Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Modern zamanların yeni silahı; riya

Riyakarlık; sözlük anlamıyla iki yüzlülük, sahtekarlık. Anlamı bu kadar negatif olan biz sözün, modern zamanları özetleyen kelimelerden biri olması çok korkutucu değil mi? Gündelik hayatta riyakarlığa ne zaman baş vuruyoruz? Çoğunluğun riyaya başvurduğu bir dünyada bu yola başvurmadan var olmak mümkün mü? Hasan Alperoğlu bireysel ve toplumsal riyakarlığın anatomisini yazısında son derece çarpıcı bir dille ele alıyor.

Riyakarlık; sözlük anlamıyla iki yüzlülük, sahtekarlık. Anlamı bu kadar negatif olan biz sözün, modern zamanları özetleyen kelimelerden biri olması çok korkutucu değil mi? Gündelik hayatta riyakarlığa ne zaman baş vuruyoruz? Çoğunluğun riyaya başvurduğu bir dünyada bu yola başvurmadan var olmak mümkün mü? Hasan Alperoğlu bireysel ve toplumsal riyakarlığın anatomisini yazısında son derece çarpıcı bir dille ele alıyor.

Beyaz riyâkarlık…

Öyleymiş gibi yapmak, riyâkarlık, iki yüzlülük, temelde yalan söylemenin bir tiyatro eseri gibi sahneye konulmasıdır. Karşımızdakinin istediğimiz tepkiyi göstermesini sağlamak için hissetmediğimiz bir duyguyu varmış gibi göstermiş oluruz ‘mış gibi’ yaptığımızda. Bazı avantajlar elde edebilmek, amacımıza ulaşabilmek için, gerçek kendiliğimizle örtüşmeyen bir resmi yaymaya çalışırız. Her şey duygularla ilgilidir ama, tiyatro sahnesi duygu zemini üzerine kuruludur. 

Egomuzun sessiz sedasız ortaya çıkmasını temin edecek olan bu minik tiyatro oyunu çok eski zamanlardan beri var olan bir fenomendir aslında. Uygarlaşma sürecinde toplumsal mücadelenin önemli araçlarından biri olmuş, insanın var olma savaşında, giderek kaba, fiziksel şiddetin yerini almıştır. İstediğini yaptırmanın aracı olarak kas gücü gittikçe daha az kullanılmaya başlanmış, onun yerini aldatma, yüze gülme, entrika, hile ve kötülük almıştır – günümüzde ‘duygusal zeka’ olarak adlandırılan şeyin oyun araçları. Şiddet uygulamanın devletin tekeline geçtiği modern zamanlarda riyâ iktidar savaşının barışçıl bir formu haline gelmiştir. 

Riyânın keşfi, duygularımızı gösterdiğimizde insanları etkileyebildiğimizi ve onlara istediğimizi yaptırabildiğimizi fark etmemize dayanır. Daha az önemli olmayan başka bir keşif de, bir duyguya sahip olmak değil, sahip-miş gibi yapmanın da aynı etkiyi yaptığını fark etmektir. Askerlikte temaruz olarak adlandırılan simülasyonu kast ediyorum. Riyânın işe yarıyor olması insanın önemli bir şeyi ayırt etme yeteneğinin sınırlı olmasına dayanır: Gerçek ve mış gibi yapılan duyguları birbirinden ayırt edebilmek…Yapılan çalışmalar beyindeki ayna nöronların gerçek olmayan ama iyi oynanan duygulara da aynı tepkiyi verdiğini gösteriyor. Günlük hayatımızdan da uzun zamandır biliyoruz bunu. Yoksa duygusal veya acıklı bir film sahnesinde neden gözlerimiz dolsun. 

Bu yeni silah yalnızca uygarlaşma sürecinde soyluların ve burjuvanın bir silahı olmamıştır. Hayatta kalmanın en çıplak mücadelesini verenler de kullanır bu silahı. Friedrich Nietzsche şöyle der: “Her dilenci bir riyakârdır; mesleğinde başarıya ulaşmak isteyen herkes gibi. Yoksunluğu her an hissetmediği halde en derininde hissediyormuş gibi yapar, eğer dilenerek yaşayabilmeye devam etmek istiyorsa.”
İllâki dilenci olmaya gerek yok. Çok daha iyi kariyer yapmış insanların da günlük davranış repertuarının önemli bir parçasıdır riyâ. Hayatını idame ettirebilmek için ne kadar çok insanı ikna etmek zorundaysa insan, o kadar çok belli duyguları oynamayı bilmelidir, yani riyâkarlığı, mış gibi yapmayı. 

Dostça bir davranış biçimi, samimiyet ticari bir ilişkide gerçekten varmış gibi yapılmak zorundadır, çünkü bir malı satmanın birinci koşulu o samimi ortamı yaratabilmekten geçer. 

Birey olarak, daha eski zamanlara göre daha az ya da daha çok mış gibi yapıyor değiliz belki ama medya ve pazarlama dünyası çok daha riyâkar bir kişiliğe büründü günümüzde. Reklam denen pazarlama aracı tümüyle mış gibi yapılmış, çok iyi oynanmış duygular üzerine kuruludur. Politik kampanyaları yürüten PR şirketlerinin sıradan insanın oyunu almak için baş vurduğu en önemli araçtır riyakârlık. 

Peki riyakârlık her zaman ille de iğrenç midir? Şart değil. Hatta riyanın değerli, asil yanları da olabilir. Günlük ilişkilerimizde birine olan ilgimizi ya da ondan hoşlanmıyor olduğumuzu her zaman açık açık gösteremeyiz. Tam bir kaosa yol açardı böyle bir açıklık. Öyleyse ‘beyaz riyâ’ toplumsal-duygusal zekanın önemli bir ifade biçimidir. Bir mağazada satıcının nazik bir şekilde bizimle ilgilenmesi, gülümseyerek bütün kaprislerimize katlanması örneğin. Ne kadar iyi gelir hepimize. Diyebiliriz ki nezaket en hoş riyakârlık biçimidir. 

Her duygu oynanabilir. En yaygın riyâ günlük sevinç gösterilerimizdir. Belki her gün hepimiz başkalarının bizi hiç ilgilendirmeyen sevinçlerini paylaşır, ne kadar memnun olduğumuzu, çok sevindiğimizi söyleyip dururuz. “İyi olduğuna çok sevindim.” deriz telefonda örneğin, “Nasılsın?” sorumuza hiç düşünmeden “İyiyim.” diye yanıt veren tanıdığımıza. O ana kadar bir saniye bile bizi düşünmemiş olan satıcılar mağazanın kapısında belirdiğimizde “Gözlerinin yollarda kaldığını” söylerler. Biz de inanmak ister, riyâyı görmezden gelir ve gülümseyerek kendimizi iyi ve önemli hissederiz. 

Televizyondaki program sunucularının yüzlerine yapışan gülümsemelerini, facebook’taki tanıdıklarımızın ve hatta bizim “Bu hafta sonu çok eğlendik!” fotoğraflarını hepimiz biliriz. Bir kafede, restoranda karşılaştığımız ve 4 aydır aramayı aklımıza getirmediğimiz bir tanıdığa sımsıkı sarılıp iki yana sallanma ritüelini de. Yaşlı ve zengin teyzemizi son akşam yemeğine davet edip sırt ağrılarını saatlerce anlatmasını üzgün bir yüz ifadesiyle saatlerce dinler ve üzül-müş gibi yaparız… 

Bütün o sosyal yardım aktiviteleri… Çocuklar, yaşlılar ve yardıma muhtaç olanlar için düzenlenen balo, yemek ve konserler. En nihayetinde bir şey satmak için karşılıklı bir içtenliğin sahneye konulduğu riyâkarlık örnekleri değil midir hepsi?
Ya alçakgönüllülüğe, tevazuya ne demeli? İmajımızı parlatmak için baş vurduğumuz o sadeliğe. Çünkü aklı başında bütün narsistler bilir ki, insanlar içinde mütevazi davranmak, meziyetlerimizi sayıp dökmekten, büyüklük taslamaktan daha etkileyicidir. 

Birinin sevincine ortak olmak da sık sık sahneye konulan duygulardan biridir. Çünkü eğer onunla birlikte sevinmezsek, ona, inandığı veya sandığı kadar yakın olmadığımızı göstermiş oluruz. Sevincine ortak olmanın en riyâkarcası, parti, dernek ya da kulüp başkanlığı seçimlerinde gördüklerimizdir sanırım. Seçim biter, kazananla kaybeden aynı coşkuyla ve el ele kürsüye çıkarak insanları selamlar. ‘Gerçek’ yüzünü gösterip bir sonraki seçimlerdeki şansını azaltmak istemez kaybeden aday. Tanrım, sen beni bu tür bir riyakârlıktan koru!
Takdir etmek de bir çok durumda riyâkarcadır. Hasedi, hadi biraz daha yumuşak söyleyelim özenmeyi saklayan davranış biçimidir takdir etmek. En kolay ve en çok bizim için önemli olmayan, bizimle ilgisi olmayan insanları takdir ederiz.

Ya timsah gözyaşlarına ne demeli? Mezarlıkta dökülen gözyaşları, siyah gözlüklerin ardına saklanan güya kızarmış ve şişmiş gözler… Arkalardan bir yerden tutulamamış bir kahkaha yükseliverir. Bu uygunsuz durum kendi başına gelmediği için sevinir diğerleri. Neden yalnızca Almancada vardır ki Schadenfreude* kelimesi. Nedense biz Türklere daha çok yakışıyormuş gibi geliyor bana son günlerde. 
Mış gibi yapmanın zirvesi, riyâyı yapanın yaptığına inanmasıdır. Gerçekten iyi bir riyâkar olabilmek, gerçeklik duygusunu kaybetmekle mümkündür. En büyük riyâkarlar başkalarını değil, kendilerini kandırabilenlerdir. Tekrar tekrar söylediklerini, yaptıklarını içselleştirip ikinci bir karakter haline getirebilenler… 

En masumları faule maruz kalmış gibi kendilerini yere bırakan futbolcularken, en ürkütücü olanları siyasetçilerdir herhalde. Galatasaraylı Arif Erdem ceza sahasına girdiği an kendini bırakıverirdi yere. O kadar kendinin bir parçası olmuştu ki kendini ceza sahasında yere bırakmak, bir maçta arkasındaki adam oldukça uzakta olduğu halde salıvermişti kendini. 

Egoist olmak, kendini düşünmek çok insanca. En az onun kadar insanca olan egoist gibi görünmeyi istememek. Mış gibi yapmanın en önemli hedeflerinden biridir egoist gibi görünmemek. Ama her şeye rağmen, en profesyonel riyâkarlarda bile içsel bir direnç duygusu başını kaldırır zaman zaman. Suçlu hissediverir kişi kendini. Ama insan teki her şeyle başa çıkmayı öğrendiği gibi, suçluluk duygusuyla da baş etmeyi öğrenmiştir. En önemli savunma mekanizmaları girer devreye. O iç sesi susturmak için her şeyi yapar insan. Bastırır örneğin. Ya da rasyonalize eder. Ahlâki olarak nötralize eder. Bir bakmışsınız, bir politikacı, “Hakkın bu senin!” deyivermiş kendine, onca yolsuzluktan sonra. Öyle bir hale gelir ki, her türlü riyâyı kendine hak gören o insan, bir başkası benzer bir şey yaptığında kıyameti koparır. Suçluluk duygusuyla başa çıkmanın en fütursuz yolu!

En kötüsü moral riyakârlıktır. Bütün o ahlâk bekçilerinin, dünyayı haksızlıklardan temizleme iddiasındaki siyasetçilerin, misyonerlerin, ahlâk adına hareket eden herkesin riyâkarlığı. En ilkel savunma mekanizması girer devreye burada. Splitting dediğimiz o ruhsal yarılma hali… Çifte ahlâk sahibi olan o insanlar… İçinde yaşadıkları topluma dayattıklarıyla, kendilerine hak gördükleri arasındaki büyük uçurum… 

Evet bir terapist olarak anlıyorum tabii ki. Bu yarılmanın nedeni derinlerde yatan, kendilerinden duydukları o büyük memnuniyetsizlik. Giderilemeyecek eksiklik hissi, büyük boşluk duygusu. Sözünü ettiğim çifte ahlâk anlayışı, bilinçdışı riyakârlık dayanılmaz bir değersizlik duygusuyla başa çıkabilme stratejisi elbette. Ama kendine olduğu kadar, ötekine de zarar veren yanlış bir strateji. Özellikle de erke ve güce sahip insanlar tarafından baş vurulursa… 

Peki var mı insanın kendini riyâkarlıktan korumasının bir yolu? Evet var galiba. Kendimizi, geçici de olsa, çekmek zorunda kaldığımız küçük ve korunaklı dünyalarımızda bu mümkün gibi. Biri “Riyâdan kaçmanın en iyi yolu içtenlik ve espridir” diyor. Galiba biraz öyle.

*Alm. Başkasının gördüğü zarardan sevinç duymak anlamına gelen çok ilginç bir kelime. 

Not: Bu yazıyı kaleme almak için birkaç kaynak kitaptan yararlandım. Kaynakları öğrenmek isteyen olursa mail yoluyla bana ulaşabilir.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND