Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Mükemmel bir iş ortamı yaratmak ister misiniz?

temel aksoy, şirket, mükemmel şirket, Manşet, işyeri yönetimi, iş ortamı, iş hayatı

Rahat, keyifli hatta eğlenceli ve bütün çalışanların birbirleriyle neşeli ilişkiler içinde olduğu bir şirkette çalışmayı kim istemez? Peki, böyle bir iş ortamı yaratmak için nelere ihtiyacımız var? Temel Aksoy ‘Mükemmel bir işyeri yaratmanın 6 kuralı’ başlıklı yazısında tam da ihtiyacımız olanları bizlerle paylaşıyor…

Mükemmel Bir İşyeri Yaratmanın 6 Kuralı

İyi bir iş ortamı yaratmak için, Google ya da Facebook gibi birkaç teknoloji şirketinde uygulanan yöntemleri hayata geçirmek gerekmez. Rahat, keyifli hatta eğlenceli ve bütün çalışanların birbirleriyle neşeli ilişkiler içinde olduğu şirketler yok denecek kadar azdır. Bunlar işyeri efsaneleridir.    

Mükemmel bir iş ortamı yaratmak için, her şeyden önce, çalışanlara odaklanan bir anlayışa sahip olmak gerekir.  Rob Goffee ve Gareth Jones’un da araştırmalarıyla ortaya koydukları gibi, dünyanın her yerinde her çalışanın hayal ettiği gibi bir işyeri yaratmanın 6 altın kuralı vardır. Üstelik bu kuralları hayata geçirmek için büyük bir yatırım yapmaya ya da çok fazla maddi kaynak ayırmaya da ihtiyaç yoktur. Arzu eden her lider, bu kuralları uygulayarak, mükemmel bir işyeri yaratabilir:

1- İnsanlar, gereksiz kurallarla baskı altında tutulmadıkları ortamlarda mutlu olurlar.

Sanayi dönemi, fabrikalarda işçilerin her an sıkı bir kontrol altında çalışmaları gereken bir dönemdi. Değer üretmenin yolu verimlilikten geçiyordu; verimlilik ise o işi daha önce yapmış olan insanların işi, yeni gelenlere öğretmeleri ve onları kontrol etmeleriyle sağlanıyordu.  İşçiler, ustalar, usta başları, müdürler… Birbirlerine kontrol düzeniyle bağlıydılar. Sanayi dönemindeki üretim biçiminde kontrol, olmazsa olmazdı.

Fakat bugün pek çok yönetici, kendisine bağlı çalışanların yaptıkları işi kontrol edecek bilgiye sahip değildir. Bir bilgisayar programcısının ya da bir web tasarımcısısın yöneticisi, yapılan işi, yapılırken değil, ancak iş bittikten sonra kontrol etme imkanına sahiptir.

Bu nedenle, içinde yaşadığımız dönemde insanların başında durarak, onları verimli kılmaya zorlamak anlamsızdır; böyle bir kontrol anlayışı artık geçerliliğini yitirmiştir. Bu dönem, insanların kendi istekleriyle bir işe talip oldukları, yaptıkları işin hesabını gönüllü olarak verdikleri bir dönem. Bu dönemde kimsenin kimseye zorla bir iş yaptırması ve o işten verim alması mümkün değil.

Bugünün işyerlerinde kurallar, az sayıda, yalın ve herkes için geçerli olan, gerçekten bir amaca hizmet eden kurallar olmalıdır. Kural koymaktaki amaç, yasaklamak ve kontrol etmek değil, ortak bir anlayış geliştirmek olmalıdır.

Mükemmel bir şirket olmanın ilk adımı, eski döneme ait, anlamsız kurallardan kurtulmak ve zamanın ruhuna uygun davranmaktır.

2- İnsanlar, ihtiyaç duydukları bilgiye serbestçe eriştikleri ortamlarda mutlu olurlar.

Eskiden bilgi az ve kıymetliydi. Bilgiye sahip olmak, güce sahip olmak demekti. Şimdi bilgi çok bol hatta fazla. Önemli olan bu bilgileri tasnif etmek, işe yarayanları ayırıp, bunlardan bir içgörü çıkarmak ve bunu şirketin yararına bir eyleme dönüştürebilmek. Herkesin her türlü bilgiyi edinebildiği, internet sayesinde istediği bütün bilgiye anında ulaşabildiği bir dönemde, şirketin içindeki bilgiyi birkaç kişinin elinde tutmak ve bundan bir güç devşirmeye çalışmak, eskiye ait, köhne bir anlayıştır.

Hayatın inanılmaz derecede hızlandığı, geciken bir kararın büyük kayıplara yol açtığı bir dünyada, her çalışanın zamanında ve doğru karar alması için, kendisine gerekli olan bilgiye her an ulaşması gerekir. Bilginin her çalışanla paylaşıldığı ortamlarda kimse bilgiyi bir güç kaynağı olarak kendi lehine kullanma ayrıcalığına sahip olamaz. Bilginin herkese açık olduğu ortamlar şeffaf olur ve güven yaratır.

Aksine bilginin saklandığı ortamlar ise, adaletsizliğe ve yanlışlara zemin hazırlar. Böyle ortamlarda bilgi, bir öğrenme ve karar alma aracı değil, bir çıkar ve tehdit unsuru olarak kullanılır. Bu anlayış, çalışanların ilişkilerini zedeler; şirketin ilerlemesini yavaşlatır ve şirketi rekabetin gerisine düşürür.

Mükemmel bir işyeri yaratmanın ikinci kuralı, işyerinde açıklık ve şeffaflık kültürünü hâkim kılmaktır. İnsanlar, ihtiyaç duydukları bilgilere, zahmetsizce ulaştıkları ortamlarda çalışmak isterler, böyle ortamlarda mutlu olurlar.

3- Çalışanlar kendilerini geliştirebildikleri ortamlarda mutlu olurlar.

Tarım toplumunda insanlar, anne babalarından öğrendikleri birkaç bilgi sayesinde bir ömür geçirebilecek bir donanıma sahip oluyorlardı. Sanayi döneminde ise, çalışanların bir alanda uzman olması yeterli oluyordu. Hem tarım toplumlarında hem sanayi toplumlarında insanlar tek bir iş yapıp emekli oluyorlardı. Fakat, içinde yaşadığımız dönemde, daha üniversiteden mezun olan insanların bile, kendilerini birçok farklı alanda geliştirmeleri gerekiyor. Artık herkesin, hem bir alanda uzmanlaşması hem de pek çok farklı alanda bilgi sahibi olması gerekiyor. 

Bugün hemen her şirket, çalışanların yaptıkları işleri daha iyi yapmaları için onlara eğitim veriyor. Oysa çalışanlar, bu eğitimlerin yanı sıra, kendilerini geliştirecekleri eğitimler almak istiyorlar. Çalıştıkları işyerlerinde hiç kullanmayacak bile olsalar, kendilerini geliştirecek eğitimler talep ediyorlar. Çalışanların bugünün şirketlerinden beklentileri, kendilerini geliştirebilmeleri için şirketlerin onlara destek olmasıdır.

Mükemmel bir işyeri yaratmanın üçüncü adımı, çalışanların gelişimine yatırım yapmaktır. İnsanlar hangi ortamda bilgilerini artırıp ilerlediklerini düşünürlerse,  hangi ortamlarda kendilerini geliştirdiklerini düşünürlerse, o ortama bağlanırlar.

4-İnsanlar,  kabul gördükleri ortamlarda mutlu olurlar.

İnsanlar, başkalarının istediği gibi değil, kendileri gibi olmak ve bu şekilde kabul görmek isterler.  İnsanlar hangi din, mezhep, dil, ırk, cinsiyete ait olurlarsa olsunlar; hangi hayat tarzını benimserlerse benimsesinler, oldukları gibi kabul edilmek isterler.  İnsanlar, önyargısız kabul gördükleri yerde yaşamak, çalışmak ve üretmek isterler. Kendilerini rahatlıkla ifade ettikleri ortamlarda performansları artar, başarılı olurlar.

“Evde ya da arkadaşlarımla neysem, işte de oyum” diyebilen; çalıştığı ortamda kendini saklamak zorunda hissetmeyen; kendi farklılığını ve duygularını ortaya koyma özgürlüğü bulan insanlar, çalıştıkları işyerlerine kendilerini adarlar.

Mükemmel bir işyeri yaratmanın dördüncü adımı, insanlara “kendileri olma” özgürlüğünü tanımaktır. Bunu yapan şirketler, yaratıcı yetenekleri kendilerine çeker ve inovasyon için şart olan insan çeşitliliğine kavuşurlar.

5-İnsanlar, anlam buldukları ortamlarda mutlu olurlar.

Her şirketin sağladığı fayda, aslında o şirketin varoluş nedenidir. Bu açıdan bakıldığında, aslında her şirketin esas amacı,  sahiplerine para kazandırmaktan çok, insanlara fayda sağlamaktır. Müşteriler şirketlere, bu faydaya sahip olmak için para verirler.

Eğer bir lider,  şirketin varoluş amacı olan “faydayı” üretmenin, hem kendisinin hem bütün çalışanların ortak misyonu olduğunu iyi anlatabilirse, bu misyonu herkesin sahiplenmesini sağlarsa, yapılan iş, başta çalışanlar olmak üzere bütün paydaşlarının gözünde çok daha anlamlı bir seviyeye çıkar. Çünkü, insanlara fayda üretmek, sahiplere para kazandırmaktan daha anlamlıdır.

İnsanlar yaptıkları işin karşılığında hakkettikleri parayı almak isterler elbette ama insanlar sadece para kazanarak doyuma ulaşmazlar. İnsanlar paranın yanı sıra, işe yaramak ve başka insanlara faydalı olmak isterler.  Yaptıkları işte, böyle anlam bulurlar

Mükemmel bir işyeri yaratmanın beşinci adımı, çalışanların anlam bulacakları bir iş ortamı yaratmaktır. İnsanlar, anlam buldukları işe kendilerini adarlar. Sadece zamanlarını değil, işe ruhlarını da katarlar.

6-İnsanlar, yaptıklarından gurur duydukları ortamlarda mutlu olurlar.

Herkesin yaptığı işte kendi katkısını görebilmesi, elde edilen başarıdan kendine pay çıkartabilmesi ve bununla gurur duyabilmesi gerekir.

İnsanlar sadece özel  hayatlarındaki başarılarından değil, çalıştıkları şirketin başarısından da kendilerine pay çıkarıp, gurur duymak isterler. En başarılı şirketlerin, aynı zamanda en çok çalışılmak istenen şirketler olması bu nedenledir. İnsanlar başarıyı paylaşmak, başarılı işleri yapan bir takımın parçası olmak isterler. İnsanlar, kendilerinden daha büyük bir şeyin parçası olmak isterler.

Gerçek liderler, çalışanların yaptıklarıyla gurur duyacakları bir iş ortamı yaratmakta zorlanmazlar. Bu liderler, bir işyerinde insanları birbirlerine bağlayan değerleri ve işyerinin misyonunu herkesin sahiplenmesini sağlayarak, herkesin gurur duyacağı işler yapmasına imkan yaratırlar.

Mükemmel bir işyeri yaratmanın altıncı adımı, insanların yaptıkları işten gurur duymalarını sağlamaktır.

Şirketler bu altı özelliğin hepsini, neredeyse hiç bir yatırım yapmadan hayata geçirip, mükemmel bir iş ortamına sahip olabilirler. Mükemmel işyeri yaratmak için maddi imkanlardan çok, bu zamanın ruhunu anlayan bir zihniyete sahip olmak gerekir. Bu zamanın ruhunu yakalayan ve insanların motivasyonlarını anlayan her lider, mükemmel bir işyeri yaratabilir.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

MAKALE

Uzaktan eğitim deneyimi

uzaktan eğitim, okul hayatı, öğrenme becerisi, Manşet

Uzaktan eğitimin faydaları nelerdir? Uzaktan eğitimden neler öğrenebiliriz ve okullar açıldığında sınıflarımıza neleri taşıyabiliriz? Daha fazla ve daha kolay öğrenim sağlıyor olabilir miyiz? İşte bir öğrencinin gözünden uzaktan eğitim deneyimi…

Bir Öğrenci Anlatıyor: Neden Uzaktan Eğitimde Daha İyi Öğreniyorum?

Sıra beklemeden konuşmak. Sınıf malzemelerine zarar vermek. Öğretmenlere saygısızlık yapmak. Sınav esnasında cevapları ağzından kaçırmak. Birbirini iten, tekmelemeyen, vuran ve hatta yerlerde yuvarlayan çocuklar. Bunlar okulumda her gün olan şeyler. 

Şaka yaptığımı düşünebilirsiniz, ama gerçekten şaka yapmıyorum. 

Akranlarımın davranışlarına göre ikinci ya da dördüncü sınıfta olduğumu düşünebilirsiniz. Ama aslında New York’ta liseye geçmek üzereyim ve ortaokul hayatım boyunca bu tür sorunlar hemen her derste defalarca yaşandı.

Bu yüzden, koronavirüs pandemisi sebebiyle New York eyaletinde başlatılan uzaktan eğitimi kesinlikle destekliyorum. Okullarımız bu deneyimi sınıftaki öğretmenleri daha iyi nasıl destekleyeceğini anlamak için kullanırsa, geri döndüğümüzde öğrenciler daha etkili bir şekilde öğrenme şansına sahip olurlar.

Nedenini açıklayayım.

23 Mart’tan bu yana uzaktan eğitim alıyorum ve normal sınıf derslerinden daha fazla ve daha kolay öğrendiğimi fark ediyorum. Dikkatimi dağıtan öğrenciler ve bu öğrencileri idare etmekte zorlanan öğretmenler olmadan kesintisiz bir şekilde kendi hızımda çalışabiliyorum. 

Kendilerini kontrol edemeyen veya kontrol etmek istemeyen öğrenciler nitelikli sınıf zamanından çalarlar ve genellikle sınıf arkadaşlarının testlere ve değerlendirmelere hazırlanmasını engellerler. Üzerinden geçemediğimiz ya da yeterince odaklanamadığımız için, hiç hakim olmadığımız konuları içeren testlere girdiğim zamanlar oldu.

Bir ortaokul öğretmeninin işi hiç kolay değil. 26 ergeni gözetmenin çok daha ötesinde bir iş bu. Ortaokul hayatımda, sınıflarına hakimiyeti güçlü olan, kuralları tutarlı bir şekilde uygulayan, öğrencilere adil davranan ve saygılarını kazanan sadece birkaç öğretmenle karşılaştım.

İşbirliğine dayalı öğrenmeye büyük önem veren bir okula gidiyorum. Yaptığımız çalışmaların yaklaşık yüzde 80’i, öğretmen tarafından belirlenmiş 3 ila 5 öğrenciden oluşan gruplar halinde yapılıyor. Bu durum, çalışmalarını tamamlamak isteyen öğrencileri, olumsuz davranışlar sergileyen akranlarını disipline etmek ve isteksiz öğrencileri katkıda bulunmaya ikna etmek zorunda bırakıyor.

Uzaktan eğitim, çalışmalarım üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmamı sağlıyor. Daha fazla çaba ve çalışma gerektiren konulara daha fazla zaman ayırabiliyorum. Yanıtları zaten bilinen soruların üzerinden geçildiği bir dersi sonuna kadar oturup izlemem gerekmiyor. Hala diğer öğrencilerle işbirliği yapabiliyorum ama çok daha etkili bir şekilde. Çalışmaya farklı bakış açıları getiren ve daha güçlü olmasını sağlayan arkadaşlarla online görüşmeler yapmaktan gerçekten keyif alıyorum; birbirimize meydan okuyoruz ve bu daha zengin bir öğrenme deneyimi sağlıyor. 

Ayrıca, öğretmenlerimin şahsen verdikleri dersler yerine Google Classroom’da yayınladığı kayıtlı dersleri tercih ettiğimi de fark ettim. Bu yıl matematikle ilgili sorunlar yaşadım. Öğretmen, dersin en az üçte birini düzeni sağlamak için harcadığı için soruları cevaplamaya sabrı kalmıyordu. Çoğu zaman, okuldan önce onunla görüşmek için randevu aldığımda, kapısında soruları için sıraya girmiş olan bir yığın öğrenci olurdu. 20 dakika süremiz olduğu için hepimize yardımcı olamazdı. Diğer zamanlarda ise onu göremezdik.

Uzaktan eğitim ile boşa harcanan zamanın tamamı ortadan kalkıyor. Gerektiğinde öğretmenin kaydını durduruyorum, başlatıyorum, hatta ihtiyacım olursa geri alıyorum. Bu sayede dersi derste anlayabiliyorum. Kafam karışırsa, öğretmenimin haftalık çevrimiçi görüşme saatlerine (60-90 dakika uzunluğunda) katılıyorum; hiçbir zaman iki ya da üçten fazla öğrenci olmuyor. 

Uzaktan eğitimde, sınıfta olduğundan çok daha iyi öğrenmem eğitim sistemimizde bir sorun olduğunu gösteriyor. İki hafta önce okulum, Google Meet’te canlı video dersi denemeye başladı. Sınıfta öğrencileri idare etmekte zorlanan aynı öğretmenler, ne yazık ki çevrimiçi derslerde de idare etmek zorlanıyorlar. 

Uzaktan eğitimden neler öğrenebiliriz ve okullar açıldığında sınıflarımıza neleri taşıyabiliriz? Birkaç önerim var. Birincisi, öğretmenler dersten sonra tüm öğrencilere kaydedilmiş dersleri video olarak göndermeliler (e-posta veya Google Classroom gibi çevrimiçi platformlar aracılığıyla). İkincisi, öğretmenler öğrencilere birebir veya küçük grup görüşmeleri için online haftalık çalışma saatleri sunmalılar. Üçüncü olarak, sınıf yönetimi konusunda son derece yetenekli olan öğretmenler, diğer öğretmenlere bu konuda ücret karşılığı eğitim vermeliler.

İlk iki öneri uzaktan eğitim döneminde zaten başladı ve şimdiden büyük bir başarı elde etti. Umarım okula döndüğümüzde de devam ederler ve okullar bu fırsatı tüm öğrencilerinin öğrenme deneyimlerini geliştirmek için kullanır.

Çeviri: Özlem Öztürk
Kaynak: www.egitimpedia.com

Okumaya devam et

MAKALE

Bebeklerin göz renkleri neden değişir?

Manşet, göz rengi, genetik, bilim, bebeklerin göz rengi neden değişir

Bebeklerin göz renginin doğumdan sonraki ilk 6-9 ay içinde değiştiğini ve 9-12. ayda tamamen sabitlendiğini biliyor muydunuz? Peki, bunun nedeni ne olabilir? İşte yanıtı…

Bebeklerin Gözlerinin Rengi Neden Zamanla Değişir?

Bebeklerin gözleri yeni doğduklarında genellikle gri-mavi renktedir. Ancak zamanla -genellikle bir yaşına kadar- göz renkleri değişir. Saç rengi de genellikle bebekler büyüdükçe koyulaşır.

Bir insanın gözünün rengi derken aslında gözbebeği etrafındaki iris yapısının renginden bahsederiz. İris, göz bebeğinin büyüklüğünü ve göze giren ışık miktarını kontrol eden yapıdır. Birçok farklı göz rengi olmasına rağmen irisin renginden sorumlu tek bir pigment türü vardır ve iris yapısının rengi saça ve deriye de rengini veren melanin pigmentinden kaynaklanır. Melanin, melanosit adı verilen hücreler tarafından üretilir. Bir insanın gözünün ne renk olduğu melanin pigmentinin miktarına ve niteliğine bağlıdır.

Göz rengi genetik bir özelliktir. Göze rengini veren pigmentlerin miktarı ve niteliği genlerdeki bilgilere göre sentezlenir. Genetik bir özellik olmasına rağmen göz renginin çocukluğun ilk dönemlerinde nasıl değişebildiği sorusu akla gelebilir. Bebekler doğduklarında sahip oldukları melanin miktarı çok az olduğu için gözleri genellikle gri-mavi renktedir. Bebekler doğduktan sonra ışık, melanosit hücrelerindeki melanin üretimini tetikler. Ancak melanin üretimi deri ve saçlarda olduğu gibi sürekli değildir. Genel olarak bir yıl içinde genetik olarak belirlenen melanin miktarına ulaşılır.

Yazar: Çağrı Mert Bakırcı
Kaynak: www.evrimagaci.org

Okumaya devam et

MAKALE

Evrensel gelir modeli işe yarıyor mu?

sosyoloji, Manşet, finlandiya, finans, evrensel gelir modeli, evrensel gelir deneyi

Finlandiya‘nın evrensel gelir deneyi 2017 yılında yapıldı. Deneyin temel amacı, temel gelirin hedef nüfusun istihdam, gelir ve sosyal güvenlik kullanımı üzerindeki etkileri hakkında bilgi sağlamaktı. Peki, işe yaradı mı dersiniz? İşte yanıtı…

Finlandiya’nın Evrensel Gelir Deneyi, İnsanları Daha Mutlu Yaptı

Finlandiya’nın binlerce insana koşulsuz şartsız para verdiği 2017 Temel Gelir deneyi, sonraki yıllarda sosyologların, psikologların, politikacıların ve iktisatçıların üzerinde çalışacağı önemli konulardan biri olacak.

Deneyin 2018 yılında sonlandırılmasının ardından yapılan birçok çalışmada, hemen hemen tutarlı sonuçlara varıldı. İnsanlar daha mutlu olmaya ve kendilerine daha çok güvenmeye eğilim gösteriyordu fakat iş arama konusunda her zaman istekli olmayabiliyorlardı.

Finlandiya Sağlık ve Sosyal İşler Bakanlığı’nın yayınlandığı bu son rapor, pek farklı iddialar sunmuyor. Fakat raporda varılan kanılar, dünyanın istihdam yoksulluğu çektiği bu zamanda, ekonomik güvenlik ağlarının faydalarını yeniden düşünmek gerektiğini hatırlatıyor.

Kısaca tekrarlamak gerekirse Finlandiya hükümeti, 2017 yılının başında rastgele seçilen 2.000 vatandaşa aylık 560 Euro vergisiz gelir garantisi sunan bir deneye başlamıştı. Eğer bu vatandaşlar iş bulursa, fazladan sağlanan bu gelir yine devam edecekti. Bu yüzden her şey kötüye gitse bile, en azından zorunlu faturaların ve masrafların bir kısmı hâlâ karşılanacaktı.

Garantili evrensel temel gelir kavramı (UBI), yeni bir şey değil. Fakat insanların servet ve mutluluğunda meydana gelen büyük sosyal bölünmelerin yıl sonunda kötü izlenimler sunması, son yıllarda dikkatleri bu kavramın üzerine çekti.

Uygulamayı savunanlar, taban seviyesinde yoksulluk korkusu olmadığında; insanların iş konusunda daha büyük riskler alacağını, daha düşük maaşlı işleri kabul edeceğini ve hatta daha girişimci olacaklarını öne sürüyor. Diğer taraftan ise muhalifler, uygulamanın iş bulmaya yönelik isteği hepten kaybettireceğini düşünüyor.

Finlandiya’nın deneyi, başladıktan sonra iki yıldan kısa bir süre içerisinde sona erdi. Deneyin etkilerine yönelik yapılan değerlendirmeler ise yavaş yavaş gelmeye devam ediyor.

Helsinki Üniversitesi’ndeki araştırmacıların yürüttüğü bu son araştırma, deneyde çeşitli açılardan toplanan bilgi birikiminin incelendiği birkaç alt projeyi kapsıyor; bunlar arasında refah, istihdam ve medyadaki haberlere yönelik etkiler de bulunuyor.

Genel mutluluk bağlamında, projede bireysel bildirime dayalı incelemelerden birinin sonuçları; eğer hepimizin ihtiyaç zamanlarında bel bağlayabileceği bir çeşit evrensel temel geliri olsaydı, ortalama refah algımızın iyileşeceğini söyleyen genel görüşü pekiştiriyor.

Geçirdiğimiz bunalımlar azalırdı ve algısal işlevlerimiz iyileştiğinden, muhtemelen daha berrak şekilde bile düşünebilirdik. Topluma ve sosyal düzenlere olan güven artardı ve geleceğimizi daha parlak görürdük.

Uygulamanın, çalışma isteğimizi baltalayıp baltalamayacağı veya sıradaki büyük mucit olma konusunda bize ilham verip vermeyeceği bakımından ise; sonuçlar her zamanki gibi karmaşık. Uygulamada olanlar, kontrol grubundakilere kıyasla; iki yılda ortalama altı gün fazla çalışmış. Söz konusu etki, deneyin ikinci yılında en belirgin şekilde görülmüş.

İş bulma konusunda risk almaya teşvik açısından dev bir etki görülmemiş. Fakat bu tür çalışmalarda her zaman olduğu gibi manşet istatistikleri, bir takım çetrefilli şeyleri gizleyebilir. Bu şeyler ise, sönük bir sonucun nasıl başarıya dönüştürüleceğini; ya da en azından başarısızlıktan nasıl kaçınılacağını gösterebilir.

Helsinki Üniversitesi’nde çalışan sosyal bilimci Helena Blomberg-Kroll, The Guardian gazetesine şöyle konuşuyor: “Bazı insanlar, eğitim gördükleri alanda halen hiçbir iş olmadığından; temel gelirin kendi üretkenlikleri üzerinde hiçbir etkisinin olmadığını söyledi”

“Fakat diğerleri, temel gelir sayesinde; normalde kaçınacakları düşük maaşlı işlere girmeye hazır olduklarını söyledi.”

Pek çok insan, bu gelirin kendilerine bir tür özerklik düşüncesi sağladığını; saat dokuz-beş arası işe gömülmeleri gerekmeden önce, keyfini çıkarabilecekleri anlamlı faaliyetlere dönmelerine olanak sağladığını aktardı.

Sonuçta toplum için yapılan bütün ‘işler’, istihdam istatistiklerine kaydedilmiyor. Gelecekte yapılacak çalışmalarda bu ölçümün analiz edilmesi daha da önem taşıyabilir.

Evrensel gelirin bu detaylarının daha iyi incelenmesi için daha fazla araştırma gerekiyor; özellikle de dünya, yıkıcı bir salgının ortasında yeni sosyal yapılar ve istihdam yapıları bulmakta zorlanırken.

Bazıları, Finlandiya deneyinin başından beri kusurlu olduğunu; çünkü çok düşük ücretle çok az kişiye dayalı olduğunu söylemişti. Bu son araştırma bile, 2018’de meydana gelen işsizlik avantajlarının koşullarında potansiyel yönden şaşırtıcı bir değişim olduğunu saptıyor.

“Bu sebeple, deneyin ikinci yılında görülen olumlu istihdam etkisi; temel gelir deneyi ile işsizlik avantajı yasasında yapılan iyileştirmelerin ortak bir etkisi niteliği taşıyordu” diye yazıyor araştırmacılar.

Uygulamanın destekçileri, uygulama lehine desteğin yönünü değiştirecek güzel bir rapor bekliyorsa; bu rapor o değil.

Bununla beraber, elde edilen bulgularda hafif umut ışıkları mevcut; Finlerin uygulamaya yönelik tutumlarını ölçen bir ankette, katılımcıların hemen hemen yarısı uygulamayı desteklemiş. Kişisel hikayenin basında daha çok yer bulması, bu görüşlerin zamanla değişmesini teşvik edebilir.

Evrensel temel gelir uygulaması, muhtemelen önümüzdeki karanlık zamanlarda aradığımız kurtarıcı olmayacak. Fakat araştırmaların şimdiye kadarki toplamına bakılırsa; uygulamayı benimseyen ülkeler pişman olmayacaklar.

Rapor, Finlandiya Sağlık ve Sosyal İşler Bakanlığı tarafından yayınlandı.

Kaynak: www.popsci.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND