Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Nasıl dünyanın en zengini oldu?

Gazete satıcılığı ile başladığı kariyerinde sonra garsonluğa terfi etti. Sonra borç para ile kendine küçük bir dükkan açtı. “Tasarruf et, iyi yaaş” sloganıyla hem alışveriş mantığını, hem de kendi hayatını değiştirdi. İşte Walmart’ın kurucusu Sam Walton’un başarı öyküsü…

Gazete satıcılığı ile başladığı kariyerinde sonra garsonluğa terfi etti. Sonra borç para ile kendine küçük bir dükkan açtı. “Tasarruf et, iyi yaaş” sloganıyla hem alışveriş mantığını, hem de kendi hayatını değiştirdi. İşte Walmart’ın kurucusu Sam Walton’un başarı öyküsü…

‘Tasarruf et, iyi yaşa’ dünyanın en zengini ol

Amerikan marketler zinciri Walmart’ın kurucusu ve sahibi Sam Walton “Tasarruf et, iyi yaşa” sloganıyla 1962 yılında ilk büyük mağazasını açtı. Sam Walton 1992 yılında kanser hastalığına yenilene kadar 30 yıllık zaman diliminde dünyanın en büyük marketler zincirini yarattı.

Öldükten iki gün sonra babasının koltuğunu devralan Rob Walton ise, Walmart’ı dünyanın en fazla cirosuna sahip şirket haline getirdi. Walmart 2011 verilerine göre, dünya genelinde 419 milyar dolar cirosu, 15 ülkede 55 markayla 8 bin 500 mağazası ve 2 milyon 100 bin çalışanıyla bir dev.

Yeni Dünyanın Liderleri’nin bu haftaki konuğu, ABD’nin 3 bin nüfuslu küçük bir kasabasında açtığı mütevazi bir bakkal dükkanıyla dünyanın en büyük mağazalar zincirini yaratan Sam Walton ve ailesinin sıradışı ve aynı zamanda bir o kadar da kapalı kutu yaşam tarzı…

Sam Moore Walton 29 Mart 1918’de ABD’nin Oklahoma eyaletinde Kingfisher adlı küçük bir kasabada dünyaya geldi. Çocukluğu Missouri’nin değişik kasabalarında geçti. ABD 1929’da “Büyük Bunalım” olarak adlandırılan ekonomik çöküşü yaşadığında Sam Walton 11 yaşındaydı. “Büyük Bunalım”da milyonlarca insan işini kaybederek, yoksulluğa mahkum olurken, Walton ailesi şanslıydı. Baba Thomas Walton kardeşinin yanında bir emlak dükkanında çalışıyordu. Küçük Sam ise bir yandan gazete dağıtarak ve ailenin sahip olduğu ineklerden sağılan sütü satarak, bütçeye katkıda bulunuyordu. Sam Walton, dünya markası Walmart’ı yarattıktan sonra yaşam hikayesini yazdığı “Made in America” kitabında o günleri şu sözcüklerle tanımlamıştı: “Bir doları elinize alabilmek için ne kadar çok çalışmak gerektiğini öğrendik, bu değerli bir kazançtı.”

SOKAK SOKAK GAZETE SATTI 

Missouri Üniversitesi’nde iktisat eğitimi aldığı dönemde gazete dağıtımının yanı sıra garson ve cankurtaran gibi değişik işlerde çalıştı. Sam Walton 1940 yılında J.C.Penney mağazalarında yönetici asistanı olarak tam zamanlı işe başladı. Burada 18 ay çalıştıktan sonra İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle orduya katıldı. Savaş yıllarında orduda iletişim subayı olarak görev yapan Walton, 1943 yılında Helen Robson’la evlendi. Sam Walton üniversite eğitimi yıllarında çalıştığı değişik işlerden 5 bin dolar biriktirmeyi başarmıştı. Savaşın bitmesiyle birlikte ordudan ayrılan Walton, perakende sektöründe çalışmaya karar verdi ancak bu defa çalışan olarak değil, kendi işinin patronu olacaktı.

İLK SERMAYESİ KAYINPEDERDEN 

Biriktirdiği 5 bin dolar ve kayınpederinden borç olarak aldığı 20 bin dolarla Ben Franklin tuhafiye marketlerinin bayilik hakkını alarak ilk dükkanını Arkansas eyaletinin Newport kasabasında açtı. Ben Franklin’in bayilik kurallarını yerine getirmekle birlikte kendi prensiplerini de uygulamaya başladı. Sattığı ürünleri doğrudan üreticiden tedarik ettiği için düşük fiyat prensibini uyguladı. Sam Walton bu yöntemle bölgenin en kazançlı Ben Franklin mağazasını yaratmayı başardı. Ancak 1950 yılına geldiğinde önüne ciddi bir engel çıkmıştı. Dükkan sahibi kira kontratını uzatmayınca mağazasını kapatmak zorunda kaldı. Zengin olmayı kafasına koyan Sam Walton burada altın değerinde bir şey öğrendi. Bundan sonra açacağı mağazasında asla kiracı olmayacaktı.

WAL-MART DOĞUYOR 

Ben Franklin mağazalar zincirinin bayisi olmakla birlikte Arkansas Bentonville’da satın aldığı dükkanda tek fiyat üzerinden satış yapılan “Walton’s Five and Dime” isimli mağazasını kurdu. Üreticiden tüketiciye düşük fiyat prensibinden asla vazgeçmediğinden Newport’daki başarısını tekrarladı ve iki yıl içinde çevredeki kasabalarda başka mağazalar açmayı sürdürdü.

Sam Walton bir dünya markasına dönüşecek Wal-Mart (2008’de Walmart oldu) mağazasını ise, 1962 yılında kurdu. Wal-Mart’la birlikte “Tek fiyat üzerinden satış yapılan mağaza” konseptinden markalı ürünlerin satıldığı mağaza konseptine geçen Sam Walton, düşük fiyat prensibinden ise asla taviz vermedi. Wal-Mart’ta markalı ürünleri en düşük fiyatla tüketiciye ulaştırmayı hedefliyordu. Sam Walton mağazalarını açacağı yerler olarak ise kırsal bölgeleri seçmişti. Bunda eşi Helen Walton’ın da etkisi büyüktü. Helen, Sam’le evlendiğinde en fazla 10 bin nüfuslu bir kasabada yaşama sözü almıştı. Muhafazakar bir adam olan Sam Walton, hem eşine verdiği sözü tuttu hem de büyümek için küçük kasabaları seçti.

UÇAKLA DÜKKAN AVINA ÇIKIYORDU 

İşleri büyüten Sam Walton satın aldığı küçük bir uçakla ABD’nin orta ve güney kesimlerindeki küçük kasabaların üzerinden uçarak, mağazasını açmak için satın alacağı dükkanı belirliyordu. Walton, otobiyografisinde büyüme stratejisini şu cümlelerle anlatıyordu: “Havadan kasabada trafiğin yoğunlaştığı bölgeleri veya kasabanın hangi yöne doğru büyüdüğünü tespit ediyorduk. Ayrıca rakip mağazaların yerlerini belirliyor ve bu yolla gereksiz bir rekabetin içine girmekten kaçınıyorduk.”

SADIK ÇALIŞAN, SADIK TÜKETİCİ

Sam Walton yatırım yapacağı yerleri uçağıyla havadan belirlerken bir yandan da mağazalarında son teknolojiyi kullanmaya önem veriyordu. Ancak perakende sektöründe büyümenin anahtarının “insan” olduğunu en başında biliyordu. Sam Walton’a göre, Wal-Mart’ın sadık çalışanlara ve sadık tüketicilere ihtiyacı vardı. Walton, çalışanları küçük hissedar haline getirerek kendi mağazalarında çalışıyormuş duygusu yaratıyordu. Ayrıca hisse alan çalışanlara mutlaka indirimde bulunuyordu. Çalışanlarına yakın olduğunu göstermek için kendisine “Sam” olarak hitap etmelerini istiyordu. Sahip olduğu bütün mağazaları düzenli bir şekilde ziyaret ederek, onları motive etmeye çalışıyor ve başarılı çalışanı herkesin gözü önünde ‘aferin’le ödüllendiriyordu. Sam Walton’a göre ‘aferin’ demek bedavaydı ve şirketine her zaman yarar getirecekti.

“Tüketici her zaman patrondur” düşüncesini ise çalışanlarına 1975’ten itibaren şu şekilde aşılıyordu. Wal-Mart’ın artık bir marşı vardı: Çalışanlar bir noktada toplanıyor ve hep birlikte şirketin adını oluşturan harfleri sırasıyla yüksek sesle tekrarladıktan sonra: “Bir numara kim? Tüketici, daima!”

Dünyanın en büyüğü olmayı hedefleyen Walton, tüketicinin gönlünü hoş tutmanın yollarından birinin düşük fiyat olduğunu biliyordu. Ona göre bu tek başına yeterli değildi. Müşteriye kapıda mutlaka “Hoş geldin” denmeli ve çalışanların yardıma her zaman hazır olduğu duygusu yaratılmalıydı.

EŞİ VE KARDEŞİ HER ZAMAN YANINDAYDI

Sam Walton perakende imparatorluğunu kurmak için iki kişiden büyük destek aldığını hiçbir zaman saklamayacaktı: Eşi Helen ve kardeşi Bud. Eşi Helen da kocası gibi hırslıydı, finans eğitimi almış ve babası başarılı bir işadamıydı. Ailenin sermayesini Wal-Mart’ın büyümesine yatırmak için kocasını her zaman cesaretlendirdi. Sam Walton’dan üç yaş küçük olan Bud, Arkansas, Newport’ta ilk dükkanlarını açtığında, ağabeyinin yanındaydı. Bir dönem kendi mağazasını açan Bud, daha sonra tekrar Sam’in yanına döndü ve 1995’te yaşamını yitirene kadar asla ayrılmadı.

1980 yılına geldiğinde Sam Walton ABD’nin en zengin adamı olmayı başarmıştı. Amerikan ekonomi dergisi Forbes 20 milyar dolarlık servetiyle Sam Walton’ı ülkenin en zengin işadamı ilan etmişti. Walton ise mütevazi hayatını devam ediyordu. Hala küçük uçağını kendisi kullanarak, yatırım fırsatlarının peşinde gidiyor, arazi tipi kamyonetini de kendisi kullanıyordu. Sam Walton dünyanın en büyük perakende mağazalar zincirini yaratmanın verdiği gururla, başkalarına yardım etmekten de kaçınmadı. Walton okul yaptırıyor, kiliselere yardımda bulunuyor ve yardım kuruluşlarına hatırı sayılır bağışlarda bulunuyordu. Ancak rakipleri Walton’ı bu yöntemle muhafazakar dünya görüşünü, Amerikan halkına aşılamaya çalışmakla suçluyorlardı.

Sam Walton perakende imparatorluğunu kendisi yaratmıştı ancak onu yaşatmanın yolunun çocuklarına yatırım yapmaktan geçtiğini çok iyi biliyordu. Kanser hastalığına yakalandıktan iki yıl sonra 1992’de yaşamını yitirdi. Ölümünden iki gün sonra oğlu Rob Walton koltuğuna oturdu. Walton, Wal-Mart’ın sektörde dünya liderliğini üstlenmeye devam etmesi için eşi Helen Walton, oğulları Rob Walton, Jim Walton, John Walton ve kızı Alice Walton’a değişik roller vermişti. Helen Walton ailenin “Hanımağa”sıydı. Rob Walton “Reis” olarak hazırlanıyordu. Jim Walton ailenin “bankacısı” John Walton “akıncısı” ve kızı Alice Walton “itici gücü” rollerini üstlenmişti.

HELEN WALTON: HANIMAĞA 

Varlıklı bir aileden gelen ve finans eğitimi alan Helen Walton yılda iki defa ailenin tüm üyelerini hafta sonu evinde topluyordu. Kocası Sam Walton ve kendisinin sağlıkları el verdiği zamanlarda aile bazen Florida, Meksika, Kaliforniya veya değişik bir tatil cennetinde toplanıyordu. Ancak toplantıların ana merkezi Helen Walton’ın Bentonville’deki eviydi. Bu toplantılarda sadece çocuklar değil aynı zamanda torunlar da hazır bulunuyordu. Toplantıların ana konusu Wal-Mart ve ailenin yatırım yaptığı diğer şirketlerin içinde bulunduğu durum ve denizaşırı dahil, yatırım olanaklarıydı.

Toplantılarda bazen Wal-Mart’ın profesyonelleri de hazır bulunuyordu. Onlar şirketlerin son durumuyla ilgili aileye detaylı bilgi veriyor ve olası yatırım fırsatlarını anlatıyordu. Babasının yerine yönetim kurulu koltuğuna geçen Rob Walton bu toplantıları şu sözlerle tanımlamıştı: “Yeni nesilin aktif bir şekilde şirketlerde görev üstlenmesi ve kendi şirketlerinin iyi bir koruyucusu olmaları aşılanıyordu. Ayrıca aile birbirimize kenetlenmemizi pekiştiriyordu.”

ABD’nin en zengin ailesinin “manevi değerler sisteminin” temsilcisi rolünü üstlenen Helen Walton 84 yıllık yaşamı boyunca Wal-Mart’la ilgili alınan bütün kararlarda etkili oldu. Oğlu Rob Walton anne ve babasının ilişkisini şu cümlelerle özetlemişti: “Babam her zaman annemi dinlerdi, dinlemediği zamanlarda ise, annem dinlemesini sağlardı.” Ailenin hayır işlerini Helen Walton yürütürdü. Kilise ve eğitime önemli miktarda yardım yapmasını sağladı. Kocası Sam ve oğullarının muhafazakar dünya görüşlerine rağmen ABD’de aile planlaması çalışmalarına destek vererek, para yardımında bulundu.

ROB WALTON: REİS

Sam Walton, oğlu Rob Walton’ı halefi olarak hazırladı. Ekonomi ve hukuk eğitimi alan Rob Walton bir süre hukukçu olarak çalıştıktan sonra Wal-Mart’ta en alttan başlayarak farklı kademelerde çalıştı. Sam Walton bütün önemli toplantılarda ve kararlarda onun da aktif bir şekilde yer almasını sağladı. Ölmeden önce koltuğunu oğluna bırakmayı planlıyordu ama kansere yakalandıktan sonra iki yıl içinde yaşamını yitirmesi buna fırsat vermedi. Rob Walton’a göre, babasıyla çok farklı karakterler. Ancak oğul Walton da babası gibi uçağını kendisi kullanmayı tercih ediyor.

ÖNCELİK HER ZAMAN WAL-MART’IN

Rob Walton, babasından kendisine miras kalan bir kuralı eksiksiz uyguluyor. Öncelik her zaman Wal-Mart’ın. Şirkete gerekli yatırımlar yapıldıktan sonra geriye kalan para ailenin diğer işlerine aktarılıyor. Renkli bir yaşamdan uzak duran ve ortaklıkta görünmeyi sevmeyen Rob Walton’ın çalışma ofisi 9 metre büyüklüğünde ve penceresiz. Şirkette çalışan profesyonellerden daha küçük bir ofise sahip olan Rob Walton, çalışanlarına şu mesajı veriyor: “Bu şirkette patron bile olsan kimseye ayrıcalık yok.”

Çalışanlarına bu mesajı veren Rob Walton, mütevazi çalışma ofisine sadece ayda 4-5 defa uğruyor. Çoğu zaman özel jetiyle ya Fransa’ya bisiklet kullanmaya ya Kanada’da kaz avına ya da Güney Afrika’da safariye gidiyor. Rob Walton’ın bu tutkuları aslında dolaylı olarak Wal-Mart’ın yurtdışında büyümesinde etkili olmuş. Oğul Walton, 1980’li yıllarda babasının ABD dışında diğer ülkelere yatırım yapmasını sağlamış. Rob Walton’ın bu itici gücü sayesinde bugün Wal-Mart dünyada 55 markayla 15 ülkede yılda 109 milyar dolarlık bir cironun sahibi.

‘SÖMÜRÜ DÜZENİ’

Waltonların ABD’nin en zengin ailesi olmasını “müthiş bir sömürü” düzeni kurmaya borçlu olduğunu savunlar da var. Rob Walton ve ailesini özellikle küçük kasabalardaki ticari hayatı yok etmek, çalışanlara düşük ücret, sendikalaşmaya engel olma, kadınlara daha düşük ücret ödeyerek cinsiyet ayrımcılığı yapmakla suçlayan önemli bir kesim bulunuyor. Walton ailesine yöneltilen bu suçlamaların büyük bir çoğunluğunda gerçeklik payı da var. Wal-Mart’ın büyümesi ve uyguladıkları prensiplerin devamı için Sam Walton ve oğulları ABD’de sürekli Cumhuriyetçi Parti’ye destek vermiş. ABD’de 2004 seçimleri öncesi Florida eyaletinde George W.Bush’un kardeşi Ted Bush’un vali olması için Walton ailesi yüklü bir para yardımında bulundu. Walton ailesi sayesinde Ted Bush vali olmayı başardı.

JIM WALTON: BANKACI 

Walton ailesi, Wal-Mart’ın ABD ve diğer ülkelerde büyümesi için ciddi bir mali kaynağa ihtiyacı olduğunu biliyor. Bu nedenle aile sadece ABD’de değil uluslararası arenada etkili olmak için bankacılık sistemine önemli yatırımlar peşinde. Ailenin bankacılık işlerinden Jim Walton sorumlu. Wal-Mart Stores Inc. sahibi olduğu Arvest Bank, ABD’nin en büyük 75 bankası arasında yer alıyor. Arvest Bank’ın ABD’nin dört eyaletinde 200’ün üzerinde şubesi bulunuyor. Wal-Mart kendi ismiyle başka bankalar satın almak için de fırsat kolluyor.

JOHN WALTON: AKINCI (CRUSADER)

Walton ailesine yapılan en önemli suçlamalardan biri de ABD’deki eğitim sistemini tamamen özel sektörün eline teslim etmek. Ailede “akıncı” olarak seçilen John Walton, Walton Family Foundation’ın başında bulunuyor. Aile kurduğu vakıf aracılığıyla Arkansas Üniversitesi’ne 300 milyon dolar yardımda bulunarak, yeni bölümlerin açılmasına önayak oldu. Walton ailesi değişik eğitim programlarına 6.6 milyon dolar aktararak eğitime katkıda bulunuyor. Ancak muhalifler, Walton ailesinin uyguladığı programlar sayesinde uzun vadede ülkede eğitimi özelleştirmeyi hedeflediğini ve amacına ulaşmak için Walton Family Foundation’ı kullandığını iddia ediyor. John Walton’a “akıncı” denmesinin nedeni ise eğitime yatırım yapıyor gibi görünerek aslında aileye yeni yatırım alanları yaratıyor olması.

ALICE WALTON: İTİCİ GÜÇ

Sam ve Helen Walton’ın tek kızı ve en küçük çocuğu olan Alice Walton, yatırım şirketi Llama’yı kurmadan önce Wal-Mart’ta satın alma bölümünde çalıştı. New Orleans’a taşındıktan sonra başından kısa bir evlilik geçen Alice Walton bir dönem borsacı olarak çalıştı. 1980’lı yılların ortasına doğru Northwest Arkansas’a taşınan Alice Walton at yetiştiriciliğine soyundu. Yatırım şirketi Llama aracılığıyla yatırım yapan küçük işletmelere mali kaynak sağlayan Alice Walton, bölgenin gelişmesine önemli katkıda bulundu. Northwest Arkansas geliştikçe Wal-Mart da bölgeye giderek yeni mağazalar açıyor. Northwest Arkansas’ta 1950 yıllarda bir havalimanı inşaatına başlanmış ancak aradan onlarca yıl geçmesine rağmen bitmemişti. Alice Walton bölgeye taşındıktan sonra ağırlığını koyarak, havalimanının bitirilmesine öncülük etti. Dönemin ABD Başkanı Bill Clinton Air Force One’le bu havalimanına ilk defa indiğinde yaptığı konuşmada, teşekkür ettiği ilk kişi Alice Walton’dı.

1.5 MİLYON KADIN DAVACI

ABD tarihinin en büyük ayrımcılık davası da Wal-Mart’a karşı açıldı. Şirkette çeşitli zaman dilimlerinde çalışan 1.5 milyon kadın, aynı işi yapmalarına rağmen erkeklerden daha az ücret aldıkları gerekçesiyle perakende devini dava etti. Davacı olan kadın çalışanlar, Wal-Mart’a erkeklere göre kendilerine daha düşük ücret ve terfide eşit davranmayarak cinsiyet ayrımcılığı suçlamasını yöneltiyor.

 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND