Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Mobbing nedir, ne değildir?

Rekabetin sınır tanımadığı iş dünyasında hemen herkes sistematik bir şekilde mobbing ile karşı karşıya. Ancak yine de mobbing konusunda kafalar karışık. Pek çok kişiyi istifaya kadar götüren mobbing konusunda bilmeniz gerekenler bu yazıda…

Mobbing henüz yeni bir terim ama buna maruz kalanların sayısı hiç de yabana atılacak gibi değil. Hangi işyerine gitseniz mutlaka bunu yaşıyor. Özellikle rekabetin çokça olduğu medya, finans ve kamu kurumlarında çokça yaşanıyor. Amirler elemanlara, elemanlar diğer elemanlara psikolojik baskı uyguladıkça işyerlerinde verim düşüyor ve işten çıkarılmalar, istifalar söz konusu oluyor. Peki nedir bu mobbing? Nereden geldi? Neden mobbing uygulanıyor? Psikologlar, hukukçular yanıtladı…

Yaşam Koçu ve Kişisel Eğitim Uzmanı Çağlar Çabuk, mobbing konusunda şirketlere eğitimler veriyor. Ondan da mobbingi dinledik…

Kısaca mobbingi tanımlar mısınız?

İngilizce’den dilimize gelmiş bir kavram. Birini yıldırmak, birine gözdağı vermek, ona eziyet etmek, onu sıkıntıya sokmak anlamında. Psikolojik olarak da birini taciz etmek anlamına geliyor. Ayrıca iş yaşamında olan bu sürece diyoruz mobbing. Hayvan davranışlarını inceleyen uzmanlar tarafından da kullanılmış. Bir kişinin başka bir kişiye ya da bir canlının başka canlılara yapmış olduğu sistematik, kasıtlı ve onu incitecek bir davranış tarzı. Bunu yaparken de bir kasıt olması gerekir.

Kişiler neden mobbing yapıyor olabilir?

Bir sürü sebebi olabilir. Mobbingi yapan kişinin başka birine bile bile, kasten, onu üzecek, kıracak, hakaret edecek, onu yok sayacak bir davranış içine girmesinin sağlıklı bir sebebi olamaz. Bir hesabı vardır. Kişiyi kendi yerinde bir tejdit olarak görüyordur. Kendisinden güzeldir, bir kusuru vardır, engeli vardır, saçı, rengi, dili farklıdır. İş yapma biçimibe takılabilir. Kendine ait bir tarzı vardır ve öbürünün tarzıyla çok farklıdır. Gözünün üstünde kaşı var diye de mobbing başlayabilir.

Mobbingciler kötü insanlar mıdır?

Kötü olarak yorumlayamayız. İş yerini kendi yeri gibi sahiplenmiştir. O masa onun için çok önemlidir. Kendisini başka alanlarda ifade edemediği ya da kendini başka bir kimlikle sunamadığı için de mobbing yapıyordur. Oradaki düzenin onun istediği şekilde yürümemesi mobbingi sağlıyor olabilir. Mobbingcideki davranışta içte yatan birşeyi dışarıya çıkarıyor olabilir. Mobbingi uyguladığı kişinin başarılı olması bu yüzden göze batıyor olması da sebeplerden biridir. Çok normal, saygıdeğer, işine bağlı insanlar da mobbingci olabilir. Birileriyle çatışıyorlar. Bu insanlar içinde mağdurken mobbingci de olabilir. Bunu gelin-kaynana ilişkisine de benzetebiliriz. Kayınvalide kendi kayınvalidesinden çok eziyet görmüş olabilir. Mağdur edilir, kocasına karşı kötü gösterilebilir. Bir gün kendisi kayınvalide olduğunda aynısını kendi gelinine yapmaya başlar. Güç eline geçtiğinde onun intikamını almaya başlar.

Mobbingde tuzaklar da olabilir o zaman…

Elbette ki… Dedikodu, hakkını ararken herkesle bunu paylaşmak, her önüne gelenle her şeyi konuşmak. Yanınızdakiler sizin ağzınızdan çıkanları farklı bir şekilde aktarıp sizin elinizi zayıflatabilirler. Tuzaklar bunlar olabilir.

Bunları nasıl yenebiliriz?

Yasal bilinç gerekiyor. Şu an üç yasa var. Meclis gündeminde biri, Borçlar Kanunu. Bir tanesinde işveren iş yerindeki cinsel tacizi önlemekle yükümlü. Kadın ya da erkek işçiye yapılacak taciz engellenecek. Engellemezse cezai yaptırıma maruz kalacak. Yeni yasada kadın ve erkek kavramı ortadan kalkıyor ve sadece işçi kavramı geliyor. Cinsel tacizin önüne psikolojik taciz geliyor. Yani psikolojik ve cinsel taciz olacak. Bu AB müktesebatına göre çıkacak. Bunun yanısıra İnsan Hakları Kurumu kurulacak. Eziyet, işkence araştırılacak. Psikolojik olarak taciz de işkence alanına giriyor. İşyerlerinde mobbing oluyor mu diye araştırma yapılacak, yapılmalıdır da. Çalışma Bakanlığı’na şikayet geldiğinde özlük hakları kısmına bakıyor. Psikolojik anlamda baskıya maruz kalanların da araştırılması gerekiyor. Bunun kanıtlanabilir olması gerekiyor. Mevcut yasayla İş Kanunu’na göre kazanılmış davalar var.

Mobbing neden bu kadar yaygınlaştı?

Eti senin kemiği benim denilen bir gelenekten geliyoruz. Büyüğe, amire itaat ediyoruz. Koşulsuz itaat, her şeye boyun eğmek olmamalı. Bilinçli bir birey bunu yapmaz. Yasal anlamda bilinçli eğitimin yapılması gerekir. Mobbing verimi düşürür. Sistem çöker. Mesela büyük bir işyeri ve çeşitli illerde de yayılmış şubeleri olan bir işyeri. Ofiste idari kesimdekilerden biri bölge sorumlulardan birine tacizde bulunuyor. O kişiye demediğini bırakmıyor, ofiste sesli olarak hakaretler, bağırmalar oluyor. Herkesin önünde olan şeyler. İşyerindekiler de bağırılan kişiye cephe alıyor, susuyorlar, duymuyorlar ve görmezlikten geliyorlar. Bir süre sonra mağdur olan kişi işini yapmıyor, hata yapıyor, performansı düşüyor. Patron da amire inanıp, “Sen düzgün çalışmıyorsun” diyor. Çünkü ortamın farkında değil. Bu bölgeden verim kalkıyor. İşveren mutlaka eğitim almalı bu yüzden. Olaylara sakin biçimde müdahale etmeli.

Mobbinge uğrayanların ortak özellikleri nedir?

Son derece cevval, kendisini ortaya koymak isteyen, çalışkan, işine inancı olan, tuttuğunu koparan kişiler. Böyle olunca terfi almak istiyorlar, kariyer yapmak istiyorlar. Hedefleri var. İş bakımından iyi olabilirler. Kişinin eğitimine ve mesleğine yönelik saldırılar görebiliyoruz. İşyerinin eğitim ortalaması yerli üniversite ya da lise düzeyindeyse, mağdurun yüksek lisans yapmış olması ayrışmasına sebep olabilir. Tam tersine açıköğretim mezunudur, herkes yüksek puanlarla mezun olmuştur. Kişisel özelliklerden dolayı da mağdur olabiliyor. Şivesi, rengi, giyim tarzı da mobbinge neden olabilir. Mobbinge uğrayandaki özellikler mobbingcide yoksa da bu olabilir. Bunun sağı, solu yok. Para kazanmak için daha fazla yırtınmamız lazım. Rekabet var. İnsanın olduğu her yerde var bu.

Kıskançlık da sebeplerden biri olabilir mi?

Olabilir. “Benim yerimde gözü var”, “Benim yerime gelebilecek biri o”, “Ben bu kadar emek verdim, o benim koltuğumu alacak” kurgulanabilir. Bir insan işini iyi yapıyorsa kendisine güveniyorsa tehdit olmaz. İşverenin yapacağı şey çalışma ortamını düzenlemesi lazım.
Bir bireye destek vermeli. Bunu yaparken resmin bütünü de ihmal edilmemeli.

En çok hangi yaşlarda karşılaşılıyor mobbingle?

Bizde stajyer kavramı hala çok farklı. Fotokopi çektirilen, basit işler verilen eleman konumundalar. Oysa ki stajyerler, işi öğrenen konumunda olmalıdır. Stajyerlikten sonra çalışmaya başladığımızda hala işi öğreniyor konumunda oluyoruz. Bundan beş yıl sonra 25’i devridikten sonra mobbinge uğruyoruz. Kadınlar çok fazla uğruyor. Kendilerini anlatabilme becerileri çok daha fazla. Empatik iletişim daha fazladır kadınlarda. Erkekler de uğruyor ama erkeklerde aile sorumlulukları fazla olduğu için ifade etmiyorlar.

Hangi meslek gruplarında karşılaşılıyor?

Finans ve sigortacılık sektöründe. Gün sonunda kota doldurmanız gerek. Rekabet ortamı var. Kamu kesiminde fazlasıyla rastlıyoruz. Burada koltuk sevdası var. Koltuk o kadar güç veriyor ki… Kamuda öğretmenlerde çok oluyor.

Medya kurumlarında da çokça duyuyorum ben bunu…

Evet, çünkü orada da çok fazla insan çalışıyor. Özellikle imla kurallarına bakıldığını gözlemledim. Bir kişinin Türkçesi bozuksa, hatalar yapıyorsa cümleleri ifade ederken işveren olarak bir eğitim düzenlenmeli. Buradaki sorun neredeyse çözüme gidilecek. Kötü muameleye gerek yok. Mutlaka engellenebilir. Kişide davranış bozukluğu yoksa mobbingci de uyarıları idrak edecektir.

HUKUKSAL PROSEDÜRLER NELER?

Avukat Metin İriz, mobbing ile ilgili davalara bakıyor. Bize mobbingin hukuksal yönünü anlattı…

“Mobbingi iş yerinde psikolojik psikolojik taciz, yıldırma, baskı veya terör olarak nitelediğimizde mağdura yönelik bir dizi disiplin suçu veya ceza hukuku açısından taciz, iftira, cinsel taciz, hakaret, yaralama sonucu yaratan fiildir. Dolayısıyla Mobbing, Türk Ceza Kanunun 94.maddesindeki “bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel ve ruhsal yönden acı çekmesine neden olan işkencedir, eziyettir.” Mağdur tedavi olmak üzere doktora gittiğinde konulan teşhis, bu fiiller eğer fiziksel bir rahatsızlık yaratmamışsa genellikle ruhsal yönden travma sonrası stres bozukluğu veya depresyon olmaktadır.

Mağdur yaşadığı olayları, kendisine yönelik fiilleri not etmeli ve bunları yakınları ile paylaşmalıdır. Bu fiillerin yarattığı psikolojik veya fiziksel rahatsızlığı doktora anlatmalı ve belgelemelidir. Mobbing Türk Hukukunda, bu başlık altında tanımlanmamıştır. Ancak farklı suç veya haksız fiil olarak nitelenmekte olan bir olgu olarak karşımızda durmaktadır. Ceza ve tazminat hukuku disiplin alanına girmekle herkes bu durumda sanık veya mağdur olabileceği gibi davacı veya davalı da olabilir. Özellikle belirtmek istediğim, mağdur maruz kaldığı fiilleri not almalı, belge toplamalı veya belge yaratmalıdır. Hukukumuz açısından doktor raporu aksi ispat edilinceye kadar belge delil olduğu için kati delil olarak hak kazandıracaktır. ”

SAYISAL VERİLER

Şubat 2010’da yapılan araştırmalara göre mobbinge uğrayan kadınların oranı yüzde 68 iken, erkeklerin oranı yüzde 35. Araştırmaya göre 21-30 yaş arasında mobbinge uğrama oranı yüzde 38 ile en yüksek oran. Daha çok üniversite mezunları buna maruz kalıyor. Oranları ise yüzde 58. Mobbinge uğrayanların maaşı ise 1500-2500 arasında. Özel sektörde yüzde 80 oranında görülürken kamu sektöründe bunun oranı yüzde 28. Katılımcıların yüzde 75’i ilk kez mobbinge uğramıyor. Mobbingi en fazla amirler yapıyor.

MOBBİNGİN ETKİLERİ

Stres, gerilim, kas ağrıları, sinirlilik, endişe, uykusuzluk, bitkinlik, ürkeklik, saldırganlık, paranoya, kendine güveni kaybetme, geçici depresyon, tükenmişlik, fazla yemek yeme ya da iştah kaybı

Klinik Psikolog Sinem Demir de işin psikolojik yönünü bizimle paylaştı…

Duygusal tacize uğrayan kişi ne şekilde etkilenir?

Duygusal tacizi uygulayan lider ve o liderin takipçileri ile ilişkinizin tarihi ve hayatınızın hangi yönlerini/ne ölçüde etkileyebilecekleri, duygusal tacize karşı mücadelenizde önemli unsurlardır. Sadece 1 haftalık tatil turunda duygusal tacize uğramışsanız, tatilden döndüğünüzde bir tecrübe kazanmış olursunuz sadece. İşyerinde ise, eğer o iş/işyeri için uzun süre emek vermişseniz, uzun süredir arkadaşınız olan iş arkadaşlarınız, örneğin yeni gelen müdürün yıkıcılığının rüzgarına kapılarak, sizin mobbing’e uğramanıza göz yumuyorlarsa, duygusal tacizi daha derinden hissedersiniz. Eşinizinin kardeşlerinin ve eşlerinin yaşadığı bir aile apartmanında duygusal tacize uğruyorsanız, eşiniz bu duruma karşı duyarsız kalıyorsa, hatta onları destekliyorsa, mobbing sizde travmatik etki bırakabilir. Duygusal taciz konusunda bir farkındalığınız yoksa, ilk tecrübeniz ise, zamanınızın çoğunu ’duygusal taciz’in yaşandığı ortamda geçirmek zorundaysanız ve etrafınıza bu durumu tam olarak açıklayamıyorsanız, travmatik bir sürece girmeniz yüksek olasıktır. Travmatik süreçte sabahları, ’acaba bugün ne yapacak(lar)’ diyerek uyanırsınız, akşam uykudan önce düşündüğünüz de o gün maruz kaldıklarınızdır. Sürekli kafanızdan ’artık onlara şunları söyleyeceğim’ diye geçirirsiniz ancak o anlar geldiğinde, adeta gardınız düşer. Genel kişilik özelliklerinize göre ’ben iyiyim, etkilenmiyorum’ mesajı vermek için yoğun içsel enerji sarf edebilir; diğer yandan ağlamaklı, yalnız, sıkıntılı… vs hissedebilirsiniz.

Eğer kişiler mobbinge uğrarsa neler yapılabilir?

Öncelikle ’durum-hasar-gelecek tespit çalışması’ yapmak gerekir. Maruz kaldığınız durumu, uzman bilgisi veya yardımı ile adım adım deşifre edip, sizinle ilgili olan ve olmayan kısımları analiz ederek, travmatik süreçten uzaklaşmanın ilk adımını atarsınız. Yaşadığınız sürecin adı doğru konulursa, travmatik süreçten çıkmak da kolaylaşır. Bilmek, anlaşılmak ve destek görmek, en etkili terapilerin bile ana unsurlarıdır. Durumun adını koyduktan sonra, duygusal taciz yaratan kişilere ’fiziksel-duygusal mesafe koyma’ konusunda yapılacak muhasebe devreye girer. İşyerinde durum katlanılmaz bir boyutta ise, en tepedeki ’zirve lider’ bu duruma müdahale edemişse (veya mobbing’i uygulayan o ise), yapılacak en iyi hareket, yasal yollara başvurmaktır. İlerleyen zamanlarda aklınıza geldikçe öfkelenmek yerine, hakkınızı hukuki yollardan arayabilirsiniz. Bir aile apartmanında iseniz, bir grup tarafından sistematik olarak duygusal tacize uğradığınıza eşinizin de hak vermesi ve size destek olması şart. Mobbing konusundaki yazılarla, size yapılanları yazdığınız bir günlükle veya bir çift terapistinden yardım alarak, durumun ciddiyetini ona anlatabilirsiniz. Bundan sonrasında, o kişilerle olan görüşmelerinizi minimuma indirmeye, hatta oturduğunuz evi taşıma aşamasına kadar gidebilir. Kısa süreli (biteceği kesin olan), duygusal yatırımın az olduğu/hiç olmadığı gruplarda yaşanan (“survivor adası”nda veya tatillerde tesadüfen oluşan gruplarda) mobbing’e uğrandığında, keskin bir duygusal mesafe koymak gerekir. O kişilerin sataşmalarına, gözmezden gelmelerine (içinizden) duygusal tepki vermemek, onların kurguladığı ’gerçekliğin’ dışında kalmanın en iyi yoludur. Yoksa, sanki onların dünyası, sizin bütün dünyanızmış gibi olur, o dünya da her an başınıza yıkılır gibi hissedersiniz.Üzgünlüğünüzü ifade ettikçe veya onlarla söz dalaşına girdiğinizde, yıkıcı grup gittikçe daha da yıkıcılaşır; adeta durumunuzdan haz almaya başlarlar. ’Bazı insanlar, duygusal olarak yeterince olgunlaşmamıştır, onlardan iyi/ılımlı/adil olmalarını beklemeyeceğim’ kararını vermek, yanlış beklentilere girip duygusal mesafenizi korumanıza yardımcı olabilir.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND