Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Metroseksüel erkekleri nasıl bilirsiniz?

Metroseksüel erkekler ne yer ne içer, nasıl yaşar, ortak özellikleri nelerdir, nasıl metroseksüel erkek imajı yapılır? Semra Kardeşoğlu yazdı…

SEMRA KARDEŞOĞLU”NUN “METROSEKSÜEL ERKEKLER” (BAKIMLI ERKEĞİN KİTABI) KİTABINDAN ALINMIŞTIR.

Kelime nasıl ortaya çıktı?

Kelimeyi ilk olarak popüler kültür yazarı Simpson 1994’de The Independent gazetesindeki bir yazısında kullanıyor. Üstelik bu yazıda o dönem reklam fotoğrafları ve dergilerde kullanılmaya başlayan “estetik erkekleri” eleştirerek, onlarla biraz da alay ederek “Metroseksüeller” diyor.

Bu erkeklerin sürüp sürüştürdüklerini, alışverişi sevdiklerini, iyi giyindiklerin ve narsist olduklarını söylüyor. O dönem ilgi çekmiyor, kimse üzerine alınmıyor. Simpson kelimeyi kendisinden önce başkalarının da kullanmış olabileceğini ancak yazan ve içini dolduran ilk kişinin kendisi olduğunu da belirtiyor.

2002 yılına gelindiğinde Simpson konuyu saloon.com sitesinde yeniden gündeme getiriyor. Biraz da çevrelerinden çekindikleri için bunu kabullenmek istemeyenlere de kızarak, bu kez isimler veriyor: David Beckham, Brad Pitt, likralı kıyafetlerini giyerek kendini seyreden Örümcek Adam, Tom Cruise.

Kelime bundan sonra yaygınlaşıyor. Simpson’ın dediğine göre o noktadan sonra metroseksüelliği üstlenen kişiler ortaya çıkmaya başlıyor.

Kelimenin medya ortamına sürülmesinde en büyük sorumlu ise büyük bir reklam şirketi. Simpson reklamcıların pazarlama endişelerinden dolayı metroseksüellerin kesinlikle heteroseksüel olduklarını dile getirdiklerini de söylüyor. Erkeği arzulanan bir nesneye dönüştürdükleri için reklam ve medya sektörüne tepki duyuyor.

Metroseksüelliği üstlenen kişilerden birinin de Arnold Schwarzenegger olması geçtiğimiz yıllarda kelimenin daha fazla tartışılmasını sağlıyor. Vuran, kıran, savaşan, güçlü, erkeklik simgesi, Schwarzenegger Vanity Fair dergisinin Temmuz 2003 sayısında kendini “Tam bir ayakkabı kraliçeyim” diye tanıtıyor.

Simpson”a göre Schwarzenegger’in metroseksüelliğinin bedenine aşırı düşkün olması ve bedenini sergileyerek kendini arzu nesnesine dönüştürmesinden geliyor.
Simpson babası olduğu kelimeyi bir yandan eleştirirken, bir yandan da onu savaşmaya hazır hale getirmeden basının önüne attığı için suçluluk duyuyor.

Metroseksüel kelimesi Türkiye’de de ilginç yankılar uyandırdı. Kelime dikkat çekti. Çünkü akılda kalıcı, komik, şık, saçma özelliklerinin hepsine sahipti. İçinde seks olan her şeye yakın ilgi gösteren Türk insanı, metroseksüele gereken ilgiyi göstermekte de gecikmedi.

Başta seksüel tercihlerle ilgili bir çağrışım yapması nedeniyle biraz korkulsa da zamanla biraz daha anlaşılır hale geldi. Metroseksüellerin en büyük sıkıntısı ise basının örnek gösterdiği kişiler oldu. Bugüne kadar homoseksüel olarak tanınan kimi kişilerin örnek olarak sunulması gerçek metroseksüellerin kendilerini tanımlayarak ortaya çıkmalarını güçleştirdi.

Metroseksüellerin ortak özellikleri neler?

Tanıştığım, hatta kitapta yer veremeyip de görüşlerini aldığım çok sayıdaki metroseksüelde gördüğüm ortak noktaları topladım. Bunlara bir bakalım.

Gençler. Bana göre en üst limit 45. Önemli bir bölümü 20-35 yaş arası. Zaten lazer epilasyon cihazları da ağarmış tüyleri yok edemiyormuş.

Eğitimliler. Çoğunlukla üniversite mezunu. Bir diploma almakla kalmayan sürekli araştıran, yeni ilgi alanları geliştiren, soran sorgulayan erkekler. Çok okuyor, takip ediyor, geziyor, çok insanla tanışıyor, tanıştığı insanlara bir şeyler anlatmak yerine önceliği dinlemeye ve yeni bir şey öğrenmeye veriyor

Gelirleri orta ve üzeri. Bakımlarına verdikleri önem parayla doğru orantılı olarak artıyor. Bu nedenle genellikle iş hayatına atıldıktan sonra çalışmalarını hızlandırıyorlar. Yaşla birlikte artan bakım ihtiyacı da buna etken oluyor.

Çoğunlukla bekarlar. Evliliğe karşı değiller. Hatta önem veriyorlar. Ancak çoğu “uygun kadını” bulmakta zorlandığını ve karşısına çıkmadığını söylüyor. Kentli kadının “doğru” erkeği bulma problemi gibi, metroseksüellerin “doğru kadını” bulma problemi var.

Düzenliler. Düzenli olmak için çok özel bir çaba harcamadan bunu doğallıkla yerine getiriyorlar. Doğuştan düzenliler. Küçükken her sabah uyandığında, annelerinin bağırmasına gerek kalmadan yataklarını toplayan çocuklar!
Metroseksüellerin çocukluklarını gözümün önüne getirmeye çalıştığımda kirden pastan yüzü görünmeyen bir oğlan çocuğu değil, şöyle saçı yandan ayrılmış, düzgün kesilmiş, temizlikten parlayan, üstü başı derli toplu çocuk fotoğrafları düşüyor önüme

Duygusallar. Duygularını çok çabuk dışa vuruyorlar. Kızdıklarını, sıkıldıklarını yüz ifadesinden çabucak anlıyorsunuz. Kendi duygularına değer veriyorlar.

Çoğunlukla çekiciler. Bakım, spor, iyi giyinmek, kendine yakıştırmak, güzel kokmak ve güzel konuşmak zaten tüm insanları çekici kılar.

Yenilikten korkmuyorlar. Hiçbir şeyin olduğu gibi kalmayacağına ve kalmaması gerektiğine inanıyorlar. Kendilerini ve yaşadıkları ortamı düzenli olarak yenilemeyi seviyorlar.

Müdavimler. En az birkaç tane düzenli gittikleri restoran, kafe ve barları var. Beklentilerinin farklı ve yüksek olması, beğenebilecekleri yer sayısını sınırlıyor.

Ev yaşamını seviyorlar. Şehir erkeği olsalar ve dışarıdaki yaşamı çok sevseler de ev onlar için önemli. Evin düzenli, kullanışlı, şık ve rahatlatıcı yanını seviyorlar.

Arkadaşları çok. Arkadaş çevreleri geniş. Bir çok aktiviteyi onlarla birlikte yapıyorlar. Kız arkadaşları kadar, erkek arkadaşlarına da zaman ayırıyorlar.

Tek yaşayabiliyorlar. Gerektiğinde bir eşe, sevgiliye, ailesine ya da arkadaşlarına ihtiyaç duymadan yaşamayı ve bundan keyif almayı biliyorlar. Yalnız başlarına bile olsalar, sadece kendileri için düzenli bir sofra kurmaya üşenmiyorlar.

Geniş ilgi alanları var. Spor zaten olmazsa olmaz. Hobileri var. Çiçek yetiştirmeden, koleksiyona dek. Hobi edinmeye özel önem veriyorlar.

Kadınlarla iyi arkadaşlar. Kadınlar tarafından bir dost olarak da seviliyor ve aranıyorlar. Kadınları anlayabiliyorlar!

Beğeniliyorlar. Özellikle eğitimli, kariyerli, yaratıcı sektörde çalışan kadınlar tarafından beğeniliyorlar. Fark ediliyorlar. Ayrıca bu gruptaki kadınların sosyal ortam0larda “gururla” arkadaşlarına tanıştırabileceği prezentabl sevgili formatındalar.

Kendilerini seviyorlar. Narsist olup olmadıklarını anlayamadım ama kendilerini seviyorlar. Ben merkezli yaşıyorlar. Bundan dolayı da kendilerine güvenliler.

Ayşe Teyze’lerin çocukları. Çoğu hijyenik aile çocuğu. Bir kere anneleri ile sıkı bağları olan erkekler. Anneleri ise genellikle çok temiz, hatta oldukça titiz. Çamaşır suyunu bolca kullanan, muhtemelen geçmişte çamaşırları çivitleyen, çivitleten kadınlar. “Erkek çocuk bu, üstünü kirletsin, dağıtsın” gibi bir durum yok ortada. “Hijyen” kelimesinin kullanılmadığı dönemde bile hijyen çok önemli onlar için.

Metroseksüellik sınırları var. Kendi aralarında özellikler anlamında ayrılıyorlar. En önemli sınırları ise makyaj. Çoğunluğu kendilerini makyaja çok uzak buluyor.

Kaç türe ayrılıyorlar?

Bu konuda yabancı bir yayın organında belirtildiğine göre metroseksüeller kendi aralarında üçe ayrılıyor: “E-man”, “Ironic man” ve “Care man” .

E-man’ler internet dünyasına hakim. Chat ortamlarında tüm ilgiyi kendi üzerlerine çekmeyi biliyorlar ve mail şifrelerini kırabilecek kadar teknolojiye hakimler. Evlerinde yeni sistem home theatre’lar ve müzik sistemleri var.

Ironic-man’ler, biraz kendilerini bulmaya çalışan erkekler. Stern Dergisi onlarla ilgili “Şehir yaşamının post endüstriyel sorunlarını aşmaya çalışanlar” diyor. Onlar stadyum yerine galerilere gidiyorlar. “Toplumsal bir fenomen” olarak görülmeleri nedeniyle sosyologların gözdesi haline gelmiş durumdalar. Stüdyo tipi evlerde oturuyor, Meksika usulü pilav pişirmeyi deniyorlar. Seks dışında bir kadına ihtiyaç duymuyorlar. Alışverişlerini yapıyor, en az haftada bir sinemaya gidiyor, alternatif sanatlara karşı ilgi duyuyorlar. Jazz kültürü ya da tap dance tam onlara göre kurslar.

Care-man’lerle ilgili en önemli sözü Alman TV yapımcısı Harold Schmidt söylemiş:
“Bu kişiler kendini her anlamda yıkayan erkeklerdir.” David Beckham bu tarza giriyor örneğin. Her hafta mutlaka manikür yaptırıyor, sürekli saç stilini değiştiriyor ve iddialara göre karısının iç çamaşırlarını giyiyor.

Justin Timberlake, Ben Affleck gibi adamların da dahil olduğu bu sınıfın diğer adı “ego toplayıcıları.” Farklı egolar var kişiliklerinde. Sürekli beğenilmek onları en çok tatmin eden şey. Sahip olamadıkları şeyleri istiyorlar. Kendilerine ait bir yaşam alanları olması için savaşmaya hazırlar.

Giyimlerine çok dikkat ediyorlar. Kendilerine olan güvenlerini vücut estetikleri ile gösteriyorlar. Bu adamların genç olanları vücut kıllarını alıyor, her hafta peeling yapıyor, her banyodan sonra nemlendirici sürüyorlar. Evden hazırlanıp dışarı çıkma süreleri ortalama bir saatmiş!

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND