Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Nasıl dünyanın en zengini oldu?

Gazete satıcılığı ile başladığı kariyerinde sonra garsonluğa terfi etti. Sonra borç para ile kendine küçük bir dükkan açtı. “Tasarruf et, iyi yaaş” sloganıyla hem alışveriş mantığını, hem de kendi hayatını değiştirdi. İşte Walmart’ın kurucusu Sam Walton’un başarı öyküsü…

kişisel gelişim

Gazete satıcılığı ile başladığı kariyerinde sonra garsonluğa terfi etti. Sonra borç para ile kendine küçük bir dükkan açtı. “Tasarruf et, iyi yaaş” sloganıyla hem alışveriş mantığını, hem de kendi hayatını değiştirdi. İşte Walmart’ın kurucusu Sam Walton’un başarı öyküsü…

‘Tasarruf et, iyi yaşa’ dünyanın en zengini ol

Amerikan marketler zinciri Walmart’ın kurucusu ve sahibi Sam Walton “Tasarruf et, iyi yaşa” sloganıyla 1962 yılında ilk büyük mağazasını açtı. Sam Walton 1992 yılında kanser hastalığına yenilene kadar 30 yıllık zaman diliminde dünyanın en büyük marketler zincirini yarattı.

Öldükten iki gün sonra babasının koltuğunu devralan Rob Walton ise, Walmart’ı dünyanın en fazla cirosuna sahip şirket haline getirdi. Walmart 2011 verilerine göre, dünya genelinde 419 milyar dolar cirosu, 15 ülkede 55 markayla 8 bin 500 mağazası ve 2 milyon 100 bin çalışanıyla bir dev.

Yeni Dünyanın Liderleri’nin bu haftaki konuğu, ABD’nin 3 bin nüfuslu küçük bir kasabasında açtığı mütevazi bir bakkal dükkanıyla dünyanın en büyük mağazalar zincirini yaratan Sam Walton ve ailesinin sıradışı ve aynı zamanda bir o kadar da kapalı kutu yaşam tarzı…

Sam Moore Walton 29 Mart 1918’de ABD’nin Oklahoma eyaletinde Kingfisher adlı küçük bir kasabada dünyaya geldi. Çocukluğu Missouri’nin değişik kasabalarında geçti. ABD 1929’da “Büyük Bunalım” olarak adlandırılan ekonomik çöküşü yaşadığında Sam Walton 11 yaşındaydı. “Büyük Bunalım”da milyonlarca insan işini kaybederek, yoksulluğa mahkum olurken, Walton ailesi şanslıydı. Baba Thomas Walton kardeşinin yanında bir emlak dükkanında çalışıyordu. Küçük Sam ise bir yandan gazete dağıtarak ve ailenin sahip olduğu ineklerden sağılan sütü satarak, bütçeye katkıda bulunuyordu. Sam Walton, dünya markası Walmart’ı yarattıktan sonra yaşam hikayesini yazdığı “Made in America” kitabında o günleri şu sözcüklerle tanımlamıştı: “Bir doları elinize alabilmek için ne kadar çok çalışmak gerektiğini öğrendik, bu değerli bir kazançtı.”

SOKAK SOKAK GAZETE SATTI 

Missouri Üniversitesi’nde iktisat eğitimi aldığı dönemde gazete dağıtımının yanı sıra garson ve cankurtaran gibi değişik işlerde çalıştı. Sam Walton 1940 yılında J.C.Penney mağazalarında yönetici asistanı olarak tam zamanlı işe başladı. Burada 18 ay çalıştıktan sonra İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle orduya katıldı. Savaş yıllarında orduda iletişim subayı olarak görev yapan Walton, 1943 yılında Helen Robson’la evlendi. Sam Walton üniversite eğitimi yıllarında çalıştığı değişik işlerden 5 bin dolar biriktirmeyi başarmıştı. Savaşın bitmesiyle birlikte ordudan ayrılan Walton, perakende sektöründe çalışmaya karar verdi ancak bu defa çalışan olarak değil, kendi işinin patronu olacaktı.

İLK SERMAYESİ KAYINPEDERDEN 

Biriktirdiği 5 bin dolar ve kayınpederinden borç olarak aldığı 20 bin dolarla Ben Franklin tuhafiye marketlerinin bayilik hakkını alarak ilk dükkanını Arkansas eyaletinin Newport kasabasında açtı. Ben Franklin’in bayilik kurallarını yerine getirmekle birlikte kendi prensiplerini de uygulamaya başladı. Sattığı ürünleri doğrudan üreticiden tedarik ettiği için düşük fiyat prensibini uyguladı. Sam Walton bu yöntemle bölgenin en kazançlı Ben Franklin mağazasını yaratmayı başardı. Ancak 1950 yılına geldiğinde önüne ciddi bir engel çıkmıştı. Dükkan sahibi kira kontratını uzatmayınca mağazasını kapatmak zorunda kaldı. Zengin olmayı kafasına koyan Sam Walton burada altın değerinde bir şey öğrendi. Bundan sonra açacağı mağazasında asla kiracı olmayacaktı.

WAL-MART DOĞUYOR 

Ben Franklin mağazalar zincirinin bayisi olmakla birlikte Arkansas Bentonville’da satın aldığı dükkanda tek fiyat üzerinden satış yapılan “Walton’s Five and Dime” isimli mağazasını kurdu. Üreticiden tüketiciye düşük fiyat prensibinden asla vazgeçmediğinden Newport’daki başarısını tekrarladı ve iki yıl içinde çevredeki kasabalarda başka mağazalar açmayı sürdürdü.

Sam Walton bir dünya markasına dönüşecek Wal-Mart (2008’de Walmart oldu) mağazasını ise, 1962 yılında kurdu. Wal-Mart’la birlikte “Tek fiyat üzerinden satış yapılan mağaza” konseptinden markalı ürünlerin satıldığı mağaza konseptine geçen Sam Walton, düşük fiyat prensibinden ise asla taviz vermedi. Wal-Mart’ta markalı ürünleri en düşük fiyatla tüketiciye ulaştırmayı hedefliyordu. Sam Walton mağazalarını açacağı yerler olarak ise kırsal bölgeleri seçmişti. Bunda eşi Helen Walton’ın da etkisi büyüktü. Helen, Sam’le evlendiğinde en fazla 10 bin nüfuslu bir kasabada yaşama sözü almıştı. Muhafazakar bir adam olan Sam Walton, hem eşine verdiği sözü tuttu hem de büyümek için küçük kasabaları seçti.

UÇAKLA DÜKKAN AVINA ÇIKIYORDU 

İşleri büyüten Sam Walton satın aldığı küçük bir uçakla ABD’nin orta ve güney kesimlerindeki küçük kasabaların üzerinden uçarak, mağazasını açmak için satın alacağı dükkanı belirliyordu. Walton, otobiyografisinde büyüme stratejisini şu cümlelerle anlatıyordu: “Havadan kasabada trafiğin yoğunlaştığı bölgeleri veya kasabanın hangi yöne doğru büyüdüğünü tespit ediyorduk. Ayrıca rakip mağazaların yerlerini belirliyor ve bu yolla gereksiz bir rekabetin içine girmekten kaçınıyorduk.”

SADIK ÇALIŞAN, SADIK TÜKETİCİ

Sam Walton yatırım yapacağı yerleri uçağıyla havadan belirlerken bir yandan da mağazalarında son teknolojiyi kullanmaya önem veriyordu. Ancak perakende sektöründe büyümenin anahtarının “insan” olduğunu en başında biliyordu. Sam Walton’a göre, Wal-Mart’ın sadık çalışanlara ve sadık tüketicilere ihtiyacı vardı. Walton, çalışanları küçük hissedar haline getirerek kendi mağazalarında çalışıyormuş duygusu yaratıyordu. Ayrıca hisse alan çalışanlara mutlaka indirimde bulunuyordu. Çalışanlarına yakın olduğunu göstermek için kendisine “Sam” olarak hitap etmelerini istiyordu. Sahip olduğu bütün mağazaları düzenli bir şekilde ziyaret ederek, onları motive etmeye çalışıyor ve başarılı çalışanı herkesin gözü önünde ‘aferin’le ödüllendiriyordu. Sam Walton’a göre ‘aferin’ demek bedavaydı ve şirketine her zaman yarar getirecekti.

“Tüketici her zaman patrondur” düşüncesini ise çalışanlarına 1975’ten itibaren şu şekilde aşılıyordu. Wal-Mart’ın artık bir marşı vardı: Çalışanlar bir noktada toplanıyor ve hep birlikte şirketin adını oluşturan harfleri sırasıyla yüksek sesle tekrarladıktan sonra: “Bir numara kim? Tüketici, daima!”

Dünyanın en büyüğü olmayı hedefleyen Walton, tüketicinin gönlünü hoş tutmanın yollarından birinin düşük fiyat olduğunu biliyordu. Ona göre bu tek başına yeterli değildi. Müşteriye kapıda mutlaka “Hoş geldin” denmeli ve çalışanların yardıma her zaman hazır olduğu duygusu yaratılmalıydı.

EŞİ VE KARDEŞİ HER ZAMAN YANINDAYDI

Sam Walton perakende imparatorluğunu kurmak için iki kişiden büyük destek aldığını hiçbir zaman saklamayacaktı: Eşi Helen ve kardeşi Bud. Eşi Helen da kocası gibi hırslıydı, finans eğitimi almış ve babası başarılı bir işadamıydı. Ailenin sermayesini Wal-Mart’ın büyümesine yatırmak için kocasını her zaman cesaretlendirdi. Sam Walton’dan üç yaş küçük olan Bud, Arkansas, Newport’ta ilk dükkanlarını açtığında, ağabeyinin yanındaydı. Bir dönem kendi mağazasını açan Bud, daha sonra tekrar Sam’in yanına döndü ve 1995’te yaşamını yitirene kadar asla ayrılmadı.

1980 yılına geldiğinde Sam Walton ABD’nin en zengin adamı olmayı başarmıştı. Amerikan ekonomi dergisi Forbes 20 milyar dolarlık servetiyle Sam Walton’ı ülkenin en zengin işadamı ilan etmişti. Walton ise mütevazi hayatını devam ediyordu. Hala küçük uçağını kendisi kullanarak, yatırım fırsatlarının peşinde gidiyor, arazi tipi kamyonetini de kendisi kullanıyordu. Sam Walton dünyanın en büyük perakende mağazalar zincirini yaratmanın verdiği gururla, başkalarına yardım etmekten de kaçınmadı. Walton okul yaptırıyor, kiliselere yardımda bulunuyor ve yardım kuruluşlarına hatırı sayılır bağışlarda bulunuyordu. Ancak rakipleri Walton’ı bu yöntemle muhafazakar dünya görüşünü, Amerikan halkına aşılamaya çalışmakla suçluyorlardı.

Sam Walton perakende imparatorluğunu kendisi yaratmıştı ancak onu yaşatmanın yolunun çocuklarına yatırım yapmaktan geçtiğini çok iyi biliyordu. Kanser hastalığına yakalandıktan iki yıl sonra 1992’de yaşamını yitirdi. Ölümünden iki gün sonra oğlu Rob Walton koltuğuna oturdu. Walton, Wal-Mart’ın sektörde dünya liderliğini üstlenmeye devam etmesi için eşi Helen Walton, oğulları Rob Walton, Jim Walton, John Walton ve kızı Alice Walton’a değişik roller vermişti. Helen Walton ailenin “Hanımağa”sıydı. Rob Walton “Reis” olarak hazırlanıyordu. Jim Walton ailenin “bankacısı” John Walton “akıncısı” ve kızı Alice Walton “itici gücü” rollerini üstlenmişti.

HELEN WALTON: HANIMAĞA 

Varlıklı bir aileden gelen ve finans eğitimi alan Helen Walton yılda iki defa ailenin tüm üyelerini hafta sonu evinde topluyordu. Kocası Sam Walton ve kendisinin sağlıkları el verdiği zamanlarda aile bazen Florida, Meksika, Kaliforniya veya değişik bir tatil cennetinde toplanıyordu. Ancak toplantıların ana merkezi Helen Walton’ın Bentonville’deki eviydi. Bu toplantılarda sadece çocuklar değil aynı zamanda torunlar da hazır bulunuyordu. Toplantıların ana konusu Wal-Mart ve ailenin yatırım yaptığı diğer şirketlerin içinde bulunduğu durum ve denizaşırı dahil, yatırım olanaklarıydı.

Toplantılarda bazen Wal-Mart’ın profesyonelleri de hazır bulunuyordu. Onlar şirketlerin son durumuyla ilgili aileye detaylı bilgi veriyor ve olası yatırım fırsatlarını anlatıyordu. Babasının yerine yönetim kurulu koltuğuna geçen Rob Walton bu toplantıları şu sözlerle tanımlamıştı: “Yeni nesilin aktif bir şekilde şirketlerde görev üstlenmesi ve kendi şirketlerinin iyi bir koruyucusu olmaları aşılanıyordu. Ayrıca aile birbirimize kenetlenmemizi pekiştiriyordu.”

ABD’nin en zengin ailesinin “manevi değerler sisteminin” temsilcisi rolünü üstlenen Helen Walton 84 yıllık yaşamı boyunca Wal-Mart’la ilgili alınan bütün kararlarda etkili oldu. Oğlu Rob Walton anne ve babasının ilişkisini şu cümlelerle özetlemişti: “Babam her zaman annemi dinlerdi, dinlemediği zamanlarda ise, annem dinlemesini sağlardı.” Ailenin hayır işlerini Helen Walton yürütürdü. Kilise ve eğitime önemli miktarda yardım yapmasını sağladı. Kocası Sam ve oğullarının muhafazakar dünya görüşlerine rağmen ABD’de aile planlaması çalışmalarına destek vererek, para yardımında bulundu.

ROB WALTON: REİS

Sam Walton, oğlu Rob Walton’ı halefi olarak hazırladı. Ekonomi ve hukuk eğitimi alan Rob Walton bir süre hukukçu olarak çalıştıktan sonra Wal-Mart’ta en alttan başlayarak farklı kademelerde çalıştı. Sam Walton bütün önemli toplantılarda ve kararlarda onun da aktif bir şekilde yer almasını sağladı. Ölmeden önce koltuğunu oğluna bırakmayı planlıyordu ama kansere yakalandıktan sonra iki yıl içinde yaşamını yitirmesi buna fırsat vermedi. Rob Walton’a göre, babasıyla çok farklı karakterler. Ancak oğul Walton da babası gibi uçağını kendisi kullanmayı tercih ediyor.

ÖNCELİK HER ZAMAN WAL-MART’IN

Rob Walton, babasından kendisine miras kalan bir kuralı eksiksiz uyguluyor. Öncelik her zaman Wal-Mart’ın. Şirkete gerekli yatırımlar yapıldıktan sonra geriye kalan para ailenin diğer işlerine aktarılıyor. Renkli bir yaşamdan uzak duran ve ortaklıkta görünmeyi sevmeyen Rob Walton’ın çalışma ofisi 9 metre büyüklüğünde ve penceresiz. Şirkette çalışan profesyonellerden daha küçük bir ofise sahip olan Rob Walton, çalışanlarına şu mesajı veriyor: “Bu şirkette patron bile olsan kimseye ayrıcalık yok.”

Çalışanlarına bu mesajı veren Rob Walton, mütevazi çalışma ofisine sadece ayda 4-5 defa uğruyor. Çoğu zaman özel jetiyle ya Fransa’ya bisiklet kullanmaya ya Kanada’da kaz avına ya da Güney Afrika’da safariye gidiyor. Rob Walton’ın bu tutkuları aslında dolaylı olarak Wal-Mart’ın yurtdışında büyümesinde etkili olmuş. Oğul Walton, 1980’li yıllarda babasının ABD dışında diğer ülkelere yatırım yapmasını sağlamış. Rob Walton’ın bu itici gücü sayesinde bugün Wal-Mart dünyada 55 markayla 15 ülkede yılda 109 milyar dolarlık bir cironun sahibi.

‘SÖMÜRÜ DÜZENİ’

Waltonların ABD’nin en zengin ailesi olmasını “müthiş bir sömürü” düzeni kurmaya borçlu olduğunu savunlar da var. Rob Walton ve ailesini özellikle küçük kasabalardaki ticari hayatı yok etmek, çalışanlara düşük ücret, sendikalaşmaya engel olma, kadınlara daha düşük ücret ödeyerek cinsiyet ayrımcılığı yapmakla suçlayan önemli bir kesim bulunuyor. Walton ailesine yöneltilen bu suçlamaların büyük bir çoğunluğunda gerçeklik payı da var. Wal-Mart’ın büyümesi ve uyguladıkları prensiplerin devamı için Sam Walton ve oğulları ABD’de sürekli Cumhuriyetçi Parti’ye destek vermiş. ABD’de 2004 seçimleri öncesi Florida eyaletinde George W.Bush’un kardeşi Ted Bush’un vali olması için Walton ailesi yüklü bir para yardımında bulundu. Walton ailesi sayesinde Ted Bush vali olmayı başardı.

JIM WALTON: BANKACI 

Walton ailesi, Wal-Mart’ın ABD ve diğer ülkelerde büyümesi için ciddi bir mali kaynağa ihtiyacı olduğunu biliyor. Bu nedenle aile sadece ABD’de değil uluslararası arenada etkili olmak için bankacılık sistemine önemli yatırımlar peşinde. Ailenin bankacılık işlerinden Jim Walton sorumlu. Wal-Mart Stores Inc. sahibi olduğu Arvest Bank, ABD’nin en büyük 75 bankası arasında yer alıyor. Arvest Bank’ın ABD’nin dört eyaletinde 200’ün üzerinde şubesi bulunuyor. Wal-Mart kendi ismiyle başka bankalar satın almak için de fırsat kolluyor.

JOHN WALTON: AKINCI (CRUSADER)

Walton ailesine yapılan en önemli suçlamalardan biri de ABD’deki eğitim sistemini tamamen özel sektörün eline teslim etmek. Ailede “akıncı” olarak seçilen John Walton, Walton Family Foundation’ın başında bulunuyor. Aile kurduğu vakıf aracılığıyla Arkansas Üniversitesi’ne 300 milyon dolar yardımda bulunarak, yeni bölümlerin açılmasına önayak oldu. Walton ailesi değişik eğitim programlarına 6.6 milyon dolar aktararak eğitime katkıda bulunuyor. Ancak muhalifler, Walton ailesinin uyguladığı programlar sayesinde uzun vadede ülkede eğitimi özelleştirmeyi hedeflediğini ve amacına ulaşmak için Walton Family Foundation’ı kullandığını iddia ediyor. John Walton’a “akıncı” denmesinin nedeni ise eğitime yatırım yapıyor gibi görünerek aslında aileye yeni yatırım alanları yaratıyor olması.

ALICE WALTON: İTİCİ GÜÇ

Sam ve Helen Walton’ın tek kızı ve en küçük çocuğu olan Alice Walton, yatırım şirketi Llama’yı kurmadan önce Wal-Mart’ta satın alma bölümünde çalıştı. New Orleans’a taşındıktan sonra başından kısa bir evlilik geçen Alice Walton bir dönem borsacı olarak çalıştı. 1980’lı yılların ortasına doğru Northwest Arkansas’a taşınan Alice Walton at yetiştiriciliğine soyundu. Yatırım şirketi Llama aracılığıyla yatırım yapan küçük işletmelere mali kaynak sağlayan Alice Walton, bölgenin gelişmesine önemli katkıda bulundu. Northwest Arkansas geliştikçe Wal-Mart da bölgeye giderek yeni mağazalar açıyor. Northwest Arkansas’ta 1950 yıllarda bir havalimanı inşaatına başlanmış ancak aradan onlarca yıl geçmesine rağmen bitmemişti. Alice Walton bölgeye taşındıktan sonra ağırlığını koyarak, havalimanının bitirilmesine öncülük etti. Dönemin ABD Başkanı Bill Clinton Air Force One’le bu havalimanına ilk defa indiğinde yaptığı konuşmada, teşekkür ettiği ilk kişi Alice Walton’dı.

1.5 MİLYON KADIN DAVACI

ABD tarihinin en büyük ayrımcılık davası da Wal-Mart’a karşı açıldı. Şirkette çeşitli zaman dilimlerinde çalışan 1.5 milyon kadın, aynı işi yapmalarına rağmen erkeklerden daha az ücret aldıkları gerekçesiyle perakende devini dava etti. Davacı olan kadın çalışanlar, Wal-Mart’a erkeklere göre kendilerine daha düşük ücret ve terfide eşit davranmayarak cinsiyet ayrımcılığı suçlamasını yöneltiyor.

 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Amazon.com kurucusu Jeff Bezos hayallerini nasıl gerçekleştirdiğini tüm ayrıntılarıyla anlattı!

Manşet, jeff bezeos, amazon nasıl başardı, amazon

Bezos anlattı: Başlangıç sermayesini ailesinin sağladığı Amazon, nasıl 1.52 trilyon dolar piyasa değerine ulaştı?

ABD’nin teknoloji devleri Facebook, Amazon, Google ve Apple’ın yöneticileri, haksız rekabet suçlamaları nedeniyle geçen hafta ABD Kongresi’ne ifade verdi.

Piyasa değeri bu sene 1.52 trilyon doları bulan Amazon’un kurucusu ve 182 milyar dolar servetle dünyanın en zengin insanı ünvanına sahip Jeff Bezos, geçen hafta verdiği ifadede kendi hayat hikâyesini, 1994’te aklına gelen Amazon fikrinin gelişimini ve bugün vardıkları noktada ABD’ye ve dünyaya sundukları katkıyı anlattı.

Bezos’un geçen hafta Kongre’de yaptığı konuşmanın tamamı şu şekilde:

“Annem Jackie, beni New Mexico’nun Albuquerque kentinde 17 yaşında bir lise öğrencisiyken dünyaya getirdi. 1964 yılında lisede hamile kalmak Albuquerque’de çok popüler bir durum değildi. Onun için zorluydu. Annemi okuldan atmaya çalıştıklarında dedem onun için savaştı. Belli bir anlaşma sürecinin sonunda müdür, “Tamam kalıp liseyi bitirebilir ancak ders dışı aktivitelere katılamaz ve bir dolabı olamaz” dedi. Dedem anlaşmayı kabul etti ve annem sınıf arkadaşlarıyla birlikte diplomasını almak için yürüme şansı olmasa da liseyi bitirdi. Eğitimini devam ettirmeye kararlı bir şekilde derse bebek getirmesine izin veren öğretmenlerin olduğu gece okuluna yazıldı. Biri ders kitapları biri de bezler, şişeler ve beni oyalayacak ne varsa onlarla dolu olan iki çantayla derslere giderdi.

“Babam beni 4 yaşımdayken evlat edindi”

Babamın adı Miguel. Beni 4 yaşımdayken evlat edindi. Castro’nun yönetimi ele almasından hemen sonra Küba’dan ABD’ye Pedro Pan Operasyonu için geldiğinde 16 yaşındaydı. Babam ABD’ye tek başına geldi. Ailesi, onun burada daha güvende olacağını düşündü. Annesi, ABD’nin o kadar soğuk olduğunu düşünmüş ki, ona tamamı elinde tek malzeme olan temizlik bezlerinden bir ceket örmüş.

O ceket hâlâ ailemin yemek odasında asılı durur. Babam, Delaware’de bir Katolik misyonuna gönderilmeden önce Florida’daki bir mülteci merkezi olan Camp Matecumbe’de iki hafta geçirdi. Misyonu aldığı için şanslıydı ancak İngilizce bilmiyordu ve önünde zorlu bir yol vardı. Elindeki tek şey, çok miktarda metanet ve kararlılıktı. Annemle tanıştığı Albuquerque’de üniversite için burs aldı. Hayatta farklı hediyeler alırsınız, benim hediyelerimden biri de annem ve babam. Ben ve kardeşlerim için hayatlarımız boyunca inanılmaz örnekler oldular.

“Problemlerle nasıl yüzleşeceğimi dedem gösterdi”

Büyükanne ve büyükbabanızdan, ebeveynlerinizden öğrendiğinizden farklı şeyler öğrenirsiniz ve benim 4 ve 16 yaşları arasında yazlarımı büyükannem ve büyükbabamı Texas’taki evinde geçirme şansım oldu. Dedem, çiftlik sahibi bir memurdu. 1950 ve 60’lı yıllarda Atom Enerji Komisyonu’nda füze savunma sistemleri ve uzay teknolojisi üzerinde çalıştı.

Kendine güvenen ve dolu biriydi. Hiçliğin ortasında olduğunuzda bir şey kırıldığında telefonu alıp birini aramazsınız. Kendiniz tamir edersiniz. Çocukken, onun bir sürü çözülemez görülen problemi tek başına çözdüğünü gördüm. Bana problemlerle sert bir şekilde yüzleşebileceğimi gösterdi. Geriye gittiğinde tekrar ayağa kalkar ve bir daha denersin. Kendini daha iyi bir yere taşımanın yolunu bulabilirsin.

Gençken bu dersleri içten bir şekilde aldım ve bir ‘garaj mucidi’ oldum. Kardeşlerimi kapatmak için çimento dolu tekerleklerden bir otomatik garaj kapısı kapatıcı, bir şemsiye ve aliminyum folyadan güneş ocağı ve fırın tepsilerinden alarmlar yaptım.

Amazon fikri nasıl ortaya çıktı?

Amazon konsepti 1994 yılında aklıma geldi. Milyonlarca başlığın olduğu bir online kitapçı fikri (fiziksel dünyada mümkün olmayan bir şey) bana heyecan verici geldi. O zamanlar New York’ta bir yatırım firmasında çalışıyordum. Patronuma işten ayrılacağımı söyledim ve beni Central Park’ta uzun bir yürüyüşe çıkardı.

Uzun süre beni dinledikten sonra sonunda “Biliyor musun Jeff, bence bu güzel bir fikir ancak hâli hazırda güzel bir işi olmayan biri için daha iyi bir fikir olurdu” dedi. Son kararımı vermeden önce iki gün daha düşünmem için beni ikna etti. Kafamla değil, kalbimle verdiğim bir karar oldu. 80 yaşında olup geriye baktığımda, hayatımda minimum sayıda pişmanlık olmasını istiyorum ve pek çok pişmanlığımız denenmemiş yollar, denemediğimiz işlerle ilgilidir. Bu tarz şeyler bizi takip eder. Eğer en azından bir şans vermezsem, büyük bir mesele olacağına inandığım internete dahil olmadığım için pişman olacaktım.

Başlangıç sermayesini ailesi verdi

Amazon.com için başlangıçta start-up sermayesi ebeveynlerimden geldi. Anlamadıkları bir iş için hayatlarında yaptıkları birikimden büyük bir pay yatırdılar. İnternet üzerindeki bir kitapçı ya da Amazon’un başarılı olacağına inandıklarından değil, oğulları için bu kumarı oynuyorlardı. Onlara, bu yatırım kaybetmeleri ihtimalinin yüzde 70 olduğunu söyledim ve yine de yaptılar. Yatırımcılardan 1 milyon dolar toplamak için 50’den fazla toplantı yapmam gerekti ve bütün toplantılarda karşılaştığım en sık soru “İnternet nedir?” oldu.

Dünya genelindeki pek çok ülkenin aksine, bizim ülkemiz girişimci riskini destekler ve önyargıyla yaklaşmaz. Düzenli bir işten Seattle’daki garaja kendi şirketimi kurmak için ayrıldım. Paketleri postaneye kendim götürdüğüm ve bir gün bir forklift alabilecek durumda olacağımızın hayalini kurduğum günler daha dün yaşanmış gibi geliyor.

“2001 sonuna kadar Amazon 3 milyor dolara varan kayıplar yaşadı”

Amazon’un başarısı önceden tasarlanmış olmak dışında her şeye bağlı olabilir. Önceden Amazon’a yatırım yapmak oldukça riskli bir hamleydi. Kuruluşundan 2001’in sonuna kadar şirketimiz yaklaşık 3 milyar dolara varan kümülatif kayıplar yaşadı ve 2001’in dördüncü çeyreğine kadar kârlı bir çeyreğimiz olmadı.

Akıllı analistler Barnes&Noble’ın bizi ezip geçeceğini söyledi ve bizi ‘Amazon tost’ olarak adlandırdı. 1999’da yaklaşık 5 yıldır piyasaydık ve Barron’s bizim muhtemel devredilmemizle ilgili olarak “Amazon.bomb” başlıklı bir makaleyi manşete taşıdı. 2000 yılındaki yıllık hissedar mektubum tek kelimelik bir cümleyle başladı: Ouch.

İnternet balonumuzun zirvesinde hisse senedi fiyatımız 116 dolara kadar çıktı ve sonra balon patladı ve hissemiz 6 dolara kadar düştü. Uzmanlar ve bilir kişiler iflas edeceğimizi düşündü. Amazon’un kurtulması ve sonunda başarması için benimle birlikte risk almaya gönüllü çok sayıda akıllı insan ve inancımıza bağlı kalma istekliliği gerekti.

“Amazon milyarlarca doları hatalardan kazandı”

Ve sadece o ilk yıllar değildi. İyi şans ve harika insanların yanı sıra büyük riskler almaya devam ettiğimiz için şirket olarak başarılı olabildik. Yaratmak için denemelisiniz ve gerçekleşeceğini önceden biliyorsanız bu denemek sayılmaz. Dev karşılıklar geleneksel bilgeliğe karşı gelmekle olur ama geleneksel bilgelik genellikle doğru olandır. Pek çok gözlemci Amazon Web Servisleri başladığında bunu riskli bir oyalanma olarak gördü. “Hesap ve depo satmanın kitap satmakla ilgisi nedir?” diye düşündüler. Kimse Amazon Web Servisleri’ni sormadı. Anlaşıldı ki dünya, bulut bilişimine aç ve hazırdı ancak henüz bunun farkında değildi. Amazon Web Servisleri hakkında haklıydık ancak karşılık vermeyen çok sayıda risk de aldığımız bir gerçek. Hatta Amazon milyarlarca doları hatalardan kazandı. Başarısızlık, icat etmek ve risk almakla birlikte gelir, bu nedenle Amazon’u başarısız olmak için dünyanın en iyi yeri yapmaya çalışıyoruz.

Kuruluşumuzdan beri şirkette “Birinci gün” anlayışını sürdürmeye çalıştık. “Birinci gün” anlayışı derken, her şeye ilk günün enerjisi ve girişimci ruhuyla yaklaşmaktan bahsediyorum. Amazon büyük bir şirket olsa da her zaman “Birinci gün” anlayışını sürdürmenin DNA’mızın kritik bir parçası olduğunu düşünüyorum. Büyük bir şirketin olanakları ve genişliğine sahip olabiliriz ancak küçük bir şirketin kalbi ve ruhuna sahibiz.

“Müşteri güveni kazanması zor, kaybetmesi kolaydır”

Benim görüşüme göre, takıntılı müşteri odaklılığı “Birinci gün” anlayışına ulaşmak ve korumak için en iyi yöntem. Neden? Çünkü müşteriler her zaman,mutlu olduklarını ve işin iyi olduğunu söyleseler bile çok güzel, harika bir şekilde memnuniyetsizdir. Bunu bilmeseler de müşteriler her zaman daha iyisini ister ve onları sürekli olarak memnun etme isteği bizi sürekli üretmeye iter.

Sonuç olarak, takıntılı bir şekilde müşteriye odaklandığımızda zorunda kalmadan, içerideki servislerimizi iyileştirmiş, kâr eklemiş, yeni ürünler icat etmiş, fiyatları düşürmüş, kargo sürelerini hızlandırmış oluyoruz. Hiçbir tüketici Amazon’dan Prime üyelik programı yaratmasını istemedi ancak istedikleri buydu. Bunun gibi pek çok örnek verebilirim. Her şirket müşteri öncelikli yaklaşımı benimsemez ama biz benimsiyoruz ve en büyük gücümüz bu.

Müşteri güveni kazanması zor, kaybetmesi kolaydır. Eğer müşterilerinizin işletmenizi ne ise o yapmasına izin verirseniz, başka biri onlara daha iyi hizmet sunana kadar size sadık olurlar. Müşterilerin sezgilerinin kuvvetli olduğunu ve akıllı olduklarını biliyoruz. Eğer doğru işi yapmak için çok çalışırsak ve bunu tekrar tekrar yaparsak müşterilerimizin güvenini kazanacağımızı bir inanç meselesi gibi biliyoruz.

“Hata yaptığımızda özür diliyoruz”

Güveni yavaşça, zamanla, zorlu şeyleri iyi yaparak, zamanında ulaştırarak, her gün uygun fiyatlar sunarak, verdiğimiz sözleri tutarak, herkesi memnun etmediği zaman bile prensipli kararlar alarak ve evlerinde yaşamak için çeşitli kolaylaştırıcı yollar bularak müşterilerin aileleriyle daha çok zaman geçirmesini sağlayarak kazanırsınız. 1997’deki ilk hissedar mektubumda dediğim gibi, kararlarımızı müşteri ihtiyaçlarını karşılaşmak için icat ederken uzun vadeli değerler üzerinden yapıyoruz.

Seçimlerimizle ilgili eleştirildiğimizde, dinliyoruz ve aynada kendimize bakıyoruz. Eleştirenlerin haklı olduğunu düşündüysek değişiyoruz. Hata yaptığımızda özür diliyoruz. Ancak aynaya bakıp eleştiriyi sindirince hâlâ doğru şeyi yaptığınıza inanıyorsanız, dünyada hiçbir güç sizi hareket ettirmemeli.

“ABD’liler doktorlar ve ordudan sonra en çok bize güveniyor”

Neyse ki yaklaşımımız işe yarıyor. Öne çıkan bağımsız anketlere göre, Amerikalıların yüzde 80’inin Amazon hakkında olumlu bir izlenimi var. Amerikalılar “doğru şeyi yapma konusunda” Amazon’dan daha çok kime güveniyor? Ocak 2020’de yapılan Morning Consult anketine göre doktorlara ve orduya. Georgetown ve New York Üniversitesi’nden uzmanlar 2018’de Amazon’un kurumlar ve marka güveni üzerine bir ankette bütün katılanlar için ordudan sonra geldi.

Cumhuriyetçiler arasında ordu ve yerel polisin hemen arkasından geldik. Demokratlar arasında hükûmetin her parçasının, üniversiteler ve basının önünde, en tepedeydik. Fortune dergisinin 2020 Dünyanın En Hayranlık Uyandıran Şirketleri listesinde Apple’dan sonra, ikinci sırada olduk. Müşterilerin onlar için çok çalıştığımızı fark etmesinden ve bizi güvenleriyle ödüllendirmelerinden minnettarız. Amazon’un ‘Birinci gün’ kültürünün tek ve en büyük teşviki bu güveni kazanmak ve korumak için çalışmak.

“Amazon milyonlarca kişi istihdam ediyor”

Pek çoğunuzun bildiği Amazon, size siparişlerinizi üzerinde gülümseyen yüz olan kahverengi kutularda gönderen şirket. Başladığımız nokta bu, perakende toplam gelirimizin yüzde 80’inden fazlasın sağlayarak hâlâ en büyük işimiz konumunda. Bu işin en özünde ürünleri müşterilere ulaştırmak var. Bu operasyonlar müşterilere yakın olmalı ve bu işleri Çin ya da başka bir yerden temin edemeyiz.

Bu ülkedeki müşterilere sözlerimizi yerine getirmek için ABD’li işçilerin ABD’li müşterilere ürünleri ulaştırması gerekir. Müşteriler Amazon’dan alışveriş yaptığında yerel topluluklarında istihdam yaratılmasına katkı sağlıyorlar. Sonuç olarak Amazon, pek çoğu işe başladığı seviyede saatlik ücret alanlar olmak üzere doğrudan milyonlarca kişi istihdam ediyor. Yalnızca yüksek eğitimli bilgisayar mühendisleri ya da Seattle ya da Silicon Vadisi’nde MBA yapanları istihdam etmiyoruz.

Batı Virginia’dan Tenessee’ye, Kansas’tan Idaho’ya, binlerce insanı işe alıyor ve eğitim veriyoruz. Pek çoğu için ilk iş deneyimi olan bu personelin pek çoğu paket istifleyici, mekanik ve fabrika müdürü oluyor. Bazıları için bu işler, başka kariyerlere geçmeden önce bir basamak oluyor ve bununla gurur duyuyoruz. 100 binden fazla Amazon çalışanına sağlık, ulaşım, makine kullanımı, bulut bilişimi gibi eğitim vermek için 700 milyon dolardan fazla harcıyoruz. Bu programa ‘Kariyer Seçimi’ adı veriliyor ve talebin fazla olduğu, yüksek maaşa yatkın alanlarda Amazon’da bir kariyeri olup olmayacağına bakmaksızın sertifika ya da diploma program ücretlerinin yüzde 95’ini ödüyoruz.

“Pek çok insana imkânsız görünen kariyerlerinde yeni bir şans verdik”

Ekibimizden Patricia Soto, ‘Kariyer Seçimi’ programının başarı öykülerinden biri. Patricia her zaman tıp alanında başkalarına yardım etmek üzere bir kariyer çizmek istiyordu ancak lise mezunu olduğu ve yüksek öğretimi karşılayacak yeterli geliri olmaması nedeniyle bu hedefi gerçekleştirebileceğinden emin değildi. Kariyer Seçimi programına katılarak medikal sertifikasını kurduktan sonra Patricia, Amazon’dan ayrılarak Sutter Gould Medikal Vakfı’nda medikal asistan olarak göreve başladı. Kariyer Seçimi, Patricia ve pek insana kendileri için imkânsız görünen kariyerlerde yeni bir şans verdi.

“Covid-19 sürecinde 175 bin ek personel aldık”

Amazon, son 10 yılda ABD’de 270 milyar dolardan fazla yatırım yaptı. Kendi iş gücümüzün yanısıra, Amazon inşaat, hizmet gibi sektörlerde yaklaşık 700 bin işi doğrudan yarattı. İşe alım ve yatırımlarımız ihtiyaç duyulan yeni meslekler getirdi ve Fall River, Massachusetts, California’nın Infland Imparatorluğu ve Ohio gibi yerlerde milyonlarca dolarlık ekonomik aktivite yarattı.

Covid-19 pandemi krizi sürecinde, pek çoğu pandemi nedeniyle işsiz kalan 175 bin ek personel aldık. Personelimizi Covid-19 salgınında güvende tutmak ve insanlara temel ihtiyaçlarını ulaştırabilmek için bu yıl ikinci çeyrekte 4 milyar dolardan fazla harcama yaptık. Kendini adayan bir Amazon personeli ekibi, ülke çapında işçileri düzenli olarak Covid-19 testine sokacak bir program yarattı. İlgili şirket ve hükûmet kollarına bu süreçte öğrendiklerimizi aktarmayı sabırsızlıkla bekliyoruz.

“Amazon, Wallmart gibi yerleşik piyasa oyuncularıyla rekabet ediyor”

Rekabet ettiğimiz küresel perakende piyasası ciddi derecede büyük ve olağanüstü bir şekilde rekabetçi. Amazon 25 trilyon dolarlık küresel perakende piyasasının yüzde 1’inden azını oluştururken ABD’deki perakende piyasasının da yüzde 4’ünden azını oluşturuyor. ‘Kazanan hepsini alır’ anlayışının sürdüğü diğer sektörlerin aksine, perakendede pek çok kazanana yer var.

Mesela ABD’de 80’den fazla perakendeci tek başına yıllık gelirde 1 milyar doların üzerinde kazanıyor. Her perakendeci gibi mağazamızın başarısının yalnızca müşterinin mağazadaki deneyimden memnun kalıp kalmayacağına bağlı olduğunu biliyoruz. Amazon her gün Target, Costco, Kroger ve tabii ki Amazon’un iki katından büyük bir şirket olan Walmart gibi büyük, yerleşik piyasa oyuncularıyla rekabet ediyor.

“Covid-19 nedeniyle arabayla sipariş alımı yüzde 200 arttı”

Öncelikli olarak online yapılan perakende satışlarında harika bir müşteri memnuniyeti üretmeye odaklanırken şimdi online yürütülen satışlar diğer mağazalar için de büyük bir büyüme alanı oldu. Walmart’ın online satışları ilk çeyrekte yüzde 74 oranında büyüdü ve müşteriler gittikçe diğer mağazalar tarafından üretilen araba ile alışveriş ve mağazada değişim gibi Amazon’un ölçek olarak yetişemediği hizmetlere akın ediyor.

Son aylarda online siparişlerin araba ile alınma hizmeti Covid-19 endişeleri nedeniyle yüzde 200 arttı. Aynı zamanda geleneksel mağazacılık ile hizmet veren firmaların Shopify ve Instacart gibi uygulamalarla tamamen online satış verebilmesi ve müşterilere yeni ve yenilikçi yöntemlerle ürün ulaştırabilmesi bizim için yeni rekabet oluşturuyor. Ekonominin her alanında olduğu gibi teknoloji, perakendenin her alanında kullanılıyor ve online, geleneksel ya da ikisinin birleşimi gibi yollarla daha rekabetçi bir ortam yaratıyor. Biz ve diğer mağazalar ‘online’ ya da ‘geleneksel’ mağazaların en iyi özellikleri birleşse bile hepimizin aynı müşterilere hizmet etmek için rekabet ettiğinin farkındayız. Perakende rakipleri ve buna bağlı hizmetler sürekli değişiyor ve tek gerçek sabit, perakendenin müşterilerin daha uygun fiyat isteği, daha iyi seçenek ve kolaylık arayışı.

“Dünya genelinde, Amazon’da satış yapan 1.7 milyon işletme var”

Amazon’un başarısının ciddi oranda Amazon’un mağazalarında ürünlerini satan binlerce küçük ve orta büyüklükte işletmenin başarısına bağlı olduğunu anlamak gerekir. 1999’da bizim ürünlerimizin yanı sıra üçüncü parti satıcıların mağazalarımızda ürünlerini satmasını sağlamak gibi o zaman için beklenmedik olan bir adım attık. Şirket içinde oldukça tartışmalı olan bir kararda, karşı çıkanların çoğu bunun sonunda kaybedeceğimiz bir savaşın başlangıcı olduğunu söyledi. Bu değerli varlığı elimizde tutabilirdik ancak bu kararın uzun vadede müşteriler için seçeneği arttıracağı fikrine sadık kaldık ve daha memnun müşterilerin üçüncü parti satıcılar ve Amazon için iyi olacağını düşündük. Böyle de oldu.

Yeni satıcıları ekledikten sonra bir yıl içinde, üçüncü parti satıcılar ana satışların yüzde 5’i hâline geldi ve müşterilerin en iyi ürünleri alıp farklı satıcılardan farklı fiyatları aynı mağazada görmenin kolaylığını sevdiği anlaşıldı. Bu küçük ve orta büyüklükteki satıcılar şimdi Amazon mağazalarında şirketin kendi perakende operasyonuna ciddi oranda daha fazla ürün seçeneği sağlıyor. Üçüncü parti satıcılar şimdi Amazon’un fiziksel ürün satışının yüzde 60’ını oluşturuyor ve bu satışlar Amazon’un kendi perakende satışlarından daha hızlı büyüyor. Bunun bir sıfır toplamlı oyun olmadığını tahmin ettik ve haklı çıktık, bütün pay büyüdü. Üçüncü parti satıcılar çok iyi çalıştı ve hızlı büyüdü bu da hem müşteriler hem Amazon için harika oldu.

Şu anda dünya genelinde, Amazon’da satış yapan 1.7 milyon küçük ve orta büyüklükte işletme var. 2019 yılında dünya genelinde 200 binden fazla girişimci bizim mağazalarımızda satışlarında 100 bin doları geçti. Bunun üzerine, Amazon mağazalarında satış yapan küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin dünyada 2.2 milyon yeni iş sağladığını tahmin ediyoruz.

Bu satıcılardan biri çocukları için daha çok evde vakit geçirmek isteyen Sherri Yukel. Hobi olarak el iş hediyeler ve parti ürünleri yapmaya başladı ve bu ürünleri daha sonra Amazon’da sattı. Bugün Sherri’nin şirketi yaklaşık 80 kişi istihdam ediyor ve küresel bir müşteri portföyü var. Bir başka örnek ise Salt Lake City’de yaşayan bir anne olan Christine Krogue. Christine, Amazon’dan önce kendi kurduğu sitede bebek kıyafetleri satarak bir iş başlattı. Amazon’a geçtikten sonra satışları iki katına çıktı, ürünlerini genişletti ve part time elemanlardan oluşan bir ekip kurdu. Amazon’da satmak Sherri ve Christine’in işletmelerini büyümelerini ve kendi yollarıyla müşterilerini memnun etmelerini sağladı.

“Satıcıları destekleyerek eBay’i geçtik”

Ve bütün bunların ne kadar yeni olduğunu fark etmek çarpıcı. Piyasanın en büyüğü olarak başlamadık, eBay bizden katlarca daha büyüktü. Yalnızca satıcıları desteklemeye ve onlara üretebileceğimiz en iyi araçları sunmaya odaklanarak başardık ve sonunda eBay’in üzerine çıktık. Bu araçlardan biri de üçüncü parti satıcılarımızın envanterlerini ikmal merkezlerimize yerleştirmelerini ve bütün lojistik, müşteri hizmeti ve ürün iade servislerini üstlenmemizden oluşan Fullfilment by Amazon.

Satış tecrübesinin bütün zorlu taraflarını maliyet-verim gözeterek ciddi bir şekilde basitleştirdiğimizde binlerce satıcının Amazon’da işletmelerini büyütmelerine yardım ettik. Başarımız, dünyanın her yerinde her tür ve boyutta piyasanın genişlemesini açıklamakta yardımcı olabilir. Buna Walmart, eBay, Etsy ve Target gibi ABD şirketlerinin yanı sıra deniz aşırı olan ancak küresel satış yapan Alibaba ve Rakuten gibi perakende şirketleri de dahil. Bu piyasalar perakende içindeki rekabetin yoğunluğunu ileriye taşıyor.

“Amazon çalışanları asgari ücretin iki katından fazla kazanıyor”

Müşterilerin bize olan güveni Amazon’un ABD’de son 10 yılda her şirketten daha fazla iş olanağı yaratmasını sağladı. Amazon personeli saatte minimum 15 dolar kazanıyor, bu federal asgari ücretin iki katından daha fazla (Kongre’den federal asgari ücreti yükseltmesini talep etmiştik). Diğer perakende şirketlerini bizim 15 dolar olan minimum ücretimize uyum sağlamaya çağırdık.

Target geçen günlerde yaptı, geçen hafta da Best Buy. Onları memnuniyetle karşılıyoruz ve onlar şu an bunu tek yapan şirketler oldular. Sosyal hakları da geçiştirmiyoruz. Tam zamanlı saatli çalışan personelimiz, ana merkezde çalışan maaşlı personelimizle aynı sosyal haklara sahip. Bunların arasında çalıştığı ilk günden başlatılan kapsamlı sağlık sigortası, 401(k) emeklilik planı, içinde 20 haftalık ücretli doğum izninin de olduğu ebeveyn izni var. Sizleri bizim maaş ve sosyal hak sistemimizi perakende rakiplerimiz için de çıta olarak belirlemeye teşvik ediyoruz.

“Üçüncü şahıs hissedarlar için 1 trilyon dolardan fazla servet yarattık”

Amazon hisselerinin yüzde 80’inden fazlası üçüncü şahıslara ait. Amazon son 26 yılda, sıfırdan başlayarak, üçüncü şahıs hissedarlar için 1 trilyon dolardan daha fazla servet yarattık. Bu hissedarlar kim? Bunlar itfaiye, polis, okul öğretmenleri için emeklilik fonları. Diğerleri 401 (k), Amazon’un parçalarına sahip ortak fonlar. Üniversite bağışları da var. Liste uzar. Pek çok kişi için yarattığımız servet sayesinde bir sürü insan daha iyi şartlarda emekli olacak ve bundan inanılmaz gurur duyuyorum.

“Dünyanın küçük şirketlere ne kadar ihtiyacı varsa büyüklere de o kadar var”

Amazon’da müşteri takıntısı bizi bugün olduğumuz yere getirdi ve daha harika işler yapabilmemizi sağladı. 10 kişiden oluştuğumuz zaman Amazon’un neler yapabileceğini biliyordum, bin kişi olduğumuzda da biliyordum ve aynı şekilde 10 bin kişi olduğumuzda. Bugün de bir milyona yaklaşmışken neler yapabileceğimizi biliyorum.

Garaj girişimcilerini severim, ben de onlardan biriydim. Ama dünyanın küçük şirketlere ne kadar ihtiyacı varsa büyüklere de o kadar var. Küçük şirketlerin yapamayacağı işler var. Ne kadar iyi bir girişimci olursan ol garajında bir tamamı fiber Boeing 787 inşa etmeyeceksin.

“Amazon, boyutu sayesinde sosyal meselelerde etki yaratıyor”

Boyutumuz önemli sosyal meselelerde anlamlı bir etki yaratmamızı sağlıyor. Amazon’un The Climate Pledge isimli taahhüdü diğer şirketlerle birleşerek Paris Anlaşması’ndaki hedeflere 10 yıl önceden ulaşılması ve sıfır karbon noktasına 2040 yılında gelinmesini amaçlıyor. Taahhüde Michigan merkezli bir elektrikli otomobil üreticisi olan Rivian’dan 100 bin elektrikli van alarak uymayı planlıyoruz. Amazon Rivian’ın elektrikli vanlarından 10 binine 2022 başında ve tamamına 2030’da sahip olmayı planlıyor.

Amazon, küresel çapta 2,900 MW’den fazla üretim gücü olan ve yıllık 7.6 milyon MW enerji ulaştırabilecek (680 binden fazla ABD hanesine elektrik ulaştırmaya yeter) 91 güneş ve rüzgar enerjisi projesi işletiyor. Amazon aynı zamanda Right Now Climate Fund üzerinden  yeniden ağaçlandırma projelerine 100 milyon dolar yatırım yapıyor. Buna, Amazon’un Nisan ayında Appalachian Dağları’nda ormanlık bölgeleri muhafaza etmek, restore etmek ve sürdürmek için yaptığı 10 milyon dolarlık bağış dahil. Dört küresel şirket olan Verizon, Reckitt Benckiser, Infosys ve Oak View Group yakın zamanda Climate Pledge’i imzaladı ve diğerlerinin de bu savaşta bize katılmasını istiyoruz.

Hep birlikte, boyutumuzu ve genişliğimizi iklim krizini doğru ele almak için kullanacağız. Amazon, The Climate Pledge fonunu 2 milyar dolar fonla kurdu. Bu fon, Amazon ve diğer şirketlerin taahhütlere uyması için gereken sürdürülebilir teknoloji ve hizmetlerin geliştirilmesi için kullanılacak. Fon, şirketlerin karbon etkisini azaltmak ve daha sürdürülebilir faaliyet göstermesi için ürün ve hizmet üreten vizyonlu girişimciler için kullanılacak.

“Washington’da en büyük evsizler barınağını açtık”

Washington eyaletinde en büyük evsizler barınağını açtık, yeri Seattle’da en yeni merkez binamızın içinde bulunuyor. Barınak, Mary’s Place isimli inanılmaz bir Seattle merkezli kâr amacı kütmeyen kuruluşa ait Mary’s Place’e Amazon’un yaptığı 100 milyon dolarlık yatırımın bir parçası olan barınak 8 katlı ve 200 aile üyesini ağırlayabilecek büyüklükte. İçinde kendi sağlık merkezi var ve ailelerin yeniden ayaklarının üzerinde bulunması için gereken kritik araç ve hizmetler sağlanıyor. Aynı zamanda Amazon, haftalık hukuki danışmanlık hizmeti sunarak ailelerin borçları, sağlık sorunları, barınma hakları gibi konularda yardımcı oluyor. Amazon’un hukuk ekibi 2018’den bu yana Mary’s Place ile çalışarak barınakta kalanlara hukuki danışmanlık hizmeti verdi.

Gençler ve çocuklar için programlar

Amazon Future Engineer çocukluktan kariyere kadar süren küresel bir program. Bu program azınlık mensubu binlerce çocuk ve genci bilgisayar bilimi dalında bir kariyer kovalamaları için teşvik ediyor, eğitiyor ve hazırlıyor. Program yüzlerce ilkokulu bilgisayar bilimi dersi vermesi ve bu dersleri verecek profesyoneller yetiştirmesi için fonluyor. Aynı zamanda giriş ve AP seviyesinde bilgisayar bilimi dersi (lisede üniversitesi seviyesinde ders) verilmesi için de yoksul bölgelerde bulunan 2 binden fazla okula imkân sağlıyor.

100 az gelirli aile çocuğuna bilgisayar bilimi eğitimi alabilmeleri için 40 bin dolar üniversite bursu veriliyor. Bursu alanlara aynı zamanda Amazon’da staj yapma hakkı veriliyor. Teknoloji sektöründe bir çeşitlilik problemi var ve bu siyahlardan daha fazlasını etkiliyor. Biz bu sektörde yer alacak teknik zekaların gelecek jenerasyonuna yatırım yapmak ve azınlıklar için daha fazla imkân oluşturmak istiyoruz. Bu süreci şimdiden hızlandırmak istiyoruz. Bunun için de genel olarak siyah öğrencilerin gittiği üniversitelerle işe alım, staj ve eğitim konusunda işbirliği yapıyoruz.

“Amazon incelenmeli ama bütün büyük kurumları da incelemeleyiz”

Şunu söyleyerek bitirmek istiyorum: Amazon incelenmeli. Şirket, devlet kurumu veya STK olmaları fark etmez; bütün büyük kurumları incelemeliyiz. Bizim sorumluluğumuz bu kurumların incelemeleri başarıyla geçecek halde olduğundan emin olmak.

Amazon’un bu ülkede doğmuş olması bir tesadüf değil. ABD’de şirketler dünyanın hiçbir yerinde yapamayacakları seviyede doğup, büyüyüp, başarılı olabilir. Bizim ülkemiz becerikli olanları ve kendine güvenenleri kabullenir. Bizim ülkemiz sıfırdan başlayanları kucaklar. Biz girişimcileri ve startupları hukukun üstünlüğü, dünyanın en iyi üniversite sistemi, demokrasinin verdiği özgürlük ve risk almayı kabullenme kültürü ile destekleriz.

“Babam gibi göçmenler bu ülkenin ne tür bir hazine olduğunu görmüştü”

Tabii ki güzel ülkemiz mükemmel olmaktan çok uzakta. Kongre üyesi John Lewis’i anıyorum. Onun anısını yaşatmaya çalışırken, uzun zamandır ihtiyacımız olan bir ırksal hesaplaşmanın ortasındayız. Aynı zamanda iklim değişikliği ve gelir eşitsizliğinin yarattığı sonuçlar ile yüzleşiyor; bir küresel pandemiyi aşmaya çalışıyoruz. Yine de dünyanın geri kalanı ABD’de sahip olduğumuz bu iksirden bir yudum içmek istiyor. Babam gibi göçmenler bu ülkenin ne tür bir hazine olduğunu görmüştü. Onlar çoğu zaman bizim gibi burada doğmuş olanlardan daha geniş bir bakış açısına sahip olur. Bu güzel ülkede hâlâ yolun başındayız… Bugünün zorlu şartlarında bile geleceğimiz hakkında hiç olmadığım kadar iyimserim.

Bana bugün karşınıza çıkma fırsatı verdiğiniz için memnuniyet duyuyorum; sorularınızı alabilirim.”

Kaynak: https://t24.com.tr/

Okumaya devam et

MAKALE

Zipf yasası nedir?

zipf yasası, zipf örnekleri, zipf, Manşet, george zipf

Birçok alanda biz farkında olmasak bile basit ve matematiksel bir düzen var. George Zipf, belli bir metindeki kelimelerin kullanım sıklığıyla ilgili bir desenin bulunduğunu yıllar önce ortaya koydu. İşte Zipf yasası olarak adlandırılan bu bulgunun anlamı ve tüm detayları…

Yaşamın İçinde Gizemli Bir Yasa: Zipf Yasası

Yaşadığımız dünyayı anlamaya ve ölçümlemeye çalıştıkça tesadüf eseri oluştuğunu düşündüğümüz şeylerde bile bir düzen olduğunu keşfediyoruz. Algıda seçicilik oluştukça bu düzen, pek çok defalar farklı formlarda karşımıza çıkabiliyor.

Harvard Üniversitesi’nde bir dil uzmanı olan George Zipf’in (1902-1950), 1932 yılında yayınladığı “Selected Studies of the Principle of Relative Frequency in Language” başlıklı makalesinde, hangi dilde yazılmış olursa olsun, belli bir metindeki kelimelerin kullanım sıklığıyla ilgili bir “desenin” bulunduğunu ortaya koydu.

Zipf’in bulgularına göre kelimeler kullanım sıklığına göre sıralandıklarında ilk sıradaki kelime, yani en sık kullanılan kelime, ikinci sıradaki kelimenin iki katı kadar kullanılıyordu.

Başka bir deyişle ikinci sıradaki kelime ilk sıradaki kelimenin yarısı kadar kullanılıyordu. Üçüncü sıradaki kelime ilk kelimenin üçte biri kadar, dördüncü sıradaki kelime ilk kelimenin dörtte biri kadar olacak şekilde bu düzen devam ediyordu.

Günümüzde bilgisayar yardımı ile çok sayıda dilde yazılmış yüzlerce eserdeki kelimeler incelendiğinde, Türkçe dahil bütün doğal dillerdeki eserlerin ortalama olarak bu yasaya uyduğu gösterildi.

Sıra-sıklık kuralı adını verdiğimiz bu kural, diğer alanlarda olduğu gibi ekonomi veya sosyal bilimlerde en dikkat çekici deneysel gerçeklerden birisidir. Zipf Yasası’nın başka sistemlerde de ortaya çıkması, bu durumu çok daha ilginç kılmakta.

Mesela 2004’te yapılan bir araştırmada, dünyadaki şehirler nüfusa göre sıralandığı zaman dünyadaki şehirlerin ortalama olarak Zipf Yasası’na uyduğu gösterildi. Bir ülkedeki en kalabalık şehrin nüfusu, yaklaşık olarak ikinci sıradaki şehrin nüfusunun iki katı kadar çıkıyordu.

İşin içine girdikçe ve araştırmalar arttıkça zaman gösterdi ki bu kanun daha pek çok yerde karşımıza çıkmakta.

İnternet siteleri aldıkları trafiğe göre, depremler büyüklüklerine göre, Ay’daki kraterler yarıçaplarına göre, şirketler gelirlerine göre, makaleler aldıkları atıfa göre sıralandıkları zaman, kişilerin aldıkları telefon adetleri, protein-protein etkileşimleri, savaşlarda ölen insanlara göre savaşlar sıralandıkları zaman hepsi şaşırtıcı bir şekilde bu gizemli Zipf Yasası’na uyar.

Ortak soru, peki ama neden olacaktır…

Nasıl oluyor da dil, şehir nüfusu, ya da yemek tariflerindeki malzemeler gibi birbiri ile alakasız karmaşık yapılar bu kadar basit bir matematiksel yasaya uymaktadır?

Konuşmak, yazışmak, yemek yapmak, bir yere göç etmek gibi eylemlerimiz nasıl oluyor da büyük resimde anlamlı bir denklemi takip etmektedir? Ne yazık ki bu soruların herkesçe kabul edilmiş bir cevabı mevcut değil.

Bazıları bu yasayı istatistikle açıklamaya çalışırken, bazıları da insan zihninin yapısına atıf yaparak açıklamaya çalışır. Bizce en mantıklı açıklama şu şekilde olabilir.

Zipf yasası Pareto dağılımına dayanmaktadır. Zipf yasası veya diğer adı ile zeta dağılımı sürekli Pareto dağılımının aralıklı dağılım karşılığıdır.

Olasılık kuramı ve istatistik bilim dallarında Pareto dağılımı birçok pratik uygulaması bulunan ve “küçük” bir nesnenin bir “büyük” nesneye dağılımında kararlılık elde edildiği hallerde kullanılan bir sürekli olasılık dağılımı veya bir güç kuramıdır. 80-20 oranı adı altında bilinmektedir.

İş dünyasında satılan ürünlerin %20’si şirket karının %80’ini oluşturur. Trafikte kazaların %80’ine sürücülerin %20’si sebep olur. Her yıl gösterime giren 300 filmden sadece 4 tanesi (yani %1.3’ü) bilet satışlarının %80’ini oluşturur ve örnekler bunun gibi uzayıp gidebilir.

Zipf Yasası birbirimizle iletişim kurma, ticaret yapma ve topluluk oluşturma yöntemlerimizi sağlama bağlayan temel bir toplumsal dinamik kuralın belki de sadece bir yönüdür.

Yazar: Sibel Çağlar
Kaynak: www.matematiksel.org

Okumaya devam et

MAKALE

İş yerinde istikrar ne kadar önemli?

performans, Manşet, iş yerinde istikrar, iş hayatı, çalışmak, çalışma süresi

Bir iş yerinde ne kadar süreyle çalışmak doğrudur? Çok iş değiştirmek mi yoksa uzun süre aynı iş yerinde çalışmak mı gerekir? Tüm bu soruların ideal bir cevabı var mıdır? İşte www.bbc.com sitesinin yanıtı…

Aynı işte ne kadar çalışmalı?

Bazıları bir işte sekiz ay çalıştıktan sonra ayrılmanın normal olduğunu, bazıları ise 18, 48, hatta 72 ay kalıp yeteneklerinizi kanıtlamanız gerektiğini söylüyor.

Bu konudaki farklı düşünceleri almak için Quora adlı paylaşım sitesine başvurduğumuzda karşılaştığımız cevapları şöyle özetleyebiliriz.

Yeni başladığınız işte ne kadar kalıp kalmayacağınızı belirleyen iki faktör vardır: O işten ne kadar öğrendiğiniz ve kariyeriniz için yaratabileceği fırsatlar.

İşinizi 8, 18, 48 ve 72 aylık dönemler halinde değerlendirmeniz salık veriliyor. İyi bir gerekçeniz olmadan yeni başladığınız bir işten 8 aydan önce ayrılmanız başarısızlık olarak algılanabilir; deneme süresinden ya da ilk performans değerlendirmesinden geçmediğiniz düşünülebilir.

Makul süre

Uzmanlar 18 ayın kabul edilebilir sosyal limit olduğunu, sizin en azından bir değerlendirme dönemini başarılı tamamladığınız anlamına geleceğini belirtiyor.

Performansınızın özellikle kötü olduğuna ya da yerinizde saydığınıza dair bir bilgi yoksa dört yıllık (48 ay) bir süre sizin için “tam not” demektir. Başarınız sürekli artış göstermiş ve en azından bir kez terfi etmişseniz iyi durumdasınız demektir. Bunların hiçbiri henüz olmamışsa iki yıl daha o işte kalıp bu eksikleri gidermek gerekir.

Altı yıl geçmiş ve hala terfi etmemiş ya da daha iyi bir projeye geçmemişseniz artık kaygılanma vakti gelmiş demektir. Altı yıl aynı mevkide kalmak kişinin yeterince hırslı ya da motivasyonlu olmadığının göstergesi olarak algılanır. En azından işten çıkarılmamış olmak da belki bir başarıdır, ama averajdır. Oysa terfi ettiğiniz sürece o işte istediğiniz kadar çalışabilirsiniz demektir.

İstikrarın önemi

İstikrar konusunda da söylenmesi gerekenler vardır. Çok yönlü bir ofis işinde ortalama bir insan en çok iki yılda her şeyi öğrenebilir. İşinizi çok iyi yapıyorsanız terfi edilirsiniz, edilmediyseniz de o işten nefret etmeniz ya da çok daha iyi başka bir fırsat çıkması halinde ancak ayrılmanız tavsiye edilir.

Fakat kısa sürede birçok kez iş değiştirmek de iyi karşılanan bir şey değildir. Çabuk sıkıldığınızın, işten çıkarıldığınızın ya da her an çalışma ekibinizi bırakmaya hazır olduğunuz şeklinde algılanabilir.

İstisnalar da var

Ama her durumda olduğu gibi burada da istisnalar olabilir. Quora’da verilen bir örnek şöyle: Her ikisi de sekiz yıllık tecrübeye, benzer eğitim düzeyine sahip iki aday aynı işe başvuruyor. Biri her işinde ikişer yıl kalarak dört iş değiştirmiş, diğeri ise iki ayrı işte dörder yıl çalışmış. Hangisini seçerdiniz?

Müdür, daha çok sayıda işte çalışarak farklı alanlarda tecrübe edinmiş birinci adayı seçmiş. Onun esneklik, tecrübe çeşitliliği ve uyum sağlama yeteneği sergilediğini düşünmüş.

Yani bir şirkette uzun süre çalışmış ve iş değiştirmek istiyorsanız önce orada somut bir başarı kaydettiğinizden emin olmalı, sonra yeni sorumluluklara hazır olduğunuzu göstermelisiniz.

Kalbinizin sesini dinleyin

Bazıları ise yaptığınız işi sevmiyorsanız ille de belli bir süre tamamlamanız gerektiğini düşünerek o işte kalmanın doğru olmadığını, kendi hayatınızı başkalarının belirlediği kurallara göre değil kendi kurallarınıza göre yaşamak gerektiğini söylüyor.

Yeni başvuracağınız işte önceki işinizden ayrılma nedeniniz sorulduğunda ise eski işinizden neden memnun olmadığınızı, bu işin neden farklı olduğunu anlatmanız, güçlü ve özgüvenli olduğunuzu göstermeniz yeterli olabilir.

Yazar: Maria Atanasov 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND