Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Markaları değerli kılan nedir?

Markalaşmanın önemine yapılan vurgu giderek daha da belirginleşiyor. Peki bir markayı değerli kılan nedir? Marka değerini oluşturma ve yönetme sürecinde hangi unsurlara dikkat edilmesi gerekmektedir? İşte bir markayı marka yapan unsurlar…

Sizin Markanızı Değerli Kılan Ne? 

 

Bütün hayatımız kendimize en yararlı olanı seçme çabasıyla geçer. İster boş zamanımızda ne yapacağımıza karar vermek olsun isterse hangi marka soğutucu alacağımıza karar vermek olsun, her durumda kendimiz için en faydalı olanı seçmek isteriz.  

Yaptığımız seçimlerin bize olan faydasını ve maliyetini hesap eder, en uygun fiyata en yüksek faydayı sağlayacak çözümü ararız. Her zaman çok “akıllı” olamasak da her kararımızda kendimiz için “en iyisini” yapmak isteriz. Karşımızdaki seçeneklerin “getirisini-götürüsünü” anlamaya, en uygun kararı almaya çalışırız. 

Fayda-maliyet hesabı, hayatımızın her alanında vardır. Davranışlarımızın hepsinde “aldığımız” ile “verdiğimizi” kıyaslarız. Zihnimiz bu şekilde programlanmıştır.

Markalar sattıkları ürünün faydasını anlatır. Eğer tüketiciler söz konusu ürünün faydasını fiyatından daha büyük görürlerse  markanın yaptığı teklifi cazip bulup satın alırlar. Eğer fiyatı pahalı bulurlarsa “Bu fiyata değmez.” diye düşünüp satın almazlar. Tüketiciler, elde edecekleri faydayla  ödeyecekleri fiyatla bakarak ürünlere  “değer” biçerler. 

İster bilinçli ister bilinçsiz, ister mantıklı ister mantıksız olsun, herkesin zihninde böyle bir “değer” ölçüsü vardır. Eğer müşterinin algıladığı fayda, ödeyecekleri bedelden büyükse teklif değerlidir. Bir ürünün satın almaya “değer” olması için ya faydasının yüksek ya fiyatının düşük olması gerekir.  

Aslında bütün pazarlama ve marka dünyasını bu yaklaşımla özetlemek mümkündür: Bazı şirketler sattıkları ürünlerin rekabetten ne kadar üstün ve ne kadar fazla fayda sağladığını anlatıp markalarını tüketicilerin zihinlerinde “iyi” bir yere konumlarken bazıları da sattıkları ürünün fiyatının ne kadar “uygun” olduğunu söyler. Farklı yollardan gitseler de her iki yaklaşımın amacı, tüketiciye sunulan teklifi  değerli kılmaktır. Birincisini “değerli” kılan sağladığı faydanın çokluğu, ikincisini “değerli” kılan ise fiyatın uygunluğudur. 

 

İlk bakışta ikisi de aynı kapıya çıkar gibi görünür. Fakat aslında bu yollar şirketleri tamamen farklı yerlere götüren yollardır. Fiyat düşürerek pazarlama yapmak kısa dönemde etkili olan ama uzun dönemde fiyatı daha da düşürmeye neden olan hatta nihayetinde bütün kategorinin fiyat seviyesini, dolayısıyla da “değer” algısını aşağı çeken bir yoldur. İndirim yaparak müşteri cezbetmeye çalışan şirketler uzun dönemde daha da zorlanırlar. (Ucuz fiyatın kalıcı olmasını sağlamak için “indirim yapmak” yetmez. Rekabetten farklı üretim koşullarına sahip olup kimsenin “inemeyeceği”  kadar ucuza üretmek gerekir. Bu da indirim yaparak değil, iş modeli inovasyonuyla mümkündür.) 

Diğer yol ise farklılaşma yoludur. Pazarlamanın bütün unsurlarını kullanarak tüketicinin zihninde farklı ve özgün bir yere sahip olma yoludur. Bu yol daha zorlu, daha fazla zaman alan bir yoldur. Ama bu yolu başaran şirketler, marka olurlar. Marka olmanın ayrıcalıkları saymakla bitmez ama en önemlisi, tüketicilerin marka olmuş ürüne (veya hizmete) daha fazla ödemeye razı olmalarıdır. Rakipler satmakta zorlanırken markalar, tekliflerini müşterilere kabul ettirmekte hiç zorlanmazlar. 

David A. Aaker’a göre, çoğu yönetici markanın tüketicilere nasıl bir değer ifade ettiği konusunda bilgisizler. 

Yapılması gereken, markanın ifade ettiği “değerin” hangi bileşenlerden oluştuğunu belirlemek ve bu “değeri” şirketin bütün çalışanları, tedarikçileri ve bayileri ile birlikte aynı anlayış doğrultusunda yönetmektir. Bir markayı değerli kılan sır, bu bileşenlerde gizlidir. Tüketicilerin bir markaya daha fazla değer biçmesi kendiliğinden olmaz. Değer temelli pazarlama, markanın “özünü” belirleyip bu öze uygun “marka ilkelerini” hayata geçirmekle mümkün olur.  

Michael Porter, markaların değer  zincirin bütününü yönetmeleri gerektiğini söyler.  Bu anlayışla müşteriler için değer yaratma, hammaddeden tasarıma, üretimden satışa ve satış sonrasına kadar her aşamada devam eder. Müşteriye yaratılan değer, sadece fabrikada üretilmez ve sadece reklam yaparak da oluşturulmaz. Müşteri değeri, bütün bir “değer zincirinin” başından sonuna yönetilmesiyle hayat bulur.  

Değer, bir şeyin berdelini belirlemeye yarayan bir ölçüdür; bir şeyin karşılığının tarifidir. Değer, kişilere, koşullara ve zamana göre farklı algılanan, dolaysıyla ölçekleri de değişen bir kavramdır. Birisi için değerli olan bir başkası için değerli olmayabilir. Ya da bugün değerli olan ertesi gün değerli olmayabilir. Farklı müşterileri kesimleri farklı değer algılarına sahiptirler. Bir markanın ifade ettiği değer mekana, zamana ve kişiye göre değişkenlik gösteren “akışkan” bir değerdir. 

İnsanlar, satın alacakları ürünün kendilerine katacağı faydaya bakarlar. Bu fayda, işlevsel ve somut olduğu kadar, duygusal ve soyut boyutları da içerir.  İnsanlar karar alırken, sadece somut özellikleri değil marka algısı ve itibarı gibi elle tutulmayan soyut özellikleri de dikkate alırlar. Markalar, tüketicilere rasyonel, duygusal ve ilişkisel fayda sağlarlar.  

Kimi eşyaların “manevi değerleri” paha biçilmezdir. Anneanneden kalan bir yüzüğe değer vermek için o yüzüğün elmas olması gerekmez. Aynı anlayış markalar için de geçelidir. Bir markanın müşteriler için “değeri” üretim maliyeti ya da fiziki özellikleriyle ölçülmez. Philippe Starck’ın Alessi markası için tasarladığı limon sıkacağı bazı insanlar için  çok değerlidir. Bu insanlar, bu mutfak aletine bu değeri atfettikleri için başkalarının katiyen  vermeyeceği paraları vermeye razıdırlar.  

Değer müşteri tarafından tanımlanır ve yine müşteri tarafından ölçülür. Müşteriler, ürün ve hizmetlerin somut ve soyut özellikleri kadar satın alma sırasında ve sonrasında yaşadıkları deneyimlere de değer biçerler. Bunların tamamı değer denkleminin unsurlarıdır. 

Değer yönetimi, müşteriyi anlama, onun dünyasında “değer yaratan unsurları” (value drivers) tespit etme ve her bir unsuru en ektili şekilde yönetme işidir. 

Bolluk ve rekabet arttıkça hemen her sektörde değer yaratan unsurlar, somut özelliklerden daha soyut ve “deneyim odaklı” özelliklere doğru evriliyor. Değerin estetik, simgesel, kültürel boyutları ön plana çıkıyor. 

Pastörize sütten UHT süte, büyüme sütünden aromalı sütlere kadar her çeşit ürünün sunulduğu süt kategorisinde tüketiciler “iyi, doğal ve masum” olana değer veriyorlar. Bugün otomobiller sadece performanslarına göre değil, ne kadar çevreci olduklarına da bakılarak değerlendiriliyor. Bir paket çikolata ya da bir fincan kahve satın alan tüketiciler sadece ürün özeliklerine değil, bu ürünlerin hammaddesinin nereden, nasıl elde edildiğine de bakıyorlar. 

Lüks ürünleri ayrıcalıklı kılan, sadece bu ürünlerde kullanılan hammadde ve malzemelerin özel olması değil, aynı zamanda bu ürünlerin tasarımlarının da sıra dışı olmasıdır. Tasarım, her geçen gün daha geniş kitlelerin hayatına giriyor. Bugün tasarım ve estetik sadece lüks kategorisine değil bütün ürün kategorilerine değer katan en önemli unsurların başında geliyor. 

Müşteriler bir markaya değer biçerken ne aldıkları kadar ne verdiklerine de bakarlar. Müşterinin verdiği sadece para değildir. Bir ürüne ulaşmak için gösterilen çaba da müşterinin verdiklerinin arasındadır. Müşteriler bir ürüne veya bir hizmete ulaşmak için zaman verir, emek verir, çaba verir. Bir markanın teklifini müşteri gözünde değerli kılmasının bir çok yolu vardır. Müşteriye daha az zaman, daha az emek, daha az çaba sarf ettirmek de bir markanın değerini artırması anlamına gelir. Tüketicilere daha kolay, daha rahat, daha konforlu deneyimler yaşatmak da değer katmak demektir.   

Tüketicileri anlayıp, onların gözünde bir marka değeri yaratmak sonu gelmeyecek bir serüven. Fiyat indirimleriyle günü kurtarmak gibi bir yolu seçmeyip gerçekten marka olmak isteyen bir şirketteki en önemli iş markanın değer bileşenlerini saptamak ve bu bileşenleri bütün şirket çalışanları, tedarikçiler ve satıcılarla iş birliği yaparak yönetmektir. 

Markalar sundukları değer kadar etkilidirler. Bir markayı marka yapan, insanların hayatına kattığı değerdir. Bu değerin bileşenlerini yönetmek marka yönetmek demektir. 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND