Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Narsist sevgiliyi neresinden tanırsın?

Bir kişinin narsist olup olmadığını anlamak sanıldığı kadar kolay değil. Hele de bu kişiye karşı karşı konulmaz duygularınız varsa! Bir narsitle birlikte olmak bitmeyen bir çaba gerektirir. Bir yandan mesafe isterler, bir yandan sahip olmak…

ruhsal sıkıntılar, narsizm, narsist kişilik bozukluğu, narsist insanların özellikleri, fazla şımartma, bağımlılık

Ne olursa olsun bir narsistle birlikte olmak büyük bir çaba gerektirir ve yorucudur. Çünkü onları tek ilgilendiren şey kendilik değerlerini yükseltmektir. Bir yandan duygusal yakınlığı, mahremiyeti istemezler, diğer yandan çok kıskançtırlar ve sevgililerinin sahibi olmak isterler… Gerçek aşkı yaşayamazlar.

Paris Hilton 2007 yılında ehliyetsiz araba kullanmak suçundan birkaç gün cezaevinde kalıp çıktıktan sonra, olgunlaşmış bir ses tonuyla basın mensuplarına şöyle söylemişti: “Durmadan beni izleyen bir sürü genç kızdan sayısız mektup aldım. Belli bir sorumluluğum olduğunu fark ettim. Bu nedenle bundan sonra iyi bir imaj çizmeye gayret edeceğim.” Bir ay sonra paparaziler tarafından sarhoş olarak fotoğraflandığında üzerinde kendi fotoğrafı basılı bir tişört vardı.

İnsanın kendini sevmesi ruhsal sağlığı açısından çok önemlidir. Kim kendini sever ve olduğu gibi kabul eder, başkalarını da sevebilir. Bu anlamda Paris Hilton’un kendini sevmesini sağlıklı bir kendilik bilinci olarak kabul edebilirdik; eğer çeşitli basın organlarında çıkan konuşma ve söyleşilerinden kafasında kendinden başka hiçbir canlıya yer olmadığını öğrenmemiş olsaydık.
Tanıştığınızda sizi etkileyen insanlardır narsistler. İlk bakışta çok çekicidirler. Çünkü modern dünyanın başarı ve değer olarak gördüğü her şey onlarda var gibidir. Para, karizma, espri gücü, karşısındakini etkileme kabiliyeti. Etrafındakilerinin sempatisini çok kısa zamanda kazanırlar.
Ama onları yakından tanımaya başladığınızda, bu olumlu tablo değişmeye başlar. Başlangıçta büyüleyici bulduğunuz kişinin yalnızca kendinden, başarılarından bahsettiğini görür, başkalarının onayına ne kadar çok ihtiyaç duyduklarını fark edersiniz. Başkaları olmadan yaşayamazlar. Ne kadar iyi olduklarını onlara söyleyen birileri olmadan kendilerini bir hiç gibi hissederler. Ama bu bağımlılıklarını da büyüklenmeci bir havada yaşadıklarından, teşekkür etmek, minnettar olmak, karşılık olarak iltifatta bulunmak akıllarından dahi geçmez. Yalancı bir bağımlılık gibidir onlarınki.

Olumlu yorumları haklarıymış gibi doğal karşılayıp, en ufak eleştiriye kızgınlık ve geri çekilmeyle tepki gösterirler. Büyüklenmeci tavırları doğrultusunda etraflarına suskunluktan bir duvar örüp adeta şu mesajı verirler: “Benim için bir şey ifade etmiyorsun, sana ihtiyacım yok!” Bu tip narsistler çoğunlukla erkeklerden çıkar ve büyüklenmecilik, kırılganlık, mesafelilik, empati yoksunluğu gibi özelliklerinden tanınırlar. Kendilerini başkalarının yerine koyup, duygularını anlama becerisi gösteremezler.
Başka bir narsist tipse ilk bakışta fark edilmez. Çünkü ön sırada durmamaya özen gösterirler. Uyum sağlamaya çalışırlar. Başkalarının istek ve arzuları onlar için daha önemlidir, alttan alırlar ve ilişkide bulundakları insanı idealize edip, gözlerinde büyütürler. Karşılarındakini kontrol etme yöntemleridir aslında bu. Bağımlı narsist olarak tanımlayabileceğimiz bu tür narsistler kadınlar arasından daha çok çıkar. Ama bu alttan almacı tavır sadece görüntüdedir. Büyüklenmeci tavırları başka biçimde ortaya çıkar. Erkeklerinin kariyer basamaklarını hızla çıkmaları için ellerinden geleni yaparlar. Onların yükselmesi kendi önemlerinin artması anlamına gelir çünkü. Görünüşte kendilerini adamaları bir aldatmacadan ibarettir. İşler yolunda gitmediğinde gemiyi ilk terk eden onlardır.

Ne olursa olsun bir narsistle birlikte olmak büyük bir çaba gerektirir ve yorucudur. Çünkü onları tek ilgilendiren şey kendilik değerlerini yükseltmektir. Bir yandan duygusal yakınlığı, mahremiyeti istemezler, diğer yandan çok kıskançtırlar ve sevgililerinin sahibi olmak isterler. Kendisinin sudaki yansımasına aşık olan Narkissos gibi onlar da gerçek aşkı yaşayamazlar. Çünkü gerçek aşk, ötekiyle ilgilenebilme, şefkat gösterebilme, dinleyebilme, teşekkür edebilme ve uzlaşabilme becerisi ister. Yani narsistlerin yapamadıklarını. Bir narsist ilişkide bulunduğu insan için önemli olan tarihleri bilmez, randevularını unutur, sevgilisinin ailesinin nasıl olduğunu merak etmez ve bir tartışma çıktığında kendilerini korumak için dikkat çekici bir biçimde suskunlaşır, adeta dilsizleşirler. Karşılarındakilerin ihtiyaçlarını karşılamak bir yana, ihtiyaçları olduğunu bile fark etmezler çoğu zaman. Kin tutarlar ve intikam almaya yönelik bir davranış biçimi geliştirirler. Rahatlık ve uzlaşmacı gibi görünen maskelerinin arkasında intikam planları yaparlar. Bütün bu karakter özellikleri göz önünde bulundurulduğunda söylenebilecek tek şey vardır: “Narsistlerden uzak durunuz!” Narsist biriyle girilecek ilişki en başından başarısız olmaya, mutsuzluk kaynağı olmaya mahkumdur. Bu nedenle en baştan narsist biriyle ilişkiye girmemek yapılabilecek en doğru şeydir. Ama herkes bir narsisti hemen tanıyabilecek psİkolojik bilgiye sahip olmadığına göre ne yapacağız?
Bir narsistle birlikteysek ne yapabileceğimizi, onlarla kendimize en az zarar gelecek bir ilişkiyi nasıl sürdürebileceğimizi gelecek haftaki yazımda anlatacağım.

Narsistik kişiklik yapısının psikolojik nedenleri

Neredeyse bütün ruhsal sıkıntılar gibi narsizmin de kökeni çocukluktadır

Fazla şımartma: Anne baba için çocukları en zeki, en başarılı çocuksa, söylediği yaptığı her şey büyük bir gururla kabul görüyorsa, çocuğun öğreneceği şey anne babanın sevgisini kazanmanın tek yolunun onların beklentileri doğrultusunda bir insan olmaktır. Bu tür anne babalar çocuklarıyla gurur duyup her yerde onların başarı hikâyelerini anlatırken, çoğunlukla çocuklarına karşı mesafeli ve soğukturlar.

Bağımlılık: Bazı anne babalar çocuklarına hiçbir özgür alan bırakmaz, kendi başlarına karar almalarına izin vermezler. Kendi ihtiyaç ve isteklerinin, çocuklarının ihtiyaç ve isteklerine denk düştüğüne inanırlar. Çocuk kendi becerilerini, kendi ihtiyaç ve arzularını tanıma fırsatı bulamaz. Bu anlamda anne babaya, yani ötekine bağımlıdır. Hangisi olursa olsun sonuçta çocuk kimseye güvenemeyeceğini, korkularıyla başa çıkmada ve ihtiyaçlarını gidermede yalnız olduğunu öğrenir. Bilir ki ne yaparsa yapsın, anne babadan, yani ötekinden bir ses gelmeyecektir. Hayatta kalabilmek için düsturu şu olur: “Size de kimseye de ihtiyacım yok. Size güvenmiyorum!”

Yazar: Psi.Dr.Alper Hasanoğlu
Kaynak: www.yoneticilikokulu.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Para insanı nasıl değiştiriyor?

para ve insan, para insanı değiştirir mi, para, Manşet, araştırmalar

Çok para insanı değiştirir mi? Zenginlerin daha cimri ve az güvenilir olduğunu gösteren araştırmalar ne kadar doğru? İşte konuyla ilgili yapılan bir araştırmanın tüm detayları…

Bilimsel olarak araştırıldı: Para insanı bozuyor mu?

Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı, kişisel çıkar düşüncesinin ise arttığı doğru mu?

Üniversitelerin popüler konuları inceleyerek sosyal yaşantımıza ışık tuttuklarını bilirsiniz. Hayatınızda en az bir kere duyduğunuz ya da sorduğunuz bir konu üzerine Univercity of California Berkeley Üniversitesi’nde de bir grup uzun süren bir araştırma yaptı. Üniversite zengin olmanın insan üzerindeki etkilerini araştırdı ve “Para karakteri bozar mı?” sorusu deneklerle test edildi. Peki, burada ‘bozmaktan’ kasıt nedir? Amerika’daki çalışmada, insanların çok para karşısında davranışlarının değişip değişmediği araştırıldı. Paranın kurallara uyma, nazik olma ya da saygılı davranma gibi davranışları etkileyip etkilemediği incelendi. Sonuçlara bakalım…

Çalışmada önce deneklere Monopoly oynatıldı. Emlakçılık konulu ve zarla oynanan bu oyunda, tıpkı gerçek hayattaki gibi çeşitli yerler satın alarak; kiralama, inşa etme gibi ticari faaliyetlerde bulunup ekonomik olarak güçlü olmaya çalışırsınız.

Oyun bittikten 15 dakika sonra…

Oyuncuların bir bölümü yazı tura atarak, yani tesadüfi biçimde seçilerek, diğer oyunculara göre bazı avantajlara sahip oldu. Oyuna yaklaşık iki kat daha fazla parayla başladılar. Zengin seçilen oyuncular iki zar atarken, diğerleri ise tek zarla kaldı. Ve doğal olarak oyunu zengin başlayanlar kazandı. Gelelim oyun süresince gözlemlenen davranışlara… Zengin oyuncular piyonlarını oyun

tahtasına adeta vurarak ilerletti. Masadaki tabaktan daha çok kraker yediler. Abartılı başarı tepkileri gösterdiler. Fakir oyuncuya kaba ve duyarsız davranmaya ve sürekli ne kadar iyi oynadıklarını ifade etmeye başladılar.

İşin daha da ilginci ise, oyunun başında tamamen rastgele olarak zengin seçilenler, bunu bilmelerine ve oyunun hileli olduğunun açık olmasına rağmen, oyun bittikten 15 dakika sonra; nasıl başarılı olduklarını, mülkleri nasıl aldıklarını, kazanma şekillerini uzun uzun anlattılar. Yani onları başarılı hale getiren çift zar atma durumunu tamamen gözardı ettiler.

“Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil

Başka bir deneyde; deneklere 10 dolar verilerek, isterlerse bu parayı yabancılarla paylaşabilecekleri ve bu yabancıların bir daha karşılarına asla çıkmayacağı söylendi. Yıllık kazancı 25 bin dolar olan katılımcılardan paralarını başka bir kişiyle paylaşanların sayısı, yıllık kazancı 150 bin dolar ve üstü olan katılımcıların sayısına göre yüzde 44 oranında daha fazla oldu.

Ama benim favorim, arabalar üzerinde yapılan çalışma… Araştırmacılar sokağa çıktı ve araçlarının değerine göre insanların davranışlarını inceledi.

Amerika’da yaya geçidinde yayaların geçiş üstünlüğü vardır. Yapılan çalışmada bu kural kullanıldı. Bir yaya geçidinde karşıdan karşıya geçer gibi yapan bir yayaya kimlerin yol verip vermediği incelendi. Günlerce yapılan denemelerde ucuz aracı olan sürücülerinin yasayı çiğnemediği; pahalı araç sürülerinin yarısının ise yasayı çiğnediği görüldü.

Daha birçok çalışma ve deney yapan ekibin bulgularına göre, varlıklı bireyler müzakerelerde yalan söylemek, iş yerinde kasadan para çalmak gibi etik olmayan davranışları onaylamaya ve rüşvet almaya daha yatkın. Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı ve kişisel çıkar düşüncesinin arttığı da bir başka sonuç.  Ancak “Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil. Paul Piff’e ait bu çalışmanın detaylarını kişisel web sitesinde detaylı inceleyebilirsiniz.

Kaynak: www.milliyet.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Uykuya dalarken düşme hissi yaşıyor musunuz?

uykuya dalarken düşme hissi, uyku, hipnik seğirme

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Peki, bu his neden oluşur? Bu hissi yaşayanlar ne yapmalı? İşte yanıtı…

Uykuya dalarken düşme hissi neden oluşur?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür, ama neden?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Oldukça yaygın olan bu hisse beyindeki iki bölgenin kontrol çatışması neden oluyor.

Bunu bir rüyanın parçasıymış gibi algılıyorsak boşlukta düşüyormuş hissi oluşur; buna hipnik seğirme denir. Beynimiz uyku için çevreyle bağlantısını keserken ortaya çıkan bir çatışmanın göstergesidir bu.

Uykuda vücudumuz felç olmuş gibidir ve dış dünyadaki olaylara duyarsız hale geliriz. Ama kas kontrolümüz düğmeye basılmışçasına durmaz.

Beynimizde adlı bölge nefes alma gibi temel fonksiyonları kontrol eder ve tetikte olma duygusunu hissettirir bize.

Öte yandan görmeyle ilgili (optik sinir önündeki bölge) ise yorgunluğu düzenler.

Uykuya dalma sırasında retiküler aktivasyon sistemi vücudumuzun kontrolünü elden bırakırken ventrolateral çekirdek denetimi ele alır. Bu yavaşça kısılan bir lamba düğmesi gibidir, ama her zaman pürüzsüz işlemeyebilir.

Uyanıklığı sağlayan enerji kalıntıları ani yükselişe geçtiğinde seğirme hareketleri görülür. Fakat bunun nedeni tam olarak bilinmiyor. Hızlı göz hareketlerinin tersine bu seğirmelerin rüya gören beyinle bir ilgisi yoktur. Bundan ziyade günün son kalıntıları gibidir.

‘Patlayan kafa sendromu’ adı verilen ve insanın kafasının içinde bomba patlıyormuş gibi sesler duymasına neden olan tuhaf rahatsızlıkta da benzer belirtiler görülür. Beynin uyanık ve uykuya geçen kısmı arasında bir kontrol mücadelesi vardır ve bu şimşek çakması gibi ışıklar görmeye ve yüksek sesli patlamalar duymaya neden olur.

Bazı ileri vakalarda bu olgu aşırı uykusuzluğa ve hatta bedenin bilinmez güçler tarafından ele geçirilmesi iddialarına bile neden olmuştur.

Fakat genel olarak burada endişe edilecek bir durum yoktur. Uykuya dalma anında ortaya çıkan ilginç bir çatışma halinden ibarettir.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Kağıt kesiği neden canımızı çok yakar?

Manşet, kağıt kesiği nasıl geçer, kağıt kesiği, evrim ağacı

Ufacık bir kağıt kesiği canımızı beklediğimizden çok daha fazla acıtır. Peki, bunun nedeni nedir? İşte www.evrimagaci.org yazarlarından Çağrı Mert Bakırcı açıklıyor…

Kağıt Kesiği Neden Çok Acıtır?

Standart bir A4 kağıt ortalama 0.05 milimetre kalınlığa sahiptir. Standart bir tıraş bıçağı 0.23 milimetre kalınlığa sahiptir. Bir tıraş bıçağının kestiği yaranın acısı anlaşılır; ancak ondan 5 kata kadar daha ince olan kağıdın, kimi zaman arkasında hiç kanama izi bile bırakmaksızın açtığı yaralar neden bu kadar fazla acır? 

Normalde bir kağıt, insan derisini kesebilmek için fazlasıyla yumuşaktır. Belli bir keskinliğe ulaşmak için, belli bir sertliğin de olması gerekir. Fakat kağıdı bu kadar kesici yapan, aşırı ince olmasıdır. Kesiği açan kenarın yüzey alanı çok küçük olduğu için, çok yüksek basınç uygulayabilir. Bu basınç, deri katmanını yararak “kesik” dediğimiz olaya neden olan kuvvet dağılımıdır. Basınç, uygulanan kuvvetin yüzey alanına bölümüdür. Dolayısıyla çok küçük yüzey alanı (örneğin kağıdın kestiği incecik kenarın yüzey alanı), çok yüksek basınç anlamına gelir.

Kağıt kesikleri genellikle büyük bir kağıt grubu içerisinden, tek bir kağıdın ayrılması sonucu oluşur. Yani tek bir kağıt ile elinizi kesmeniz çoğu zaman zordur. Bunun nedeni, tek bir kağıdın gerekli kuvveti kesiği açma süresi boyunca uygulayamayacak kadar esnek ve yumuşak olmasıdır. Yani kağıdın kenarı elinizi kesmeye çalışsa da, yarığı açamadan hemen bükülecektir. Fakat yeni açılmış bir kağıt destesi (kimi zaman “kağıt topu” olarak bilinir) içerisinden kıvrılarak ayrılan tek bir kağıt, destenin geri kalanından güç alarak bükülmeden durabilir. Bu da, kağıdın parmağınızı kesebilmesini sağlayacak kuvvetin yeterince uzun süre uygulanabilmesine izin verir.

Gelelim acının nedenine… Parmaklarımızın ucunda aşırı fazla sayıda nosireseptör adı verilen acı algılayıcı sinir ucu bulunur. Bir kağıt kesiği, bu sinirlerin çok fazlasını aynı anda uyarabilecek kadar geniştir. İncecik kesik kanamaya neden olmadığı için, bu sinirlerin ucu, havaya temas edecek şekilde açıkta kalır. Yani yarıktan dışarı doğru bakan reseptörler, sürekli dış ortama maruz kalır. Kağıt kesiklerinin o sinir bozucu acısı bu reseptörlerin açık hava nedeniyle sürekli beyne sinyal göndermesinden kaynaklanır.

Kimi zaman derin kağıt kesikleri de görülür. Bunlar, daha uzun bir yüzey boyunca olan, daha derin kesiklerdir. Bunlar kimi zaman dışarıya hafifçe sızan, çoğu zamansa yarığın içerisinde biriken kanamalara neden olur. Kesik sırasında kağıdın yüzeyinde ve fiberleri içerisinde bulunan koruyucu kimyasallar (örneğin beyazlatıcılar), vücuda geçer. Bu kimyasalların yakıcı etkisi, beynimizde acı olarak algılanır. Bu da, kağıt kesiklerinin neden olduğu acının yaygın görülen ikinci bir nedenidir.

Tüm yaralar gibi, kağıt kesikleri de temizlendikten sonra yara bandıyla kapatılabilir. Fakat yine de, yarık boyunca parmak etinin iki tarafının sürekli farklı hızlar ve yönlerde oynayabiliyor olması, rahatsız edici acının uzun sürekli bir şekilde devam etmesine neden olacaktır. Çoğu zaman yara 2-3 gün içerisinde tamamen iyileşir ve acı kaybolur.

Yazar: Çağrı Mert Bakırcı
Kaynak:  www.evrimagaci.org

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND