Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Nasıl zamanınızın efendisi olursunuz ?

Kigem.com”un yeni köşe yazarı NÜVİDE GÜLTUNCA TULGAR, zamana bakış açınızı değiştirecek tespitlerle dolu ikinci makalesini yazdı…Siz mi zamanınızı yönetiyorsunuz, yoksa zaman mı sizi yönetiyor ?

NÜVİDE GÜLTUNCA TULGAR

Siz mi zamanınızı yönetiyorsunuz, yoksa zaman mı sizi yönetiyor ? Akşam olduğunda o gün yapmanız gereken işleri yetiştiremediğinizi görüp kendinize kızıyor musunuz ? İşleriniz zamanında bitmiyor, hep bir şeyleri yetiştirmek için koşuşturmaktan sürekli yorgun musunuz?

Başarılı insanların ortak özelliklerinden biri, zamanlarını çok iyi değerlendiriyor olmalarıdır. Lee İacocca,yöneticilik hayatını anlattığı kitabında şöyle söylüyordu:
-çalışmaktan tatil yapmaya fırsat bulamadığını söyleyen yöneticileri asla anlayamıyorum. kendi zamanını yönetemeyen bir insan koskoca bir şirketi nasıl yönetebilir ki ?.

Kendi zamanınızı yöneten siz olmalısınız başkaları değil. kendi zamanını yönetemeyen insan başarılı olamaz. Peki; -iyi ama bunu nasıl yapacağım ?- diyorsanız bu yazıda, rahatlıkla uygulayabileceğiniz zaman yönetme tekniklerini bulacaksınız.

1950”lerde İngiliz profesör Nortchoke Parkinson, İngiltere Devlet Dairelerinde bir araştırma yaptı. Araştırmasında, bürokrasinin neden ağır işlediği sorusuna yanıt aradı. sonuç şaşırtıcıydı, bürokrasinin yavaş işlemesinin nedeni bürokrasinin kendisi değil, insan davranışıydı. Bu araştırmanın sonucunda ortaya çıktı ki, insan, psikolojisi gereği, bir işi ne kadar uzun zamana yayabilecekse yayıyor, ne kadar geç bitirebilecekse o kadar geç bitiriyordu. İnsanların zamanı verimsiz kullanma ve yapmaları gereken işi son dakikasına kadar savsaklamaları alışkanlığı 1950”lerden bu yana hiç değişmedi. o yüzden Parkinson Yasası adı verilen bu kuram günümüzde hala geçerliliğini koruyor.

Sonuç olarak -eğer siz bilinçli ve kararlı bir çaba harcamazsanız-, işiniz zaman içinde gidebildiği yere kadar uzayacaktır. Ancak üzülmeyin, şanslıyız ki Parkinson Yasası, Newton”un Yerçekimi Kanunu gibi değiştirilemez değil.

Şimdi size iyi bi haber vereceğim; zaman elastikdir ! Şaşırdınız değil mi ? Aslında zaman sizin bilinçli kullamınızla uzayıp kısalabilecek bir yapıya sahiptir. -Zaman değişmaz- dediğinizi duyar gibi oluyorum. Evet, hepimize bir günde 24 saat, 1440 dakika verilmiştir. Hepimiz aynı şansa sahibiz ne bir dakika eksik ne de bir dakika fazla.

GÜZEL BİR KADININ YANINDA GEÇEN 1 DAKİKA 1 SAAT GİBİ,
KIZGIN BİR SOBANIN ÜZERİNDE GEÇEN 1 DAKİKA 1 SAAT GİBİDİR.
EINSTEIN

Einstein çok akıllıca bir yaklaşımla, hepimizin anlayabileceği bir şekilde insan davranışlarıyla zamanın nasıl elastik olabileceğini gösteriyor.

Size verilen zamanı -uzatmak- istiyorsanız organize olmalı ve onu yönetmeye başlamalısınız. Bunun için anahtar sözünüz -öncelikleri belirlemek- olacaktır. Bu tekniğin ilk şartı, İngilizce”de Time Log adı verilen, Türkçe”ye çevirdiğimizde Zamanın Seyir Defteri diyeceğimiz bir defter tutmaya başlamak olacaktır. Merak etmeyin bu öyle bulunmaz bir şey değil, küçük boş bir defterden bahsediyorum. Onu sizin -zamanınızın seyir defteri- haline getirecek olan, sizin içine yazdıklarınız olacaktır.

Bunun için çok ufak, hatta cebinizde taşıyabileceğiniz bir defter seçin. Bir hafta boyunca işyerinizde yaptığınız herşeyi bu deftere kaydedin. Her bir telefon konuşmasını; işle ilgili mi özel mi konuştunuz ? Kaç dakika sürdü.Toplantılarınız, öğle yemeğiniz, varsa sigara molalarınız, iş arkadaşlarınızla yaptığınız sohbetler, masum dedikodular… hatta kurşun kaleminizi açıyorsanız bunu bile yazın. Detaylar çok önemli. yazarken sizi meşgul eden şey ne ise başlama ve bitiş dakikalarını özenle kaydedin.

Bir hafta sonunda seyir defterinizi inceleyin. Bu kadar basit bir çalışmadan çıkacak sonuçlar sizi şaşırtacak. Önemli ve verimli işler yerine, önemsiz işlerle nasıl boşa zaman harcadığınızı somut bir şekilde göreceksiniz.

Etkili zaman yönetimi için 3 adım

Her ne kadar zamanınızı kontrol etmek teorik olarak zor olmasa da unutmamak gerekir ki, insanlar hayatlarını başkalarının arzu ve önceliklerine göre yaşama eğilimindedirler. Telefon, başkalarının zamanımızı nasıl kontrol ettiğinin kusursuz bir örneğidir. Gelen bir telefona cevap vermek, o an ki bütün işlerimizi yok saymak ve önceliği arayan kişiye vermek demektir.

Bazen düşünüyorum, son yılların hayatımızı en çok etkileyen icatlarından biri olan cep telefonları iyi mi kötü mü diye ? Acil durumlar için gerçekten gerekli bir buluş ancak cep telefonları yerli yersiz çaldığında siz ona cevap vermek zorundasınız. Üstelik arayan numara göründüğü için açmazsanız bilinçli olarak karşınızdaki kişiyi reddetmiş oluyorsunuz. Sanırım bu konuda hepimiz biraz daha özenli davranmalıyız.

İş hayatınızda telefon konuşmalarınız düzenleyerek zamanınızı yönetmenin ilk adımını atın. Telefon görüşmeleriniz için belirli bir zaman dilimi ayırın. Sizin ayırdığınız zaman dilimi dışında telefonların işinizi engellemesine izin vermeyin.

Şimdi kendinize şu soruyu sorun;
-Hayatta en çok tamamlamak istediğim şey nedir ?-
Hayatınızda en önemli gördüğünüz amaçlarınızı listeleyin. bu şekilde önceliklerinizi de ortaya koymuş olacaksınız. Zamanın, amaçlarınıza ulaşmak için çalışmaktan, daha iyi bir kullanım şekli yoktur. Zaman, sizin amaç ve arzularınızı gerçekleştirmek için vardır.

BİR GÜNÜ BİTİRMEDEN O GÜNE BAŞLAMAYIN !
Bu cümle bir bilmeceye benziyor değil mi ? Öyleyse açıklayalım, başarının anahtarı, tüm bir iş gününü bir gün önce kafanızda planlayıp bitirmiş olmanızda saklıdır. Kısaca, yarının planını bugün yapın. Bu planlama için size üç aşamadan oluşan basit ama etkili bir teknik öğreteceğim;
1-tamamlamak istediğiniz işlerin bir listedini yapın.
2-bu listede yer alan başlıkları, en önmliden başlayarak, önem sırasın göre dizin.
3-Birinci sıradaki işinizden başlayarak -harekete geçin- İstediğiniz şeyi yapmak için ne gerekiyorsa yapmaya başlayın !
Basit ve etkili bir yöntem.

Listenizde yer alan işleri bir gün içinde bitirmek için telaşa kapılmayın. Yapabileceğiniz kadarını yapın ve akşam olup da listenizde tamamlayamadığınız işler olduğunu gördüğünüzde hayal kırıklığına kapılmayın. Burada önemli olan zamanınızı en iyi şekilde kullanmak için çaba harcamaya başlamış olmanızdır. Listenizdeki işleri tamamlamak için çılgın gibi koşuşturmayın sakın. Sakin, odaklanmış bir çaba en verimli sonuçları doğurur.

İş yerinizde, etrafınızda arı gibi çalışan, hızla koşuşturan ve sizden daha meşgul görünen kişiler dikkatinizi dağıtmasın. unutmayın sizin yapmak istediğiniz -meşgul görünmek değil- , -verimli olmak-!

Bu teknik sonuçlarını bir kaç haftada vermeye başlayacaktır.Bu nedenle ilk günlerde umutsuzluğa kapılıp bırakmayın. Kendinizi bu sisteme uymaya zorlarsanız bir kaç hafta sonra hayatınıza girecek olan disiplin sizi fazlasıyla mutlu edecektir.
(Bu noktada bunu bir diyet listesine benzetiyorum. İlk günler zordur aç kalırsınız ama terazide ibre oynamaz. bir kaç hafta sonra kilo vermeye başladığınızda duyacağınız haz, mutluluk ve kendine güven bütün çabalarınızın karşılığı olur.)

Bu disiplin sonucunda zamanınız artacak, yaptığınız işin kalitesi yükselecek ve en önemlisi stresden kurtulacaksınız. Unutmayın -Stres ilerlemenin en büyük düşmanıdır-.
Gününüzü planlamayı öğrendikten sonra daha da ileri giderek haftalarınızı hatta aylarınızı planlayabileceksiniz.

Bu planlamayı yaparken mutlaka uymanız gereken bir kural bir kural var. Planlarınız yazılı olsun. herhangi bir kağıda ya da bir ajndaya önemli değil. Sadece yazılı olsun yeter. kafanızda planlama yapmaya çalışmayın. Yazın !

Hepimiz -zaman harcamak -deyimini kullanırız. Oysa zaman harcanmayacak kadar değerlidir. Bunun yerine -zamanı değerlendirmek- deyimini kullanmaya başlayın.

Kendi önceliklerini arka plana atmanız gereken durumlarda -hayır- demeyi öğrenin. -Hayır- kelimesini kullanmaktan çekinmeyin. -Hayır- çok güçlü bir kelimedir ve bu kelimenin gücünü kullanmak sizi de güçlü ve kararlı kılar. -Hayır- kelimesinin gücü ayrı bir makale konusu olabilir. Eğer isterseniz… bana -hayır- demeyin sakın !

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND