Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Ne kadar ekmek, o kadar köfte!

Ücretiniz motivasyonunuzu nasıl etkiliyor? Bu ayki sorumuz buydu. Anafikir şöyle gelişmiş; “Ne kadar maaş verirsen, sana o kadar iş veririm”. YAPRAK ÖZERin ilginç bir analizi.

NE KADAR EKMEK, O KADAR KÖFTE!

Yaprak Özer
insankaynakları.com

Ücretiniz motivasyonunuzu nasıl etkiliyor? Bu ayki sorumuz buydu. Anafikir şöyle gelişmiş; “Ne kadar maaş verirsen, sana o kadar iş veririm”. Bu ayki forumu bundan daha iyi özetleyecek bir başka cümle yok.

Ücret politikası gelmiş işvereni sırtından vurmuş, haberi yok. “Ben bana verdiğin kadar çalışırım, geride kalan zamanda vücudum burada, gönlüm kim bilir nerede…” diyor insanlar.

Benim görevim bu forumu size tüm yönleriyle yansıtmak. Aşağıda yer yer yanıtlayanlardan alıntılar bulacak; çözüm yaratamadığımız için yine efkarlanacaksınız. Aman sakın çok üzmeyin kendinizi. Göreceksiniz, bunlar da geçecek.

Gelelim forum sonuçlarına;

Yanıtlayanların yüzde yüzü ücretlerin motivasyonlarını olumsuz etkilediğini söylüyor. Ücretinden memnun olan bir tek Allah’ın kulu yok. En azından bizim forumumuza katılanlar arasında… Sanırım onlar mutlu mesut koltuklarında oturuyor. Uğraşacak başka işleri olsa gerek.

Yanıtlayanlar arasında iş yerinde motivasyonunun yüksek olduğunu söyleyen yok. Anlayacağınız herkes mutsuz, bezgin ve her an bir delilik yapabilir… Hani, gani gani iş olsa memlekette, zaten bir an durmayacak ama… Ne yaparsın mecburiyetten!…

Yanıtlayanların yüzde yüzü genç. Hiçbiri yaş yetmiş iş bitmiş değil. Hepsi yolun başında. Belli ki, ilk deneyimleri, en fazla ikinci, üçüncü. Yirmilerinde ya da otuzların başındalar. Çalıştıkları, bir işe sahip oldukları için şükrettikleri ortada. Ama çalışmalarına karşın parasızlığı anlamıyorlar. Öfkeli oldukları söylenebilir. Söylenecek bir şey daha var; mutsuzlar!.. Foruma katılanların profili böyle.

Mutlu kesim nerede? Gören var mı? Yanıtlayan bir tek işveren ya da vekili yok. Yanıtlayan ve görüşlerini paylaşan bir tek insan kaynakları yöneticisi de yok. Sanırsınız ki, bu site kanarya sevenler için kurgulanmış. Oysa biliyorum ki, çok sayıda insanvkaynakları yöneticisinin, insanvkaynakları uzmanının, işverenin, yöneticinin ekranına konuk oluyoruz ve okunuyoruz. Bu kez de okunacağını biliyorum. ‘Biraz cesaret baylar bayanlar’ demek istiyorum. Her konuyu sevmeyeceksiniz. Her konuyu sevdiremeyiz. Ama her konuyu ele almak gerekiyor. Biliyorum bazıları el yakıyor. Lütfen biraz cesaret. Sizi bekliyorum.

Ben De Sevmiyorum

İnanmayacaksınız ama bazı konuları ben de sevmiyorum. Bu kez de bu foruma verilen yanıtları sevmedim. Çünkü;

Kelimeler arasından dökülen hisler insanın üzerine yapışıyor, sözcükler kulaklarınızı tırmalıyor. Sevmedim çünkü; mutsuz insanlar zorla çalışıyor, çalıştırılıyor. Kimse de buna dönüp bakmıyor. Vazgeçtim dur diyecek olanından… Ama ücret politikaları üzerine aydınlatıcı, yol gösteren, hatta yaşanan garipliğin ileride yaratacağı sonuçları ortaya koyacak bir tek kişi de mi yok…

Bakın sizin şirketlerinizde çalışan genç arkadaşlarım ne düşünüyor… Hepsini bu köşeye konuk etmek mümkün değil. Görüşleriyle, çoğunluğu temsil edebileceğine inandıklarımı sizinle paylaşmak istedim. Bugün yanıt veremediğiniz ortada, acaba yarın bu insanlara ne diyeceksiniz merak ediyorum;

… Temmuz 2003’te yeni bir mezun olarak işe başladım. İyi bir okulu bitirmeme rağmen askerlik nedeniyle iş bulmakta ve bulduğum işlerde de istediğim maaşı almakta zorlandım. En sonunda 800 milyona makine üreten ve ihraç eden bir şirkette yurt dışı pazarlama kısmında işe başladım. Ocak ayında altı ayımı doldurduğum için ben de zam aldım. Aldığım zam yaklaşık yüzde 6. Daha doğrusu 50 milyon. Bu oran beni hayal kırıklığına uğrattı. Ben yüzde 10 zam bekliyordum.

… Dünya çapında bir finans kuruluşunda çalışıyorum. Ücretim motivasyonumu çok etkiliyor. Ücret dışında öğle yemeklerinde verilen 3 milyon tutarındaki yemek çekleri ile yemek ihtiyacımı karşılamam mümkün değil. Sizce bütün motivasyonumun bu tür parametrelere bağlı olması doğal mı?

Ücret motivasyonumu elbette etkiliyor. Ama bir araştırın bakalım, ücreti milyarlarla ölçülüp de iş yerinde insan yerine konmayanlar daha az parayla mevki ve statü sahibi olmak istemezler mi?…

… Ücret kişiye verilen değeri ve sorumluluğu gösterir. İş cazip olmalı ki, çalışan işine dört elle sarılsın. Bir de ailesi ekonomik olarak zor durumda olan bir çalışanın iş yerindeki verimini ve umursama yüzdesini düşürmektedir. Ve bu o kişinin elinde olamamaktadır. Benim sorum, bu ülke, gençlerini okutup potansiyel suçlu sayısını azaltmaya mı çalışıyor? Çünkü çok genç var fakat iş imkanı yok. Alt yapıdan bir haberler…”

Uygulanan Politikalar Akrep Gibi Sokuyor

Adı İnsan Forum çok güzel bir köşe. Bir de gelen yanıtları okuduğumda içime kasvet çökmese… İşveren ve vekilleri çok sayın insan kaynakları müdürleri neredesiniz Allah aşkına… Bu çocuklar ben yanıt vereyim diye yazmıyor bu soruları. Farklı görüşlerden yararlanmak istiyorlar. Onları işe alan da ben değilim. Sizsiniz. Neredesiniz beyin avcıları… Her zaman her yerde konuşmaya o kadar hazır ve nazırken… Tek bir satır karalamamışsınız. Yoksa dikkatinizi mi çekmedi. Sakın yanıtlamaya değer bulmadığınızı söylemeyin. Doğru, genç ve tecrübesiz grup üzerinde çalışmaya değmiyor. Bunlar para etmiyor.

Bu forumun yanıtları körler sağırlar birbirini ağırlar türünden. Onun için bizim forum ağlama duvarına dönmüş. Bir sürü deneyimsiz ya da az deneyimli arkadaş kendin pişir kendin ye türünde mangal keyfi yapıyor… Arkadaşım yüzde 6 zam karşılığı olan 50 milyonu görünce hayal kırıkılığına uğramış. Oysa beklentisi yüzde 10’muş, o da topu topu 80 milyon ediyor. Değer mi bu insanları 30 milyon için mutsuz etmeye. Düşünün bir kez 30 milyonla alacağınız verimi, katacağınız motivasyonu…

Tabii unutulmaması gereken bir durum var; üst gelir gruplarının yüzde 6 zam alması çok daha farklı sonuçlar yaratıyor. Belki de diğerleri yüzde 6’dan çok memnun. ‘Allah Razı olsun, bugünleri de gördük ya yarın bunu bile bulamayabiliriz’ diyordur…

Bir kez daha kanıtlıyoruz ki, bana dokunmayan yılan bin yaşasın. Niye uğraşsın şimdi bu konuyla durup dururken. Görünen o ki, ücretler arasında ciddi bir dengesizlik sözkonusu. Şikayet eden düşük ücretli yığınlar var. Şikayet etmeyen az sayıda karar veren üst düzey mevcut. Büyük olasılıkla ücretinden memnun olmayan ancak ses çıkartmaya çekinen hatta korkan ara kademe yaşıyor…

Herkes Ektiğini Biçer

Size kötü bir haberim var; bu forumu bundan 10 yıl sonra aynı soruyla açtığımızda, gelen yanıtlar değişmeyecek. Yanıtların türü ve içeriği değişmeyeceği gibi, forumun yapısı da aynı kalacak. Aynen aynı forumu 10 yıl önce yapmış olsaydık alacağımız sonuç gibi…

Şaşırmayın herkes ektiğini biçer. Bugün bana biraz ağlayarak, çokca öfkeyle, bol miktarda hayal kırıklığıyla yazanlar yarın başkalarının ücretini hesap ederken acaba nasıl davranacaklar dersiniz?…

Ben, çok insaflı olacaklarını sanmıyorum. Elleri titreyecek birilerine ücret öderken, sanırsınız ki kendi parası, sakınıyorlar… Aslına bakarsanız, kendi parası olsa gerçek anlamda sakınacak, iyi olana iyi ücret verecek ki, karşılığını alsın. Başkasının parasıyla ve iş sorumluluğundan uzak olduğu için 3 miyon öğle yemeği vermeye devam edecek.
Ben görmedim o da görmesin… Bana ne verdiler ki, ben de başkasına vereyim… Ben de gençken sürünmüştüm, şimdi de o sürünsün… mantığıyla… Ne acı değil mi…

İşveren uyanın, bunların modası hiçbir zaman olmadı. Çalışanınıza sahip çıkın. Çalışanınıza sahip çıkın çünkü, çalışmıyor. Bir ticarethaneniz var değil mi? Doğaldır ki, verimi yüksek olsun istersiniz, doğaldır ki üretimi bereketli olsun istersiniz. Peki mutsuz insanlarla, motivasyonu kalmamış insanlarla ne kadar üretebileceksiniz?

İşinize Gelirse

… Genelde satış ağırlıklı bir şirkette çalışmaktayım. Herhangi (aylık, yıllık vb.) bir hedef verilmemesi, maaşımın, performansımın nasıl olursa olsun her zaman sabit kalması yaptığım işe karşı motivasyonumu düşürmeye başladı. Artık şirketimde çalışmaya başladığım ilk günlerdeki heyecanım yok. Nasıl olsa her ay sonu, ne kadar çalışırsam çalışayım aynı maaşı alıyorum. O yüzden kendimi bu kadar yormama gerek yok diye düşünüyorum. Aslında satış, vb. konularda belli oranlarda prim, bonus, olması gerçekten faydalı. Satış ekibinin motivasyonunun artmasında çok önemli bir faktör…

… Merhaba, günümüzde insanları sömürmenin en iyi yolu adına ESNEK çalışma saatleri dedikleri uygulama. Örneğin ben saat 09:00’da iş alıp, akşam saat 18:00’da işi bitiriyorsam, geriye kalan zaman bana ait bir zamandır eğer işveren bu zamana talip ise bana o saatlerin farkını ödemekle yükümlüdür. Haksız mıyım…

… Kendimizi istemeyerek de olsa ne kadar maaş o kadar iş düşüncesine itmekteyiz. Çünkü patronomuzun karı artmakta olduğu halde, iki yıldan beri komik zamlarla, işinize gelirse muamelesiyle çalışmaktayız. Böyle bir durumda nasıl motivasyon bekliyorsunuz…

Ders Almadık

2000’li yıllar Türkiye için dönüm noktası oldu. Büyük bir ekonomik kriz içine düştük. Üstelik bile bile. Ne yazık ki, ansızın. Çok hazırlıksız, son derece tecrübesizdik. Cahil ve aymazdık demek daha bile doğru olacak. Bu kadar doğrudan söylediğim için bazılarının kalplerini kırarım diye korkuyorum.

Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en büyük krizini yaşıyor dediler. Ama krizin adını ekonomik kriz koydular. Oysa Türkiye ilk kez bir insan kaynakları sorunuyla karşı karşıyaydı ve bu kriz, krizlerin en büyüğüydü… Türkiye bir insan krizi yaşıyordu.

Aradan çok zaman geçti. Bazılarımız için günler, yıl kadar uzun geldi. Hayatımız alt üst oldu. Hiçbir zaman geriye dönülemeyecek izlerle yaşamasını öğrendik. Hayatımızı değiştirmek zorunda kaldık. Kimileri göçtü, kimileri gittikleri yerde bir şey bulamayıp geri döndü. Kimi aile yanına sığındı, kimi eşinden ayrıldı, çocuklarını özel okuldan ayırdı…

Psikolojik sorunları bol bir Türkiye yarattık. Peki ne öğrendik? Ben iddia ediyorum ki, hiçbir şey öğrenmedik. Bugün gelen yanıtlara bakınca pek bir şey öğrenmemiş, hiç de ders almamışız. Bizim dün de bir insan kaynakları sorunumuz yoktu, bugün de yok… Öğrendiğimizi düşündüğümüz bir tek şey var; ellerimiz titreyerek adam alıyoruz. Neden? Çünkü çıkarması zor. Tazminatlar yüklü. Krizde ciddi tazminat ödedik. Belimizi büktü. Doğru işe doğru adam, doğru işe doğru ücret gibi kavramların içini doldurduğumuzu sanmıyorum. Konuşulanlara ve konuşanlara çok kulak asmıyorum. Neden diyecek olursanız, konuşulanlar kadar yapılsaydı-edilseydi, aşağıdakiler bu kadar konuşmayacaktı, ne dersiniz;

… İşinizi, iş yerinizi ve iş yerindeki arkadaşlarınızı çok seviyorsunuz ama size verilen ücret ne yaptığınız işe ne de fabrikanın kendisine yakışıyor. Soruyorsunuz, acaba bana bir mesaj mı veriliyor diye. Ama öyle bir şeyin olmadığı söyleniyor. İnsanın bir tercih yapmak zorunda bırakıyor ücret politikası; huzur ama sefalet, para ya da kişiliksizlik…

… Yüzde yüz yabancı sermayeli bir firmada insan kaynakları departmanında çalıyorum. Bu yıl ihracatta ilk 30’a girmeyi hedefleyen firmam bana ayda 570 milyon para veriyor. Çalışmaya başladıktan 17 ay sonra bu normal mi?

… Anlayamadığım bir mantık var, iki buçuk yıldır zam alamıyoruz. Müdürlerimiz bu durumda nasıl bir performans bekleyebilir ki?… Böyle bir durumda biz de ne kadar ekmek o kadar köfte misali çalışıyoruz…

Sonuç;

Genç arkadaşlarım sözüm size. Bugün en fazla şikayet eden sizsiniz. Bugün bu forumda yer almayan yöneticileriniz de bir gün gençti, unutmayın. Onların da sizinkine benzer sorunları vardı. Onlar zaman içinde bu tür sorunları azalıp yok olunca, geçmişte yaşadıklarını unuttular. Siz unutmayın! Türkiye, dününü unutan insanlarla dolu. Yükü üstünden attı mı, bana dokunmayan bin yıl yaşasın mantığı hakim hepimize.

Sizler de sürüye katılacak olursanız, bir arpa boyu yol alamayacağımız kesin. Bugünlerden çıkaracağınız derslerin, yarın takipçisi olmanız gerekiyor. Yoksa sizin de sizden öncekilerden hiçbir farkınız kalmaz.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve hazırlar. Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenlerini teker teker size tanıtacağız. 

ÖZLEM BAYDAR

İş Odaklı Kişisel Gelişim ve Başarı Eğitmeni

Danışman, Koç, Mentör, Moderatör, Konuşmacı

Hayat felsefesi: Kendini bulmak ancak kendini başkalarına hizmette kaybettiğinde mümkündür.” Gandi

1967’de Ankara’da doğdu. TED Ankara Koleji ve ODTÜ İngilizce Öğretmenliğini bitirdi.

9 yaşında basketbola başlayan Özlem, TED Ankara Koleji’nde 6 kez üst üste Türkiye Şampiyonluğu, bir kez de  Dünya 2.liği yaşadı. Takım kaptanlığındaki liderliği, antrenman sevdası  ve istikrarlı başarısıyla 19 yaşında A Milli Kız Basketbol takımı aday kadrosuna seçildi.

Kurumsal İş Tecrübesi:

  • 1989-1993  SIEMENS AG – STFA – ABB  Atatürk Barajı Enerji Nakil Hatları – Proje Asistanlığı
  • 1993-1995 İktisat Bankası TAŞ Ankara Şubesi  – Menkul Kıymetler ve Yatırım Yetkilisi
  • 1995-1999 Demir Faktoring A.Ş. GM  – Kredi Pazarlama Yetkilisi
  • 1999-2002 Kredi Finans Faktoring Hizmetleri A.Ş. GM – Kredi Pazarlama ve Satış Müdürü
  • 2002-2003 ORG Tekstil – Satış ve Pazarlama Yöneticiliği
  • 2003-2004 Türkel Fuarcılık – Satış ve Pazarlama Yöneticiliği
  • 2004-2007 Tekstil ve Gıda Ticareti – Şirket ortağı
  • 2007-2012  Finans Emeklilik ve Hayat GM –  Kurumsal Satış Birim Yöneticiliği

Eğitmenlik Tecrübesi :

2010 senesinde Finans Emeklilik ve Hayat A.Ş.’de iç eğitmenlikle tanıştı. Bu sayede yaşam amacı olarak tanımladığı  “insanların gelişimine ve dönüşümüne yardım edebilmek” için ilk önemli fırsatı yakaladı.

2012’den beri yaşam boyu öğrenme ve sorumluluk değerlerini besleyen eğitmenlik mesleğini Dale Carnegie Akademi’de sürdürüyor. 2012-2017 arasında Akademinin Satış Yöneticiliğini de üstlendi. Mayıs 2017’den beri “A kategoride” sadece eğitmen, koç ve mentör şapkasıyla misyonununu yerine getirmeye devam ediyor.

2018 yılında,1.200.000 baskıyla türünde Türkiye rekoru kıran ‘Her Şey Seninle Başlar’ kitabının yazarı Mümin Sekman’dan eğitmenlik eğitimi adlı. Lisanslı bir HŞSB eğitmeni olarak, Türkiyenin metrekaresine düşen başarılı insan sayısını artırmayı amaçlıyor.

Baydar’ın misyonu; sporcu geçmişi ve 30 senelik kurumsal tecrübesiyle, bireyden organizasyona tüm toplumun başarısını desteklemek ve toplam performans artışında kaldıraç olabilmek.

En sık verdiği eğitim başlıkları : Her Şey Seninle Başlar, Satış ve Müşteri Odaklılık , Müzakere Becerileri,  İkna Teknikleri,  Etkin İletişim, İlişki Yönetimi, Sunum Teknikleri, Topluluk Önünde Etkili Konuşma , Yönetim ve Liderlik , Eğiticinin Eğitimi, VUCA Dünyasında Değişim Yönetimi ve İnovasyon vs.

Sınıf İçi Eğitim Dışında Uzmanlıkları :

  • İş odaklı Bireysel – Takım Koçu ve Mentör
  • Bayi, bölge, kickoff, lansman toplantıları – Moderatör ve Sunucu
  • Yetkinlik bazlı Lunch & Learn  – Konuşmacı
  • Özelleştirilmiş ve ihtiyaca yönelik eğitim, sunum ve araç tasarımı – Yaratıcı

Baydar tüm bu faaliyet alanlarında Türkçe ve İngilizce hizmet verebilmektedir.

Referans Kurumlar: Arçelik Şirketler Grubu, Erdemir Grubu, Türk Ekonomi Bankası, BSH, Çimsa, Avivasa, Rönesans Holding, Çolakoğlu Grubu, Cardiff Emeklilik, NN Hayat, Securitas, MARS, Tüvtürk, Merck İlaç,  Sanofi İlaç, Ericsson, Betek Boya, Franke Mutfak, Garanti Bankası, Yapı Kredi Bankası, Türk Telekom, TTI, TSKB, Arkas Grubu , GE, Dünya  Bankası, Türkiye Bankalar Birliği vs.

İletişim için:

ozlem@ozlembaydar.com   www.ozlembaydar.com

Okumaya devam et

MAKALE

Zenginler daha cimri ve az güvenilir mi?

para ve insan, para insanı değiştirir, para, Manşet

Para insanı değiştirir mi? Bu konuda bir çok araştırma yapıldı. Belkide en ilginci Monopoli oyunu ile yapılanıdır. İşte zenginlik, cimrilik ve güven üzerine yapılan araştırmalar.

Para insanı nasıl değiştiriyor?

Zenginlerin daha cimri ve az güvenilir olduğunu gösteren araştırmalar ne kadar doğru?

Mutlaka herkesin başına gelmiştir. Arkadaşlarınızla bir yere yemeğe ya da içmeye gidersiniz; sıra hesap ödemeye geldiğinde, grupta maddi durumu en iyi olan kişinin eli cüzdanına en son gitmiştir. Her zaman böyle cimri oldukları için mi zengin oldular yoksa zenginlik mi onları cimri yapıyor diye merak edersiniz.

Bu birçok bakımdan ele alınabilecek karmaşık bir sorun. 1993’te yapılan bir araştırmada, ekonomi okuyan öğrencilerin diğer bölümdekilere kıyasla yardım kuruluşlarına daha az yardım ettiği, dayanışma gerektiren oyunlarda pek dayanışmadığı görülmüştü.

Öğrenciler öğrenimlerinin başında ve sonunda değerlendirildiğinde, diğer bölümdekilerin mezuniyete doğru daha cömert oldukları, ekonomi öğrencilerinde ise eğitimin başında ne ise sonunda da aynı eli sıkı hallerini korudukları tespit edildi. Bunlar tabii ki ortalamalar; çok yardımsever ekonomi öğrencileri de var.

Gelir düzeyi yüksek olanların olağanüstü fedakâr davranışlarda bulunabileceğini gösteren araştırmalardan biri ABD’de yapılmış. Farklı eyaletlerde, tanımadıkları insanlara kendi böbreklerini bağışlayan kişilere bakılmış. Refah düzeyi yüksek bölgelerde daha fazla bağış yapıldığı görülmüş.

Hata kabul etmemek

Fakat California Üniversitesi’nde yapılan başka bir araştırmada ise “Titanik’te olsaydım kurtarma botlarına binmeyi hak eden ilk kişilerden biri ben olmalıydım” ifadesine zenginlerin daha fazla onay verdiği görüldü. Zenginlerde ayrıca hatasını kabul etmeme ve her konuda iyi olduğunu düşünme eğiliminin daha güçlü olduğu tespit edildi.

Başka bir araştırmada ise farklı gelir düzeylerinden oluşan bir gruptakilere 10 dolar verilmiş ve bunun ne kadarını yardım kuruluşlarına bağışlayacaklarına bakılmıştı. Gelir düzeyi daha düşük olanların daha fazla bağış yaptığı görüldü.

Ancak bu insanlar bu deneye katılmadan önce zengin olmuşlardı. Belki da onları böyle davranmaya iten zenginlikleri değildi de, bu davranışları sayesinde zengin olmuşlardı.

para ve insan, para insanı değiştirir, para, Manşet
“Para insanı değiştirir” konusunda en ilginç araştırma Monopoli oyunu ile yapılıyor.

Benmerkezci düşünmek

Peki gerçekte değil de Monopoli oyununda sonradan oyun gereği zengin olanların davranışı değişiyor muydu? Bu durumda çoğunun daha gürültücü olmaya, masadaki krakerden daha fazla pay almaya başladığı görüldü. Nasıl başardıkları sorulduğunda ise ne kadar çaba gösterdikleri ve akıllı karar aldıklarından söz ediyorlardı. Belki de geçici bile olsa para sahibi olmak insanı daha benmerkezci yapıyordu.

San Francisco’da yapılan başka bir deneyde ise zebra geçidinde yolcuların geçmesi için pahalı araç sahiplerinin mi yoksa yoksul araçların mı daha fazla durduğuna bakıldı. Ucuz araçların tümünün durduğu, pahalı araçların ise sadece yarısının durduğu görüldü.

Hollanda’da 9 bin kişiyle ve yılda dört kez yapılan başka bir araştırmada, sosyoekonomik statüsü yüksek olan kişilerin daha bağımsız davrandığı ve başkalarıyla daha az iletişime geçtiği tespit edildi. Mali güvene dayalı oyunlarda ise zengin oyuncuların rakiplerine ihaneti yoksullardan daha fazla değildi.

Yardım kuruluşlarına bağış

Peki yardım kuruluşlarına yapılan bağışlar konusunda durum neydi? Klasik araştırmalar, en yoksullar ile en zenginlerin orta kesimlere oranla çok daha fazla bağış yaptığını gösteriyor.

ABD’de yardım kuruluşlarına yapılan ortalama bağış oranı gelirin yüzde 2,3’ü düzeyinde seyrediyor. Geliri 300 bin doları aşkın yüzde 2’lik kesimde ise bu oran yüzde 4,4’ü buluyor.

Boston’da yapılan bu araştırma, zenginlerin ortalama insanlardan ne daha çok ne de daha az cömert ve yardımsever olduğunu gösteriyor. Sadece üst dilimdeki zenginler, muhtemelen güçleri yettiği için, daha fazla bağışta bulunabiliyor.

Kaynak: bbc türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Bu defa ödevler ailelere

aile ödev

Okul yaşamında genellikle çocukların en çok şikayet ettiği şeylerin başında gelir ödevler. Peki, ödevler gerçekten önemli midir ve verilmeli midir? Bu konuda çok fazla tartışma yaşanırken biz bu yazımızda farklı bir konuya değiniyoruz; ailelere verilebilecek ödevlere…

Bugüne kadar birçok öğretmen anne ve babalara şu soruyu sormuştur, “Çocuğunuzu seviyor musunuz?” Eminim hiç kimse cevabı verirken tereddüt etmiyordur. Hemen arkasından bir soru daha soralım ailelere, “Çocuklarınızın sağlıklı gelişmesi için neler yapıyorsunuz?” Bu soruya anne babaların cevapları değişse de ortak noktalarda buluşuluyor.

İşte bu yazıda anne ve babalara verebileceğimiz bazı ödevlere değineceğim.

Eğer çocuklarımızı seviyorsak ve onların iyi bir şekilde gelişmelerini istiyorsak, onlara oyun oynamaları için daha fazla zaman ve fırsat vermeliyiz. Bu nedenle önereceğim ödevler genellikle oyun odaklı olacak.

Oyuna daha fazla vakit ayırmalıyız…

Çocuğunuzla konuşmanın, oynamanın ve öğrenmenin çok etkili bir yolunu anlatacağım. Çocuğunuz ile birlikteyken kaliteli zaman geçirmenin ilişkinize nasıl yansıdığını da göreceksiniz. Sadece lise düzeyinde değil artık ilkokul düzeyinde bile çocukların test çözmeleri ve akademik olarak yüksek notlar almaları aileler için önemli hale gelmiş durumda. Anaokulunda bile teneffüsler kısıtlanıyor, çocuklar kendi başlarına oyun oynayamıyor. Bu çağda özellikle çocukların yüksek akademik başarısı için çabalamanın mantıklı olduğunu düşünüp, çocukların oyun oynamadan da başarılı olabileceklerini düşünüyorsak yanılıyoruz çünkü hangi çağda olursak olalım, insanların yapabildiği ancak makinelerin veya robotların yapamayacağı bir şey var “ yaratıcılık ve takım çalışması”. Bu beceriler ise oyun aracılığı ile gelişiyor.

Çocuklar İle Kaliteli Zaman Geçirmek İçin Ailelere 10 Öneri

1. Çocuklar Kitap Okumuyor, Ebeveynler Okuyor mu?

Kitap Okumayı Teşvik Etmek

Evde kitap okumayı destekleyin ve bunu bir aile alışkanlığına dönüştürün. Çocuklar kitap okumayı bir görev olarak algılamamalıdır, kitap okumak için istekli olmak çok önemlidir. Kitap okumak sadece çocukların yapması gereken bir durum olarak görülmemeli, hangi yaştan olursa olsun herkesin okuyor olması çocukların bu konuda istekli olmalarını sağlayacaktır.  Çocuklarımıza kitap okumayı sevdirmemiz, iyi kitapları onların hayatlarının bir parçası haline getirmelerini sağlamamız onlara bırakacağımız en büyük miraslardan olmalı. Özellikle çocukların yaş ve gelişim düzeylerine göre kitap okumayı eğlenceli hale getirmek gerekir. Yaratıcı okuma etkinlikleri ile kitaplar sadece okunup bırakılmayacak, okuyucu için bir yaşam alanına dönüşüp; canlandırmalar, materyal, aksesuar, nesne veya kuklalar ile kitaptaki olay ve kişiler yeniden ele alınıp, bir bölümünü resimlemek, kahramanı çizmek, bir olayı resmetmek, kitaba kapak çizmek, kitap ile ilgili kolaj çalışması yapmak gibi sanat faaliyetleri sayesinde kitap farklı bir göz ile elden geçirilmiş olacaktır.

2. Sanal İlişkilerimiz Gerçeğin Yerini Alamaz!

Yüz yüze iletişim kurmak yerine akıllı telefonlar ve sosyal medya ile yetişen bu nesil ile ilgili birçok araştırma yapılıyor ve en özet şekli ile söyleyecek olursak bu sanal ortamdaki kalabalık arkadaş listesi sizi ve çocuğunuzu yalnızlıktan kurtarmıyor, bir diğer nokta da bu durum insanları sanıldığı gibi mutlu etmiyor. Telefonu elinizden bırakıp, bilgisayarı kapatarak başlayabilirsiniz. İçinde ekran olmayan herhangi bir şey yapmak, birlikte bir arada bulunmak aslında ne kadar keyifli bunu yeniden hatırlamak gerekiyor. Ne yaparsanız yapın inanın daha sağlıklı vakit geçirmiş olacaksınız, bunun yanında sevdiğiniz insanlar ile birlikte bir şeyler yapmak da sizi mutlu edecektir. Birkaç önerim olacak; ailece sohbet edebilirsiniz, tabu, monopoly, cranium, jenga, koridor, mangala, satranç gibi oyunları oynayabilirsiniz.

3. Hareket Etmek İçin Doğayla Buluşun

Seksenli yıllarda sokaklarımızda olan serbest oyunun şimdilerde nesli tükenmekte, son yıllarda yapılan araştırmalar çocukların serbest ve yapılandırılmamış oyun zamanlarının istikrarlı bir şekilde azaldığını söylüyor. Evde yeteri kadar hareket edemeyen çocukların fiziksel gelişimleri ve hareket etme istekleri onları hiperaktif olarak ele almamıza yol açabiliyor. Hareket etmek giderek artan çocuk obezitesine, hiperaktivite gibi birçok soruna karşı mücadelede önemli yer tutmaktadır. DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) olan çocuklar açık hava aktivitelerinden sonra dikkatlerini daha iyi odaklayabilmektedirler. Bu nedenle çocukların özellikle doğada bulunmaları, açık alanda serbest oyun oynamaları önemlidir. Açık havada vakit geçiren çocuklar; hayal güçlerini, yaratıcılık ve keşfetme becerilerini daha fazla kullanıyorlar. Birçok araştırma gösteriyor ki ister bahçede çalışmak ister çukur kazmak ya da çamurla oynamak gibi toprakla temasta bulunmak olsun bu vb. faaliyetler çocuğun duygu durumunu olumlu etkilemekte, stres ve kaygılarını azaltmaktadır. Açık hava aktiviteleri iç mekan aktivitelerine kıyasla çocuk gelişiminin her alanını daha olumlu etkilemektedir. Samsun açık alan anlamında çok zengin bir coğrafyada yer alıyor. Bu fırsatı değerlendirmek gerekir. Ailece doğada vakit geçirmek çocuklarınız için yapacağınız en eğlenceli faaliyetlerden olacaktır. Doğa sadece çocuklarınız için değil sizin için de rahatlatıcı bir etkiye sahip olacaktır.

4. Yazıyor Yazıyor!

Bu şekilde birinin bağırdığını artık duymuyoruz, belki hatırlayanımız da azdır. Eski bir filmde bu sahneyi bulmak kolay. Eskiden gazete en önemli haber alma aracıydı. Halen önemini korusa da dijital gazetelere dönüşüyor. Çocukların okuma alışkanlığını geliştirmek için gazete okunması önemli bir araç olabilir.

Sizlere önereceğim bu aktivite evde kendi gazetemizi hazırlamamız olacak. Bunu yaparken eski gazete ve dergileri kullanabiliriz. Konu olarak çocuğunuzun veya sizin merak ettiğiniz durumları, okulda işlenen bir konuyu veya belirli günlerden birini belirleyebilirsiniz. Örneğin; çocuk hakları, hayvan sevgisi, engelliler, doğa, deprem, uzay, sanat, meslekler ile ilgili olabilir.  Belirlediğiniz konu ile ilgili resimler ve yazılar bularak kendi gazetenizi yapabilirsiniz, ekleme yapmak isterseniz kendi yazınızı da yazabilir veya resminizi de çizebilirsiniz. Ne de olsa editörü sizsiniz. Hazırladığınız gazeteyi ailece okuyarak sohbet edebilirsiniz, çocuğunuzun hazırladığı gazeteyi sınıfında sunmasını teşvik edebilirsiniz.

5. Şifre Çözücü

Bilimin ve iletişimin en temel iki öğesi matematik ve dil. İkisi arasında bir benzerlik var. İkisi de şifreli bir dil, harfler ve rakamlar, belli bir kural ile bir araya gelerek anlamlı bir bütün oluşturuyorlar. Aslında hepsi örüntüsel ve ilişkisel bir bağ kuruyor ve bu bağın anlamını çözmek de bilimin en temel uğraşılarından oluyor. Gelin hep birlikte çocuklarımız ile bu kadar temel bir beceriyi destekleyecek oyunlar oynayalım. Harfler ile ilgili olarak kendi aranızda belirleyeceğiniz kurallar ile birbirinize notlar yazabilirsiniz. Şifre oluştururken önce kolay şifreler belirleyebilirsiniz, ilerledikçe daha zor şifreler oluşturabilirsiniz. Örneğin; sesli harfleri şu şekilde yer değiştirerek kullanarak başlayabilirsiniz, A = E, I = İ, O = Ö, U = Ü yerine kullanılarak kelime ve cümle kurulacak, “Sanı Savıyörüm”,“San Düyerli Bır Çöcüksün”, gibi olabilir. Biraz daha zorlaştıralım. Şimdi şifremiz de sessiz harfleri de kullanalım, B = D, C = Ç,  F = H, G = Ğ, K = L, M = N, P = R, S = Ş, T = V, Y = Z ve son kalan harfimiz J’yi de olduğu gibi kullanacağız, “Şamı Şazızöpün” , “Şam Büzepki Dıp Cöçülşüm” bu iki cümle de aynı aslında şifreyi çözmüşsünüzdür. Çocuğunuz ile bu oyunu oynarken kripto denilen gizli iletişimin veya ülkelerin istihbarat birimlerinin buna benzer bir uygulama ile iletişim kurduklarını söyleyerek onların merakını uyandırabilirsiniz. İlk çağlardan beri insanlar bu yöntemi birçok alanda kullanmaktadır, günümüzde de oyun dili ya da programlama dili denilen kodlama çalışmalarında da benzer bir algoritmik dizilim söz konusu. Bu oyunu rakamlar ve sayılar ile de yapabilirsiniz.

6. Birkaç Deney Yapalım!

Çocukların deney yapmaları, fiziksel olayların nasıl olduğunu anlamaları için somut ve açıklayıcı oluyor. Deney yapmak çocukların merak duygusunu perçinlerken, yeni sorular sormasını da sağlayacaktır. Öğrenmenin temelinde yer alan merak ve soru sorma becerisi gelişen çocukların akademik olarak da gelişmeleri desteklenmiş olacaktır. Şimdi evde yapabileceğiniz iki basit deneyi anlatalım, daha fazlası için araştırma yapmak da sizin ödeviniz olsun.

Yanmaz Balon

Malzemeler: 2 balon, bir mum, kibrit, su.

Deney: İlk balonu havayla doldurun ve yanan bir mumun üzerinde tutun. Burada amaç, alevin balonu patlatacağını çocuklara göstermek. Sonra ikinci balonu suyla doldurun, mumu yakın ve bir kez daha balonu üzerinde tutun. Bu kez balonun alevin sıcaklığına dayanabileceğini göreceksiniz.

Açıklaması: Balonun içindeki su, mum tarafından dışarı verilen sıcaklığı emer. Böylece balonun kendi malzemesi yanmaz ve sonra da patlamaz.

      Yüzen Yumurta

Malzemeler: 2 yumurta, 2 bardak su, biraz tuz.

Deney: Bir bardak saf suyun içine bir adet yumurtayı dikkatle yerleştirin. Eğer yumurta bozuk değilse, bardağın dibine düşmesi gerekiyor. Ardından ikinci bardağın içine biraz sıcak su doldurun ve içinde 4-5 yemek kaşığı tuz eritin. Eğer su soğuyana kadar beklerseniz deney daha iyi olacaktır. Şimdi ikinci yumurtayı bardağın içine bırakın. Yumurta, suyun dibine düşmek yerine suyun yüzeyinde yüzecektir.

Açıklama: Buradaki anahtar, hem suyu hem de yumurtayı oluşturan moleküllerin yoğunluğudur. Bir yumurtanın ortalama yoğunluğu, saf sudan çok daha fazladır. Bu yüzden aşağı doğru çekilir. Tuzlu suyun yoğunluğu ise yumurtanınkinden daha yüksektir ve bu yüzden ikinci yumurta dibe düşemez.

7. Nefes Almak Yaşamaktır!

Özellikle 7 ile 10 yaş arasındaki çocuklarımız için nefes alma egzersizleri çok önemli, akciğer ve diyaframlarının gelişmesi için üfleme ve pipet ile bir şey çekmek çok yararlı. Bunu oyunlaştırarak yapmak hem çocuklarımız için geliştirici olacaktır, hem de bizim için eğlenceli bir aktivite olacaktır. Birkaç oyun önerim olacak, sizler buna benzer oyunları artırabilir farklı oyunlar üretebilirsiniz.

5×5 lik kağıt parçalarını pipetlerle bir masadan bir masaya çekerek taşıyın,

Bir karton parçasına ip ile yollar çizerek o yoldan bir pinpon topunu üfleyerek ilerletin,

Balon ile plastik bardak taşıyın,

Kağıt havlu rulolarının üstüne pinpon topu konularak belli bir mesafeden üfleyerek düşürmeye çalışın.

Masanın üstüne plastik veya kağıt bardakları ters bir şekilde bırakarak pipetler ile üfleyerek masanın diğer ucuna götürmeye çalışın.

8. Müzikli Balonlar

İstediğiniz kadar balon ve asetat kalemi ile oynayabileceğiniz bir oyun. İstediğiniz kadar balonu şişirin. Balon şişirme konusunda çocuğunuzdan da yardım alabilirsiniz. Balonların üzerine konuşmak istediğiniz konuya uygun kelimeler yazabilirsiniz. Benim vereceğim örnek değerler üzerine olacak. Balonların üzerine sorumluluk, saygı, sevgi, adil olmak, hoşgörü, yardımlaşma, paylaşma, dürüstlük gibi değerler yazabilirsiniz. Hareketli bir müzik de kullanabilirsiniz. Müzik başladığında tüm balonları havaya atıp yere düşmemesini sağlayacaksınız, müzik durduğunda herkes bir balonu alarak üstünde yazan değeri okuyup, onunla ilgili bir cümle kuracak, ya da bir durum anlatacak. Bunu birkaç değer üzerine konuşana kadar devam ettirebilirsiniz. Bu oyunu Matematik, Türkçe veya İngilizce dersleri için de kullanılabilirsiniz.

9. Tangram

Tangram, 7 geometrik parçayı kullanarak çeşitli şekiller yapmaya dayalı bir oyundur. Tangram, bütün aile bireylerinin birlikte oynayabileceği eğlenceli bir oyundur. Bu oyun, için el becerileri gerekmez. Sadece sabır, zaman ve her şeyden önemlisi hayal gücü yeterlidir.

Tangramı oluşturan yedi parça ile insan ve hayvan figürleri, geometrik şekiller yapabilirsiniz. Tangramın en önemli kuralı, yedi parçanın her figürde kullanılması ve parçaların üst üste gelmemesidir.

10. Q – bitz Oynayalım

Altı yüzeyinde farklı şekiller olan küplerin bir araya getirilerek, istenen şekillerin oluşturulmaya çalışıldığı eğlenceli bir oyundur. Q-bitz akıl yürütme becerilerini destekleyen, farklı düşünme becerilerini geliştiren bir oyun olarak zeka oyunları arasında sayılır. Hem çocuğunuzun oynayabileceği hem de ailece oynayabileceğiniz bu eğlenceli oyunla kaliteli vakit geçireceğinizi düşünüyorum.

Yazar: Gazi Aydeniz

Okumaya devam et
Advertisement

TREND