Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Madrid’i dönerle büyüledi, İspanya’da krallığını kurdu…

Birkaç hafta önce İspanyol El Pais gazetesinin ekonomi sayfalarında küçük bir işletmenin nasıl geliştiği anlatılıyordu. Başlık “Bir etnik fast food zinciri”ydi. Habere konu edilen işletme ise İstanbul Döner Kebab’dı. Evet, tamam döner yayılıyor, diye okuyorsunuz. Fakat bir sayfalık haberde 2000’den bu yana jet hızıyla yükselen yıllık cirosunun grafiği de vardı. Her yıl katlanarak 25 milyon Euro’ya ulaşmıştı. Bu zincirin işletme direktörü ise Hasso Schmidt’ti. Fakat olayın gerçek kahramanı Hıdır Kaçar’dı. Telefonla ulaştığımız Hıdır Kaçar’la (40) İspanya’daki döner krallığının hikayesini konuştuk.

Nerelisiniz Hıdır Bey?

– Sivas’ın Zara ilçesinde doğdum. On kardeşin, sonuncusuyum. 7 yaşına kadar köyde yaşadım, ilkokulun bir bölümünü burada okudum. Sonra ailem İstanbul’a göçtü. Babam Emirgan Korusu’nda bir bahçıvanlık işi buldu.
Siz de çalışıyor muydunuz?

– Ortaokulu bitirdikten sonra Sarıyer Halk Eğitim Merkezi’nde folklor öğrendim, folklor hocası oldum. Varto yöresinin danslarını öğretiyordum.

Yolunuz Almanya’ya ne zaman düştü?

– 14’ünden 20 yaşıma kadar bu halk eğitim merkezinde kaldım. 1989’da Frankfurt’ta bir fabrikada işçilik yapan benden iki yaş büyük biraderimin yanına gitmeye karar verdim. Dil öğrenirim, dolaşırım diye. Bir yerden sonra kardeşimin yanından taşınmak istedim, ailesiyle rahat rahat otursun dedim. Ama para kazanmam lazım! Bildiğim tek şey folklor. Yerel dans dersi veren merkeze, “Türklere Varto öğreteyim” dedim, kabul ettiler. Bir iki grup kurdum, onlarla çalıştım. Ayda 650 euro filan kazanıyordum.

Yetmiyor muydu?

– Tabii yetmez. Boş zamanlarımda Mercedes’te araba temizliyordum. Ufak tefek işler yapıyordum. Zaten Almanya’daki gençleri folklor pek sarmadı. Soğuklar oradakiler, biliyor musunuz? Türkiye’deki coşku ve şevki yakalayamadım öğrencilerimde. Bakışları açısız gençlerin, evden kaçmak için geliyorlar Almanya’ya. Folklor mu öğrenecekler? Neyse, iki sene sonra İltica Dairesi’nde Türkçe ve Kürtçe tercümanlığa başladım. Kürdüm aynı zamanda. O sırada bir de Dresden’de döner büfesi açtım.

MADRİD’E BİR GİTTİM Kİ DÖNER YOK
Döner hikayesi hiç başlamayacak sanmıştım bir ara…

– Yok başlıyor. Döner, duvarın yıkılmasıyla başlıyor. 1992’ydi. İnsanlar her şeyi denemek, almak istiyordu tabii. Deli gibi muz ve deri satılırdı meydanlarda mesela. Döner cuk oturdu o sırada. 8 metrekare bir kulübe tuttum, 3-5 bin liraya. Her şeye aç o insanlar, dönere de bayıldı. Çok iyi iş yapıyordum. Gittim bir ocakbaşı restoranı ve şarapevi açtım bunun üstüne.
Şarapevi nasıl aklınıza gelmiş olabilir?

– Valla hemen geldi. O sırada baktım Almanlar böyle şeylere merak sarıyor. Mahzeni filan olan bir yer açtım. Gelip sadece şarap içip gidiyorlardı.

Bu arada evlilik, çoluk çocuk durumu var mı?

– Evet bir Alman’la evlendim. Beş yıl sonra boşandık. Bir oğlum, bir kızım var. Alman’la kültür olarak anlaşamadım. Zaten yabancı bir ülkeye gitmişim, şartlar gerektirdiği için evlendim. Yani oturup şarabını yudumlayıp müzik dinlerken aynı zevki paylaşamıyorsan, o iş olmuyor.

Yine şarap dediniz Hıdır Bey… Şaraba özel ilginiz mi var?

– Şarap içmesini çok severim tabii. Ama aynı zamanda saz da çalarım, gerekirse iki duble rakı da içebilirim. Şarap zevkim şarapevi açtığım zamanlarda gelişti. Müşteriyle sohbet ediyordum, o sırada içiyordum. Puro filan içmem ama. Bana zevk vermiyor.

İspanya’daki dönerci zincirine gelirsek…

– Dönerci büfeme gelen bir İspanyol öğrenci vardı. Arkadaş olduk. Çocuk “Gel bir hafta tatile, seni gezdireyim” dedi. Madrid’e gittim bir haftalığına. Gittim, bir baktım koca Madrid’de hiç döner yok.

Şart mıdır ki dünyadaki her şehre?

– Yok doğru söylüyorsunuz da, bizim için çok doğal bir şey ya, yadırgadım. Bir dükkan da burada açayım dedim. Zaten Almanya’dan çok sıkılmıştım. Orada yabancılara çok soğuk davranıyorlar. Alman ulusunun cinsi böyle. İspanya bana daha uygun gibi geldi, hoşuma gitti. Araştırdım, Madrid’in daha çok yabancıların yaşadığı Lavapies adlı merkezinde İstanbul Döner Kebap isminde küçük bir dönerci açtım. Orasını Berlin’in Kreuzberg’i gibi düşünün. Dönerin İspanyollar tarafından tanınması için önce Arapların ve Afrikalıların sevmesi çok yararlı oldu. Böylelikle bütün Madrid’e, ardından bütün İspanya’ya yayıldı.

Nasıl bu kadar tuttu? Özel bir pişirme yönteminiz filan var mı?

– Yok, ben dönerden, etten hiç anlamam biliyor musunuz. Tamamen iş olarak bakıyorum. Eksikliğini gördüm, tutacağını düşündüm ve açtım. Tuttu. Zaten burada dönerler özel makinalarda kesiliyor. Soslar bütün dükkanlara kutularda dağıtılıyor. Ekmekler ekmek fabrikamdan geliyor. Artık et fabrikası da açıyorum. Peçete filan gibi şeyler de Türkiye’den geliyor. Çalışanların yaptığı tek şey kutulardaki malzemeleri karıştırıp sandviç ya da dürüm yapmak.

Nasıl bir hayat tarzınız var şu anda?

– Valla ben sana söylesem belki inanmazsın ama çok mütevazı ve sade bir hayatım var. Madrid’in 20 kilometre dışında iki katlı, havuzlu bir evim, bir de Mercedes’im var.

O kadar mütevazı değilmiş…

– Ama bilmiyorsun herhalde burada böyle para kazanan adamların nasıl yaşadığını. Yanımda çalışan bir adam var, benden lüks yaşıyor. İyi bir banka müdürü de böyle yaşıyor zaten. Gösterişi sevmiyorum. İşte de kot pantolon ve spor ayakkabı giyerim mesela.

İşler iyi gidince ailenizin geri kalanı da yanınıza geldi mi?

– Yok ilişmediler. Bir kardeşim Braun’da çalışan tipik bir Türk işçisiydi. Daha sonra İspanya’ya giderken bu dükkanları başka bir kardeşime devrettim. Benim çok kardeşim var ya. Babam vefat etti, annemse hálá Emirgan’da bir gecekonduda yaşıyor. Bildiğimiz köylü kadını. Hayat tarzını değiştirmek istemiyor, ben de bir şey demiyorum.

28 restoranı, 25 milyon Euro cirosu var, Henkel’in eski pazarlama müdürü işin başında

İstanbul Döner Kebap zincirinin İspanya’nın 11 kentinde 26 restoranı, Kanarya Adaları ve Portekiz’de şubeleri var. Geçen yılki cirosu 25 milyon Euro. İşin başında işletme direktörü olarak Hasso Schmidt bulunuyor. Hıdır Kaçar, onu nasıl işe aldığını şöyle anlatıyor: “Almanya’daki Henkel’in pazarlama müdürüymüş. O da bıkmış herhalde Almanya’dan, İspanya’da yaşamaya başlamış. Bir gün arkadaş ortamında tanıştık. Almanca bildiğim için ikimiz sohbet ediyorduk. İşsizdi, yanıma aldım. Dört yıldır benimle çalışıyor ve çok başarılı. Bu pazarlama ve franchise işlerinden çok anlıyor, sağolsun.”

Kanserli çocukları bedava tedavi ettireceğim

Son 20 yılda yaşadığınız en büyük zorluk neydi?

– Yabancı bir ülkeye alışmak çok zor elbette ama hayatta birtakım hedeflerin olduğu zaman, ne istediğini bildiğinde hallediyorsun.

Sizin için bu para kazanmak mıydı?

– Kendimi kanıtlamaktı. Folklor hocası olmak, kendimi böyle kanıtlamak isterdim ama olmadı. Para kazanma konusundaki yeteneğimi kanıtladım ben de. Hayat benim için para değil aslında. Şu anda çok önem verdiğim başka bir proje üstüne çalışıyorum mesela. Kanserli çocukların tedavisini üstlenecek bir merkez yaptırıyorum. Özellikle Türkiye’deki ve Afrika’daki fakir çocukların tedavi masraflarını karşılayacak.

Yakınlarınızda böyle kötü bir olay mı yaşandı?

– Evet, çok yakınımda. Oğlum kan kanseriydi. Bir yıl tedavi gördü. Çok zordu gerçekten ama şimdi çok iyi, koskoca oğlan oldu.

İspanya’nın en hızlı büyüyen etnik lokanta zinciri

İspanyol El Pais Gazetesi’nde yayınlanan haberde, ilk lokantanın Madrid’in Lavapies mahallesinde bir sokakta açılmasından sonra İstanbul Döner Kebap zincirinin çok hızla büyüdüğü belirtiliyor. İlk başlarda kulaktan kulağa yayılarak kendini tanıtan döner, kısa sürede bir zincire dönüşmüş. Her yıl ciro katlanarak büyümüş: 2003’de 3.1 milyon Euro iken 2004’te 6.3 milyon Euro’ya, 2004’te 15.3 milyon Euro’ya, 2005’te de 25 milyon Euro’ya ulaşılmış. Zincirin Alman yönetici Hasso Schmidt, El Pais Gazetesi’ne şöyle diyor: “İspanya’da halk hamburger ve pizzadan oluşan fast food türlerinden sıkılmıştı. Bu yeni ürünü hemen denediler, hoşlarına gitti.” İstanbul Döner Kebap zinciri, 2012’de 120 restorana ulaşmayı hedefliyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND