Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

‘mutfaktan’ adım adım zirveye

Yerel bir gazetenin mutfağına adımını attığında kimse onun zirve yolcusu olduğunu fark etmedi. Babasının çalışığı gazetede işe başlayan ’torpilli’ genç kendisi de dahil herkesi şaşırttı! Muhabirlikten genel yayın yönetmenliğine yükseldi, her köşesi kitle imha silahı gibi gündemi altüst etti. İşte kendi ağzından Yılmaz Özdil’in başarı öyküsü…

Yılmaz Özdil’in 1 Nisan’da Doğan Kitap’tan çıkan ‘İsim Şehir Hayvan’ adlı kitabında, Sabah ve Hürriyet’te yayımlanmış 262 köşe yazısı bir araya geldi. Bu röportaj, kitapla sınırlı kalmadı. Onu dinlerken, gözlerken yazılarının neden bu kadar çok okunduğunu daha iyi anladım.Zekiydi, hazırcevaptı, alçakgönüllüydü, harbi İzmir delikanlısıydı. Olağanlaştırılan, alıştırılan hangi durum varsa, Özdil’in dilinden kaçamadı. Şıp diye yakaladı, tek cümlesiyle milyonlarca okuyucusunu sarstı. Özdil, 28 yıllık gazeteciliğinde de hep en iyi oldu; bugün de zirvede

Yazılarınızı kitap yapmaya neden gerek duydunuz?
– Okurlarım istedi. Kesip saklıyorlar, biriktiriyorlar; bu da arşivleme problemi yaratıyor. Benim niyetim yoktu. Çünkü ben günde bir yazı yazmaya bile üşenirim.

İlk bölümde köşe yazarları sizi tanımlıyor. Mesela Ertuğrul Özkök, ‘Zekâ küpündeki rengârenk akide şekeri’, Oktay Ekşi, ‘Nükleer enerjinin kâğıda emdirilmiş hali’, Ali Poyrazoğlu, ‘Aziz Nesin’in gözlük cebinden çıkmıştır’ diyor…
– Türkiye’nin en popüler gazetecileri, sanatçıları birbirlerinden habersiz önsöz yazdılar. Elbette benden bahsedeceklerdi ama bu döneme dair saptama yaptılar. Dolayısıyla benimle ilgili söyledikleriyle çok ilgilenmedim doğrusu.

Hoşunuza da gitmiştir. İnsanı okşayan şeyler çünkü. Yazılarınızda toplumcu, doğrucu da olsanız, bireysiniz ve egonuza iyi gelir böylesi övgüler.
– Benim egom cüce. Ama köşe yazarlarının egosu çok büyük. Bazen o egolar yüzünden gazete binasına giremediğimi hissederim. Gazeteyi gazete yapan haberciler geçim sıkıntısı yaşıyor. Ama köşe yazarlarına inanılmaz paralar, odalar veriyorlar. Mesela benim üç tane odam var ama ben oda kullanmam. Sekreterler, altlarına arabalar veriliyor. Köşe yazarları da, acaba ben bunu hak ediyor muyum, duygusuna kapılıyor. Bu duyguyu yenemedikleri için ‘Gazetede ne kadar çok yer kaplarsam o kadar önemli adamım diyor ve daha fazla yer kaplamaya başlıyor. Halbuki bir yazarın gazetede kapladığı yer ne kadar büyükse o kadar değersizdir. Çünkü çok laf yalansız olmaz, diye bir söz var. Sıradan vatandaş eline kalem alıp köşe yazısındaki gereksiz kelime ve cümlelerin üstünü çizip dörtte üçünü atsa, anlamın bozulmadığını görecektir. Bu dörtte üç, yazarın egosudur.

GAZETECİLİK MİMARİ İNŞATTIR

Cüce ego tamam ama köşenizdeki dil ve düşünce ustalığınızın başka nedenleri de olmalı.
– Mutfakta yetiştiğim için çok büyük olayları, bir-iki kelimeyle manşete koyma disiplinine sahibim. Köşe yazımı da manşet atar gibi yazıyorum. Çok uzun ama çok sığ, çok kısa ama çok derin yazılar okuyoruz. Vaktim varsa kısa yazıyorum. Vaktim darsa uzuyor.

Cümlelerinizle indirdiğiniz darbeler var. Sözcüklerle ustaca oynama cüretinizi, bilinciniz ve bakış açınızla birleştiriyorsunuz. Bu da okuru sarsıyor.
– Gazeteler edebiyat, hukuk, felsefe tarzı okullardan yetişen arkadaşlar tarafından yapılıyor. Türkçeye dair bir meslek sanılıyor. Oysa gazetecilik matematiktir, mimaridir. Mühendisler gazeteci olsa, Türkiye’nin gazetecilik perspektifi en az 20 çıta yükselir. Sadece Türkçeyi bilmek, edebiyata hâkim olmak analitik düşünmeye yetmiyor.

Ama dilin de matematiği var.
– Var elbet ama salt dil olarak bakarsanız beceremezsiniz. Matematikle özdeşleştirirseniz anlamı olur. Biz sadece Fatih’in, Barbaros’un değil, Nasrettin Hoca’nın, Yunus Emre’nin de torunlarıyız. Fazla uzatmamak lazım.

Geçmişteki yazılarınıza baktıkça, yazmasaymışım, dediğiniz yazılar da oluyor mu yoksa hepsinin altına yine imzanızı atar mısınız?
– Hepsinin altına imzamı atarım çünkü yazılarımı tek başıma yazmam. Yazarım, sonra bilgisini, becerisini, mesleki kariyerini, tecrübesini önemsediğim ağabeylerime, arkadaşlarıma okuturum. Benim önemsemediğim detayı onlar önemsiyorsa mutlaka değiştiririm. Çünkü kendi düşüncem doğrudur diye bir saplantım yok. Tecrübeli bir gazeteci okuduğunda rahatsız oluyorsa, demek ki yaptığım bir hata vardır.

Nasıl bir sıfır kompleks durumudur, okutup danışmak? Ben artık oldum dememek?
– Asistanımdan yanımda çalışan muhabire, Uğur Dündar’dan Hürriyet yazıişlerindeki sayfa sekreterine kadar herkes okur. Uyarıları varsa değiştiririm. Doğrusu bu. Çünkü bu bir iş. Türkiye’de üç işi herkes yapabiliyor: Müteahhitlik, politikacılık, gazetecilik. Dolayısıyla bu bir meslek değil, iş. Aileden geçen bir gelenek, işimi iyi yapmaya çalışırım. Köfte satsaydım en iyi köfteyi, tekstilci olsam en iyi gömleği yapmaya çalışırdım. Kendimize öyle büyük havalar vermemizi gerektirmiyor.

Olgunlaşma sürecinizi görüyor musunuz yazılarınıza baktıkça? Yolculuğun neresindesiniz?
– Hiç kıyaslamadım. Yazılarımı arşivlemem bile.

Kitap sizin için de iyi oldu öyleyse, Yılmaz Özdil almanağı gibi.
– İyi oldu tabii. Fena yazmamışız yani. Hepsini taradığımdan emin değilim çünkü evimde de arşivim yok. AKP’ye teşekkür borçluyum. Memleketi bu hale getirmeselerdi bu kitap çıkmazdı.

Kapak fotoğrafınızdaki melek kanatlı halinizi yadırgadım. Tarzınız değil gibi.
– Ayşe Arman röportajı için Mehmet Turgut çekti. Benim için melek ve şeytan kompozisyonu oluşturmuştu. Ying yang, iyiyle kötü gibi… Kitabın kapağındaki melek kısmı. Şeytanı yok. Kitabın kapağını tasarlayan arkadaş, inanılmaz bir makale yazmış. İki kitap yan yana geldiğinde yarım fotoğraf tamamlanıyor. Meleklinin tercih edilmesi, kapak tasarımına uygun olmasından. Üstelik, adam diyor ki “Bana oy ver, cennete git”. E din tüccarı, cennetin anahtarını satıyorsa, benim da melek olmamda sakınca yok herhalde.

GAZETECİ KILIKLI SAHTEKÂRLAR

Hep muhalifsiniz ama germeden, yormadan, üzmeden. Okuyucuya kendinizi onaylatıp içinizi mi rahatlatıyorsunuz?
– Muhalif değilim. ‘Hükümetin şu uygulaması doğru ama sen sadece muhalif karakterin olduğu için buna iftira attın, yalan yazdın, karaladın, hadise senin yazdığın gibi değil’in kanıtını göstersinler; bugün mesleği bırakayım. Ama uygulama berbat olduğu, kamu adına çok vahim sonuçlara yol açtığı halde çok güzel deyip alkışlayan şerefsizler var. Bana ‘Niye muhalifsin’, deneceğine dönüp bunlara ‘Sen niye yalakasın’ demek lazım aslında. Bile bile yanlışın doğru olduğunu yazan gazeteci kılıklı sahtekârlar var.

Hep yanlışların altını çiziyorsunuz diyeyim o zaman.
– Bana diyorlar ki, madem yanlış yaptık, doğrusunu göster o zaman… Doğrusu zaten o yazılarda yazıyor. Üstelik, benim böyle bir iddiam olsa, milletvekili olurdum. Siyasete giren, milletvekili olan, çözeceğim diyen sensin.

Hep böyle gidecek mi, hiç hayal kurmaz mısınız kendi hayatınız için?
– Hayalim yok. Beş sene önce de 20 sene önce de yoktu. Üniversitede okurken çalışmam gerekiyordu. Babam Yeni Asır’da olduğu için torpil yaptı, sigortalı işe girdim. Hepsi bu. DPT’nin beş yıllık kalkınma planı gibi duyguya hiç kapılmadım, asla gazeteci olmak istememiştim. Hâlâ da istemiyorum. Yarın bırakmak beni üzmez. Gazetecilikle ilgili hedefim, amacım yok. Ama Allah’ın şanslı kuluymuşum, yazıişleri müdürü de genel yayın müdürü de oldum. Gazete de yaptım, televizyon da yönettim. Hayatımız, hesap edemediğimiz milyarlarca kesişmeden oluşuyor. Benden daha iyi eğitimli ve yetenekli arkadaşların gazetecilikte şansları olmadığı için başarısız olduklarını gördüm. Geri zekâlı arkadaşların şansı olduğu için çok iyi makamlara oturduğunu da…

Kitabınız çok satacak. İmza günleriniz de olacak. Yoksa İzmir’den mi başlayacaksınız?
– Kadınların ikinci sınıf olduğu bu ülkede, Doğan Kitap’a toplantı için gittiğimde gördüm ki üst yönetim tamamen Amazonlardan oluşuyor. Şaşırtıcı ve onur verici bir tablo. Sağ olsunlar, bana çok sahip çıkıp özendiler. İmza günleri düşünüyorlar ama ben kaçıyorum. Sanırım 17 Nisan’da İzmir Kitap Fuarı’nda olacağım.

Kitabınızın adı, çocukluğumuzun oyunu gibi: ‘İsim Şehir Hayvan’. Neden?
– İsim şehir hayvan, popüler kültürümüzün temel taşıdır. Dandik eğitim sistemimizde insanlarımızın bilgi açlığını gidermek için kendi kendine bulduğu oyundur. Türkiye’nin ruhuna uygun. Eğlenceli bir ülkede yaşıyoruz, kitabın ismi de oyun olsun dedim. Bir daha kitap yazarsam, ‘Sessiz Film’ düşünüyorum.

Mehmet Turgut benim için melek ve şeytan kompozisyonu oluşturmuştu. Kitabın kapağındaki melek kısmı. Meleklinin tercih edilmesi, kapak tasarımına uygun olmasından. Üstelik, adam diyor ki “Bana oy ver, cennete git”. E din tüccarı, cennetin anahtarını satıyorsa, benim da melek olmamda sakınca yok herhalde

DÜNYANIN EN SEKSİ KENTİ İZMİR

Filler gibi ölmeye İzmir’e gitmek isterim. Ama İzmir’den hiç uzak kalmadım aslında. Sık sık giderim. Türkiye’den sıkıldığım zaman mutlaka İzmir’e giderim. İzmir’i sadece İzmirli olduğum için sevmiyorum Diyarbakırlı, Malatyalı olsam da İzmir’i severdim. İzmir dişi bir kent. İzmir’le sevgili olabilirsiniz. Kadınlar için de çok yakışıklı bir delikanlıdır İzmir… 6 bin yıllık şehirdir, dangozlar Yunanca zanneder. Aslında Smyrna Hitit prensesidir, Anadoluludur.

HÜRRİYET ÇOK BÜYÜK BİR LOGO

Bana kaç mail, telefon geliyor, bunu söylemeye utanırım. Bu bir güçse, bu gücün kaynağı Hürriyet. Sabah’ta, Star’da yazdım ama Hürriyet çok büyük bir logo, üçüncü sayfası çok büyük bir marka. Çetin Altan, Rauf Tamer, Oktay Ekşi, Bekir Coşkun bu köşede yazdı. Bu bir binaysa, benden önce gökdelen haline getirilmişti. Bana çatıya oturmak kaldı. Benden sonra üçüncü sayfada yazacak kişi, benden fazla okunacaktır.

ANNEMLE BABAM KARDEŞ
Annemin kitabını yazmayı düşünüyorum. Adı ‘Şark Çıbanı’ olacak. Yanağında şark çıbanı olan dünyadaki tek Giritli herhalde benim annem. Yüzündeki izi o da biz de çok seviyoruz. Annem o izi yanağında Kaşıkçı Elması gibi taşıyor. Anneannem, mübadelede Girit’ten göçüyor. Mustafa Kemal Antep’te toprak veriyor. Annemin Bursalı babası da Diyarbakır’da, Karayolları’nda görevli. Antep’te anneannemi görüp beğeniyor. Evleniyorlar. Dedem, görevi gereği Mardin’deyken annem dünyaya geliyor. Çocukluğunda çeçe sineği ısırıyor, şark çıbanı çıkıyor. Deniz insanı oldukları için oralarda yapamıyor, İzmir’e gitmek istiyorlar. Dedemin görevi nedeniyle olmuyor, boşanıyorlar. Anneannem annemi alıp İzmir’e, Giritlilerin yanına geliyor. Babamın babası Aksaraylı, babaannemle boşanıyor, oğlunu alıp İzmir’e geliyor. Tesadüfen dedem ve anneannem, aynı mahallede oturuyorlar. “Sen dulsun kızın var, sen dulsun oğlun var. Böyle olmaz, evlenin” diyorlar. Evleniyorlar. Dolayısıyla babamla annem, bir nevi üvey kardeş. Sonra annemle babama diyorlar ki böyle olmaz, siz de evlenin. Evleniyorlar. İşte bu yüzden annem-babam kardeş!

POPÜLÜM ÇÜNKÜ…

Bizim milletin bir hastalığı var, bu her konuya yansır. Gazeteciliğe de yansıyor. Mesela adam köfteci açar, başka şubesi yoktur, der. Başka şubesinin olmaması sanki matahtır. Doğrusu, McDonald’s gibi dünyanın her yerine açmaktır. Ben, popüler olmaya, popüler konuları yazmaya gayret ediyorum. Bana bu yüzden ‘Sen popülistsin’ derler. E, popülüm çünkü. Bana popülist diyen geri zekâlı farkında değil ama o da popüldür aslında.

AFİLİ CÜMLELERLE İLGİLENMEM

Sokakta büyüdüm. Türkçe, okunduğu gibi yazılan, yazıldığı gibi okunan bir dil. Pek söylemezler ama aynı zamanda konuşulduğu gibi yazılan bir dil. Bizim insanımız, gol attık demiyor da geçirdik, diyor. O nedenle köşe yazısı için oturduğumda bu bağlamda, son tahlilde gibi afili cümlelerle ilgilenmiyorum. Nasıl konuşuyorsam öyle yazıyorum. Bu yüzden Amerikalı, Rus, İsrailli okurlarım var. Onların da anladığı dilden yazıyorum!

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND