Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Mikro yöneticilik nedir?

Yöneticilik nerede başlar, nerede biter? Bu soruya cevap bulmak güç… Ancak nasıl bir yönetici olduğunuza ya da nasıl bir yönetici ile çalıştığınıza teşhis koymak daha basit. İşte mikro yöneticilik kriterleri…

mikro yöneticilik, iş hayatında yönetici tipleri, etkili yönetici

Yöneticilik nerede başlar, nerede biter? Bu soruya cevap bulmak güç… Ancak nasıl bir yönetici olduğunuza ya da nasıl bir yönetici ile çalıştığınıza teşhis koymak daha basit. İşte mikro yöneticilik kriterleri… 

Mikro Yöneticilerden misiniz? Üzülmeyin, kurtulabilirsiniz

Yöneticilik nerede başlar, nerede biter? Yöneticilik tanımınız nedir: her şeyin kontrolünüzde olması mı, yoksa işleri uzmanlarına delege etmek mi?

Micromanagement kavramı, mikro yöneticilik, aşırı detaycı yönetim veya müdahaleci yönetim gibi terimlerle türkçeleştirilmiştir. Nedir mikro yöneticilik? 

Gelin, yöneticisiyseniz, kendi kendinize, çalışansanız yöneticinize teşhis koyun. Eğer bahsedeceğimiz tanılardan biri veya birden fazlası iş yapış biçiminize damgasını vuruyorsa, mikro yöneticilerden birisiniz ya da – daha da kötüsü – bir mikro yöneticinin altında çalışıyorsunuz…

Kimdir bu mikro yöneticiler?

•Mikro yöneticilerin tipik özelliklerini şu şekilde özetleyebiliriz:
•İşleri paylaştırmaktan kaçınır;
•Başkalarının sorumluluğundaki projelerini kontrol eder;
•Büyük resme bakmak yerine, küçük detayları düzeltmeye konsantre olur;
•Delege ettiği işte hatalar bulunca, henüz tamamlanmadan kendi üstüne almayı tercih eder;
•Kendisine danışılmadan karar verilmesini onaylamaz;
•Yapılan işlerin her zaman daha iyi olabileceğini düşünmek;
•Detayların üzerinde durup yanlışlar arar ve yanlış bulduğunda onları düzelmekten büyük keyif alır;
•Her zaman takımlarındaki çalışanların nerede ve ne yaptığını bilmek ister;
•Önemli/önemsiz her işle ilgili gelişmelerden haberdar olmak ister;
•Departmandan çıkan her e-mailde CC’lenmek onu rahatlatır.

İşler tıkır tıkır yürüyorsa, problem nedir?

Takımını mikro yöneticilikle yöneten ve her zaman başarılı olan bir yöneticiyseniz, neden bu yöntemle iş yapmaya devam etmeyesiniz?

Mikro yöneticiler çoğu zaman yönetim şekilleriyle yarattıkları değeri basit bir deneyle kanıtladıklarını iddia ederler: Bir çalışanına bir görev verirler ve teslim tarihi gelene kadar hiçbir şeye karışmazlar. 

Bu çalışan hiçbir yönlendirme olmadan görevini kusursuz bir şekilde yerine getirebilecek midir? Yoksa, teslim zamanı yaklaştığında panikleyip yöneticiye bin bir soru ve problemle gelecek midir? 

İşinin uzmanı çalışanlar minimum rehberlikle işini pürüzsüz bir şekilde tamamlayacaktır. Ancak eğer bu uzman çalışanlar bir mikro yöneticiyle çalışmaya alışmışsa, yöneticileri tarafından sürekli işlerine müdahale edilmesine alışık olduklarından, bu çalışanların kendilerine güvenlerinin azaldığını, işlerini danışarak ve hep onay alarak yapmaya alıştıklarını görürsünüz. Bu durumda olan çalışanların “Ne yaparsam yapayım yeteri kadar iyi olmayacak” diye düşünmeleri doğaldır. Sonuç olarak, görevi teslim tarihi geldiğinde çoğu zaman bu iki durumdan biri olur: Ya teslim tarihinden birkaç gün önce çalışan yöneticisine danışacak, ya da kendi kararları doğrultusunda, yetersiz yada uygun olmayan bir sonuçla işi teslim edecektir. Her iki durumda da, mikro yönetici deneyin sonucunun, çalışanlara müdahale etmenin kaçınılmaz olduğu şeklinde yorumlayacak ve mikro yönetimin etkili bir yönetim şekli olduğunu savunacaktır. 

Bu sonuç gerçekten mikro yönetimin değerini kanıtlamakta mıdır? Yoksa deneye farklı bir açıdan bakıldığında mikro yönetimin zararlarını görmek mümkün müdür? 

Etkili Yönetici vs. Mikro Yönetici

Etkili bir yönetici kendini takip edecek yönetici adaylarını kısa ve orta evreli planlarla kendi yerine yetiştirmeyi planlar. Diğer yandan, mikro yöneticiler çalışanların herhangi bir karar almasını ya da sorumluluklarına sahip çıkmalarını engeller. Oysa, sorumluluk almak ve yapılan hatalarla yüzleşmek ve sonuçlarına katlanmak, insanı geliştiren ve profesyonel olgunlaşmayı sağlayan önemli bir süreçtir. Mikro yöneticiler bu yolu çalışanları için kapatırlar. 

İyi yöneticiler çalışanlarına sorumluluk yükler ve daha fazla sorumluluk almaları için fırsatlar yaratırlar. Kötü yöneticiler ise, çalışanlarının elinden bu gibi fırsatları alırlar. Kendinin hiçbir sorumluluğa sahip olmadığını düşünen çalışan işini kendi başına yapamaz, sürekli yakın takip ve onaya ihtiyaç duyar. Bu tür çalışanları yönetmek için yönetici çok fazla zaman ve enerjisini insan yönetimine ayırmak zorunda kalır. Üstelik tüm çalışanlar yöneticilerinin davranışları sonucunda, kendilerini yetersiz, işe yaramaz, kendilerinden emin olmayan profesyoneller olarak görürler. 

İnsan yönetimine ayırdığı zaman ve efordan dolayı, mikro yöneticilerin stratejik işlerin planlamasına pek zamanları kalmaz. Analiz yapmak, departmanın çalışmalarını planlamak, bu planları etkili bir şekilde yazılı ve sözlü olarak ifade etmek ve şirketin vizyonu içerisinde kendi rolünü plandan yürürlüğe geçirmek imkansız hale gelir. Mikro yöneticilik stili yüzünden, yönetici önemli görevlerini bir kenara bırakarak takımının yapması gereken gündelik işlerin içinde kaybolur.

Teşhis: “Ben bir mikro yöneticiyim. Ne yapmalıyım?”

Özellikle yeni girişimlerin veya küçük işletmelerin başındaysanız, mikro yönetici olmanız son derece kolaydır. Başlangıçta kabul edilebilir bir yönetim stili olmakla beraber, kişinin kendini bilmesi ve çalışanlarını güçlü ve zayıf yönleriyle tanıdıkça, görev dağılımına yönelmesi gereklidir. 

Mikro yöneticiliğe dur demek için basit teknikleri devreye sokun…

►Güvendiğiniz çalışanları işe almakla başlayın
Herkesin içinde bir mikro yönetici olabilir. İşleri sizin göstereceğiniz titizlikte yapacak çalışanlar bulmalısınız. Kolay değil ancak doğru insanları işe alıp işletmenizi emanet ettiğinizde işlerin siz başındaymışsınız gibi gittiğini göreceksiniz. Doğru insanı işe almak kulağa kolaymış gibi gelir ancak işe alım düşündüğünüzden çok daha çetrefilli bir işe dönüşebilir. Burada özen göstermeniz gereken kilit nokta; hiçbir zaman bu eleman da işimi görür bakış açısıyla tam anlamıyla emin olmadığınız bir adayı işe almamaktır. Açık pozisyon için ideal adayı bulana kadar pes etmeyin. Mikro yönetimden uzaklaşmanın en etkili yolu kendi kendine aksiyon alabilen ve sorumluluğun bilincinde bir takım kurmaktır. Bu yönetim şekli sadece işe alım için değil, takımınızın performansını sürekli değerlendirmeniz ve başarılı bir takıma sahip olmak için etkili bir yöntemdir. Düzenli aralıklarla takımınızdaki çalışanların performanslarını değerlendirin. Çalışanlarınızın hangi konuda yetkin olduğunu, belli yeteneklerini hangi konumlarda daha etkili bir şekilde kullanacaklarını tespit edin.

►Çalışanlarınıza yetki verin 
Konunuz ve sektörünüzle ilgili ne kadar bilgili olursanız olun, her şeyi tek başınıza yapmanıza imkan yoktur. Dolayısıyla, sorumlulukları çalışanlarınızla bölüşmeniz şarttır. Üstelik, çalışanlarınıza sorumluluk verdikçe, işlerini kendi işleri gibi benimsediklerini, şirkete karşı aidiyet duygusu geliştirdiklerini göreceksiniz. Siz onlara ne kadar sahip çıkar, eğitimler ve çeşitli kaynaklarla onların başarılı olmasına katkıda bulunursanız, onlar da işlerine daha çok sahip çıkarlar. Her kararın sizden geçmesi yerine çalışanları ilgilendiren konularda farklı seslerin duyulmasına hatta şirket genelinde oylamalar yapılmasına olanak tanıyın. Herkes fikirlerinin dikkate alınmasında memnuniyet duyacaktır.

►Yollarından Çekilin
Çoğu zaman en etkili yönetim şekli çalışanların yollarından çekilmektir. Stil değiştirin: İşleri kontrol eden patrondan, işlerin yapılmasını kolaylaştıran kişiye dönüşün. Açık bir iletişimi destekleyin, takımınızda kimin problemi veya sorusu varsa, tereddüt etmeden size gelebilsin. Siz takımınızın yaptıklarını sorgulayan sorularınızı minimuma indirin, sürekli neler yapıldığını kontrol etmekten vazgeçin. Takımınızın yaptığı ufak tefek hataların üzerinde fazla durmayın. Bilakis, takımınızın hatalarından öğrenmesini sağlayın. Birini seviyorsanız, özgür bırakın deyimine kulak verin. Kontrolü elden bırakmak ne kadar zor olursa olsun, çalışanlarınıza daha fazla yetki vererek şirketinizi daha etkili bir şekilde yöneteceğinizi göreceksiniz.

Patronunuz her işinize karışıyorsa, ne yapmalı?

Peki ya, siz bir mikro yönetici ile çalışıyorsanız, nasıl bir strateji izlemelisiniz?

Forbes’ta yayınlanan yazıya göre, bazı pratik yöntemlerle mikro yöneticinizi dengeleyebilirsiniz.

►Tekrar eden davranışları saptayın.
Mikro yöneticiler belli periyotlarla iniş-çıkışlı davranışlar sergilerler. Bu davranışları belli bir mantığa oturtmak zor olsa da, sıklıklarını veya hangi koşullarda ortaya çıktıklarını saptamak kolaydır. Paternleri belirledikten sonra, böyle dönemlerde yöneticinizi idare etmeniz gerektiğini bilir, önlemini alırsınız.

►Empati duyun.
Mikro yönetimin sebeplerinden biri, yöneticinin büyük ölçülerde stres yaşaması ve bu stresi en aza indirgemek için her işi kontrol altına alma çabalarıdır. Yöneticinizin ne kadar stres içinde olduğunun, ne kadar ağır sorumluluklar yüklendiğinin bilincinde olduğunuzu hissettirin.

►Stres yönetimine yardımcı olun.
Mikro yöneticiler kontrolleri dışında gelişen olaylardan hoşlanmazlar, belirsizlik ve bilinmeyenler onların stresini daha da arttırır. Böyle belirsizlik durumlarında yöneticinizin yanında olun. Ona hem konuşarak hem de üstünden iş alarak yardımcı olun. Her takip ettiğiniz işte kendisine bilgi verin ancak işi siz üstlenin.

►Güvenilir olun.
Güvensizlik mikro yöneticiyi besleyen en önemli niteliklerden biridir. Kimseye güvenemediği gibi her işi A’dan Z’ye takip etmek ister mikro yönetici. Yöneticinize kendinizi kanıtlamanız şarttır. Sizden emin olmalı ve belli görevleri delege etmeye başlamalıdır.

►Rol modelliği yapın ve takımınızdaki diğer çalışanlara yol gösterin.
Yöneticinizi kazanmak için izlediğiniz yolu iş arkadaşlarınızla paylaşın. Takımınızın daha etkili çalışması için sizin deneyimlerinizden faydalanmalarını sağlayın.

►Uzlaşmacı bir tonla eleştirin veya fikrinizi söyleyin.
Bir mikro yöneticiyle çalışıyor olmanız, tüm fikirlerinizi ve eleştirilerinizi kendinize saklamanız gerektiği anlamına gelmez. Ancak üslubunuz son derece önemlidir. Uzlaşmacı, yumuşak bir dille fikirlerinizi anlatabilir, yöneticinize tehdit oluşturmadan, gerekli değişiklikleri kabul ettirebilirsiniz.

Yazar: Sevda Yüzbaşıoğlu
Kaynak: www.dunya.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

İnsanı utangaç yapan nedir?

utangaçlıktan nasıl kurtulurum, utangaçlık, utangaçlar için tavsiyeler, utangaç, psikoloji, Manşet

Bir yere gittiğinizde diğer insanlarla tanışıp konuşma fikri sizi korkutuyor mu? Ya da topluluk önünde konuşma yapacağınızı düşünmek bile sizi terletiyor mu? Öyle ise yalnız değilsiniz. İşte utangaçlık ile ilgili merak ettiklerinize yanıt olabilecek nitelikte bir makale…

Utangaçlık Hayatınızı Ele Mi Geçirdi?

Utangaçlık, birçoğumuzun yaşadığı veya yaşamaya devam ettiği bir durum. Bazılarımız için bu durum ara ara baş gösteren ve pek problem oluşturmayan bir derecede yaşanıyor olabilir. Fakat bazılarımız için sürekli sorun yaratan bir hale dönüşmüş ve hayatımızı ele geçirmiş olabilir. Utangaçlık kimi insanlar için öyle bir boyuta çıkar ki kendisini toplumdan izole etmesine neden olabilir.

Psikoloji literatüründe utangaçlık, çeşitli şekillerde tanımlanmaktadır. Utangaçlığın tanımını duygusal açıdan ve toplumsal açıdan ele alabiliriz. Duygusal açıdan utangaçlık; bireyin toplumsal hayatında sıkıntı oluşturan heyecansal durum sonucu kendisini rahat hissedememesi, insanlardan korkması ya da çekinmesidir. Toplumsal açıdan utangaçlık; bireyin toplumsal etkileşimlere karşı hissettiği huzursuzluk ve engellenmişlik hissi sonucu etkileşimlerde başarısızlık yaşamasıdır. Bu başarısızlık sonucunda kişilerde toplumsal etkileşimlerden kaçınma davranışları görülür.

Utangaçlık, sosyal kaygıyla yakından ilişkilidir. Peki, sosyal kaygı nedir? Sosyal kaygı, başkalarının olası değerlendirmelerine karşı verdiğimiz duygusal ve davranışsal tepkilerdir. Başkalarının bizim hakkımızda yapacağı değerlendirmeler derin kaygı duymamıza neden olur. Sosyal kaygıya olumsuz fizyolojik uyarılmalar da eşlik eder.

Utangaçlık/çekingenlik sandığımızdan çok daha yaygındır. Zimbardo’nun yaptığı araştırmada anketlerden çıkan sonuca göre insanların %40’ı kendisini çekingen olarak tanımladığını belirtir. %40–50’lik bir kesim de daha önceden çekingen bir insan olduğunu ya da bazı durumlarda çekingen davrandıklarını söylemiştir. Bu araştırmaya baktığımızda hayatında utangaçlık/çekingenlik yaşamamış insan oranının çok düşük olduğunu görebiliriz.

Utangaçlık/Çekingenliğin Nedenleri

Kişisel Nedenler: Utangaç bireylerin özellikleri incelendiğinde ilk karşımıza çıkan, bireylerin kendilerine yönelik algılarının olumsuz olduğudur. Bir başka ifadeyle öz yeterlilik düzeyleri düşüktür diyebiliriz. İkinci olarak bu kişilerin geçmişlerinde başarısızlıkla sonuçlanan deneyimleri vardır. Giriştikleri bazı işlerde ya da sosyal ilişkilerde başarısızlık yaşamış ve bunun tekrarlanacağından korkuyor olmaları muhtemeldir. Üçüncü olarak ise, utangaçlıklarını pekiştirecek travmatik deneyimler yaşamış olma ihtimalleridir. Örnek olarak cinsel istismara maruz kalmak ya da bireyin toplum önünde öz saygısını zedeleyecek bir duruma maruz kalması verilebilir.

Toplumsal Nedenler: Utangaçlığın ortaya çıkmasında bireyin içinde yaşadığı toplum ve kültür de son derece önemlidir. Örneğin; kadınların özgürleşmesinin engellendiği, öz güvenlerinin kırıldığı ve kadın oldukları için bir adım geride olmak zorunda bırakıldıkları toplumlarda kadınların utangaçlık sorunları yaşaması sık gözlemlenen bir durumdur. Ayrıca anne baba tutumları da utangaçlık için çok önemlidir. Aşırı koruyucu ya da otoriter anne baba tutumları da utangaçlığın gelişmesine neden olabilir. Bunların dışında akranları ya da ailesi tarafından dışlanan kişilerin utangaçlık geliştirmesi çok muhtemeldir. Ayrıca insanlar birçok davranışı gözlemleyerek öğrenebilirler, utangaçlık da bunlardan biridir. Kişi ailesinden, kardeşlerinden, arkadaşlarından yani yakın çevresinden bir ya da birden çok kişiden utangaçlığı gözlemleyerek öğrenebilir.

Peki, Neler Yapabiliriz?

Utangaçlık/çekingenliğe müdahale konusunda birçok yöntem bulunmaktadır. Kişi bu konuda araştırmalar yaparak kendine uygun olan yöntemleri belirleyerek uygulamaya çalışabilir. Aşağıda da bazı temel yol ve yöntemlere değinilmiştir.

*Utangaç bireylerin kendileri hakkında bazı yanlış düşünceleri ve inançları vardır. İlk olarak bunları fark edip belirlemeli daha sonra ise bu işlevsel olmayan düşünce ve inançların yerine işlevsel olanları koymaya çalışmalıdır. Örneğin “Duygu ve düşüncelerimi ifade edersem insanlar önce saçma fikirlerimi daha sonra ise beni kabul etmezler” şeklinde bir inanca sahip olabiliriz. Bunun yerine “Herkes gibi ben de duygularımı ve düşüncelerimi ifade etme hakkına sahibim. Herkesin beni kabul etmesi ya da onaylamasına gerek yok.” gibi bir inanç geliştirilebilir. Bunu uygulamaya koymak için şöyle bir şey yapılabilir; önümüze bir kağıt alıp bizi olumsuzluğa sürüklediğini düşündüğümüz işlevsel olmayan düşüncelerimizi kağıdın bir tarafına yazabiliriz. Daha sonra ise bu düşüncelerin yerine koyabileceğimiz daha işlevsel ve daha sağlıklı cümleler belirleyerek karşılarına yazabiliriz. Günlük hayatımızda utangaçlığımızla ilgili bir durum yaşadığımızda bu cümleleri hatırlayıp işlevsel olanı kullanmak ve uygulamak için çabalayabiliriz.

*Utangaç bireylerin bir başka özelliği de yaşanan olumsuzlukları kendilerine yükleme durumlarıdır. Olumsuz bir şeyle karşılaştıklarında bunun sorumlusunun kendileri olduğunu düşünürler. Örneğin “bütün bunlar benim aptallığım yüzünden başıma geliyor” gibi fikirlere sahip olabilirler. Bu fikirleri de az önceki gibi işlevsel olanlarla değiştirmeli, olayların sebebini sadece içsel sebeplere değil dışsal sebeplere de bağlayabilmeliyiz.

* Utangaç bireylerin, utangaçlığı yenebilmek için kişilerarası ilişkilerde kendilerini ifade edebilmeleri gerekir. Bunu sağlayabilmek için de sosyal becerileri geliştirmek gerekir. Bunu başarabilmek hemen olabilecek bir şey değildir, bunun için belli bir süreç ve çaba gereklidir. Bu becerilerden bazılarına örnek verecek olursak; göz teması kurmak, selamlaşmak, kendini açmak, duygularını ifade etmek, güven oluşturmak, eleştiri ile başa çıkma, sohbete başlayabilme vb. Ulaşmayı hedeflediğimiz sosyal becerileri kolaydan zora doğru sıralamalı ve aşamalı olarak uygulamaya koymalıyız. Uygulama aşamalarında ailemizden ve yakın arkadaşlarımızdan destek almak hatta zaman zaman ilerlememiz hakkında geri dönüt almak faydalı olacaktır.

*Utangaç bireyler, kendilerinde kabul etmedikleri bazı fiziksel ya da kişilik özelliklerini diğer insanlarında kabul etmeyeceğini düşünürler. Kendimizde kabul etmediğimiz özellikleri fark edip bunlarla barışmak ve kabullenmek utangaçlık için büyük bir adım olacaktır.

*Utangaçlık problemi yaşayan bazı insanlar utangaç olduklarını kabullenmez ve bu konu hakkında konuşmak istemezler. Fakat bu, problemin bastırılmasına ve daha çok büyümesine neden olabilir. Böyle bir tutum sergilemekten vazgeçip, yakın çevremizle problemimiz hakkında konuşmalı, neler yapılabileceğini gözden geçirmeliyiz. Problem hakkında konuşabilmek bize bunun aşılabilecek bir problem olduğu mesajını verecektir.

Kısacası utangaçlık; dünya üzerindeki birçok insanın daha önceden yaşadığı ya da yaşamaya devam ettiği bir durum. Diğer problemlerimizi çözerken olduğu gibi utangaçlık durumunda da ilk olarak problemin temeline inmeli ve sebepleri ortaya çıkarmalıyız. Daha sonra burada yazan ve yazmayan müdahale yöntemlerini araştırmalı, kendimize uygun olanları belirlemeli ve harekete geçmeliyiz.

Hayatımız boyunca kendimizde değiştirmek istediğimiz birçok şey keşfedebilir, bir çok problem yaşayabiliriz. Kimi zaman bunları tek başımıza aşabiliriz, kimi zaman da kendi çabamızın dışında ailemizin, arkadaşlarımızın ya da profesyonel insanların desteğine ihtiyaç duyabiliriz. Tek ya da destek alarak olması fark etmez değişim her zaman kendimizle başlar. Unutmamalıyız ki biz istediğimiz sürece kendimizdeki her şeyi değiştirebilir ve problemlerimizin üstesinden gelebiliriz. Kendinize güvenin!

Yazar: Kübra Şahin
Kaynak: www.medium.com 

Okumaya devam et

MAKALE

Japon sanatı: Kintsugi

Manşet, kintsugi sanatı, kintsugi felsefesi, kintsugi, japon sanatı

Kintsugi , kırılan nesneyi eskisinden daha güzel ve değerli hale getirmek amacı taşıyan japon sanatıdır. Kırılmanın aslında bir bozulma veya yok olma değil, yeni bir varoluş biçimi olduğuna işaret eder. Peki, sizce kırılan her şeyi eskisinden daha iyi duruma getirmek mümkün müdür?

Kusurların Mükemmelliğini Ortaya Çıkarma Sanatı: Kintsugi ve Kintsukuroi

Porselen bir kase kırıldığında, tekrar yapıştırılırsa eskisi gibi olmaz.

Peki ya eskisinden daha güzel olabilir mi?

Japonlar, 600 yıl önce bu durumu sanata dönüştürmüş: Kintsugi(Altınla birleştirme) ve Kintsukuroi(Altınla tamir etme).

Japonca’da Kin: Altın, Tsugi: Birleştirmek, Tsukuroi ise tamir etmek anlamına geliyor. Japonlar, kırılmış eşyaların parçalarını altın, gümüş ve platin boyalar kullanarak birleştiriyor ve o eşya eskisinden daha çekici ve daha değerli bir hale geliyor. Japonlar, bu sanata çok değer veriyor. Özel kintsukuroi setleri satıyorlar ve bu onarılan eşyalar, genelde kırılan eşyalardan daha pahalı oluyor. Bu sanatla, kırık ya da kusurlu eşyaların da güzel olabileceği gösteriliyor ve bunları satın alan insanlar, diğerlerinde olmayan özel bir şeye sahip olmuş oluyor.

Bunun temelinde, “wabi-sabi” felsefesi yatar. Kırılan ya da eskiyen eşyalardaki güzelliği görmek anlamına gelen bu felsefeye göre, Kintsugi tekniğiyle, kırılan ya da hasar gören eşyalar yeniden onarılarak onlara yeni bir yaşam ve amaç kazandırılıyor.

Bir kupanız kırıldığında onu çöpe atar, ondan vazgeçersiniz. Kalbiniz kırıldığında, bir kusurunuzu fark ettiğinizde, bir yanlış yaptığınızda kendi kabuğunuza çekilmek, kendinizi o olumsuzluğa hapsetmek sizce ne kadar doğru olur? Bunun yerine, başınıza gelen olumsuzlukları, güzel düşüncelerle onarabilirseniz, daha olgun, eskisinden daha değerli hissedersiniz. Böylece çöpe atmak istediğiniz 10 TL’lik kupanız-kusurlarınız, 100 TL ederinde sizde kalabilir-artık daha değerlisiniz.

Mükemmel olmak zorunda değiliz. Kendimizi böyle kabul etmeliyiz. Sıfırdan kırıksız, çatlaksız, hasarsız bir ruha sahip olmak zorunda değiliz. Doğru yöntemle kendimizle ilgilenirsek kusurluluğun mükemmelliğine sahip olabiliriz. Bu felsefeye göre, önemli olan kırığı onarmak değil, nesnenin gerçek değerini ortaya çıkarmaktır. Bizi biz yapan yaşadıklarımızdır. Olumlu ya da olumsuz her şey karakterimize, hayata bakış açımıza katkıda bulunur, ancak burada önemli olan bunları doğru analiz edebilmek, kırıkları doğru tamir edebilmektir.

Başarılı insanların birçoğu zorluklar içerisinden çıkıp büyük başarılara imza atmıştır ve bu kişiler, genellikle başarısız oldukları anlara, kalplerini kıran insanlara teşekkür ederler. Onlar sayesinde, kendilerini doğru tamir etmeyi öğrenebilmiş, gerçek değerlerini benliklerinde hissedebilmişlerdir. Bunun anlamı, “Başarılı olmak için mutlaka başımıza kötü bir şey gelmeli” demek değildir, ancak başımıza gelen kötü şeylerle de, kırık parçalarımızla da mükemmel olabilir, yola devam edebiliriz.

Bunun için seçim sizin; kırık parçalarınızla, kendinizden biraz daha kaybetmeye devam mı edeceksiniz yoksa onlarla yaşamayı öğrenip kendinize altın değerler katarak mı yola devam edeceksiniz?

Yazar: Elif Özçakmak
Kaynak: www.ceotudent.com

Okumaya devam et

MAKALE

Kahveyi ne kadar tanıyorsunuz?

Manşet, kahvenin faydaları, kahve içmek, kahve çeşitleri, kahve

Günde kaç bardak kahve içmek idealdir? Aç karnına tüketmenin zararı var mıdır? Kahvenin faydaları nelerdir? İşte tüm bu sorulara yanıt olabilecek nitelikteki makalenin tamamı…

Kahve içerken dikkat edilmesi gerekenler ve püf noktalar

Sohbetlerin vazgeçilmezi kahve; gün içinde enerji veriyor, uykuyu açıyor ve kişiyi zinde tutuyor. Tüm bunların yanında birçok hastalıktan korunmada da yardımcı oluyor. Ancak kahvenin kaliteli malzeme ile uygun koşullarda hazırlanıp, belirli miktarlarda tüketilmesi gerekiyor.

Kahve hakkında en çok merak edilenler… Memorial Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Aslıhan Altuntaş, kahvenin doğru tüketimi için önemli önerilerde bulundu.

Hazır kahvelerden uzak durun

Sağlıklı bir kahveden bahsetmek için öncelikle kahvenin çeşitlerine değinmek gerekmektedir. İlk olarak marketlerde satılan granül kahve adı verilen işlenmiş hazır ürünlerin tercih edilmesi önerilmemektedir.

Kahvesel özelliğini yitirmiş, işlenmiş, endüstriyel granül kahvelerin dışında, öğütülmüş kahve olarak adlandırılan diğer tüm kahve türleri damak zevkine göre seçilebilir.

Türk kahvesi, espresso, americano, filtre kahve gibi daha birçok çeşidi bulunan öğütülmüş kahvelerin aromaları geldikleri bölgeye göre değişirken, sertlik dereceleri kavurma ve pişirme yöntemlerine göre değişmektedir.

Örneğin Asya bölgesinden gelen kahveler daha acımsı bir tat vermektedir. Orta ve Güney Amerika kahveleri en çok bilinen ve bizim aslında en çok tükettiğimiz türlerdir. Afrika bölgesinden gelenler ise daha vanilyalı, meyveli tatlarda hafif kahvelerdir.

Aromalı kahveler alınan kalori miktarını artırıyor

Kahvenin sağlıklı tüketilmesinin temel noktası, kahveyi sade bir şekilde tüketmektir. Eğer sütlü tercih edilecekse bu oran kişinin günlük tüketmesi gereken süt miktarına göre belirlenmelidir. Ancak çok az tatlandıracak kadar eklenen sütler hesaba katılmayabilir.

Bunun yanında karamel, fındık, çikolata gibi aromaların tümü kahvenin kalorisini artırmaktadır. Sürekli olmamak şartıyla aromalı kahveler tüketilebilir ancak yüksek kalori oranlarıyla günlük tüketim hakkından kaybedilerek öğünlerde kısıtlamaya gidilmesi gerekliliği unutulmalıdır.

Çok kavrulan kahve besin değerini yitiriyor

Meyve ve sebzelerde bulunan flavonoidler yararlı biyokimyasal ve antioksidan etkiye sahip aromatik pigment bileşikleridir. Isı işlemiyle bütün besin maddelerindeki flavonoidler belli bir miktar değişime uğramaktadır. Kahveler ısı işlemiyle bu değişime uğradığı için lezzetinde bazı değişiklikler yaşanır. Bu nedenle çok koyu kavrulmuş kahveler yerine daha az kavrulmuş ve orta kavrulmuş kahveler tercih edilmelidir.

Böylece hem flavonoidlerden daha çok yararlanılır hem de lezzet kaybı yaşanmaz. Az kavrulmuş kahveler biraz daha ekşimsi tada sahiptir. Orta kavrulmuş kahveler ise biraz daha yumuşak içime sahiptir. Lezzeti hangi kahvenin çeşidinin tüketildiğine göre de değişmektedir. Ancak hangi kahve türü olursa olsun hem sağlık hem de lezzet açısından çok kavrulmuş kahvelerden ziyade az ya da orta kavrulmuş kahveleri tercih etmek daha faydalı olacaktır.

Günde 2 bardak ideal

Her şeyde olduğu gibi kahvede de bir dengeye göre gitmek gerekir. Ancak günlük kahve tüketim miktarı içilen kahvenin sertlik derecesine göre değişmektedir. Örneğin espressonun kafein miktarı filtre kahveye göre daha fazladır. Kahve türünün sertliği kavurma şekline göre de değişir. Bu nedenle daha orta sertlikte 3. ve 4. seviye kahveler önerilmektedir.

İçerisine koyulan kahve miktarı da önemlidir. Ortalama 2 tatlı kaşığı kadar kahve ile yapılan 300-400 ml’lik bir kupadan günde 2 tane içmek tavsiye edilen tüketim miktarıdır.

Aç karnına kahve tüketmeyin!

Ev için satın alınan kahveler tüketim miktarına göre en fazla 1-2 ay içerisine bitirilecek şekilde satın alınmalıdır. Kahveyi uzun süreler bekletmek hem lezzet açısından hem de içeriğindeki flavonoidler açısından uygun değildir.

1-2 ayda bitecek kadar kahveyi evlerde stoklamak en doğrusudur. Bunun yanında aç karınla, öğün yerine kahve tüketimi kesinlikle önerilmemektedir. Kahve mide asidinin yükselmesine sebep olarak gastrit ve reflü riskini artırmaktadır.

Doğru tüketildiğinde diyabetten kansere kadar birçok hastalığa kalkan oluyor

Tüm bu koşullara uygun tüketilen sağlıklı bir kahve alışkanlığının vücuda birçok faydası bulunmaktadır.

En önemli ve en çok konuşulan özelliği metabolizmayı hızlandırmasıdır.

Spor öncelerinde tüketimi önerilmektedir. Antrenmandan ve yoğun bir egzersizden sonra tüketilen kahve kaslardaki ağrıların ve yorgunluğun atılmasında yardımcı olur.

Gün içerisinde zinde kalmayı sağlar.

Günde ortalama 2 fincan tüketildiğinde tip 2 diyabetten korunma sağlamaktadır.

İçeriğindeki kafeinden dolayı bilişsel performansı artırmaktadır.

Özellikle erkeklerde daha sık görülen safra kesesi taşı oluşumlarını azalttığı bilinmektedir.

Oksidatif strese bağlı ritim hasarının oluşumunu önlemekte ve koruyuculuk sağlamaktadır.

Erkeklerde gut oluşumu riskini azalttığı bilinir.

Depresyonu ve depresyon riskini azalttığı da çalışmalarla ortaya konmuştur.

Bilişsel performansı artırmasıyla Alzheimer ve Parkinson hastalıklarının riskini azaltmaktadır.

İçeriğindeki kafeik asit ve klorojenik asit gibi bazı antioksidan maddeler sayesinde vücudu tüm hastalıklara karşı savunduğu gibi DNA bütünlüğünü koruduğu için bazı kanser türlerinin tedavisinde de tüketimi önerilmektedir.

Kaynak: www.indigodergisi.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER7 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND