Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Modern zamanların görgü kuralları

İş toplantısında bilgisayar açmak, biri konuşurken cep telefonuyla oynamak, iki işi birden yapmak adı altında konudan konuya atlamak… Liste böyle uzayıp gidebilir. Modern zamanların yeni alışkanlıkları görgü kurallarının da gözden geçirilmesini kaçınılmaz hale getirdi.

Geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin en büyük şirketlerinden birisine “Araştırma ve Karar Alma” konusunda bir konuşma yapmaya gittim. Şirket benden araştırma kariyerimde biriktirdiğim bilgi ve deneyimleri paylaşmamı istiyordu.

Toplantı yaklaşık bir ay önce şirketin bütün çalışanlarına duyuruldu, elli kişi seminere katılacağını bildirdi.

Sabah saat dokuzda konferans salonuna beklenildiği gibi elli kişi geldi ve ben konuşma yapmaya başladım. Fakat konuşmaya başlar başlamaz hiç alışık olmadığım bir manzarayla karşılaştım. Salondaki elli kişinin neredeyse kırk beşi, dizüstü bilgisayarlarını açtılar ve benim konuşmam boyunca önlerine bakarak kendi işleriyle ilgilendiler. Bu arada beni de dinlediler sanıyorum; ama anlattıklarımdan ne kadar yararlandılar bilemiyorum.

Sizin de başınıza gelmiştir mutlaka, konuştuğunuz insanların sizi dinlememesi kötü bir duygu yaratıyor insanda.

Eskiden olsa başıma gelen bu duruma çok içerler, çok kızardım, saygısızlık olarak değerlendirir öfkelenirdim. Fakat bu sefer sadece hevesim kırıldı ve üzüldüm; çünkü beni “dinlemeye” gelenlerin bu davranışları kişisel olarak beni hedef almıyordu, salonda kim olsaydı aynı şekilde davranacaklardı. Kendilerini çok “meşgul”, çok “yoğun” hissediyorlardı. Hayatın hızlı aktığını, yapacak çok işleri olduğunu; ama zamanın çok kıt olduğunu düşünüyorlardı. Hem benim konuşmamı dinlemek istiyorlardı hem de e-postalarına cevap vermek istiyorlardı ya da yetiştirmek zorunda oldukları bir rapor üzerinde çalışıyorlardı. Üzerlerindeki zaman baskısını aynı anda iki iş yaparak (multitasking) aşmak istiyorlardı. Buldukları çözüm zaten çalıştıkları kurumdaki hemen herkesin yaptığı bir şeydi, böyle davranmak şirketin bir adeti haline gelmişti.

Daha önceki yazılarımda da anlatmaya çalıştığım gibi aynı anda iki iş yapmak sandığımızın aksine bizim verimliliğimizi arttırmak yerine düşürür. Aslında beynimiz hiç bir zaman iki işi aynı anda yapamaz. Zihnimiz bir işi yaptıktan sonra diğerine geçer ardından tekrar ilkine geri döner. Aslında beynimiz iki işi aynı anda yapmaya hiç elverişli değildir. İçinde bulunduğumuz koşulları zorlayarak iki işi aynı anda yaptığımızda stres seviyemiz yükselir, yorgunluğumuz artar, yoğunlaşma (konsantrasyon) yeteneğimiz azalır ve zeka seviyemiz en az on puan düşer. (Çalışırken müzik dinlemek iki iş yapmak anlamına gelmez. Beynimiz müziği fona alıp yaptığımız işe konsantre olabilir.)

Psikologlar, konsantrasyon zorluğu ve “sürekli yarı-dikkat” (continuous partial attention) hallerinin bu çağın “hastalıkları” olduğunu söylüyorlar. Sürekli olarak dikkatleri bölünen insanlar çok daha düşük bir performansla çalışıyorlar. Siz de dikkat fakiri misiniz?

Hayatımıza giren akıllı telefonlar , dizüstü ya da tablet bilgisayarları nasıl ve nerede kullanacağımızı bilmezsek giderek daha düşük zekalı insanlar olacağız.

Teknoloji dünyanın öbür ucundaki bir insanı yanı başımıza getirebildiği gibi aynı odada gözümüzün önündeki bir insanın ne konuştuğunu duymamıza engel de olabilir. Farkında olmazsak teknoloji bizi kör ve sağır yapabilir.

Teknoloji bizim bazı davranışlarımızı bozdu, bu konu hakkında uzun zamandır gözlem yapıyorum. Bir lokantaya gittiğimde iki sevgilinin yemek yerken birbirlerinden çok cep telefonlarıyla ilgilendiklerini görüyorum. Sinemada önümde oturan birinin iki de bir cep telefonunu açıp -karanlık salonda gözümün içinde soktuğu ışıktan habersiz- son gelen mesajı okuma sabırsızlığına şaşırıyorum. Şirketlerde yaptığım toplantılarda bilgisayarlarıyla ve telefonlarıyla haşır neşir olup karşısındakilerin söylediklerini duymayan insanlarla karşılaşıyorum.

Bazı insanlar, “aynı anda iki iş yapmayı” kendi kimliklerinin bir parçası gibi görüyorlar, bir toplantıda hem konuşulanları dinler gibi yapıp hem bilgisayarlarını açıyorlar. Bu insanlar etraflarına ne kadar yoğun, ne kadar meşgul ve dolayısıyla ne kadar “önemli” insanlar olduklarını anlatmak istiyorlar.

Bence bu çağın görgü kurallarını birlikte yazmamız gerekiyor. Hangi davranışın hangi durumda uygun olduğu konusunda bir fikir birliğine varmamız lazım. Hangi davranışın normal hangisinin anormal olduğuna karar vermeliyiz. Günlük hayatımızın nezaket anlayışını yeniden yazmak zorundayız.

Benim şahsen son yıllarda bu konuya duyarlılığım çok arttı. Gerek özel hayatımda gerekse iş hayatımda içinde bulunduğum ortamlarda kişilerin tavır ve tutumlarına karşı yüksek bir farkındalık içindeyim.

Sanayi sonrası toplumunda artık eskinin göstermelik saygı kuralları teker teker yok oluyor. Önünü iliklememek, bacak bacak üstüne atmak artık saygısızlık sayılmıyor. Sadece kişisel ilişkilerimizde değil, şirketlerde de katı kurallar giderek yok oluyor. Artık bankacılar ve devlet memurları dışında iş yerlerinde kravat takanlar giderek azalıyor. Şirket hayatı resmiyetten uzaklaşıyor. İşin ciddiyetinin görüntüde değil özde olduğunu kabul eden bir toplumda yaşıyoruz artık.

Sanayi sonrası toplumunda hepimiz çok büyük bir bilgi bombardımanı altında yaşıyoruz. Çoğumuz da yaşadığımız bu hıza yetişebilmek için aynı anda birden fazla iş yapmamız gerektiği gibi bir saplantı içindeyiz.

Her şeyde olduğu gibi bu konuda da doz önemli. Aynı anda iki iş yapmanın dozunu kaçırmak ilişkilerin doğasını bozuyor. Cep telefonuna çok kısa bir göz atmak kabul edilebilir bir davranış olurken bunu abartmak davranış bozukluğuna dönüşüyor.

Bir toplantıda bulunmamızın amacı o anda orada konuşulanları aktif bir şekilde dinlemek, gerekiyorsa kendi görüş ve bilgilerimizi paylaşmaktır. Toplantıda bedenen bulunup ruhen başka bir “dünyada” olmak diğer katılımcıların daha değersiz olduklarını düşünmek anlamına gelir. Bu davranış bizim zamanımızın daha değerli olduğunu ve yapacağımız daha önemli işler olduğunu anlatır. Bunların hepsi görgüsüzlüktür, kaba davranışlardır.

Fakat bu görgüsüzlük giderek yaygınlaşıyor. Bir çok şirketin kültürü haline geliyor. Özellikle rekabetin daha sert ve hayatın hızlı aktığı yeni nesil şirketlerde çalışan gençler arasında bu tür davranış bozuklukları çok yaygın. Bu şirketlerde çalışanlar aynı anda birden fazla iş yapmayı kendilerine daha çok hak görüyorlar hatta bunu profesyonel kimliklerinin bir parçası haline getirmiş durumdalar. Bu gençler bir toplantıda sadece konuşulanları dinlemeyi ve toplantıya aktif olarak katılmayı bir eksiklik gibi algılıyorlar ve mutlaka aynı anda başka işler de yapmak zorunda hissediyorlar kendilerini.

Artık iş hayatının eskiye kıyasla çok daha hızlı, esnek ve gayri resmi olduğunu hepimiz biliyoruz. Akıllı telefonlar, dizüstü ve tablet bilgisayarlar her toplantıda bizlerle beraber olacak. Sadece iş hayatında değil, eşlerimiz, sevgililerimiz, çocuklarımızla ilişkilerimizde de bu aletlerin hepsinin açık olacağı ve bunların her ilişkimizin ortasında yer alacağı kesin. Artık bu aletlerin hayatımızın her alanında olması “normal”.

Fakat bu “yeni normalin” içinde ortaya çıkan bazı anormallikler de beni çok rahatsız ediyor.

Eğer sevilmek ve saygı görmek istiyorsak etkili iletişim ve anlamlı ilişkiler kurmak istiyorsak asgari görgü ve nezaket kurallarına uymaktan başka çaremiz yok. Bu sadece birlikte yaşamanın değil, birlikte düşünmenin, birlikte yaratmanın ve üretmenin de temel kuralıdır.

Ben yeni dönemin görgü kurallarını birlikte yazabileceğimize inanıyorum. Arzu ederseniz ben ilk adımları atarak başlayayım sizler tamamlayın:

1. Bir toplantıda sunum yapanlar ve not alanlar hariç hiç kimse bilgisayarını kullanmamalıdır.

2. Toplantılarda cep telefonları mutlaka sessizde olmalıdır.

3. Bir toplantıda cep telefonuyla mutlaka konuşmak ya da mesajlaşmak gerekiyorsa bunu beş on saniye gibi çok kısa bir zamanda bitirmek gerekir. Böyle bir davranış bir toplantı sırasında ancak bir istisna olabilir. Toplantı sırasında bir kişinin sık sık telefonla konuşması, mesajlaşması toplantıya katılanlara saygısızlıktır.

4. Toplantı sırasında cep telefonlarıyla “oynamak” kabul edilebilir bir davranış değildir.

5. …………..

6. …………..

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND