Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Modern zamanların görgü kuralları

İş toplantısında bilgisayar açmak, biri konuşurken cep telefonuyla oynamak, iki işi birden yapmak adı altında konudan konuya atlamak… Liste böyle uzayıp gidebilir. Modern zamanların yeni alışkanlıkları görgü kurallarının da gözden geçirilmesini kaçınılmaz hale getirdi.

Geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin en büyük şirketlerinden birisine “Araştırma ve Karar Alma” konusunda bir konuşma yapmaya gittim. Şirket benden araştırma kariyerimde biriktirdiğim bilgi ve deneyimleri paylaşmamı istiyordu.

Toplantı yaklaşık bir ay önce şirketin bütün çalışanlarına duyuruldu, elli kişi seminere katılacağını bildirdi.

Sabah saat dokuzda konferans salonuna beklenildiği gibi elli kişi geldi ve ben konuşma yapmaya başladım. Fakat konuşmaya başlar başlamaz hiç alışık olmadığım bir manzarayla karşılaştım. Salondaki elli kişinin neredeyse kırk beşi, dizüstü bilgisayarlarını açtılar ve benim konuşmam boyunca önlerine bakarak kendi işleriyle ilgilendiler. Bu arada beni de dinlediler sanıyorum; ama anlattıklarımdan ne kadar yararlandılar bilemiyorum.

Sizin de başınıza gelmiştir mutlaka, konuştuğunuz insanların sizi dinlememesi kötü bir duygu yaratıyor insanda.

Eskiden olsa başıma gelen bu duruma çok içerler, çok kızardım, saygısızlık olarak değerlendirir öfkelenirdim. Fakat bu sefer sadece hevesim kırıldı ve üzüldüm; çünkü beni “dinlemeye” gelenlerin bu davranışları kişisel olarak beni hedef almıyordu, salonda kim olsaydı aynı şekilde davranacaklardı. Kendilerini çok “meşgul”, çok “yoğun” hissediyorlardı. Hayatın hızlı aktığını, yapacak çok işleri olduğunu; ama zamanın çok kıt olduğunu düşünüyorlardı. Hem benim konuşmamı dinlemek istiyorlardı hem de e-postalarına cevap vermek istiyorlardı ya da yetiştirmek zorunda oldukları bir rapor üzerinde çalışıyorlardı. Üzerlerindeki zaman baskısını aynı anda iki iş yaparak (multitasking) aşmak istiyorlardı. Buldukları çözüm zaten çalıştıkları kurumdaki hemen herkesin yaptığı bir şeydi, böyle davranmak şirketin bir adeti haline gelmişti.

Daha önceki yazılarımda da anlatmaya çalıştığım gibi aynı anda iki iş yapmak sandığımızın aksine bizim verimliliğimizi arttırmak yerine düşürür. Aslında beynimiz hiç bir zaman iki işi aynı anda yapamaz. Zihnimiz bir işi yaptıktan sonra diğerine geçer ardından tekrar ilkine geri döner. Aslında beynimiz iki işi aynı anda yapmaya hiç elverişli değildir. İçinde bulunduğumuz koşulları zorlayarak iki işi aynı anda yaptığımızda stres seviyemiz yükselir, yorgunluğumuz artar, yoğunlaşma (konsantrasyon) yeteneğimiz azalır ve zeka seviyemiz en az on puan düşer. (Çalışırken müzik dinlemek iki iş yapmak anlamına gelmez. Beynimiz müziği fona alıp yaptığımız işe konsantre olabilir.)

Psikologlar, konsantrasyon zorluğu ve “sürekli yarı-dikkat” (continuous partial attention) hallerinin bu çağın “hastalıkları” olduğunu söylüyorlar. Sürekli olarak dikkatleri bölünen insanlar çok daha düşük bir performansla çalışıyorlar. Siz de dikkat fakiri misiniz?

Hayatımıza giren akıllı telefonlar , dizüstü ya da tablet bilgisayarları nasıl ve nerede kullanacağımızı bilmezsek giderek daha düşük zekalı insanlar olacağız.

Teknoloji dünyanın öbür ucundaki bir insanı yanı başımıza getirebildiği gibi aynı odada gözümüzün önündeki bir insanın ne konuştuğunu duymamıza engel de olabilir. Farkında olmazsak teknoloji bizi kör ve sağır yapabilir.

Teknoloji bizim bazı davranışlarımızı bozdu, bu konu hakkında uzun zamandır gözlem yapıyorum. Bir lokantaya gittiğimde iki sevgilinin yemek yerken birbirlerinden çok cep telefonlarıyla ilgilendiklerini görüyorum. Sinemada önümde oturan birinin iki de bir cep telefonunu açıp -karanlık salonda gözümün içinde soktuğu ışıktan habersiz- son gelen mesajı okuma sabırsızlığına şaşırıyorum. Şirketlerde yaptığım toplantılarda bilgisayarlarıyla ve telefonlarıyla haşır neşir olup karşısındakilerin söylediklerini duymayan insanlarla karşılaşıyorum.

Bazı insanlar, “aynı anda iki iş yapmayı” kendi kimliklerinin bir parçası gibi görüyorlar, bir toplantıda hem konuşulanları dinler gibi yapıp hem bilgisayarlarını açıyorlar. Bu insanlar etraflarına ne kadar yoğun, ne kadar meşgul ve dolayısıyla ne kadar “önemli” insanlar olduklarını anlatmak istiyorlar.

Bence bu çağın görgü kurallarını birlikte yazmamız gerekiyor. Hangi davranışın hangi durumda uygun olduğu konusunda bir fikir birliğine varmamız lazım. Hangi davranışın normal hangisinin anormal olduğuna karar vermeliyiz. Günlük hayatımızın nezaket anlayışını yeniden yazmak zorundayız.

Benim şahsen son yıllarda bu konuya duyarlılığım çok arttı. Gerek özel hayatımda gerekse iş hayatımda içinde bulunduğum ortamlarda kişilerin tavır ve tutumlarına karşı yüksek bir farkındalık içindeyim.

Sanayi sonrası toplumunda artık eskinin göstermelik saygı kuralları teker teker yok oluyor. Önünü iliklememek, bacak bacak üstüne atmak artık saygısızlık sayılmıyor. Sadece kişisel ilişkilerimizde değil, şirketlerde de katı kurallar giderek yok oluyor. Artık bankacılar ve devlet memurları dışında iş yerlerinde kravat takanlar giderek azalıyor. Şirket hayatı resmiyetten uzaklaşıyor. İşin ciddiyetinin görüntüde değil özde olduğunu kabul eden bir toplumda yaşıyoruz artık.

Sanayi sonrası toplumunda hepimiz çok büyük bir bilgi bombardımanı altında yaşıyoruz. Çoğumuz da yaşadığımız bu hıza yetişebilmek için aynı anda birden fazla iş yapmamız gerektiği gibi bir saplantı içindeyiz.

Her şeyde olduğu gibi bu konuda da doz önemli. Aynı anda iki iş yapmanın dozunu kaçırmak ilişkilerin doğasını bozuyor. Cep telefonuna çok kısa bir göz atmak kabul edilebilir bir davranış olurken bunu abartmak davranış bozukluğuna dönüşüyor.

Bir toplantıda bulunmamızın amacı o anda orada konuşulanları aktif bir şekilde dinlemek, gerekiyorsa kendi görüş ve bilgilerimizi paylaşmaktır. Toplantıda bedenen bulunup ruhen başka bir “dünyada” olmak diğer katılımcıların daha değersiz olduklarını düşünmek anlamına gelir. Bu davranış bizim zamanımızın daha değerli olduğunu ve yapacağımız daha önemli işler olduğunu anlatır. Bunların hepsi görgüsüzlüktür, kaba davranışlardır.

Fakat bu görgüsüzlük giderek yaygınlaşıyor. Bir çok şirketin kültürü haline geliyor. Özellikle rekabetin daha sert ve hayatın hızlı aktığı yeni nesil şirketlerde çalışan gençler arasında bu tür davranış bozuklukları çok yaygın. Bu şirketlerde çalışanlar aynı anda birden fazla iş yapmayı kendilerine daha çok hak görüyorlar hatta bunu profesyonel kimliklerinin bir parçası haline getirmiş durumdalar. Bu gençler bir toplantıda sadece konuşulanları dinlemeyi ve toplantıya aktif olarak katılmayı bir eksiklik gibi algılıyorlar ve mutlaka aynı anda başka işler de yapmak zorunda hissediyorlar kendilerini.

Artık iş hayatının eskiye kıyasla çok daha hızlı, esnek ve gayri resmi olduğunu hepimiz biliyoruz. Akıllı telefonlar, dizüstü ve tablet bilgisayarlar her toplantıda bizlerle beraber olacak. Sadece iş hayatında değil, eşlerimiz, sevgililerimiz, çocuklarımızla ilişkilerimizde de bu aletlerin hepsinin açık olacağı ve bunların her ilişkimizin ortasında yer alacağı kesin. Artık bu aletlerin hayatımızın her alanında olması “normal”.

Fakat bu “yeni normalin” içinde ortaya çıkan bazı anormallikler de beni çok rahatsız ediyor.

Eğer sevilmek ve saygı görmek istiyorsak etkili iletişim ve anlamlı ilişkiler kurmak istiyorsak asgari görgü ve nezaket kurallarına uymaktan başka çaremiz yok. Bu sadece birlikte yaşamanın değil, birlikte düşünmenin, birlikte yaratmanın ve üretmenin de temel kuralıdır.

Ben yeni dönemin görgü kurallarını birlikte yazabileceğimize inanıyorum. Arzu ederseniz ben ilk adımları atarak başlayayım sizler tamamlayın:

1. Bir toplantıda sunum yapanlar ve not alanlar hariç hiç kimse bilgisayarını kullanmamalıdır.

2. Toplantılarda cep telefonları mutlaka sessizde olmalıdır.

3. Bir toplantıda cep telefonuyla mutlaka konuşmak ya da mesajlaşmak gerekiyorsa bunu beş on saniye gibi çok kısa bir zamanda bitirmek gerekir. Böyle bir davranış bir toplantı sırasında ancak bir istisna olabilir. Toplantı sırasında bir kişinin sık sık telefonla konuşması, mesajlaşması toplantıya katılanlara saygısızlıktır.

4. Toplantı sırasında cep telefonlarıyla “oynamak” kabul edilebilir bir davranış değildir.

5. …………..

6. …………..

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND