Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Nasıl daha akıllı çalışabilirsiniz?

Başarılı olmak istiyorsanız çalışmak şart! Ancak çok çalışmak başarmak için yeterli değil! Çalışma ve başarı konusundaki ön kabullerinizi sessizce yerine bırakın… Çünkü daha üretken olmanın yolu çok değil, akıllı çalışmaktan geçiyor. Nasıl mı?

kişisel gelişim

Başarılı olmak istiyorsanız çalışmak şart! Ancak çok çalışmak başarmak için yeterli değil! Çalışma ve başarı konusundaki ön kabullerinizi sessizce yerine bırakın… Çünkü daha üretken olmanın yolu çok değil, akıllı çalışmaktan geçiyor. Nasıl mı?

Daha Üretken Olmak İçin Terk Etmeniz Gereken — Bilimin Desteklediği — 7 Şey

Çok Çalış, Akıllı Çalış

On yedi yaşındayken, iş ve okul için günde yaklaşık 20 saat çalışıyordum. Okula gidiyor, ödevimi ders aralarında yapıyor ve geceleri kâr amacı gütmeyen bir kuruluşu yönetiyordum. O zamanlar çok çalışmak; çok sayıda ulusal çapta kampanya, önde gelen kuruluşlarla çalışma fırsatı ve başarılı bir kariyer elde etmemi sağladı. Olgunlaştıkça, daha farklı düşünmeye başladım. Çok çalışmanın her zaman başarıya giden doğru yol olmadığının farkına vardım. Bazen, daha az çalışmak; gerçekten daha iyi sonuçlar verebilir.

Hiç durmaksızın çalışan bir küçük işletme sahibini düşünün. Çok çalışmak milyon dolarlık rakipleri ile rekabet etmesine yardımcı olmaz. Zaman kısıtlı bir mal. Bir girişimci günde 24 saat ve haftada 7 gün çalışabilir (bir insanın gerçekten çalışabileceği en fazla süre). Rakibi her zaman daha fazla para harcayıp, daha büyük bir ekip kurabilir ve aynı proje üzerinde çok daha fazla zaman harcayabilir. Öyleyse, neden küçük girişimler, daha büyük kuruluşların başaramadığı şeyleri başardı. Facebook, 13 çalışanı bulunan Instagram’ı bir milyar dolara satın aldı. 30 çalışanı bulunan genç bir girişim, Snapchat; Facebook ve Google gibi teknoloji devlerinden gelen teklifleri geri çeviriyor. Başarılarının bir kısmı şansa bağlı — gerisi ise etkin ve verimli çalışmaya.

Başarının sırrı çok çalışmak değil, akıllı çalışmak.

Meşgul olmak ve üretken olmak arasında dikkate değer bir ayrım var. Meşgul olmak ille de üretken olduğunuz anlamına gelmez. Üretken olmak, zaman yönetiminden çok, enerjinizi yönetmekle ilgilidir. Hayat işi. Mümkün olan en az enerjiyi harcayarak en fazla faydayı nasıl elde edeceğimizi öğrenmemiz gerek. Filemobile’de muhteşem bir ekip ile çalıştığım için çok şanslıyım. Herkes, daima bana meydan okuyor ve daha verimli olabilmem için önceliklerimi düzenlememe yardımcı oluyor. Haftalık çalışma süremi 80 saatten 40 saate indirmeyi ve bu süreçte çok daha fazla iş yapmayıöğrendim. Diğer bir deyişle, az daha fazladır.

İşte, daha üretken olabilmek için yapmayı bıraktığım 7 şey.

1. Fazla mesai yapmayı bırakın ve verimliliğinizi arttırın

Haftada 40 saat çalışmanın nereden geldiğini hiç merak ettiniz mi? Amerikan fabrikatör ve Ford Motor Company’nin kurucusu Henry Ford, 1926’da ilginç sonuçlara ulaştığı deneyler gerçekleştirdi: günlük çalışma saatlerinizi 10’dan 8’e ve çalışma haftasını 6 günden 5 güne indirdiğinizde üretkenliğiniz artıyor.

kişisel gelişim

Kaynak: Yayınlanan Çizelgelerle Fazla Mesai Kaynaklı Verim Kaybının Hesaplanması— Gerçek Mi Hayal Ürünü Mü (Calculating Loss of Productivity Due to Overtime Using Published Charts — Fact or Fiction)

The Business Roundtable tarafından 1980’de yayınlanan, “İnşaat Projelerinde Planlanmış Fazla Mesainin Etkileri” raporuna göre: Ne kadar çok çalışırsanız, hem kısa kısa hem de uzun vadede daha az verimli ve üretken olacaksınız.

“Haftalık 60 veya daha fazla saatten oluşan bir iş planına yaklaşık iki aydan fazla devam edildiğinde, azalan üretkenliğin biriken etkisi; bitiş tarihinde, aynı büyüklükteki ekip ile haftada 40 saatte çalışma ile olacağından daha fazla bir gecikmeye neden olacaktır.”

Kaynak: Yayınlanan Çizelgelerle Fazla Mesai Kaynaklı Verim Kaybının Hesaplanması — Gerçek Mi Hayal Ürünü Mü (Calculating Loss of Productivity Due to Overtime Using Published Charts — Fact or Fiction)

AlterNet için yazdığı bir makalede, editör Sara Robinson ABD ordusunun yaptığı bir araştırmayı kaynak olarak veriyor: “Bir hafta boyunca her gece bir saatlik uyku kaybı yaşamak, kanda %o.10 alkol olduğunda yaşanan bilişsel zayıflamaya denk bir kayba yol açar.” İşe sarhoş gelirseniz kovulursunuz, fakat tüm gece çalışmak kabul edilir bir davranış.

Son uykusuz geçen gecenizden sonra, yeni günle ne kadar iyi geçindiğinize bakmaksızın, dünya hakkında özellikle iyimser ve neşeli hissetmeniz pek olası değil. Her-zamankinden-daha-olumsuz bakış açınız karamsar bir genel ruh halinizin sonucu olabilir, ki bu da aşırı yorgun olmanın bir sonucudur. Ruh halinden daha da önemlisi, bu zihniyete sıklıkla; proaktif düşünmeye, anlık tepkileri kontrol etmeye, kendi hakkında olumlu düşünmeye, empati yapmaya ve genel olarak duygusal zeka kullanmaya duyulan istekte azalma eşlik eder.

Kaynak: Uykunun Gizli Dünyası: Dinlenmekte Olan Zihnin Hayrete Düşüren Bilimi (The Secret World of Sleep: The Surprising Science of the Mind at Rest)

Yüksek düzeyde üretkenliğe ulaşabilmek için, kendimizi gereğinden fazla çalıştırmamamız ve yeterince uyumamız önemli. Bir daha neden verimli çalışmıyor olabileceğinizi düşündüğünüzde, sebep; insanların yeterince uyumayan %70’inin içinde bulunmanız kadar basit olabilir.

Biliyor muydunuz?

Leonardo da Vinci gün boyunca birçok kez şekerleme yapardı ve geceleri daha az uyurdu.

Fransız imparator Napolyon, şekerleme yapmaktan çekinmezdi. Günlük olarak şekerleme yapmanın keyfini çıkarırdı.

Thomas Edison, şekerleme alışkanlığından utansa da bu rituelini günlük olarak yerine getirirdi.

Başkan Franklin D. Roosevelt’in eşi Eleanor Roosevelt, konuşma etkinliklerinden önce şekerleme yaparak enerjisini toplardı.

Gene Autry, “Şarkıcı Kovboy,” gösteri aralarında soyunma odalarında düzenli olarak şekerleme yapardı.

Başkan John F. Kennedy öğle yemeğini yatağında yer ve şekerleme için yatakta kalırdı — her gün!

Petrol sanayicisi ve yardımsever John. D. Rockfeller ofisinde her öğleden sonra şekerleme yapardı.

Winston Churchill’in öğleden sonra yaptığı şekerlemeler tartışılamazdı bile. Bunun günde iki kat daha fazla iş yapmasını sağladığına inanıyordu.

Başkan Lyndon B. Johnsson, gününü “iki vardiyaya” bölmek için her öğleden sonra 3:30’da şekerleme yapardı.

Bunun için eleştirilse de çok bilindiği üzere Başkan Ronald Reagan da şekerleme yapardı.

Kaynak: Her Gün Şekerleme Yapmanız İçin 5 Neden — Michael Hyatt

Şahsen, günde 7–8 saat uyumaya başladığımdan beri bir değişiklik fark ettim: Günde 16 saat çalıştığımdakinden daha verimliydim ve daha fazla iş bitiriyordum. Uykunun pazarlamacılar için bu kadar muhteşem bir araç olduğunu kim bilirdi ki?

2. Çok sık “evet” demeyin 

Pareto ilkesine göre, harcanan emeğin %20’si elde edilen sonuçların %80’ini üretir, ancak elde edilen sonucun %20’si emeğin %80’ini tüketir.Daha sıkı çalışmak yerine, öncelikle sonuçların %80’ini üreten emek üzerinde odaklanarak gerisinden vazgeçmeliyiz. En önemli işler üzerinde odaklanmak için daha fazla zamanımız olacak. Az sonuç getiren veya neredeyse hiçbir sonuç getirmeyen işlere “evet” demeyi bırakmalıyız.

Başarılı insanlar ile çok başarılı insanlar arasındaki fark, çok başarılı insanların neredeyse her şeye “hayır” demesidir. — Warren Buffet

Bu akla şu soruyu getiriyor: neye “evet”, neye “hayır” demeli? Bir şeyin zamanınıza değip değmeyeceğine karar veremiyorsanız, basit bir split testi (A/B testi) uygulayın. Yaptığınız her şeyi takip edin ve mümkünse optimize edin.

Çoğumuz söylememiz gerekenden daha sık evet diyoruz çünkü bu hayır demekten çok daha kolay. Kimse kötü adam olmak istemez.

kişisel gelişim

2012’de Journal of Consumer Research’de yayınlanan bir çalışmada, araştırmacılar 120 öğrenciyi iki gruba ayırdı. Bir grup “Yapamam” diğer grup ise “Yapmıyorum” demek üzere eğitildi. Sonuçlar ilginçti:

Kendilerine “X yiyemem” diyen öğrenciler %61 oranla çikolata yemeyi seçtiler. Oysa, kendilerine “X yemiyorum” diyen öğrenciler %36 oranla çikolata yemeyi tercih ettiler. Terminolojide yapılan bu küçük değişiklik, bir kişinin daha sağlıklı bir yiyecek seçme olasılığını arttırdı.

Bir daha evet demekten kaçındığınızda “Yapmıyorum.” deyin.

Hayatınıza yeterince değer katmayan etkinliklerden kurtulmak için kullanılabilecek diğer harika yöntem de 20-saniye kuralı: yapmıyor olmanız gereken etkinlikler için kendinize fazladan 20 saniye verin.

Kazanmak istediğiniz alışkanlıklar için gereken harekete geçirme enerjisini azaltın ve kaçınmak istediğiniz alışkanlıklar içinse yükseltin. İstenilen eylemler için gereken harekete geçirme enerjisini ne kadar azaltırsak, hatta ortadan kaldırırsak, olumlu değişikliği hızlı başlatma yeteneğimizi de o kadar arttırırız.

Kaynak: Mutluluk Avantajı: Pozitif Psikolojinin İşte Başarıyı ve Performansı Arttıran 7 İlkesi

3. Herşeyi Kendiniz Yapmayı Bırakın ve İnsanların Size Yardım Etmesine İzin Vermeye Başlayın 

Kariyerimde çok büyük bir topluluğu yönettiğim bir noktadaydım ve başa çıkamıyordum. Herşeyi kendim yapmaya çalıştım. Kendimi tükettim, topluluk sonunda devralıp kendi kendini yönetmeye başladı. Üyeler, şaşırtıcı bir şekilde benim yaptığımdan çok daha iyi bir iş çıkardı. Toplulukların gücünü ve markaların neden kullanıcılar tarafından üretilen içeriğe ihtiyacı olduğunu öğrendim.

Tüketiciler ne istediklerini anlıyorlar ve bunu bir pazarlamacının isteyebileceğinden çok daha iyi istiyorlar. Octoly’e göre YouTube’da kullanıcılar tarafından üretilen videoların, markaların ürettiği videolardan 10 kat daha fazla izlendiğini biliyor muydunuz? Bir marka hakkında bilgi ararken, Amerikan’ların yarısından fazlası (%51) kullanıcılar tarafından üretilen içeriğe, markanın sitesindeki içerikten veya markanın medyadaki haberlerinden daha çok güveniyor. Pazarlamacıların açılıp, markanın topluluğundan yardım istemesi önemli.

kişisel gelişim

Harika bir içerik pazarlamacısı olmak en iyi içeriği yaratmakla değil yüksek kaliteli içeriği sizin için oluşturacak harika bir topluluk oluşturmakla ilgilidir.

İhtiyaç duyduğumuzda yardım isteyebileceğimizin farkında olmak bizim için önemli. Sizden daha iyi bir iş çıkarabilecek birine görevlerinizin bazılarını devretmeniz daha iyidir. Bu, en önemli işleriniz üzerinde odaklanmak için size daha çok zaman verecektir. Zamanınızı bir şeyi kendiniz çözmeye çalışarak boşa harcayacağınıza, uzmanların size yardım etmesine izin verin.

Çoğu zaman, arkadaşlarınız size yardım edemese bile, onların etrafınızda bulunması daha üretken olmanıza yardımcı olacaktır.

Arkadaşlarınızın sadece yakınlarınızda olması bile sizi üretkenliğe yönlendirebilir. Worcester, Massachusetts’den bir klinik nöropsikolog olan David Nowell, Ph.D, “ADHD (Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu) tedevisinde ‘vücut ikizi’ diye bir kavram var.” diyor. “Dikkati çabuk dağılan kişiler, kendilerine danışmanlık yapmasalar veya yardım etmeseler bile, yanlarından başka biri olduğunda daha çok iş yapıyorlar.” Dolaplarınızı temizlemek ya da vergi zamanına kadar fişlerinizi toparlamak gibi sıkıcı veya zor bir işle karşı karşıyaysanız yanınıza vücut ikiziniz olması için bir arkadaşınızı alın.

Kaynak: Arkadaşetkisi: Arkadaşların Bizi Biz Yapan Şaşırtıcı Yöntemleri (Friendfluence: The Surprising Ways Friends Make Us Who We Are)

4. Mükemmeliyetçi olmayı bırakın

Mükemmeliyetçilik ve üretkenlik üzerine bir çalışma yapan, Dalhousie Üniversitesi’nde psikoloji öğretim üyesi olan Dr. Simon Sherry; University Affairs dergisinde “Mükemmeliyetçiliğin, üretkenliği araştırmaya giden yolda öğretim üyelerine engel olduğunu bulduk. bir öğretim üyesi ne kadar mükemmeliyetçi ise o kadar az üretken oluyor.” diyor.

Mükemmeliyetçi olmakla ilişkilendirilen bazı sorunlar şunlar:

  • Bir iş üzerinde gerektiğinden fazla zaman harcarlar.
  • Sürekli erteleyip mükemmel anı beklerler. İş dünyasında, mükemmel zaman gelmişse çok geç kalmışsınızdır.
  • Küçük şeyler üzerinde çok fazla odaklanırken, büyük resmi kaçırırlar.

Pazarlamacılar genellikle mükemmel anı beklerler. Bunu yaparak, sonunda o anı kaçırırlar.

Mükemmel an ŞİMDİ.

5. Sürekli tekrar eden işleri yapmayı bırakın ve otomasyona başlayın

Tethys Solutions’ın yaptığı bir araştırmaya göre, zamanlarının %3, %20, %25, %30 ve %70’ini tekrar eden işler üzerinde harcayan 5 kişilik bir ekip, 2 ay boyunca üretkenliklerini arttırdıktan sonra bu zamanı sırasıyla %3, %10, %15, %15 ve %10’a indirdi.

kişisel gelişim

Basit bir Python programı yazarak 15 dakika harcadım. Fikir; Twitter API’ından bir Ruby bot kullanarak çektiğim veriden içerik üretmek ve sonra da bunları Hootsuite ile ileri tarihte toplu olarak paylaşmak için planlamaktı. Önceleri bunu yapmak tüm günümü alıyordu şimdi ise 5 dakikadan az sürüyor. Bugünlerde ne zaman bir şeyi tekrar tekrar yapsam (5 defadan fazlaysa), kendime bunu benim yerime yapacak bir program bulup bulamayacağımı soruyorum.

İşlerinizde otomasyon kullanabilmeniz için bir programcı olmanıza gerek yok. Beceri veya kaynaklara sahip olmak iyi ama zorunlu değil. Kendiniz inşa edemiyorsanız, satın alın.

İnsanlar sıklıkla vaktin nakit olduğunu unutuyorlar. Böylesi kolay olduğundan ve araştırma gerektirmediğinden bazı şeyleri manuel olarak yapıyorlar. Kullanıcıların ürettiği içeriğe dayanan bir kampanya için Instagram’daki 30 görselle ilgilenmenin üstesinden gelinebilir. Ancak, 5 farklı platformdan gelen 30.000 fotoğraf ve videoyu yönetmeniz gerekiyorsa iyi bir dijital varlık yönetim sistemine ihtiyacınız var. Filemobile’de insanların bu sorunu çözmelerine ve daha fazla kullanıcı içeriği oluşturmalarına yardımcı oluyoruz. Zengin içerik yönetiminde olduğu gibi, neredeyse internetteki bütün sorunlarınızın çözümü için bir yazılım satın alabilirsiniz.

Hâlâ bir çözüm bulamadıysanız, size yardımcı olması için bir uzman tutabilirsiniz. Para kazanmak için para harcamanız gerektiğini ve zamanın en değerli malınız olduğunu unutmayın.

Pazarlamacılar için ipuçları: Github ve Google app script kütüphanesini kontrol edin. Genelikle; ücretsiz, çok az programlama bilgisi gerektiren, kullanıma hazır açık kaynak kodu bulacaksınız.

6. Tahminde bulunmayı bırakın ve kararlarınızı verilerle desteklemeye başlayın 

Arama motorları için web sitelerini optimize edebiliyorsanız, yaşamlarınızı gelişmek ve maksimum potansiyelinize ulaşmak için optimize edebilirsiniz.

Çeşitli alanlarda cevap sağlayacak o kadar çok araştırma çalışmaları var ki. Örneğin, insanların çoğunun öğle vaktinden saat 4’e kadar dikkatlerinin dağınık olduğunu biliyor muydunuz? Bu gelişigüzel istatistik, Pennsylvania State Üniversitesi’nde psikoloji doçenti Robert Matchock’ın yönettiği bir araştırmadan geliyor. İhtiyaç duyduğunuz veriyi bulamasanız bile, bir split testi yapmak fazla zamanınızı almaz.

Örneğin geçen hafta Twitter’daki akış-içi ön izlemeleri için görselleri optimize etmenin en iyi yolunu bulmak için birkaç test yaptık.

Yaptığınız her şeyi nasıl ölçüp optimize edeceğinizi kendinize sürekli sorun.

7. Çalışmayı bırakın ve hiçbir şey yapmadığınız zamanlarınız olsun 

Çoğu insan, bir şey üzerinde çok fazla odaklandığımızda aslında kendimizi bir kutuya kilitlediğimizin farkında değil. Arada sırada işimizden uzaklaşıp yalnız zaman geçirmek önemli. The Boston Globe’da yayınlanan bir makale,yalnızlığın gücüne; göre yalnız geçirdiğimiz zaman, beynimize ve ruhumuza iyi geliyor.

Devam etmekte olan bir Harvard araştırması, insanların bir şeyi yalnız deneyimlediklerini düşündüklerinde, daha uzun süre dayanan ve doğru anılar oluşturduğuna işaret ediyor. Başka bir çalışma, belirli bir ölçüde yaşanan yalnızlığın insanların empati yeteneğini geliştirdiğini gösteriyor. Hayatın başlarında çok fazla yalnızlığın sağlıksız olabileceğine kimse karşı çıkmazken, belirli ölçüdeki yalnızlığın ergenlere ruh hallerinin iyileşmesinde ve okulda iyi notlar almalarında yardımcı olduğu gösterilmiştir.

Kaynak: Yalnızlığın gücü (The power of lonely)

Derinlemesine düşünmek için zaman ayırmamız önemli. Çözümleri genellikle, aramadğımız zamanlarda buluruz.

Bir gecede üretken olmayız. Hayattaki diğer herşey gibi, verimlilik emek gerektiriyor. Değişim, orada öylece oturup beklerseniz gerçekleşmez. Hepimizin vücudumuz hakkında daha fazla bilgi sahibi olması ve enerjimizi daha başarılı, mutlu bir yaşam için optimize etmek için yeni yöntemler bulması önemli.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yabancı dil öğrenmenin yaşı olur mu?

yeni bir dil öğrenmek, yabancı dil, Manşet, kaç yaşına kadar dil öğrenilir, ileri yaşta yabancı dil öğrenme

Bilimsel yargılar insan yaşı ilerledikçe öğrenme yetilerinin azaldığını kabul eder. Fakat ileri yaşlarda yabancı dil öğrenmeye başlayanların daha avantajlı olabileceğini gösteren araştırmalar da var. Peki, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? İşte bbc.com yazarlarından Sophie Hardach’ın düşüncelerinizi berraklaştıracak yazısı…

Yabancı dil en iyi hangi yaşta öğrenilir?

Küçük çocukların yabancı dil öğrenmeye daha yatkın olduğu ve daha kolay öğrendikleri görüşü oldukça yaygın. Ama veriler böyle demiyor.

Bilimsel araştırmalar, insanın dil ile ilişkisinin ömür boyunca nasıl geliştiği konusunda karmaşık açıklamalar sunuyor. Veriler, daha ileri yaşlarda yabancı dil öğrenmeye başlayanların daha avantajlı olabileceğini gösteriyor.

Hayatın farklı dönemlerinde dil öğrenmenin farklı avantajları var. Bebekken kulaklarımız seslere karşı daha duyarlıdır. 1-3 yaş arası çocuklar farklı aksanları hızla öğrenip taklit eder. Yetişkinlerin ise konsantre olma süreleri daha uzun olduğu gibi, okuma yazma gibi becerilere sahip olmak sadece yabancı dilde değil anadilimizde de kelime haznesini sürekli genişletme olanağı verir.

Yaşın yanı sıra sosyal durum, öğrenme yöntemleri, hatta dostluk ve arkadaşlık gibi etkenler kaç yabancı dil konuştuğumuzu ve ne kadar iyi konuştuğumuzu etkiler.

Edinburgh Üniversitesi’nde İkidillilik Merkezi yöneticisi gelişimsel dilbilimi profesörü Antonella Sorace’a göre, “Yaşla birlikte her şey kötüye gitmiyor”.

Sınıfta bir öğretmenin kuralları açıkladığı “bariz öğrenme” yönteminde, konsantrasyon ve hafıza kapasitesi ile bilişsel kontrol becerileri sınırlı olduğundan küçük çocuklar dil öğrenmede başarı gösteremez.

“Bu konuda yetişkinler çok daha iyidir. Yani yaş ilerledikçe bu özellik de gelişir” diyor Sorace.

İsrail’de yapılan bir araştırmada, yapay bir dil kuralını anlama ve bunu laboratuvar ortamında yeni kelimelere uygulama bakımından farklı yaş gruplarının performansı gözlendi.

Genç yetişkinler olarak adlandırılan 14-21 yaş grubundakilerin, 12 yaşındakilerden oluşan gruptan çok daha iyi performans gösterdiği, 12 yaşındakilerin de 8 yaş grubundan daha yüksek puan aldığı görüldü.

İngilizce öğrenen 2000 Katalan-İspanyol öğrencisi ile yapılan araştırmada da benzer sonuca varılmış, yabancı dil öğrenmeye daha ileri yaşlarda başlayanların daha genç yaşta başlayanlara kıyasla daha hızlı öğrendiği görülmüştü.

Araştırmacılar, daha ileri yaşta olan öğrencilerin, olgunlaşma ile gelen daha ileri düzeyde problem çözme stratejileri gibi becerilerden ve dil konusunda daha yüksek düzeyde tecrübe sahibi olmanın getirdiği avantajlardan yararlandığı sonucuna vardı.

Yani daha ileri yaşta olanlar hem kendileri hem de dünya hakkında daha fazla bilgi sahibi olduğu için, yeni öğrendiklerini bu bilgiyle daha kolay işleme koyabilir, yerli yerine oturtabilir.

Küçük çocuklar ise “örtülü öğrenme” konusunda çok iyidir. Yani yabancı dili konuşan kişiyi dinleyip taklit ederek öğrenirler. Ama bu öğrenme tarzı o dili konuşan kişi ile çok zaman geçirmeyi gerektirir.

2016’da İkidillilik Merkezi, Çin’in kuzeyinde konuşulan Mandarin dilinin İskoçya’daki ilkokullarda öğretilmesi konusunda İskoç hükümetine bir iç rapor hazırlamıştı. Haftada bir saatlik bir dersin beş yaşındaki çocuklar için pek fark yaratmadığı ifade ediliyordu. Ama o dili konuşan bir öğretmenle iki saatlik dersler, çocukların Mandarin dilinin temel taşlarını kavramasına yardımcı olabiliyordu. Bunlar arasında, yetişkinlerin zorlandığı tonlama gibi unsurlar da vardı.

Hepimiz doğal bir dil uzmanı gibi başlarız hayata. Dünyada konuşulan dilleri meydana getiren 600 sessiz harfi ve 200 sesli harfi işitiriz bebeklikte. Birinci yaşımıza bastığımızda beynimiz en sık duyduğumuz sesler konusunda uzmanlaşmaya, anadilimizde bir şeyler mırıldanmaya başlarız. Yeni doğan bebekler bile belli bir aksanla ağlar, anne karnındayken duydukları sesleri taklit eder.

Dilde uzmanlaşma, ihtiyacımız olmayan becerileri terk etmemize de neden olur. Japon bebekler ‘l’ sesi ile ‘r’ sesini kolayca ayırabilir. Oysa yetişkin Japonlar bunda zorlanır.

Yaşamımızın ilk yılları anadili öğrenme bakımından büyük önem taşır. Terk edilmiş veya izole tutulmuş çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar, konuşmayı erken yaşta öğrenmediğimiz takdirde bu boşluğun ileri yaşlarda kolaylıkla doldurulamayacağını gösteriyor.

Ancak yabancı bir dil öğrenme bakımından aynı durum söz konusu değil.

York Üniversitesi’nden psiko-linguist Danijela Trenkic’e göre, “yaşın birçok başka etkenle birlikte etkili olduğunu anlamak gerekir”. Çocukların yaşamı yetişkinlerden tamamen farklıdır. Bu yüzden çocuklarla yetişkinlerin dil becerilerini kıyaslarken “iki aynı türü kıyaslamıyoruz aslında”.

Trenkic başka bir ülkeye taşınan aile örneği veriyor. Bu durumda çocuklar yeni dili ebeveynlerden çok daha hızlı öğrenir. Bunun nedeni, okulda sürekli bu dili dinliyor olmaları olabilir. Ayrıca çocuklar arkadaş edinme, toplulukta kabul görme yoluyla sosyal olarak varlıklarını sürdürme bakımından dil öğrenmeyi daha büyük bir öncelik olarak görür. Oysa ebeveynler kendileri ile aynı dili konuşan diğer göçmenlerle sosyalleşme ihtiyacını giderebilir.

Trenkic’e göre, “duygusal bağ oluşturmak dil öğrenmede önemlidir”.

Yetişkinler de duygusal bağ kurabilir ve bu yalnızca o ülkenin dilini anadili olarak konuşan birileriyle arkadaşlık etmek şeklinde olmayabilir. 2013’te İtalyanca öğrenmeye çalışan Britanyalı yetişkinleri inceleyen bir araştırmada, diğer öğrenciler ve öğretmenle bağ kurmanın öğrenmekte güçlük çekenler açısından yararlı olduğu görüldü.

“Sizin gibi düşünen insanlarla bağ kurduğunuzda dili öğrenmek için daha fazla çaba gösterirsiniz” diyor Trenkic. “Bu çok önemli. Dili öğrenmek için yıllar harcamanız gerekir. Bunu yaparken sosyal bir motivasyon yoksa, çabayı sürdürmek oldukça zordur.”

Massachusetts Teknoloji Enstitiüsü (MIT) bu yıl internet üzerinden 670 bin kişi ile bir anket yaptı. Bir İngiliz gibi İngilizce gramer bilgisine sahip olmak için İngilizce öğrenimine 10 yaş civarında başlamanın en iyi sonuç verdiği görüldü. Daha ileri bir yaşta bu beceri azalıyordu.

Ancak zaman içinde kendi dilimiz de dahil yabancı dillerde iyileşme halinin devam ettiği de görüldü. Örneğin, kendi anadilimizin dil bilgisi kurallarını ancak 30 yaş civarında tümüyle öğrenmiş oluruz. Başka bir araştırmada ise orta yaşa kadar anadilimizde her gün yeni bir kelime öğrendiğimiz görüldü.

“İnsanlar bazen yabancı dil öğrenmenin en büyük avantajı nedir diye soruyor. Daha fazla para mı kazanacağım? Daha zeki veya daha sağlıklı mı olacağım? Ama aslında yabancı dil bilmenin en büyük avantajı daha fazla insanla iletişim kurabilmektir” diyor Trenkic.

Trenkic aslen Sırbistanlı. İngilizceyi 20’li yaşlarda İngiltere’ye yerleştikten sonra akıcı halde konuşmaya başlamış. Özellikle yorgun ve stresli olduğu anlarda hala gramatik hatalar yaptığını söylüyor.

“Ama her şeye rağmen, önemli olan şu ki İngilizce ile muhteşem şeyler yapabiliyorum. En iyi edebi eserleri okumanın zevkine varabiliyor, yayınlanabilir nitelikte yazılar yazabiliyorum.”

MIT’in testinde Trenkic, anadili İngilizce olan biri olarak nitelendirilmişti.

Yazar:  Sophie Hardach 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Para insanı nasıl değiştiriyor?

para ve insan, para insanı değiştirir mi, para, Manşet, araştırmalar

Çok para insanı değiştirir mi? Zenginlerin daha cimri ve az güvenilir olduğunu gösteren araştırmalar ne kadar doğru? İşte konuyla ilgili yapılan bir araştırmanın tüm detayları…

Bilimsel olarak araştırıldı: Para insanı bozuyor mu?

Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı, kişisel çıkar düşüncesinin ise arttığı doğru mu?

Üniversitelerin popüler konuları inceleyerek sosyal yaşantımıza ışık tuttuklarını bilirsiniz. Hayatınızda en az bir kere duyduğunuz ya da sorduğunuz bir konu üzerine Univercity of California Berkeley Üniversitesi’nde de bir grup uzun süren bir araştırma yaptı. Üniversite zengin olmanın insan üzerindeki etkilerini araştırdı ve “Para karakteri bozar mı?” sorusu deneklerle test edildi. Peki, burada ‘bozmaktan’ kasıt nedir? Amerika’daki çalışmada, insanların çok para karşısında davranışlarının değişip değişmediği araştırıldı. Paranın kurallara uyma, nazik olma ya da saygılı davranma gibi davranışları etkileyip etkilemediği incelendi. Sonuçlara bakalım…

Çalışmada önce deneklere Monopoly oynatıldı. Emlakçılık konulu ve zarla oynanan bu oyunda, tıpkı gerçek hayattaki gibi çeşitli yerler satın alarak; kiralama, inşa etme gibi ticari faaliyetlerde bulunup ekonomik olarak güçlü olmaya çalışırsınız.

Oyun bittikten 15 dakika sonra…

Oyuncuların bir bölümü yazı tura atarak, yani tesadüfi biçimde seçilerek, diğer oyunculara göre bazı avantajlara sahip oldu. Oyuna yaklaşık iki kat daha fazla parayla başladılar. Zengin seçilen oyuncular iki zar atarken, diğerleri ise tek zarla kaldı. Ve doğal olarak oyunu zengin başlayanlar kazandı. Gelelim oyun süresince gözlemlenen davranışlara… Zengin oyuncular piyonlarını oyun

tahtasına adeta vurarak ilerletti. Masadaki tabaktan daha çok kraker yediler. Abartılı başarı tepkileri gösterdiler. Fakir oyuncuya kaba ve duyarsız davranmaya ve sürekli ne kadar iyi oynadıklarını ifade etmeye başladılar.

İşin daha da ilginci ise, oyunun başında tamamen rastgele olarak zengin seçilenler, bunu bilmelerine ve oyunun hileli olduğunun açık olmasına rağmen, oyun bittikten 15 dakika sonra; nasıl başarılı olduklarını, mülkleri nasıl aldıklarını, kazanma şekillerini uzun uzun anlattılar. Yani onları başarılı hale getiren çift zar atma durumunu tamamen gözardı ettiler.

“Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil

Başka bir deneyde; deneklere 10 dolar verilerek, isterlerse bu parayı yabancılarla paylaşabilecekleri ve bu yabancıların bir daha karşılarına asla çıkmayacağı söylendi. Yıllık kazancı 25 bin dolar olan katılımcılardan paralarını başka bir kişiyle paylaşanların sayısı, yıllık kazancı 150 bin dolar ve üstü olan katılımcıların sayısına göre yüzde 44 oranında daha fazla oldu.

Ama benim favorim, arabalar üzerinde yapılan çalışma… Araştırmacılar sokağa çıktı ve araçlarının değerine göre insanların davranışlarını inceledi.

Amerika’da yaya geçidinde yayaların geçiş üstünlüğü vardır. Yapılan çalışmada bu kural kullanıldı. Bir yaya geçidinde karşıdan karşıya geçer gibi yapan bir yayaya kimlerin yol verip vermediği incelendi. Günlerce yapılan denemelerde ucuz aracı olan sürücülerinin yasayı çiğnemediği; pahalı araç sürülerinin yarısının ise yasayı çiğnediği görüldü.

Daha birçok çalışma ve deney yapan ekibin bulgularına göre, varlıklı bireyler müzakerelerde yalan söylemek, iş yerinde kasadan para çalmak gibi etik olmayan davranışları onaylamaya ve rüşvet almaya daha yatkın. Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı ve kişisel çıkar düşüncesinin arttığı da bir başka sonuç.  Ancak “Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil. Paul Piff’e ait bu çalışmanın detaylarını kişisel web sitesinde detaylı inceleyebilirsiniz.

Kaynak: www.milliyet.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Uykuya dalarken düşme hissi yaşıyor musunuz?

uykuya dalarken düşme hissi, uyku, hipnik seğirme

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Peki, bu his neden oluşur? Bu hissi yaşayanlar ne yapmalı? İşte yanıtı…

Uykuya dalarken düşme hissi neden oluşur?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür, ama neden?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Oldukça yaygın olan bu hisse beyindeki iki bölgenin kontrol çatışması neden oluyor.

Bunu bir rüyanın parçasıymış gibi algılıyorsak boşlukta düşüyormuş hissi oluşur; buna hipnik seğirme denir. Beynimiz uyku için çevreyle bağlantısını keserken ortaya çıkan bir çatışmanın göstergesidir bu.

Uykuda vücudumuz felç olmuş gibidir ve dış dünyadaki olaylara duyarsız hale geliriz. Ama kas kontrolümüz düğmeye basılmışçasına durmaz.

Beynimizde adlı bölge nefes alma gibi temel fonksiyonları kontrol eder ve tetikte olma duygusunu hissettirir bize.

Öte yandan görmeyle ilgili (optik sinir önündeki bölge) ise yorgunluğu düzenler.

Uykuya dalma sırasında retiküler aktivasyon sistemi vücudumuzun kontrolünü elden bırakırken ventrolateral çekirdek denetimi ele alır. Bu yavaşça kısılan bir lamba düğmesi gibidir, ama her zaman pürüzsüz işlemeyebilir.

Uyanıklığı sağlayan enerji kalıntıları ani yükselişe geçtiğinde seğirme hareketleri görülür. Fakat bunun nedeni tam olarak bilinmiyor. Hızlı göz hareketlerinin tersine bu seğirmelerin rüya gören beyinle bir ilgisi yoktur. Bundan ziyade günün son kalıntıları gibidir.

‘Patlayan kafa sendromu’ adı verilen ve insanın kafasının içinde bomba patlıyormuş gibi sesler duymasına neden olan tuhaf rahatsızlıkta da benzer belirtiler görülür. Beynin uyanık ve uykuya geçen kısmı arasında bir kontrol mücadelesi vardır ve bu şimşek çakması gibi ışıklar görmeye ve yüksek sesli patlamalar duymaya neden olur.

Bazı ileri vakalarda bu olgu aşırı uykusuzluğa ve hatta bedenin bilinmez güçler tarafından ele geçirilmesi iddialarına bile neden olmuştur.

Fakat genel olarak burada endişe edilecek bir durum yoktur. Uykuya dalma anında ortaya çıkan ilginç bir çatışma halinden ibarettir.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND