Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Mutluluk reçetesi…

Mutluluğun reçetesi olur mu ? Bilmem… bunu bana söyleyecek olan sizlersiniz. Bu yazıda size vereceğim önerileri uygularsanız ve işe yararsa, öyleyse bu yazı gerçekten mutluluğun reçetesi demektir. Nüvide G. Tulgar yazdı…

Hangimiz mutluyuz diyebiliyoruz…ben çok mutlu olduğum anlarda bile “mutluysan, üzülme geçer” sözünü hatırlar, ve o an bitince yeniden mutsuz olacağımı düşünerek hayıflanırım. Beni mutlu eden zamanları bir konserve kutusuna koyup saklayabilmek isterdim… ihtiyacım olduğunda yeniden çıkarıp yaşayabileyim diye…

Yine de son zamanlarda mutluğu gerçekten istediğimde yaratabildiğimi gördüm. Bu deneyimlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir kişi için yararlı olan bir formül herkes için yarayabilir diye düşünüyorum.

Duygusal açlığınızı başka şeylerle doyurmayın:

Mutsuz olduğunuz zamanlarda ne yaparsınız. Durun tahmin edeyim, abur cubur yersiniz, yediklerinizin bol kalorili olmasına dikkat edersiniz. Çikolataları özellikle seçersiniz, çünkü mutlaka bir yerlerde çikolatanın serotonin içerdiğini ve bunun da insana mutluluk verdiğini okumuşsunuzdur. Buzdolabının karşısında öylece durur ne yesem diye bakarsınız. Aslında aç değilsinizdir ama çektiğiniz duygusal açlığı, başka bir deyişle sıkıntılarınızı üzüntülerinizi yemekle örtmeye çalışırsınız.

Ancak yediğiniz lokmalar ağzınızda bir dakika vücudunuzda yıllarca kalacağı için bir müddet sonra pişmanlık duyarsınız. Pazartesi günü başladığınız rejim böylece sona ermiştir. Ya kendinize kızarsınız, ya da kilo alacağınızı düşünerek iyice mutsuz olursunuz. Bu nedenle yemek yemek istediğiniz zaman gerçekten aç mısınız yoksa canınız bir şeylere mi sıkıldı bunu ayırt etmenizi öneririm. ilişkiniz iyi gitmiyor mu yoksa iş yerinizde sorunlar var… üzülmeyin yalnız değilsiniz. Ancak buzdolabının önünden çekilin çünkü size başka önerilerim var.

Mutsuzluğunuzu alışveriş yaparak unutmaya çalışmayın:

Hangimiz “hiçbir şey almayacağım diye” sokağa çıkıp sonra elimiz kolumuz dolu olarak eve dönmüyoruz ki… çoğu zaman, kendimizi kötü hissettiğimizde kendimizi özellikle alışverişe vuruyoruz. Mutluluğu, sırf almış olmak için aldığımız gereksiz şeylerde kaç kez aradık… Kaç kez, hiç giymeyeceğimizi bile bile, sadece sahip olarak mutlu olma güdüsüyle bütçemizi zora soktuk…peki alışverişin size sağladığı mutluluk ne kadar sürdü ? Durun tahmin edeyim… kredi kardı ekstreniz gelene kadar… üzüntülü olduğunuz zamanlarda, mutsuz olduğunuz anlarda yapabileceğiniz ve sonrasında sizi mutsuz etmeyecek alternatifler var oysa… denemeye ne dersiniz ?

Sizi mutsuz eden kişileri hayatınızdan çıkarın:

Diyelim ki bir ilişkiniz var. Onu seviyorsunuz o da sizi seviyor ama birlikteyken mutsuz olduğunuz zamanların süresi mutlu olduklarınızdan daha fazla. Bu ilişki sizi yiyip bitiriyor. Onla da olamıyorsunuz… onsuz da. İşte en büyük mutsuzluk kaynağı. Size tavsiyem böyle bir ilişkiniz varsa, kesin atın, evet kesin atın. Merak etmeyin ölmüyorsunuz. Bir hafta en fazla iki fazla ağlarsınız. Ağlayın, ağlamaktan korkmayın, hatta en bol pijamalarınızı giyip yataktan çıkmayın. Çok kısa süre sonra emin olun ağlamaktan sıkılacaksınız. Sokağa çıkmak isteyeceksiniz. İşte o zaman hayatın aslında ne kadar yaşamaya değer olduğunu anlayacaksınız.

Size iyi bir haber… nasıl ki mutluluklar sürekli değilse mutsuzluklar da sürekli olmuyor. Sizi yıpratan bir ilişkiyi bitirmekten korkmayın ve unutmayın “ilişkiler biter, sevgiler bitmez”. Eğer sizi seviyorsa size dönecektir.

Bizi mutsuz eden ilişkiler sadece özel ilişkilerimiz mi elbette hayır. Sizin enerjinizi tüketen kişiler iş hayatınızda, okulunuzda, arkadaşlarınızın arasında hatta ailenizde bile olabilir. Eğer bu kişileri hayatınızdan çıkaramıyorsanız, aklınızdan çıkarın. Yaşadığınız olumsuzları sürekli düşünüp kendi kendinizi yıpratmak yerine zihninizi sizi mutlu edecek başka şeylerle meşgul edin.

Spor yapın:

Kendinizi sevin ve kendinize bakın. Siz size bakmazsanız başka kimse bakamaz. Başkaları için yaşarken biraz da kendiniz için yaşamanız gerektiğini hatırlayın. Fazla kilolarınızdan kurtulmaya çalışmak ya da sadece kendinizi iyi hissetmeniz için spor yapmaya başlamak iyi bir başlangıç olacaktır. Ülkemizde spor olanaklarının ne kadar sınırlı olanların da ne kadar masraflı olduğunu biliyorum. Ben size pahalı bir spor kulübüne üye olmayı ya da tenise başlamayı önermiyorum. Ama yürüyüş yapabilirsiniz. Bunun için paraya ihtiyacınız yok sadece kendinize biraz zaman ayırın yeter. Rahat bir spor ayakkabı ihtiyacınız olan tek şey.

Eğer İstanbul’da yaşıyorsanız. Yürümek için deniz kenarını seçin. Önce 45 dakika ile başlayın sonra bu süreyi bir saate çıkarmaya çalışın. Olabildiğince hızlı yürüyün, temiz havayı, denizin iyot kokusunu ve bahar rüzgarını içinize çekin. Bana inanın canınız ne çikolata isteyecek ne de içiyorsanız sigara (içmediğinize eminim ama ya içiyorsanız diye…)

Eğer bu yürüyüşleri düzenli hale getirirseniz akşamları tatlı bir yorgunluk olacak, çok daha rahat ve huzurlu uyuyacaksınız. Eğer çalışıyorum vaktim yok diyenlerdenseniz iyi bir haberim var… haftaya yaz saatine geçiyoruz. Hava artık daha geç kararacağı için akşam iş dönüşü kendinize zaman ayırıp yürüyebilirsiniz. Ya da hafta sonunu tercih edebilirsiniz. Bu bahar günlerinin güzelliğini kaçırmayın, bahar coşkusunun ruhunuzu etkilemesine izin verin. Güzel günler yakında… her şey daha iyi olacak…

Hayır deyin:

Sizi en çok mutlu edecek şey nedir biliyor musunuz ? Hayır demekten korkmamak. Çoğu kez sırf “hayır” diyemediğimiz için ne çok sıkıntıya giriyoruz… Yapmak istemediğimiz şeyleri sırf hayır diyemediğimiz için yapmıyor muyuz ? karşımızdaki insanları kırmamak adına, istemediğimiz bir şey olduğunda bin dereden su getirip, geçerli bir mazeret bulamadığımızda, sırf hayır diyemediğimiz için karşımızdaki kişilere ve onların isteklerine teslim olmuyor muyuz ? “hayır” demekten korkmayın ve “hayır demenin gücünü” hissedin. İstemediğiniz sizi mutsuz edecek durumlarda kalmamak için hayır deyin. Hayır neden çok güçlü bir kelimedir bilir misiniz ? çünkü kararlılık belirten bir kelimedir, ve karşınızdakine açık kapı bırakmaz. “Hayır” kelimesi , konuya konan son noktadır.

Mutluğun kendi içinizde olduğunu anlamak için biraz yalnız kalın:
Çoğumuz mutluluğumuzu başka kişilere endeksleriz. Sevgiliniz sizi aradığında mutlusunuzdur, aramadığınızda mutsuz, işinizde övgü aldığınızda mutlusunuzdur, olumsuz eleştiri aldığınızda mutsuz. Bir de hiç durmadan beklentiler ediniriz. Karşımızdaki kişilerin bizim hayal ettiğimiz şekilde davranmalarını, kafamızda tasarladığımız sözleri söylemelerini isteriz. Bunlar olmadığında müthiş hayal kırıklığına uğrar mutsuz oluruz. Oysa kimse sizin aklınızdan geçeni kimse bilemez ki… bu nedenle sizi mutsuz eden kişilerle sorunlarınızı çözmede iletişim çok önemlidir. Duygularınızda açık olun karşınızdaki insanların sizi anlamasını bekleyip mutsuz olayın. Kimse müneccim değildir…

Ve kendinizi keşfedin. Kendinize ait zamanınız olsun. Sevdiğiniz bir mekana gidip yalnız başınıza bir kahve içmekten çekinmeyin, size “kaç kişi olacaksınız ?” diye soran garsonlara tek kişi diye cevap verin. İçinizden ben çok güçlüyüm, kendime yeterim, kimseye ihtiyacım yok, burada oturup bir kahve içeceğim ve kendimin sorunlarını önce dinleyip onu çözeceğim” deyin.

Bir sinemaya gitmek için, alışverişle çıkmak için, boğaza gitmek, hatta balık tutmak için kimseye ihtiyacınız yok. Biraz yalnız zaman geçirin. Özgürlüğün tadını keşfedeceksiniz. Kendinize bir dünya yaratın ve o dünyaya kimseyi sokmayın. O dünyada yalnız ve mutlu olun ki çevrenizdeki herkesi kaybettiğinizde yaşamak için bir nedeniniz, kendi içinizden gelen bir gücünüz olsun.

Örneğin bu bir hobi edinmek olabilir. Bir müzik enstrümanı çalmayı öğrenmeye başlayabilirsiniz. Hatta bir yabancı dil öğrenmeye başlayabilirsiniz. Böylece yeni arkadaşlar, yeni ve sadece size ait olan bir çevre edinebilirsiniz. Şanslısınız şimdi pek çok belediye çeşitli kurslar açıyor, çeşitli faaliyetler düzenliyor. Kimbilir belki de içinizde gizli bir yetenek saklıdır.

Mutluluk ya da mutsuzluk sizin içinizdedir. Aşağıdaki çok sevdiğim kısa öyküde olduğu gibi:

Tanrılar, insanoğluna hem mutluluğu sunmak hem de kolay bulunamaması için mutluluğu insanoğlundan saklamak istiyorlardı.
Değişik görüşler atıldı ortaya. Kimileri, “Mutluluğu dağların zirvesine saklayalım; nasıl olsa oraya kimse ulaşamaz ve onu kolay kolay bulamaz” dedi. Kimileri ise “Mutluluğu denizin dibine gömmeyi” önerdi.
“Güneşe, aya saklayalım” derken sonunda meraklı insanoğlunun buralara ulaşıp, mutluluğu buralarda bulabileceği düşüncesiyle bu öneriden de vazgeçtiler.
Sonunda birlikte karar verdiler, mutluluğu saklayabilecekleri yeri saptadılar:
Mutluluğu, insanın içine sakladılar. Çünkü oraya bakmayı kimsenin akıl edemeyeceğini biliyorlardı.

.Ve son çare… O’nunla konuşun.
Hayır… “O” size sorun yaratan ya da mutsuz eden kişi değil. “O” sizi yaratan … eğer çok zor günler geçiriyorsanız, kendinizi çıldıracak gibi hissediyorsanız, tüm yaşama arzunuzu yitirmişseniz O’nunla konuşun. Üzüntülerinizi, mutsuzluklarınızı, sıkıntılarınızı anlatın O’na… Yüksek sesle konuşun, ağlayın, yardım isteyin. Sığının O’na. Sizi duyacaktır. Bu yazının yazarını her umutsuz ve mutsuz olduğu anda duyup ona mucizeler gönderdiği gibi…

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND