Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Nasıl marka oldu ?

Mancester United’ın ticari anlamda büyüme modeli tüm dünyaya yayılmış futbol sempatizanlarına kendi markasını en iyi şekilde tanıtmasından ve bu kapsamda her türlü mecrada kendine yer edinerek marka bilinirliğini oluşturma başarısından geçmekte

Geçen hafta global medyadevi News. Corp.’un İngiltere’de kurulu dijital uydu yayını şirketi ve aynı zamanda Premier League’in (PL) yayın haklarını 1992’den beri elinde bulunduran BSkyB’nin Manchester United’a (Man. United) 1998’de sunduğu cömert satın alma teklifini anlatmıştım. Bu hafta ise teklifin reddedilmesine sebebiyet veren gelişmelerden bahsedeceğim.

BSkyB’nin cömert teklifinin arkasında yatan sebep şirketin PL’in yayın haklarından elde ettiği yüksek gelirlerdi. İlk çıkış zamanlarından beri TV’lerin futbol maçlarını canlı olarak yayınlaması, başta İngiliz 1. Ligi (1992’den itibaren PL oldu) olmak üzere güzel oyunun İngiltere’de büyük bir endüstri halini almasının ana nedeni olacak ve TV yayınları futbolun yeniden halkın oyunu olmasına sebebiyet verecek, futbolun geleceğini ayrı bir büyüme platformuna taşıyacaktı. İngiliz halkı desteklediği takımı, stada gitmenin zorluğu ve TV aboneliğine göre yüksek maliyeti olmadan her hafta canlı maçlar eşliğinde seyretmekten büyük bir keyif alacak ve birdenbire TV yayın aboneliği milyonlarca eve girmeye başlayacaktı. BSkyB bu durumu keşfeden ve İngiliz Futbol Federasyonu (FA) ile yakın ilişkileri sayesinde durumu yaratan ilk şirket olduğundan, bu gelişmelerden maksimum getiri sağlayacak, futbol maçlarının yayın haklarını global bazda alacak ve sonrasında bunları ABD, kıta Avrupası, Ortadoğu, Uzakdoğu, Avustralya olmak üzere buradaki iştiraklerine satarak, güzel oyundan muazzam karlar elde etmeye başlayacaktı. BSkyB’nin bu global oyun planı dikkate alındığında, şirketle Man. United’ın büyüme stratejilerinin örtüştüğü ve bu anlamda birbirlerinin büyümesini olumlu anlamda etkileyecekleri ve hızlandıracakları tartışma götürmez bir realite olarak ortaya çıkacak ve bu durum BSkyB’nin Man. United’a sahip olma hayallarinin her geçen gün artmasına neden olacaktı.

Alt marka oluşturma
Man.United’ın diğer birçok büyük futbol kulübünün de takip ettiği küresel marka stratejisinin ilk uygulayıcısı olması ve kendine has bir küreselleşme modeli ortaya koymuş olması birkaç haftadır anlatmakta olduğum başarılarla ve ilklerle dolu uzun tarihini dikkate aldığımızda, şaşırılacak bir durum değildir. Man. United’ın ticari anlamda büyüme modeli tüm dünyaya yayılmış futbol sempatizanlarına kendi markasını en iyi şekilde tanıtmasından ve bu kapsamda her türlü mecrada kendine yer edinerek marka bilinirliğini oluşturma başarısından geçmekteydi. Man. United empirik analizlere dayalı olarak yaptığı araştırmalarla, dünya çapında futbola ilgi duyan tüketicilerin diğer bir ifadeyle potansiyel taraftar/müşterinin yaşlarına bağlı olarak bir pazarlama stratejisi ortaya koyacak ve her yaşdan tüketicinin futbola ve de dolayısıyla onun en gelişmiş küresel markası konumuna gelen Man. United’a sempati duyarak ürünlerini satın almasını sağlayacaktı.

Man. United’ın küreselleşme stratejisine örnek olarak “Fred the Red” (Kırmızı Fred, Man. United aynı zamanda Kırmızılılar olarak da tanınmaktadır) isimli bir çizgi karakter yaratarak, genel olarak çocuklara seslenen bir marka ortaya koyacak ve futbola ilgi duyulması muhtemel en ufak yaşda çocuklar arasında sempati yaratarak, özellikle Uzakdoğu ve ABD’de geniş kitleleri albenisiyle cezbedecek, çocuğun bilincinin geliştiği birkaç yıl içerisinde ise onu belki de ömrü boyu devam edecek taraftarı konumuna getirmeyi başaracaktı. Fred the Red markası altında futbol topu, saatler, alarmlar, çocuk aksesurları, t-shirt veya eşofmanlar, sempatizanları müşteriye çevirmek üzere kullanılan en çok rağbet gören ürünler konumuna gelecekti.

Orta yaşa da seslendi

Gençlere yönelik olarak hazırlanan bir diğer marka ise “Manchester United Football Club” (MUFC) olacak ve yaş itibariyle başkaldırmaya, arkadaşlığa daha çok önem veren atılgan karakterli teenager’lara seslenen kasket, sırt çantası, klasör gibi farklı ürünlerden oluşan bir marka ortaya çıkacaktı. “Red Devil” (Kırmızı Şeytan) markası ise modaya uygun, kaliteli gömlek, kazak ve pantolon gibi ürünlerle değişik bir lider imajı yaratarak orta yaşlı kesimi taraftar/müşteri yapmayı hedefleyecekti.

Bütün bu ürünler kulübün web sitesinde sergilenecek ve kulübe önemli bir değer yaratacak ve böylelikle sadece manutd.com resmi web sitesinin değeri yüzmilyonlarca pound olarak ortaya çıkacaktı. BSkyB’nin satın alma teklifinden hemen önce Man. United’ın bir iştiraki olan Man. United International vasıtasıyla ABD ve Uzakdoğu’da iş geliştirmek ve ürünlerini pazarlamak üzere bir girişim başlatacak ve bu aktiviteler gelecek hafta anlatacağım üzere Man. United’ın oyun planını global baza çekerek, Kulübe birçok yeni marka ve sonucunda önemli gelir kaynakları yaratacaktı.

Taraftar ayaklanıyor

Kendi küresel marka olma stratejisi, Man. United’la örtüşen Rupert Murdoch’un medyadevi şirketi News. Corp.’un Kulübü satın alma teklifi yüzyıldan fazla bir zamanda jenerasyonlar boyu Kırmızılıları destekleyen özellikle Old Trafford’un Stadı’nın kadim müşterileri olan taraftarların arasına bomba gibi düşecek ve satın almanın Kulübün geleceği açısından başarılı olmayacağına inanan taraftar, aralarında hemen organize bir şekilde hareket ederek teklifi engellemeye çalışacaktı.

Kulübün en fazla hissesine sahip olan ve BSkyB’nin teklifini oldu bittiye getirmeye çalışan Kulüp Başkanı Martin Edwards ve diğer hisse sahipleri, taraftarın girişimi karşısında şaşıracak ve 1.000 kadar taraftarla yapılan ilk toplantıda, taraftar oluşumu olan Bağımsız Man. United Taraftarlar Birliği (Independent Man. United Suporters Association, IMUSA) hisse sahiplerine Kulüpleri için sonuna kadar savaşacaklarını açıklayacaklardı. Milyar doların üzerindeki satın alma teklifi, global bazda tüm futbol dünyasının ilgisini buraya çekecek ve gelişmeleri tüm dünyanın yakından izlemesine sebep olacaktı.

IMUSA, Murdoch’un global bazda satın aldığı spor takımlarında oynayan kilit oyunculara hemen müdahale edildiğine ve takımların sportif olarak başarısız olduklarına dair olumsuz propaganda yapacak ve herhangi bir 3. partinin Man. United’ı satın alması için vermesi gereken güvenceleri, başta yeni şirketin futbol takımına karışmaması, maçların bilet fiyatlarının astronomik olarak artırılmaması ve her türlü değişiklikte taraftara danışılması gibi 10 maddelik bir listeyi hisse sahiplerine sunacaktı.

Hisselerin bir kısmının sahibi United Limited Şirketinin sahibi Sir Roland Smith, IMUSA’nın listesinde yer alan maddelere BSkyB’nin müdahale etmeyeceğini ifade eden bir mektubu diğer hisse sahiplerine sunacak ve taraftarın BSkyB’nin teklifinden çekinmek yerine bunu global markalaşma yolunda önemli bir adım olarak görmelerini telkin edecekti.

Brown karşı çıktı
Hisselerin önemli bir kısmına sahip kişilerle medyanın önünde savaşan IMUSA, kısa bir zaman sonra talep listesi oluşturmak, hisselere sahip olmaya çalışmak gibi stratejilerle bu savaşı kaybedeceğini anlayacak ve strateji değiştirerek BSkyB’nin hisse sahiplerini çok zengin edecek cömert teklifine karşı koymak için teklif üzerinde söz sahibi hissederlar dışındaki faktörleri etkilemenin yollarını aramaya başlayacaktı. IMUSA işte bu anda teklifin içerisine hükümeti de sokma stratejisini hayata geçirecek ve satın alma teklifinin Rekabet Komisyonu’nun (Komisyon) onayına sunulması gerektiğini savunacaktı. Bununla birlikte, eşanlı olarak televizyon otoriteleri de anlaşmaya olan itirazlarını Bağımsız Televizyon Komisyonu’na ileteceklerdi. Bu arada dönemin tanınan politikacıları da tartışmalara dahil olacak ve şimdiki İngiliz Başbakanı Gordon Brown’ın da içerisinde bulunduğu bir grup, satın alma teklifinini taraftarı olumsuz etkileyeceğini iddia ederek, futbol kulüplerinin toplumu etkileme kapasitesinden dolayı satın almanının çok hassas bir oluşum sergilediği üzerine görüş bildireceklerdi.

Sonuç olarak satın alma teklifi 1998 Ekim’in de Komisyona sevk edilecek ve Komisyon konu hakkındaki kararının sadece İngiliz toplumu üzerinde değil global bazda tüm spor külüpleri üzerinde etkili olacağı gerçeğinden hareketle, başvuruya büyük bir hassasiyetle yaklaşacaktı. Komisyon kararını vermeden önce, Man. United’a satın alma teklifinde bulunan BSkyB’nin PL maçlarının yayın hakları konusundaki görüşmelerde diğer kanallara gire daha avantajlı bir konuma gelip gelmeyeceği, maç biletleri fiyatlarının artıp artmayacağı ve anlaşmanın taraftarları zarara sokabilecek diğer unsurları detaylı olarak inceleyecek ve heyecanla beklenen bağlayıcı raporunu Mart 1999’da açıklayacaktı.

Teklifinin reddedilmesi

Komisyon raporunda; “satın alma teklifinin kamu yararının aksine bir sonuç doğurabileceği ve bu nedenle satın almanın engellenmesi gerektiği” sonucuna varıyordu. Komisyon raporunun satırbaşlarında, satın almanın gerçekleşmesi durumunda, BSkyB’nin ücretli spor kanalı işleticisi olma hüviyetinden dolayı piyasadaki hakimiyetini daha da pekiştireceğini ifade ediliyor ve PL’in bu durumdan zarar göreceği açıklanıyordu. Rapor ayrıca bir TV yayıncısının, bir spor kulübünü satın almasına bu örnekle izin vermesi durumunda, karar emsal teşkil edeceğinden, diğer yayıncılarında başka kulüpleri satın almasının önünün açılmasının muhtemel olduğunun altını çiziyordu. Bununla birlikte, Rapor bu satın alma girişiminin futbol oyunu üzerinde olumsuz etkileri olacağını irdeliyor ve bu durumun kulüpleri arasında mevcut olan gelir dağılımındaki eşitsizliği daha da artıracağını ve küçük takımların iyice zayflayacağına hükmediyordu. Komisyonun Raporu, satın almanın gerçekleşmesi durumunda BSkyB’nin, PL’de futbolun yapılanmasına ilişkin kararlar üzerindeki etkisinin artacağını ve bu gelişmelerin İngiltere’de futbolun ilerlemesine zarar verecek olumsuz etkiler yaratacağını açıklıyordu.

BSkyB raporun yayınlanmasını müteakip yaptığı açıklamada, satın alma girişiminin engellenmesi hususunda hayal kırıklığına uğradığını açıklıyor, söz konusu girişiminin futbola olan katkısının olumlu olacağını ve futbol oyununun daha geniş kitlelere mal olmasına yol açacağına halen inandığını ifade ediyor ve bu kararın emsal oluşturacağından hareketle, Avrupa’nın başarılı medya şirketleri tarafından desteklenen futbol kulüpleriyle rekabet içerisinde olan İngiliz kulüpleri açısından talihsiz bir karar olduğunu düşündüğünü ifade ederek, teklifinden resmi olarak vazgeçtiğini duyuruyordu.

BSkyB’nin Man. United’ı satın almasının engellenmesi için büyük çabalar harcayan IMUSA, karardan dolayı büyük bir memnuniyet duyduğunu açıklayacak ve Man. United’ın bundan sonraki yapılanması açısından taraftarın öneminin iyice ortaya çıkmasından dolayı kararın büyük bir önem arz ettiğini söyleyecekti. Taraftarlar, medya şirketlerinin ve diğer büyük şirketlerin canlarından fazla sevdikleri Sevgili Kulüplerine, her istediklerini rahatça yapamayacalarının göstermesi açısından Komisyon’un sevindirici kararının önemli bir dönüm noktası olduğunu düşünecekler ve bu olayın taraftarların kararlılığında ve güzel oyunu tekrar büyük bir heyecanla sahiplenmelerinde önemli bir değişim noktası olduğunda hemfikir olacaklardı.

Bununla birlikte bu satın alma teklifi başta Murdoch olmak üzere, işin oldu bittiye getirileceğini düşünenlere sokaktaki kitlelerin neler yapabileceğini en anlamlı kanıtı olarak futbol literatüründeki yerini alacak, ancak önümüzdeki hafta bahsedeceğimiz şekilde Amerikan futbolu takımı Tampa Bay Buccaneers’in sahibi Amerikalı işadamı Malcolm Glazer’in 2005’de Man. United’ın çoğunluk hisselerini satın alması taraftarın bu zor oyunda ancak ilk yarıyı önde bitirdiğinin ve maçı uzatmalarda kaybettiğinin göstergesi olarak hafızalara kazınacaktı.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND