Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Mobbing’in seyir defteri

İş yerindeki psikolojik şiddet olarak tanımlanan mobbing kurbanlarının özgüvenlerinin azalmasına neden oluyor. Çok farklı şekillerde ortaya çıkabilen mobbing, çoğu zaman mağdurun benliğini öldürmeye yönelik oluyor. İşte mobbing seyir defteri…

Aylin de artık iyice can sıkmaya başladı. Her şeye maydanoz. Nerede toplantı olsa “Benim de gelmemde bir mahsur var mı?” diyor.

AYLİN, 28, EKONOMİ MEZUNU
AYLİN (30 Nisan, Pazartesi): Bugün yeni ofisimde ilk günüm. Çok şık bir yer, herkes güleryüzlü. İlk defa bir açık ofiste çalışacağım, 10 kişiyiz ve herkes birbirini görebiliyor. Bölümdeki herkes Operasyon Bölümü’nün altında farklı bir iş yapıyor. Evet, güle güle Kıdemli Uzman Aylin, hoş geldiniz Müdür Yardımcısı Aylin Mert… Aynadaki görüntümde hiçbir şey değişmedi ama değişiklik içimde. Söyle sevgili günlüğüm bu işi başarabilecek miyim? Neden başaramayacakmışım? Oytunç Bey beni kendisine yardımcı alabilmek için çok destek oldu. O da arkamdayken sırtım yere gelmez. Yüzünü kara çıkartmamalıyım. Hadi, sonra yine görüşürüz.

OYTUNÇ, 36, İŞLETME MEZUNU
OYTUNÇ (30 Nisan, Pazartesi ): Aylin bugün işbaşı yaptı. Oh be! böyle iyi eğitimli bir yardımcıya daha ihtiyacım vardı. Çok memnunum, iyi bir karar verdik. Önceki işyerinde çok iyi projelerde çalışmış. Ben de rahat edeceğim böylece. Hadi hayırlısı!

AYLİN (14 Mayıs, Pazartesi): Sevgili günlük, şaka maka iki haftadır sana tek satır yazmamışım. Bu kadar büyük bir şirkette çalışınca da iş de çok oluyor tabii, bilmem gereken çok şey var daha. Yurtiçi, yurtdışı bağlantıları öğrenmek, dünyanın 35 noktasında olan yerel ofislerdeki kontakları tanımak… Ooo daha asıl işe gelene dek… Hata yapmamaya çalışıyorum bir yandan, öyle olunca da gerginlikten kopmadığıma şükür.

OYTUNÇ (21 Mayıs Pazartesi): Yahu bu Aylin iyi hoş da, biraz fazla titizleniyor sanki. Alt tarafı kim kimdir, hangi lokasyonda çalışıyor bunları bilecek şimdilik, bir ayda öğrenseydi bari, yıllık iznime de bir şey kalmadı şurada..

AYLİN (15 Haziran Cuma): Oytunç Bey yıllık izne çıktı. Tam iki hafta yalnızım, umarım bir hata yapmam. Her şey yolunda gider inşallah. Bölümdeki arkadaşlarla iyi anlaşıyorum. Burada çok iyi bir arkadaşlık havası var. İçmeye de, tatile de neredeyse birlikte gidiyorlar. Benimle biraz mesafeli ama iyi konuşuyorlar. Oytunç Bey’in yokluğunda onların yardımına ihtiyacım olabilir.

OYTUNÇ (15 Haziran Cuma): Kaç yıldır şöyle keyifli bir tatil programı yapamamıştım. İyi ki aldık şu kızı. Ama yine neme lazım, bölümdeki çocukları tembihledim.
-Ben yokken gözünüz üstünde olsun, aman ha!

AYLİN (22 Haziran Cuma): Tüm bölüm öğle yemeğine çıktı yine, birinin nöbetçi kalması gerekiyor bölümde. Geldiğimden beri hiç dışarı çıkmadım, işleri öğreneceğim diye hep içerideyim. Bugün “hadi sen de gel, birimiz kalırız” demelerini bekledim ama kimseden ses çıkmadı. Galiba bu benim görevim oldu. Bu çok sorun değil tabii diye düşünüyordum, ta ki Gülden’in telefonu çalana kadar. Telefonu kaldırdım ve “nasıl yardımcı olabilirim?” dememe kalmadan karşı taraftan ağır aksanla İngilizce konuşan sinirli bir adam anlamadığım bir iş hakkında soru soruyor ve hemen yanıt beklediğini söylüyor. Tabii o heyecanla bu kadarını nasıl anladım onu da bilmiyorum ya! Biraz beklemesini, arkadaş gelir gelmez kendisini aratacağımı söylemeye çalışsam da karşı taraf acil, acil diye konuşup duruyordu. Diğer hattan arkadaşın cebini aradım, Hay Allah! çalıyor çalıyor ama açılmıyor, bir diğerini aradım, onun ki de çalıyor ama açan yok. Ne yapacağımı bilemez halde diğerlerinin telefonlarını çevirmeye başladım. Telefondaki adam giderek artan bir öfkeyle “Çabuk karar verilmesi lazım. Seans bitecek, para açıkta kaldı”. “Kusura bakmayın kimseye ulaşamıyorum, ben de yeniyim. Yemekten döner dönmez sizi aratacağım” dedim demesine ama herif çatt! diye yüzüme kapadı telefonu. Bizimkiler neden sonra tıngır mıngır sökün ettiler. Hemen durumu anlattım. Birbirlerine baktılar ve gülmeye başladılar. “Olan olmuş, şimdi halin harap”. Hiçbir şey anlamadım, deli mi bunlar? Ben ne anlatıyorum, onlar ne diyorlar? Sonunda Gülden “Sana gecikmeli bir hoş geldin şakası yaptık canım. Çağrılarını gördük ama özellikle açmadık. Daha heyecan verici olsun diye” dedi. Donakalmıştım. Ne iyi dereceyle bitirdiğim lisans sırasında ne de yüksek lisansta ve son çalıştığım yerde, iş hayatında böyle şakalar yapılabileceği üzerine hiçbir şey öğrenmemiştim. Düpedüz eşek şakası!

OYTUNÇ (2 Temmuz Pazartesi): Bugün izinden dönüyorum, kazasız belasız geçti çok şükür. Ofiste her şey yolunda gitmiş. Aylin hakkında da pek olumsuz bir şey yok. Sadece stresini yönetemediğine dair yorumu oldu çocukların. Heyecanlanınca eli ayağına dolaşıyormuş. Hayret! Okulları nasıl bitiriyorlar öyle kolayca şaşıyorum valla.

AYLİN (30 Temmuz Pazartesi): İşlere iyice alıştım. Oytunç Bey’le beraber arada bir toplantılara da gitmeye başladım. Düzenli olarak bölüm toplantılarında söz alıyorum. Yalnız ben konuşmaya başlayınca bölümdeki arkadaşların birbirlerine anlamlı bakışlar attıkları, hafif dudak bükmeleri gözümden kaçmıyor. Ben de sadece Oytunç Bey’e bakarak anlatıyorum. Yoksa moralim bozulur. Oytunç Bey’in onlarla arası çok iyi, umarım bana da güvenir bir gün böyle.

OYTUNÇ (29 Ağustos Çarşamba): Yeni yardımcıma -hâlâ yeni diyorum, kaç ay geçti yahu- sorumlu olduğu işleri teslim ettim ama iyi mi yaptım bilemiyorum. Çok soru soruyor, bunaltıyor bazen. Biz bu kadar soru sorsun diye mi aldık anlamadım. Zaten ben izindeyken çocuklar da söylemişlerdi. İnisiyatif alma sorunu var anlaşılan.

AYLİN (14 Eylül Cuma ): Sevgili günlük, bugün hala nedenini anlayamadığım bir olay oldu. Oytunç Bey bir toplantıdan aradı ve acilen projeyle ilgili dosyayı toplantı odasına götürmemi istedi. Tabii dedim fırladım hemen, fakat dolabımda yok, diğer dolaplarda da yok, nereye gitti bu dosya yahu? Oytunç Bey’in masasında olabilir mi diye masasına, arkasındaki dolaba da baktım yok, yok, yok. O halde bilgisayar çıktılarını dökeyim bari diye bilgisayara yöneldim. Arkadaşlar, “Hala bulamadın mı?” diyerek gülüştüler. Yoksa bu da yeni bir şaka mıydı? “Siz mi aldınız? Lütfen hadi sizdeyse verin” dedim. Ne bileyim, öyle eşek şakası yapmışlardı ki hemen aklıma bu geldi. Ayşe, “Ne münasebet, sen bizi ne sanıyorsun!” diyerek paylamaz mı? Onunla uğraşacak vaktim mi var, tekrar bilgisayara döndüm, şifreli dosyayı açıp çıktısını alıp koşa koşa toplantı odasına gittim. İçeriden gelen bağırtılar kapalı kapının ardından bile duyuluyordu. Kapıyı tıklatarak girdim, “buyrun” diyerek çıktıları Oytunç Bey’e uzattım. “Nerede bunun dosyası?” diye hiddetle bağırdı. “Bulamadım. Siz çalışmak için almış olabilir misiniz acaba?” diye sordum ve o anda çok büyük bir hata yaptığımı anladım. O kibar Oytunç Bey yüzüme bile bakmadan eliyle “tamam hadi çık dışarı” diyerek kapıyı gösterdi. Neye uğradığımı anlayamadım. Başkalarına kızıp mı bana böyle yapmıştı ki? Kendimi çok kötü hissediyordum. Odaya döndüm, fısır fısır konuşan hepsi hemen suspus oldular.

OYTUNÇ (14 Eylül Cuma): Projenin maliyeti zaten yüksek çıkmış. Pazarlama bizim onları uyarmadığımızı iddia ederek kurtulmaya çalışıyor sorumluluktan. Bizim genel müdüre laf anlatmak zaten deveye hendek atlatmaktan zor. Aylin Hanım istediğim şeyi vaktinde getirse çatlar. Bir de herkesin içinde, bana “dosyayı siz almış olabilir misiniz?” diye sormaz mı! Tabii ben aldım ama bu orada sorulur mu? Önceki akşam maliyetin üstünden geçmek için eve götürmüştüm, sabah yanıma almayı unutmuşum. Bir de soruyor genel müdürün yanında, Allah Allah!! İyice tepemi attırdı.

Mesai bitiminde benimle konuşmak istediğini söyledi. İşimiz yok, pansuman yapmak zorundayız sanki. Hiç uğraşamam valla akşam briç var. Daha gidip hazırlanacağım.

AYLİN (15 Eylül Cumartesi): Herkesin içinde toplantı odasında bana bağırdığı günün akşamı “görüşebilir miyiz?” diye sordum. Yarım ağız, “çok vaktim yok, bir beş dakika için gel sadece” dedi. “Bugün olanlar için benim bir kusurum varsa özür dilerim ama dosyayı gerçekten bulamadım” dedim. “Diğer arkadaşlar da bilmiyorlar. Çok endişeliyim, bölümün kapısı da yok. Dolaplara anahtar mı taktırsak acaba, ne dersiniz?” diye sordum. Dosyayı en kısa sürede yeniden hazırlayacağımı da ekledim. “Tamam tamam” diye başından savdı, bilgisayarını kapadı ve çıktı. Akşam eve gittim, Hakan “Neyin var, bugün iyi görünmüyorsun” deyince anlattım tüm olanları. “Amaaan sevgilim”, kafana taktığın şeye bak, iş hayatı bu stressiz olur mu? Alışırsın kısa sürede merak etme”. Alışır mıyım, neye alışayım, aşağılanmaya mı, azarlanmaya mı? Bu Hakan zaten böyledir. Benim hiçbir derdimi ciddiye almaz. Onun için her şey kolay her şey normal, her şeyi abartan benim…

OYTUNÇ (11 Ekim Perşembe): Bu Aylin’e de bir şeyler oldu, bir afra bir tafra. Tamam dikkatli, özenli falan filan ama kalıplarından bir türlü çıkamıyor, üstelik beni de kendi kalıplarına sokmaya uğraşıyor. Gerçi bu haftaki bölüm toplantısında sıkı bir sunum hazırlamış, hiç de fena değildi. (Şeytan diyor altına imza at git yönetim kuruluna sat!) Yani işini yapıyor yapmasına da bu burnu havada, mağrur hali sinirime dokunmaya başladı artık.

AYLİN (11 Ekim Perşembe): Sanırım altı ayı geride bıraktığımı ve işleri gayet iyi yürütebileceğimi bu sunumla kanıtladım hepsine. Biraz suskun ve gergin gibiydiler ama Hakan’ın dediği gibi her şeyi kafama takmamalıyım. Yakında bir yönetim kurulu toplantısı olacak. Gündemde bizim projelerle ilgili konular da var. Belki beni de çağırırlar. Ne güzel olur.

OYTUNÇ (10 Aralık Pazartesi): Aylin de artık iyice can sıkmaya başladı. Her şeye maydanoz. Nerede toplantı olsa “Benim de gelmemde bir mahsur var mı?”,
– Olmaz olur mu! Var tabii. Gider şimdi yemez içmez 10 sayfalık sunum hazırlar. Sanki kendisine soran varmış gibi.

AYLİN (2 Mayıs Cuma): Vay canına sevgili günlük, sana en son yedi ay önce yazmışım. Son zamanlarda yazmak da içimden gelmiyor doğrusu, bir gerilim filminin içinde yaşıyorum sanki. Sürekli fısıldaşıyorlar, ben ayağa kalktığımda arkamdan bakıp gülüşüyorlar. Oytunç Bey’se yüzüme bakarak konuşmuyor nedense. Hep baştan savma cevaplar veriyor sorularıma. Artık haftalık toplantılar bile bana söz sırası gelmeden bitiveriyor. Ne yapacağımı, bu durumu kiminle konuşacağımı bilemiyorum. Hakan’la birkaç kez konuşmayı denediysem de pek oralı olmadı. En yakın arkadaşlarım bile beni anlamamakta inat ediyor. Dinlediklerinde ya “Sen de ağzının payını vereydin”, “Git masasına yumruğu vur, ayağınızı denk alın diye tehdit et” diyor, ya da “Gül gibi işin var, hiç sesini çıkarma şu krizde” diyor. Bir sene oldu, ben bir sürü şey yapacağımı düşünürken artık bölüm yazışmalarına da eklenmediğimi, birbirleriyle yaptıkları sohbetlerden çıkartıyorum. Oytunç Bey’e “benim yapabileceğim bir iş var mı, şu projeye eklenmeyi çok isterim” dediğimde “Sen dur bakalım, o iş zaten Mehmet’in takibinde” ya da “Ayşe’nin evrakını dosyala o halde” diyor. Her şey kötü bir şaka gibi. Yine öğlenleri bölümde kalıyorum genellikle. Bugün Eczane’ye gidip Pasiflora aldım, sabahları bir kaşık almaktan bir şey çıkmaz. Boşlukta gibiyim.

OYTUNÇ (5 Mayıs Pazartesi): Benim yerime göz diker misin, her işe cafcaflı raporlar hazırlayıp burnunu sokmaya kalkar mısın? Yazıklar olsun, bu kızı işe aldırmak için az mı uğraştım? Kaç aydır ondan hiçbir şey istemedim zaten, o sivri burnunu hiçbir işe sokmasına da müsaade etmeyeceğim. Çürüsün oturduğu yerde de aklı başına gelsin. Bakalım nereye kadar dayanacak?

AYLİN (12 Haziran Perşembe): İnsan kaynaklarıymış! İnsan kaynağı değil, insanları kaynatma bölümü. Ben onlardan bu düğümü çözmeleri için medet umarken beyefendi bana demez mi:
-Bu sizin bölümünüzün iç meselesi, bunu kendi içinizde çözmeye çalışmalısınız, Oytunç Bey’le tekrar görüşmenizi tavsiye ederiz.

AYLİN (17 Haziran Salı): Gözyaşlarımı tutamıyorum, kimse görmesin diye tuvaletlere taşınıyorum ha bire. Bu adam nasıl bu hale geldi? Bir bu eksik kalmıştı o da oldu, bu sabah kendisiyle konuşmak istediğimi söylediğimde hiç ummadığım bir yanıt aldım:
“Aylin Hanım artık size ayıracak vaktim yok, meşgul etmeyin beni!”
Kendimi dar attım tuvalete. Ben bu kadar mı değersizim, Allah’ım ben kime ne kötülük yaptım? Beş paralık kıymetim kalmadı. Gözlerimin kızarıklığı geçsin de buradan çıkayım. Masamın çekmecesinde Xanax kalmıştır umarım.

AYLİN (26 Haziran Perşembe): İstifamı verdim bugün, biliyorum Hakan köpürecek. “Bu krizde köşe başında iş dağıtılıyor da sen gül gibi işini beğenmiyorsun”. O bile beni anlamıyor, suçluyor. Yoksa suç bende mi gerçekten? Kurduğum başarı hayalleri kendi kuruntumdan mı ibaret?….
……..
Sahi ben nasıl iş bulacağım şimdi?

OYTUNÇ (26 Haziran Perşembe): Ultra yetenekli müdür yardımcımız Aylin hanımefendi nihayet istifalarını sunabildiler. Bu size bir ders olsun Aylin Hanım. Başkasının koltuğuna göz diker misiniz? Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olun da aklınız başınıza gelsin. Kabahat bende zaten, bunlara bu kadar yüz veriyorum. Ama saf Oytunç artık akıllandı. Şu sekreter Tülin’e de gıcık oluyorum. Hadi bakalım Tülin Hanım şimdi sıra sizde!..

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND