merak ediyorum;

… Temmuz 2003’te yeni bir mezun olarak işe başladım. İyi bir okulu bitirmeme rağmen askerlik nedeniyle iş bulmakta ve bulduğum işlerde de istediğim maaşı almakta zorlandım. En sonunda 800 milyona makine üreten ve ihraç eden bir şirkette yurt dışı pazarlama kısmında işe başladım. Ocak ayında altı ayımı doldurduğum için ben de zam aldım. Aldığım zam yaklaşık yüzde 6. Daha doğrusu 50 milyon. Bu oran beni hayal kırıklığına uğrattı. Ben yüzde 10 zam bekliyordum.

… Dünya çapında bir finans kuruluşunda çalışıyorum. Ücretim motivasyonumu çok etkiliyor. Ücret dışında öğle yemeklerinde verilen 3 milyon tutarındaki yemek çekleri ile yemek ihtiyacımı karşılamam mümkün değil. Sizce bütün motivasyonumun bu tür parametrelere bağlı olması doğal mı?

Ücret motivasyonumu elbette etkiliyor. Ama bir araştırın bakalım, ücreti milyarlarla ölçülüp de iş yerinde insan yerine konmayanlar daha az parayla mevki ve statü sahibi olmak istemezler mi?…

… Ücret kişiye verilen değeri ve sorumluluğu gösterir. İş cazip olmalı ki, çalışan işine dört elle sarılsın. Bir de ailesi ekonomik olarak zor durumda olan bir çalışanın iş yerindeki verimini ve umursama yüzdesini düşürmektedir. Ve bu o kişinin elinde olamamaktadır. Benim sorum, bu ülke, gençlerini okutup potansiyel suçlu sayısını azaltmaya mı çalışıyor? Çünkü çok genç var fakat iş imkanı yok. Alt yapıdan bir haberler…”

Uygulanan Politikalar Akrep Gibi Sokuyor

Adı İnsan Forum çok güzel bir köşe. Bir de gelen yanıtları okuduğumda içime kasvet çökmese… İşveren ve vekilleri çok sayın insan kaynakları müdürleri neredesiniz Allah aşkına… Bu çocuklar ben yanıt vereyim diye yazmıyor bu soruları. Farklı görüşlerden yararlanmak istiyorlar. Onları işe alan da ben değilim. Sizsiniz. Neredesiniz beyin avcıları… Her zaman her yerde konuşmaya o kadar hazır ve nazırken… Tek bir satır karalamamışsınız. Yoksa dikkatinizi mi çekmedi. Sakın yanıtlamaya değer bulmadığınızı söylemeyin. Doğru, genç ve tecrübesiz grup üzerinde çalışmaya değmiyor. Bunlar para etmiyor.

Bu forumun yanıtları körler sağırlar birbirini ağırlar türünden. Onun için bizim forum ağlama duvarına dönmüş. Bir sürü deneyimsiz ya da az deneyimli arkadaş kendin pişir kendin ye türünde mangal keyfi yapıyor… Arkadaşım yüzde 6 zam karşılığı olan 50 milyonu görünce hayal kırıkılığına uğramış. Oysa beklentisi yüzde 10’muş, o da topu topu 80 milyon ediyor. Değer mi bu insanları 30 milyon için mutsuz etmeye. Düşünün bir kez 30 milyonla alacağınız verimi, katacağınız motivasyonu…

Tabii unutulmaması gereken bir durum var; üst gelir gruplarının yüzde 6 zam alması çok daha farklı sonuçlar yaratıyor. Belki de diğerleri yüzde 6’dan çok memnun. ‘Allah Razı olsun, bugünleri de gördük ya yarın bunu bile bulamayabiliriz’ diyordur…

Bir kez daha kanıtlıyoruz ki, bana dokunmayan yılan bin yaşasın. Niye uğraşsın şimdi bu konuyla durup dururken. Görünen o ki, ücretler arasında ciddi bir dengesizlik sözkonusu. Şikayet eden düşük ücretli yığınlar var. Şikayet etmeyen az sayıda karar veren üst düzey mevcut. Büyük olasılıkla ücretinden memnun olmayan ancak ses çıkartmaya çekinen hatta korkan ara kademe yaşıyor…

Herkes Ektiğini Biçer

Size kötü bir haberim var; bu forumu bundan 10 yıl sonra aynı soruyla açtığımızda, gelen yanıtlar değişmeyecek. Yanıtların türü ve içeriği değişmeyeceği gibi, forumun yapısı da aynı kalacak. Aynen aynı forumu 10 yıl önce yapmış olsaydık alacağımız sonuç gibi…

Şaşırmayın herkes ektiğini biçer. Bugün bana biraz ağlayarak, çokca öfkeyle, bol miktarda hayal kırıklığıyla yazanlar yarın başkalarının ücretini hesap ederken acaba nasıl davranacaklar dersiniz?…

Ben, çok insaflı olacaklarını sanmıyorum. Elleri titreyecek birilerine ücret öderken, sanırsınız ki kendi parası, sakınıyorlar… Aslına bakarsanız, kendi parası olsa gerçek anlamda sakınacak, iyi olana iyi ücret verecek ki, karşılığını alsın. Başkasının parasıyla ve iş sorumluluğundan uzak olduğu için 3 miyon öğle yemeği vermeye devam edecek.
Ben görmedim o da görmesin… Bana ne verdiler ki, ben de başkasına vereyim… Ben de gençken sürünmüştüm, şimdi de o sürünsün… mantığıyla… Ne acı değil mi…

İşveren uyanın, bunların modası hiçbir zaman olmadı. Çalışanınıza sahip çıkın. Çalışanınıza sahip çıkın çünkü, çalışmıyor. Bir ticarethaneniz var değil mi? Doğaldır ki, verimi yüksek olsun istersiniz, doğaldır ki üretimi bereketli olsun istersiniz. Peki mutsuz insanlarla, motivasyonu kalmamış insanlarla ne kadar üretebileceksiniz?

İşinize Gelirse

… Genelde satış ağırlıklı bir şirkette çalışmaktayım. Herhangi (aylık, yıllık vb.) bir hedef verilmemesi, maaşımın, performansımın nasıl olursa olsun her zaman sabit kalması yaptığım işe karşı motivasyonumu düşürmeye başladı. Artık şirketimde çalışmaya başladığım ilk günlerdeki heyecanım yok. Nasıl olsa her ay sonu, ne kadar çalışırsam çalışayım aynı maaşı alıyorum. O yüzden kendimi bu kadar yormama gerek yok diye düşünüyorum. Aslında satış, vb. konularda belli oranlarda prim, bonus, olması gerçekten faydalı. Satış ekibinin motivasyonunun artmasında çok önemli bir faktör…

… Merhaba, günümüzde insanları sömürmenin en iyi yolu adına ESNEK çalışma saatleri dedikleri uygulama. Örneğin ben saat 09:00’da iş alıp, akşam saat 18:00’da işi bitiriyorsam, geriye kalan zaman bana ait bir zamandır eğer işveren bu zamana talip ise bana o saatlerin farkını ödemekle yükümlüdür. Haksız mıyım…

… Kendimizi istemeyerek de olsa ne kadar maaş o kadar iş düşüncesine itmekteyiz. Çünkü patronomuzun karı artmakta olduğu halde, iki yıldan beri komik zamlarla, işinize gelirse muamelesiyle çalışmaktayız. Böyle bir durumda nasıl motivasyon bekliyorsunuz…

Ders Almadık

2000’li yıllar Türkiye için dönüm noktası oldu. Büyük bir ekonomik kriz içine düştük. Üstelik bile bile. Ne yazık ki, ansızın. Çok hazırlıksız, son derece tecrübesizdik. Cahil ve aymazdık demek daha bile doğru olacak. Bu kadar doğrudan söylediğim için bazılarının kalplerini kırarım diye korkuyorum.

Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en büyük krizini yaşıyor dediler. Ama krizin adını ekonomik kriz koydular. Oysa Türkiye ilk kez bir insan kaynakları sorunuyla karşı karşıyaydı ve bu kriz, krizlerin en büyüğüydü… Türkiye bir insan krizi yaşıyordu.

Aradan çok zaman geçti. Bazılarımız için günler, yıl kadar uzun geldi. Hayatımız alt üst oldu. Hiçbir zaman geriye dönülemeyecek izlerle yaşamasını öğrendik. Hayatımızı değiştirmek zorunda kaldık. Kimileri göçtü, kimileri gittikleri yerde bir şey bulamayıp geri döndü. Kimi aile yanına sığındı, kimi eşinden ayrıldı, çocuklarını özel okuldan ayırdı…

Psikolojik sorunları bol bir Türkiye yarattık. Peki ne öğrendik? Ben iddia ediyorum ki, hiçbir şey öğrenmedik. Bugün gelen yanıtlara bakınca pek bir şey öğrenmemiş, hiç de ders almamışız. Bizim dün de bir insan kaynakları sorunumuz yoktu, bugün de yok… Öğrendiğimizi düşündüğümüz bir tek şey var; ellerimiz titreyerek adam alıyoruz. Neden? Çünkü çıkarması zor. Tazminatlar yüklü. Krizde ciddi tazminat ödedik. Belimizi büktü. Doğru işe doğru adam, doğru işe doğru ücret gibi kavramların içini doldurduğumuzu sanmıyorum. Konuşulanlara ve konuşanlara çok kulak asmıyorum. Neden diyecek olursanız, konuşulanlar kadar yapılsaydı-edilseydi, aşağıdakiler bu kadar konuşmayacaktı, ne dersiniz;

… İşinizi, iş yerinizi ve iş yerindeki arkadaşlarınızı çok seviyorsunuz ama size verilen ücret ne yaptığınız işe ne de fabrikanın kendisine yakışıyor. Soruyorsunuz, acaba bana bir mesaj mı veriliyor diye. Ama öyle bir şeyin olmadığı söyleniyor. İnsanın bir tercih yapmak zorunda bırakıyor ücret politikası; huzur ama sefalet, para ya da kişiliksizlik…

… Yüzde yüz yabancı sermayeli bir firmada insan kaynakları departmanında çalıyorum. Bu yıl ihracatta ilk 30’a girmeyi hedefleyen firmam bana ayda 570 milyon para veriyor. Çalışmaya başladıktan 17 ay sonra bu normal mi?

… Anlayamadığım bir mantık var, iki buçuk yıldır zam alamıyoruz. Müdürlerimiz bu durumda nasıl bir performans bekleyebilir ki?… Böyle bir durumda biz de ne kadar ekmek o kadar köfte misali çalışıyoruz…

Sonuç;

Genç arkadaşlarım sözüm size. Bugün en fazla şikayet eden sizsiniz. Bugün bu forumda yer almayan yöneticileriniz de bir gün gençti, unutmayın. Onların da sizinkine benzer sorunları vardı. Onlar zaman içinde bu tür sorunları azalıp yok olunca, geçmişte yaşadıklarını unuttular. Siz unutmayın! Türkiye, dününü unutan insanlarla dolu. Yükü üstünden attı mı, bana dokunmayan bin yıl yaşasın mantığı hakim hepimize.

Sizler de sürüye katılacak olursanız, bir arpa boyu yol alamayacağımız kesin. Bugünlerden çıkaracağınız derslerin, yarın takipçisi olmanız gerekiyor. Yoksa sizin de sizden öncekilerden hiçbir farkınız kalmaz.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND