Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

‘mutfaktan’ adım adım zirveye

Yerel bir gazetenin mutfağına adımını attığında kimse onun zirve yolcusu olduğunu fark etmedi. Babasının çalışığı gazetede işe başlayan ’torpilli’ genç kendisi de dahil herkesi şaşırttı! Muhabirlikten genel yayın yönetmenliğine yükseldi, her köşesi kitle imha silahı gibi gündemi altüst etti. İşte kendi ağzından Yılmaz Özdil’in başarı öyküsü…

Yılmaz Özdil’in 1 Nisan’da Doğan Kitap’tan çıkan ‘İsim Şehir Hayvan’ adlı kitabında, Sabah ve Hürriyet’te yayımlanmış 262 köşe yazısı bir araya geldi. Bu röportaj, kitapla sınırlı kalmadı. Onu dinlerken, gözlerken yazılarının neden bu kadar çok okunduğunu daha iyi anladım.Zekiydi, hazırcevaptı, alçakgönüllüydü, harbi İzmir delikanlısıydı. Olağanlaştırılan, alıştırılan hangi durum varsa, Özdil’in dilinden kaçamadı. Şıp diye yakaladı, tek cümlesiyle milyonlarca okuyucusunu sarstı. Özdil, 28 yıllık gazeteciliğinde de hep en iyi oldu; bugün de zirvede

Yazılarınızı kitap yapmaya neden gerek duydunuz?
– Okurlarım istedi. Kesip saklıyorlar, biriktiriyorlar; bu da arşivleme problemi yaratıyor. Benim niyetim yoktu. Çünkü ben günde bir yazı yazmaya bile üşenirim.

İlk bölümde köşe yazarları sizi tanımlıyor. Mesela Ertuğrul Özkök, ‘Zekâ küpündeki rengârenk akide şekeri’, Oktay Ekşi, ‘Nükleer enerjinin kâğıda emdirilmiş hali’, Ali Poyrazoğlu, ‘Aziz Nesin’in gözlük cebinden çıkmıştır’ diyor…
– Türkiye’nin en popüler gazetecileri, sanatçıları birbirlerinden habersiz önsöz yazdılar. Elbette benden bahsedeceklerdi ama bu döneme dair saptama yaptılar. Dolayısıyla benimle ilgili söyledikleriyle çok ilgilenmedim doğrusu.

Hoşunuza da gitmiştir. İnsanı okşayan şeyler çünkü. Yazılarınızda toplumcu, doğrucu da olsanız, bireysiniz ve egonuza iyi gelir böylesi övgüler.
– Benim egom cüce. Ama köşe yazarlarının egosu çok büyük. Bazen o egolar yüzünden gazete binasına giremediğimi hissederim. Gazeteyi gazete yapan haberciler geçim sıkıntısı yaşıyor. Ama köşe yazarlarına inanılmaz paralar, odalar veriyorlar. Mesela benim üç tane odam var ama ben oda kullanmam. Sekreterler, altlarına arabalar veriliyor. Köşe yazarları da, acaba ben bunu hak ediyor muyum, duygusuna kapılıyor. Bu duyguyu yenemedikleri için ‘Gazetede ne kadar çok yer kaplarsam o kadar önemli adamım diyor ve daha fazla yer kaplamaya başlıyor. Halbuki bir yazarın gazetede kapladığı yer ne kadar büyükse o kadar değersizdir. Çünkü çok laf yalansız olmaz, diye bir söz var. Sıradan vatandaş eline kalem alıp köşe yazısındaki gereksiz kelime ve cümlelerin üstünü çizip dörtte üçünü atsa, anlamın bozulmadığını görecektir. Bu dörtte üç, yazarın egosudur.

GAZETECİLİK MİMARİ İNŞATTIR

Cüce ego tamam ama köşenizdeki dil ve düşünce ustalığınızın başka nedenleri de olmalı.
– Mutfakta yetiştiğim için çok büyük olayları, bir-iki kelimeyle manşete koyma disiplinine sahibim. Köşe yazımı da manşet atar gibi yazıyorum. Çok uzun ama çok sığ, çok kısa ama çok derin yazılar okuyoruz. Vaktim varsa kısa yazıyorum. Vaktim darsa uzuyor.

Cümlelerinizle indirdiğiniz darbeler var. Sözcüklerle ustaca oynama cüretinizi, bilinciniz ve bakış açınızla birleştiriyorsunuz. Bu da okuru sarsıyor.
– Gazeteler edebiyat, hukuk, felsefe tarzı okullardan yetişen arkadaşlar tarafından yapılıyor. Türkçeye dair bir meslek sanılıyor. Oysa gazetecilik matematiktir, mimaridir. Mühendisler gazeteci olsa, Türkiye’nin gazetecilik perspektifi en az 20 çıta yükselir. Sadece Türkçeyi bilmek, edebiyata hâkim olmak analitik düşünmeye yetmiyor.

Ama dilin de matematiği var.
– Var elbet ama salt dil olarak bakarsanız beceremezsiniz. Matematikle özdeşleştirirseniz anlamı olur. Biz sadece Fatih’in, Barbaros’un değil, Nasrettin Hoca’nın, Yunus Emre’nin de torunlarıyız. Fazla uzatmamak lazım.

Geçmişteki yazılarınıza baktıkça, yazmasaymışım, dediğiniz yazılar da oluyor mu yoksa hepsinin altına yine imzanızı atar mısınız?
– Hepsinin altına imzamı atarım çünkü yazılarımı tek başıma yazmam. Yazarım, sonra bilgisini, becerisini, mesleki kariyerini, tecrübesini önemsediğim ağabeylerime, arkadaşlarıma okuturum. Benim önemsemediğim detayı onlar önemsiyorsa mutlaka değiştiririm. Çünkü kendi düşüncem doğrudur diye bir saplantım yok. Tecrübeli bir gazeteci okuduğunda rahatsız oluyorsa, demek ki yaptığım bir hata vardır.

Nasıl bir sıfır kompleks durumudur, okutup danışmak? Ben artık oldum dememek?
– Asistanımdan yanımda çalışan muhabire, Uğur Dündar’dan Hürriyet yazıişlerindeki sayfa sekreterine kadar herkes okur. Uyarıları varsa değiştiririm. Doğrusu bu. Çünkü bu bir iş. Türkiye’de üç işi herkes yapabiliyor: Müteahhitlik, politikacılık, gazetecilik. Dolayısıyla bu bir meslek değil, iş. Aileden geçen bir gelenek, işimi iyi yapmaya çalışırım. Köfte satsaydım en iyi köfteyi, tekstilci olsam en iyi gömleği yapmaya çalışırdım. Kendimize öyle büyük havalar vermemizi gerektirmiyor.

Olgunlaşma sürecinizi görüyor musunuz yazılarınıza baktıkça? Yolculuğun neresindesiniz?
– Hiç kıyaslamadım. Yazılarımı arşivlemem bile.

Kitap sizin için de iyi oldu öyleyse, Yılmaz Özdil almanağı gibi.
– İyi oldu tabii. Fena yazmamışız yani. Hepsini taradığımdan emin değilim çünkü evimde de arşivim yok. AKP’ye teşekkür borçluyum. Memleketi bu hale getirmeselerdi bu kitap çıkmazdı.

Kapak fotoğrafınızdaki melek kanatlı halinizi yadırgadım. Tarzınız değil gibi.
– Ayşe Arman röportajı için Mehmet Turgut çekti. Benim için melek ve şeytan kompozisyonu oluşturmuştu. Ying yang, iyiyle kötü gibi… Kitabın kapağındaki melek kısmı. Şeytanı yok. Kitabın kapağını tasarlayan arkadaş, inanılmaz bir makale yazmış. İki kitap yan yana geldiğinde yarım fotoğraf tamamlanıyor. Meleklinin tercih edilmesi, kapak tasarımına uygun olmasından. Üstelik, adam diyor ki “Bana oy ver, cennete git”. E din tüccarı, cennetin anahtarını satıyorsa, benim da melek olmamda sakınca yok herhalde.

GAZETECİ KILIKLI SAHTEKÂRLAR

Hep muhalifsiniz ama germeden, yormadan, üzmeden. Okuyucuya kendinizi onaylatıp içinizi mi rahatlatıyorsunuz?
– Muhalif değilim. ‘Hükümetin şu uygulaması doğru ama sen sadece muhalif karakterin olduğu için buna iftira attın, yalan yazdın, karaladın, hadise senin yazdığın gibi değil’in kanıtını göstersinler; bugün mesleği bırakayım. Ama uygulama berbat olduğu, kamu adına çok vahim sonuçlara yol açtığı halde çok güzel deyip alkışlayan şerefsizler var. Bana ‘Niye muhalifsin’, deneceğine dönüp bunlara ‘Sen niye yalakasın’ demek lazım aslında. Bile bile yanlışın doğru olduğunu yazan gazeteci kılıklı sahtekârlar var.

Hep yanlışların altını çiziyorsunuz diyeyim o zaman.
– Bana diyorlar ki, madem yanlış yaptık, doğrusunu göster o zaman… Doğrusu zaten o yazılarda yazıyor. Üstelik, benim böyle bir iddiam olsa, milletvekili olurdum. Siyasete giren, milletvekili olan, çözeceğim diyen sensin.

Hep böyle gidecek mi, hiç hayal kurmaz mısınız kendi hayatınız için?
– Hayalim yok. Beş sene önce de 20 sene önce de yoktu. Üniversitede okurken çalışmam gerekiyordu. Babam Yeni Asır’da olduğu için torpil yaptı, sigortalı işe girdim. Hepsi bu. DPT’nin beş yıllık kalkınma planı gibi duyguya hiç kapılmadım, asla gazeteci olmak istememiştim. Hâlâ da istemiyorum. Yarın bırakmak beni üzmez. Gazetecilikle ilgili hedefim, amacım yok. Ama Allah’ın şanslı kuluymuşum, yazıişleri müdürü de genel yayın müdürü de oldum. Gazete de yaptım, televizyon da yönettim. Hayatımız, hesap edemediğimiz milyarlarca kesişmeden oluşuyor. Benden daha iyi eğitimli ve yetenekli arkadaşların gazetecilikte şansları olmadığı için başarısız olduklarını gördüm. Geri zekâlı arkadaşların şansı olduğu için çok iyi makamlara oturduğunu da…

Kitabınız çok satacak. İmza günleriniz de olacak. Yoksa İzmir’den mi başlayacaksınız?
– Kadınların ikinci sınıf olduğu bu ülkede, Doğan Kitap’a toplantı için gittiğimde gördüm ki üst yönetim tamamen Amazonlardan oluşuyor. Şaşırtıcı ve onur verici bir tablo. Sağ olsunlar, bana çok sahip çıkıp özendiler. İmza günleri düşünüyorlar ama ben kaçıyorum. Sanırım 17 Nisan’da İzmir Kitap Fuarı’nda olacağım.

Kitabınızın adı, çocukluğumuzun oyunu gibi: ‘İsim Şehir Hayvan’. Neden?
– İsim şehir hayvan, popüler kültürümüzün temel taşıdır. Dandik eğitim sistemimizde insanlarımızın bilgi açlığını gidermek için kendi kendine bulduğu oyundur. Türkiye’nin ruhuna uygun. Eğlenceli bir ülkede yaşıyoruz, kitabın ismi de oyun olsun dedim. Bir daha kitap yazarsam, ‘Sessiz Film’ düşünüyorum.

Mehmet Turgut benim için melek ve şeytan kompozisyonu oluşturmuştu. Kitabın kapağındaki melek kısmı. Meleklinin tercih edilmesi, kapak tasarımına uygun olmasından. Üstelik, adam diyor ki “Bana oy ver, cennete git”. E din tüccarı, cennetin anahtarını satıyorsa, benim da melek olmamda sakınca yok herhalde

DÜNYANIN EN SEKSİ KENTİ İZMİR

Filler gibi ölmeye İzmir’e gitmek isterim. Ama İzmir’den hiç uzak kalmadım aslında. Sık sık giderim. Türkiye’den sıkıldığım zaman mutlaka İzmir’e giderim. İzmir’i sadece İzmirli olduğum için sevmiyorum Diyarbakırlı, Malatyalı olsam da İzmir’i severdim. İzmir dişi bir kent. İzmir’le sevgili olabilirsiniz. Kadınlar için de çok yakışıklı bir delikanlıdır İzmir… 6 bin yıllık şehirdir, dangozlar Yunanca zanneder. Aslında Smyrna Hitit prensesidir, Anadoluludur.

HÜRRİYET ÇOK BÜYÜK BİR LOGO

Bana kaç mail, telefon geliyor, bunu söylemeye utanırım. Bu bir güçse, bu gücün kaynağı Hürriyet. Sabah’ta, Star’da yazdım ama Hürriyet çok büyük bir logo, üçüncü sayfası çok büyük bir marka. Çetin Altan, Rauf Tamer, Oktay Ekşi, Bekir Coşkun bu köşede yazdı. Bu bir binaysa, benden önce gökdelen haline getirilmişti. Bana çatıya oturmak kaldı. Benden sonra üçüncü sayfada yazacak kişi, benden fazla okunacaktır.

ANNEMLE BABAM KARDEŞ
Annemin kitabını yazmayı düşünüyorum. Adı ‘Şark Çıbanı’ olacak. Yanağında şark çıbanı olan dünyadaki tek Giritli herhalde benim annem. Yüzündeki izi o da biz de çok seviyoruz. Annem o izi yanağında Kaşıkçı Elması gibi taşıyor. Anneannem, mübadelede Girit’ten göçüyor. Mustafa Kemal Antep’te toprak veriyor. Annemin Bursalı babası da Diyarbakır’da, Karayolları’nda görevli. Antep’te anneannemi görüp beğeniyor. Evleniyorlar. Dedem, görevi gereği Mardin’deyken annem dünyaya geliyor. Çocukluğunda çeçe sineği ısırıyor, şark çıbanı çıkıyor. Deniz insanı oldukları için oralarda yapamıyor, İzmir’e gitmek istiyorlar. Dedemin görevi nedeniyle olmuyor, boşanıyorlar. Anneannem annemi alıp İzmir’e, Giritlilerin yanına geliyor. Babamın babası Aksaraylı, babaannemle boşanıyor, oğlunu alıp İzmir’e geliyor. Tesadüfen dedem ve anneannem, aynı mahallede oturuyorlar. “Sen dulsun kızın var, sen dulsun oğlun var. Böyle olmaz, evlenin” diyorlar. Evleniyorlar. Dolayısıyla babamla annem, bir nevi üvey kardeş. Sonra annemle babama diyorlar ki böyle olmaz, siz de evlenin. Evleniyorlar. İşte bu yüzden annem-babam kardeş!

POPÜLÜM ÇÜNKÜ…

Bizim milletin bir hastalığı var, bu her konuya yansır. Gazeteciliğe de yansıyor. Mesela adam köfteci açar, başka şubesi yoktur, der. Başka şubesinin olmaması sanki matahtır. Doğrusu, McDonald’s gibi dünyanın her yerine açmaktır. Ben, popüler olmaya, popüler konuları yazmaya gayret ediyorum. Bana bu yüzden ‘Sen popülistsin’ derler. E, popülüm çünkü. Bana popülist diyen geri zekâlı farkında değil ama o da popüldür aslında.

AFİLİ CÜMLELERLE İLGİLENMEM

Sokakta büyüdüm. Türkçe, okunduğu gibi yazılan, yazıldığı gibi okunan bir dil. Pek söylemezler ama aynı zamanda konuşulduğu gibi yazılan bir dil. Bizim insanımız, gol attık demiyor da geçirdik, diyor. O nedenle köşe yazısı için oturduğumda bu bağlamda, son tahlilde gibi afili cümlelerle ilgilenmiyorum. Nasıl konuşuyorsam öyle yazıyorum. Bu yüzden Amerikalı, Rus, İsrailli okurlarım var. Onların da anladığı dilden yazıyorum!

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND