Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Motivasyon trendinde değişim

Başarının anahtarı motivasyon… Ancak günümüz çalışanının motivasyonunu 20. Yüzyıl’ın motivasyon anlayışı ile yükseltmek mümkün değil. İşte değişen motivasyon trendleri ve motivasyon 3.0 döneminin dinamikleri…

kişisel gelişim

Başarının anahtarı motivasyon… Ancak günümüz çalışanının motivasyonunu 20. Yüzyıl’ın motivasyon anlayışı ile yükseltmek mümkün değil. İşte değişen motivasyon trendleri ve motivasyon 3.0 döneminin dinamikleri…

Motivasyon 3.0 Dönemi Başlıyor

20’nci yüzyılda iş dünyasında çalışan motivasyonu için en çok klasik “havuç ve sopa” yöntemini kullanıldı. Bu yöntem o günün iş koşullarında işe de yaradı. Ancak yönetim danışmanı Daniel Pink, bugün bu yöntemin artık geçmişte kalması gerektiğini söylüyor. Hala kullanılıyor olmasını ise zararlı buluyor. Bugün tüm dünyanın yaşadığı krizi de ödül sisteminin yani havuçların yöneticileri baştan çıkarıp etik olmayan davranışlara sevk etmesine bağlıyor. Pink’in önerisi ise artık üst versiyon Motivasyon 3.0’a geçilmesi. Pink, çalışana özerklik tanınarak motive edilmesine dayanan sistemle ilgili olarak, “Biz insanlar, kendi yaşamlarımızı kontrol etmek isteriz. Çalışana özgürlük ve harika bir iş ortaya koyma konusunda kontrol verirseniz sizi şaşırtır. Çünkü hepimiz insanız” diyor. 

Havuç Sopa Yöntemi Tarih Oluyor

Daniel Pink, son dönemin yükselen yönetim danışmanlarından… “Aklın Yeni Sınırları” kitabı dünyada en çok satanlar listesinde yer almıştı, Türkiye’de de büyük ilgi görmüştü. Pink son olarak “Drive” adını verdiği yeni bir kitapla iş dünyasına bu kez motivasyon konusunda çarpıcı gerçekler sunuyor. 50 yıllık davranış bilimleri araştırmalarına dayanarak ortaya konan bu yeni gerçeklerden en önemlisi “havuç ve sopa” olarak adlandırılan klasik ödül ve ceza sisteminin artık işe yaramadığı. Aksine Pink, bugünün değişen iş dünyasında sistemin iş yapış şekillerine zarar verdiğinin altını çiziyor. Hatta yaşanan global krizin nedenleri arasında ödül sisteminin yattığını savunarak şöyle diyor: “Büyük ve hızlı finansal kazanımlara yönelik beklenti birçok insanın dar bir bakış açısıyla bu ödüllere odaklanmasına neden oldu. Bu durum bazılarının etik olmayan şekilde davranmasına yol açarken, yaptıkları eylemlerin uzun vadedeki sonuçlarına yönelik kör olmalarını sağladı.” 

Kitapta motivasyonun yeni yöntemlerini ortaya koyan Pink, bu yöntemleri de tıpkı bilişim dünyasında olduğu gibi Motivasyon 1.0, Motivasyon 2.0 ve Motivasyon 3.0 şeklinde versiyonlara ayırıyor. Son versiyon olan Motivasyon 3.0’la iş dünyasında çalışan verimliliği açısından muhteşem sonuçların elde edilebileceğini vaat ediyor.

Motivasyon 3.0 yaklaşımının temelinde çalışanlara istedikleri zaman diliminde, istedikleri işi, istedikleri şekilde yapma özerkliği var. Böylelikle herkesin en verimli şekilde çalışacağını belirten Pink, “Biz insanlar, yaşamlarımızı kontrol etmek isteriz. Çalışana özgürlük ve harika bir iş ortaya koyma konusunda kontrol verirseniz sizi şaşırtır. Çünkü hepimiz insanız” diyor.

“Drive”ın yazarı Daniel Pink, yeni motivasyon yöntemleri ve motivasyona dair yapılan en büyük yanlışlar konusunda Capital’in sorularını yanıtladı.

* Motivasyon 1.0, Motivasyon 2.0 ve Motivasyon 3.0 nedir? Açıklayabilir misiniz?

Toplumlar, bilgisayarlar gibi bir işletim sistemine sahip. Çoğunlukla görünmez olan talimatlar ve kurallar her şeyi yönetiyor. İlk motivasyonel operasyon sistemi Motivasyon 1.0 tümüyle hayatta kalmakla yani yemek yemekle, hayatını sürdürmek ve üremekle ilgili. Motivasyon 2.0 dışsal ödüller ve cezaları kapsıyor. Burada havuç ve sopa devreye giriyor. Bu sistem 20’nci yüzyılın çalışma ortamında gayet iyi işe yaradı. Fakat 21’inci yüzyılda daha üst bir sistem olan Motivasyon 3.0’a geçme ihtiyacı hissettik. Bu sistemde ise 3 ana unsur söz konusu. Bunlardan ilki özerklik, bunun açılımı kendi hayatlarımızı yönetme becerisi. İkincisi üstünlük, bir bakıma önemli olan konularda her zaman daha iyi olma isteği. Üçüncüsü ise amaç, bunun anlamı da yaptıklarımızın aslında bizden de büyük anlamlar içeriyor olması. Farkında olsak da olmasak da ortaya koyduklarımızla bir şeylere hizmet ediyor, bir ihtiyacı karşılıyor ya da bir değişimi yaratıyoruz.

* Motivasyon 3.0 akımını başarıyla uygulayan şirketler kimler? Bu şirketlerin deneyimlerinden bahseder misiniz?

Her ne kadar çok sayıda şirket hala çalışanlarını motive etmek için Motivasyon 2.0’ın havuç ve sopasını kullansa da, birkaç şirket Motivasyon 3.0’a geçiş yaptı ve muhteşem sonuçlar elde etti. Bu konuda en iyi örneklerden biri Avustralyalı yazılım şirketi Atlassian. Onlarda uygulama şu şekilde gerçekleşti. Bir gün her bir bölüm, programlayıcılarına normal işlerinin bir parçası olmasa bile istedikleri herhangi bir şey üzerinde çalışmalarını istedi. Bu uygulama gününe de “Fed Ex Days” adını verdiler. Böyle adlandırmalarının nedeni çalışanların bir gecede yeni bir şey ortaya koymak zorunda olmalarıydı. Bu günlerde birçok yeni ürün ve bir dizi yazılım düzenlemesi oluşturuldu. Böylelikle Atlassian çalışanlarına yeni bir fikir üretme konusunda teşvik pirimi yerine, radikal ölçülerde özerklik önermiş oldu.

* Siz ayrıca Tip 1’e da değiniyorsunuz. Tip 1 ne demek?

Motivasyon 3.0 benim Tip 1 diye tanımladığım davranış şekline bağlı bir sistem. Tip 1 davranışında yapılan aktivitenin sağladığı ödül çok önemli değil. Burada asıl önemli olan yapılan aktivitenin doğal olarak bir tatmin sağlıyor olması. Yani o işi yapan bir ödül alacağı için değil, işi yapmak onu tatmin ettiği için harekete geçiyor.

* Yaşanan kriz ve ekonomik kaosun nedenleri arasında yanlış motivasyon yöntemleri de var mı?

Evet, bence Motivasyon 2.0 ve onun kişilerin kısa vadede elde edeceği ödüllere yönelik yaptığı vurgu, bugünkü ekonomik krizin oluşumuna katkıda bulundu. Büyük ve hızlı finansal kazanımlara yönelik beklenti birçok insanın dar bir bakış açısıyla bu ödüllere odaklanmasına neden oldu. Bu durum bazılarının etik olmayan şekilde davranmasına yol açarken, yaptıkları eylemlerin uzun vadedeki sonuçlarına yönelik adeta kör olmalarını sağladı.

* Şirketler klasik yöntemlerin işe yaramadığının ne kadar farkında? Farkında olmamak onları nasıl etkiliyor?

Sanırım birçok işletme eski motivasyon metotlarının işe yaramadığını görüyor. Şirketler özellikle işte çalışan çözülmesinin üst noktalara çıkmasıyla durumun farkına varıyor. Kısa vadede elde edecekleri kazanımların peşinde koşan çalışanların, etik olmayan ya da basiretsiz davranışlar sergilemeleri de sistemin işe yaramadığını ortaya koyuyor Özellikle bugünün zor ekonomilerinde şirketler işe yaramayan çalışanları ya da etik olmayan davranışları mazur göremez. Fakat birçok işletme eski havuç ve sopa yaklaşımının bir alternatifi olduğunu bilmiyor. Ben de “Drive” adlı kitabımda bunu yapmaya çalıştım. “Drive” davranış bilimlerinde yapılan 50 yılık araştırmalara dayanarak bize daha iyi motive etme yolları olduğunu gösteriyor.

* Motivasyon konusunda en iyi uygulamaları ortaya koyan şirketler kimler? Bu şirketlerin örnek uygulamalarından ve uygulamaların onların başarılarına olan katkısından söz eder misiniz?

Yıllar önce 3M, çalışanlarını zamanlarının yüzde 15’ini istedikleri projeler üzerinde çalışmaları konusunda teşvik etti. Bu politika sonucunda oluşan ürünler arasında 3M’in en popüler ürünlerinden biri Post-It yaratıldı. Bugün Google’ın da aralarında bulunduğu birçok şirket benzer politikaları benimsiyor ve benzer sonuçları alıyor. Sıradan bir yılda Google’ın yeni ürün ve tekliflerinin yarıdan fazlası çalışanların özerk hareket ettikleri yüzde 20’lik zaman diliminde yaratılıyor. Çalışan özerkliği konusunda başka bir başarılı uygulama ROWE adını taşıyor. Bu uygulama Amerikalı Best Buy’un iki eski yöneticisi tarafından oluşturuldu. ROWE, çalışanlara hiçbir plana sahip olmadıkları bir iş yeri sunuyor. Burada çalışanlar istedikleri zaman ne istiyorlarsa onun üzerinde çalışıyor. Önemli olan işlerini en iyi şekilde yapmaları. Sistemi uygulayan birkaç şirket çalışanlarının sadece işe odaklanarak çalıştıklarını keşfetti.

* Çalışan verimliliğini artırmak ve daha etkin bir yönetim sistemine kavuşmak isteyen şirketler nasıl bir değişim yaşamalı? Yeni sistemlere nasıl bir geçiş süreci gerçekleştirmeli?

Çalışan motivasyonunu ve verimliliğini yükseltmek isteyen şirketlerin Motivasyon 3.0’ın üç ana unsuruna dikkat etmesi gerekiyor. Bu üç ana unsur konusunda da kendilerine şu soruları sormalılar: “Çalışanlarımız işlerini nasıl, ne zaman, nerede ve kimle yapacakları konusunda yeterli kontrol ve özgürlüğe sahip mi?”, “Çalışanlarımıza düzenli olarak yaptıkları işi daha iyi yapma konusunda fırsat veriliyor mu?”, “Çalışanlarımız yaptıkları işin ne kadar önemli olduğunu, dünyayı ya da yaşamları anlamlı bir şekilde değiştirmeye katkıda bulundukları duygusunu yaşıyorlar mı?” Eğer bir şirket bu adımları atıp her bir soruya çalışanları adına “evet” yanıtını verebiliyorsa o zaman çok verimli ve cazip bir iş alanı yaratma konusunda iyi bir yolda demektir. 

Motivasyonda Yapılan En Büyük Yanlışlar

* Motivasyon konusunda yapılan en önemli yanlışlar neler? Gerekli motivasyon ve çalışan verimliliğini sağlayamadığı için şirketler nasıl bir kayıp yaşıyor?

Çalışanı Gözetlemek
Çalışanları motive etmek söz konusu olduğunda bir şirketin yaptığı en büyük yanlış, çalışanlarının iyi bir iş yaptığından emin olmak için onların davranışlarını gözetleyip kontrol etmesi.

Kontrol İşe Yarar mı?

Başka bir deyişle, ortada şöyle bir inanış var: “Eğer biz çalışanlara neyi nasıl yapmaları gerektiğini söyleyip, doğru yapıp yapmadıklarını kontrol edersek işler çok daha iyi yapılır.” 

Özgürlük Verin Şaşırtsınlar
Bu formül, çalışanların işi bırakması ve düşük verimlilik için işe yarar. Biz insanlar, kendi yaşamlarımızı kontrol etmek isteriz. Çalışana özgürlük ve harika bir iş ortaya koyma konusunda kontrol verirseniz sizi şaşırtır. Çünkü hepimiz insanız. 

Havuç ve Sopa Neden İşe Yaramıyor?

* Klasik havuç ve sopa yöntemi neden artık işe yaramıyor? Hangi etkenler ve gelişmeler bu yöntemi işlevsiz kıldı? 

Sıradan İşlerde İşe Yaradı
Havuç ve sopa 20’nci yüzyılın ilk dönemlerinde yaratıcı olmayan sıradan işlerde gayet iyi işe yaradı. Fakat bugünün modern ekonomileri gelişip daha karmaşık bir hal alınca, iş dünyasında yapılan işler de daha çok kavramsallaştı. 

Motivasyona Zarar Veriyor
Ve 50 yıllık davranışla ilgili yapılan araştırmalar, sıradan olmayan, kavramsal görevlerde havuç ve sopanın genellikle işe yaramadığını hatta motivasyona zarar verdiğini ortaya koydu.

Ödül Sisteminin Zararları
Ödüller kişilerin daha geniş ve yaratıcı düşünme yeteneklerini düşürebilir. Çünkü birçok kişi ödüle dar bir şekilde odaklanıyor ve bu onların mümkün olabilecek diğer çözümleri düşünmesine engel oluyor. 

Yeni Dönemin Fark Yaratan Motivasyon Yöntemleri 

Yüzde 10’luk Özgür Zaman
Birçok şirket “Yüzde 20’lik zaman”ı denemeye çalışmalı. Fakat işe ilk olarak yüzde 10’la başlayabilirler. Bu da 5 günlük çalışma zamanı içinde sadece bir öğleden sonra demek. Bu zaman diliminde çalışanlar istediklerini yapabilir, istedikleri konu üzerinde çalışabilirler. Zaten kaçımız iş yerinde bu kadar bir zamanı boşa harcamıyoruz? Sadece 6 ay bu uygulamayı gerçekleştirin, kim bilir belki biri yeni nesil bir Post-It keşfedebilir.

Herkes Özerk Çalışabilir
Ayrıca birçok insan yanlış bir şekilde, şirketlerin sadece daha yetenekli kişilere özerklik tanıyabileceğini, daha sıradan bir işte çalışanlar için böyle bir seçeneğin olamayacağını düşünüyor. Bu da kesinlikle yanlış. Herkes özerk çalışabilir. Burada en iyi örneklerden biri çağrı merkezleri. Dünya genelinde çoğu çağrı merkezi sıkıcı ve denetim altında bir iş ortamı sunuyor. Çalışanlar önceden belirlenmiş metinleri okuyarak gelen çağrıları yanıtlıyor. Aldıkları çağrılar takip ediliyor ve kaydediliyor. 

Zappos Nasıl Tercih Edilir Oldu?

Amerika’da Zappos adında online bir ayakkabı şirketi var. Bu şirket tümüyle farklı bir yaklaşım uygulama kararı aldı. Çalışanlarını şirket politikasına uygun olarak eğittikten sonra onlara arayan tüketicilerin sorunlarını istedikleri şekilde çözmelerini, hiçbir şekilde yaptıkları görüşmelerin kayıt altına alınmayacağını söyledi. Tahmin edin ne oldu? Zappos, çağrı merkezi çalışanlarına kendi işlerini yapmaları konusunda tam yetki verdikten sonra Amerika’da müşteri servisleri alanında en çok tercih edilen şirket oldu.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND