Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Nasıl dünyanın en zengini oldu?

Gazete satıcılığı ile başladığı kariyerinde sonra garsonluğa terfi etti. Sonra borç para ile kendine küçük bir dükkan açtı. “Tasarruf et, iyi yaaş” sloganıyla hem alışveriş mantığını, hem de kendi hayatını değiştirdi. İşte Walmart’ın kurucusu Sam Walton’un başarı öyküsü…

kişisel gelişim

Gazete satıcılığı ile başladığı kariyerinde sonra garsonluğa terfi etti. Sonra borç para ile kendine küçük bir dükkan açtı. “Tasarruf et, iyi yaaş” sloganıyla hem alışveriş mantığını, hem de kendi hayatını değiştirdi. İşte Walmart’ın kurucusu Sam Walton’un başarı öyküsü…

‘Tasarruf et, iyi yaşa’ dünyanın en zengini ol

Amerikan marketler zinciri Walmart’ın kurucusu ve sahibi Sam Walton “Tasarruf et, iyi yaşa” sloganıyla 1962 yılında ilk büyük mağazasını açtı. Sam Walton 1992 yılında kanser hastalığına yenilene kadar 30 yıllık zaman diliminde dünyanın en büyük marketler zincirini yarattı.

Öldükten iki gün sonra babasının koltuğunu devralan Rob Walton ise, Walmart’ı dünyanın en fazla cirosuna sahip şirket haline getirdi. Walmart 2011 verilerine göre, dünya genelinde 419 milyar dolar cirosu, 15 ülkede 55 markayla 8 bin 500 mağazası ve 2 milyon 100 bin çalışanıyla bir dev.

Yeni Dünyanın Liderleri’nin bu haftaki konuğu, ABD’nin 3 bin nüfuslu küçük bir kasabasında açtığı mütevazi bir bakkal dükkanıyla dünyanın en büyük mağazalar zincirini yaratan Sam Walton ve ailesinin sıradışı ve aynı zamanda bir o kadar da kapalı kutu yaşam tarzı…

Sam Moore Walton 29 Mart 1918’de ABD’nin Oklahoma eyaletinde Kingfisher adlı küçük bir kasabada dünyaya geldi. Çocukluğu Missouri’nin değişik kasabalarında geçti. ABD 1929’da “Büyük Bunalım” olarak adlandırılan ekonomik çöküşü yaşadığında Sam Walton 11 yaşındaydı. “Büyük Bunalım”da milyonlarca insan işini kaybederek, yoksulluğa mahkum olurken, Walton ailesi şanslıydı. Baba Thomas Walton kardeşinin yanında bir emlak dükkanında çalışıyordu. Küçük Sam ise bir yandan gazete dağıtarak ve ailenin sahip olduğu ineklerden sağılan sütü satarak, bütçeye katkıda bulunuyordu. Sam Walton, dünya markası Walmart’ı yarattıktan sonra yaşam hikayesini yazdığı “Made in America” kitabında o günleri şu sözcüklerle tanımlamıştı: “Bir doları elinize alabilmek için ne kadar çok çalışmak gerektiğini öğrendik, bu değerli bir kazançtı.”

SOKAK SOKAK GAZETE SATTI 

Missouri Üniversitesi’nde iktisat eğitimi aldığı dönemde gazete dağıtımının yanı sıra garson ve cankurtaran gibi değişik işlerde çalıştı. Sam Walton 1940 yılında J.C.Penney mağazalarında yönetici asistanı olarak tam zamanlı işe başladı. Burada 18 ay çalıştıktan sonra İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle orduya katıldı. Savaş yıllarında orduda iletişim subayı olarak görev yapan Walton, 1943 yılında Helen Robson’la evlendi. Sam Walton üniversite eğitimi yıllarında çalıştığı değişik işlerden 5 bin dolar biriktirmeyi başarmıştı. Savaşın bitmesiyle birlikte ordudan ayrılan Walton, perakende sektöründe çalışmaya karar verdi ancak bu defa çalışan olarak değil, kendi işinin patronu olacaktı.

İLK SERMAYESİ KAYINPEDERDEN 

Biriktirdiği 5 bin dolar ve kayınpederinden borç olarak aldığı 20 bin dolarla Ben Franklin tuhafiye marketlerinin bayilik hakkını alarak ilk dükkanını Arkansas eyaletinin Newport kasabasında açtı. Ben Franklin’in bayilik kurallarını yerine getirmekle birlikte kendi prensiplerini de uygulamaya başladı. Sattığı ürünleri doğrudan üreticiden tedarik ettiği için düşük fiyat prensibini uyguladı. Sam Walton bu yöntemle bölgenin en kazançlı Ben Franklin mağazasını yaratmayı başardı. Ancak 1950 yılına geldiğinde önüne ciddi bir engel çıkmıştı. Dükkan sahibi kira kontratını uzatmayınca mağazasını kapatmak zorunda kaldı. Zengin olmayı kafasına koyan Sam Walton burada altın değerinde bir şey öğrendi. Bundan sonra açacağı mağazasında asla kiracı olmayacaktı.

WAL-MART DOĞUYOR 

Ben Franklin mağazalar zincirinin bayisi olmakla birlikte Arkansas Bentonville’da satın aldığı dükkanda tek fiyat üzerinden satış yapılan “Walton’s Five and Dime” isimli mağazasını kurdu. Üreticiden tüketiciye düşük fiyat prensibinden asla vazgeçmediğinden Newport’daki başarısını tekrarladı ve iki yıl içinde çevredeki kasabalarda başka mağazalar açmayı sürdürdü.

Sam Walton bir dünya markasına dönüşecek Wal-Mart (2008’de Walmart oldu) mağazasını ise, 1962 yılında kurdu. Wal-Mart’la birlikte “Tek fiyat üzerinden satış yapılan mağaza” konseptinden markalı ürünlerin satıldığı mağaza konseptine geçen Sam Walton, düşük fiyat prensibinden ise asla taviz vermedi. Wal-Mart’ta markalı ürünleri en düşük fiyatla tüketiciye ulaştırmayı hedefliyordu. Sam Walton mağazalarını açacağı yerler olarak ise kırsal bölgeleri seçmişti. Bunda eşi Helen Walton’ın da etkisi büyüktü. Helen, Sam’le evlendiğinde en fazla 10 bin nüfuslu bir kasabada yaşama sözü almıştı. Muhafazakar bir adam olan Sam Walton, hem eşine verdiği sözü tuttu hem de büyümek için küçük kasabaları seçti.

UÇAKLA DÜKKAN AVINA ÇIKIYORDU 

İşleri büyüten Sam Walton satın aldığı küçük bir uçakla ABD’nin orta ve güney kesimlerindeki küçük kasabaların üzerinden uçarak, mağazasını açmak için satın alacağı dükkanı belirliyordu. Walton, otobiyografisinde büyüme stratejisini şu cümlelerle anlatıyordu: “Havadan kasabada trafiğin yoğunlaştığı bölgeleri veya kasabanın hangi yöne doğru büyüdüğünü tespit ediyorduk. Ayrıca rakip mağazaların yerlerini belirliyor ve bu yolla gereksiz bir rekabetin içine girmekten kaçınıyorduk.”

SADIK ÇALIŞAN, SADIK TÜKETİCİ

Sam Walton yatırım yapacağı yerleri uçağıyla havadan belirlerken bir yandan da mağazalarında son teknolojiyi kullanmaya önem veriyordu. Ancak perakende sektöründe büyümenin anahtarının “insan” olduğunu en başında biliyordu. Sam Walton’a göre, Wal-Mart’ın sadık çalışanlara ve sadık tüketicilere ihtiyacı vardı. Walton, çalışanları küçük hissedar haline getirerek kendi mağazalarında çalışıyormuş duygusu yaratıyordu. Ayrıca hisse alan çalışanlara mutlaka indirimde bulunuyordu. Çalışanlarına yakın olduğunu göstermek için kendisine “Sam” olarak hitap etmelerini istiyordu. Sahip olduğu bütün mağazaları düzenli bir şekilde ziyaret ederek, onları motive etmeye çalışıyor ve başarılı çalışanı herkesin gözü önünde ‘aferin’le ödüllendiriyordu. Sam Walton’a göre ‘aferin’ demek bedavaydı ve şirketine her zaman yarar getirecekti.

“Tüketici her zaman patrondur” düşüncesini ise çalışanlarına 1975’ten itibaren şu şekilde aşılıyordu. Wal-Mart’ın artık bir marşı vardı: Çalışanlar bir noktada toplanıyor ve hep birlikte şirketin adını oluşturan harfleri sırasıyla yüksek sesle tekrarladıktan sonra: “Bir numara kim? Tüketici, daima!”

Dünyanın en büyüğü olmayı hedefleyen Walton, tüketicinin gönlünü hoş tutmanın yollarından birinin düşük fiyat olduğunu biliyordu. Ona göre bu tek başına yeterli değildi. Müşteriye kapıda mutlaka “Hoş geldin” denmeli ve çalışanların yardıma her zaman hazır olduğu duygusu yaratılmalıydı.

EŞİ VE KARDEŞİ HER ZAMAN YANINDAYDI

Sam Walton perakende imparatorluğunu kurmak için iki kişiden büyük destek aldığını hiçbir zaman saklamayacaktı: Eşi Helen ve kardeşi Bud. Eşi Helen da kocası gibi hırslıydı, finans eğitimi almış ve babası başarılı bir işadamıydı. Ailenin sermayesini Wal-Mart’ın büyümesine yatırmak için kocasını her zaman cesaretlendirdi. Sam Walton’dan üç yaş küçük olan Bud, Arkansas, Newport’ta ilk dükkanlarını açtığında, ağabeyinin yanındaydı. Bir dönem kendi mağazasını açan Bud, daha sonra tekrar Sam’in yanına döndü ve 1995’te yaşamını yitirene kadar asla ayrılmadı.

1980 yılına geldiğinde Sam Walton ABD’nin en zengin adamı olmayı başarmıştı. Amerikan ekonomi dergisi Forbes 20 milyar dolarlık servetiyle Sam Walton’ı ülkenin en zengin işadamı ilan etmişti. Walton ise mütevazi hayatını devam ediyordu. Hala küçük uçağını kendisi kullanarak, yatırım fırsatlarının peşinde gidiyor, arazi tipi kamyonetini de kendisi kullanıyordu. Sam Walton dünyanın en büyük perakende mağazalar zincirini yaratmanın verdiği gururla, başkalarına yardım etmekten de kaçınmadı. Walton okul yaptırıyor, kiliselere yardımda bulunuyor ve yardım kuruluşlarına hatırı sayılır bağışlarda bulunuyordu. Ancak rakipleri Walton’ı bu yöntemle muhafazakar dünya görüşünü, Amerikan halkına aşılamaya çalışmakla suçluyorlardı.

Sam Walton perakende imparatorluğunu kendisi yaratmıştı ancak onu yaşatmanın yolunun çocuklarına yatırım yapmaktan geçtiğini çok iyi biliyordu. Kanser hastalığına yakalandıktan iki yıl sonra 1992’de yaşamını yitirdi. Ölümünden iki gün sonra oğlu Rob Walton koltuğuna oturdu. Walton, Wal-Mart’ın sektörde dünya liderliğini üstlenmeye devam etmesi için eşi Helen Walton, oğulları Rob Walton, Jim Walton, John Walton ve kızı Alice Walton’a değişik roller vermişti. Helen Walton ailenin “Hanımağa”sıydı. Rob Walton “Reis” olarak hazırlanıyordu. Jim Walton ailenin “bankacısı” John Walton “akıncısı” ve kızı Alice Walton “itici gücü” rollerini üstlenmişti.

HELEN WALTON: HANIMAĞA 

Varlıklı bir aileden gelen ve finans eğitimi alan Helen Walton yılda iki defa ailenin tüm üyelerini hafta sonu evinde topluyordu. Kocası Sam Walton ve kendisinin sağlıkları el verdiği zamanlarda aile bazen Florida, Meksika, Kaliforniya veya değişik bir tatil cennetinde toplanıyordu. Ancak toplantıların ana merkezi Helen Walton’ın Bentonville’deki eviydi. Bu toplantılarda sadece çocuklar değil aynı zamanda torunlar da hazır bulunuyordu. Toplantıların ana konusu Wal-Mart ve ailenin yatırım yaptığı diğer şirketlerin içinde bulunduğu durum ve denizaşırı dahil, yatırım olanaklarıydı.

Toplantılarda bazen Wal-Mart’ın profesyonelleri de hazır bulunuyordu. Onlar şirketlerin son durumuyla ilgili aileye detaylı bilgi veriyor ve olası yatırım fırsatlarını anlatıyordu. Babasının yerine yönetim kurulu koltuğuna geçen Rob Walton bu toplantıları şu sözlerle tanımlamıştı: “Yeni nesilin aktif bir şekilde şirketlerde görev üstlenmesi ve kendi şirketlerinin iyi bir koruyucusu olmaları aşılanıyordu. Ayrıca aile birbirimize kenetlenmemizi pekiştiriyordu.”

ABD’nin en zengin ailesinin “manevi değerler sisteminin” temsilcisi rolünü üstlenen Helen Walton 84 yıllık yaşamı boyunca Wal-Mart’la ilgili alınan bütün kararlarda etkili oldu. Oğlu Rob Walton anne ve babasının ilişkisini şu cümlelerle özetlemişti: “Babam her zaman annemi dinlerdi, dinlemediği zamanlarda ise, annem dinlemesini sağlardı.” Ailenin hayır işlerini Helen Walton yürütürdü. Kilise ve eğitime önemli miktarda yardım yapmasını sağladı. Kocası Sam ve oğullarının muhafazakar dünya görüşlerine rağmen ABD’de aile planlaması çalışmalarına destek vererek, para yardımında bulundu.

ROB WALTON: REİS

Sam Walton, oğlu Rob Walton’ı halefi olarak hazırladı. Ekonomi ve hukuk eğitimi alan Rob Walton bir süre hukukçu olarak çalıştıktan sonra Wal-Mart’ta en alttan başlayarak farklı kademelerde çalıştı. Sam Walton bütün önemli toplantılarda ve kararlarda onun da aktif bir şekilde yer almasını sağladı. Ölmeden önce koltuğunu oğluna bırakmayı planlıyordu ama kansere yakalandıktan sonra iki yıl içinde yaşamını yitirmesi buna fırsat vermedi. Rob Walton’a göre, babasıyla çok farklı karakterler. Ancak oğul Walton da babası gibi uçağını kendisi kullanmayı tercih ediyor.

ÖNCELİK HER ZAMAN WAL-MART’IN

Rob Walton, babasından kendisine miras kalan bir kuralı eksiksiz uyguluyor. Öncelik her zaman Wal-Mart’ın. Şirkete gerekli yatırımlar yapıldıktan sonra geriye kalan para ailenin diğer işlerine aktarılıyor. Renkli bir yaşamdan uzak duran ve ortaklıkta görünmeyi sevmeyen Rob Walton’ın çalışma ofisi 9 metre büyüklüğünde ve penceresiz. Şirkette çalışan profesyonellerden daha küçük bir ofise sahip olan Rob Walton, çalışanlarına şu mesajı veriyor: “Bu şirkette patron bile olsan kimseye ayrıcalık yok.”

Çalışanlarına bu mesajı veren Rob Walton, mütevazi çalışma ofisine sadece ayda 4-5 defa uğruyor. Çoğu zaman özel jetiyle ya Fransa’ya bisiklet kullanmaya ya Kanada’da kaz avına ya da Güney Afrika’da safariye gidiyor. Rob Walton’ın bu tutkuları aslında dolaylı olarak Wal-Mart’ın yurtdışında büyümesinde etkili olmuş. Oğul Walton, 1980’li yıllarda babasının ABD dışında diğer ülkelere yatırım yapmasını sağlamış. Rob Walton’ın bu itici gücü sayesinde bugün Wal-Mart dünyada 55 markayla 15 ülkede yılda 109 milyar dolarlık bir cironun sahibi.

‘SÖMÜRÜ DÜZENİ’

Waltonların ABD’nin en zengin ailesi olmasını “müthiş bir sömürü” düzeni kurmaya borçlu olduğunu savunlar da var. Rob Walton ve ailesini özellikle küçük kasabalardaki ticari hayatı yok etmek, çalışanlara düşük ücret, sendikalaşmaya engel olma, kadınlara daha düşük ücret ödeyerek cinsiyet ayrımcılığı yapmakla suçlayan önemli bir kesim bulunuyor. Walton ailesine yöneltilen bu suçlamaların büyük bir çoğunluğunda gerçeklik payı da var. Wal-Mart’ın büyümesi ve uyguladıkları prensiplerin devamı için Sam Walton ve oğulları ABD’de sürekli Cumhuriyetçi Parti’ye destek vermiş. ABD’de 2004 seçimleri öncesi Florida eyaletinde George W.Bush’un kardeşi Ted Bush’un vali olması için Walton ailesi yüklü bir para yardımında bulundu. Walton ailesi sayesinde Ted Bush vali olmayı başardı.

JIM WALTON: BANKACI 

Walton ailesi, Wal-Mart’ın ABD ve diğer ülkelerde büyümesi için ciddi bir mali kaynağa ihtiyacı olduğunu biliyor. Bu nedenle aile sadece ABD’de değil uluslararası arenada etkili olmak için bankacılık sistemine önemli yatırımlar peşinde. Ailenin bankacılık işlerinden Jim Walton sorumlu. Wal-Mart Stores Inc. sahibi olduğu Arvest Bank, ABD’nin en büyük 75 bankası arasında yer alıyor. Arvest Bank’ın ABD’nin dört eyaletinde 200’ün üzerinde şubesi bulunuyor. Wal-Mart kendi ismiyle başka bankalar satın almak için de fırsat kolluyor.

JOHN WALTON: AKINCI (CRUSADER)

Walton ailesine yapılan en önemli suçlamalardan biri de ABD’deki eğitim sistemini tamamen özel sektörün eline teslim etmek. Ailede “akıncı” olarak seçilen John Walton, Walton Family Foundation’ın başında bulunuyor. Aile kurduğu vakıf aracılığıyla Arkansas Üniversitesi’ne 300 milyon dolar yardımda bulunarak, yeni bölümlerin açılmasına önayak oldu. Walton ailesi değişik eğitim programlarına 6.6 milyon dolar aktararak eğitime katkıda bulunuyor. Ancak muhalifler, Walton ailesinin uyguladığı programlar sayesinde uzun vadede ülkede eğitimi özelleştirmeyi hedeflediğini ve amacına ulaşmak için Walton Family Foundation’ı kullandığını iddia ediyor. John Walton’a “akıncı” denmesinin nedeni ise eğitime yatırım yapıyor gibi görünerek aslında aileye yeni yatırım alanları yaratıyor olması.

ALICE WALTON: İTİCİ GÜÇ

Sam ve Helen Walton’ın tek kızı ve en küçük çocuğu olan Alice Walton, yatırım şirketi Llama’yı kurmadan önce Wal-Mart’ta satın alma bölümünde çalıştı. New Orleans’a taşındıktan sonra başından kısa bir evlilik geçen Alice Walton bir dönem borsacı olarak çalıştı. 1980’lı yılların ortasına doğru Northwest Arkansas’a taşınan Alice Walton at yetiştiriciliğine soyundu. Yatırım şirketi Llama aracılığıyla yatırım yapan küçük işletmelere mali kaynak sağlayan Alice Walton, bölgenin gelişmesine önemli katkıda bulundu. Northwest Arkansas geliştikçe Wal-Mart da bölgeye giderek yeni mağazalar açıyor. Northwest Arkansas’ta 1950 yıllarda bir havalimanı inşaatına başlanmış ancak aradan onlarca yıl geçmesine rağmen bitmemişti. Alice Walton bölgeye taşındıktan sonra ağırlığını koyarak, havalimanının bitirilmesine öncülük etti. Dönemin ABD Başkanı Bill Clinton Air Force One’le bu havalimanına ilk defa indiğinde yaptığı konuşmada, teşekkür ettiği ilk kişi Alice Walton’dı.

1.5 MİLYON KADIN DAVACI

ABD tarihinin en büyük ayrımcılık davası da Wal-Mart’a karşı açıldı. Şirkette çeşitli zaman dilimlerinde çalışan 1.5 milyon kadın, aynı işi yapmalarına rağmen erkeklerden daha az ücret aldıkları gerekçesiyle perakende devini dava etti. Davacı olan kadın çalışanlar, Wal-Mart’a erkeklere göre kendilerine daha düşük ücret ve terfide eşit davranmayarak cinsiyet ayrımcılığı suçlamasını yöneltiyor.

 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Süt kemik sağlığı bakımından yararlı mı?

sütün faydaları, Manşet, kemik gelişimi

Kemik gelişimi için sütün önemli olduğunu yıllardan beri duyarız. Peki gerçekten süt içmek kemiklerin güçlenmesine düşünüldüğü kadar katkı sağlar mı? İşte www.bbc.com sitesinden hepimizi aydınlatacak nitelikte bir makale…

Süt gerçekten kemikleri güçlendiriyor mu?

Kemiklerimizi güçlendirmek için süt içmek gerektiğine dair sözleri çocukken hepimiz duymuşuzdur.

Süt kalsiyum içerir. Kalsiyum da kemik yoğunluğu için gerekli bir mineral olarak biliniyor.

Ancak süt tüketimi ile kemiklerin güçlenmesi arasında kesin bir bağ olduğunu kanıtlamak o kadar da kolay değil.

Bunu kanıtlamak için iki büyük grupla bir deney yapılması, bunlardan birinin yıllar boyunca bol miktarda süt içerken diğer gruba süt görünümünde plasebo içecek verilmesi gerekiyor. Ama bunu pratikte uygulamak zor.

Onun yerine şu yapılabilir: Binlerce insana geçmiş yıllarda ne kadar süt içtikleri sorulup sonra da en az 10 yıl gözlemlenerek düzenli süt içenlerde daha az sayıda kemik kırılması vakasına rastlanıp rastlanmadığının tespit edilmesi.

ABD’de Harvard Üniversitesi 1997’de böyle bir araştırma yapmıştı. 77 bin kadın hemşire 10 yıl boyunca gözlemlendi. Ancak haftada bir bardak süt içenlerle iki ve daha fazla bardak içenler arasında kol ve kalça kırıkları vaka sayısı bakımından önemli bir fark görülmedi.

Etkisi iki yıl sürüyor

Aynı ekibin 330 bin erkekle yaptığı araştırmada da benzer bir sonuç alındı.

Bu alandaki 15 farklı araştırma 2015’te Yeni Zelandalı bir ekip tarafından incelendiğinde, süt içmek de dahil, kalsiyum bakımından zengin bir diyetin kemikteki kalsiyum yoğunluğunu iki yıl artırdığı, ancak sonra bu artışın durduğu gözlendi.

Diyetle alınan kalsiyuma alternatif olarak haplarla kalsiyum takviyesi de yapılabiliyor. Ancak takviyelerin uzun vadede olumsuz etkide bulunduğuna dair endişeler var.

Yeni Zelandalı ekip 51 araştırmayı inceleyerek kalsiyum takviyesinin uzun vadede avantajları ile olumsuz etkilerini kıyasladığında, onlar da kemiklerdeki güçlenmenin bir-iki yıl sonra durduğunu tespit etti.

Kalsiyum takviyesi, kemik yoğunluğunda yaşlanmaya bağlı kaybı durdurmuyor, sadece geciktiriyordu. Ekip, kemiklerde kırılma oranı bakımından bunun ancak ufak bir azalmaya tekabül ettiği sonucuna vardı.

Aynı veriler farklı ülkelerde incelendiğinde, günlük alınması gereken kalsiyum miktarı bakımından farklı öneriler ortaya çıkmıştı. Örneğin ABD’de önerilen miktar İngiltere ve Hindistan’dakinin iki katına yakındı. ABD’de günde yaklaşık üç su bardağı süt içilmesi salık veriliyor.

2014’te İsveç’te yapılan bir araştırmada ise günde üç bardaktan fazla süt içmenin kemikler için daha fazla yarar getirmediği, hatta zararlı olabileceği sonucuna varılmıştı.

Uppsala Üniversitesi ve Karolinska Enstitüsü’nün yaptığı araştırmada, insanlara önce 1987’de ne kadar süt içtikleri soruldu, daha sonra aynı soru 1997’de tekrarlandı.

2010’da bu insanlar arasında ölüm oranı incelendiğinde günde bir bardak süt içenlerde daha fazla kemik kırılması ve erken ölüm oranına rastlandığı görüldü.

Peynir ve yoğurt daha mı etkili?

Ancak bu araştırmanın da bazı sorunları vardı. İnsanlara daha önceki yıllarda ne kadar süt tükettikleri sorulmuştu, bunu doğru bir şekilde tahmin etmek mümkün olmayabilirdi, zira süt tüketimi farklı şekillerde olabilirdi.

Ayrıca bu tür araştırmalardaki en büyük sorun burada da kendisini gösteriyordu: İki olay birbiriyle gerçekten bağlantılı mı veya neden-sonuç ilişkisi gerçekten var mı?

Aynı araştırmada kafa karıştıran bir diğer sonuç ise peynir ve yoğurt tüketimi ile daha az sayıda kırık oranı arasında bir bağlantı kurulmasıydı.

Araştırmacılar, insanlara beslenme konusunda tavsiyelerde bulunurken bu sonuçların dayanak alınması için erken olduğunu, benzer araştırmaların tekrarlanması gerektiğini söylüyor. Bu sonuçlardan yola çıkarak beslenme düzenini değiştirme konusunda temkinli davranılması tavsiye ediliyor.

Yani kısaca diyebiliriz ki, mevcut verilere göre, süt içmeye devam etme konusunda bir sorun yok. Süt kemik sağlığı bakımından yararlı olabilir. Ama bu yarar sandığımız kadar uzun süreli olmayabilir.

Ayrıca kemik sağlığı açısından etkili diğer yöntemleri de uygulamak gerekir. Egzersiz yapmak ve beslenme, güneş ışığı ve fazla güneşin olmadığı yerlerde kışın D vitamini takviyesi yoluyla yeterince D vitamini almak gibi.

Uyarı: Bu makale sadece genel bilgi verme amacıyla yazılmıştır ve doktor tavsiyesi olarak ele alınmaması gerekir. Makalenin içeriğinden yola çıkarak okurun kendi başına koyduğu teşhislerden BBC sorumlu değildir. Sağlığınızla ilgili herhangi bir endişeniz varsa doktorunuza danışın.

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Hepimizin biraz sakinleşmeye ihtiyacı var

sinirliyken sakinleşmek için ne yapmalı, sakinleşmek, Manşet

Günlük hayatımızda hemen her yerde can sıkıcı olaylarla karşılaşabiliyoruz. Bu olaylara verdiğimiz tepkiler de o anki ruh halimize göre değişiklik gösterebiliyor. Bu da bizi fazlasıyla yıpratabiliyor. Peki ne yapmalıyız? İşte sakinleşmek için kendimize sormamız gereken sorular…

Endişe duygusuna kapıldığınızda sakinleşmek için kendinize sorabileceğiniz sorular

Bazen insan sebepli veya sebepsiz yere endişeye kapılır. Öyle ki bu duygusunu başkalarına açıklamakta bile zorlanır. Anne babasının hastalanacağından, çok fazla para harcadığından, sevdiklerinin duygularını incitmekten, mesajlara cevap vermeyen bir arkadaş yüzünden bile endişelenir. Bir yakını eve geç geldiğinde, topluluk önünde konuşması gerektiğinde endişelenen sadece siz değilsiniz. Herhangi bir sebepten ötürü endişeye kapıldığınızda, göğsünüze bir ağırlık çöktüğünde şunu hatırlayın; yalnız değilsiniz. Endişe, birden fazla şekilde ortaya çıkabilir. Endişe duygusundan kurtulmanın da birden fazla yöntemi var. Bunlardan biri de sakinleşmek için kendinize soru sormak. İşte endişelendiğiniz zamanlarda bu duygudan uzaklaşmak için kendinize sorabileceğiniz sorular:

1. Bu gerçekten bir tehdit mi?

Hayatta kazalar olur. Ancak çoğu zaman endişe duygusuna kapıldığımızda, işlerin gerçekten de ters gittiğini söylemek biraz zor. Peki o halde sizi bu kadar endişelendiren şey ne? O şeyin gerçekleşme ihtimali ne? Bunu gerçekten bir anlığına da olsa düşünün. Bu sorulara bulacağınız yanıtlar, endişelenmenize sebep olan şeyin gerçek bir tehdit olup olmadığını kavramanızı kolaylaştırır.

2. Hazırlıklı olmak için elinizden gelen her şeyi yaptınız mı?

Hayatta bazı şeyleri kontrol edebilirsiniz, önlem alabilirsiniz. Bisiklete biniyorsanız, kask takmalısınız. Evdeki alarmın çalışıp çalışmadığını kontrol etmeli, sağlık sigortanızı ihmal etmemeli, düzenli aralıklarla doktora görünmelisiniz. Biraz sıkıcı bir çözüm olabilir ancak kendinize kontrol edilecekler listesi hazırlayabilirsiniz. Gözden geçirdiğiniz unsurları tek tek işaretlediğiniz zaman endişelerinizden bir nebze kurtulabilir, daha sakin ve planlı hareket edebilirsiniz.

3. Zihniniz biraz aşırıya kaçıyor olabilir mi?

Gecenin bir yarısı endişeye kapılmış, korkmuş ve yorgun düşmüş bir zihinden daha kötü ne olabilir? Eğer panik duygunuz ve endişeleriniz işle, başka insanlarla veya dikkatinizi dağıtacak herhangi bir şeyle ilgili olmayan saatlerde ortaya çıkıyorsa, bu durumda kontrolü ele almalısınız. Derin nefesler alıp vererek düşüncelerinizi değiştirebilir veya bir uyku meditasyonu videosu açabilirsiniz. Gece gelen kaygılarınızın, güneşin ışığıyla birlikte ortadan kaybolacağını düşünebilirsiniz.

Aslında korkmanız gereken şey, endişelerinize sebep olan şeyler değil, endişenin ta kendisi. Amerikalı ünlü yazar Seth Godin, “Endişe, davranışlarımızı verimli bir şekilde değiştirdiği zaman kullanışlıdır. Bunun dışında kalan endişe duygusu, dikkat dağınıklığının olumsuz hali, bizi çalışmaktan veya hayatımızı yaşamaktan alıkoymak için tasarlanmış bir oyalanma şeklidir” diyor.

Bir sonraki sefer panik duygunuz arttığında, endişelerinize kapıldığınızda kendinize sorular sorarak bu duyguyla baş etmeyi ve ondan kurtulmayı deneyebilirsiniz.

Kaynak: www.uplifers.com

Okumaya devam et

MAKALE

Evcil hayvan beslemenin çocuklar üzerindeki etkisi

Manşet, hayvan sevgisinin önemi, evcil hayvan, çocuk gelişimi

Evcil hayvan beslemek çocuklar için gerçekten birer tehdit mi? Evcil hayvanlar çocuklar üzerinde ne gibi etkilere sahipler? İşte www.yakiniliskiler.com sitesinden tüm bu sorulara yanıt olabilecek nitelikte bir yazı…

Evcil Hayvanlar Çocukların Gelişimini Nasıl Etkiliyor?

Hemen hepimizin kedi ve köpeklere dair çocukluk anıları vardır. Kimimiz bir sokak köpeğini sahiplenmek için ailemizi ikna etmeye çalışmışızdır, kimimiz bir yavru kediyi marketten aldığımız sütle beslemişizdir. Maalesef bazılarımız ise bu sevimli dostlarımızla oynarken ebeveynlerimiz tarafından uyarılmışızdır: “Sürme ellerini şu köpeğe!”, “Nereden buldun bu pis şeyi?!” Ebeveynler çocuklarının sağlığı ve güvenliğinden endişe ettikleri için böyle tepkiler veriyor olabilirler; fakat bu sevimli dostlarımız çocuklar için gerçekten birer tehdit mi? Evcil hayvanlar çocuklar üzerinde ne gibi etkilere sahipler?

2017 yılında yapılan bir araştırmaya göre, ergenlik dönemindeki çocuklar evcil hayvanlarıyla olan ilişkilerinden kardeşleriyle olan ilişkilerine göre daha fazla tatmin oluyorlar1. “Ama kardeşlerimizle ve evcil hayvanlarımızla aynı şeyleri paylaşmıyoruz ki” diye düşünebilirsiniz; fakat araştırmaya göre çocukların kardeşleriyle ve evcil hayvanlarıyla paylaştıkları şeyler birbiriyle hemen hemen aynı. Hatta bazı durumlarda çocuklar evcil hayvanlarına kardeşlerinden daha fazla şey anlatabiliyorlar. Buna ek olarak belirtmek gerekiyor ki; köpek sahibi olan ailelerin çocukları diğer evcil hayvanlara sahip olan ailelerin çocuklarına kıyasla evcil hayvanlarıyla olan ilişkilerinden daha memnunlar. Fakat bir köpekle yaşamanın mümkün olmadığı durumlarda diğer hayvanlar da çocuklar için son derece faydalı birer dost görevi görüyorlar.

Çok sayıda araştırma gösteriyor ki, evcil hayvanlarımızla kurduğumuz temas oksitosin salgılamamıza sebep oluyor ve bu da bizim rahatlamamızı ve sakinleşmemizi sağlıyor2. Çocuklar da – tıpkı yetişkinler gibi – stresli durumlarda, güvene veya duygusal desteğe ihtiyaç duyduklarında, öfkelendiklerinde veya üzüldüklerinde evcil hayvanlarından destek alıyorlar3,4. Fakat evcil hayvanların çocuklara faydaları bunlarla sınırlı değil. Araştırmalara göre çocuklar sadece insanlarla değil, evcil hayvanlarıyla da bağlanma ilişkisi kurabiliyorlar5. Kediler ve köpekler sevgimize karşılık verebilen canlılar oldukları için bağlanma ihtiyaçlarımızı kısmen de olsa karşılayabiliyorlar ve ebeveynleri tarafından yeterli ilgi görmeyen çocukların gelişiminde ciddi seviyede olumlu bir etki yaratabiliyorlar6,7. Ebeveynleri ile sağlıklı bir bağlanma gerçekleştiremeyen çocuklar ise ebeveynlerinin yerini evcil hayvanları ile doldurup güvenli bağlanma dinamikleri geliştirebiliyorlar8.

Evcil hayvanlar bebeklerin bilişsel gelişimi için de son derece faydalı olabiliyor. Yapılan bir araştırmaya göre; evcil hayvanlar bebeklerin konuşmayı öğrenmelerini ve gelecekte daha iyi sözlü iletişim kurmalarını kolaylaştırıyorlar9. Sabırlı birer dinleyici olmaları sebebiyle hayvanlar bebekleri konuşmaya teşvik edebiliyorlar. Bunun yanı sıra, bebekler de evcil hayvanlara sevgilerini göstermek veya komut vermek amacıyla iletişim kurmaya çabalayabiliyorlar. Evcil hayvanlar bebeklerdeki merak duygusunu tetikleyerek onları öğrenmeye teşvik edebiliyor ve aynı zamanda onlara koşulsuz ilgi göstererek duygusal destek sunabiliyorlar6. Ayrıca, öğrenme anlamlı ilişkiler içerisinde gerçekleştiğinde daha kalıcı ve etkili olduğu için evcil hayvanlarla kurdukları ilişkiler bebeklerde öğrenmeyi kolaylaştırıcı bir işlev de kazanabiliyor.

Evcil hayvanlar sadece varlıklarıyla dahi çocuklar üzerinde olumlu etkiler bırakabiliyor fakat birçok araştırma gösteriyor ki çocuklar ve evcil hayvanlar arasındaki bağ ne kadar güçlüyse, bu olumlu etkiler de bir o kadar fazla görülüyor. Bir araştırmaya göre; evcil hayvanlarıyla güçlü bağları olan çocuklar evcil hayvanlarıyla zayıf bağları olan çocuklara göre kendilerini daha güvende hissediyor, takım çalışmasına daha fazla yatkınlık gösteriyor ve daha iyi empati kurabiliyorlar10. Bir diğer araştırmaya göreyse, evcil hayvanlarla güçlü bağlara sahip olmak çocuklarda sorumluluk bilincini geliştiriyor11. Fakat belirtmekte fayda var; çocukların sorumluluk bilincini geliştirmek isteyen ebeveynlerin hayvan bakımı konusunda (örneğin evcil hayvanları nasıl incitmeden sevmek gerektiği, onlara nasıl davranmak gerektiği) çocuklarına rehberlik etmeleri de son derece önemli.

Özetlemek gerekirse; evcil hayvanlar hem bebekler hem de çocuklar üzerinde son derece önemli pozitif etkilere sahip. Bebeklerin bilişsel yeteneklerini geliştiriyorlar, onlarda merak uyandırıp keşfetmeye motive ediyorlar. Hem bebeklere hem de daha büyük çocuklara duygusal destek sunuyorlar. Bağlanma ilişkisinin gerektirdiği ihtiyaçları ebeveynleri tarafından karşılanmayan çocukların bu ihtiyaçlarının bir kısmını karşılayabiliyorlar ve bir nevi ebeveynleri tamamlayıcı bir görev üstlenebiliyorlar. Ergenlik dönemindeki çocuklar için yakın ve güvenilir bir arkadaş görevi görüp, onların çeşitli sosyal ihtiyaçlarını karşılayabiliyorlar. Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda şunu söyleyebiliriz: Evcil hayvan sahibi olmak bir çocuk sahibi olmaya, çocuk sahibi olmaksa yuvaya ihtiyacı olan bir hayvan sahiplenmeye engel değil. İnternette sıkça karşımıza çıkan bu inanılmaz sevimli çiftler beraberken daha mutlu ve sağlıklı bile olabilirler!

Kaynak: www.yakiniliskiler.com
Yazan: Alper Günay
Düzenleyen: Gizem Sürenkök

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND