Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Mülakat tuzakları çeşit çeşit

Mülakatta başarılı olmak mayın tarlasında mayına basmamak demektir. O yüzden çeşit çeşit tuzaklara karşı her an tetikte olmak gerekir. Mülakat tuzakları saymakla bitmez, bitse de her an bir yenisi çıkar. İşte en yaygın tuzaklardan bazıları…

“Fazla kalifiye olmak”

Soru: Bu görev için fazla kalifiye değil misiniz sizce?

Özellikle iş bulmanın zor olduğu şu günlerde, böyle bir durumla karşılaşma riskiniz yüksek. Eğer işe acil ihtiyacınız olduğu için bir göreve talip oluyorsanız, kendinizi ve mülakatı yürüten şirket görevlisini aldatmaya kalkmayın; görevin tam size göre olduğu, böyle bir görevin hayaliyle yaşadığınız filan gibi gerekçeler bulmayın.

Bu görev için fazla kalifiye olduğunuzu kabul edin; işi aldıktan sonra, kalifikasyonunuza uygun daha iyi bir işe geçmek için çalışmaya kararlı olun.

Muhatabınızı da, “Şimdilik böyle bir görevi kabul edebilirim. Ama şirkette ileriye dönük ne imkanlar var, bana biraz bilgi verebilir misiniz” diye yanınıza çekmeye çalışın. İşe alım görevlisi – oyunu dürüst oynaması kaydıyla-düşük maaşla çalışacak fazla kalifiye bir elemana hayır demeyecektir.

İnternetteki imajınız

Soru: Sosyal paylaşım sitelerindeki fotoğraflarınız hakkında ne düşünmem gerek?
İşe alımcılar artık internette adayların adını arıyor, haklarında çıkmış yazıları okuyor, sosyal paylaşım sitelerinde gezinip “imajınız hakkında” bilgi topluyorlar. Eğer internet imajınızı böyle bir olasılığı göz önünde bulundurarak kolladıysanız, mesele yok. Ama özel zevkleriniz ve özel hayattaki (farklı) kişiliğiniz (hele hele uçukluğunuz kaçıklığınız) internete yansıyorsa dikkat. Bunu mülakat sırasında bir avantaja çevirmeye çalışın. “Profesyonellik başka, özel hayat başka. Ben iş ortamında kişiliğimin sadece profesyonel yüzünü gösteririm, ama çok farklı, çok renkli yanlarım da vardır” diyebilirsiniz. İnternet imajınız, şirketin imajına zarar vermedikçe, bir işe alımcı için bunun bir sakıncası yoktur.

Ama eğer, şirketin e-imajına ters düşen bir manzara ortaya çıkıyorsa, yapacak pek bir şey yoktur.
Kaderinize razı olun ve, ileriki mülakatları düşünerek, internette temizliğe gidin.

Uyum kabiliyetinizi ölçün

Soru: Bu görev için ne kadar sürede tam anlamıyla hazır olabilirsiniz?
Bu sorunun arkasında yatan, sizin uyum kabiliyetinizdir aslında. Tabii ki kısa sürede hazır olmak, önemli bir artı. Ama bu (yeni bir görevlinin görevle cuk oturduğu) çok az rastlanır bir durumdur. Eğer, kendinize güvendiğinizi göstermek için “Hemen, yarın…” gibi bir cevap verirseniz, bu sizin görevin gerçek zorluklarını kavramadığınızı gösterir. Aksine, bu soru, bu görev için artınızı eksinizi tartmanız ve eksiklerinizi gidermeniz için bir fırsat olmalı.

Uyum zorlukları teknik olabilir (yeni bir yazılımı öğrenmek mesela), organizasyonla ilgili (şirket içi prosesleri öğrenmek) yahut insan unsuru ile ilgili (bir ekibe entegre olmak) olabilir. İşe alımcının sizden beklediği, doğru ve serinkanlı bir bilanço.

En iyi hatıranız

Soru: En çok övündüğünüz çalışmanız, başarınız nedir?
Bu soru, olumlu yönlerinizden bahsetmeniz için size verilmiş bir fırsat. Cevabınızı iyi seçin. Bunun illa başvurduğunuz görevle ilgili, hatta mesleki olması gerekmez. Özel hayatınızla, daha da iyisi bir sosyal sorumluluk projesiyle ilgili olabilir. Çok eskilere gitmeyin. (İlkokuldaki sunumunuzu, yahut askerlikteki bir marifetinizi anlatmayın.) Tabii “sizin” başarınız söz konusu olmalı. Bir başarıya seyirci kalmış olmanız yeterli değil.

Burada sunum çok önemli. Fazla uzatmadan, başarınızı ne abartıp ne fazla alçak gönüllülük yapmadan, tutarlı, dinlemesi keyifli bir sunum olmalı. Ana fikri (başarınızın can alıcı unsurunu) bir iki farklı açıdan tekrarlarsanız, mülakatçının aklında kalması olasılığı artar.

Biraz da mizah

Soru: Beni güldürebilir misiniz?
Öyle sorular vardır ki, asıl amaç, adayın beklemediği bir durum karşısındaki tepkisini ölçmektir. Bakalım bocalayacak mı? Yanlış bir hareket yapacak mı? Abuk sabuk bir soru da olabilir. (“Bunun konuyla ne alakası var?” diye sinirlenir, mülakatı kesmeye kalkarsanız, tuzağa düşmüş olursunuz.)

“Beni güldürebilir misiniz?” yahut “Bana bir fıkra anlatabilir misiniz?” gibi sorular, bunların en masumları. Unutmayın ki, önemli olan karşınızdakini gerçekten güldürmeniz değil, böyle “aykırı” bir soruya verdiğiniz serinkanlı tepki. Tabii anlatacak (uygun) bir anekdotunuz, fıkranız da varsa, ne álá. Ama sonunda, muhatabınız gülmezse, bozulmayın. Siz (onun yerine gülmeye kalkmadan yahut espiriyi açıklamaya çalışmadan) yüzünüzde hafif bir gülümseme, susup bekleyin.

Birlikten kuvvet doğar

Soru: Ekip çalışmasıyla aranız iyi midir?
Ekip çalışması, 21’inci yüzyıl çalışanının olmazsa olmazı. Bu sorunun tek cevabı var: Evet! Önemli olan arkasını getirmek. Mülakat sırasında her zaman olduğu gibi, bir iddiada bulunduğunuz zaman, bunu ispat edecek bir örnek vermeli, bir tecrübe aktarmalısınız.

Ve açık ve net bir örnek verin. Şöyle bir proje yürüttük. Şöyle bir ekibimiz vardı. Ben şöyle bir görev aldım. Şöyle bir tecrübeydi benim için. Sonuç şöyle oldu. Şöyle zorluklarla karşılaştım. Şöyle aştım.

Yaşadığınız bu tecrübeyi, gidiş gelişlerle, dolambaçlı ve karmaşık bir şekilde değil, açık, akıcı, bir hikaye gibi anlatın. Unutmayın: Mülakatın başarılı olması için, herşeyden evvel, işe alımcının sizi hatırlaması gerekir!

Prestijli bir okul değilse…

Soru: Mezun olduğunuz tanınmış bir okul değil. Bu sizi rahatsız etmiyor mu?
Bitirdiğiniz okulun adını sanını bilen yok mu? Yapacak bir şey yok. İşe alımcıyı tersleyeceğinize (intihar olur) “Evet, haklısınız pek bilinen bir okul değil. Ben size biraz bilgi vermeye çalışayım. Şu şu alanlarda iyi bir eğitim verdiğini düşünüyorum…” şeklinde olumlu bir havaya bürünebilirsiniz. Ne yapacaksınız? Harvard’dan mezun olanların okullarını tanıtmaya ihtiyacı yok. Sizin var…
Bu okulun (hatta okumadıysanız bu kararın) sizin tercihiniz olduğunu söyleyin. Mesela ekonomik sebeplerle üniversiteye gidemediğinizi, erken yaşta çalışmak zorunda kaldığınızı; yahut hem okuyup hem çalıştığınız için pahalı / prestijli bir okula gidemediğinizi; yahut mezun olduğunuzun okulun şu şu artılarından yararlanmak istediğinizi… gerekçeniz neyse artık.

Doğruysa eğer, mesela bir master yapmayı planladığınızı da ekleyebilirsiniz.

Zamanın kıymetini bilmek

Soru: Dakik bir insan mısınız?
Bu da “Tabii ki” diye kestirip atabilmeniz gereken bir soru. Ama mülakat randevunuza geç geldiyseniz bu şansınızı kaybettiniz demektir. (Bu durumda, gecikmenin tek sebebinin sizin organizasyon özürünüz olmadığını göstermek için, gecikmenize iyi bir mazeret bulmanız da gerekir, unutmayın!)

Eğer randevuya tam zamanında geldiyseniz, bu soruya “Tabii” diye cevap verin ve başvurduğunuz görevde dakikliğin öneminin bilincinde olduğunuzu da vurgulayın. Bu sözlerinizin altını doldurmak için da, zamanınızı nasıl düzenlediğinizi kısaca anlatabilirsiniz. Eğer mülakatçı randevuya geç kaldıysa, bunu vurgulananız pek akıllıca olmaz, unutmayın!

Karşınızdakinin güler yüzüne kanmayın

Soru: CV’niz gerçekten ilginç. Bize neler katabileceğinizi anlatır mısınız bana?

Karşınızda güler yüzlü, keyifli, şakalar yapan bir mülakatçı var. “Tamam, bu işi kaptım” diye geçiriyorsunuz aklınızdan. Bu doğru da olabilir ama, (gergin görünmeden) tedbiri ve profesyonelliği sonuna kadar elden bırakmayın. Mülakat, profesyonel bir görüşmedir, kahve sohbeti değil.
Adayları rahatlatmak, kendilerini koyuverip (rol yapmaktan vazgeçip) kendileri gibi olmalarını sağlamak için, zaaflarını ortaya çıkarmak (hatta neşeli ortamda itiraf ettirmek için) mülakatçıların sık kullandığı bir taktiktir bu. O kadar.

Böyle neşeli ve rahat bir mülakatın, özünde, antipatik ve sizi sıkıştırmaya çalışan bir işe alımcıyla yapılan bir görüşmeden bir farkı yoktur.

Otokritik tehlikeli bir iştir

Soru: Siz benim yerimde olsaydınız, bu mülakatın sonunda kendinizi işe alır mıydınız?
Dedik ya, mülakat bitene, binadan ayrılana kadar kontrolü elden bırakmayın. Dikkatinizi dağıtmayın. Tam mülakat bitti, rahatladım derken gelebilecek böyle bir soru sizi zor durumda bırakabilir. Unutmayın, bu soru mülakatın kötü gittiği anlamına gelmez. Uzmanlar görüşme sırasında konuştuklarınızın çok kısa bir özetini yapın ama kendinizi kaptırıp, mülakatçıya malzeme vermeyin, diyorlar. İyi bir taktik, mülakat sırasında (karşınızdakinin de fark ettiğini bildiğiniz) bir kusurunuzun (mesela utangaçlığınızın yahut asabiliğinizin) altını çizmek, görüşme sırasında bunu aşmayı zor da olsa başardığınızı söylemek olabilir.

Son olarak, konuşmaya noktayı koymak için, artılarınızı kısaca özetleyin ve bu sebeple, söz konusu göreve uygun olduğunuzu düşündüğünüzü söyleyin.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND