Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Ne kadar ekmek, o kadar köfte!

Ücretiniz motivasyonunuzu nasıl etkiliyor? Bu ayki sorumuz buydu. Anafikir şöyle gelişmiş; “Ne kadar maaş verirsen, sana o kadar iş veririm”. YAPRAK ÖZERin ilginç bir analizi.

NE KADAR EKMEK, O KADAR KÖFTE!

Yaprak Özer
insankaynakları.com

Ücretiniz motivasyonunuzu nasıl etkiliyor? Bu ayki sorumuz buydu. Anafikir şöyle gelişmiş; “Ne kadar maaş verirsen, sana o kadar iş veririm”. Bu ayki forumu bundan daha iyi özetleyecek bir başka cümle yok.

Ücret politikası gelmiş işvereni sırtından vurmuş, haberi yok. “Ben bana verdiğin kadar çalışırım, geride kalan zamanda vücudum burada, gönlüm kim bilir nerede…” diyor insanlar.

Benim görevim bu forumu size tüm yönleriyle yansıtmak. Aşağıda yer yer yanıtlayanlardan alıntılar bulacak; çözüm yaratamadığımız için yine efkarlanacaksınız. Aman sakın çok üzmeyin kendinizi. Göreceksiniz, bunlar da geçecek.

Gelelim forum sonuçlarına;

Yanıtlayanların yüzde yüzü ücretlerin motivasyonlarını olumsuz etkilediğini söylüyor. Ücretinden memnun olan bir tek Allah’ın kulu yok. En azından bizim forumumuza katılanlar arasında… Sanırım onlar mutlu mesut koltuklarında oturuyor. Uğraşacak başka işleri olsa gerek.

Yanıtlayanlar arasında iş yerinde motivasyonunun yüksek olduğunu söyleyen yok. Anlayacağınız herkes mutsuz, bezgin ve her an bir delilik yapabilir… Hani, gani gani iş olsa memlekette, zaten bir an durmayacak ama… Ne yaparsın mecburiyetten!…

Yanıtlayanların yüzde yüzü genç. Hiçbiri yaş yetmiş iş bitmiş değil. Hepsi yolun başında. Belli ki, ilk deneyimleri, en fazla ikinci, üçüncü. Yirmilerinde ya da otuzların başındalar. Çalıştıkları, bir işe sahip oldukları için şükrettikleri ortada. Ama çalışmalarına karşın parasızlığı anlamıyorlar. Öfkeli oldukları söylenebilir. Söylenecek bir şey daha var; mutsuzlar!.. Foruma katılanların profili böyle.

Mutlu kesim nerede? Gören var mı? Yanıtlayan bir tek işveren ya da vekili yok. Yanıtlayan ve görüşlerini paylaşan bir tek insan kaynakları yöneticisi de yok. Sanırsınız ki, bu site kanarya sevenler için kurgulanmış. Oysa biliyorum ki, çok sayıda insanvkaynakları yöneticisinin, insanvkaynakları uzmanının, işverenin, yöneticinin ekranına konuk oluyoruz ve okunuyoruz. Bu kez de okunacağını biliyorum. ‘Biraz cesaret baylar bayanlar’ demek istiyorum. Her konuyu sevmeyeceksiniz. Her konuyu sevdiremeyiz. Ama her konuyu ele almak gerekiyor. Biliyorum bazıları el yakıyor. Lütfen biraz cesaret. Sizi bekliyorum.

Ben De Sevmiyorum

İnanmayacaksınız ama bazı konuları ben de sevmiyorum. Bu kez de bu foruma verilen yanıtları sevmedim. Çünkü;

Kelimeler arasından dökülen hisler insanın üzerine yapışıyor, sözcükler kulaklarınızı tırmalıyor. Sevmedim çünkü; mutsuz insanlar zorla çalışıyor, çalıştırılıyor. Kimse de buna dönüp bakmıyor. Vazgeçtim dur diyecek olanından… Ama ücret politikaları üzerine aydınlatıcı, yol gösteren, hatta yaşanan garipliğin ileride yaratacağı sonuçları ortaya koyacak bir tek kişi de mi yok…

Bakın sizin şirketlerinizde çalışan genç arkadaşlarım ne düşünüyor… Hepsini bu köşeye konuk etmek mümkün değil. Görüşleriyle, çoğunluğu temsil edebileceğine inandıklarımı sizinle paylaşmak istedim. Bugün yanıt veremediğiniz ortada, acaba yarın bu insanlara ne diyeceksiniz merak ediyorum;

… Temmuz 2003’te yeni bir mezun olarak işe başladım. İyi bir okulu bitirmeme rağmen askerlik nedeniyle iş bulmakta ve bulduğum işlerde de istediğim maaşı almakta zorlandım. En sonunda 800 milyona makine üreten ve ihraç eden bir şirkette yurt dışı pazarlama kısmında işe başladım. Ocak ayında altı ayımı doldurduğum için ben de zam aldım. Aldığım zam yaklaşık yüzde 6. Daha doğrusu 50 milyon. Bu oran beni hayal kırıklığına uğrattı. Ben yüzde 10 zam bekliyordum.

… Dünya çapında bir finans kuruluşunda çalışıyorum. Ücretim motivasyonumu çok etkiliyor. Ücret dışında öğle yemeklerinde verilen 3 milyon tutarındaki yemek çekleri ile yemek ihtiyacımı karşılamam mümkün değil. Sizce bütün motivasyonumun bu tür parametrelere bağlı olması doğal mı?

Ücret motivasyonumu elbette etkiliyor. Ama bir araştırın bakalım, ücreti milyarlarla ölçülüp de iş yerinde insan yerine konmayanlar daha az parayla mevki ve statü sahibi olmak istemezler mi?…

… Ücret kişiye verilen değeri ve sorumluluğu gösterir. İş cazip olmalı ki, çalışan işine dört elle sarılsın. Bir de ailesi ekonomik olarak zor durumda olan bir çalışanın iş yerindeki verimini ve umursama yüzdesini düşürmektedir. Ve bu o kişinin elinde olamamaktadır. Benim sorum, bu ülke, gençlerini okutup potansiyel suçlu sayısını azaltmaya mı çalışıyor? Çünkü çok genç var fakat iş imkanı yok. Alt yapıdan bir haberler…”

Uygulanan Politikalar Akrep Gibi Sokuyor

Adı İnsan Forum çok güzel bir köşe. Bir de gelen yanıtları okuduğumda içime kasvet çökmese… İşveren ve vekilleri çok sayın insan kaynakları müdürleri neredesiniz Allah aşkına… Bu çocuklar ben yanıt vereyim diye yazmıyor bu soruları. Farklı görüşlerden yararlanmak istiyorlar. Onları işe alan da ben değilim. Sizsiniz. Neredesiniz beyin avcıları… Her zaman her yerde konuşmaya o kadar hazır ve nazırken… Tek bir satır karalamamışsınız. Yoksa dikkatinizi mi çekmedi. Sakın yanıtlamaya değer bulmadığınızı söylemeyin. Doğru, genç ve tecrübesiz grup üzerinde çalışmaya değmiyor. Bunlar para etmiyor.

Bu forumun yanıtları körler sağırlar birbirini ağırlar türünden. Onun için bizim forum ağlama duvarına dönmüş. Bir sürü deneyimsiz ya da az deneyimli arkadaş kendin pişir kendin ye türünde mangal keyfi yapıyor… Arkadaşım yüzde 6 zam karşılığı olan 50 milyonu görünce hayal kırıkılığına uğramış. Oysa beklentisi yüzde 10’muş, o da topu topu 80 milyon ediyor. Değer mi bu insanları 30 milyon için mutsuz etmeye. Düşünün bir kez 30 milyonla alacağınız verimi, katacağınız motivasyonu…

Tabii unutulmaması gereken bir durum var; üst gelir gruplarının yüzde 6 zam alması çok daha farklı sonuçlar yaratıyor. Belki de diğerleri yüzde 6’dan çok memnun. ‘Allah Razı olsun, bugünleri de gördük ya yarın bunu bile bulamayabiliriz’ diyordur…

Bir kez daha kanıtlıyoruz ki, bana dokunmayan yılan bin yaşasın. Niye uğraşsın şimdi bu konuyla durup dururken. Görünen o ki, ücretler arasında ciddi bir dengesizlik sözkonusu. Şikayet eden düşük ücretli yığınlar var. Şikayet etmeyen az sayıda karar veren üst düzey mevcut. Büyük olasılıkla ücretinden memnun olmayan ancak ses çıkartmaya çekinen hatta korkan ara kademe yaşıyor…

Herkes Ektiğini Biçer

Size kötü bir haberim var; bu forumu bundan 10 yıl sonra aynı soruyla açtığımızda, gelen yanıtlar değişmeyecek. Yanıtların türü ve içeriği değişmeyeceği gibi, forumun yapısı da aynı kalacak. Aynen aynı forumu 10 yıl önce yapmış olsaydık alacağımız sonuç gibi…

Şaşırmayın herkes ektiğini biçer. Bugün bana biraz ağlayarak, çokca öfkeyle, bol miktarda hayal kırıklığıyla yazanlar yarın başkalarının ücretini hesap ederken acaba nasıl davranacaklar dersiniz?…

Ben, çok insaflı olacaklarını sanmıyorum. Elleri titreyecek birilerine ücret öderken, sanırsınız ki kendi parası, sakınıyorlar… Aslına bakarsanız, kendi parası olsa gerçek anlamda sakınacak, iyi olana iyi ücret verecek ki, karşılığını alsın. Başkasının parasıyla ve iş sorumluluğundan uzak olduğu için 3 miyon öğle yemeği vermeye devam edecek.
Ben görmedim o da görmesin… Bana ne verdiler ki, ben de başkasına vereyim… Ben de gençken sürünmüştüm, şimdi de o sürünsün… mantığıyla… Ne acı değil mi…

İşveren uyanın, bunların modası hiçbir zaman olmadı. Çalışanınıza sahip çıkın. Çalışanınıza sahip çıkın çünkü, çalışmıyor. Bir ticarethaneniz var değil mi? Doğaldır ki, verimi yüksek olsun istersiniz, doğaldır ki üretimi bereketli olsun istersiniz. Peki mutsuz insanlarla, motivasyonu kalmamış insanlarla ne kadar üretebileceksiniz?

İşinize Gelirse

… Genelde satış ağırlıklı bir şirkette çalışmaktayım. Herhangi (aylık, yıllık vb.) bir hedef verilmemesi, maaşımın, performansımın nasıl olursa olsun her zaman sabit kalması yaptığım işe karşı motivasyonumu düşürmeye başladı. Artık şirketimde çalışmaya başladığım ilk günlerdeki heyecanım yok. Nasıl olsa her ay sonu, ne kadar çalışırsam çalışayım aynı maaşı alıyorum. O yüzden kendimi bu kadar yormama gerek yok diye düşünüyorum. Aslında satış, vb. konularda belli oranlarda prim, bonus, olması gerçekten faydalı. Satış ekibinin motivasyonunun artmasında çok önemli bir faktör…

… Merhaba, günümüzde insanları sömürmenin en iyi yolu adına ESNEK çalışma saatleri dedikleri uygulama. Örneğin ben saat 09:00’da iş alıp, akşam saat 18:00’da işi bitiriyorsam, geriye kalan zaman bana ait bir zamandır eğer işveren bu zamana talip ise bana o saatlerin farkını ödemekle yükümlüdür. Haksız mıyım…

… Kendimizi istemeyerek de olsa ne kadar maaş o kadar iş düşüncesine itmekteyiz. Çünkü patronomuzun karı artmakta olduğu halde, iki yıldan beri komik zamlarla, işinize gelirse muamelesiyle çalışmaktayız. Böyle bir durumda nasıl motivasyon bekliyorsunuz…

Ders Almadık

2000’li yıllar Türkiye için dönüm noktası oldu. Büyük bir ekonomik kriz içine düştük. Üstelik bile bile. Ne yazık ki, ansızın. Çok hazırlıksız, son derece tecrübesizdik. Cahil ve aymazdık demek daha bile doğru olacak. Bu kadar doğrudan söylediğim için bazılarının kalplerini kırarım diye korkuyorum.

Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en büyük krizini yaşıyor dediler. Ama krizin adını ekonomik kriz koydular. Oysa Türkiye ilk kez bir insan kaynakları sorunuyla karşı karşıyaydı ve bu kriz, krizlerin en büyüğüydü… Türkiye bir insan krizi yaşıyordu.

Aradan çok zaman geçti. Bazılarımız için günler, yıl kadar uzun geldi. Hayatımız alt üst oldu. Hiçbir zaman geriye dönülemeyecek izlerle yaşamasını öğrendik. Hayatımızı değiştirmek zorunda kaldık. Kimileri göçtü, kimileri gittikleri yerde bir şey bulamayıp geri döndü. Kimi aile yanına sığındı, kimi eşinden ayrıldı, çocuklarını özel okuldan ayırdı…

Psikolojik sorunları bol bir Türkiye yarattık. Peki ne öğrendik? Ben iddia ediyorum ki, hiçbir şey öğrenmedik. Bugün gelen yanıtlara bakınca pek bir şey öğrenmemiş, hiç de ders almamışız. Bizim dün de bir insan kaynakları sorunumuz yoktu, bugün de yok… Öğrendiğimizi düşündüğümüz bir tek şey var; ellerimiz titreyerek adam alıyoruz. Neden? Çünkü çıkarması zor. Tazminatlar yüklü. Krizde ciddi tazminat ödedik. Belimizi büktü. Doğru işe doğru adam, doğru işe doğru ücret gibi kavramların içini doldurduğumuzu sanmıyorum. Konuşulanlara ve konuşanlara çok kulak asmıyorum. Neden diyecek olursanız, konuşulanlar kadar yapılsaydı-edilseydi, aşağıdakiler bu kadar konuşmayacaktı, ne dersiniz;

… İşinizi, iş yerinizi ve iş yerindeki arkadaşlarınızı çok seviyorsunuz ama size verilen ücret ne yaptığınız işe ne de fabrikanın kendisine yakışıyor. Soruyorsunuz, acaba bana bir mesaj mı veriliyor diye. Ama öyle bir şeyin olmadığı söyleniyor. İnsanın bir tercih yapmak zorunda bırakıyor ücret politikası; huzur ama sefalet, para ya da kişiliksizlik…

… Yüzde yüz yabancı sermayeli bir firmada insan kaynakları departmanında çalıyorum. Bu yıl ihracatta ilk 30’a girmeyi hedefleyen firmam bana ayda 570 milyon para veriyor. Çalışmaya başladıktan 17 ay sonra bu normal mi?

… Anlayamadığım bir mantık var, iki buçuk yıldır zam alamıyoruz. Müdürlerimiz bu durumda nasıl bir performans bekleyebilir ki?… Böyle bir durumda biz de ne kadar ekmek o kadar köfte misali çalışıyoruz…

Sonuç;

Genç arkadaşlarım sözüm size. Bugün en fazla şikayet eden sizsiniz. Bugün bu forumda yer almayan yöneticileriniz de bir gün gençti, unutmayın. Onların da sizinkine benzer sorunları vardı. Onlar zaman içinde bu tür sorunları azalıp yok olunca, geçmişte yaşadıklarını unuttular. Siz unutmayın! Türkiye, dününü unutan insanlarla dolu. Yükü üstünden attı mı, bana dokunmayan bin yıl yaşasın mantığı hakim hepimize.

Sizler de sürüye katılacak olursanız, bir arpa boyu yol alamayacağımız kesin. Bugünlerden çıkaracağınız derslerin, yarın takipçisi olmanız gerekiyor. Yoksa sizin de sizden öncekilerden hiçbir farkınız kalmaz.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kahvaltılı sabahlar, başarılı yarınlar!

sağlıklı çocuk kahvaltıları, okula giden çocuğun kahvaltısı, okul başarısı, Manşet, kahvaltı tabağı

Çocukların okul başarısını önemli ölçüde etkileyen kahvaltı nasıl olmalı? Hangi besinleri kahvaltıda mutlaka tüketmeliyiz? İşte Diyetisyen İzan Işık’tan dengeli ve sağlıklı kahvaltı önerileri…

Kahvaltı, okul başarısını olumlu etkiliyor

Diyetisyen İzan Işık, sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı söyledi.

Diyetisyen İzan Işık, kahvaltının gece boyu süren açlığın sonunda vücut için gerekli ilk enerji kaynağı olduğunu belirterek, “Gece açlığında düşen kan glikozunun dengelenmesini sağlayan kahvaltı, bilişsel ve fiziksel performansın devamı için son derece önemli. Kahvaltı, glikojen (enerji) depolarını doldurur ve metabolizmayı çalışmaya başlatır” dedi. İzan Işık, MAT-FEN Eğitim Kurumu lise seviyesindeki öğrencilerine yönelik kahvaltı konulu beslenme eğitiminde konuştu. Eğitimde, gençlere örnek kahvaltı da sunuldu.

Kahvaltı okul başarısını etkiler

Sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı sağladığını, hafızayı geliştirdiğini, derslerde konsantrasyonu sağladığını vurgulayan İzan Işık, bunun yanında derslere geç kalmayı önleme ve devamsızlığı azaltmaya da yaradığını anlattı. İzan Işık kahvaltının duygu durumuna etkisinin de bilindiğini belirterek, “Kahvaltı ile duygu durumları arasında da bir ilişki bulunmaktadır. Düzenli kahvaltı yapan çocuk ve adölesanlar yaşama daha pozitif bakmakta, daha az negatif duyguya sahip olmaktadırlar” diye konuştu.

6-12 ve 12-18 yaş dönemi bireylerin kahvaltı ve genel olarak sağlıklı beslenme konusunda alışkanlığı kazanmasının, gelecekte hastalıklardan korunmasına katkı verdiğine işaret eden İzan Işık, “Bu dönemler fizyolojik, psikolojik ve sosyal gelişimin hızlı olduğu, yaşam boyu devam edebilecek davranışların büyük ölçüde oluştuğu, bilgi almaya ve alışkanlık kazanmaya en uygun oldukları ve yetişkinlik hastalıklarının gelişimi açısından ise en riskli dönemlerdir. Çocuklarda ve adölesanlarda (12-18 yaş) kahvaltı öğününün atlanması oldukça yaygın görülüyor. Kahvaltı öğününü atlayan adölesanlar arasında, bu oranın kızlarda erkeklere göre daha fazla olduğu biliniyor. Kahvaltı öğününün atlanmasının temel nedenleri zaman yetersizliği, sabah iştahın olmaması ve adölesanların vücut ağırlıkları hakkında duydukları endişe nedeniyle besin alımını sınırlamak istemeleridir” bilgisini verdi.

Kahvaltı yapmak yetişkinlikte obezite riskini azaltıyor

Diyetisyen İzan Işık, bazı gençlerin kahvaltıyı kilo alma endişesiyle atlamasına karşılık, kahvaltı yapmanın yetişkinlikteki obezite riskini azalttığını da vurgulayarak, “Kahvaltıyı atlayan veya yeterli ve dengeli bir kahvaltı öğünü tüketmeyen çocuk ve 12-18 yaş arasındaki bireylerde ilerleyen yıllarda obezite görülme oranın daha fazla. Total kolesterol, LDL kolesterol ve insülin düzeylerinin yüksekliği ile ilişkili olduğunu, bireylerin yetişkinlik döneminde tip 2 diyabet, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, metabolik sendrom ve osteoporoz risklerinin daha yüksek” bilgisini verdi.

Ailelere uyarı

Ailelerin kahvaltıya yönelik tutumlarının çocukların ve adölesan çağdaki (12-18 yaş) gençlerin davranışlarını etkilediğine işaret eden İzan Işık, evde kahvaltı hazırlanmaması ve kahvaltıda gerekli olan besinlere yer verilmemesinin çocuk ve gençleri kahvaltıdan uzaklaştırabildiğini anlattı. İzan Işık, “Adölesan bireylere aileleri tarafından sağlıklı beslenme konusunda yol gösterilmeli, kendi besin alımlarını düzenleyerek yeterli ve dengeli beslenme alışkanlıklarının gelişimi desteklenmelidir”  diye konuştu.

İyi bir kahvaltı nasıl olmalı?

Öğrencilere kahvaltı tavsiyelerinde de bulunan Diyetisyen İzan Işık, iyi bir kahvaltının günlük enerji ihtiyacının yüzde 20-25’ini karşılaması gerektiğini belirtti. Dört temel besin grubu olan süt ve süt ürünleri, et ve et ürünleri, tahıl grubu ve sebze meyve grubunu içermesi gerektiğini belirten Diyetisyen Işık, mevsiminde taze meyve ve sebzeleri de önerdi. İzan Işık, örnek bir kahvaltıyı şöyle sıraladı:

“1 bardak süt, 1 yumurta, 1 dilim beyaz peynir, 2 ceviz veya 5 adet zeytin, 1 avuç yeşillik, söğüş doğranmış mevsim sebzeleri, 1 tatlı kaşığı ölçü ile bal veya ev yapımı reçel, 2-3 dilim tam tahıllı ekmek şeklinde hazırlanmış bir kahvaltı yaklaşık 500 kilokalori (kcal) enerji içerir ve aynı zamanda bireye tüm besin gruplarını sağlamış olur”

Öğrencilerin kahvaltıya bakışında olumlu değişiklik oldu

Bilgilendirme öncesi ve sonrasında tutum ve düşünceye yönelik yapılan kısa ankette de, MAT-FEN öğrencilerinin kahvaltıya yönelik tutumlarında olumlu değişiklik gözlendi.  Kahvaltısını artık atlamayacağını söyleyenler yüzde 43,4’ten yüzde 60,8’e yükseldi.

Kaynak: www.dunya.com

Okumaya devam et

MAKALE

Dikkatimizi artırmak için neler yapmalıyız?

psikoloji, odaklanma, dikkati artırma yöntemleri, dikkat problemi, dikkat

Etkili ve verimli çalışabilmek için iyi odaklanmamız gerekir. Fakat zor ve sıkıcı işlerle uğraşırken bu pek kolay olmuyor. Neyse ki bilim dikkati geliştiren kolay ve etkili yollar keşfetti. İşte o 5 bilimsel çözüm…

Dikkati geliştirecek 5 yöntem

Zor veya sıkıcı bir işe yoğunlaşmaya çalışanlar bunun ne kadar zor olduğunu bilir. Ama dikkati artırmayı sağlayan bazı bilimsel çözümler de var.

Yaptığımız işe daha iyi konsantre olmak için yapmamız gerektiğini sandığımız şeylerin çoğu beynimizin doğal işleyişine aykırıdır. Peki, daha fazla verim almak için, dikkat konusundaki araştırmalardan neler öğrenebiliriz?

1. Zihni dağıtmak

Yaptığınız iş üzerinde yoğunlaşmakta güçlük çekiyorsanız kısa süreliğine zihninizi dağıtacak başka bir şeye yönelmek en iyi yöntemlerden biridir.

Psikologlar zamanımızın yaklaşık yüzde 50’sini uğraştığımız işten farklı şeyler düşünerek geçirdiğimizi söylüyor. O halde zihni dağıtmak beynin daha iyi çalışmasına yardımcı olabilir.

Beyne baktığımızda, konsantrasyonun neden bozulduğunu anlayabiliriz. Konsantre olmak için beynin bazı bölgeleri arasında iyi bağlantılar kurulması gerekir.

Zamanımızın yarısını hayal kurarak geçiriyorsak bunun vaktini kendimizin belirlemesi daha yararlı olabilir.

Beynin ön kısmındaki kıvrımlardan oluşan frontal korteks, dikkat dağıtan şeylere karşı direnmeyi ve daha eğlenceli şeylerle uğraşmaya yönelten doğal içgüdümüzü kontrol etmeyi sağlar.

Bu bağlantıları çalışır halde tutmak için, özel bir şeyle uğraşmadığımızda beynin aktif olan kısımlarından daha fazla enerji gerekir. Ama kaçınılmaz olarak gün içinde bu enerji tükenip yorulduğumuzda, dikkatimiz dağılır, aklımız başka şeylere kaymaya başlar.

Eğer bu durum zaten yaşanacaksa bunun vaktini en uygun ana ayarlamak neden mümkün olmasın?

Harvard Üniversitesi’nde psikolog Paul Seli, zihnin dağılması konusunda kasıtlı ve kazara dağılma ayrımı yapıyor. Yapılan işi olumsuz etkileyen işte bu kazara zihin dağılmasıdır.

Oysa bu zamanı kendisi belirleyenler daha az zarar görür. Bilerek ve planlayarak zihni dağıtacak bir şeylere yönelmenin yararı olabilir.

“Uğraştığınız işle ilgisi olmayan başka bir konuyu düşünün, örneğin kafanıza takılan başka bir sorunu çözmeye çalışın, sonra da asıl işinize dönün” tavsiyesinde bulunuyor Seli.

İş dışındaki başka bir konuyu düşünmesi için zihninize izin vermek, hem aklın başka şeylere kayması sırasındaki suçluluk duygusunu hem de bu kaymaya neden olan ve zihni meşgul eden konuları gidermiş olacaktır.

İşyerinde şaka ortamına izin vermek verimliliği artırabilir. Bunun bir yolu da kedi videoları izlemek olabilir mi?

2. Boş boş dolanmak

Komik kedi videolarının dikkat dağıttığı düşünülür, ama bazı psikologlar bunların bizi işimize devam etmemizi sağlayacak kıvama getirebileceğine inanıyor.

İşinizi ne kadar seviyor olsanız da zor bir işe yoğunlaşmak irade ister. İrade gücünü artırmanın bir yolu da gülmekten geçer. Yapılan araştırmalar, zor bir bilmece üzerinde kafa yorma konusunda, komik bir video izleyen kişilerin, rahatlatıcı ama komik olmayan video izleyenlerden daha uzun süre çaba gösterdiklerini ortaya koydu. Bu nedenle işyerlerinde daha şakacı bir ortamın teşvik edilmesini savunanlar var.

Avustralya Üniversitesi’nde liderlik araştırmaları uzmanı David Cheng’e göre, “Ekibiniz için eğlenme kültürü yaratmak, onları güldürecek komik bir video bulup izletmek iş verimliliğini artırır. Bu elbette gün boyunca kedi videoları izlemek anlamına gelmiyor, ama özellikle yorgun hissedilen anlarda, arada bir fırsat yaratarak şakalaşıp gülmek gerekir.”

3. Düzen değil karmaşa mı?

Daha iyi konsantre olmak için, dikkat dağıtacak tüm dış etkenlerden arınmak gerektiği düşünülür. Oysa başka bir teoriye göre tersini yapmak gerekir.

Belli düzeyde karmaşanın yoğunlaşmaya yararı olabileceği söyleniyor.

Londra’daki UCL Üniversitesi’nden psikolog Nilli Lavie 1995’te ‘Yükleme Teorisi’ni gündeme getirdi. Buna göre, beynimizin dış dünyadan alıp işleme koyabileceği bilgi sınırlıdır. Bu kapasite dolduğunda, beynin dikkat sistemi devreye girerek neye konsantre olacağına karar verir.

Lavie’nin deneyleri, temiz, düzenli ve sessiz ortamlardan ziyade dağınık ve karmaşık ortamlarda çalışmak daha verimli olabilir. Algı bölgeleri tümüyle dolduğunda beynimiz tüm enerjisini en önemli işe yoğunlaştırır. Dikkat dağıtıcı etkenleri devre dışı bırakır.

Ancak bunu uygularken dikkat dağıtıcı doğru faktörleri bulmak ve enerjimizi tüketecek seviyeye çıkmasına izin vermemek önemlidir. Düzenli görsel ve müzikli araçları devreye sokup bu işi kolaylaştırmak için ommwriter veya focus@will gibi bazı uygulama programları geliştirilmiş olsa da bunlar bilimsel araştırmalarda sınanmış olmadığından bir radyo da aynı işi görebilir.

Burada önemli olan, beynin başka yerde stimülasyon aramasına fırsat vermeyecek doğru dengeyi bulmaktır. Çoğu insan neyin daha iyi işe yarayacağını deneme yanılma yoluyla bulabilir. Ama dikkat dağıtıcı etkenleri ortadan kaldırmak yorucu olabileceğinden, hafiften başlayarak bu yönteme başvurulabilir.

Öğle arasında dışarı çıkıp parkta egzersiz yapmak dikkati yenilemeyi sağlar.

4. İşe ara vermek

İşiniz başınızdan aşkın olduğunda işe ara vermek aklınıza bile gelmeyebilir. Fakat bu şekilde daha fazla iş yapmanın mümkün olduğunu gösteren çok sayıda veri bulunuyor.

Önemli olan, ne zaman, ne kadar süreyle işe ara verileceği ve bu sırada ne yapılacağıdır.

Araştırmalar, konsantrasyon sınırının 90 dakika olduğunu gösteriyor. Bundan sonra 15 dakikalık ara almak gerekiyor.

Birkaç saniyelik mini araların bile işe yaradığını gösteren çalışmalar var. Ama bu sırada pencereden dışarı bakmak yerine, zihin aritmetiği gibi daha yoğun bir egzersize başvurmak yararlı olacaktır.

İşe ara verdiğinizde fiziksel egzersiz yapmanın, ardından kafein içeren kahve gibi bir içecek içmenin de beyni güçlendirdiği görülmüştür. Bunları dışarıda bir parkta yapmak daha etkili olacaktır.

Başka bir seçenek de meditasyon olabilir. Meditasyon konusunda tecrübeli olanlar dikkatleri üzerinde daha iyi kontrol sahibi olduğu gibi, ne zaman ara vermeleri gerektiğini de daha iyi bilir.

Bütün bunları zaman kaybı olarak görüyorsanız bir fincan kahve ile kafein yüklemesi yapmak da kısa vadeli olarak hafızayı, reaksiyon ve dikkat süresini artırır.

Egzersiz yapamayanlar için kafein de kısa süreli bir çözüm olarak dikkati yenileyebilir.

5. Fazla zorlamayın

Uzun süreli konsantre olmak gerektiğinde, kısa süreli bir yoğunlaşma dönemlerinin ardından kısa araların alınmasının daha verimli olduğu gözlendi.

Boston Dikkat ve Öğrenim Laboratuvarı’nda yapılan beyin taramalarında, uzun süre konsantre olmaya çalışanların, kısa süreli yoğunlaşma ve kısa ara, ardından yeniden yoğunlaşma şeklinde bir yöntem izleyenlerden daha fazla hata yaptığı görüldü.

Aynı şekilde Amsterdam Vrije Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada da, sürekli konsantre olmaktansa kısa süreli ara verip başka bir konuda düşünmenin dikkati daha artırdığı görüldü.

Beyin hakkındaki bilgimiz arttıkça stresin konsantrasyona zarar verdiğini daha net görüyoruz. Bu nedenle sakinleşmek için ara almak, kontrolü yeniden ele geçirmek ve daha verimli çalışmak için de önemlidir.

Yazar:  Caroline Williams 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

İyi yaşamak için iyi uyuyun!

yetersiz uykunun zararları, yetersiz uyku, uykunun önemi, uyku düzensizliği, bağışıklık sistemi

Sağlıklı bir yaşam için uyku düzenine ihtiyacımız var. Eğer yeterince uyuyamazsak vücudumuz bu duruma tepki gösterir. Buna bağlı olarak da hem fiziksel hem psikolojik hastalıklar meydana gelir. İşte yetersiz uykunun vücuda olumsuz etkileri…

Az uyku kısa ömür demektir

Rutin olarak gecede beş saat uyuyanların ani ölme riski, yedi ila dokuz saat uyuyanlara oranla yüzde 65 daha fazladır

Kalkınmış ülkelerdeki yetişkinlerin üçte ikisi, sağlıklı yaşam için şart olan sekiz saatlik gece uykusunu alamamaktadır.

Üçte biri ise kronik uykusuzluk çekmektedir.

Yetersiz uyku, kişinin Alzheimer hastalığına yakalanmasına en fazla etki yapan unsurdur.

İnsan beyninde harikulade bir temizlik sistemi bulunmaktadır. Bu sistem insan derin uykuda iken yüksek viteste çalışmaya geçer. Alzheimer’le ilişkisi olan beta amyloid adlı yapışkan, zehirli proteini, beyinden temizler.

Yeterli uyku uyuyamayanlar bu temizlik faaliyetinden mahrum kalırlar.

Yetersiz uyku ile geçen her gece, mürekkep faizle alınan kredi gibi, Alzheimer riskini artırır.

Rutin olarak gecede altı saatten az uyumak, bağışıklık sistemini olumsuz etkiler ve kanser riskini önemli ölçüde artırır.

Yetersiz uyku, bu sadece bir haftada iki üç saat daha az uyumak bile olsa, kan şekeri düzeyini o kadar çok olumsuz etkiler ki, şeker hastalığının eşiğindeki değerlere sahip olur insan.

Kısa uyku, kalp damarlarının tıkanma ve kırılganlaşma olasılığını çoğaltır ve bu da damar hastalıklarına, beyin kanamasına ve kalp krizine giden yoldur.

Uyku bozukluğunun depresyon, anksiyete ve intihar eğilimi gibi ruh durumları ile de sıkı bir bağlantısı vardır.

O kadar ki, son 20 yılda yapılan araştırmalarda, uykunun normal seyrinde olduğu bir psikolojik bozukluk bulunamamıştır.

Özetlemek gerekirse, ne kadar az uyursanız o kadar az yaşarsınız:

Yakın bir zaman önce yapılan araştırmalara göre, rutin olarak gecede beş saat uyuyanların ani ölme riski, yedi ila dokuz saat uyuyanlara oranla yüzde 65 daha fazladır.

Uyku sağlıklı yaşam için o kadar önemlidir ki bazı bilim insanları, doktorların hastalarına (uyku hapı olmaksızın) iyi bir gece uykusu “reçete” etmeleri için kampanya başlattı.

Yukarıdaki bilgileri Matthew P. Walker adlı İngiliz bilim insanının, neredeyse kelimesi kelimesine, bir yazısından aldım.

Walker, Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nde, nöroloji ve psikoloji profesörüdür. Araştırmalarının odağı, uykunun insan sağlığı ve hastalıklar üzerindeki etkileridir.

Neden Uyuyoruz* adlı kitabı dünyanın birçok ülkesinde best-seller oldu.

Walker’in dolu dolu uyumak ile spor arasındaki ilişki konusunda da ilginç tespitleri var.

“Yasal en etkin performans artırıcı doping, uykudur ama bundan çok az insan faydalanır” diyor.

Sekiz saatten -özellikle altı saatten- az uyuyanlarda, şu meydana gelir:

Fiziki bitmişlik hâline yüzde 10 ile 30 arasında daha hızlı ulaşılır, aerobik performans da aynı oranda düşer.

Adale gücü azalır.

Gecede dokuz saat yerine, beş ila altı saat uyumak, bir sezon boyunca sakatlanma ihtimalini yüzde 200 artırabilir.

*

İyi uykular!

Yazar: Metin Münir
Kaynak:  www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND