Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Mülakat rehberi !!! Mülakatta yapılması gerekenler !!!

Profesyonel niteliklerinizi kağıt üzerinde işverene aktarmanız, iş görüşmesine davet edilmeniz için ilk ve en önemli aşamayı oluşturur. Fakat sadece özgeçmişiniz vasıtası ile bir iş teklifi almanız imkansızdır. İş teklifi almanızı sağlayan yegane yöntem, işveren ile yapılacak mülakattır. Mülakatın iki yönlü bir bilgi alışverişi olduğunu aklınızdan çıkarmayın.

mülakat teknikleri, mülakat rehberi, mülakat

Mülakatı yapan kişi sizi potansiyel bir çalışan olarak görmek, profesyonel ve kişilik özelliklerinizi tanıyabilmek için, sizde iş ve tanımını, çalışılacak yer, firmanın potansiyeli, faaliyetleri ve geleceği hakkında daha fazla bilgi toplamak için bilgi alışverişinde bulunursunuz. Mülakatta etkili bilgi alışverişinin oluşmaması, mülakat sonrasında hem firma hem de aday açısından uzun vadede çok sakıncalı sonuçlar ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bir mülakatının aday için olduğu kadar, mülakatı yapan kişi içinde stresli bir tecrübe olduğu bilinmelidir. Uzmanlar mülakatta başarılı olmanın ilk şartının heyecanın önlenmesi olduğu görüşünde birleşmektedirler. Fakat insanın geleceğini doğrudan etkileyen, maksimum bir saatlik bu tecrübe sırasında, heyecanını önlemesini tavsiye etmek oldukça hayalci görülebilir. Ortaya çıkacak stresle başa çıkmanın tek yolu mülakata her yönüyle hazırlıklı olarak gitmektir.

Mülakatı yapan kişi, sizi ilk gördüğü andan itibaren, dış görünüşünden sizinle ilgili varsayımlarda bulunacak, sizinle ilgili bir intiba edinecektir ve bu hem mülakat sürecini hem de sonrasını etkileyecektir. Bu mülakatı yapan kişi üzerinde, hakkınızda silinmesi çok zor olan bir ön yargı oluşturacaktır.

Teknik olarak konunuza çok hakim olmanızın, tanışmanın ilk dakikalarında ortaya çıkmayacağı gerçeği ile, hakkınızda bu unsur vasıtasıyla edinilen görüşün bütün mülakatı etkileyeceğinin bilincinde olmalısınız. İlk intibanın olumlu olmasını sağlamak için muhakkak uyulması gereken bazı kurallar vardır. Bu kurallar:

Elbiseleriniz temiz, ütülü ve muhafazakar olmalı, erkek adaylar muhakkak takım elbise, bayanlar ise işe uygun etek ceket tercih etmelidir. Kot pantalon asla giyilmemelidir. Giysiniz ile uyumlu kravat ve aksesuar kullanılmalı, abartılı aksesuardan ve aşırı makyajdan kaçınılmalıdır.

Saçlar bakımlı olmalı, ayakkabılar muhakkak boyatılmalıdır.
Şahsi temizliğe çok önem verilmeli ve ağır parfümlerden kesinlikle kaçınmalıdır.

Mülakata mutlaka zamanında gelmeye önem verilmelidir. Geç kalmak, mazeretiniz ne olursa olsun kaçınılması gereken bir durumdur. İş görüşmesine erken gelmekte adayın heyecanlı olduğunun en belirgin göstergesidir. Ayrıca, mülakata vaktinden önce gelmekle diğer adaylarla karşılaşıp gizliliği tamamen bozabileceğinizi unutmayın.

MÜLAKAT HAZIRLIĞI

KENDİNİZİ TANIYIN…

Herhangi bir iş görüşmesinden önce kendinizi tam anlamı ile tanımaya çalışın. Kendini tanıyan kişinin, profesyonel niteliklerini ve kişilik özelliklerini karşı tarafa daha iyi aktarabildiğini unutmayın. Kesinlikle niteliklerinizi ve tecrübenizi küçümsemeyin. Mülakat öncesinde kendinize sormanız gerekensorular ise:

Profesyonel hayattaki amaç ve hedefim nedir?
Profesyonel niteliklerim nelerdir?
Firma için yararlı olabilecek niteliklerim nelerdir?
Pozisyona uygun tecrübem var mı?
Zayıf ve güçlü yönlerim nelerdir?
Şu anda çalışmakta olduğum iş sahasında mutlu muyum?

Bu sorulara kendinizi tatmin edecek cevaplar verdikten sonra yapmanız gereken profesyonel iş hayatınızın her aşamasını, iş değişikliği tarihlerini, iş tanımlarını ve profesyonel başarılarınızı kronolojik olarak gözden geçirmektir . Mülakat sırasında bir iş değiştirme tarihini ve üniversite bitirme derecenizi hatırlayamamak kadar olumsuz puan sağlayan bir unsur olamaz.

FİRMAYI TANIYIN…

Mülakat sırasında, pozisyonu ve firmayı her yönüyle tanıdığınızı karşı tarafa hissettirmeniz ve bilginizi birtakım örneklerle desteklemeniz size oldukça pozitif destek sağlayacak ve mülakatı yapan yönetici, firmaya ve pozisyona olan ilgi dereceniz konusunda olumlu düşüncelere sahip olacaktır. Çoğu aday mülakata girecekleri firma hakkında en ufak bir bilgiye sahip olmadan mülakata girmekte ve yalnızca bu yüzden olumlu sonuç alamamaktadırlar.

Firmayı tanımak için:
Internet�ten veya ticaret odalarından firmanın geçmişi ve ekonomik yapısı ile ilgili bilgi toplayın.
Firmanın misyonu , piyasa itibarı, pazar payı, başlıca ürün veya hizmet çeşitleri, personel sayısı ve devri ile ilgili bilgi toplayın.

Mülakata gitmeden önce firmayı ziyaret ederek, broşür isteyin. Eğer yayınlanmışsa firmanın yıllık raporlarını elde etmeye çalışın.

İŞ GÖRÜŞMESİ /MÜLAKAT AŞAMALARI…
MÜLAKAT ÖNCESİ…

Profesyonelce hazırladığınız, ilan edilen pozisyonlara başvurduğunuz veya �genel başvuru� olarak firmalara gönderdiğiniz özgeçmişiniz, mülakatlara çağrılmanızı sağladı. Bu önemli aşamanın ardından size iş teklifi yapılmasını sağlayacak mülakat süreci öncesinde yapmanız gereken oldukça önemli çalışmalar bulunmaktadır. Bu aşamada yapmanız gerekenler ise kısaca aşağıdaki gibi belirlenebilir.
Mülakatı yapacak olan kişinin ismi ve pozisyonu tam olarak bilinmeli ve not alınmalıdır.

Mülakat yapılacak yerin tam adresi ve nasıl ulaşılabileceği mülakat öncesi tespit edilmelidir. Ayrıca firmanın telefonu da herhangi bir geç kalma durumu için yanınızda bulunmalıdır.
Firma hakkında yapmış olduğunuz araştırma ve sormak istediğiniz sorular ile ilgili notlar yanınızda bulunmalıdır.
Kartivizitiniz, yazılı referanslarınız ve özgeçmişinizin bir kaç kopyası yanınızda bulunmalıdır.

MÜLAKAT İLE İLGİLİ ÖN YARGILAR …

Mülakatı yapan kişinin adayda görmeyi arzulamadığı, adayların ise genellikle sahip oldukları bazı ön-yargılar bulunmaktadır. Aday için, iş görüşmesinin olumlu sonuçlanmasını sağlamak amacıyla, aşağıda örnekleri verilen ön-yargılardan kaçınması gereklidir.
İş görüşmesini yapan kişinin, adayın sadece negatif yönlerini ortaya çıkarmağa çalıştığını varsaymak,
Sorulara mülakatı yapan kişinin duymak istediği cevaplar ile karşılık vermenin olumlu sonuç vereceğini düşünmek,
Bütün mülakat insiyatifinin mülakatı yapan kişiye bırakılması gerektiğini düşünmek,
Pozisyon ve firma ile ilgili bir soru sormanın uygun olmayacağını düşünmek,
İşverenin en uygun yerine, en iyi adayı işe alacağına inanmak,

MÜLAKAT SIRASINDA…
Karşılıklı bilgi alışverişini sağlamanın en etkili yöntemi olan iş görüşmesi sırasında ortaya çıkması arzulanan etkili performans, olumlu davranış biçimi, ön hazırlık ve basit kurallara uyma ile, en üst seviyesine ulaştırılabilir. Bu kurallar gerçekleştirilen her mülakat için aynı ve değişmeyen özellikler taşımaktadır. Mülakat yapılacak yere ulaşmanız ile iş görüşmesine alınacağınız zaman arasında geçen bekleme süresini etrafı gözlemleyerek ve daha önce aldığınız notları tekrarlayarak geçirin. Gözlemleriniz size firmanın yönetim sistemi ve stili hakkında bazı ipuçları verecektir.

Mülakat için tespit edilen zamana uyulmuyor ve mülakata alınmak için beklediğiniz süre 15 dakikayı geçiyorsa, bu gecikme size firmanın personele ve zamana verdiği değer konusunda bilgi sağlayacaktır. İş görüşmesinin başında mülakatçı, havayı yumuşatmak için size sohbet niteliğinde sorular sorabilir. Mülakat sırasında mülakatçının yaklaşımı ne olursa olsun resmiyetinizi bozmayın. Kesinlikle mülakatçının ilk ismi ile hitab etmeyin.

İş görüşmeleri de giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden oluşur. Mülakatın giriş aşamasında çoğunlukla mülakatçı sizi dinlemeyi arzu eder ve profesyonel niteliklerinize ve tecrübenize yoğunlaşmayı tercih eder. Gelişme aşamasında ise tecrübeniz ve profesyonel nitelikleriniz ile ilgili verdiğiniz cevaplar doğrultusunda sizden daha fazla bilgi toplamaya çalışır. Sonuç aşamasında ise firmayı ve pozisyonu detaylı olarak anlatır. Eğer mülakat performansınız, mülakatı yapan kişi tarafından beğenilirse, sonuç aşamasında pozisyonun maddi imkanlarına da yer verilir. Eğer iş görüşmesi yarım saatten az bir süreyi kapsamışsa, başarılı bir mülakat performansı ortaya koyamadığınızdan emin olabilirsiniz. Sağlıklı bilgi alışverişinin ortaya konulduğu bir iş görüşmesinin en az bir saat sürmesi gereklidir.

GÖSTERDİĞİNİZ PERFORMANSINIZI ARTTIRMAK İÇİN GÖRÜŞME SIRASINDA TİTİZLİKLE ÜZERİNDE DURULMASI GEREKEN BAZI TEMEL KURALLAR…

Pozitif bir başlangıç için mülakatı yapan kişinin eli uygun biçimde sıkılmalı ve abartılı olmayacak şekilde gülümsenmelidir.
İkram edilse bile sigara içilmemelidir.
Oturulacak yer gösterilmeden kesinlikle oturulmamalıdır.
Mülakat sırasında saate kesinlikle bakılmamalıdır.
Mülakatı yapan kişi konuyu açmadan pozisyonun maddi imkanları gündeme getirilmemelidir.
Daima göz teması sağlanmalıdır.
Dürüst olunmalı ve sorulan sorunun cevabı bilinmiyorsa “bilmiyorum” demekten çekinilmemelidir.
Soruya cevap vermeden önce iyice düşünülmelidir
Başvurulanişe istekli olunduğu mümkün olduğu oranda gösterilmelidir.
Kariyeriniz ile ilgili bilgi saklamaktan ve yanıltıcı bilgi vermekten kaçınılmalıdır.
Mülakatı yapan kişiye saygı gösterilmeli fakat asla üstün görülmemelidir.

GELENEKSEL MÜLAKAT SORULARI

Mülakatlarda çok sık olarak aynı tipteki sorulara yer verilmektedir. Özellikle yapılandırılmamış sohbet şeklinde gelişen mülakatlarda adaya birbirine benzer sorular yöneltilmektedir. Bu sorulara daha önceden yapılacak olan hazırlık, mülakat performansınıza oldukça olumlu etkileycektir ve başarı sağlamanıza yol açacaktır.

Klasikleşen bazı mülakat soruları:
Zayıf ve güçlü olduğunuz yanlarınız nelerdir ?
Bu pozisyonda başarılı olmak için gerekli olan nitelikler nelerdir?
Diğer adaylardan farklı olarak bu firmaya sağlayacağınız faydalar nelerdir?
başarıyı ve başarısızlığı tanımlayınız.
İdeal işinizi tanımlayınız.
Şu anda çalışmakta olduğunuz işinizden neden ayrılmak istiyorsunuz veya neden ayrıldınız?
Niçin firmamızda çalışmak istiyorsunuz?
Kısa ve uzun vadeli kariyer hedefleriniz nelerdir?
Eğer işe kabul edilirseniz, birinci ay içerisinde yapacağınız faaliyetler ve getireceğiniz yenilikler nelerdir?
Kariyerinizdeki en önemli başarınız nedir?
Profesyonel hayatta sizi en fazla ne motive eder?
Neden bir firmada bu kadar uzun çalıştınız?
Kariyeriniz boyunca bu kadar sık iş değiştirmenizin sebebi nedir?

YENİ MEZUNLARA YÖNELTİLEN SORULAR…

Profesyonel hayata atılmaya hazırlanan yeni mezunlara yukarıda belirtilen sorulardan ayrı olarak, iş tecrübelerinin azlığı veya yokluğu nedeni ile daha çok eğitimleri ve gelecek planları ile ilgili sorular yöneltilmektedir. Yeni mezunların, aşağıda bazı örnekleri verilen bu tip sorulara hazırlanmaları gerekir.

Üniversite eğitiminize devam ederken herhangi bir iş tecrübeniz oldu mu?
Mezun olduğunuz bölümü neden seçtiniz?
Üniversitede katıldığınız sosyal aktiviteler nelerdir?
Bitirme dereceniz ve en çok ilgi duyduğunuz dersler nelerdir?
Eğitiminize devam etmeyi arzu ediyormusunuz?
Hobileriniz nelerdir?
Belirtilen sorulara vereceğiniz cevapları çok detaylı bir şekilde planlayın ve olası cevaplarınızı not alın. Bu notlar mülakat sırasında hazırlıklı olarak cevap vermenizi sağlayacaktır. Ayrıca mülakat sonunda pozisyon, firma ve/veya sektörün teknik özellikleri ile ilgili sormak istediğiniz soruları da önceden hazırlamalısınız.

Mülakat sonunda detaylı bilgi almak için kullanılabilecek olan bazı soru örnekleri:

Firmanın gelecek planları ve stratejileri nelerdir?
Rekabet ile ilgili stratejileri var mı?
Pozisyonun potansiyel kariyer ve eğitim planları nelerdir?

MÜLAKAT SIRASINDAKİ DAVRANIŞ BİÇİMİNİZ….

Mülakat sırasındaki davranış biçiminiz en az profesyonel nitelikleriniz ve tecrübeniz kadar önemlidir.Davranış biçiminiz mülakatı yapan yöneticiye olumlu bir kişi olup olmadığınız konusunda ipuçları verecek ve kişiliğiniz konusunda kısa sürede karar vermesine yardımcı olacaktır. Ayrıca davranış biçiminiz, firmada çalışan personele ve firmanın kültürel yapısına uyumunuz konusunda fikir verecektir. Eğer, firma ve yöneticiler hakkında herhangi bir şüpheniz varsa veya kafanızda soru işaretleri bulunuyorsa, bu konudaki görüşlerinizi kendinize saklayın. Aksi taktirde daha mülakat sırasında işle ilgili var olan şansınızı kaybedersiniz. Ama mülakat sırasında pozisyonla ilgili kafanızda soru işaretleri oluşursa, sorularınızı hemen yöneltin. Hakkınızda olumlu düşünceler uyandırmak için mülakatın her aşamasında nazik olun ve işe ilginizi mümkün olan oranda ortaya koyun.

Eğer başarılı bir mülakat geçirir ve firmanın size bir iş teklifi yapmasını sağlarsanız, firma ve yöneticileri ile ilgili şüphe ve endişelerinizi bu aşamada karşı tarafa aktarmanız ve tatmin edici cevaplar almanız durumunda iş teklifini kabul etmeniz daha uygundur.

MÜLAKAT SONU VE SONRASI…

Tecrübeniz veya niteliklerinizle ilgili ve söz konusu pozisyonu doğrudan ilgilendiren soruların sorulduğundan emin olun. Eğer ilgili alanda tecrübenizin az olduğu belirtiliyorsa, ilgili alana yakın olan tecrübelerinizi ön plana çıkarmaya çalışın. İşi ne kadar fazla isterseniz isteyin, nitelikleriniz, iş tecrübeniz ve becerileriniz hakkında yalan söylemeyin ve abartıdan kesinlikle uzak durun. Eninde sonunda mutlaka ortaya çıkacaktır.

Eğer mülakat sonucunda mülakatı yapan kişinin sizle ilgili görüşlerinin olumlu olduğunu düşünüyorsanız, aşağıda belirtilen soruları sormayı ihmal etmeyin.

Gelecek aşamanın ne olacağını ve eğer bir mülakat daha yapılacaksa kimin yapacağı ve mülakatın konusunun (iş teklifi mülakatı gibi) ne olacağını sorun.
Kararın nasıl ve kimin tarafından verileceğini tespit etmeye çalışın.

Eğer yapılan mülakat son mülakat ise ve bir iş teklifi aşamasına ulaşılmışsa, bu görüşmede maaş ve maddi olanakları konuşabilirsiniz. Buna karşın, eğer mülakatı yapan kişi bu aşamada bile maddi olanakları konuşmayı arzu etmiyorsa, konuyu üstelemeyin. Bunun sebebi, mülakatı yapanın iş teklifini ve koşullarını personel bölümüne sormak istemesinden veya iş teklifini yazılı olarak yapmak istemesinden kaynaklanabilir. Eğer mülakat bir personel danışmanlığı firması aracılığı ile düzenlenmişse, mülakat sonrasında pozisyon ile ilgili düşüncelerinizi ve istediğiniz ücret paketini personel danışmanına aktarınız. Çünkü, özellikle üst düzey ve orta kademe yönetim pozisyonlarda, danışman firma sizin adınıza firma ile çalışma koşulları ile ilgili görüşme yapabilir.

Eğer yapılan iş teklifini kabul ederseniz, eski işinizden iyi ilişkilerle ayrılmaya özen gösterin. Ayrılma sebeplerinizi muhakkak açıklayın ve eğer ayrıldığınız firma ile ilgili bir eleştiriniz varsa bunu yapıcı bir şekilde ortaya koyun.

MÜLAKAT HAZIRLIK LİSTESİ

Mülakatı gerçekleştirecek kişinin ismi, soyadı varsa telefonu,

Mülakata alınacağınız yerin tam adresi varsa detaylı tarifi, (Önceden firmanın sekretaryasından temin etmekte büyük fayda vardır)

Firma ve pozisyon hakkında yaptığınız araştırmaları içeren küçük notlar,

Sormak istediğiniz soruların listesi,

Özgeçmişinizin bir kaç kopyası,

Kartvizitiniz.

MÜLAKAT ÖNCESİ BİR BAŞVURU FORMU DOLDURMANIZ İSTENİRSE NE YAPMALISINIZ?

Oldukça yaygın bir davranış olarak ülkemizde, mülakat öncesi adaydan bir başvuru formu doldurması istenir. Doğal olarak pozisyon yükseldikçe firmalar adaydan bu tip bir talepte bulunmazlar. Aslında,daha önce profesyonel bir şekilde hazırladığını özgeçmişiniz sizle ilgili başvuru formunda talep edilenden daha detaylı bilgiyi içermektedir. Bu tip bir durumla karşılaştığınız hallerde, işbirliği içerisinde olduğunuzu belirtmek için bu konuda sizden talepte bulunanlara yardımcı olmanızda fayda vardır.

Ülkemizde bazı personel danışmanlığı firmaları, daha önce özgeçmişinizi göndermiş olsanız bile sizden bir form doldurmanızı istemektedirler. Bu durum ancak iş merkezi (Job Center) türü faaliyet gösteren firmaların yaklaşımıdır. Dolayısıyla form uygulaması yapan firmaların hangi seviye personeli hedefledikleri konusunda ipuçları vermektedir.

İLK MÜLAKAT SONUNDA YAPILMAMASI GEREKENLER

Ücret, izin veya diğer maddi olanakları ilk aşamada kesinlikle sormayın,

Mülakatçının sizle ilgili kararını sorarken ısrarcı davranmayın ve daha sonra telefonla konuyu takip etmeye çalışmayın. Çünkü yöneticilerimiz genelde mülakat sonunda adaya, kültürümüz gereği negatif cevap vermekten çekindikleri için telefona çıkmamayı tercih ederler.

Size ilk mülakat sonunda iş teklifi yapılmasını beklemeyin.

Kaynak: www.kariyer.net

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Çocukların ev ödevlerine yardım etmeli mi?

Manşet, ebeveyn, çocuk yetiştirme, araştırma

Anne babalar çocuklarının eğitimine ne kadar dahil olmalı? Ev ödevlerine yardım etmeli mi? Etmemeli mi? İşte ebeveyn müdahalesinin akademik başarıya etkisi olup olmadığını araştıran, şimdiye dek yapılmış en geniş kapsamlı çalışmanın detayları…

Çocuklarınızın Ödevlerine Yardım Etmeyin!

Günümüzde çocuk yetiştirmenin en temel “zorunluluklarından” biri de, ebeveynlerin çocuklarının eğitimine aktif bir şekilde dahil olması gerekliliği: Öğretmenlerle toplantılar yapmak, okuldaki gönüllü işlere katılmak, ödevlere yardımcı olmak ve çok az sayıda çalışan ebeveynin zaman bulabildiği yüzlerce başka şey yapmak… Bu zorunluluklar içimize öylesine işlemiş ki, çok az ebeveyn bu kadar çabaya değip değmediğini sorgular.

Bu Ocak ayına kadar birçok araştırmacı için de bu böyleydi. Teksas Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü olan Keith Robinson ve Duke Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü olan Angel L. Harris, ebeveyn müdahalesinin akademik başarıya etkisi olup olmadığını araştırdıkları, şimdiye dek yapılmış en geniş kapsamlı çalışmada, durumun pek de öyle olmadığı sonucuna vardılar. Araştırmacılar, Amerikalı ebeveynler üzerine yapılmış yaklaşık 30 yıl değerindeki uzun vadeli bütün araştırmaları taradı. Çocukların ödevlerine yardım etmekten üniversite planları üzerine konuşmaya ve okullarında gönüllü olarak çalışmaya kadar çocukların akademik hayatına müdahil olmanın 63 farklı yolunu araştırdılar. Bu araştırma, ebeveynleri daha çok müdahil olan çocukların zamanla daha fazla gelişme gösterip göstermediklerini bulmayı amaçlıyordu. Araştırmacılar bunu, çocukların okuma ve matematikteki sınav sonuçlarını içeren akademik performanslarına dayanarak ölçtüler.

Buldukları şey şaşırtıcıydı. Ölçülebilen ebeveyn müdahalesinin – ebeveynin ait olduğu etnik köken, kültür, sosyal sınıf ya da eğitim düzeyi ne olursa olsun – çocuklara akademik olarak çok az faydası olduğu hatta onları gerilettiğini gördüler.

Kızınızın ödevini her gece gözden geçiriyor musunuz? Robinson ve Harris’in Bozuk Pusula: Çocukların Eğitiminde Veli Müdahalesi isimli çalışmada yayımlanan verilerine göre bunu yapmanız kızınızın testlerden daha yüksek not almasını sağlamayacak. Üstelik çocuklar ortaokul çağına geldiklerinde, ebeveynlerin ödevlere yardım ediyor olması sınav sonuçlarını aşağıya çekebiliyor. Robinson’a göre bunun nedeni, velilerin, çocukların okulda öğrendikleri şeyleri çoktan unutmuş olmaları ya da aslında bunları asla tam olarak anlayamamış olmaları.

Benzer şekilde velileri sürekli öğretmenlerle ve okul müdürleriyle görüşen çocuklar, velileri okulda pek görünmeyen akranlarından akademik olarak daha hızlı gelişmiyorlardı. Diğer yararsız veli müdahalelerininse şunlar olduğu ortaya çıktı: Bir çocuğun sınıfını gözlemlemek, bir ergenin lisede alacağı dersleri seçmesinde yardımcı olmak, kötü not yüzünden çocuğu cezalandırmak ya da ödevini ne zaman yapacağı konusunda katı kurallar koymak gibi disiplinle ilgili önlemler. Robinson, bu tarz bir müdahalelerin heveslendirmekten çok kaygı yaratacağını düşünüyor. “Onlara, ‘Okulda daha fazla gönüllü olmamı ister misin? Okuldaki sosyal aktivitelere katılayım mı? Ödevlerine yardım etmem sana yardımcı oluyor mu?’ diye sorun” diyor Robinson. “Neler yapmaları gerektiği konusunda velileri ve okulları bilgilendirmeyi akıl ediyoruz ama çocukları genellikle bu konuşmanın dışında bırakıyoruz.”

Okullara velilerin de dahil olmasının bir dogma haline gelmesinin nedenlerinden biri de devletin bunu aktif bir şekilde teşvik etmesidir. Okullarda veli komitelerinin (Okul-Aile Birliği) kurulmasının talep edilmesinin sebebi, daha aktif anne ve babaların orta sınıf ile yoksul öğrenciler arasındaki performans farkının kapatılmasına katkıda bulunmasını sağlamaktır. Ancak bu yeni araştırmaya kadar hiç kimse, veliler ve okullar arasındaki ilişkinin, çocukların başarısını geliştirdiği varsayımını test etmedi. 

Robinson ve Harris bu varsayımı büyük ölçüde çürütürken, küçük çocuklara yüksek sesle kitap okumak (ebeveynlerin yarısından azı bunu günlük olarak yapıyordu) ve ergenlerle üniversite planları hakkında konuşmak gibi küçücük alışkanlıkların fark yaratabileceğini gördüler. Ancak bu müdahaleler, okullarda ya da öğretmenlerin yanında değil, evde hayata geçiriliyordu.

Dahası, ebeveynleri eğitimlerini önemsemediği için yoksul öğrencilerin okulda başarısız olduğuna dair yaygın inanışın da yanlış olduğu ortaya çıktı. Etnik kökeni, sosyal sınıfı ve eğitim seviyesi ne olursa olsun, velilerin büyük bir çoğunluğu çocuklarıyla yüksek notların önemi hakkında konuştuğunu ve onların üniversiteye devam etmelerini dilediklerini bildiriyordu. Örneğin Amerika’daki Asya kökenli çocukların ebeveynleri, okula Latin kökenli ebeveynlerden daha fazla müdahil olmasa da (çünkü her iki grup da dil sorunu yaşıyor), Asya kökenli çocuklar sınavlarda aşırı derecede iyi performans gösterebiliyorlardı. Öyleyse neden bazı ebeveynler, paylaşılan bu değerleri başarıya çevirmelerinde çocuklarına yardımcı olmakta daha etkililer?

Robinson ve Harris, finansal kaynakları ve eğitim durumu daha iyi olan ebeveynlerin, çocuklarını, ilginç mesleklere sahip olan üniversite mezunu yetişkinlerin olduğu bir sosyal çevre içinde büyüttüklerini varsayıyorlar. Üst-orta sınıf çocuklara, iyi bir eğitimin hayatta başarılı olmak için gerekli olduğu sadece söylenmekle kalmıyor. Bu çocukların etrafı zaten yemek sofralarında üniversite yıllarını yad eden doktor, avukat ve mühendis olarak çalışan aile fertleri ve dostlarıyla çevrili oluyor. Asyalı ebeveynlerin durumu ise bir istisna: Çok yoksul olsalar ve çocuklarına bu tür bir sosyal çevre sağlayamasalar bile, eğitimin değeri ve cazibesi hakkında çocuklarıyla benzer bir etki yaratacak şekilde konuşabildikleri görülüyor.

Robinson, araştırma kapsamında Teksas Üniversitesi’ndeki istatistik lisans öğrencilerine ailelerinin başarılarına nasıl bir katkıda bulunduklarını sordu. Öğrencilerin çoğu; ebeveynlerinin onları zorladığına, teşvik ettiğine ya da resmi sebeplerle okulda bulunduklarına dair pek fazla anısı olmadığını bildirdi. Öğrenciler bunun yerine anne ve babalarını, yüksek beklentileri olan ama geride duran ebeveynler olarak tanımladılar. “Bu çocuklar da başardı!” diyor Robinson. “Ebeveynlerinin, çocukların akademik hayatına dahil olan ebeveynler olmasını bekliyorduk. Ama öyle değillerdi. Bu beni gerçekten çok şaşırttı.”

Robinson ve Harris’in bulduklarını, ebeveynler ile çocukları arasındaki evdeki konuşmaları 1990’larda gözlemleyen sosyolog Annette Lareau’nin çalışmalarından öğrendiklerimizle birleştirebiliriz. Lareau, yoksul ve işçi-sınıfından gelenlerin ev ortamlarında, çocukların sessiz olmalarının ve öğretmen gibi yetişkin bir otorite figürüne karşı saygıda kusur etmemelerinin beklendiğini buldu. Orta sınıf ailelerin ev ortamlarında ise çocuklar eleştirel sorular sormayı ve kendilerini savunmayı öğreniyorlardı. Bu davranışlar sınıfta çok işlerine yarıyordu.

Robinson ve Harris, yaptıkları araştırmada bazı veli müdahalesi türlerine yer vermemeyi seçti: Bocalayan çocuklar için özel öğretmen ya da terapist tutmak, üniversite için tasarruf hesapları açmak gibi. Bir de şöyle bir gerçek var: Sosyoekonomik durumu ne olursa olsun,  bazı ebeveynler çocukları için etkili okullar arama konusunda aşırı çabalarken, bazıları köşe başındaki okulu tartışmasız olarak kabul ediyorlardı.

Her ne kadar Robinson ve Harris öğrencilerin okul seçimine bakmasalar da, ebeveynlerin çocuklarının akademik performanslarını – okuma ve matematikte sekiz puana kadar- iyileştirmelerini sağlayacak çok az yoldan biri olarak şunu buldu: Çocuklarını hakkında iyi şeyler söylenen bir öğretmenin sınıfına yerleştirmek. En iyi öğretmeni seçmenin, çocuğun hayat boyu taşıyacağı kazanımları artırdığı ortaya çıktı.

Sonuçta, bu bulgular kermeslerde kek satmak için gönüllü olmaya zaman ayırmak için çabalayan kaygılı ebeveynleri rahatlatabilir. Ancak okullardaki veli müdahalesine sadece sınav sonuçlarıyla değer biçmek, velilerin okullarda ne büyük etkiler yaratabileceklerini görmemizi engellememeli. “Belalı” gibi görünen bu ebeveynler, özellikle devlet okullarında, çok etkilidirler. Daha iyi bir ders kitapları bulma, bahçede yeni oyun alanları kurma ve sanat, müzik, tiyatro ve okul sonrası kulüpler gibi tüm hayati “ekstraları” hayata geçirme konusunda oldukça etkilidirler. Bu tür bir veli katılımı, sınav sonuçlarını doğrudan etkilemese de, okulu tüm öğrenciler için pozitif bir yere dönüştürebilir. Çocuklarınızın okullarına müdahil olmak sadece onlara arka çıkmanın bir yolu değil, aynı zamanda iyi bir vatandaş olmanın da bir yolu olarak görülebilir. 

Kaynak: www.egitimpedia.com
Çeviri: Ayşegül Sarıoğlu

Okumaya devam et

MAKALE

Süt kemik sağlığı bakımından yararlı mı?

sütün faydaları, Manşet, kemik gelişimi

Kemik gelişimi için sütün önemli olduğunu yıllardan beri duyarız. Peki gerçekten süt içmek kemiklerin güçlenmesine düşünüldüğü kadar katkı sağlar mı? İşte www.bbc.com sitesinden hepimizi aydınlatacak nitelikte bir makale…

Süt gerçekten kemikleri güçlendiriyor mu?

Kemiklerimizi güçlendirmek için süt içmek gerektiğine dair sözleri çocukken hepimiz duymuşuzdur.

Süt kalsiyum içerir. Kalsiyum da kemik yoğunluğu için gerekli bir mineral olarak biliniyor.

Ancak süt tüketimi ile kemiklerin güçlenmesi arasında kesin bir bağ olduğunu kanıtlamak o kadar da kolay değil.

Bunu kanıtlamak için iki büyük grupla bir deney yapılması, bunlardan birinin yıllar boyunca bol miktarda süt içerken diğer gruba süt görünümünde plasebo içecek verilmesi gerekiyor. Ama bunu pratikte uygulamak zor.

Onun yerine şu yapılabilir: Binlerce insana geçmiş yıllarda ne kadar süt içtikleri sorulup sonra da en az 10 yıl gözlemlenerek düzenli süt içenlerde daha az sayıda kemik kırılması vakasına rastlanıp rastlanmadığının tespit edilmesi.

ABD’de Harvard Üniversitesi 1997’de böyle bir araştırma yapmıştı. 77 bin kadın hemşire 10 yıl boyunca gözlemlendi. Ancak haftada bir bardak süt içenlerle iki ve daha fazla bardak içenler arasında kol ve kalça kırıkları vaka sayısı bakımından önemli bir fark görülmedi.

Etkisi iki yıl sürüyor

Aynı ekibin 330 bin erkekle yaptığı araştırmada da benzer bir sonuç alındı.

Bu alandaki 15 farklı araştırma 2015’te Yeni Zelandalı bir ekip tarafından incelendiğinde, süt içmek de dahil, kalsiyum bakımından zengin bir diyetin kemikteki kalsiyum yoğunluğunu iki yıl artırdığı, ancak sonra bu artışın durduğu gözlendi.

Diyetle alınan kalsiyuma alternatif olarak haplarla kalsiyum takviyesi de yapılabiliyor. Ancak takviyelerin uzun vadede olumsuz etkide bulunduğuna dair endişeler var.

Yeni Zelandalı ekip 51 araştırmayı inceleyerek kalsiyum takviyesinin uzun vadede avantajları ile olumsuz etkilerini kıyasladığında, onlar da kemiklerdeki güçlenmenin bir-iki yıl sonra durduğunu tespit etti.

Kalsiyum takviyesi, kemik yoğunluğunda yaşlanmaya bağlı kaybı durdurmuyor, sadece geciktiriyordu. Ekip, kemiklerde kırılma oranı bakımından bunun ancak ufak bir azalmaya tekabül ettiği sonucuna vardı.

Aynı veriler farklı ülkelerde incelendiğinde, günlük alınması gereken kalsiyum miktarı bakımından farklı öneriler ortaya çıkmıştı. Örneğin ABD’de önerilen miktar İngiltere ve Hindistan’dakinin iki katına yakındı. ABD’de günde yaklaşık üç su bardağı süt içilmesi salık veriliyor.

2014’te İsveç’te yapılan bir araştırmada ise günde üç bardaktan fazla süt içmenin kemikler için daha fazla yarar getirmediği, hatta zararlı olabileceği sonucuna varılmıştı.

Uppsala Üniversitesi ve Karolinska Enstitüsü’nün yaptığı araştırmada, insanlara önce 1987’de ne kadar süt içtikleri soruldu, daha sonra aynı soru 1997’de tekrarlandı.

2010’da bu insanlar arasında ölüm oranı incelendiğinde günde bir bardak süt içenlerde daha fazla kemik kırılması ve erken ölüm oranına rastlandığı görüldü.

Peynir ve yoğurt daha mı etkili?

Ancak bu araştırmanın da bazı sorunları vardı. İnsanlara daha önceki yıllarda ne kadar süt tükettikleri sorulmuştu, bunu doğru bir şekilde tahmin etmek mümkün olmayabilirdi, zira süt tüketimi farklı şekillerde olabilirdi.

Ayrıca bu tür araştırmalardaki en büyük sorun burada da kendisini gösteriyordu: İki olay birbiriyle gerçekten bağlantılı mı veya neden-sonuç ilişkisi gerçekten var mı?

Aynı araştırmada kafa karıştıran bir diğer sonuç ise peynir ve yoğurt tüketimi ile daha az sayıda kırık oranı arasında bir bağlantı kurulmasıydı.

Araştırmacılar, insanlara beslenme konusunda tavsiyelerde bulunurken bu sonuçların dayanak alınması için erken olduğunu, benzer araştırmaların tekrarlanması gerektiğini söylüyor. Bu sonuçlardan yola çıkarak beslenme düzenini değiştirme konusunda temkinli davranılması tavsiye ediliyor.

Yani kısaca diyebiliriz ki, mevcut verilere göre, süt içmeye devam etme konusunda bir sorun yok. Süt kemik sağlığı bakımından yararlı olabilir. Ama bu yarar sandığımız kadar uzun süreli olmayabilir.

Ayrıca kemik sağlığı açısından etkili diğer yöntemleri de uygulamak gerekir. Egzersiz yapmak ve beslenme, güneş ışığı ve fazla güneşin olmadığı yerlerde kışın D vitamini takviyesi yoluyla yeterince D vitamini almak gibi.

Uyarı: Bu makale sadece genel bilgi verme amacıyla yazılmıştır ve doktor tavsiyesi olarak ele alınmaması gerekir. Makalenin içeriğinden yola çıkarak okurun kendi başına koyduğu teşhislerden BBC sorumlu değildir. Sağlığınızla ilgili herhangi bir endişeniz varsa doktorunuza danışın.

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Hepimizin biraz sakinleşmeye ihtiyacı var

sinirliyken sakinleşmek için ne yapmalı, sakinleşmek, Manşet

Günlük hayatımızda hemen her yerde can sıkıcı olaylarla karşılaşabiliyoruz. Bu olaylara verdiğimiz tepkiler de o anki ruh halimize göre değişiklik gösterebiliyor. Bu da bizi fazlasıyla yıpratabiliyor. Peki ne yapmalıyız? İşte sakinleşmek için kendimize sormamız gereken sorular…

Endişe duygusuna kapıldığınızda sakinleşmek için kendinize sorabileceğiniz sorular

Bazen insan sebepli veya sebepsiz yere endişeye kapılır. Öyle ki bu duygusunu başkalarına açıklamakta bile zorlanır. Anne babasının hastalanacağından, çok fazla para harcadığından, sevdiklerinin duygularını incitmekten, mesajlara cevap vermeyen bir arkadaş yüzünden bile endişelenir. Bir yakını eve geç geldiğinde, topluluk önünde konuşması gerektiğinde endişelenen sadece siz değilsiniz. Herhangi bir sebepten ötürü endişeye kapıldığınızda, göğsünüze bir ağırlık çöktüğünde şunu hatırlayın; yalnız değilsiniz. Endişe, birden fazla şekilde ortaya çıkabilir. Endişe duygusundan kurtulmanın da birden fazla yöntemi var. Bunlardan biri de sakinleşmek için kendinize soru sormak. İşte endişelendiğiniz zamanlarda bu duygudan uzaklaşmak için kendinize sorabileceğiniz sorular:

1. Bu gerçekten bir tehdit mi?

Hayatta kazalar olur. Ancak çoğu zaman endişe duygusuna kapıldığımızda, işlerin gerçekten de ters gittiğini söylemek biraz zor. Peki o halde sizi bu kadar endişelendiren şey ne? O şeyin gerçekleşme ihtimali ne? Bunu gerçekten bir anlığına da olsa düşünün. Bu sorulara bulacağınız yanıtlar, endişelenmenize sebep olan şeyin gerçek bir tehdit olup olmadığını kavramanızı kolaylaştırır.

2. Hazırlıklı olmak için elinizden gelen her şeyi yaptınız mı?

Hayatta bazı şeyleri kontrol edebilirsiniz, önlem alabilirsiniz. Bisiklete biniyorsanız, kask takmalısınız. Evdeki alarmın çalışıp çalışmadığını kontrol etmeli, sağlık sigortanızı ihmal etmemeli, düzenli aralıklarla doktora görünmelisiniz. Biraz sıkıcı bir çözüm olabilir ancak kendinize kontrol edilecekler listesi hazırlayabilirsiniz. Gözden geçirdiğiniz unsurları tek tek işaretlediğiniz zaman endişelerinizden bir nebze kurtulabilir, daha sakin ve planlı hareket edebilirsiniz.

3. Zihniniz biraz aşırıya kaçıyor olabilir mi?

Gecenin bir yarısı endişeye kapılmış, korkmuş ve yorgun düşmüş bir zihinden daha kötü ne olabilir? Eğer panik duygunuz ve endişeleriniz işle, başka insanlarla veya dikkatinizi dağıtacak herhangi bir şeyle ilgili olmayan saatlerde ortaya çıkıyorsa, bu durumda kontrolü ele almalısınız. Derin nefesler alıp vererek düşüncelerinizi değiştirebilir veya bir uyku meditasyonu videosu açabilirsiniz. Gece gelen kaygılarınızın, güneşin ışığıyla birlikte ortadan kaybolacağını düşünebilirsiniz.

Aslında korkmanız gereken şey, endişelerinize sebep olan şeyler değil, endişenin ta kendisi. Amerikalı ünlü yazar Seth Godin, “Endişe, davranışlarımızı verimli bir şekilde değiştirdiği zaman kullanışlıdır. Bunun dışında kalan endişe duygusu, dikkat dağınıklığının olumsuz hali, bizi çalışmaktan veya hayatımızı yaşamaktan alıkoymak için tasarlanmış bir oyalanma şeklidir” diyor.

Bir sonraki sefer panik duygunuz arttığında, endişelerinize kapıldığınızda kendinize sorular sorarak bu duyguyla baş etmeyi ve ondan kurtulmayı deneyebilirsiniz.

Kaynak: www.uplifers.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND