Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Nasıl dünyanın en zengini oldu?

Gazete satıcılığı ile başladığı kariyerinde sonra garsonluğa terfi etti. Sonra borç para ile kendine küçük bir dükkan açtı. “Tasarruf et, iyi yaaş” sloganıyla hem alışveriş mantığını, hem de kendi hayatını değiştirdi. İşte Walmart’ın kurucusu Sam Walton’un başarı öyküsü…

kişisel gelişim

Gazete satıcılığı ile başladığı kariyerinde sonra garsonluğa terfi etti. Sonra borç para ile kendine küçük bir dükkan açtı. “Tasarruf et, iyi yaaş” sloganıyla hem alışveriş mantığını, hem de kendi hayatını değiştirdi. İşte Walmart’ın kurucusu Sam Walton’un başarı öyküsü…

‘Tasarruf et, iyi yaşa’ dünyanın en zengini ol

Amerikan marketler zinciri Walmart’ın kurucusu ve sahibi Sam Walton “Tasarruf et, iyi yaşa” sloganıyla 1962 yılında ilk büyük mağazasını açtı. Sam Walton 1992 yılında kanser hastalığına yenilene kadar 30 yıllık zaman diliminde dünyanın en büyük marketler zincirini yarattı.

Öldükten iki gün sonra babasının koltuğunu devralan Rob Walton ise, Walmart’ı dünyanın en fazla cirosuna sahip şirket haline getirdi. Walmart 2011 verilerine göre, dünya genelinde 419 milyar dolar cirosu, 15 ülkede 55 markayla 8 bin 500 mağazası ve 2 milyon 100 bin çalışanıyla bir dev.

Yeni Dünyanın Liderleri’nin bu haftaki konuğu, ABD’nin 3 bin nüfuslu küçük bir kasabasında açtığı mütevazi bir bakkal dükkanıyla dünyanın en büyük mağazalar zincirini yaratan Sam Walton ve ailesinin sıradışı ve aynı zamanda bir o kadar da kapalı kutu yaşam tarzı…

Sam Moore Walton 29 Mart 1918’de ABD’nin Oklahoma eyaletinde Kingfisher adlı küçük bir kasabada dünyaya geldi. Çocukluğu Missouri’nin değişik kasabalarında geçti. ABD 1929’da “Büyük Bunalım” olarak adlandırılan ekonomik çöküşü yaşadığında Sam Walton 11 yaşındaydı. “Büyük Bunalım”da milyonlarca insan işini kaybederek, yoksulluğa mahkum olurken, Walton ailesi şanslıydı. Baba Thomas Walton kardeşinin yanında bir emlak dükkanında çalışıyordu. Küçük Sam ise bir yandan gazete dağıtarak ve ailenin sahip olduğu ineklerden sağılan sütü satarak, bütçeye katkıda bulunuyordu. Sam Walton, dünya markası Walmart’ı yarattıktan sonra yaşam hikayesini yazdığı “Made in America” kitabında o günleri şu sözcüklerle tanımlamıştı: “Bir doları elinize alabilmek için ne kadar çok çalışmak gerektiğini öğrendik, bu değerli bir kazançtı.”

SOKAK SOKAK GAZETE SATTI 

Missouri Üniversitesi’nde iktisat eğitimi aldığı dönemde gazete dağıtımının yanı sıra garson ve cankurtaran gibi değişik işlerde çalıştı. Sam Walton 1940 yılında J.C.Penney mağazalarında yönetici asistanı olarak tam zamanlı işe başladı. Burada 18 ay çalıştıktan sonra İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle orduya katıldı. Savaş yıllarında orduda iletişim subayı olarak görev yapan Walton, 1943 yılında Helen Robson’la evlendi. Sam Walton üniversite eğitimi yıllarında çalıştığı değişik işlerden 5 bin dolar biriktirmeyi başarmıştı. Savaşın bitmesiyle birlikte ordudan ayrılan Walton, perakende sektöründe çalışmaya karar verdi ancak bu defa çalışan olarak değil, kendi işinin patronu olacaktı.

İLK SERMAYESİ KAYINPEDERDEN 

Biriktirdiği 5 bin dolar ve kayınpederinden borç olarak aldığı 20 bin dolarla Ben Franklin tuhafiye marketlerinin bayilik hakkını alarak ilk dükkanını Arkansas eyaletinin Newport kasabasında açtı. Ben Franklin’in bayilik kurallarını yerine getirmekle birlikte kendi prensiplerini de uygulamaya başladı. Sattığı ürünleri doğrudan üreticiden tedarik ettiği için düşük fiyat prensibini uyguladı. Sam Walton bu yöntemle bölgenin en kazançlı Ben Franklin mağazasını yaratmayı başardı. Ancak 1950 yılına geldiğinde önüne ciddi bir engel çıkmıştı. Dükkan sahibi kira kontratını uzatmayınca mağazasını kapatmak zorunda kaldı. Zengin olmayı kafasına koyan Sam Walton burada altın değerinde bir şey öğrendi. Bundan sonra açacağı mağazasında asla kiracı olmayacaktı.

WAL-MART DOĞUYOR 

Ben Franklin mağazalar zincirinin bayisi olmakla birlikte Arkansas Bentonville’da satın aldığı dükkanda tek fiyat üzerinden satış yapılan “Walton’s Five and Dime” isimli mağazasını kurdu. Üreticiden tüketiciye düşük fiyat prensibinden asla vazgeçmediğinden Newport’daki başarısını tekrarladı ve iki yıl içinde çevredeki kasabalarda başka mağazalar açmayı sürdürdü.

Sam Walton bir dünya markasına dönüşecek Wal-Mart (2008’de Walmart oldu) mağazasını ise, 1962 yılında kurdu. Wal-Mart’la birlikte “Tek fiyat üzerinden satış yapılan mağaza” konseptinden markalı ürünlerin satıldığı mağaza konseptine geçen Sam Walton, düşük fiyat prensibinden ise asla taviz vermedi. Wal-Mart’ta markalı ürünleri en düşük fiyatla tüketiciye ulaştırmayı hedefliyordu. Sam Walton mağazalarını açacağı yerler olarak ise kırsal bölgeleri seçmişti. Bunda eşi Helen Walton’ın da etkisi büyüktü. Helen, Sam’le evlendiğinde en fazla 10 bin nüfuslu bir kasabada yaşama sözü almıştı. Muhafazakar bir adam olan Sam Walton, hem eşine verdiği sözü tuttu hem de büyümek için küçük kasabaları seçti.

UÇAKLA DÜKKAN AVINA ÇIKIYORDU 

İşleri büyüten Sam Walton satın aldığı küçük bir uçakla ABD’nin orta ve güney kesimlerindeki küçük kasabaların üzerinden uçarak, mağazasını açmak için satın alacağı dükkanı belirliyordu. Walton, otobiyografisinde büyüme stratejisini şu cümlelerle anlatıyordu: “Havadan kasabada trafiğin yoğunlaştığı bölgeleri veya kasabanın hangi yöne doğru büyüdüğünü tespit ediyorduk. Ayrıca rakip mağazaların yerlerini belirliyor ve bu yolla gereksiz bir rekabetin içine girmekten kaçınıyorduk.”

SADIK ÇALIŞAN, SADIK TÜKETİCİ

Sam Walton yatırım yapacağı yerleri uçağıyla havadan belirlerken bir yandan da mağazalarında son teknolojiyi kullanmaya önem veriyordu. Ancak perakende sektöründe büyümenin anahtarının “insan” olduğunu en başında biliyordu. Sam Walton’a göre, Wal-Mart’ın sadık çalışanlara ve sadık tüketicilere ihtiyacı vardı. Walton, çalışanları küçük hissedar haline getirerek kendi mağazalarında çalışıyormuş duygusu yaratıyordu. Ayrıca hisse alan çalışanlara mutlaka indirimde bulunuyordu. Çalışanlarına yakın olduğunu göstermek için kendisine “Sam” olarak hitap etmelerini istiyordu. Sahip olduğu bütün mağazaları düzenli bir şekilde ziyaret ederek, onları motive etmeye çalışıyor ve başarılı çalışanı herkesin gözü önünde ‘aferin’le ödüllendiriyordu. Sam Walton’a göre ‘aferin’ demek bedavaydı ve şirketine her zaman yarar getirecekti.

“Tüketici her zaman patrondur” düşüncesini ise çalışanlarına 1975’ten itibaren şu şekilde aşılıyordu. Wal-Mart’ın artık bir marşı vardı: Çalışanlar bir noktada toplanıyor ve hep birlikte şirketin adını oluşturan harfleri sırasıyla yüksek sesle tekrarladıktan sonra: “Bir numara kim? Tüketici, daima!”

Dünyanın en büyüğü olmayı hedefleyen Walton, tüketicinin gönlünü hoş tutmanın yollarından birinin düşük fiyat olduğunu biliyordu. Ona göre bu tek başına yeterli değildi. Müşteriye kapıda mutlaka “Hoş geldin” denmeli ve çalışanların yardıma her zaman hazır olduğu duygusu yaratılmalıydı.

EŞİ VE KARDEŞİ HER ZAMAN YANINDAYDI

Sam Walton perakende imparatorluğunu kurmak için iki kişiden büyük destek aldığını hiçbir zaman saklamayacaktı: Eşi Helen ve kardeşi Bud. Eşi Helen da kocası gibi hırslıydı, finans eğitimi almış ve babası başarılı bir işadamıydı. Ailenin sermayesini Wal-Mart’ın büyümesine yatırmak için kocasını her zaman cesaretlendirdi. Sam Walton’dan üç yaş küçük olan Bud, Arkansas, Newport’ta ilk dükkanlarını açtığında, ağabeyinin yanındaydı. Bir dönem kendi mağazasını açan Bud, daha sonra tekrar Sam’in yanına döndü ve 1995’te yaşamını yitirene kadar asla ayrılmadı.

1980 yılına geldiğinde Sam Walton ABD’nin en zengin adamı olmayı başarmıştı. Amerikan ekonomi dergisi Forbes 20 milyar dolarlık servetiyle Sam Walton’ı ülkenin en zengin işadamı ilan etmişti. Walton ise mütevazi hayatını devam ediyordu. Hala küçük uçağını kendisi kullanarak, yatırım fırsatlarının peşinde gidiyor, arazi tipi kamyonetini de kendisi kullanıyordu. Sam Walton dünyanın en büyük perakende mağazalar zincirini yaratmanın verdiği gururla, başkalarına yardım etmekten de kaçınmadı. Walton okul yaptırıyor, kiliselere yardımda bulunuyor ve yardım kuruluşlarına hatırı sayılır bağışlarda bulunuyordu. Ancak rakipleri Walton’ı bu yöntemle muhafazakar dünya görüşünü, Amerikan halkına aşılamaya çalışmakla suçluyorlardı.

Sam Walton perakende imparatorluğunu kendisi yaratmıştı ancak onu yaşatmanın yolunun çocuklarına yatırım yapmaktan geçtiğini çok iyi biliyordu. Kanser hastalığına yakalandıktan iki yıl sonra 1992’de yaşamını yitirdi. Ölümünden iki gün sonra oğlu Rob Walton koltuğuna oturdu. Walton, Wal-Mart’ın sektörde dünya liderliğini üstlenmeye devam etmesi için eşi Helen Walton, oğulları Rob Walton, Jim Walton, John Walton ve kızı Alice Walton’a değişik roller vermişti. Helen Walton ailenin “Hanımağa”sıydı. Rob Walton “Reis” olarak hazırlanıyordu. Jim Walton ailenin “bankacısı” John Walton “akıncısı” ve kızı Alice Walton “itici gücü” rollerini üstlenmişti.

HELEN WALTON: HANIMAĞA 

Varlıklı bir aileden gelen ve finans eğitimi alan Helen Walton yılda iki defa ailenin tüm üyelerini hafta sonu evinde topluyordu. Kocası Sam Walton ve kendisinin sağlıkları el verdiği zamanlarda aile bazen Florida, Meksika, Kaliforniya veya değişik bir tatil cennetinde toplanıyordu. Ancak toplantıların ana merkezi Helen Walton’ın Bentonville’deki eviydi. Bu toplantılarda sadece çocuklar değil aynı zamanda torunlar da hazır bulunuyordu. Toplantıların ana konusu Wal-Mart ve ailenin yatırım yaptığı diğer şirketlerin içinde bulunduğu durum ve denizaşırı dahil, yatırım olanaklarıydı.

Toplantılarda bazen Wal-Mart’ın profesyonelleri de hazır bulunuyordu. Onlar şirketlerin son durumuyla ilgili aileye detaylı bilgi veriyor ve olası yatırım fırsatlarını anlatıyordu. Babasının yerine yönetim kurulu koltuğuna geçen Rob Walton bu toplantıları şu sözlerle tanımlamıştı: “Yeni nesilin aktif bir şekilde şirketlerde görev üstlenmesi ve kendi şirketlerinin iyi bir koruyucusu olmaları aşılanıyordu. Ayrıca aile birbirimize kenetlenmemizi pekiştiriyordu.”

ABD’nin en zengin ailesinin “manevi değerler sisteminin” temsilcisi rolünü üstlenen Helen Walton 84 yıllık yaşamı boyunca Wal-Mart’la ilgili alınan bütün kararlarda etkili oldu. Oğlu Rob Walton anne ve babasının ilişkisini şu cümlelerle özetlemişti: “Babam her zaman annemi dinlerdi, dinlemediği zamanlarda ise, annem dinlemesini sağlardı.” Ailenin hayır işlerini Helen Walton yürütürdü. Kilise ve eğitime önemli miktarda yardım yapmasını sağladı. Kocası Sam ve oğullarının muhafazakar dünya görüşlerine rağmen ABD’de aile planlaması çalışmalarına destek vererek, para yardımında bulundu.

ROB WALTON: REİS

Sam Walton, oğlu Rob Walton’ı halefi olarak hazırladı. Ekonomi ve hukuk eğitimi alan Rob Walton bir süre hukukçu olarak çalıştıktan sonra Wal-Mart’ta en alttan başlayarak farklı kademelerde çalıştı. Sam Walton bütün önemli toplantılarda ve kararlarda onun da aktif bir şekilde yer almasını sağladı. Ölmeden önce koltuğunu oğluna bırakmayı planlıyordu ama kansere yakalandıktan sonra iki yıl içinde yaşamını yitirmesi buna fırsat vermedi. Rob Walton’a göre, babasıyla çok farklı karakterler. Ancak oğul Walton da babası gibi uçağını kendisi kullanmayı tercih ediyor.

ÖNCELİK HER ZAMAN WAL-MART’IN

Rob Walton, babasından kendisine miras kalan bir kuralı eksiksiz uyguluyor. Öncelik her zaman Wal-Mart’ın. Şirkete gerekli yatırımlar yapıldıktan sonra geriye kalan para ailenin diğer işlerine aktarılıyor. Renkli bir yaşamdan uzak duran ve ortaklıkta görünmeyi sevmeyen Rob Walton’ın çalışma ofisi 9 metre büyüklüğünde ve penceresiz. Şirkette çalışan profesyonellerden daha küçük bir ofise sahip olan Rob Walton, çalışanlarına şu mesajı veriyor: “Bu şirkette patron bile olsan kimseye ayrıcalık yok.”

Çalışanlarına bu mesajı veren Rob Walton, mütevazi çalışma ofisine sadece ayda 4-5 defa uğruyor. Çoğu zaman özel jetiyle ya Fransa’ya bisiklet kullanmaya ya Kanada’da kaz avına ya da Güney Afrika’da safariye gidiyor. Rob Walton’ın bu tutkuları aslında dolaylı olarak Wal-Mart’ın yurtdışında büyümesinde etkili olmuş. Oğul Walton, 1980’li yıllarda babasının ABD dışında diğer ülkelere yatırım yapmasını sağlamış. Rob Walton’ın bu itici gücü sayesinde bugün Wal-Mart dünyada 55 markayla 15 ülkede yılda 109 milyar dolarlık bir cironun sahibi.

‘SÖMÜRÜ DÜZENİ’

Waltonların ABD’nin en zengin ailesi olmasını “müthiş bir sömürü” düzeni kurmaya borçlu olduğunu savunlar da var. Rob Walton ve ailesini özellikle küçük kasabalardaki ticari hayatı yok etmek, çalışanlara düşük ücret, sendikalaşmaya engel olma, kadınlara daha düşük ücret ödeyerek cinsiyet ayrımcılığı yapmakla suçlayan önemli bir kesim bulunuyor. Walton ailesine yöneltilen bu suçlamaların büyük bir çoğunluğunda gerçeklik payı da var. Wal-Mart’ın büyümesi ve uyguladıkları prensiplerin devamı için Sam Walton ve oğulları ABD’de sürekli Cumhuriyetçi Parti’ye destek vermiş. ABD’de 2004 seçimleri öncesi Florida eyaletinde George W.Bush’un kardeşi Ted Bush’un vali olması için Walton ailesi yüklü bir para yardımında bulundu. Walton ailesi sayesinde Ted Bush vali olmayı başardı.

JIM WALTON: BANKACI 

Walton ailesi, Wal-Mart’ın ABD ve diğer ülkelerde büyümesi için ciddi bir mali kaynağa ihtiyacı olduğunu biliyor. Bu nedenle aile sadece ABD’de değil uluslararası arenada etkili olmak için bankacılık sistemine önemli yatırımlar peşinde. Ailenin bankacılık işlerinden Jim Walton sorumlu. Wal-Mart Stores Inc. sahibi olduğu Arvest Bank, ABD’nin en büyük 75 bankası arasında yer alıyor. Arvest Bank’ın ABD’nin dört eyaletinde 200’ün üzerinde şubesi bulunuyor. Wal-Mart kendi ismiyle başka bankalar satın almak için de fırsat kolluyor.

JOHN WALTON: AKINCI (CRUSADER)

Walton ailesine yapılan en önemli suçlamalardan biri de ABD’deki eğitim sistemini tamamen özel sektörün eline teslim etmek. Ailede “akıncı” olarak seçilen John Walton, Walton Family Foundation’ın başında bulunuyor. Aile kurduğu vakıf aracılığıyla Arkansas Üniversitesi’ne 300 milyon dolar yardımda bulunarak, yeni bölümlerin açılmasına önayak oldu. Walton ailesi değişik eğitim programlarına 6.6 milyon dolar aktararak eğitime katkıda bulunuyor. Ancak muhalifler, Walton ailesinin uyguladığı programlar sayesinde uzun vadede ülkede eğitimi özelleştirmeyi hedeflediğini ve amacına ulaşmak için Walton Family Foundation’ı kullandığını iddia ediyor. John Walton’a “akıncı” denmesinin nedeni ise eğitime yatırım yapıyor gibi görünerek aslında aileye yeni yatırım alanları yaratıyor olması.

ALICE WALTON: İTİCİ GÜÇ

Sam ve Helen Walton’ın tek kızı ve en küçük çocuğu olan Alice Walton, yatırım şirketi Llama’yı kurmadan önce Wal-Mart’ta satın alma bölümünde çalıştı. New Orleans’a taşındıktan sonra başından kısa bir evlilik geçen Alice Walton bir dönem borsacı olarak çalıştı. 1980’lı yılların ortasına doğru Northwest Arkansas’a taşınan Alice Walton at yetiştiriciliğine soyundu. Yatırım şirketi Llama aracılığıyla yatırım yapan küçük işletmelere mali kaynak sağlayan Alice Walton, bölgenin gelişmesine önemli katkıda bulundu. Northwest Arkansas geliştikçe Wal-Mart da bölgeye giderek yeni mağazalar açıyor. Northwest Arkansas’ta 1950 yıllarda bir havalimanı inşaatına başlanmış ancak aradan onlarca yıl geçmesine rağmen bitmemişti. Alice Walton bölgeye taşındıktan sonra ağırlığını koyarak, havalimanının bitirilmesine öncülük etti. Dönemin ABD Başkanı Bill Clinton Air Force One’le bu havalimanına ilk defa indiğinde yaptığı konuşmada, teşekkür ettiği ilk kişi Alice Walton’dı.

1.5 MİLYON KADIN DAVACI

ABD tarihinin en büyük ayrımcılık davası da Wal-Mart’a karşı açıldı. Şirkette çeşitli zaman dilimlerinde çalışan 1.5 milyon kadın, aynı işi yapmalarına rağmen erkeklerden daha az ücret aldıkları gerekçesiyle perakende devini dava etti. Davacı olan kadın çalışanlar, Wal-Mart’a erkeklere göre kendilerine daha düşük ücret ve terfide eşit davranmayarak cinsiyet ayrımcılığı suçlamasını yöneltiyor.

 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Ebeveynlerin çocukların ekran süresi konusunda çelişkileri

uzaktan eğitim, Manşet, ekran süresi, çocuk ve ekran

Ebeveynler düne kadar çocuklarının ekran süresi sınırlamalar koyarken pandemi dönemiyle birlikte ekranın karşısına oturmak için stratejiler geliştiriyor. Ekran çocuk ilişkisinde denge nasıl olmalıdır?

Tüm kurallar yalan oldu! Anne babaların pandemide ekranla imtihanı…

Çocukların ekran başında geçirdikleri süre, ebeveynler için endişe verici bir konu. Evde krize mahal vermeden sağlıklı süreleri yakalamak isteyen ebeveynler, pandemi sürecinde online dersler nedeniyle çocuklarını kendi rızalarıyla ekran başına oturtuyor. Peki ebeveynler ortaya çıkan bu çelişki içinde sağlıklı çözümü nasıl bulacak? İşte detaylar…

Modern ebeveynlerin en önemli problemlerinin başında, muazzam bir teknolojik patlamanın yaşandığı ve sokak kültürünün giderek azaldığı dijital çağda, çocuklarını sağlıklı ve aktif bireyler olarak yetiştirmek geliyor. Bu problemi körükleyen pandemi süreci, ebeveynlerin stresini de ikiye katlamış durumda.

Bu stresin ve psikolojik mücadelenin önemli konu başlıklarından birisi de çocukların ekran başında geçirdikleri süre! “Vaktin doldu çocuğum bırakır mısın tabletini… Melisa bırak lütfen annecim… MELİSA DEDİM” sürecini yaşayan her ebeveyn bir paradoksun içinden geçiyor. Pandemi nedeniyle okullar eve taşındı, geri dönüşün hesapları yapılıyor ancak geride kalan dönemde yeni bir sorun ortaya çıktı ve bu ülkemize has bir olay da değil.

OKUL DA EKRANIN İÇİNE GİRDİ

‘Çocuğuma tabii ki tablet vermeyeceğim’ ile ‘Al şu telefonu, tableti al da azıcık nefes alayım’ iç sesleri arasında sürüklenen modern ailelerin; genelde biraz ekran, biraz oyun hamuru, biraz Youtube, biraz boyama gibi bir denge sağladığını görüyorduk. Ebeveynler, söz konusu dengeyi aslında çocuklarının okulda geçirdiği çevrimdışı saatlere güvenerek kurmuştu. Ancak pandemide okul da ekranın içine giriverdi!

Ekranla -aslında açmak gerekirse- televizyon, bilgisayar ve tablet ve telefonla iç içe bu kadar vakit geçirmenin zararını çocuklarına anlatmaya ve kurallar koymaya çalışan aileler şimdi bile isteye çocuklarını ekran başına oturtuyor.

MİYOP BİR NESİL Mİ GELİYOR?

Ailelerin kaygısının da bilimsel bir karşılığı mevcut. The Guardian’da Ağustos 2020’de çıkan bir makaleye göre dijital alet kullanıcılarının yüzde 90’ı dijital göz yorgunluğu yaşıyor. Görüşüne başvurulan OPSM (Optik Reçeteli Gözlük Üreticileri) Profesyonel Hizmetler Müdürü Elizabeth Kodari, “Bilgisayar başında gözümüzü daha az kırpıyoruz ve bu göz kuruluğuna yol açıyor” ifadelerini kullanırken ekrana yakın bakmanın da miyopluk oluşumundaki etkenlerden biri olabileceğini söylüyor.

Makaleye başlık olan “Miyop çocuklardan oluşan bir nesil mi yetiştiriyoruz” sorusu elbette başlık için seçilmiş çarpıcı bir ifade ancak Avustralya’da 2000 ile 2020 arasında miyop sayısının yaklaşık iki katına çıktığı da bir gerçek.

AİLELER KAYGILI

ADHD (dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu) üzerine içerikler üreten ADDitude adlı internet portalı göz bozukluğu tehlikesinin yanı sıra girizgahta bahsettiğimiz çelişkiye de vurgu yapıyor. Toplam 3 bin 500 ADDitude okuyucusunun katıldığı ankete göre ebeveynlerin yüzde 47.93’ü ekran sürelerinin inanılmaz boyutları ulaşmış olmasından ötürü yoğun bir biçimde endişe duyuyor. Ebeveynlerin başka büyük bir kısmı ise eğitim dışı ekran sürelerinin de online dersler nedeniyle çocukların günlük yaşamına daha fazla girmiş olmasından endişe duyuyor.

Ortadaki durumun bıçak sırtı olduğu aşikar. En az ilgi duyan çocuk bile bilgisayar başında veya televizyon karşısında derslerini takip ederek bu duruma maruz kaldı. Ancak bu süreçte oluşabilecek ve karşılaşılan sorunlar ile ebeveynlerin bunları önlemek, azaltmak ve çözmek için yapabilecekleri de belli.

Olası sağlık sorunları:

  • Göz yorgunluğu: Konsantrasyon içinde ekrana uzun süre bakmak ve ekran ışığının doğru ayarlanmaması göz yorgunluğuna sebep olabiliyor.
  • Bulanık görme: Aynı uzaklığa uzun süre bakmak gözün odaklanma merkezinin kısa süreli bir spazmla kilitlenmesine neden olabiliyor. Bu da ekrandan başın kaldırılmasıyla uzak nesnelerin bulanık görünmesine neden oluyor. Bu durumun ileride miyopa neden olabileceği de öne sürülmekte.
  • Göz kuruluğu: Çalışmalar, insanların dijital bir ekrana uzun süre odaklandıklarında daha az göz kırptıklarını ortaya koyuyor. Bu da göz kuruluğuna sebep olmakta.

Ebeveynler ne yapmalı:

  • Ekran süresini kontrol altında tutmak: Amerikan Pediatri Akademisi, pandemide ekran sürelerinin artacağını kabul ederek yine de gerçek dünya ve dijital dünya arasında bir denge bulunmasını tavsiye ediyor.
  • Düzenli uyku
  • Egzersiz
  • Sık molalar: Her saat başı en az 10 dakika ekrandan uzak kalınması gerektiği tavsiye ediliyor.
  • Göz kırpmayı hatırlatmak
  • Ekranın konumu
  • Işığın önemi: Monitöre veya ekrana direkt ışık vurmamasını sağlayarak ve bununla ekran aydınlığını düşürerek yorgunluğu azaltmak mümkün.

‘YAKLAŞIMIMIZDA HER ŞEY DEĞİŞTİ’

Konuyla ilgili annelerin görüşüne de başvurduk. Deniz Aktaşoğlu Kutlar’a ilkokul 4. sınıfa giden oğlu Yağız ile evde yaşadıkları durumu sorduğumuzda “Pandemi süreciyle, yaklaşımımızda her şey değişti” yanıtını aldık.

“Daha önce ‘Süren bitti oğlum’ diyor bir şekilde ekran başında geçirdiği süreyi kontrol altında tutuyorduk ama şimdi öğretmenleriyle yüz yüze de olsa ekran karşısına oturtuyoruz” diyen Kutlar, ekran süresini sağlıklı bir seviyede tutmak için çabaladıklarını da aktardı: “Ders saatleri belli zaten. Belirli saatlerde ders alıyorlar. Derslerinin ardından bir veya iki saat ekrandan uzak tutarak ara verdiriyoruz, sonra EBA üzerindeki ödevlerini yapıyor. Elbette oyun oynamak da istiyor tekrar dinlendikten sonra artık oyun oynamasına izin veriyoruz.”

İlkokul çağındaki çocuklar ve ebeveynleriyle çalışan bir Psikolojik Danışman olan Zeren Çağla Şara, akranlarıyla teması azalan çocuklarla baş başa kalma sürecinin ebeveynler için efor gerektiren bir süreç doğurduğunu ve ortada iyi bir plan yoksa anne-babaların işlerinin çok güçleşeceğini vurguladı.

‘ESNEKLİK ŞART ANCAK…’

“Çocukların ekrana fazlaca maruz kaldıkları bir gerçek ancak çocukların arkadaşlarına ulaşmaları için de bu dönemde ekrana ihtiyaçları var” diyen Şara, plan gereksiniminin altını çiziyor:

“Biz her ailenin normalden biraz daha esnek olmasını bekliyoruz. Bu, elbette çocuğu tamamen özgür bırakmak anlamına gelmeyecek. Lakin velilere ‘Yeni bir planlama yapılabilir’ diyoruz, normalden biraz daha fazla süre tanımak gerekiyor.

Planlamanın önemli noktalarından olan ekran kullanımında örneğin izin bir saat ise bunu tek seferde kullanmak yerine 4 kez 15’er dakika veya 3 kez 20’şer dakika gibi bölerek kullanması daha doğru bir uygulama. Bu çocuğun fiziksel sağlığının yanı sıra duygu durumu için de önemli. Duygu durumu demişken velinin de duygu durumu önemli. Çalışma saati kavramının ekseriyetle özel sektörde kalmadığı ve evden çalışmanın arttığı bir ortamda ebeveynin de iş yükü arttı.”ʻʻPlanlama çocuğun fiziksel sağlığının yanı sıra duygu durumu için de önemli. Duygu durumu demişken velinin de duygu durumu önemli.Psikolojik Danışman Zeren Çağla Şara

Şara, “Çocuğun gündüz saatlerinde anne ve babayı sürekli evde görmesi ancak tatil günlerindeki gibi bir iletişim kuramaması durumunu çocuğa açıklamak gerekiyor. ‘Annem yanımda ama benimle ilgilenmiyor” düşüncesinin oluşmaması için çocuğun ‘Annem kapının ardında ama toplantıda’ bilgisini ve anne-babanın oyun oynamak için değil iş için ekran başında olduğu bilgisini çocuğa aktarmak gerekiyor” diye konuştu.

EBEVEYN EKRAN KULLANIRKEN MODEL OLMALI

“Ebeveynin de kendine ait zamana ihtiyacı var. Herkesin dinlenmeye ihtiyacı var ancak ne koşulda olursa olsun yaş grubuna göre çocuğunu duygusal ihtiyaçlarına da cevap bulmak ebeveynin görevi. ‘Kaliteli zaman’ deriz ya sıklıkla; burada da kaliteli zaman önemli. Nicelik değil nitelik önemli. Toplantı arasında, molada, öğle yemeği arasında 15 dakika aktif oyun oynamak veya konuşmak yani zaman ayırmak oldukça önemli” diyen Şara ekran kullanımı konusunda ebeveynin model olması gerektiğini de vurguluyor.

Burada ciddi bir ‘plan’ vurgusu var. Çocuk için doğru ortam, doğru aktivite sağlandıktan sonra ‘çocuğumu ekrandan nasıl kopartacağım’ sorusu korkutucu olmaktan çıkıyor.

‘KURALLAR ÇOCUKLA BİRLİKTE KOYULMALI’

Konunun paydaşlarından biri olan öğretmenlere de söz vermek lazım. Sınıf Öğretmeni Kardelen Özdemir, verimlilik noktasında tespitlerini sunarken “Çalışan ailelerde çocukların odaklanma süreleri, ekran başında odaklandıkları farklı araç gereçlerle maalesef azaldı” dedi.

“Kuralları çocuklarla birlikte koymak gerekir. Birlikte konulan kurallara çocuk çok daha fazla uyum sağlıyor.” Fotoğraf: Shutterstock

“Her çocuk kendi öğrenme hızında olduğu için ailesi ile olan ve konfor alanında olan bazı çocuklarda performans artışı gözlemledim” diyen Özdemir, destekçi ebeveynlerin etkisinin de altını çizdi. Ebeveynlerin evde doğru şartları oluşturmasıyla ekran sürelerinin de kontrol altına alınabilecek bir durum olduğunu vurgulayan Özdemir, “Ekran kullanımı için bir çember çizerken ve kurallar koyarken, bu kuralları çocuklarla birlikte koymak gerekir. Birlikte konulan kurallara çocuk çok daha fazla uyum sağlıyor. Ekran kullanımını azaltmak adına kutu oyunları, aile ve arkadaş sohbetlerini önerebiliriz” diye konuştu.

‘ANNE BABA ZOOM’DAN ÇIKIP DİZİYE GEÇMEMELİ’

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi’nde görev yapan Klinik Psikolog Cansu İvecen, “Öncelikle çocuklar yaş grubu itibarıyla rutine ihtiyaç duymaktadırlar” diyor ve ekliyor: “Pandemi ile beraber çocuklarımızın bozulan rutinlerinde tatil döneminde telefon kullanımının sıklığının artması, tablet ile geçirilen zamanın fazlalaşması gibi bilişsel gelişimini olumsuz yönde etkileyecek yeni ve bir takım farklı alışkanlıklar oluşturmuş olabilirler. Bu sebeple kimi çocuk online eğitim sürecine adapte olmakta zorlanabilir ve odaklanmakta güçlük yaşayabilir.”ʻʻOkul süreci ile beraber yüz yüze eğitim sürecinde olduğu gibi ev içerisinde bu kullanımların süresi ve sınırlandırmanın devamlılığının sağlanması gerekmektedirKlinik Psikolog Cansu İvecen

Evde ailece yapılacak olan aktiviteler ile zaman doldurulabilir, aileler, çocuklarıyla birlikte ekrandan uzak kalabilir. Özellikle beyaz yakalı ve mesaisini evde yapan genç anne-babalar, Meet veya Zoom’dan çıkıp dizi-film platformlarına geçiş yapmak yerine ekrandan bir süre uzak kalabilirler.

Kaynak: Sözcü Gazetesi
Yazar: Metin AKTAŞOĞLU

Okumaya devam et

MAKALE

Geleceğin dünyası bilgi üretme kapasitesi olanların olacak

steve jobs, Manşet, geleceğin dünyası, edison, bilgi üretmek

Zeka ve yetenek yetmez, yenilik ve değişim yaratabilecek fikirlerimiz olmalı!

Bilgi üretme kapasiteniz neyse geleceğin dünyasında da “o” sunuz, tartışmasız!

İnsanın yaratıcılığının sınırları yok. Hangi yaşta olursanız olun. Ancak işin özü MERAK, bilinmeyeni merak etme ve araştırma duygusu!

Beraberinde inovatif düşünce yapısı da olmalı: Bunun için araştırma ve merak duygusu yetmez, ciddi bir bilgi birikimi gerekiyor.

İnovatif düşünce, beklenmedik bağlantıları görebilme ve bu bağlantıları geliştirerek bir soruna çözüm bulmaya dönük zihinsel süreçleri kapsar.

Beklenmedik bağlantılar görünür olanlardan çok daha güçlüdür.

“İşte, bu!” dediğimiz türden.

Dr. Govindappa Venkataswamy, hekim

Dr. Govindappa Venkataswamy, milyonlarca gözü kurtaran adam olarak biliniyor. Yaşamını katarakt olarak bildiğimiz göz körlüğünü ortadan kaldırmaya adamış Hintli bir göz hekimi.

O dönemlerde Hindistan’da katarakt inanılmaz boyutlarda bir sorun. Hastaların sağlığına kavuşmaları için ameliyat olmak durumundalar, ancak sağlık sistemi yetersiz; durmaksızın ameliyat yapılsa bile mevcutları halletmek için 100 yıldan fazla zaman gerekiyor.

Dr. Venkataswamy, bir santranç turnuvasını izlerken katarakt sorunu ile sorunun çözümü arasında güçlü bir bağlantı kuruyor. Turnuvada çok sayıda oyuncu, bir santranç ustasına karşı oynuyorlar. Usta, sırayla masaları dolaşıyor, hamlesini yaptıktan sonra hızla bir sonrakine gidiyor.

“İşte, bu!”

Ve Hindistan, katarakt sorunuyla başeder hale geliyor.

Dr. Venkataswamy’ın kurucusu olduğu Aravind Eye Hastanesinde her yıl 200.000’den fazla ameliyat gerçekleştiriliyor. Milyonlarca insana yüksek kaliteli, yüksek hacimli, düşük maliyetli bir hizmet sunum modeli geliştirilmiş. Ve hastaların yüzde 70’i ya çok az ödeme yapıyor ya da hiç ödemiyor.

2006 yılında hayata veda eden Dr. Venkataswamy’nin 100 bin hastayı ameliyat ettiği söyleniyor.

Bu, yüzbinlere birer göz armağan edildiği anlamına gelmiyor mu?

Dr. Govindappa Venkataswamy diyor ki: Zeka ve yetenek yetmez, güzel ve iyi bir şey yapmanın sevinci de olmalı.

Steve Jobs, girişimci

Güzel ve iyi bir şey yapmanın sevincini en çok yaşayanlardan birisi şüphesiz Steve Jobs!

Apple Computer ve Pixar Animation Stüdyolarının CEO’su olarak, Stanford Üniversitesi’nin 2005 yılı mezuniyet töreninde yaptığı olağanüstü çarpıcı konuşmasında diyor ki: “Merakım ve sezgilerimle elde ettiklerimin çoğu paha biçilmez türdendi!”

Biliyorsunuz, Steve Jobs evlat edinilen bir çocuk. Biyolojik anne, üniversite eğitimi sağlanması koşuluyla evlat edinilmesine izin veriyor.

Jobs, 17 yaşına geldiğinde Reed College’da eğitimine başlıyor, ancak okula ödenen ücretin ailesine maliyetinin çok fazla olduğu, bu eğitimin ona değmeyeceği gerekçesi ile ilk 6 ayın sonunda okulu bırakma kararı alıyor.

O sırada Reed College, belki de ülkedeki en iyi “kaligrafi” eğitimi sunmakta. Kampüs boyunca her afiş, her dolap ve çekmecedeki her etiket güzel ve farklı bir tarzla yazılıdır. Jobs bu yazım stillerinden çok etkilenir. Diğer derslerini bırakır ve yalnızca kaligrafi dersi almaya karar verir.

Serif ve sans serif yazı tiplerini, farklı harf kombinasyonları arasındaki boşluğu değiştirmeyi, harika tipografiyi ve onları harika yapan her detayı öğrenir. Öğrendikleri bilimin yakalayamayacağı türden güzel, tarihi ve sanatsal olarak incelikli ve büyüleyicidir.

Sezgileri ve merakı bu kararında tek etken güç, bunların hiçbiri için yaşamında geleceğe dönük herhangi bir pratik uygulama planı yoktur. Ancak 10 yıl sonra, ilk Macintosh bilgisayarı tasarlarken, bu dersteki edinimleri güçlü bağlantılarla geri döner.

“İşte, tam da bu!” dedirten türden.

İşte o kaligrafi dersi Steve Jobs yaratıcılığıyla bugün bizim hayatımızda ve vazgeçilmez: San scrif, Roman Times, Arial, latin vs. Aslında hepsi birer grafik tasarım harikası, grafik tasarım ve yazılı basının da en önemli araçlarının en başında.  

Steve Jobs, yıllar sonra geriye baktığında, merakı ve sezgilerini takip ederek öğrendiklerinin paha biçilmez değerde olduğunu söyler. 

Gerçekten de öyledir!

Edison, mucit

Edison, gelmiş geçmiş en büyük mucit olarak liste başıdır, tartışmasız.

Onu bu denli üretken yapan zekası mı, bilgisi mi ya da yeteneği mi?

Yanıt elbette hepsi, ama bir eksikle: Olağanüstü inovatif düşünce gücünü de katmak gerek.

Edison, laboratuvarının önündeki gölün kıyısında bir taşın oluşturduğu su dalgalarını izlerken ses dalgalarının da aynı şekilde yayıldığını düşünüyor. Çünkü her ikisi de dalga ve maddesel ortamda yayılmaktadır.

Edison, su dalgaları ile ses dalgarı arasında o beklenmedik bağlantıyı kurar: Su dalgalarında olduğu gibi ses dalgaları da dondurabilirse, sabitlenebilirse, onları da kopyalamak, tekrarlamak ve hatta geriye hareketini sağlamak neden mümkün olmasın?

İşte bu beklenmedik bağlantı önce taş plaklarla başlayan ve sonrasında radyo istasyonları, televizyolar, film stüdyoları ve cep telefonlarına kadar birbirini innovatif anlamda tetikleyen buluşlar dizisine dönüşür.

Edison bir mucit, Jobs bir girişimci ve Dr. Venkataswamy bir hekim; ancak her üçü de bilgi ile donatılmış inovatif yönü çok güçlü tarihi kişilikler.

Onlar bilim insanı değildiler ama kritik bilgiye sahiptiler; merak duygularını ve sezgilerini izleyerek değişim yarattılar ve diğer insanların yaşamlarına dokundular.

Bilgi olmadan olur muydu?

Olmazdı, bilgi temel güç: Merak ve yaratıcılık, bilgi ile sentezlenirse ancak yeni fikirler ve yeni buluşlar ortaya çıkar.

Günümüzde en büyük sermaye bilgiye ve bilgiden bilgi üretebilme yetisine sahip olmak; hem sizin hem de içinde yaşadığınız toplum için. Bilgi üretme kapasiteniz neyse geleceğin dünyasında da “o” sunuz, tartışmasız!


Kaynakça

Yazar: Güneç Kıyak
Kaynak: T24 Haftalık

Okumaya devam et

MAKALE

Mesut Özil: Alman gibi başardı Türk gibi bitme yolunda

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet

Real Madrid’de oynağı dönemlerde taraftarların ‘Kayıp Balık Nemo’ lakabını taktığı Mesut Özil Alman gibi başardı ama Türk gibi bitirmeye aday bir kariyer hikayesi sunuyor bize.

Alman gibi düşünmek ama Türk gibi hissetmek… Bunu yaşayınca ortaya Mesut Özil gibi bir adam çıkıyor. Almanya’nın en zirvesini gören Türk artık Real Madrid’deki lakabının hakkını veriyor.

Mesut’u anlatmaya nereden başlamak doğru olur tam bilmiyorum. Çünkü kariyeri ortadan ikiye bu kadar keskin bölünen çok az futbolcu tanıyoruz. Onunla ilgili yapılabilecek en net tespit herhalde şu olurdu; Alman gibi başladı, Türk gibi bitiriyor…

GELSENKIRCHEN SOKAKLARINDAN DÜNYA VİTRİNİNE…

Almanya’nın batısında, Gelsenkirchen sokaklarında başlayan hayatı onu dünya vitrininin en önüne kadar nasıl getirdiyse öyle de aşağıya indirdi. Ense uzatıp uçlarını sarıya boyadığı yaşlarda kaç gurbetçi Türk çocuk Schalke A Takımı’yla maça çıkabiliyor? İşte Mesut’a bu fırsatı sunan saf yeteneği onu konuşurken tartışmaya kapalı tek konu.

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/ekran-alintisi.jpg

ABİLERLE OYNAYAN DAYAK YEMEYE ALIŞKINDIR

17 yaşında Bundesliga’da forma giymek size ağır gelebilir ama Türkçe konuştuğunuz Almanya sokaklarında yaşıtlarınız yerine abinizin arkadaşlarıyla top oynadıysanız ‘dayak yemeye’ alışıksınızdır.

Üstelik o takımda yine Türkçe konuşan Hamit ve Halil Altıntop abileriniz varsa olaya hiç de yabancı değilsinizdir.

19 maç oynadığı ilk sezon Almanya Milli Takımı avcıları onun her adımını takip etti. Topa yaptığı sihirli dokunuşlara ve oyun zekasına hayran kalan Almanlar onu bir Alman gibi yetiştirmeyi çok istedi.

CEBİNE KOYULAN ALMAN PASAPORTU…

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/depophotos_16136320_800x538.jpg

Mesut’un Türk pasaportu mutlaka değişmeli ve bu özel yetenek zaman kaybetmeden Alman ekolünün bir parçası olmalıydı. 5 Eylül 2006’da Almanya U19 takımı ile ilk maçına çıkarıldığında cebine koyulan Alman pasaportunun hayatını değiştireceğini elbette biliyordu.

Ama kendisine şu soruyu da soruyordu genç Mesut; Ben kimim ve ne olmak istiyorum? Alman mıyım, Türk mü? Sadece kendisi de değil. Doğup büyüdüğü kuzenleri, okuldaki arkadaşları, yaz tatillerinde görüştüğü Zonguldak’taki akrabaları hep bu soruyu soruyordu ona. Bu soru ‘pizza mı yemek istersin, makarna mı?’ gibi basit bir soru değildi onun için. Kafasının içinde yüzlerce ses varken hayatını değiştirecek bir seçim yapmak zorundaydı.

ALMANYA-TÜRKİYE SEÇİMİ VE KAFASINDAKİ YÜZLERCE SES

Annesi Gülizar hanım ve amcası Erdoğan Türkiye için oynamasını istiyordu. ‘Dedelerin Türk’se buraya aitsin ve kökenlerine bağlı kalmak zorundasın’ diyorlardı ona. Ancak Mesut onlar gibi hissetmiyordu. Babası ve abisi ile aynı taraftaydı. Almanya’da doğup büyümüş, Alman takımlarında futbol oynamış ve hayatını bir Alman gibi yaşamıştı. ‘Dünyanın en tepesine çıkmalıysam Almanya için oynamalıyım’ diyerek kendi yolunu çizdi. Bu yol tıpkı kariyeri gibi ailesini de ikiye bölmüştü.

Türkiye tarafı da kolay pes etmeyecekti elbette. Dönemin milli takım sorumlusu Metin Tekin, Köln’de baba Özil ile bir randevu ayarladı. Fatih Terim’in Mesut’u istediğini söyleyip Milli Takım kampına davet ettiler. Almanya’daki en yakın aile dostları Hamit ve Halil Altıntop’u da devreye soktular. Mesut’un üzerinde müthiş bir baskı vardı. Her an yanlış bir şey yapabilirim hissi onu bir çıkmaza sürüklemişti. Hala seçim yapmak için zamanı olduğunu düşündü ve acele etmedi…

UÇMAYI ÖĞRENEN KUŞ YUVADAN AYRILIR

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/depophotos_16611832_800x534.jpg

Şampiyonlar Ligi’nde ilk maçına çıktığında 19 yaşındaydı. Kariyerine küçük gibi görünse de önemli bir Galatasaray etkisi olmuştu. Lincoln’ün Türkiye’ye transferi Mesut’u Schalke 11’nin değişmezi haline getirmişti.

Ocak 2008’de Schalke yönetimiyle ters düşen babası Mesut’un yüzünü Werder Bremen’e, dönüm noktası yaşayacağı yere çevirdi. Devre arasında ailesinden ilk kez ayrılarak 5 milyon Euro bonservis bedeliyle Bremen’e 3 yıllık imza attı. Bu onun ilk büyük transferiydi ve Almanya’nın kuzeyindeki Bremen Gelsenkirchen’e epey uzaktı. Artık uçmayı öğrenen bir kuş gibi yuvadan ayrılma vakti gelmişti.

FORMAYI GİYERSE TÜRKİYE’Yİ UNUTACAKTI

İlk sezon Bremen’de 47 maçta tam 23 asist yaptı. Bunların 3’ü Şampiyonlar Ligi’nde İnter’e karşıydı. Bremen, Özil etkisiyle Bundesliga’da harika bir sezon geçirerek ligi 2. sırada bitirdi.

Diego’nun Juventus’a transferiyle tamamen Werder Bremen’in beyni haline gelen Mesut 2009/10’da inanılmaz bir patlama yaptı. 46 maçta 10 gol 29 asist yapan Mesut, ligin tozunu attırdı ve takımda yılın oyuncusu seçildi.

Bu performans onu hayatının en önemli anına getirdi; karar anı. Almanya A Milli Takımı kampına davet edildi. Eğer o formayı giyerse bir daha Türkiye için oynayamazdı… Öyle de oldu. Bu stresli süreci şöyle anlatıyor;


”Gerçek anlamda karar verdiğim zaman Werder Bremen’de oynuyordum. Medya çok üzerime gelmişti. Teknik direktör Löw, ”Türk kökenleri olmasına rağmen Mesut’un Almanya’yı seçmesinden çok mutluyum, buzları kıran oyuncu oldu. Bundan sonra başka ülke kökenli futbolcular da Milli Takım’da oynayabilir” demişti. Buzları kırmak istemiyordum ki. Almanya ve Türkiye arasında kalmak da istemiyordum. Almanya ve Türkiye tercihinden dolayı uykusuz geceler geçirmedim. Almanya’yı seçtim diye Türkiye’de kötü olmam gerekmiyor. Almanya’yı seçtim diye kalbim Türkiye diye atmaktan vazgeçmiyor.”


‘KALBİM ALMAN ATIYOR, KALBİM TÜRK ATIYOR’

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/depophotos_16136327_800x533.jpg

2010 yılında Berlin’de oynanan maçta tüm medya onu konuşuyordu. Alman basını, ”O bir Türk, Alman değil. Nasıl Alman olmaktan gurur duyuyor?” derken Türkiye’de medya ”O gerçek bir Türk” manşetlerini atıyordu.

Maçta gol attığında sevinmemişti, saygısızlık olacağını biliyordu. ‘Kalbim Alman atıyor, kalbim Türk atıyor. Hiçbir zaman kendimi başka bir şey üzerine koymadım. Alman gibi düşünüp, Türk gibi hissedebilirsiniz. Baskıya rağmen seçimimle gurur duyuyorum’ sözleriyle bu tartışmaya kendince bir nokta koyacağını düşündü.

REAL MADRİD’İN KAPISINI AÇAN İLK TÜRK

2010 Dünya Kupası’nda Almanlar’ın etrafında birleştiği bir beyin haline geldi. İlk büyük turnuvasında yaptığı işler ona kariyerinin en büyük fırsatını verdi. Werder Bremen kariyerini 16 gol 54 asistle tamamlayan Özil, İspanya’nın başkenti Madrid’e 18 milyon Euro’ya transfer oldu. İmza günü Türkiye için de anlamlıydı. Çünkü Mesut şu cümleleri kurmuştu;


”Real Madrid’de forma giyecek ilk Türk olduğum için mutluyum”


Dönemin en iyisi Jose Mourinho, Real Madrid Başkanı Florentino Perez’e onun için şu cümleleri kurmuştu; ”Bu çocuğu, Mesut’u mutlaka almanızı istiyorum!”

MOURINHO: SENİ RAHAT BIRAKMAYACAĞIM

Real Madrid tarihinin en şahane dönemlerinden birinde Ronaldo’lu, Ramos’lu, Benzema’lı kadro onun etrafında birleşti. Tekniğiyle ‘Kadife Ayak’ lakabını alan Mesut Özil bir anda dünyanın konuştuğu isim haline geldi. Kariyerinin en parlak yıllarında dünya tarihinin gördüğü en iyi 10 numara performanslarından birine imza atıyordu Mesut. İnanılmaz bir popülarite yakalamıştı. Takım arkadaşları ona gözlerinin benzerliğinden dolayı çizgi film kahramanı ‘Nemo’ lakabını takmıştı.

Bir maçın devre arasında Jose Mourinho ile yaşadığı büyük tartışma onu bir daha ulaşamayacağı bir seviyeye çıkardı. Mesut o diyaloğu şu sözlerle anlatıyordu;


”Bu tartışmadan bir kaç gün sonra Mourinho’nun yanına giderek ona teşekkür ettim. Söyledikleri kafam dank etmişti. Gözlerimin içine bakarak zayıf yönlerimi söylediği için ona minnettarım. Bana ‘tüm potansiyelini kullanana kadar seni rahat bırakmayacağım’ dedi. Mourinho haklıydı. Güzel oyun yeterli sanıyordum. O beni bu tavrımdan kurtardı”


BELKİ DE BALE SEVDASINA BİTTİ

3 sezon sonunda 159 maçta 27 gol 80 asist yapan Mesut Özil, kariyerinin ilk şampiyonluğunu da Madrid’le yaşadı. 2013 yazında bir rekor uğruna, Angelotti onayıyla 100 milyon Euro’ya Bale transferi yapan Madrid o parayı çıkarmak için Mesut’u Arsenal’a 47 milyon Euro’ya sattı. Bu ayrılık herkes gibi Ronaldo’yu da şoke etmişti. Kendisi en iyi uyum sağladığı partneri hakkında şu sözleri kullanacaktı;

”Özil’in gidişi benim için gerçekten kötü oldu. Bu transferden dolayı çok sinirliyim. Mesut benim koşularımı bilen ve başlı başına fark yaratan bir oyuncuydu”

SON ÖPÜCÜK, PLATİNİ’YE VERDİĞİ SON FORMA…

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/depophotos_15477895_800x585.jpg

Premier Lig transferi Mesut için artık bazı şeylerin eskisi gibi olmayacağının işaretiydi. Ama düşüşe geçmeden önce son bir şarkı söyleyecekti elbette; 2014 Dünya Kupası. Almanya Milli Takımı ile kariyerinin en büyük kupasını kaldıran Mesut için sanki her şey oracıkta bitmişti. O dönem birlikte olduğu şarkıcı Mandy Capristo’nun ruj izleri yanağındaydı. Kupa töreninde UEFA Başkanı Michel Platini’ye sırtından çıkarıp verdiği forma belki de futbola son hatırasıydı…

UYUŞTURUCU HABERİ VE DEPRESYON

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/mesut-ozil-uyusturucu-partisinden-sonra-formayi-11589474_1435_amp.jpg

Mesut’un ihtişamlı hayatı çok geçmeden başına dert oldu. Arsenal’dan yıllık 7 milyon Euro kazanan Alman yıldız deyim yerindeyse parayı parçalamaya başladı. Çılgın partilerde sabahlamaya başlayan Mesut Özil’in mankenlerle yaşadığı ilişkiler İngiliz basınının manşetlerini süslemeye başladı. Son olarak bir gece kulübünde ‘Hippy Crack’ adlı uyuşturucu madde kullandığı iddia edilerek servis edilen görüntüler Mesut Özil’in kariyerini bitirme seviyesine getirdi.

Tüm bu yaşananların üzerine Mesut maddi anlaşmazlıklar nedeniyle eski menajeri olan babası Mustafa Özil ile mahkemelik oldu. Bu süreçte nişanlısı Amine Gülşe ile de arası bozulan Mesut büyük bir depresyona girdi. Vakit artık onu sevmeyenlerin sesinin fazlaca çıktığı vakitti.

‘KAZANDIĞIM ZAMAN ALMAN, KAYBETTİĞİM ZAMAN TÜRK’ÜM!’

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/depophotos_15842873.jpg

2018 Dünya Kupası öncesi yaşananlarsa turnuvadaki hezimetin adeta fragmanı gibiydi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Londra’ya ziyareti sırasında Mesut Özil ile poz vermesi hem Almanya’da hem de İngiltere’de büyük yankı bularak siyasi tepkilere neden olacak, Dünya Kupası’na erken veda eden Almanya’da Mesut Özil hedef tahtası haline getirilecekti. Almanya’nın Dünya Kupası’na veda ettiği gecenin sabahı Almanya’da tüm televizyonlar, gazeteler Mesut’u günah keçisi ilan etti. ‘Anti Mesut’ propagandası tüm Almanya’yı etkisi altına almıştı.

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/ozilll.jpg

Ne Almanya Federasyonu’ndan, ne de takım arkadaşlarından hiçbir destek göremeyen Mesut ipleri kopardı. Tüm bu saldırılara cevap veren Mesut şu cümleleri kullanarak Almanya Milli Takımı formasını bir daha giymemek üzere asıyordu;


”Kazandığımız zaman Alman, kaybettiğimiz zaman Türk’üm. Artık yeter! Irkçılık ve saygısızlık hissettiğim için artık Almanya forması giymeyeceğim”


MADRİD MAÇINDA ÖPTÜĞÜ EKMEK…

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/270420181435355039961_2-41.jpg

Yaşadığı bu duygusal kırılma onun kulüp kariyerini de aşağıya çekti. Nisan 2018’de Avrupa Ligi’nde oynanan Atletico Madrid maçında tribünden kendisine atılan ekmeği üç kere öperek kenara koyan Mesut tüm dünyaya şu mesajı veriyordu; Ben Türk kültürüne bağlıyım ve siz buna saygı duyacaksınız.

SANAL OYUNLAR VE SIRT AĞRILARI!

Yaşadığı ırkçılık karşısında futboldan iyice uzaklaşan Mesut Arsene Wenger’in Arsenal’dan gidişinin ardından iyice koptu. Aslında ilk 2 sezonu çok da kötü geçmemişti Mesut’un. Ancak Sanchez ile yakaladıkları ritim yeni bir başlangıç için belli ki yetmedi. Unai Emery ile yıldızını bir türlü barıştıramayan ve idmana bile çıkmak istemeyen Mesut kendisini sanal oyunlara verdi.

İngiliz spor basının önde gelen gazeteleri sırt ağrıları olduğu için maçlara çıkmayan Mesut’un ‘Fortnite’ adlı bir bilgisayar oyununun bağımlısı olduğunu ve tam 72 gün, 1740 saat bu oyunu oynadığını yazdı.

ACUN’UN DAMGA VURDUĞU TÜRK DÜĞÜNÜ

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/depophotos_16395250_800x300.jpg

O sezonun yaz tatilinde Türkiye’ye gelen Mesut Özil, Haziran ayında nişanlısı Amine Gülşe ile evlendi. Çalgılı çengili Türk düğünü yapan Özil çiftinin nikah şahitliğini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan yaptı. Görkemli düğüne bir çok ünlü isim katılırken Acun Ilıcalı’nın Mesut’la karşılıklı dansı geceye damga vurdu.

KUZEY LONDRA’DAKİ BIÇAKLI SALDIRI SON DAMLA

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/indir-1.jpg

Aldığı maaş nedeniyle İngiliz taraftarların sıkça eleştirdiği Mesut Türkiye’de düğün yaparken Londra’da istenmeyen adamdı. Olanlar adeta olacakların habercisiydi. Kuzey Londra’da bir Türk restoranında bıçaklı saldırıya uğrayan Mesut belki de ölümle burun buruna geldi.

Özil’in Golders Green bölgesinde kullandığı aracına motosikletli 2 kişi tarafından yapılan bıçaklı saldırıdaki en büyük şansı yanında bulunan Bosna Hersekli takım arkadaşı Sead Kolasinac olmuştu. Saldırganları bıçaklı olmalarına rağmen uzaklaştırmayı başaran Kolasinac ‘nefret edilen Mesut’un tek koruyucu meleğiydi.

Tüm dünyanın etkilendiği inanılmaz olayda gördü tanığı Azuka Alintah durumu şu sözlerle özetliyordu;


“Kasklarını çıkarmamışlardı, siyah giyimlilerdi. Bu sıcak havaya rağmen uzun kollu giymişlerdi. Özil, bıçaklı adamlar tarafından kovalanan herkes gibi dehşete düşmüş görünüyordu. Can havliyle kaçıyor gibiydi.”


AŞAĞI 350 BİN POUND YUKARI 350 BİN POUND

Bu büyük tramvadan sonra Mesut bir daha eski Mesut olamadı. Performansı giderek yere çakıldı. Haftalık 350 bin Pound’luk kazancı sürekli gündeme getirildi, sürekli başına kakıldı. Unai Emery’nin gidişi bile onu geri döndürmek için yeterli olmadı. Maddi yükünden kurtulmak isteyen Arsenal yönetimi ondan indirim talep etti ancak Mesut mukavelesini savunarak bu indirime yanaşmadı. Mikel Amatriain Arteta’nın kadrosuna da giremeyen Mesut son olarak UEFA Avrupa Ligi listesine de yazılmadı.

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/maskttt.jpg

Mesut’un bir Türk’e evrilişinin son örneği ise kulüpte işine son verilen maskot Gunnersaurus’a hayat veren 27 yıllık çalışanı Jerry Quy’e sahip çıkması oldu. Özil, Arsenal’ın pandemi nedeniyle ekonomik küçülmeye gitmesi ve statlarda seyirci olmaması nedeniyle işene son verilen Gunnersaurus’ın maaşını karşılama teklifinde bulundu. Mesut’u bu davranışa iten şey belki de bu konunun bile maaşı üzerinden kendisine dönmesiydi. Ama neresinden bakarsan bak bu merhamet bir Türk’e daha çok yakışıyor derim.

HİKAYENİN SONU TÜRKİYE…

31 yaşındaki Mesut Özil’in böyle büyük bir düşüşün ardından tekrar futbola dönüp dönemeyeceğini hep birlikte göreceğiz ama şundan çok eminim; bu hikayenin sonu (Acı Vatan Almanya)’dan dönen gurbetçi gibi Türkiye’de bitecek.

Derleyen: Ümit Genç
Kaynak: Sözcü

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND