Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Nasıl ‘başarısız’ olunur!

Başlığı okuyup 1 Nisan şakası yaptığımızı sananları baştan uyaralım: Bu bir şaka değildir! Başarıya giden yolda sık sık tökezliyorsan, hayallerin hep hayal olarak kalıyorsa ’ben nerede yanlış yapıyorum’ diye sormanın zamanı gelmiş demektir: Başarısızsan bir değil, bir çok nedeni vardır! Ama unutma ki hatalarından dönmek için hiçbir zaman geç değildir…

Sıkça sorulan bir soru vardır: Başarı ya da başarısızlığın ölçütü nedir? diye. Ve bu soruya verilen cevaplarda birçok kural sıralanır. Fakat gerçekte kendin için öyle kurallar koymalısın ki bunları uyguladığında başarının garantisi; öyle bir kuralsızlık içinde yaşamalısın ki, bu kuralsızlığın da başarısızlığının garantisi olsun!

Kendime ilk olarak şu soruyu sormalıyım; ”ben kime göre ve neye göre BAŞARISIZIM?..” Sonrada “5 N Programı”nı hatırlayarak bir bir şu soruları sormaya devam etmeliyim:

Başarısız olmak Ne demektir?., Ne zaman başarısız olunur? , Niçin başarısız oluyorum?,

Nasıl Başarısız O-lu-yo-ruz? ve Neden Başarısız Olunur ?

İşte, sizlere nasıl başarısız olunacağına dair bazı ipuçları;

1) Fırsatların farkında olmadığın oranda başarısız olursun…

“Fırsatların sayısı, onları görecek insan sayısından çok daha fazladır.”(EDİSON)

2) Tutarsız, Sabırsız ve Aşırı Kaygılı Olduğun Müddetçe Başarısız Olursun.

“Sabırla sorunların üzerine gidiniz. Çünkü sonuçta başarının anahtarına sahip olacaksınız.”

Kabiliyet tek başına başarıyı getirmez. Dünya kabiliyetli, ama başarısız insanlarla doludur. Zeka başarıyı getirmez, yeryüzünde bazı eğitimli işsizler, başarılı insanların kapılarında güvenlik görevlisi olmak için çoktan kuyruğa girdiler…

3) Başarısız olmak için; salon, yatak odası,mutfak yada hol veya antrede çalışmalısın. Böylece ayrı bir çalışma odasına yada özel bir çalışma masasına (yani,iş tezgahına) ihtiyaç duymamış olacaksın.

Ayrıca, ders çalışmak için oturduğunda asla çalışmaya başlamama.Uzun bir zamanını hayallerle geçir.İlham gelmesini bekle ve o ilham bey gelmeden sakın çalışmaya başlama. Gerekirse onun gelmesi için yapman gereken o anki işlerini bir gün ve hatta bir hafta ertele. Nasıl olsa önünde, geleceğini geldiği zaman anlayacağın daha çok zamanın var.

Ayrıca, en önemli zamanlarını;

-Seni kendisine bağlayacak, hatta bağımlı kılacak televizyon dizilerini izleyerek,

-Günde ortalama dört saatini müzik dinleyerek,

-Hatıralarına, hatırı sayılacak kadar çok zaman ayırarak yada

-Ne kadar başarısız olduğunu düşleyerek değerlendir…

-Sakın ha!.. Masa başına oturuyor olsan da ders çalışmaya başlama. böyle yaşarsan gerçekten başarısız olabilirsin!..

4) Eğer ders çalışmaktan sıkılıyorsan, dersten derse, konudan konuya atlamalı, çalışıyor gibi görünmelisin…

Bir dersin konusuna başlar başlamaz, onu sıkıcı bulup hemen bir başka dersin konusuna misalen başlamalısın…Sadece dakikalarını değil, sınırlı olan saatlerini de çekirge gibi konudan konuya atlayarak geçirmelisin…Çünkü, senin çalışma menün bir başkasından farklı olmalıdır.Bunu başarınca başarısızlık yaşayacağına inanabilirsin.

“Dün yaptığınız şey size hâlâ çok iyi görünüyorsa, bugün yeterli değilsiniz demektir” (E. Wilson)

5) Nasıl olduğunuza inanıyorsanız, o inancınıza göre davranırsınız”

Bilmelisin ki, ”başarısız olacağına inanıyorsan, başarısız olursun..”Şimdi söyle bakalım ayna karşısında duran saygıdeğer genç ya da ergen!..Sen, kendinin nasıl olduğuna inanıyorsun?.. Kendini nasıl Görüyorsunuz?.. Duygularının Farkında mısın? Duyguların mı sana hakim, yoksa sen mi duygularına hakimsin?..

6) Kendin ile ilgili olumsuz düşünüyorsan başarısız olursun… Yenilebilirsin, kaybedebilirsin… Önemeli olan her şeye rağmen hayata olumlu bakabilmendir. Fakat, akıbetinin illa da başarısızlık olmasını istiyorsan, hep lekelere odaklanmalı ve her şeye rağmen olumsuz düşünmelisin…

Unutmayalım ki; “insan ne olduğunu düşünüyorsa, o dur!…” Ve Hindistan’lı Bilge ne de güzel söylemiş;

“Söylediklerinize dikkat edin, düşüncelere dönüşür. Düşüncelerinize dikkat edin, duygularınıza dönüşür.

Duygularınıza dikkat edin, davranışlarınıza dönüşür. Davranışlarınıza dikkat edin, alışkanlıklarınıza dönüşür. Alışkanlıklarınıza dikkat edin, değerlerinize dönüşür. Değerlerinize dikkat edin, karakterinize dönüşür. Karakterinize dikkat edin kaderinize dönüşür.” (Gandi)

7) Çalışmaya otururken ihtiyacın olan malzemeleri yanında bulundurarak kendini rahata alıştırmamalısın.

Kalem ihtiyacın mı var, kalk kalem almaya git. Silgi ihtiyacın mı var, kalk silgi almaya git.. Tuvalet ihtiyacın mı var,kalk ve gir. Sakın,yarım saatten öncede çıkma. Nasıl olsa “kabız ya da ishal olduğunu” söylemek gibi bir gerekçen olabilir. Gerekirse olmayan başarı hayallerini de o zaruret mekanında bol bol kurabilirsin…

Su ihtiyacın mı var? Mutfağa gitmeden,zaman hırsızları “TV beyi!” yokla, sinsi internetle bir merhabalaş…Biraz zor dönersin seni hasretle bekleyen ve senin başarın için gerekli bütün hazırlıklarını saygıyla yapmış olan çalışma masana yani, iş tezgahına…

Oyalanabildiğin kadar oyalan, Zamanını “gel – git” ve “getir – götürler” le geçir…Geçir ki, zaman denilen ve bitmeyecek sandığın o muhteşem sermayen bitiversin…

Kısacası, ihtiyacın olan her bir şey için kalk, otur; git, gel!..Böylece zamanının nasıl geçtiğini çok geç anlamış olursun.. O zaman da zaten iş işten geçmiş ve ortada yapacağın bir işte kalmamış olacaktır. Bu nedenle sık sık masandan kalkarak ihtiyaçlarını tek tek alıp getirmelisin…Tabi ya, başka türlü nasıl başarısız olabilirsin?..

Ancak,”unutma, kaybedeceğin dakikaların bütün bir gün zararını çekersin”

8) Ya sadece kendini iyi yönlerinle, ya da sadece olumsuz yönlerinle değerlendir ve tanımla…

Olumsuzluklarının, eksiklerinin olabileceğini asla kabullenme. Ya da bunun tam tersi olarak sadece olumsuz, yetersiz veya kötü olarak gördüğün özelliklerinden ibaret bir insan olarak kendini gör, bu yönlerinle kendini tanımla…Eğer, böyle yapabilirsen tam bir içtenlikle başarısız olacağına tereddütsüz inanabilirsin.

Oysa ki insan, olumlu ve olumsuz, iyi ve kötü, zayıf ve güçlü, güzel ve çirkin, başarılı ve başarısız ve hatta eksik ve tam olan bütün özellikleriyle bir bütündür. Hatta tüm özellikleri ile, tüm varlıkların içerisinden seçilmiş, değerlinin değerlisi bir varlıktır, insan…

Yoksa sen kendini böyle mükemmel, hayatta ve kainatta olan her şeyin en güzel olanlarına layık, yaratılmış olan tüm varlıkların en değerlisi, en seçkini olarak görmüyor musun?..

Kabul et ya da etme, farkına var veya varma; sen gerçekten böyle bir varlıksın…Haydi, durma kendi gerçeğinden kaçmaya devam et!..Devam etki, başarılı olman gereken bir çok yerde ve alanda başarısızlık yaşaman kesin bir sonuç olsun…

Ve sakın H. Ford, Edison, E. Cariso, E. Zola, B.Disraeli ve daha yüzlerce başarılı insanın “hayata yenilmiş ve başarısızlıklara yaşayarak başlamış oldukları” na da inanma…

9) Çalışırken yada ders dinlerken not tutmak gibi bir tembelliğe kendini alıştırma.

Eğer not tutarsan hatırlaman gerektiğinde sahip olduğun zihinsel gücünü aktif şekilde kullanman gerekecektir. Oysa ki, başarısız olmak için böyle bir çabaya ne gerek var?..

Fakat yine de; “Bir şeye ait her şeyi öğrenin; her şeye dair bir şeyler bilin” (V. Dyke)

10) Eğer, bugün yapman gereken işlerini yarına ertelemeyi alışkanlık haline getirmeye başladıysan, başarısız olursun…

Başarısız insanların ortak denilebilecek bir özelliği de; bugün yapmaları gereken bir işleri varsa onu yarına, öteki haftaya, diğer aya ertelemeleridir…Hatta, başarısızlıkları garanti olsun diye bir sonraki yıla ertelemek gibi hüner denilemeyecek bir hünere sahip olmalarıdır. Sende de, bu türden, türü nadir olan bir hüner varsa, başarısız olabileceğine kendini alıştırabilirsin…

11) Çalışırken kendine sık sık dinlenme arası ver.

Hatta dinlenmek için ayırdığın süre, çalışmak için ayırdığın süreden daha fazla olsun. Ne gerek var ders çalışma masasında vaktini nakite dönüştürmeye ve daha iyi olmak için çaba göstermeye…

Zaten, “Daha iyi olmaya çalışmayan iyi olarak da kalamaz” (O. Cromwell)

12) Önyargılarından kurtulamadığın sürece başarısız olursun.

Matematik mi? “Asla, başaramam!..” ya da “filan dersten, falan konudan hiç anlamam!..” gibi bazı ders yada konulara ilişkin içselleştirdiğiniz ve adeta kronik hale getirdiğiniz önyargılarınız…

Aslında, olumsuz deneyimlerini, istenmeyen ve beklemediğin başarısız yaşantılarını birer hayat deneyimi olarak görüp, önyargıya dönüştürmemelisin?”

Sen illa da, ”başarısız olmak” gibi senin için kesin olarak yasak olan bir tercihi tercih ediyorsan; zaten bazı alanlarda, derslerde ya da konularda başarılı olamayacağına dair, “kronik bir önyargı”ya sahipsin, demektir. Ve bu önyargının etkisiyle yenilgiyi, yenilmeden kabullenmiş olursun.

Zaten başarısız deneyimlerin başarıya giden yolda birer yol işareti olduğunu fark edemeyen; güçlü onca özelliği olmasına rağmen, karamsar bir duygu haliyle kendisini zavallı olarak algılayan, ey başarısız (!)…Hala inadım, inat!” diyemezsin.

Geçmişte onlarca hüneri göstermiş sen, yaşadığın sürece mülkiyeti sana ait olan o mübarek kafanı iki elinin arasına alarak, silkin ve gerçeğe uyan…Önüne koyduğun yeni zirvenin yürüyüşüne de derhal başla…Ha!.., ”başlamak da istemiyorum, bitirmeye de niyetli değilim” diyorsan; otur, otur iyi gelir…

13) Kararlarının sorumluluğunu üstlenmediğin sürece başarısız olursun…

“Olumsuz durumların bir son noktasının olacağını bil ve bu nedenle kendi kararlarının sorumluluğunu almaktan asla çekinme!..”

Kazanmak ve başarmak senin temel sorumluluğundur. Sorumlu olduklarına karşı, sorumsuzca davranmak gibi bir hakkın yoktur. Yetkin ise hiç yoktur. Çünkü, kendine karşı olan sorumluluklarını gerçekleştirdiğin takdirde öncelikle daha mutlu olabilirsin. Buna rağmen sen, mutlu olmamayı tercih etmekte hâlâ ısrarcı mısın?

“Önemli olan kaybettiklerin değil, kazandıklarındır. Kendi işlerinin sorumluluğunu aldığın sürece kazanmaya yakın olur ve başarırsın”.

Eee, zaten başarıya yatkınlığında vardı. Öyle ise ne duruyorsun? Anlıyorum, sen zaten durmak için duraklamıştın. Hem de hiçbir işaret levhasını önemsemeden… Sahi, kendi başarın için yürüdüğün, “kendi başarı yolu”nda yer alan bütün işaret levhalarını bir bir devre dışı bırakan da sendin… Amacına ilişkin bir açıklama yapamasam da başarısızlığı yaşamaya azmettiğini hatırlıyorum.

Madem ki, başarısız olmak istiyorsun, o halde sakın ola kendi geleceğin ve yaşamınla ilgili “hiçbir sorumluluğu almayasın. Nasıl olsa senin işlerini, senin adına yapacak birileri var!

Evinizde anneni hizmetkar, babanı ihtiyaçların için şifresiz ve kartsız hizmet veren bir ATM olarak gördüğün müddetçe başarısız olmayı gerçekten hak ediyorsun demektir…

14) Önünde bir hedefin yoksa başarısız olursun…

Unutma!.. Eğer bir kişinin geleceğe ilişkin hayâl ve idealleri yoksa, çalışması için bir nedeni de yoktur. Unutmayalım ki, “bizi biz yapan ümitlerimizden çok, amaçlarımızdır!…”

O halde, senin hedefin ne? Ve sen bu tempoyla, o hedefine ulaşacağına gerçekten inanıyor musun?.. “Herkes “başlayabilir” ama ancak güçlü irade sahipleri “bitirilebilir!” (E.S.Jones)

Ve tüm güçlü irade sahiplerinin ortak yönlerinden birisi; her zaman bir hedeflerinin var olmasıdır!…Oysa başarısız olmak istiyorsan, sakın ola ki; kendine kısa, orta ve uzun dönemli bazı yaşam hedefleri belirleme ve o hedeflere ulaşmak için de, yapman gerekenleri adım adım uygulama çabasını da gösterme…Başı boş,amaçsız ve idealsiz bir şekilde,rasgele ve gelişigüzel yaşamak dururken; hedef senin neyine?..Başarısız olman için ne yapman ya da yapmaman gerekiyorsa mutlaka onları yap…

15) Çalışmadığın, çaba harcamadığın sürece başarısız olursun .

“Ben çalışmadan da başarılı olurum” , diyenlerden misin? Oysa ki, şu bir gerçek;

“Başarının, ”çalışma”dan önce geldiği tek yer “sözlük” tür. ” (Vidal Sason)

“Başarının bir anahtarı yoktur. Çünkü, başarıya açılan kapılar zaten hiçbir zaman kilitli değildir”

Yoksa sen halen başarı kapısının anahtarını mı arıyorsun? Sen sen ol, başarıya açık olan kapılardan içeriye girme!.. Hatta açık olan başarı kapıları sanki kapalıymış gibi davran… Ne bileyim,başarıya açık olan kapıların anahtarlarını aramak gibi akla uzak bir şeyleri yap.

Çözüm değil, problem üret. Zaten üretim yapılması acil ihtiyaç…Ehil ve güçlü olduğunu düşündürecek bir şeyler yapma. Zayıf ve beceriksiz olduğunu düşündürecek tarzda davran…Karşılaşacağın başarısızlıklar karşısında kendini masum göster, suçluyu dışarıda ara. Anneni, babanı, okulunu, öğretmenlerini, sistemi, hatta en yakınındaki dert ortağını, kankanı bile suçla. Mademki, ulaşılan sonucun bir nedeni var, o nedenin sen olmadığını kanıtlamak için her yolu dene…Geniş ufkunla sonuca böyle bak…Duruma böyle bakmazsan, başka türlü nasıl başarısız olabilirsin!..

16) Belli bir çalışma düzenin, yani yöntemin yoksa başarısız olursun.

Program, katı ve sıkıcı kurallar koymanın adı değildir…Esnek ve uygulayabileceğin şekilde ve kendine göre zamanı planlayabilmendir. Yolunu açık görüyorsan, yürüyüş kurallarını biliyorsan ve yürümeye başlayabiliyorsan, hedefine ulaşabilirsin!..Çünkü, bütün bunları başarıyor olman; bir düzen oluşturduğunun ve kendine ait bir yöntemin olduğunun göstergesidir. Aynı zamanda başarılması ve yapılması zor görünenleri, zorluk derecesini önemsemeden başarabileceğinin de kanıtıdır…

Oysa sen, planlı çalışmak, metotlu ve sistemli olmak gibi başarıya götüren, “başarılı bireyler”in alışkanlıklarını edinmekten uzak durmalısın…Başarısızlık, ancak böyle durumlarda yaşanabilir…

17) Doğru zamanda,doğru kararlar almadığın sürece başarısız olursun.

“Doğru zamanda doğru karar = BAŞARI’dır”

Doğru bir zamanlama ile doğru ve uygulanabilir kararlar almanı ayakta alkışlıyorum… Ancak, senin ise, böyle bir başarıya değil, neticesi “başarısızlık” olan bir karara ihtiyacın olmalı… Bu nedenle eğer gerçekten başarısız olmak istiyorsan, mutlaka yanlış zamanda yanlış kararlar almalısın…

18) Öğrenmen gereken bilgileri öğrenmek ve kavraman gerekenleri anlamak için, bir çaban olmadığı gibi, içinde bir merak da yoksa başarısız olursun.

Eğer, başarısızlıklarla dolu bir yaşam arzuluyorsan ve bunun için bir reçete istiyorsan, işte o reçetede yer alacak ilk madde, “sürekli bir öğrenme ve anlama merakından uzak durman” dır. Nasıl olsa başarısız olmayı arzuluyorsun, o halde öğrenmen gereken bir şeyleri ve hatta çok şeyleri bilme ve anlama merakından derhal vaz geçmelisin…Böylece,başarısız olmayı gerçekten başarmış olursun… Öğrenmen gerektiğine inanıyorsan, öğrenirsin. Anlayabileceğini hissediyorsan anlarsın… O halde eğer öğreniyor ve anlıyorsan daha ne istiyorsun… Ha, illa da başarısız olmayı mı istiyorsun?.. Öğrenebileceğine inanma, anlayamayacağını anla!.. Gerisi gelecektir…

19) Zamanı değerlendiremiyor ya da nasıl değerlendireceğini bilemiyorsan başarısız olursun…

“Ahmaklar zamanı nasıl öldüreceğini, akıllılar ise nasıl kazanacağını düşünür”. ( Alain)

“Hayatınızı seviyorsanız zamanınızı boşa harcamayınız, çünkü zaman hayatın kendisidir”. (Benjamin Franklin)

“Zaman büyük bir öğretmendir, yalnız ne yazık ki daima öğrencilerini öldürür.”(Curt Goertz)

“Zamanlarını en kötü şekilde kullananlar, en çok, zamanın kısalığından şikayet ederler.” (La Bruyere)

Sen bu özlü sözlerin ”özü”ne takılma, kafana göre takıl… Mutlaka hak ettiğin sonucu yaşarsın…

20) Gün içinde en zinde, en uyanık olduğun saatlerini kendi asıl işlerine mi, yoksa sıradan bir şeylere mi ayırıyorsun? Sahip olduğun ve sadece sana ait olan zamanın kontrolü sende mi?.. Yoksa, sana rağmen, sana ait olan zamanını senin dışında birileri mi yönetiyor?…

“Zamanın öldürülmesinin basit örneği, telefon konuşmalarıdır”.(Rinehart)

Sen, sen ol sakın zamanını sana değer katacak ve geleceğine yatırım olacak şeyler için değerlendirme. Nasıl olsa zaman mutlaka geçer ve biter… Sana verilmiş olan zaman dilimi de bir gün bitecek ve geçip gidecektir…Ancak, madem ki başarısız olmayı bir kere kafana koydun; o halde sınırlı olan zamanını dolu dolu ve anlamlıca geçirmek gibi bir yanlışa düşme.

Bırak kendi haline zamanını…Boş boş geçsin,boşa geçsin. Sen de, bu durumda başarısızlığının keyfini doya doya yaşamış olursun(!)

Yok efendim, “vakit nakitmiş”. Senin nakit ihtiyacın yok ki, nasıl olsa anlık düşünüyor, anlık yaşıyor ve hem de cüzdanını kabartan prestijli onlarca kartla taksit taksit geçinip gidiyorsun… Harca harca, kendinden tüket, kendini tüket. Nasıl olsa, başarısızlığı başarmaya azmetmişsin…Var mı senden daha başarısızı?..

“Zaman öldürmek en pahalı harcamadır.”(Balzac)

Doya doya yaşa başarısızlığını,başaramamış olmanın gerginliği ve pişmanlığıyla…

“Geçmiş veya gelecek yoktur. Sonsuz bir şimdi vardır” (Cowley)

Lütfen, zamanını öyle şeylerle değerlendir ve doldur ki, sonuçta başarı uzağında kalsın, başarısızlık yanı başında olsun!..

Sonuç Olarak;

Başarı için gerekli ve zorunlu olan her şeyin tersini düşünüp, uyguladığın an yüzde yüz “başarısızlık karnen” elinde olacaktır… Ve “Bittiğinde mutsuz olduğunuz gün, BAŞARISIZ bir gündür.”

* Bu konu başlığı yazarın, (Akademik Kitaplar tarafından basılan) “Kim Galip Gelecek, Sınav mı, Sen mi?” isimli kitabında ayrı bir bölüm olarak ele alınmıştır…

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND