Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Nasıl daha özgüvenli olunur?

Takdir edilmediğiniz zaman motivasyonunuzu mu kaybediyorsunuz? Otorite karşısında “hayır” demekte mi zorlanıyorsunuz? Eleştirilmekten korktuğunuz için kendinizi ifade etmekte mi zorlanıyorsunuz? Belki de ihtiyacınız olan biraz daha özgüvendir…

Takdir edilmediğiniz zaman motivasyonunuzu mu kaybediyorsunuz? Otorite karşısında “hayır” demekte mi zorlanıyorsunuz? Eleştirilmekten korktuğunuz için kendinizi ifade etmekte mi zorlanıyorsunuz? Belki de ihtiyacınız olan biraz daha özgüvendir…

Özgüveni arttırmanın yolları

İşyerinde kendinizi özgüvensiz hissetmenizin pek çok sebebi olabilir. Belki kendinizi o iş için yetersiz buluyorsunuz, belki iş arkadaşlarınız veya yöneticiniz tarafından yargılanmaktan korkuyorsunuz ya da belki özgüveninizi kıran şirketiniz ya da yöneticinizdir.

Özgüven eksikliği, değersizlik ve yetersizlik duygusu tarafından beslenir. Eleştirel aile ortamı, çocukluk döneminden itibaren özgüven eksikliğine zemin hazırladığı gibi kaygıya eğilimli kişilik yapısı, okul ve iş hayatında tekrarlayan başarısızlıklar ve stres yaratan yaşam deneyimleri özgüven eksikliğinin sebepleri arasında yer alır.

İş hayatında ise insanın kendini yetersiz görmesi veya patronuyla sorunlarından kaynaklı özgüven eksikliği yaşaması performansını, verimliliğini ve motivasyonunu etkiliyor. 

Günümüzde artan rekabet ve aşırı iş yükü de çalışanların özgüven eksikliği yaşamasına sebep oluyor. Psikolog Dr. Feyza Bayraktar, “İş hayatı kişinin kendini üretken hissetmesi, hedeflerine ulaşması, bir ekibin parçası olması gibi faktörlerden dolayı özgüveni arttırıcı bir rol oynasa da, günümüz iş yaşamı koşullarında özgüven sarsılmasına sebep olabiliyor. İş yükünün fazla olması, beklentilerin yüksek tutulması, uzun çalışma saatleri ve çalışanlar arasındaki rekabet özgüveni zedeleyebilir. Çalışma ortamındaki talepler ve temponun çok yüksek olması sebebiyle kişinin istediği performansı bir türlü sergileyememesi, yetersizlik hissine yol açabilir. Özellikle de yöneticilerin destekleyici tutumdan çok eleştirel tutumda olduğu çalışma ortamlarında çalışanların yetersizlik duygusunu daha yoğun hissetmesine sebep olabilir. Ayrıca, çalışma hayatının yoğunluğu sebebiyle özel hayatına zaman ayıramayan kişiler, bulundukları çemberden çıkamayıp, ihtiyaç duydukları sosyal destekten mahrum kalıyor ve bu döngü içerisinde kendi değerini sürekli sorguluyor” diyor.

Her özgüvenli başarılı demek değil

Uzman endüstri ve örgüt psikoloğu Burcu Çanacık, özgüveni ikiye ayırıyor: “İlki kendiyle barışık olmak diye tabir edilen ‘Kendimi olduğum gibi seviyor ve kabul ediyorum’ diyebilinmesini sağlayan özgüven. İkincisi ise ’Ben bu işin altından kalkabilirim, başarabilirim’ dedirten özgüven. Özgüvenin ‘başarabilirim’ kısmı hem zorlayıcı bir işle karşılaşıldığında hem de sosyal bir ortamda performansı olumlu yönde etkiler. Otorite figürleri ile olan iletişimdeki zorlayıcı durumlarla da (zam istemek, izin istemek, itiraz etmek vb) başa çıkmayı kolaylaştırır.”
Fakat özgüvenin azı da fazlası da zararlı. Eğer kişi ‘her şeyi ben bilirim’ modundaysa öğrenme yolunu kapatmış, kişisel gelişimini zorlaştırmış demektir. Aksine, eğer kendini yetersiz görüp herşeyde kendini suçluyorsa risk alamaz, cesaret edemez dolayısıyla da ilerleyemez. 
Çanacık, “Özgüven ne çok düşük ne de çok yüksek olmalıdır. Aksiyona geçecek cesareti verecek kadar yüksek ve öğrenme yolunu kapatmayacak kadar da düşük olmalıdır” diyor.

Hayır diyemez kendini tüketir

Özgüven eksikliği özellikle otorite karşısında konuşurken, topluluk önünde sunum yaparken ve kendisi ile ilgili bir talepte bulunurken ortaya çıkıyor. Kişinin kendine dair olumsuz yargılarının olması ve çevresindekilerin de kişiyi o şekilde algıladığını sanması üzerindeki baskıyı arttırıyor, iş yerindeki sosyal ilişkileri de olumsuz yönde etkiliyor. Bayraktar, “Kişinin yapmış olduğu olumsuz çıkarımlar ve değersizlik hissi sebebiyle kafasında kurduğu senaryolar onun iş hayatında gerçekten neye ihtiyaç duyduğunu ifade edememesine yol açacaktır. Böylelikle kişi o kısır döngüden çıkamayarak kendini hem bedensel hem de zihinsel olarak tükenmiş hissedebilir ve bu yüzden kariyerinde hedeflediği noktaya ulaşması daha da zorlaşabilir. Özgüven eksikliği kariyeri yarıda bırakmayla bile sonuçlanabilir. Özgüven eksikliği yaşayan bireyler, kendilerini yetersiz gördükleri için etrafındaki insanların kendilerinden üstün niteliklere sahip olduklarını düşünebilir, o nedenle de ilişkilerde sınır koyamaz, ‘hayır’ diyemediği için tükenmişlik sendromuna girebilirler” diyor. 

Takdir etmeli sorumluluk verilmeli 

Bir yönetici özgüveni düşük, kendi kapasitesinin farkında olmayan ancak yetenekli çalışanları tespit ettiğinde, ilk yapması gereken ona başarabileceğini kanıtlamak olmalı.

Çanacık, bunu yapabilmek için de, yöneticinin çalışanın başarılarını takdir etmesi, onu yeni projeler ve sorumluluklar için cesaretlendirmesi, hata yaptığında dahi çalışanın arkasında durabilmesi gerektiğini söylüyor: “Sonuç olarak, korkmakta sorun yoktur. Herkes korkabilir. Ancak ‘cesur olanlar’ korkuya rağmen başarılı olabilir. Özgüvenin asıl formülü kendinden her konuda emin olmaktan ziyade, emin olmadığınız, korktuğunuz halde o adımı atmak, o riski almak ve en iyisini umabilmektedir.”

Çalışanın motivasyonu, performansı ya da verimliliğinde, bağlı olunan birinci yöneticinin etkisinin çok olduğunu söyleyen psikolog Mehtap Hisar, “Yönetici çalışanlarını iyi gözlemlemeli, sadece gözlemlediği sorunlar hakkında değil, bu sorunların olası çözümleri hakkında da geribildirimler verebilmelidir. Örneğin, bir danışanın özgüveninin düşük olduğunu gözlemleyen bir yönetici sadece bunu ifade ettiğinde çalışanın motivasyonu ve performansı bu görüşten daha olumsuz etkilenebilir. Ancak yönetici sorunun giderilmesi yönünde bir öneri ile yapıcı bir geribildirimde bulunursa çalışanın özgüveninin artabileceğine yönelik inancı artacak, dolayısıyla da motivasyonu, verimliliği ve performansı da yükselebilecektir. Örneğin eğer çalışanın bilgi eksikliğinden kaynaklı bir güven sorunu varsa yönetici çalışanın bilgi ve yetkinliklerini artırmaya yönelik bir eğitim desteği planlamalıdır. Eğer çalışanının sorununun yetkinlik ya da bilgi eksikliğinden değil de kişilik yapılanmasının bir sonucu olduğunu gözlemlerse, yine bu konudaki hissiyatını babacan/anaç bir tavırla, kapsayıcı bir şekilde paylaşmalı ve bir uzmana danışması yönünde telkinde bulunmalıdır” diyor.

Özgüven nasıl arttırılır?

Negatif düşünceleri defedin:

Aileniz ve arkadaşlarınız da dahil yakın çevrenizi gözden geçirme zamanı. Kendinizi kötü hissetmenize sebep olan, özgüveninizi sarsan kişilerden uzak durmalısınız. Problemlere odaklanmayı bırakın, çözümlere ve pozitif değişiklikler yapmaya odaklanın. 

Beden dili ve imajınızı değiştirin:

Duruşunuz, gülümsemeniz, göz teması, konuşmanız bir bütün olarak oyuna dahildir. Omuzlarınızı dik bir şekilde geriye itmeniz bile etrafınızdakilere kendine güvenen bir insan olduğunuz imajı verir. Gülümsemek sadece size değil etrafınızdakilere kendini rahat hissettirecektir. 

Konuştuğunuz kişinin gözlerine bakın, ayaklarına değil. Ve son olarak yavaşça konuşun. Araştırmalar gösteriyorki, daha yavaş ve temiz konuşanlar kendilerine daha fazla güveniyorlar. 
Saçınıza, kişisel bakımınıza, kılık kıyafetinize de özen göstermelisiniz.

Başarısızlığı kabullenmeyin, kafanızdaki negatif sesi susturun:

Asla vazgeçmeyin. Asla başarısızlığı kabullenmeyin. Her şeyin bir çözümü var. Düşük özgüven çoğunlukla aklımızdaki negatif düşüncelerden kaynaklanır. Eğer sürekli kendinize iyi olmadığınızı, yeterince çekici, zeki, atletik olmadığınızı söylüyorsanız kehaneti gerçeğe dönüştürüyorsunuz demektir. Kafanızda bu sesi duyduğunuzda hemen düğmeyi kapatın. 

Hazırlıklı olun:

Kendi alanınızda, işinizde veya sunumunuzdaki herşeyi öğrenin, eğer konuya hakim olursanız kendine güven de artacaktır. 

Zor zamanlar için liste yapın:

Hayat zorluklarla dolu ve kimi zaman özgüveni arttırmak zordur. Hemen şimdi bir liste yapmaya başlayın, hayatınızda minnet duyduğunuz şeyleri bir listeye, gurur duyduğunuz başarılarınızı başka bir listeye yazın. Bunları buzdolabının kapağına, çalışma masanızın arkasındaki duvara, banyo aynasına asın ki ne kadar muhteşem bir hayatını ve insan olduğunuzu kolayca görebilin. Eğer kendine güveniniz sarsılırsa bu listelere bakın. 

Zayıflıklarınızı bilin:

Zayıflıkları tanımlayın ve üzerinde çalışın. Eğer güveninizi sarsan bir zayıflık varsa bunu azaltmak ve yok etmek için bir plan yapın. 

Kendinize güvenin:

Belki söylemek yapmaktan daha kolay ama kendinize ‘Bunu yapabilirim’ demelisiniz ve inanmalısınız. 

Güçlü yönlerinizi bilin:

Özgüveni arttırmanın en sağlam yollarından biri güçlü yönlerini iyi bilmek ve bunları her gün yaptığınız işe entegre etmek. Böylece daha enerjik ve kendinize güvenli hissedersiniz. 

Diğerlerinin sizi yüreklendirmesini sağlayın:

Etrafınızdaki insanlara en güçlü üç yönünüzü sorun. Sonrada bu yönleri kullanmanın yolunu bulun. Bu noktada iş arkadaşlarınızdan, yöneticinizden de geribilidirim alabilirsiniz. Onlara güçlü yönlerinizi ve sizi nerede görmek istediklerini sorabilirsiniz. Bazen diğer insanlar bizde, bizim fark ettiğimizden daha çok yetenek görürler.
Kaynaklar: www.inc.com, www.forbes.com

Beden-imge algısı özgüveni belirliyor

Psikolog Dr. Feyza Bayraktar: “Kadının ailesi ve çocukları ile ilgili görevleri erkeğe kıyasla üzerinde daha fazla taşıması, hem iş yaşamında hem de aile yaşamında etkin performans gösterememesine, kendisini yetersiz hissetmesine sebep olabilir. Bu durum da özgüven eksikliği yaratabilir. Bunun yanı sıra kadının beden imgesinin toplumda erkeğinkine kıyasla daha fazla önemsenmesinin kadının özgüveninde belirleyici olgulardan biri olması, kendi bedeni ile mutlu olmayan kadını yetersizlik duygusuna itebilir. Bu yetersizlik hissi iş yaşamında kendisini saklamasına, daha düşük performans sergilemesine sebep olabilir. Beden imge algısı kadının özgüveninde belirleyici faktörlerden bir tanesidir.”

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Dedikodu Faydalı Olabilir Mi?

Dedikodu toplum içinde çoğunlukla olumsuz olarak değerlendirilir. Acaba dedikodu faydalı olabilir mi? İngiliz bilim insanları bunu araştırıyor.

Dedikodunun olumlu işlevleri

Dedikodu tehlikeli ve dışlayıcı olabilir, ama ondan kaçınmak mümkün değildir…

Dedikodu genellikle kötü bir şey olarak görülür. Oysa ortak iş yapma ve bilgi paylaşımı açısından dedikodu önemli bir işlev görebilir. Ayrıca sanılanın tersine dedikodu daha çok olumlu içeriğe sahiptir.

Dedikoduya çoğu zaman kötü gözle bakılır. Ama küçük gruplarda yararlı olabilir.

Ancak burada dedikodu tanımını netleştirmek gerekiyor. Çoğumuz için dedikodu, orada olmayan bir kişi hakkında gevezelik etmektir. Oysa sosyal bilimciler dedikoduyu, orada olmayan kişi hakkında iyi veya kötü bir değerlendirme içeren iletişim olarak adlandırıyor.

Bu tür gayrı resmi iletişim, bilgi paylaşımı açısından önemli görülüyor. Dedikodu sosyal dayanışma bakımından gerekli bir şey; toplumsal bağları kuvvetlendiren, sosyal normlara açıklık kazandıran bir işlev görüyor.

Yaygın kanının tersine dedikodu çoğu olumsuz değil, olumlu veya nötr içeriklidir. Bir araştırmaya göre, İngiltere’de yapılan dedikoduların sadece yüzde 3-4 kadarı olumsuz içeriğe sahip.

Uzmanlar dedikodunun genellikle doğru olduğunu, yanlış bilgi içeriyorsa bunun söylenti olarak adlandırılması gerektiğini söylüyor.

Baltimore Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Sally Farley ile Hollywood’da film yapımcısı Harvey Weinstein hakkındaki cinsel taciz iddiaları üzerinden bir yıl geçtikten sonra konuşuyoruz.

Şikayetlerini ciddiye alan resmi mekanizmaların yokluğunda, kadınların bilinen tacizcilerden korunmasında fısıltı ağlarının da rolü olduğu düşüncesi ortaya çıkıyor.

Farley, #MeToo hareketinin kadınların mücadelesinde ve ağırlığını koymasında önemli olduğuna inanıyor. Ona göre, bu hareket “dedikodu tanımına uyuyor”.

“Başkalarıyla ilgili bilgiler öğrenmeye hevesliyiz. Resmi iletişim kanallarına ulaşamadığımızda, dedikodu ağları gibi gayrı resmi kanallara yöneliyoruz.”

Cinsiyete göre dedikodu

Kadınların erkeklerden daha fazla dedikodu yaptığına dair yaygın kanıya rağmen, bunu doğrulayacak hiçbir veri bulunmuyor.

Ancak kadınların ve erkeklerin dedikodu şeklinin farklı olduğu biliniyor. Erkekler dedikoduya daha çok kendilerini övmek için başvuruyor ve bu eylemin adı genellikle “bilgi aktarımı” ya da “irtibat halinde olmak” oluyor.

Kadınlar ise birçok ayrıntı ve hareketli tonlarıyla dedikoduyu daha eğlenceli hale getiriyor. Bu yüzden, erkekler dedikodu yaptığında öyle görülmeyebiliyor.

Ünlülerin dedikodusu

Ünlü isimlere yönelik dedikodular ise eğlenceden öte bir işlev görüp farklı kimlik ve aidiyetlerin test edildiği bir alan olarak kullanılabiliyor.

İnsanlar kendileriyle ilgili başka türlü paylaşamayacağı konuları bu yolla gündeme getirebiliyor.

Sahte haber salgını

Sahte haber salgını gibi daha yaygın eğilimler de bu yolla tartışmaya açılabiliyor. İnsanlar neyin gerçek, neyin sahte olduğunu bulmaya çalışmanın eğlenceli olabileceğini söylüyor.

Ancak gazetecilik gibi sadece eğlence amaçlı olmayan alanlarda bu tür eğilimlerin yaygınlaşması, kamunun ihtiyacı olan bilgiler bakımından meşruiyet krizi sorununu gündeme getiriyor.

Güç ve etki araçları sınırlı gruplar, kendi kanallarını oluşturarak gerçeği kendine göre yorumlama yolunu tutabiliyor.

Bunun bazı yararları görülebilir. Medya patronu erkeklerin tacizci davranışları konusunda kadınların birbirini uyarması gibi.

Ama yanlış bilgilerin yayılmasına neden olan dedikodular yoluyla bazı insanların itibarının haksız yere zedelenmesi veya şiddete yönelme gibi olumsuz etkileri de olabiliyor.

Kişiler doğrudan kendi gözlemleri yerine, söz sahibi olduğuna ve tanıdıklarına inandıkları insanların ağzından çıktığı için dedikoduya daha fazla itibar edebiliyor.

Örneğin Facebook’un popüler bir haber kaynağı olarak görülmesini ele alalım. Bir arkadaşımız veya akrabamız, doğruluğu kanıtlanmamış siyasi içerikli bir makaleyi paylaştığında, onları güvenilir bir kaynak olarak gördüğümüzden inanma eğilimi gösterebiliyoruz.

İnsanın sosyal bir varlık olması manipülasyonu kolaylaştırabiliyor.

Ancak genellikle olumsuz içerikli dedikoduların önü hızla kapanır. Bu dedikoduları yapan insanların kendi çıkarlarına hizmet eden maksatları kısa zamanda anlaşılır ve bu insanlar pek sevilmez ve saygı görmez.

Fakat özellikle bilim dışı inançların ve ekonomik güvensizliğin yaygın olduğu bölgelerde veya dönemlerde dedikodu tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

Yine de dedikodu eşitlik idealini güçlendiren bir araç olarak yararlı bir sosyal işlev görebilir. Örneğin, ani ve esrarengiz bir şekilde zengin olan bir insan dedikodunun hedefi haline gelir. Bu zenginliğin kaynağının kötücül güçlere dayandığını düşünme eğilimi güçlüdür. Ama bilgi paylaşımı yoluyla bu kuşkuların giderilmesi sosyal uyum açısından önemlidir.

Nasıl daha yararlı olabilir?

Peki dedikodunun zararları giderilerek nasıl daha yararlı hale getirilebilir?

Manchester Metropolitan Üniversitesi’nde sosyal psikoloji uzmanı Jennifer Cole’a göre, bunun için, dedikodunun gizli tutulması, yararlı kılınması, yalana dayanmaması, dinleyenlerle bağlantı kurabilmesi ve anonimlikten uzak durması gerekir.

Toronto Üniversitesi’nde antropolog Bianca Dahl ise dedikodu ve yanlış bilgilendirmenin duygusal temellerini anlamak gerektiğini vurguluyor. Örneğin Botswana köylerinde bu, AIDS ‘e yol açan HIV virüsünün bulaşması ile ilgili yanlış bilgilerin önlenmesi arzusu, Amerika’nın küçük kentlerinde ise sosyal değişim korkusu olabilir.

“Bu inancın duygusal kaynağına yanıt vermek ve onun insanlar için nasıl bir işlev gördüğünü anlamak gerekir” diyor Dahl. “İnançlarımıza sarılmamızın bir nedeni de bu inançların sağladığı duygusal gerçektir.”

Dedikodu tehlikeli ve dışlayıcı olabilir, ama ondan kaçınmak mümkün değildir ve olumlu bir işlev görebilir. İnsanların neden dedikodu yaptığını anlamak, zararlı inançlara karşı mücadelede etkili olabilir.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

İngilizce bilmeden ABD’ye gitti, profesör oldu

Mehmet Toner tek bir İngilizce kelime bilmeden gittiği ABD’de Harvard tıp profesörü olarak risk alınmadan başarılı olunmayacağını gösterdi.

Tek kelime İngilizce bilmeden ABD’ye gidip profesör oldum

Kanserli hücreleri teşhis eden çip geliştiren Profesör Mehmet Toner, SÖZCÜ’ye konuştu. Profesör Toner, İTÜ mezunu bir makine mühendisi ama aynı zamanda Harvard’da bir tıp profesörü. ‘Risk almadan başarılı olamazsınız’ diyen Toner’in İstanbul’dan ABD’ye uzanan başarı öyküsü…

Bugün sizi müthiş bir Türk bilim insanı ile tanıştırmak istiyorum; Türkiye’de Bilim Akademisi, ABD’de Ulusal Mühendislik ve Ulusal Mucitlik Akademileri üyesi olan Profesör Mehmet Toner ile… Profesör Toner aslında İTÜ mezunu bir Makine Mühendisi, ama aynı zamanda Harvard’da bir Tıp Profesörü! Amerika’nın aklınıza gelen en prestijli okullarında bulunmuş. Halen Harvard’a bağlı Massachusetts General Hastanesi Biyomikro Elektromekanik Sistemleri Merkezi’ni yönetiyor. Ve orada ekibiyle geliştirdiği çip, 2 milyondan fazla hücreye bakıp kanserli hücreleri bir saniye içinde teşhis edebiliyor. Bu yöntem, kanser hücrelerinin bulunmasına yönelik şimdiye kadar bulunmuş en hassas test. Böylece doğru hastaya, doğru ilaçla doğru dozda tedavi uygulanabiliyor. Mehmet Toner ve ekibinin bu çalışması tam 100 milyon dolar değerinde! Kendisiyle İstanbul’da Contemporary Art Fuarı için katıldığı Çağdaş İstanbul Sanat, Kültür ve Eğitim Vakfı konferansından sonra konuştum…

– Çok enteresan bir kariyer öykünüz var. Moda’da büyümüşsünüz, Saint Joseph’de okumuşsunuz…

Çok zor girdim okullara, zor da çıktım! İyi bir talebe değildim, yedek listelerden filan kazandım okulu. Cerrah olmak istiyordum, makine mühendisliği bölümünü kazandım. İyi ki öyle olmuş, benim için en güzel başarısızlıktı bu!

TOEFL’A HİÇ GİRMEDİM

– Ne yazık ki Türkiye’de gençler başarısızlığı bu şekilde algılamıyor… Hiçbir risk almıyor.

Risk almayan bir insanın başarılı olması mevzu bahis değil. Mesela ben tek kelime İngilizce bilmeden kalktım Amerika’ya gittim. Fransız okulu mezunuyum. İTÜ’den bir hocamın tavsiyesi ile MIT’e başvurdum.

– Dünyanın en zor ilk 5 üniversitesinden biri MIT… Sizi nasıl aldı?

Beni MIT İngilizce TOEFL sınavlarını geçme şartı ile kabul etti. Baktım yaz okulunda İngilizce öğrenemiyorum, tercüman olarak bir arkadaşımı aldım yanıma, dekan ile konuşmaya gittim MIT’te. Ben anlatıyorum, arkadaşım çeviriyor. Ben diyorum ki dekana “Matematiğim iyidir, İngilizce bilmesem de dersi geçerim, o arada da İngilizce öğrenirim.” Adam da “tamam” dedi! Ve MIT’e böyle başladım. İngilizce öğrendim. Hiçbir gün de TOEFL sınavına girmedim. Ne mevzuat dediler ne de başka bir şey…

– Matematikte de olağanüstü başarılı olmuşsunuz sanırım?

Ben iki tane ileri seviyede matematik dersi aldım, derslerin kitaplarını da yazan Hildebrand isimli çok meşhur bir hoca. Yıl sonunda beni arayıp “ofisime gel” dedi. Eyvah! dedim ben… TOEFL’ım olmadığını anladı, beni atacak ülkeden… O korkuyla gittim “Sen bütün sınavlardan 100 almışsın, ama derse kayıt yapmamışsın. Ben seni kaydettim, derslere de gelmene gerek yok” dedi. İşte açık görüşlü bir eğitim sistemi böyle bir şey, gençlere ve insana verdiği değer çok büyük.

CERRAH OLMAK İSTERDİM AMA KAZANAMADIM

Özlem Gürses’in sorularını yanıtlayan Profesör Mehmet Toker, “Aslında cerrah olmak istiyordum ama hiçbir tıp tercihime giremedim. Makine mühendisliğini kazandım. İyi ki öyle olmuş, benim için en büyük başarısızlıktı bu” dedi

BİZİM GENÇLERİMİZDE SORUN YOK, SİSTEMDE SIKINTI VAR

– Kanser tarama çipi projesi size bir eşik atlattı.

Aslında bu proje de tamamen bir başarısızlıktan çıktı. Harvard Tıp Fakültesi’nde profesörlüğüm geldiğinde bazıları bilim donanımımı yetersiz bulmuşlar, dolayısıyla ünvanımı alamadım. İki gün uyuyamadım, üçüncü gün kalktım “dünyanın sonu değil” diyerek endüstriye geçmeye karar verdim. Bir şirket kurup, fikirlerimin patentlerini alıp ürün çıkarmak üzere harekete geçtim. Bir yıl sonra beni profesör yaptılar fakat ben çok ilerlemiştim ve böylece bu araştırma merkezine geldim. Bana kötülük yapmak isteyenler bana en büyük iyiliği yapmış oldular!

– Biraz da Türk diasporasından söz etmenizi istiyorum. Biz insan kaynağımızı kaybettik diye üzülüyoruz ama bu kişiler dünyanın her yerinde olağanüstü başarılar elde etmişler, gittiğim her ülkede görüyorum…

Bir soru ile başlayayım: “Bir çölde orman yetiştirebilir misiniz ?” Yetiştiremezsiniz. Peki “bu suç, ağacın mı çölün mü ?” Suç ağacın değil. O fidanı alıp başka bir yere koyduğunuz zaman yemyeşil oluyor. Ama ekosisteminiz buna uygun değilse, imkan vermiyorsa ne yaparsanız yapın olmuyor. Hatta çölde giderken böyle biraz büyüyen bir ağaç da olursa, bir müddet sonra bakıyorsunuz o da kalmamış! Bizim gençlerimizde bir sorun yok ki sistemde sıkıntı var.

– Ne gibi?

İşi ehline veremedik. Gençlerin merakını zedeledik, hata yapmalarına izin vermedik, oysa ancak böyle ileri gidilir. Bugün MIT’te, Harvard’da, pek çok böyle üniversitede en iyi talebeler inanın Türkler. Demek ki ağaçta bir problem yok, ektiğiniz yerde var. O ağaca yeteri kadar su vermiyoruz, güneş vermiyoruz. Onlar da yeteri kadar yeşeremiyorlar.

Kaynak: Sözcü Gazetesi

Söyleşi: Özlem Gürses

Okumaya devam et

MAKALE

Hafızadaki yüzler resme döküldü

Kanada’nın Toronto Scarborough Üniversitesi’ndeki nörologlar, elektroensefalografi (EEG) verilerine otomatik öğrenme (machine learning) tekniği uygulayarak “hafızadaki yüzleri resme dökmeyi” başardı.

Araştırmayı yöneten Prof. Dr. Adrian Nestor, “Bu çalışmadaki yenilik, EEG verileri ve otomatik öğrenme tekniğini kullanarak katılımcının görsel deneyiminin tahmini bir temsilini yeniden yaratmak” dedi.

Nestor, gönüllü katılımcının kafasına yerleştirilen EEG’nin verilerine ışık tutulduğunu belirtirken, “İnsan yüzü gibi zihinsel temsilleri algıladığımız biçimiyle yeniden oluşturmaya çalıştık” diye konuştu.

Scarborough Üniversitesi’nde EEG verileri üzerine araştırmalar yapan Dr. Dan Nemrodov ise ilk başta bu teknikle hafızadaki yüzlerin resme döküleceğine” ihtimal vermediğini anlattı, “Nestor bana geldiğinde ona bunun zor olacağını ama deneyebileceğimizi söyledim. Sonuçta o kazandı, ben kaybettim. Teknik gayet iyi çalışıyor” dedi.

Yapılan araştırmanın videosu aşağıdadır:

Kaynak: bbc türkçe

Okumaya devam et
Advertisement

TREND