Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Nasıl kişisel marka olunur?

Daha az çabayla daha çok kazanmanın yolu marka olmaktan geçiyor. Sadece starlar değil, her insan marka olabilir. Marka olmanın yolu bu kapsamlı kılavuz makaleyi okumaktan geçiyor…

nasıl kişisel marka olunur, kişisel markalaşma, kişisel marka

Kigem.com notu: “Kişisel marka olmak” konusunda Murat Toktamışoğlu ve Burak Özdemir birer kitap yazıyor ama ikisi de tembelliğinden bitiremiyorlar:))
Onların kitabı çıkıncaya kadar Zehra Tike”nin kapsamlı araştırmasıyla idare edeceksiniz.

‘Kişisel marka”nız sizi kanatlandırır

Kariyer için çok çalışmak ve doğru işler yapmak yeterli değil. Başarının yolu kendinizi bir çalışan olarak değil, bir marka olarak görüp, kendinizle ilgili algıları yönetmekten geçiyor.

Sadece ünlülerin ya da şirket liderlerinin değil, her profesyonelin markalaşmaya ihtiyacı var. Kişisel markanızı yaratmak ise farklılaşmakla, işinize değer katmakla ve insanların sizi nasıl algılayacağını yönetmekle mümkün.

Başarılı bir profesyonelsiniz. Çok çalışıyor, doğru işler yapıyor ve bunu istikrarlı bir şekilde devam ettiriyorsunuz. Fakat aynı işi yapan rakipleriniz hem daha fazla para kazanıyor, hem de daha çok iş teklifi alıyor. Siz ise nerede yanlış yaptığınızı sorguluyor, onların sizden farkının ne olduğunu düşünüp duruyorsunuz.

Sorunun cevabı; “rakiplerinizin kendi kişisel markalarını yaratmayı başarmaları” olmasın sakın? Dolayısıyla büyük firmalardan aldıkları iş tekliflerinin sebebi, kendilerini konumlandırma biçimleri ve çok daha gelişkin bir ilişkiler ağına sahip olmaları olabilir mi? İtiraf edelim çoğumuz, “işimi çok iyi yapmam kariyerimde ilerlemem için yeterlidir” diye düşünüyoruz. “Kendim olmayı ve kariyerimin beni nereye götüreceğini izlemeyi tercih ederim” diyenler de olabilir. Veya çok bildik bir tavırla, “Ben kendimi pazarlama konusunda pek iyi değilimdir” deyip işin içinden çıkmak da çok kolaydır.

Ya Bir Yol Bul : nasıl kişisel marka olunur, kişisel markalaşma, kişisel marka

Bulunduğunuz pozisyonu korumak, şimdilik sorun gibi görünmeyebilir ama ya sonrası? Artık batıda, bazı profesyoneller hangi işi yaparsa yapsın, hangi eğitimden geçmiş olursa olsun kariyerlerinde başarılı olmanın anahtarını kendilerini marka yapmak olduğunu anlamış durumda. Bugün “marka” artık sadece şirketler, ünlüler ya da astronomik ücretli sporcuların işine yarayan bir kavram değil.

Başarılı olmak için kendinizi bir çalışan, bir girişimci veya iş arayan biri olarak değil, bir ürün/marka olarak görmelisiniz. Çünkü bir birey olarak markalaşmanız, size özgürlük verir çünkü, güçlü olduğunuz yönleri tanımanızı ve gelecek tehditleri görmenizi sağlar. Size rekabet avantajı kazandırır: sizi yeni pazarları araştırmak konusunda meraklı kılar, taktikler üzerinde egzersiz yaptırır ve yeni vizyon kazandırır. Sizi geçmişin kıskacından kurtarır.

Başkalarına bırakmayın

Uzmanlar, “Siz kendi markanızı yönetmezseniz, bunu başkaları ve hatta rakipleriniz dezavantajınıza olacak şekilde yapar” diye uyarıyor. Örneğin bir süre önce terfi ettiniz. Bunun herkesçe biliniyor olmasını gerektirecek kadar zaman geçmiş olmasına rağmen üstleriniz, farklı departmanlardaki çalışanlar veya iş paydaşlarınız sizi hala önceki pozisyonunuzda algılıyor. Ve siz “bu durumu nasıl değiştirebilirim” diye düşünüp duruyorsunuz.

İşte. kişisel markasını yönetmeyip bunu tesadüfe bırakan profesyonellerin çok sık karşılaştığı bir sorun. Kişisel marka ne demektir? Uzmanlar kişisel markayı; “kişinin hayattaki duruşuyla ilgili dış dünyaya yansıttığı mesaj, aynı işi yapan herkese göre yarattığı fark ve işine ya da statüsüne kattığı değerlere dayalı bir kişisel kimlik” diye tanımlıyor ve bu kimliğin; nitelikler, yetenekler ve performans ve sizin değeriniz konusunda diğer insanların algılarının bir toplamı olduğunu belirtiyor.

Kişisel marka nasıl yaratılır?

Markalaşma (branding), bir ürünün gücünün ve pazar koşullarının analiz edildiği bir süreçtir. Bir hareket planı bir pazarlama planı yapıp bir farkındalık ve ürünü satın alma güdüsü tesis etmektir. Markalama bir ”şey”den, bir değer yaratmaktır. Bir birey için başarılı bir kişisel marka yaratmak da, tıpkı böyle bir süreçtir. Marka uzmanları, kişisel marka yaratmanın, kişinin kendisine bir ürünü piyasaya sürmeye hazırlanan bir şirketin pazarlama sorumlusu gözüyle bakmasıyla mümkün olacağını belirtiyor.

Ya Bir Yol Bul : nasıl kişisel marka olunur, kişisel markalaşma, kişisel marka

Örneğin siz, bir işveren veya bir şirket için çalışıyor olanız bile kendinizi bir çalışan olarak ele almamalısınız. Kendinizi, “siz” denilen markaya hizmet eden, onun pazarlaması için çalışan biri gibi görmelisiniz. Bir pazarlama sorumlusu olarak ilk göreviniz, pazarı analiz edip ”ürün”ünüz için hangi fırsatlar ve tehditler olduğunu görmektir. Hitap ettiğim pazardaki mevcut koşullar nedir? Geleceğe ilişkin tahminler ve öngörüler nedir? Çözüm isteyen hangi problemler, hangi açıklar var? Hangi ihtiyaçlar karşılanmıyor? İşte sormanız gereken kritik sorular. Daha sonra diğer aşamalar geliyor.

Kendinizin pazarlama sorumlusu

Kişisel marka için ilk adım zihniyet değişimidir. Uzmanlar, “Kişisel markanızı yaratmak iki anahtar değişikliği içerir” diyor. Birinci değişiklik iş yapış ve düşünme biçiminde gerçekleşirin, kendinizi marka sorumlusu yapın. Bir markanın sorumluluğunu almak demek, ne söylemek istediğiniz konusunda değil, pazarın ne istediği konusunda düşünmek demektir. Siz denilen ürünü pazarlayan bir pazarlamacı gibi davranın.

Ya Bir Yol Bul : nasıl kişisel marka olunur, kişisel markalaşma, kişisel marka

Kişisel markalaşmada, pazarı iyi analiz ettikten sonra, kendi kendinizin muhasebesini yapın. Güçlü yanlarım nedir, zayıf yanlarım nedir? Rekabet ettiğim insanlarla kendi markamı nasıl kıyaslayabilirim? Anahtar niteliklere ve sizi farklılaştıran araçlara odaklanın. Yeteneklerinize, dirayetlerinize ve hatta pazarın ihtiyaçlarına çözüm olacak kişisel hasletlerine dahi…

Böylece ünlü bir pazarlama uzmanının tarif ettiği pazarlama muhayyilesine kavuşacaksınız. Ardından farklı, doğru ve değer yaratan bir kişisel marka kimliği oluşturun. İkinci değişiklik, insanların sizi nasıl görmeye başladığı konusundadır. Algıları tasarladığınız kişisel markaya dayanarak değiştirmek. Önemli olan kendiniz hakkında ne söylediğiniz değil, insanların sizin hakkınızdaki düşüncelerini yönetmektir. Bu aşamada ne yapmak istediğiniz değil, mesai arkadaşlarınızın ya da müşterilerinizin reaksiyonları önem kazanır.

Nizami bir iş planı yapın

Strateji markalaşmanın beynidir ve rekabet avantajınızdır. Rakipleriniz yerine seçilmeniz için güçlü bir neden sunar. Zeki stratejiler, her adımda sizi bir sonrakine taşıyan taktiklerle güçlendirilir. Ardından bir iş planı gelir. Ne zaman, ne yapacağınızı içeren nizami bir pazarlama planı geliştirin. Yazarken büyük ihtimalle yeni ve daha yaratıcı seçenekler aklınıza gelecektir. Kişisel marka hedeflerinizin olduğu bir takvim ve bu hedeflerin gerçekleşmesi için bir hareket planı oluşturmak çok önemli. Tıpkı bir pazarlama sorumlusu gibi, hedeflerinizi gerçekleştirmek için kişisel markalaşma takvimi çıkarmaktan söz ediyoruz. Ve tabii ki, bu planı siz yöneteceksiniz. Hedeflerinizi asgari şekilde tutturmak için…

Türk Usulü Başarı : nasıl kişisel marka olunur, kişisel markalaşma, kişisel marka

Yüksek görünürlük

Temel gerçek: Birçok marka kişilik, yüksek görünürlük sağlamayı üstün yeteneklerine veya tesadüfi olaylara değil, stratejik bir pazarlama sürecine borçludur. Onların kitabında, “bir insanın dönüşümü geleneksel bir ürünün dönüşümünden daha kolaydır” diye yazar. Her birimizin sahip olduğu birçok değer var. Anahtar, pazarın ne istediğine bağlı olarak potansiyelimizi bunlar üzerinde geliştirmek. Böylece strateji geliştirip pazarda farkındalık yaratmak için taktikler oluşturabilirsiniz. Ve böylece hayatınızın en önemli markası olan “siz” denilen marka üzerinde doğru yolda ilerleyebilirsiniz.

İşin final adımı ise ölçüm yapmak: Etkinliğinizi mutlaka teyit edin. Portföyümde geçen yılkine göre nasıl bir fark oluştu? Hangi yeni projeleri üstlendim? Network”ümü nasıl genişlettim? Yeni neler öğrendim? Baktınız bu plan işe yaramıyor manevra değişikliği yapın. Markalaşma, dinamik bir süreçtir. Bir marka gibi düşünmek ve bir marka gibi hareket etmek, en değerli malınız olan ”siz”i talep edilen bir değere dönüştürmeyi mümkün kılar.

Marka Olmak İçin…

Başarılı marka yaratmak, doğruyu söylemek üzerine kuruludur. Belki gerçeğin tümüne değil ama, güçlü yönlerinize odaklanırsanız yine de doğruyu söylemiş olursunuz! Ve marka, ürünün ya da sizin sahip olduğunuz olumlu sıfatlar üzerine tesis olur. En iyi kişisel markalar, kendileri olmayı başaran insanlar tarafından yaratılır. Kendi fikirleri ve kendi sahip olduğu nitelikler…

Kendi tarzları… Yani kişisel markanızı, siz kimseniz onun ve yapabildiklerinizin üzerine kurmalısınız; olmak istediğiniz bir başkasının değil. Marka aynı zamanda, sürekli değişim ve yenilenme demektir. Fakat bu değişiklikler, performansınız veya ambalajınız, yani imajınız üzerinde olabilir. Ama unutmayın, kim olduğunuzla ilgili kökten değişiklikler yapamazsınız.

Siz Hangisisiniz?

Markasını yöneten profesyonel
Profesyonel özgürlük Kendisi için çalışır Kendi talebini yaratır Pazarlama planı vardır Uzun vadeli düşünür Kendini pazarlar Problem çözücüdür Değer ve kaynakları vardır Pazarı vardır Farklılaşmıştır Stratejiye dayalıdır İlişkilerini geliştirir Bir ihtiyacı karşılar

”Çalışan birey”
İş güvencesi Şirket/patron için çalışır İş olanaklarını araştırır Özgeçmişi vardır Kısa vadeli düşünür Yeni pozisyon arayışına girer İşi yerine getirir Becerileri vardır Mesai arkadaşları ve müşterileri vardır Pozisyona uygundur Aşırı çalışır Kayıt olur Verilen işi yerine getirir

Türk Usulü Başarı : nasıl kişisel marka olunur, kişisel markalaşma, kişisel marka

Başarılı Ve Güçlü Bir Kişisel Marka

Değerinizi dış dünyaya yansıtır

Rekabet içerisinde farklılaştırır

Duygusal bağlantılar tesis eder

Daha iyi ücret için kapı açar

Size olan talebi artırır

Kötü zamanları kolay atlatmanızı sağlar

Sizi takip eden değil, takip edilen yapar

Türk Usulü Başarı : nasıl kişisel marka olunur, kişisel markalaşma, kişisel marka

Kimler Kendini Marka Yapmalı?

Girişimciler ve küçük iş sahipleri: İşlerini bir adım öteye taşımak için
Yöneticiler: Değişken iş yaşamı içerisinde daha fazla tanınmak ve kişisel değerlerini artırmak için
Profesyoneller: Avukatlar, doktorlar vs. iş hacimlerini artırmak için
İş yaşamındaki kadınlar ve girişimciler: Daha erkek egemen iş ortamında başarılı olmak için
Satış temsilcileri: Daha etkili iş sonuçları almak ve daha sıkı müşteri bağlılığı yaratmak için
50 yaş üzeri yöneticiler ve profesyoneller: Bugünün çalışma hayatı ikliminde kendilerini marjinal hissetmemek için
İş arayanlar: Kendilerini gittikçe kalabalıklaşan iş gücü piyasasında rakiplerine karşı farklılaştırmak için

Fazıl ORAL / Eğitim danışmanı
* Başarılı bir kariyer için kişisel marka stratejisi nasıl oluşturulur?
Birinin izinden giderek o kişinin önüne geçemezsiniz. Şüphesiz, yola çıkmadan önce belirgin, ulaşılabilir bir hedef konulmazsa, vardığımız noktaya sadece katlanmak zorunda kalabiliriz. Örnek vermek gerekirse uluslararası iş yapmak isteyip de yabancı dil bilmemek ya da öğrenmemek için direnmek, bunun en temel göstergesidir.

* Kişi kendisini nasıl bir marka haline getirir? Bunun için gerekli çalışma planı nasıl olmalıdır?
Öncelikle değişmez insani değerlere sahip olmak, temel olarak inandırıcı ve anlamlı bir “ayrıştırıcı” mesaj bulmak ve her türlü iletişim ortamında bu mesajları sürekli olarak, farklı metot ve yaklaşımlarla yinelemekten geçer

* Kendini marka yapmış kişilere örnek verir misiniz?
Rahmetli Sakıp Sabancı, Sabancı Holding”in önüne geçmiş bir marka idi. Birçok kişisel markaya sahip birey arasından; Cem Boyner, İshak Alaton, Vitali Hakko, Fatih Terim (son zamanlarda değer yitiriyor gibi görünse de) gibi kişileri örnek gösterebiliriz. Tanınmak marka olmak değildir.

* Türkiye”deki çalışma hayatı içerisinde kişisel marka projelerinin sonuç alma şansı var mıdır?
Türkiye”deki yönetim, kültür ve organizasyon yapısı ağırlıklı olarak batı normlarında olduğu için ve acımasız kapitalizmin çarkları bizi de küresel öğütme değirmeninde ezdiği için, iş ortamı buna müsaittir. Bazı konularda yetersizlikler ya da farklılıklar olması da son derece doğaldır.

Yazar: Zehra Tike
Kaynak: www.biymed.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Çocukların ev ödevlerine yardım etmeli mi?

Manşet, ebeveyn, çocuk yetiştirme, araştırma

Anne babalar çocuklarının eğitimine ne kadar dahil olmalı? Ev ödevlerine yardım etmeli mi? Etmemeli mi? İşte ebeveyn müdahalesinin akademik başarıya etkisi olup olmadığını araştıran, şimdiye dek yapılmış en geniş kapsamlı çalışmanın detayları…

Çocuklarınızın Ödevlerine Yardım Etmeyin!

Günümüzde çocuk yetiştirmenin en temel “zorunluluklarından” biri de, ebeveynlerin çocuklarının eğitimine aktif bir şekilde dahil olması gerekliliği: Öğretmenlerle toplantılar yapmak, okuldaki gönüllü işlere katılmak, ödevlere yardımcı olmak ve çok az sayıda çalışan ebeveynin zaman bulabildiği yüzlerce başka şey yapmak… Bu zorunluluklar içimize öylesine işlemiş ki, çok az ebeveyn bu kadar çabaya değip değmediğini sorgular.

Bu Ocak ayına kadar birçok araştırmacı için de bu böyleydi. Teksas Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü olan Keith Robinson ve Duke Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü olan Angel L. Harris, ebeveyn müdahalesinin akademik başarıya etkisi olup olmadığını araştırdıkları, şimdiye dek yapılmış en geniş kapsamlı çalışmada, durumun pek de öyle olmadığı sonucuna vardılar. Araştırmacılar, Amerikalı ebeveynler üzerine yapılmış yaklaşık 30 yıl değerindeki uzun vadeli bütün araştırmaları taradı. Çocukların ödevlerine yardım etmekten üniversite planları üzerine konuşmaya ve okullarında gönüllü olarak çalışmaya kadar çocukların akademik hayatına müdahil olmanın 63 farklı yolunu araştırdılar. Bu araştırma, ebeveynleri daha çok müdahil olan çocukların zamanla daha fazla gelişme gösterip göstermediklerini bulmayı amaçlıyordu. Araştırmacılar bunu, çocukların okuma ve matematikteki sınav sonuçlarını içeren akademik performanslarına dayanarak ölçtüler.

Buldukları şey şaşırtıcıydı. Ölçülebilen ebeveyn müdahalesinin – ebeveynin ait olduğu etnik köken, kültür, sosyal sınıf ya da eğitim düzeyi ne olursa olsun – çocuklara akademik olarak çok az faydası olduğu hatta onları gerilettiğini gördüler.

Kızınızın ödevini her gece gözden geçiriyor musunuz? Robinson ve Harris’in Bozuk Pusula: Çocukların Eğitiminde Veli Müdahalesi isimli çalışmada yayımlanan verilerine göre bunu yapmanız kızınızın testlerden daha yüksek not almasını sağlamayacak. Üstelik çocuklar ortaokul çağına geldiklerinde, ebeveynlerin ödevlere yardım ediyor olması sınav sonuçlarını aşağıya çekebiliyor. Robinson’a göre bunun nedeni, velilerin, çocukların okulda öğrendikleri şeyleri çoktan unutmuş olmaları ya da aslında bunları asla tam olarak anlayamamış olmaları.

Benzer şekilde velileri sürekli öğretmenlerle ve okul müdürleriyle görüşen çocuklar, velileri okulda pek görünmeyen akranlarından akademik olarak daha hızlı gelişmiyorlardı. Diğer yararsız veli müdahalelerininse şunlar olduğu ortaya çıktı: Bir çocuğun sınıfını gözlemlemek, bir ergenin lisede alacağı dersleri seçmesinde yardımcı olmak, kötü not yüzünden çocuğu cezalandırmak ya da ödevini ne zaman yapacağı konusunda katı kurallar koymak gibi disiplinle ilgili önlemler. Robinson, bu tarz bir müdahalelerin heveslendirmekten çok kaygı yaratacağını düşünüyor. “Onlara, ‘Okulda daha fazla gönüllü olmamı ister misin? Okuldaki sosyal aktivitelere katılayım mı? Ödevlerine yardım etmem sana yardımcı oluyor mu?’ diye sorun” diyor Robinson. “Neler yapmaları gerektiği konusunda velileri ve okulları bilgilendirmeyi akıl ediyoruz ama çocukları genellikle bu konuşmanın dışında bırakıyoruz.”

Okullara velilerin de dahil olmasının bir dogma haline gelmesinin nedenlerinden biri de devletin bunu aktif bir şekilde teşvik etmesidir. Okullarda veli komitelerinin (Okul-Aile Birliği) kurulmasının talep edilmesinin sebebi, daha aktif anne ve babaların orta sınıf ile yoksul öğrenciler arasındaki performans farkının kapatılmasına katkıda bulunmasını sağlamaktır. Ancak bu yeni araştırmaya kadar hiç kimse, veliler ve okullar arasındaki ilişkinin, çocukların başarısını geliştirdiği varsayımını test etmedi. 

Robinson ve Harris bu varsayımı büyük ölçüde çürütürken, küçük çocuklara yüksek sesle kitap okumak (ebeveynlerin yarısından azı bunu günlük olarak yapıyordu) ve ergenlerle üniversite planları hakkında konuşmak gibi küçücük alışkanlıkların fark yaratabileceğini gördüler. Ancak bu müdahaleler, okullarda ya da öğretmenlerin yanında değil, evde hayata geçiriliyordu.

Dahası, ebeveynleri eğitimlerini önemsemediği için yoksul öğrencilerin okulda başarısız olduğuna dair yaygın inanışın da yanlış olduğu ortaya çıktı. Etnik kökeni, sosyal sınıfı ve eğitim seviyesi ne olursa olsun, velilerin büyük bir çoğunluğu çocuklarıyla yüksek notların önemi hakkında konuştuğunu ve onların üniversiteye devam etmelerini dilediklerini bildiriyordu. Örneğin Amerika’daki Asya kökenli çocukların ebeveynleri, okula Latin kökenli ebeveynlerden daha fazla müdahil olmasa da (çünkü her iki grup da dil sorunu yaşıyor), Asya kökenli çocuklar sınavlarda aşırı derecede iyi performans gösterebiliyorlardı. Öyleyse neden bazı ebeveynler, paylaşılan bu değerleri başarıya çevirmelerinde çocuklarına yardımcı olmakta daha etkililer?

Robinson ve Harris, finansal kaynakları ve eğitim durumu daha iyi olan ebeveynlerin, çocuklarını, ilginç mesleklere sahip olan üniversite mezunu yetişkinlerin olduğu bir sosyal çevre içinde büyüttüklerini varsayıyorlar. Üst-orta sınıf çocuklara, iyi bir eğitimin hayatta başarılı olmak için gerekli olduğu sadece söylenmekle kalmıyor. Bu çocukların etrafı zaten yemek sofralarında üniversite yıllarını yad eden doktor, avukat ve mühendis olarak çalışan aile fertleri ve dostlarıyla çevrili oluyor. Asyalı ebeveynlerin durumu ise bir istisna: Çok yoksul olsalar ve çocuklarına bu tür bir sosyal çevre sağlayamasalar bile, eğitimin değeri ve cazibesi hakkında çocuklarıyla benzer bir etki yaratacak şekilde konuşabildikleri görülüyor.

Robinson, araştırma kapsamında Teksas Üniversitesi’ndeki istatistik lisans öğrencilerine ailelerinin başarılarına nasıl bir katkıda bulunduklarını sordu. Öğrencilerin çoğu; ebeveynlerinin onları zorladığına, teşvik ettiğine ya da resmi sebeplerle okulda bulunduklarına dair pek fazla anısı olmadığını bildirdi. Öğrenciler bunun yerine anne ve babalarını, yüksek beklentileri olan ama geride duran ebeveynler olarak tanımladılar. “Bu çocuklar da başardı!” diyor Robinson. “Ebeveynlerinin, çocukların akademik hayatına dahil olan ebeveynler olmasını bekliyorduk. Ama öyle değillerdi. Bu beni gerçekten çok şaşırttı.”

Robinson ve Harris’in bulduklarını, ebeveynler ile çocukları arasındaki evdeki konuşmaları 1990’larda gözlemleyen sosyolog Annette Lareau’nin çalışmalarından öğrendiklerimizle birleştirebiliriz. Lareau, yoksul ve işçi-sınıfından gelenlerin ev ortamlarında, çocukların sessiz olmalarının ve öğretmen gibi yetişkin bir otorite figürüne karşı saygıda kusur etmemelerinin beklendiğini buldu. Orta sınıf ailelerin ev ortamlarında ise çocuklar eleştirel sorular sormayı ve kendilerini savunmayı öğreniyorlardı. Bu davranışlar sınıfta çok işlerine yarıyordu.

Robinson ve Harris, yaptıkları araştırmada bazı veli müdahalesi türlerine yer vermemeyi seçti: Bocalayan çocuklar için özel öğretmen ya da terapist tutmak, üniversite için tasarruf hesapları açmak gibi. Bir de şöyle bir gerçek var: Sosyoekonomik durumu ne olursa olsun,  bazı ebeveynler çocukları için etkili okullar arama konusunda aşırı çabalarken, bazıları köşe başındaki okulu tartışmasız olarak kabul ediyorlardı.

Her ne kadar Robinson ve Harris öğrencilerin okul seçimine bakmasalar da, ebeveynlerin çocuklarının akademik performanslarını – okuma ve matematikte sekiz puana kadar- iyileştirmelerini sağlayacak çok az yoldan biri olarak şunu buldu: Çocuklarını hakkında iyi şeyler söylenen bir öğretmenin sınıfına yerleştirmek. En iyi öğretmeni seçmenin, çocuğun hayat boyu taşıyacağı kazanımları artırdığı ortaya çıktı.

Sonuçta, bu bulgular kermeslerde kek satmak için gönüllü olmaya zaman ayırmak için çabalayan kaygılı ebeveynleri rahatlatabilir. Ancak okullardaki veli müdahalesine sadece sınav sonuçlarıyla değer biçmek, velilerin okullarda ne büyük etkiler yaratabileceklerini görmemizi engellememeli. “Belalı” gibi görünen bu ebeveynler, özellikle devlet okullarında, çok etkilidirler. Daha iyi bir ders kitapları bulma, bahçede yeni oyun alanları kurma ve sanat, müzik, tiyatro ve okul sonrası kulüpler gibi tüm hayati “ekstraları” hayata geçirme konusunda oldukça etkilidirler. Bu tür bir veli katılımı, sınav sonuçlarını doğrudan etkilemese de, okulu tüm öğrenciler için pozitif bir yere dönüştürebilir. Çocuklarınızın okullarına müdahil olmak sadece onlara arka çıkmanın bir yolu değil, aynı zamanda iyi bir vatandaş olmanın da bir yolu olarak görülebilir. 

Kaynak: www.egitimpedia.com
Çeviri: Ayşegül Sarıoğlu

Okumaya devam et

MAKALE

Süt kemik sağlığı bakımından yararlı mı?

sütün faydaları, Manşet, kemik gelişimi

Kemik gelişimi için sütün önemli olduğunu yıllardan beri duyarız. Peki gerçekten süt içmek kemiklerin güçlenmesine düşünüldüğü kadar katkı sağlar mı? İşte www.bbc.com sitesinden hepimizi aydınlatacak nitelikte bir makale…

Süt gerçekten kemikleri güçlendiriyor mu?

Kemiklerimizi güçlendirmek için süt içmek gerektiğine dair sözleri çocukken hepimiz duymuşuzdur.

Süt kalsiyum içerir. Kalsiyum da kemik yoğunluğu için gerekli bir mineral olarak biliniyor.

Ancak süt tüketimi ile kemiklerin güçlenmesi arasında kesin bir bağ olduğunu kanıtlamak o kadar da kolay değil.

Bunu kanıtlamak için iki büyük grupla bir deney yapılması, bunlardan birinin yıllar boyunca bol miktarda süt içerken diğer gruba süt görünümünde plasebo içecek verilmesi gerekiyor. Ama bunu pratikte uygulamak zor.

Onun yerine şu yapılabilir: Binlerce insana geçmiş yıllarda ne kadar süt içtikleri sorulup sonra da en az 10 yıl gözlemlenerek düzenli süt içenlerde daha az sayıda kemik kırılması vakasına rastlanıp rastlanmadığının tespit edilmesi.

ABD’de Harvard Üniversitesi 1997’de böyle bir araştırma yapmıştı. 77 bin kadın hemşire 10 yıl boyunca gözlemlendi. Ancak haftada bir bardak süt içenlerle iki ve daha fazla bardak içenler arasında kol ve kalça kırıkları vaka sayısı bakımından önemli bir fark görülmedi.

Etkisi iki yıl sürüyor

Aynı ekibin 330 bin erkekle yaptığı araştırmada da benzer bir sonuç alındı.

Bu alandaki 15 farklı araştırma 2015’te Yeni Zelandalı bir ekip tarafından incelendiğinde, süt içmek de dahil, kalsiyum bakımından zengin bir diyetin kemikteki kalsiyum yoğunluğunu iki yıl artırdığı, ancak sonra bu artışın durduğu gözlendi.

Diyetle alınan kalsiyuma alternatif olarak haplarla kalsiyum takviyesi de yapılabiliyor. Ancak takviyelerin uzun vadede olumsuz etkide bulunduğuna dair endişeler var.

Yeni Zelandalı ekip 51 araştırmayı inceleyerek kalsiyum takviyesinin uzun vadede avantajları ile olumsuz etkilerini kıyasladığında, onlar da kemiklerdeki güçlenmenin bir-iki yıl sonra durduğunu tespit etti.

Kalsiyum takviyesi, kemik yoğunluğunda yaşlanmaya bağlı kaybı durdurmuyor, sadece geciktiriyordu. Ekip, kemiklerde kırılma oranı bakımından bunun ancak ufak bir azalmaya tekabül ettiği sonucuna vardı.

Aynı veriler farklı ülkelerde incelendiğinde, günlük alınması gereken kalsiyum miktarı bakımından farklı öneriler ortaya çıkmıştı. Örneğin ABD’de önerilen miktar İngiltere ve Hindistan’dakinin iki katına yakındı. ABD’de günde yaklaşık üç su bardağı süt içilmesi salık veriliyor.

2014’te İsveç’te yapılan bir araştırmada ise günde üç bardaktan fazla süt içmenin kemikler için daha fazla yarar getirmediği, hatta zararlı olabileceği sonucuna varılmıştı.

Uppsala Üniversitesi ve Karolinska Enstitüsü’nün yaptığı araştırmada, insanlara önce 1987’de ne kadar süt içtikleri soruldu, daha sonra aynı soru 1997’de tekrarlandı.

2010’da bu insanlar arasında ölüm oranı incelendiğinde günde bir bardak süt içenlerde daha fazla kemik kırılması ve erken ölüm oranına rastlandığı görüldü.

Peynir ve yoğurt daha mı etkili?

Ancak bu araştırmanın da bazı sorunları vardı. İnsanlara daha önceki yıllarda ne kadar süt tükettikleri sorulmuştu, bunu doğru bir şekilde tahmin etmek mümkün olmayabilirdi, zira süt tüketimi farklı şekillerde olabilirdi.

Ayrıca bu tür araştırmalardaki en büyük sorun burada da kendisini gösteriyordu: İki olay birbiriyle gerçekten bağlantılı mı veya neden-sonuç ilişkisi gerçekten var mı?

Aynı araştırmada kafa karıştıran bir diğer sonuç ise peynir ve yoğurt tüketimi ile daha az sayıda kırık oranı arasında bir bağlantı kurulmasıydı.

Araştırmacılar, insanlara beslenme konusunda tavsiyelerde bulunurken bu sonuçların dayanak alınması için erken olduğunu, benzer araştırmaların tekrarlanması gerektiğini söylüyor. Bu sonuçlardan yola çıkarak beslenme düzenini değiştirme konusunda temkinli davranılması tavsiye ediliyor.

Yani kısaca diyebiliriz ki, mevcut verilere göre, süt içmeye devam etme konusunda bir sorun yok. Süt kemik sağlığı bakımından yararlı olabilir. Ama bu yarar sandığımız kadar uzun süreli olmayabilir.

Ayrıca kemik sağlığı açısından etkili diğer yöntemleri de uygulamak gerekir. Egzersiz yapmak ve beslenme, güneş ışığı ve fazla güneşin olmadığı yerlerde kışın D vitamini takviyesi yoluyla yeterince D vitamini almak gibi.

Uyarı: Bu makale sadece genel bilgi verme amacıyla yazılmıştır ve doktor tavsiyesi olarak ele alınmaması gerekir. Makalenin içeriğinden yola çıkarak okurun kendi başına koyduğu teşhislerden BBC sorumlu değildir. Sağlığınızla ilgili herhangi bir endişeniz varsa doktorunuza danışın.

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Hepimizin biraz sakinleşmeye ihtiyacı var

sinirliyken sakinleşmek için ne yapmalı, sakinleşmek, Manşet

Günlük hayatımızda hemen her yerde can sıkıcı olaylarla karşılaşabiliyoruz. Bu olaylara verdiğimiz tepkiler de o anki ruh halimize göre değişiklik gösterebiliyor. Bu da bizi fazlasıyla yıpratabiliyor. Peki ne yapmalıyız? İşte sakinleşmek için kendimize sormamız gereken sorular…

Endişe duygusuna kapıldığınızda sakinleşmek için kendinize sorabileceğiniz sorular

Bazen insan sebepli veya sebepsiz yere endişeye kapılır. Öyle ki bu duygusunu başkalarına açıklamakta bile zorlanır. Anne babasının hastalanacağından, çok fazla para harcadığından, sevdiklerinin duygularını incitmekten, mesajlara cevap vermeyen bir arkadaş yüzünden bile endişelenir. Bir yakını eve geç geldiğinde, topluluk önünde konuşması gerektiğinde endişelenen sadece siz değilsiniz. Herhangi bir sebepten ötürü endişeye kapıldığınızda, göğsünüze bir ağırlık çöktüğünde şunu hatırlayın; yalnız değilsiniz. Endişe, birden fazla şekilde ortaya çıkabilir. Endişe duygusundan kurtulmanın da birden fazla yöntemi var. Bunlardan biri de sakinleşmek için kendinize soru sormak. İşte endişelendiğiniz zamanlarda bu duygudan uzaklaşmak için kendinize sorabileceğiniz sorular:

1. Bu gerçekten bir tehdit mi?

Hayatta kazalar olur. Ancak çoğu zaman endişe duygusuna kapıldığımızda, işlerin gerçekten de ters gittiğini söylemek biraz zor. Peki o halde sizi bu kadar endişelendiren şey ne? O şeyin gerçekleşme ihtimali ne? Bunu gerçekten bir anlığına da olsa düşünün. Bu sorulara bulacağınız yanıtlar, endişelenmenize sebep olan şeyin gerçek bir tehdit olup olmadığını kavramanızı kolaylaştırır.

2. Hazırlıklı olmak için elinizden gelen her şeyi yaptınız mı?

Hayatta bazı şeyleri kontrol edebilirsiniz, önlem alabilirsiniz. Bisiklete biniyorsanız, kask takmalısınız. Evdeki alarmın çalışıp çalışmadığını kontrol etmeli, sağlık sigortanızı ihmal etmemeli, düzenli aralıklarla doktora görünmelisiniz. Biraz sıkıcı bir çözüm olabilir ancak kendinize kontrol edilecekler listesi hazırlayabilirsiniz. Gözden geçirdiğiniz unsurları tek tek işaretlediğiniz zaman endişelerinizden bir nebze kurtulabilir, daha sakin ve planlı hareket edebilirsiniz.

3. Zihniniz biraz aşırıya kaçıyor olabilir mi?

Gecenin bir yarısı endişeye kapılmış, korkmuş ve yorgun düşmüş bir zihinden daha kötü ne olabilir? Eğer panik duygunuz ve endişeleriniz işle, başka insanlarla veya dikkatinizi dağıtacak herhangi bir şeyle ilgili olmayan saatlerde ortaya çıkıyorsa, bu durumda kontrolü ele almalısınız. Derin nefesler alıp vererek düşüncelerinizi değiştirebilir veya bir uyku meditasyonu videosu açabilirsiniz. Gece gelen kaygılarınızın, güneşin ışığıyla birlikte ortadan kaybolacağını düşünebilirsiniz.

Aslında korkmanız gereken şey, endişelerinize sebep olan şeyler değil, endişenin ta kendisi. Amerikalı ünlü yazar Seth Godin, “Endişe, davranışlarımızı verimli bir şekilde değiştirdiği zaman kullanışlıdır. Bunun dışında kalan endişe duygusu, dikkat dağınıklığının olumsuz hali, bizi çalışmaktan veya hayatımızı yaşamaktan alıkoymak için tasarlanmış bir oyalanma şeklidir” diyor.

Bir sonraki sefer panik duygunuz arttığında, endişelerinize kapıldığınızda kendinize sorular sorarak bu duyguyla baş etmeyi ve ondan kurtulmayı deneyebilirsiniz.

Kaynak: www.uplifers.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND