Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Motivasyon güçlendiren 17 yöntem

Kişisel motivasyon grafiğiniz inişli çıkışlı bir seyir izliyorsa hayatınızı ve alışkanlıklarınızı yeniden gözden geçirme vakti gelmiş demektir. İşte size kişisel motivasyonunuzu artırmak ve korumak için 17 yöntem…

Kişisel motivasyon grafiğiniz inişli çıkışlı bir seyir izliyorsa hayatınızı ve alışkanlıklarınızı yeniden gözden geçirme vakti gelmiş demektir. İşte size kişisel motivasyonunuzu artırmak ve korumak için 17 yöntem…

Kişisel motivasyonu artırmak ve korumak için 17 yöntem

Yaşantımızdan memnun değil miyiz? Hayatımızda sürekli bir şeyleri erteliyor muyuz? Bir işe başlayacağımız gün bir türlü gelemiyor mu? Planlı olamamak motivasyonumuzu mu düşürüyor? İşte bu durumda, hayatı yeniden gözden geçirmek gerekiyor. Hayatı değiştirmek kolay değildir ama imkansız da değildir.

Yaşamımızda memnun olmadığımız şeylerin bir listesini çıkartıp bunları iyileştirme veya değiştirme yollarını arayabiliriz. Bazı etkenlerin motivasyonumuzu düşürdüğüne inanıyorsak; çevresel koşullarımızı yeniden düzenleyerek, planlamaya önem vererek, ertelemeye son vererek, hayatımızda düzensiz olan tüm etkenleri belirleyip moralimizi bozan ve motivasyonumuzu düşüren herşeyi çevremizden uzaklaştırarak motivasyonumuzu yeniden yükseltebiliriz.

Motivasyonun düşmesinin en önemli sebeplerinden birisi zihnimizde oluşan negatif düşüncelerdir. Hayat enerjisini çok çabuk tüketmiş  insanlar yaptığı işlere ve hayata konsantre olmakta zorlanır. Olumsuz duyguları çok fazla barındıran insanlar  yapabilirliklerine inanmazlar. Yaşadığı anı ve zamanı iyi değerlendiremezler.

Başarılı olabilen insanlar hedeflerine odaklanabilen insanlardır. Motivasyon kişiye bağlıdır ve bir seçimdir aslında… Çoğu insan dış etkenlerin etkisinde çok fazla kalır. Kendini yönetmeyi başaramadığında ise birileri kalkıp onu yönetmeye çalışır.

Kişisel motivasyonu artırma ve koruma yöntemleri:

1. Başlangıçta zor olduğuna inandığımız ve sonrasında başardığımız önceki hedeflerimizi hatırlamak, ulaşılabilir hedefler belirlemek

İnanmak: İnsanın hayatı süresince verdiği en büyük mücadele kendisi ile yaptığı mücadeledir.Biz kendimize inanır ve güvenirsek, çevremizdekiler de bize inanır, güven duyar. Motivasyon için inancımızın ve özgüven duygumuzun güçlü olması gerekir. “Ben bunu yapabilirim, bu beceriye sahibim, bu işe başlayabilir ve başarıyla sonuçlandırabilirim.” düşünceleriyle kendimize inanarak başladığımız işlerde çok daha hızlı, verimli ve başarılı sonuçlar alabiliriz. Elbetteki her konuda başarılı olabilmek bizler için önemlidir ama tüm hayatımız süresince başarılarımız kadar başarısızlıklarımız da olacaktır.

Başarısız olduğumuz durumlarda moralimizi bozmamamız, deneyimlerimizden ders alabilmemiz, bir sonraki hedefimiz için kendimizi yeniden motive edebilmemiz ve hiçbir koşulda kendimize olan inancımızı kaybetmememiz çok önemlidir. Unutmamak gerekir ki; kazanmaya ya da kaybetmeye sebep olan en büyük unsur inançtır.

2. Çevremizdeki insanların  başarılarını görmek, gayret ve azimlerini örnek almak, başkalarının başarabildiğini bizim de başarabileceğimize inanmak

3. Başarılması zor hatta imkansız gibi görünen şeylerin başarılmasını anlatan filmler izlemek, başarı hikayeleri okumak, tarihte yaşanmış olayları incelemek, bizi motive edebilecek özlü sözler okumak

4. Güne başlarken o günün iyi geçeceğine dair olumla yaparak olumsuz düşüncelerden zihnimizi uzaklaştırmak, güne gülümseyerek ve pozitif başlamak

5. Yaşadığımız sıkıntı ve üzüntülerin geçici olduğu konusunda kendimizi telkin etmek

6. “Yapamam!”, “Başaramam!”, “Mümkün değil!”, “Yarın başlarım.”, “asla”, “ama, fakat” gibi olumsuz cümle ve kelimeleri unutmak, kullanmamak

7. Hayatımızda olabilecek iniş-çıkışlar karşısında güçlü ve hazırlıklı olabilmek için ruhsal ve bedensel bağışıklığımıza, doğru beslenmeye ve uyku düzenine dikkat etmek

8. Yürüyüş yapmak, doğayla başbaşa kalmak

9. Müzik dinlemek, bizi motive ettiğine inandığımız birkaç müzik türü belirleyip ihtiyaç duydukça dinlemek

10. Başarılı olduğumuz bir olay sonrasında bizi mutlu ettiğine inandığımız şeyleri yaparak kendimizi ödüllendirmek, kendimizle gurur duymak

11.  Bizi motive edeceğine inandığımız, baktıkça bize hedef ya da hayallerimizi hatırlatacak resim ya da objeleri evimizde, çantamızda, iş yerimizdeki masamızda bulundurmak

12.  Değişimlere açık olmak, kendini geliştirmek

Değişim iki şekilde olabilir. Kişi, gizli kalmış ama gerçekten kendi parçası olan bazı özelliklerinin gün ışığına çıkmasına izin verdiğinde ve  temel olan kişisel bir şeyi değiştirmek istediğinde değişim olur.

13. Sahip olduğumuz her şeyin değerini bilmek ve şükretmeyi unutmamak

14. Doğru iletişim kurmak, kendimizi ve başkalarını sevebilmek, yaşama sevincini canlı tutmak

Olumlu ilişkiler kurabilmek, saygı göstermek ve saygı görmek, değer vermek ve değer verildiğimizi bilmek, gönül almak veya gönlümüzün alınması, düşüncelerimizin dinlenmesi ve önemsenmesi, onaylanmak, takdir etmek ve edilmek, güvenebilmek ve güvenildiğimizi bilmek kişisel motivasyonumuz açısından önemlidir. Başkalarına özellikle de ihtiyacı olanlara yardımcı olabilmekten dolayı içimizde hissedeceğimiz manevi huzur da motivasyonumuzu artıracak önemli unsurlardan biri olacaktır.

15.  Kendine güvenmek ve inanmak, özgüveni kaybetmemek, cesaretli olmak

16. Kendini iyi tanımak; güçlü yönlerini daha çok besleyip, zayıf yönlerini geliştirip olumlu yönde güçlendirmek. İnsan önce kendi değerini bilmelidir.

17. Strese girmemek ve işleri son ana bırakmamak için zaman kontrolünü doğru yapma yöntemlerini bilmek ve uygulamak

Ve her şeyden önemlisi: “Farkındalığımızı Yitirmemek”.

 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Çinli Şirket az adım atan çalışana para cezası veriyor

Çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesen şirket eleştirildi.

Çin’de ayda 180 bin adımdan az atan çalışanlarına para cezası veren şirket eleştirilerin hedefinde. Information Times gazetesine göre Guangzhou’da bir emlakçı, çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesiyor.

Gazeteye konuşan şirketin çalışanlarından biri, sürekli fazla mesaiye kalmaları gerektiği için çalışma saatleri dışında 6 saat atma imkanlarının olmadığını söylüyor:

“Şirketin daha fazla egzersiz yapmamızı istemesini anlıyorum ama şimdi adım hedefini tutturmak için yürümekten uyumaya yeterli vakit ayıramıyorum.”

Yerel bir hukuk firmasında çalışan Liu Fengmao, şirketin çalışanların attıkları adımı bir performans göstergesi olarak takip etmesinin yasal bir temeli olmadığını ve bu kuralın ilerde işveren için sorun çıkarabileceğini belirtiyor.

Liu’ya göre işçiler mesai saatleri dışında yürümeleri gerektiğinde bunun fazla mesai olduğunu söyleyebilir veya yürüyüş sırasında sakatlık yaşadıklarında bunu çalışma sırasında yaşanan bir iş kazası olarak gösterebilir.

Information Times’a göre Guangzhou’daki emlakçı çalışanlarına bu tip bir kural getiren ilk şirket değil.

Ocak 2017’de teknoloji şirketi Congqing çalışanlarının günde 10 bin adım atmasını talep etmişti. Chongqing Evening Post gazetesi şirketin bu kriteri bir performans ölçütü olarak kullandığını yazmıştı.

“Şirket, maaşlardan kesinti yapmak için bahane arıyor”

Sosyal medya sitesi Sina Weibo’da da kullanıcılar Guangzhou’daki emlakçının bu uygulamasını şaşkınlıkla karşıladı. Bir kullanıcı “Şirket çalışanlarının maaşlarından kesinti yapmak için bahane arıyor” ifadelerini kullandı.

Bazı kullanıcılar ise kararı “Bu uygulama çalışanları sağlıklı kılar” ifadeleriyle destekledi.

Kaynak: BBC Türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Bağlanma korkusu: Neden bazıları “ıssız insan” olmayı seçer?

İnsanın sosyal etkileşimi, temel bir ihtiyaç. Peki neden bazı insanlar, başka insanlardan kaçar? Bağlanma korkusunun mekanizması nasıl çalışır? Bağlanamayanları anlamak için yararlı bir yazı…

Flörtleşme döneminde bir çoğumuzun başına gelmiştir: biriyle görüşüyorsunuz, beraber vakit geçirmeyi seviyorsunuz ve birbiriniz tanımaya çalışıyorsunuz. Aranızdaki ilişki doğru yönde gidiyor gibi duruyor, ancak bu ilişkinin adını koymak istediğinizi belirttiğiniz anda durum birden değişiyor. Görüştüğünüz kişi sorularınıza daha kaçamak cevaplar vermeye başlıyor ve mesajlarınıza daha az geri dönüş yapıyor. Gelecek ile ilgili bir plan yaptığınızda konuyu değiştirmeye çalışıyor.

Karşılıklı oturduğunuzda ve “neler oluyor?” diye sorduğunuzda büyük ihtimalle “bağlanmaktan korkuyorum” veya buna benzer bir cevap alacaksınız.

Bazıları için bu konuşma daha geç de gerçekleşebilir. Artık bir ilişki içindesinizdir, ancak ilişkiniz daha da ciddileşmeye başlayınca partneriniz sizden uzaklaşabilir. Bunun üzerine kendinizi “ne oldu öyle” diye düşünürken bulabilirsiniz.

“Bağlanmaktan korkmak teriminin sık sık kullanıldığını duyarız ama aslında bu ne anlama geliyor? Huffington Post’tan Kelsey Borresan bu sorunun cevabını öğrenmek için uzmanlarla görüştü.

Eğer biri size “bağlanma sorunlarından” bahsediyorsa yakınlık kurmaktan ve ilişkinizin çok hızlı ilerlemesinden rahatsız oluyordur.

“Sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir”

Psikolog Samantha Rodman bu konu ile ilgili olarak “ Sizi seviyor olabilir, hatta size aşık bile olabilir ancak sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir” diyor.

“Bağlanma sorununun” kökleri korkulara, inançlara hatta kişinin aile hayatında veya daha önceki ilişkilerinde yaşadığı kötü tecrübelere dayanıyor olabilir. (Örneğin çocukluğunda anne ile babasının kavgalı bir boşanma yaşamasına tanık olmuş olabilir)

Unutmamak gereken bir başka detay ise her insanın nihai amacının uzun bir ilişki olmadığı.

“Bir ilişkinin içinde sıkışıp kalmaktan korkuyor veya büyük kararlar vermekte zorlanıyor olabilirler” diyor psikolog Ryan Howes ve ekliyor; “ Belki de geçmişte kendileri ile uyumlu olmayan insanlarla ilişki yaşamışlardır veya ilişkileri beklemedikleri bir şekilde aniden bitmiş, bu yüzden de kendilerini reddedilmiş hissetmişlerdir”. Howes bu konu hakkındaki düşüncelerini “Tipik olarak bağlanmakta korkan insanlarda geçmişten gelen bir korku vardır ve bu korku genel olarak ilişkilerinin bitmesine sebep olur” diyerek özetliyor.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız”

Bir başka olasılık ise karşınızdaki kişinin size karşı olan ilgisini kaybettiği ve “bağlanma sorunlarını” ilişkinizi sonlandırmak için kullanıyor olması. Bu gerekçe gerçek olsa da olmasa da bunu görüştüğünüz kişinin artık sizinle bir ilişki yaşamak istemediğine dair bir sinyal olarak algılamalısınız.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız. Bazı insanlar bunu ciddiye almıyor ve bir süre sonra karşılarındaki kişinin istediğinin evlilik veya beraber yaşamak olmadığını fark edince hayal kırıklığına uğruyor” diyor Rodman.

Bağlanmaktan korkan insanlar bazen size karışık sinyaller verebilirler. İlişkinizin bir sonraki adımının ne olduğunu konuştuğunuzda farklı cevaplar verdiğini hissedebilirsiniz. Tahminen sizinle bir sene sonrası için tatil planı yapmayacaklardır. Bazen arkadaşları etrafında geçirdiğiniz zamanı bile kısıtlayabilirler ki ilişkiniz biterse arkadaşlarına çok bağlanmış olmayın.

“Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir

Howes bağlanma sorunu olan insanların kavgadan kaçınmak için sorunların kendi kendisini çözmesini beklediğini, fakat aynı zamanda da bağlanmaktan korktukları için ilişkiyi bitirmeye hazır olduklarını ifade ediyor. “İçlerinde sürekli çatışıyorlar” diyor Howes.

Rodman ise “Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir. Bu sebepten dolayı partnerlerine açılmaları zor olabilir.” diyor.

Kaynak: t24

Okumaya devam et

MAKALE

Perennialler: Yaşsız ve hayata bağlı yeni bir kuşak doğuyor!

Dünya genelinde nüfusun yaşlanmasıyla beraber, yaşların taşıdığı anlamlar ve algılanış şekilleri de değişmeye başladı. Bundan elli yıl önce, 50’li yaşlarında şehirli bir kadınla ilgili stereotip belliydi. Ev hanımı ya da emekli, yaşına uygun diz altı etekler ve uzun kollu penyeler giyen, ayakkabı alırken rahatlığına önem veren, arkadaşlarıyla gündüzleri görüşüp gece evde eşiyle ve çocuklarıyla dizi izleyen bir kadın tiplemesiydi bu. Oysa şimdi, global haber ve trendleri takip eden, hobilerine zaman ayıran, modern giyinmeye ve görünmeye özen gösteren, akıllı telefonunu elinden düşürmeyen bir nesille karşı karşıyayız: Perennial, yani yaşsız ve ilgili nesil.

Kalıcı, sürekli ve ilgili: Perenniallar

Perennialler nesli 200x300 - Perennialler: Yaşsız ve hayata bağlı yeni bir kuşak doğuyor!

Perennial, yani yaşsız ve ilgili nesil.

Günlük lugata yeni eklenen bir sözcük olan Perennial, adını Perennializm (daimicilik) adlı felsefeden alıyor. Bu felsefe, evrensel hakikat ilkelerinin tüm insanlar ve kültürlerde ortak olarak mevcut olduğunu öne sürer. Sözcüğün kalıcı, tekrar eden, sürekli, uzun ömürlü gibi anlamları da düşünüldüğünde, bu yeni “yaşsız” insan grubuna neden bu adın layık görüldüğü anlaşılıyor.

Özellikle gelişmiş ülkelerdeki trend, insanları hedef kitle olarak sınıflandırırken biyolojik yaştan çok, dünyayla, hayatla ne kadar ilgili olunduğuna bakma yönünde. Nesillere ve yaş gruplarına göre insan ayrıştırmak eskide kaldı, artık insanlar davranışlarına göre birbirinden ayrılıyor.

The Telegraph’ın yaptığı global ankete göre, 40+ yaşındaki kadınların;

  • yüzde 96’sı orta yaşlı gibi hissetmiyor.
  • yüzde 80’i, orta yaşlı kadınlarla ilgili yaygın görüşün kendi hayatını yansıtmadığına inanıyor.
  • üçte ikisi hayatının doruk noktasında olduğunu düşünüyor.
  • yüzde 59’u hayatı boyunca olduğu kadar genç ve hayat dolu hissediyor.
  • yüzde 84’ü kendisini yaşıyla tanımlamıyor.

Orta yaşlılara dair kabuller günümüzde geçerli değil

Günümüzde, yaygın orta yaşlı insan kabulünü gözden geçirmek gerektiği çok açık. Zira çoğu marka, hedef kitlesini belirlerken bu mevcut ve yanlış öngörüleri kullanıyor. Netflix ve Amazon gibi örnekler hariç: Bu mecralar insanlara seçenekler sunarken yaşlarını değil, beğeni ve zevklerini dikkate alıyor. Böylece ortaya daha sağlıklı bir sonuç çıkıyor. Çünkü artık çoğu orta yaşlı insan, özellikle de kadınlar, hiç de “yaşlarını göstermiyorlar”.

Yapılan araştırmalar, X jenerasyonu olarak bilinen 1960-1980 doğumluların finansal olarak güçlü, alışverişte söz sahibi bir nesil olduğunu ortaya koyuyor. Onlar, yani Perenniallar, hala hayatın içinde, hala “ilgili” olduklarını savunuyorlar. Dolayısıyla hedef kitleleri belirlerken önyargılardan değil, hızla ilerleyen teknolojiye ve şehir hayatına tamamen adapte olmuş insanların görüşlerinden yararlanmak gerekiyor.

Kaynaklar: www.uplifers.com

Okumaya devam et
Advertisement

TREND