Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Markaları değerli kılan nedir?

Markalaşmanın önemine yapılan vurgu giderek daha da belirginleşiyor. Peki bir markayı değerli kılan nedir? Marka değerini oluşturma ve yönetme sürecinde hangi unsurlara dikkat edilmesi gerekmektedir? İşte bir markayı marka yapan unsurlar…

anlamlı markalar

Sizin Markanızı Değerli Kılan Ne? 

 

Bütün hayatımız kendimize en yararlı olanı seçme çabasıyla geçer. İster boş zamanımızda ne yapacağımıza karar vermek olsun isterse hangi marka soğutucu alacağımıza karar vermek olsun, her durumda kendimiz için en faydalı olanı seçmek isteriz.  

Yaptığımız seçimlerin bize olan faydasını ve maliyetini hesap eder, en uygun fiyata en yüksek faydayı sağlayacak çözümü ararız. Her zaman çok “akıllı” olamasak da her kararımızda kendimiz için “en iyisini” yapmak isteriz. Karşımızdaki seçeneklerin “getirisini-götürüsünü” anlamaya, en uygun kararı almaya çalışırız. 

Fayda-maliyet hesabı, hayatımızın her alanında vardır. Davranışlarımızın hepsinde “aldığımız” ile “verdiğimizi” kıyaslarız. Zihnimiz bu şekilde programlanmıştır.

Markalar sattıkları ürünün faydasını anlatır. Eğer tüketiciler söz konusu ürünün faydasını fiyatından daha büyük görürlerse  markanın yaptığı teklifi cazip bulup satın alırlar. Eğer fiyatı pahalı bulurlarsa “Bu fiyata değmez.” diye düşünüp satın almazlar. Tüketiciler, elde edecekleri faydayla  ödeyecekleri fiyatla bakarak ürünlere  “değer” biçerler. 

İster bilinçli ister bilinçsiz, ister mantıklı ister mantıksız olsun, herkesin zihninde böyle bir “değer” ölçüsü vardır. Eğer müşterinin algıladığı fayda, ödeyecekleri bedelden büyükse teklif değerlidir. Bir ürünün satın almaya “değer” olması için ya faydasının yüksek ya fiyatının düşük olması gerekir.  

Aslında bütün pazarlama ve marka dünyasını bu yaklaşımla özetlemek mümkündür: Bazı şirketler sattıkları ürünlerin rekabetten ne kadar üstün ve ne kadar fazla fayda sağladığını anlatıp markalarını tüketicilerin zihinlerinde “iyi” bir yere konumlarken bazıları da sattıkları ürünün fiyatının ne kadar “uygun” olduğunu söyler. Farklı yollardan gitseler de her iki yaklaşımın amacı, tüketiciye sunulan teklifi  değerli kılmaktır. Birincisini “değerli” kılan sağladığı faydanın çokluğu, ikincisini “değerli” kılan ise fiyatın uygunluğudur. 

 

İlk bakışta ikisi de aynı kapıya çıkar gibi görünür. Fakat aslında bu yollar şirketleri tamamen farklı yerlere götüren yollardır. Fiyat düşürerek pazarlama yapmak kısa dönemde etkili olan ama uzun dönemde fiyatı daha da düşürmeye neden olan hatta nihayetinde bütün kategorinin fiyat seviyesini, dolayısıyla da “değer” algısını aşağı çeken bir yoldur. İndirim yaparak müşteri cezbetmeye çalışan şirketler uzun dönemde daha da zorlanırlar. (Ucuz fiyatın kalıcı olmasını sağlamak için “indirim yapmak” yetmez. Rekabetten farklı üretim koşullarına sahip olup kimsenin “inemeyeceği”  kadar ucuza üretmek gerekir. Bu da indirim yaparak değil, iş modeli inovasyonuyla mümkündür.) 

Diğer yol ise farklılaşma yoludur. Pazarlamanın bütün unsurlarını kullanarak tüketicinin zihninde farklı ve özgün bir yere sahip olma yoludur. Bu yol daha zorlu, daha fazla zaman alan bir yoldur. Ama bu yolu başaran şirketler, marka olurlar. Marka olmanın ayrıcalıkları saymakla bitmez ama en önemlisi, tüketicilerin marka olmuş ürüne (veya hizmete) daha fazla ödemeye razı olmalarıdır. Rakipler satmakta zorlanırken markalar, tekliflerini müşterilere kabul ettirmekte hiç zorlanmazlar. 

David A. Aaker’a göre, çoğu yönetici markanın tüketicilere nasıl bir değer ifade ettiği konusunda bilgisizler. 

Yapılması gereken, markanın ifade ettiği “değerin” hangi bileşenlerden oluştuğunu belirlemek ve bu “değeri” şirketin bütün çalışanları, tedarikçileri ve bayileri ile birlikte aynı anlayış doğrultusunda yönetmektir. Bir markayı değerli kılan sır, bu bileşenlerde gizlidir. Tüketicilerin bir markaya daha fazla değer biçmesi kendiliğinden olmaz. Değer temelli pazarlama, markanın “özünü” belirleyip bu öze uygun “marka ilkelerini” hayata geçirmekle mümkün olur.  

Michael Porter, markaların değer  zincirin bütününü yönetmeleri gerektiğini söyler.  Bu anlayışla müşteriler için değer yaratma, hammaddeden tasarıma, üretimden satışa ve satış sonrasına kadar her aşamada devam eder. Müşteriye yaratılan değer, sadece fabrikada üretilmez ve sadece reklam yaparak da oluşturulmaz. Müşteri değeri, bütün bir “değer zincirinin” başından sonuna yönetilmesiyle hayat bulur.  

Değer, bir şeyin berdelini belirlemeye yarayan bir ölçüdür; bir şeyin karşılığının tarifidir. Değer, kişilere, koşullara ve zamana göre farklı algılanan, dolaysıyla ölçekleri de değişen bir kavramdır. Birisi için değerli olan bir başkası için değerli olmayabilir. Ya da bugün değerli olan ertesi gün değerli olmayabilir. Farklı müşterileri kesimleri farklı değer algılarına sahiptirler. Bir markanın ifade ettiği değer mekana, zamana ve kişiye göre değişkenlik gösteren “akışkan” bir değerdir. 

İnsanlar, satın alacakları ürünün kendilerine katacağı faydaya bakarlar. Bu fayda, işlevsel ve somut olduğu kadar, duygusal ve soyut boyutları da içerir.  İnsanlar karar alırken, sadece somut özellikleri değil marka algısı ve itibarı gibi elle tutulmayan soyut özellikleri de dikkate alırlar. Markalar, tüketicilere rasyonel, duygusal ve ilişkisel fayda sağlarlar.  

Kimi eşyaların “manevi değerleri” paha biçilmezdir. Anneanneden kalan bir yüzüğe değer vermek için o yüzüğün elmas olması gerekmez. Aynı anlayış markalar için de geçelidir. Bir markanın müşteriler için “değeri” üretim maliyeti ya da fiziki özellikleriyle ölçülmez. Philippe Starck’ın Alessi markası için tasarladığı limon sıkacağı bazı insanlar için  çok değerlidir. Bu insanlar, bu mutfak aletine bu değeri atfettikleri için başkalarının katiyen  vermeyeceği paraları vermeye razıdırlar.  

Değer müşteri tarafından tanımlanır ve yine müşteri tarafından ölçülür. Müşteriler, ürün ve hizmetlerin somut ve soyut özellikleri kadar satın alma sırasında ve sonrasında yaşadıkları deneyimlere de değer biçerler. Bunların tamamı değer denkleminin unsurlarıdır. 

Değer yönetimi, müşteriyi anlama, onun dünyasında “değer yaratan unsurları” (value drivers) tespit etme ve her bir unsuru en ektili şekilde yönetme işidir. 

Bolluk ve rekabet arttıkça hemen her sektörde değer yaratan unsurlar, somut özelliklerden daha soyut ve “deneyim odaklı” özelliklere doğru evriliyor. Değerin estetik, simgesel, kültürel boyutları ön plana çıkıyor. 

Pastörize sütten UHT süte, büyüme sütünden aromalı sütlere kadar her çeşit ürünün sunulduğu süt kategorisinde tüketiciler “iyi, doğal ve masum” olana değer veriyorlar. Bugün otomobiller sadece performanslarına göre değil, ne kadar çevreci olduklarına da bakılarak değerlendiriliyor. Bir paket çikolata ya da bir fincan kahve satın alan tüketiciler sadece ürün özeliklerine değil, bu ürünlerin hammaddesinin nereden, nasıl elde edildiğine de bakıyorlar. 

Lüks ürünleri ayrıcalıklı kılan, sadece bu ürünlerde kullanılan hammadde ve malzemelerin özel olması değil, aynı zamanda bu ürünlerin tasarımlarının da sıra dışı olmasıdır. Tasarım, her geçen gün daha geniş kitlelerin hayatına giriyor. Bugün tasarım ve estetik sadece lüks kategorisine değil bütün ürün kategorilerine değer katan en önemli unsurların başında geliyor. 

Müşteriler bir markaya değer biçerken ne aldıkları kadar ne verdiklerine de bakarlar. Müşterinin verdiği sadece para değildir. Bir ürüne ulaşmak için gösterilen çaba da müşterinin verdiklerinin arasındadır. Müşteriler bir ürüne veya bir hizmete ulaşmak için zaman verir, emek verir, çaba verir. Bir markanın teklifini müşteri gözünde değerli kılmasının bir çok yolu vardır. Müşteriye daha az zaman, daha az emek, daha az çaba sarf ettirmek de bir markanın değerini artırması anlamına gelir. Tüketicilere daha kolay, daha rahat, daha konforlu deneyimler yaşatmak da değer katmak demektir.   

Tüketicileri anlayıp, onların gözünde bir marka değeri yaratmak sonu gelmeyecek bir serüven. Fiyat indirimleriyle günü kurtarmak gibi bir yolu seçmeyip gerçekten marka olmak isteyen bir şirketteki en önemli iş markanın değer bileşenlerini saptamak ve bu bileşenleri bütün şirket çalışanları, tedarikçiler ve satıcılarla iş birliği yaparak yönetmektir. 

Markalar sundukları değer kadar etkilidirler. Bir markayı marka yapan, insanların hayatına kattığı değerdir. Bu değerin bileşenlerini yönetmek marka yönetmek demektir. 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Anlatacak çok hikâyemiz var!

romanlar, modern romanlar, Manşet, homeros, hikayeler, destanlar

İnsanların düşüncelerini şekillendirdiği ve tarihi etkilediği düşünülen eserler www.bbc.com tarafından derlendi. İşte binlerce yıl öncesine dayanan destanlardan modern romanlara kadar kuşakların düşünce tarzını etkileyen muhteşem eserler… 

Dünyayı şekillendiren hikâyeler

Binlerce yıl öncesine dayanan destanlardan modern romanlara kadar dünyanın değişmesine vesile olan ve kuşakların düşünce tarzını etkileyen eserler…

Büyük İskender genç yaştan itibaren Makedonya’nın kralı olmak üzere yetiştirilmişti. Yunanistan’ın kuzeyindeki bu küçük krallık başta Pers İmparatorluğu olmak üzere, komşularıyla sürekli savaş halindeydi. Bu nedenle savaşta ordusuna önderlik etmeyi erkenden öğrenmesi gerekiyordu.

Babası öldürüldüğünde İskender tahta geçti. Krallığın güvenliğini sağlamanın yanı sıra Pers İmparatorluğu’nu yenilgiye uğrattı, Mısır’dan Hindistan’a kadar yayılan toprakları ele geçirdi.

İskender’in elinde başka bir silahı daha vardı: Homeros’un İlyada’sı. Öğretmeni Aristoteles’in yardımıyla bu destanı ayrıntılı bir şekilde incelemişti. Seferlerine başladığında, hiçbir askeri önemi olmasa da destanda adı geçen Truva’da durmuş, oradaki sahneleri gözünde canlandırmıştı. Seferleri boyunca İlyada kitabıyla uyumuştu.

Homeros’un destanı, edebi öneminin yanı sıra, etkisi antik Yunanistan’ın kütüphanelerini ve kamp ateşlerinin çok ötesine geçen bir eser oldu. Bu eserde Yunan kültürünün düşünme ve yaşam biçimi resmediliyordu.

İlyada destanı ile İskender arasında karşılıklı bir etkileşim olmuştu. Bu destandan ilham alan İskender, Yunancanın geniş bir alanda konuşulan bir dil olmasını sağlayarak İlyada’yı dünya edebiyatının bir parçası haline getirmiş oldu. İskender’den sonraki hükümdarlar, İskenderiye ve Bergama’da kurdukları büyük kütüphanelerle Homer’in eserinin geleceğe aktarılmasını sağladı.

Hikayelerin öneminin ve etkisinin bir kitabın sayfalarının dışına taşmasına iyi bir örnektir bu. Yunan filozofu Eflatun (Plato)’ya göre, sanat insana sadece zevk vermemeli, aynı zamanda yasalara ve insan hayatına faydalı olmalı.

İlyada benzeri diğer eserlere Mezopotamya bölgesinden Gılgamış Destanı, Amerika’dan ise Mayaların Popol Vuh hikayesi gösterilebilir. Bu destanlar, nereden geliyoruz ve biz kimiz gibi sorular açısından tüm kültürlere referans oldu.

Çin edebiyatı ise Şarkılar Kitabı adıyla bilinen şiirlere dayanıyordu. Şiir yazmak ve okumak sadece şairlerin işi değildi. İmparatorluk idaresinde önemli bir mevkiye gelmek için sınava tabi tutulan insanlara şiir alanından ayrıntılı sorular soruluyordu.

Şarkılar Kitabı, şiiri Doğu Asya’da en önemli edebiyat tarzı haline getirdi. Dünya edebiyatının ilk önemli romanları şiirin etkisi altındaydı. 11. yüzyılın başlarında yazar Murasaki Şikibu Japon edebiyatının başyapıtlarından biri olacak olan ve dünyanın ilk romanı kabul edilen Genji’nin Hikayesi’ni yazmadan önce Çince öğrenmiş ve 1000 sayfayı aşkın kitabında 800 şiire yer vermişti.

Dünyada okur-yazar insan sayısının artması, kağıt ve matbaa gibi yeni buluşlar, yazılı hikayenin etkisinin artmasına neden oldu.

Araplar Çinlilerden kağıt yapımını öğrenmiş, daha önce sözlü olarak aktarılan hikayeler yazılı hale getirilerek Bin Bir Gece Masalları gibi eserler ortaya çıkmıştı.

Eski destansı hikayeler ve şiirlerden daha çeşitli olan bu masallar hem eğitim hem de eğlence işlevi görüyordu. Bin Bir Gece Masalları’nda, anlatıcı Şehrazat’ın, her kadınla bir gece yattıktan sonra kafasını uçuran Pers şahlar şahı Şehriyar’ı bu masallarla erdemli ve iyi kalpli bir insan haline getirmesinin hikayesi anlatılıyordu.

Şiir, masal ve destanlar daha sonraki edebiyat tarihine de damgasını vurdu. 13. yüzyıl İtalyan şairi Dante Alighieri, İlahi Komedya adlı eserinde Hristiyan inanca göre Cehennem, Araf ve Cenneti tarif ederken epik şiir formunu kullandı.

Üstelik Latince değil, Toskana bölgesinde konuşulan bir lehçede yazmıştı eseri. Böylece bugün İtalyanca olarak bildiğimiz dil yaygınlaştı. Edebiyatın dil üzerindeki etkisine iyi bir örnektir bu.

Bu alandaki en büyük değişim, Johannes Gutenberg’in Çin’deki teknikleri geliştirerek kuzey Avrupa’da matbaayı kurması sonucu oldu. Bu sayede kitaplar kitlelere ulaştı. Edebiyat açısından bu döneme roman damga vurdu ve kadınlar yeni bir okuyucu kitlesi olarak ortaya çıktı, modern toplumun sorunlarıyla ilgilenmeye başladı.

Mary Shelley’nin Frankenstein’ı ile bilim-kurguya adım atılarak bilimin ütopik vaatleri ile yıkıcı potansiyeli arasındaki çelişkilere yer verilmeye başlandı. George Orwell’in 1984’ü ile Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü adlı eserleri bu geleneği sürdüren modern örneklerdir.

Roman ayrıca yeni bağımsızlığını kazanan ülkeler açısından da bu mücadelelerinde etkili oldu. 1960’ların Latin Amerika’sında Gabriel Garcia Marquez Yüzyıllık Yalnızlık ile kıtasının birkaç kuşağına hitap ediyordu. Siyasi bağımsızlık kültürel bağımsızlığı gerektiriyordu ve romanlar bunun için iyi bir araçtı.

Geniş kitlelerin okur-yazar olması bu ve diğer yazarların işine yarasa da, matbaa edebiyatın kontrol ve sansürünü de kolaylaştırdı. Totaliter rejime sahip ülkelerde sansürden kaçınmak için yeraltı matbaaları geliştirildi.

Bugün yazı teknolojisinde yeni bir devrim döneminden geçiyoruz. İnternet okuma ve yazma biçimimizi, edebiyatın yayılmasını ve kimlerin buna erişimi olacağını belirliyor. Yazı dünyasının yeniden büyük bir dönüşüm geçireceği bir dönemin başındayız.

Kaynak:  www.bbc.com
Yazar:  Martin Puchner 

Okumaya devam et

MAKALE

Kitap önerisi: Stresli bir dünyada mutlu çocuk yetiştirmek

Stresli Bir Dünyada Mutlu Çocuk Yetiştirmek / Ahmet Yıldız / ALFA Yayınları

Güçlü Hafıza kitabı ile tanınan Ahmet Yıldız‘ın yeni kitabı günümüz çocuklarının mutluluğu üzerine odaklanıyor. Mutlu olmaya olan ihtiyacın arttığı günümüzde mutluluğa bilimsel çerçeveden bakan yazar kitabın son bölümünde 52 etkinlik önerisi sunuyor.

KİTABIN ARKA KAPAK YAZISI

mutluluk, mutlu çocuk, Manşet, kitap, ahmet yıldız
Kitap içerisinde yer alan 52 Hafta 52 Etkinlik bölümü ile ebeveynler çocuklarıyla mutluluğu güçlendirici aktiviteler yapabilecektir.

Sorular çocuklardan önce doğar, onlardan daha hızlı büyürler.

Doğmadan önce:
“Bu dünyaya çocuk getirilir mi?”

Doğduktan sonra,
“ İyi bir anne/baba olabilecek miyim?”

Büyüyünce:
“Ben nerede yanlış yaptım?”

Anne babalık istifa edilemeyen bir görev; iyi yapmak yetmiyor, her gün daha iyi yapmak gerekiyor! Neyse ki, çocuğunuz dünyadaki ilk çocuk değil ve son çocuk da olmayacak. Bilim dünyası hızla kritik sorunlara uygulanabilir çözümler üretiyor.

Mutlu bir çocukluk herkesin hakkı ve isteği. Büyük soru şu? Peki, ama nasıl?

Türkiye çapında etkinlik uygulamalarıyla tanınan Ahmet Yıldız bu kitabında iki büyük sorunun peşinde:

“Çocuğuma mutlu bir çocukluk yaşatabilecek miyim?”
“Çocuğuma mutlu, başarılı ve güvenli bir gelecek inşa edebilecek miyim?”

Mutlu çocuklar üzerine odaklanmak çok önemli, çünkü çocuklar hızla mutsuzlaşıyor. Araştırmalara göre, çocukların üçte biri mutsuz.

İradeleri, istekleri ve dikkatleri görülmedik derecede kırılgan, zayıf ve dağınık.

Güzel haber şu ki, mutlu çocuk olmak öğrenilebiliyor.

Kitabı nasıl inceleyip temin edebilirim?

mutluluk, mutlu çocuk, Manşet, kitap, ahmet yıldız
Stresli Bir Dünyada Mutlu Çocuk Yetiştirmek Ahmet Yıldız

Kitap Türkiye’deki tüm orta ve büyük ölçekli kitapçılara dağıtılmaktadır. D&R gibi büyük zincir mağazalarda daima bulabilirsiniz. Küçük kitapçılarda ise az sayıda stok tutulduğundan dolayı bazı kitaplar bulunamayabilmektedir. Bu tür durumlarda okurun yapması gereken iki yol vardır;
1. Size en yakın kitapçıya giderek kitabı sorabilirsiniz. Eğer kitap sorduğunuz kitapçıda yoksa hafif fırça atarak :)) getirmesini isteyip sipariş verebilirsiniz. Bu durumda kitapçı 1-2 gün içerisinde kitabınızı size ulaştıracaktır.
2. İnternet üzerinden kitap satan yerlerden kitabı (üstelik %20 – %30 daha ucuza) alabilirsiniz.

İşte bazı internet kitapçıları:

Okumaya devam et

MAKALE

Mükemmel strateji: Kullanışlı, sade ve zamana dayanıklı olmalıdır

strateji, Manşet, küçük siyah elbise, coco chanel

Antoine de Saint-Exupery’nin dediği gibi “Mükemmellik eklenecek bir şey kalmadığında değil, çıkartılacak bir şey kalmadığında elde edilir.”  Temel Aksoy, Coco Chanel’in “küçük siyah elbise’’ tasarımından ilham alınarak nasıl strateji oluşturulması gerektiğini paylaşıyor. Şirketlerin tasarladıkları stratejilerin kullanışlı, yalın ve zamana dayanıklı olması gerektiğini anlatıyor.

Strateji Küçük Siyah Elbise Gibi Olmalıdır

Coco Chanel, 1926 yılında Paris’te ev temizliği yapan kadınların giysilerinden esinlenerek siyah bir elbise tasarladı.  Bu “küçük siyah elbise” 20.Yüzyılın moda ikonu oldu.

Chanel’in kullandığı jarse kumaş ne penye gibi yumuşak ve vücudu sarıp giyen kadını ucuz gösteren ne o dönemde yaygın olarak kullanılan sert kumaşlar gibi kaskatıydı. Kadınlar yüksek topuklu ayakkabı ve inci kolyelerle “küçük siyah elbiseyi” davetlerde giydikleri gibi düz ayakkabılar ve bir eşarpla gündüz de giyebiliyorlardı. Siyah rengin ve jarse kumaşın modası geçmiyor, kadınlar bir kere satın aldıktan sonra elbiseyi uzun yıllar kullanıyorlardı. 

Virginia Üniversitesi Darden School profesörü Jeanne Liedtka, strateji yapanların Coco Chanel’in bu ikonik elbise tasarımından ilham almaları gerektiğini söyler.  

Strateji insanlar ve şirketlerin hedeflerine ulaşmak için seçtikleri yöntemdir. Her yöntem gibi strateji de kullanışlı olduğu ölçüde değerlidir. “Küçük siyah elbisenin” bir gece davetinde abiye, bir akşamüstü gezmesinde kadını rahat ettirmesi gibi şirketlerin sahiplendikleri stratejiler de değişen koşullarda amaca hizmet edebilmelidir. 

Ayrıca stratejinin sade ve yalın olması gerekir. Bugün çoğu şirketin web sitelerine ve toplantı odalarının duvarlarına yazdığı stratejileri anlamak mümkün değildir. Hatta bunları tasarlayıp yazanlar bile ne demek istediklerini günlük dilde anlatamazlar. Çünkü kullandıkları stratejiler çok karışık, çok karmaşık, çok dolaylıdır. Oysa mükemmel olan her strateji sade ve yalındır. Antoine de Saint-Exupery’nin dediği gibi “Mükemmellik eklenecek bir şey kalmadığında değil, çıkartılacak bir şey kalmadığında elde edilir.” Coco Chanel’in “küçük siyah elbisesinden” çıkartılacak hiçbir parça hiçbir ayrıntı hiçbir dantel yoktur. Zarafeti saf, sade ve yalın olmasından gelir.    

Son olarak stratejinin zamana dayanıklı olması gerekir. Strateji değiştirilmez diye bir kural yoktur elbette ama iyi strateji zamana dayanıklı olandır. Eğer bir şirketin benimsediği strateji moda olan bir akımdan etkilenirse kısa zamanda demode olur. Amazon’un kurucusu Jeff Bezos “Başarılı ve sürdürülebilir bir iş kurmak istiyorsanız kendinize sormanız gereken soru gelecek yıllarda nelerin değişeceği değil, nelerin değişmeyeceği sorusudur. Değişmeyecek olanları tespit edin ve bütün enerjinizi ve çabanızı bunlara yoğunlaştırın.” der. Coco Chanel’in “küçük siyah elbisesi” zamana dayanıklı olduğu için ikonik bir tasarım olmuştur.

Coco Chanel’in 1926’da tasarladığı “küçük siyah elbise” bugün hala kadınların girdikleri farklı ortamda insanları etkilemek, kendi kimliklerini yansıtmak ama aynı zamanda rahat etmek için kullandıkları; kolay yıpranmayan, modası hiç geçmeyen bir elbise. Üstelik çok zarif.

Şirketlerin tasarladıkları stratejilerin de “küçük siyah elbise” gibi kullanışlı, yalın ve zamana dayanıklı olması gerekir.

Kaynak: www.temelaksoy.com
Yazar: Temel Aksoy

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND