Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Madrid’i dönerle büyüledi, İspanya’da krallığını kurdu…

Birkaç hafta önce İspanyol El Pais gazetesinin ekonomi sayfalarında küçük bir işletmenin nasıl geliştiği anlatılıyordu. Başlık “Bir etnik fast food zinciri”ydi. Habere konu edilen işletme ise İstanbul Döner Kebab’dı. Evet, tamam döner yayılıyor, diye okuyorsunuz. Fakat bir sayfalık haberde 2000’den bu yana jet hızıyla yükselen yıllık cirosunun grafiği de vardı. Her yıl katlanarak 25 milyon Euro’ya ulaşmıştı. Bu zincirin işletme direktörü ise Hasso Schmidt’ti. Fakat olayın gerçek kahramanı Hıdır Kaçar’dı. Telefonla ulaştığımız Hıdır Kaçar’la (40) İspanya’daki döner krallığının hikayesini konuştuk.

istanbul döner kebap zinciri, ispanya'da başarı hikayesi, hıdır kaçar, başarı öyküsü

Nerelisiniz Hıdır Bey?

– Sivas’ın Zara ilçesinde doğdum. On kardeşin, sonuncusuyum. 7 yaşına kadar köyde yaşadım, ilkokulun bir bölümünü burada okudum. Sonra ailem İstanbul’a göçtü. Babam Emirgan Korusu’nda bir bahçıvanlık işi buldu.
Siz de çalışıyor muydunuz?

– Ortaokulu bitirdikten sonra Sarıyer Halk Eğitim Merkezi’nde folklor öğrendim, folklor hocası oldum. Varto yöresinin danslarını öğretiyordum.

Yolunuz Almanya’ya ne zaman düştü?

– 14’ünden 20 yaşıma kadar bu halk eğitim merkezinde kaldım. 1989’da Frankfurt’ta bir fabrikada işçilik yapan benden iki yaş büyük biraderimin yanına gitmeye karar verdim. Dil öğrenirim, dolaşırım diye. Bir yerden sonra kardeşimin yanından taşınmak istedim, ailesiyle rahat rahat otursun dedim. Ama para kazanmam lazım! Bildiğim tek şey folklor. Yerel dans dersi veren merkeze, “Türklere Varto öğreteyim” dedim, kabul ettiler. Bir iki grup kurdum, onlarla çalıştım. Ayda 650 euro filan kazanıyordum.

Yetmiyor muydu?

– Tabii yetmez. Boş zamanlarımda Mercedes’te araba temizliyordum. Ufak tefek işler yapıyordum. Zaten Almanya’daki gençleri folklor pek sarmadı. Soğuklar oradakiler, biliyor musunuz? Türkiye’deki coşku ve şevki yakalayamadım öğrencilerimde. Bakışları açısız gençlerin, evden kaçmak için geliyorlar Almanya’ya. Folklor mu öğrenecekler? Neyse, iki sene sonra İltica Dairesi’nde Türkçe ve Kürtçe tercümanlığa başladım. Kürdüm aynı zamanda. O sırada bir de Dresden’de döner büfesi açtım.

MADRİD’E BİR GİTTİM Kİ DÖNER YOK
Döner hikayesi hiç başlamayacak sanmıştım bir ara…

– Yok başlıyor. Döner, duvarın yıkılmasıyla başlıyor. 1992’ydi. İnsanlar her şeyi denemek, almak istiyordu tabii. Deli gibi muz ve deri satılırdı meydanlarda mesela. Döner cuk oturdu o sırada. 8 metrekare bir kulübe tuttum, 3-5 bin liraya. Her şeye aç o insanlar, dönere de bayıldı. Çok iyi iş yapıyordum. Gittim bir ocakbaşı restoranı ve şarapevi açtım bunun üstüne.
Şarapevi nasıl aklınıza gelmiş olabilir?

– Valla hemen geldi. O sırada baktım Almanlar böyle şeylere merak sarıyor. Mahzeni filan olan bir yer açtım. Gelip sadece şarap içip gidiyorlardı.

Bu arada evlilik, çoluk çocuk durumu var mı?

– Evet bir Alman’la evlendim. Beş yıl sonra boşandık. Bir oğlum, bir kızım var. Alman’la kültür olarak anlaşamadım. Zaten yabancı bir ülkeye gitmişim, şartlar gerektirdiği için evlendim. Yani oturup şarabını yudumlayıp müzik dinlerken aynı zevki paylaşamıyorsan, o iş olmuyor.

Yine şarap dediniz Hıdır Bey… Şaraba özel ilginiz mi var?

– Şarap içmesini çok severim tabii. Ama aynı zamanda saz da çalarım, gerekirse iki duble rakı da içebilirim. Şarap zevkim şarapevi açtığım zamanlarda gelişti. Müşteriyle sohbet ediyordum, o sırada içiyordum. Puro filan içmem ama. Bana zevk vermiyor.

İspanya’daki dönerci zincirine gelirsek…

– Dönerci büfeme gelen bir İspanyol öğrenci vardı. Arkadaş olduk. Çocuk “Gel bir hafta tatile, seni gezdireyim” dedi. Madrid’e gittim bir haftalığına. Gittim, bir baktım koca Madrid’de hiç döner yok.

Şart mıdır ki dünyadaki her şehre?

– Yok doğru söylüyorsunuz da, bizim için çok doğal bir şey ya, yadırgadım. Bir dükkan da burada açayım dedim. Zaten Almanya’dan çok sıkılmıştım. Orada yabancılara çok soğuk davranıyorlar. Alman ulusunun cinsi böyle. İspanya bana daha uygun gibi geldi, hoşuma gitti. Araştırdım, Madrid’in daha çok yabancıların yaşadığı Lavapies adlı merkezinde İstanbul Döner Kebap isminde küçük bir dönerci açtım. Orasını Berlin’in Kreuzberg’i gibi düşünün. Dönerin İspanyollar tarafından tanınması için önce Arapların ve Afrikalıların sevmesi çok yararlı oldu. Böylelikle bütün Madrid’e, ardından bütün İspanya’ya yayıldı.

Nasıl bu kadar tuttu? Özel bir pişirme yönteminiz filan var mı?

– Yok, ben dönerden, etten hiç anlamam biliyor musunuz. Tamamen iş olarak bakıyorum. Eksikliğini gördüm, tutacağını düşündüm ve açtım. Tuttu. Zaten burada dönerler özel makinalarda kesiliyor. Soslar bütün dükkanlara kutularda dağıtılıyor. Ekmekler ekmek fabrikamdan geliyor. Artık et fabrikası da açıyorum. Peçete filan gibi şeyler de Türkiye’den geliyor. Çalışanların yaptığı tek şey kutulardaki malzemeleri karıştırıp sandviç ya da dürüm yapmak.

Nasıl bir hayat tarzınız var şu anda?

– Valla ben sana söylesem belki inanmazsın ama çok mütevazı ve sade bir hayatım var. Madrid’in 20 kilometre dışında iki katlı, havuzlu bir evim, bir de Mercedes’im var.

O kadar mütevazı değilmiş…

– Ama bilmiyorsun herhalde burada böyle para kazanan adamların nasıl yaşadığını. Yanımda çalışan bir adam var, benden lüks yaşıyor. İyi bir banka müdürü de böyle yaşıyor zaten. Gösterişi sevmiyorum. İşte de kot pantolon ve spor ayakkabı giyerim mesela.

İşler iyi gidince ailenizin geri kalanı da yanınıza geldi mi?

– Yok ilişmediler. Bir kardeşim Braun’da çalışan tipik bir Türk işçisiydi. Daha sonra İspanya’ya giderken bu dükkanları başka bir kardeşime devrettim. Benim çok kardeşim var ya. Babam vefat etti, annemse hálá Emirgan’da bir gecekonduda yaşıyor. Bildiğimiz köylü kadını. Hayat tarzını değiştirmek istemiyor, ben de bir şey demiyorum.

28 restoranı, 25 milyon Euro cirosu var, Henkel’in eski pazarlama müdürü işin başında

İstanbul Döner Kebap zincirinin İspanya’nın 11 kentinde 26 restoranı, Kanarya Adaları ve Portekiz’de şubeleri var. Geçen yılki cirosu 25 milyon Euro. İşin başında işletme direktörü olarak Hasso Schmidt bulunuyor. Hıdır Kaçar, onu nasıl işe aldığını şöyle anlatıyor: “Almanya’daki Henkel’in pazarlama müdürüymüş. O da bıkmış herhalde Almanya’dan, İspanya’da yaşamaya başlamış. Bir gün arkadaş ortamında tanıştık. Almanca bildiğim için ikimiz sohbet ediyorduk. İşsizdi, yanıma aldım. Dört yıldır benimle çalışıyor ve çok başarılı. Bu pazarlama ve franchise işlerinden çok anlıyor, sağolsun.”

Kanserli çocukları bedava tedavi ettireceğim

Son 20 yılda yaşadığınız en büyük zorluk neydi?

– Yabancı bir ülkeye alışmak çok zor elbette ama hayatta birtakım hedeflerin olduğu zaman, ne istediğini bildiğinde hallediyorsun.

Sizin için bu para kazanmak mıydı?

– Kendimi kanıtlamaktı. Folklor hocası olmak, kendimi böyle kanıtlamak isterdim ama olmadı. Para kazanma konusundaki yeteneğimi kanıtladım ben de. Hayat benim için para değil aslında. Şu anda çok önem verdiğim başka bir proje üstüne çalışıyorum mesela. Kanserli çocukların tedavisini üstlenecek bir merkez yaptırıyorum. Özellikle Türkiye’deki ve Afrika’daki fakir çocukların tedavi masraflarını karşılayacak.

Yakınlarınızda böyle kötü bir olay mı yaşandı?

– Evet, çok yakınımda. Oğlum kan kanseriydi. Bir yıl tedavi gördü. Çok zordu gerçekten ama şimdi çok iyi, koskoca oğlan oldu.

İspanya’nın en hızlı büyüyen etnik lokanta zinciri

İspanyol El Pais Gazetesi’nde yayınlanan haberde, ilk lokantanın Madrid’in Lavapies mahallesinde bir sokakta açılmasından sonra İstanbul Döner Kebap zincirinin çok hızla büyüdüğü belirtiliyor. İlk başlarda kulaktan kulağa yayılarak kendini tanıtan döner, kısa sürede bir zincire dönüşmüş. Her yıl ciro katlanarak büyümüş: 2003’de 3.1 milyon Euro iken 2004’te 6.3 milyon Euro’ya, 2004’te 15.3 milyon Euro’ya, 2005’te de 25 milyon Euro’ya ulaşılmış. Zincirin Alman yönetici Hasso Schmidt, El Pais Gazetesi’ne şöyle diyor: “İspanya’da halk hamburger ve pizzadan oluşan fast food türlerinden sıkılmıştı. Bu yeni ürünü hemen denediler, hoşlarına gitti.” İstanbul Döner Kebap zinciri, 2012’de 120 restorana ulaşmayı hedefliyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Para insanı nasıl değiştiriyor?

para ve insan, para insanı değiştirir mi, para, Manşet, araştırmalar

Çok para insanı değiştirir mi? Zenginlerin daha cimri ve az güvenilir olduğunu gösteren araştırmalar ne kadar doğru? İşte konuyla ilgili yapılan bir araştırmanın tüm detayları…

Bilimsel olarak araştırıldı: Para insanı bozuyor mu?

Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı, kişisel çıkar düşüncesinin ise arttığı doğru mu?

Üniversitelerin popüler konuları inceleyerek sosyal yaşantımıza ışık tuttuklarını bilirsiniz. Hayatınızda en az bir kere duyduğunuz ya da sorduğunuz bir konu üzerine Univercity of California Berkeley Üniversitesi’nde de bir grup uzun süren bir araştırma yaptı. Üniversite zengin olmanın insan üzerindeki etkilerini araştırdı ve “Para karakteri bozar mı?” sorusu deneklerle test edildi. Peki, burada ‘bozmaktan’ kasıt nedir? Amerika’daki çalışmada, insanların çok para karşısında davranışlarının değişip değişmediği araştırıldı. Paranın kurallara uyma, nazik olma ya da saygılı davranma gibi davranışları etkileyip etkilemediği incelendi. Sonuçlara bakalım…

Çalışmada önce deneklere Monopoly oynatıldı. Emlakçılık konulu ve zarla oynanan bu oyunda, tıpkı gerçek hayattaki gibi çeşitli yerler satın alarak; kiralama, inşa etme gibi ticari faaliyetlerde bulunup ekonomik olarak güçlü olmaya çalışırsınız.

Oyun bittikten 15 dakika sonra…

Oyuncuların bir bölümü yazı tura atarak, yani tesadüfi biçimde seçilerek, diğer oyunculara göre bazı avantajlara sahip oldu. Oyuna yaklaşık iki kat daha fazla parayla başladılar. Zengin seçilen oyuncular iki zar atarken, diğerleri ise tek zarla kaldı. Ve doğal olarak oyunu zengin başlayanlar kazandı. Gelelim oyun süresince gözlemlenen davranışlara… Zengin oyuncular piyonlarını oyun

tahtasına adeta vurarak ilerletti. Masadaki tabaktan daha çok kraker yediler. Abartılı başarı tepkileri gösterdiler. Fakir oyuncuya kaba ve duyarsız davranmaya ve sürekli ne kadar iyi oynadıklarını ifade etmeye başladılar.

İşin daha da ilginci ise, oyunun başında tamamen rastgele olarak zengin seçilenler, bunu bilmelerine ve oyunun hileli olduğunun açık olmasına rağmen, oyun bittikten 15 dakika sonra; nasıl başarılı olduklarını, mülkleri nasıl aldıklarını, kazanma şekillerini uzun uzun anlattılar. Yani onları başarılı hale getiren çift zar atma durumunu tamamen gözardı ettiler.

“Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil

Başka bir deneyde; deneklere 10 dolar verilerek, isterlerse bu parayı yabancılarla paylaşabilecekleri ve bu yabancıların bir daha karşılarına asla çıkmayacağı söylendi. Yıllık kazancı 25 bin dolar olan katılımcılardan paralarını başka bir kişiyle paylaşanların sayısı, yıllık kazancı 150 bin dolar ve üstü olan katılımcıların sayısına göre yüzde 44 oranında daha fazla oldu.

Ama benim favorim, arabalar üzerinde yapılan çalışma… Araştırmacılar sokağa çıktı ve araçlarının değerine göre insanların davranışlarını inceledi.

Amerika’da yaya geçidinde yayaların geçiş üstünlüğü vardır. Yapılan çalışmada bu kural kullanıldı. Bir yaya geçidinde karşıdan karşıya geçer gibi yapan bir yayaya kimlerin yol verip vermediği incelendi. Günlerce yapılan denemelerde ucuz aracı olan sürücülerinin yasayı çiğnemediği; pahalı araç sürülerinin yarısının ise yasayı çiğnediği görüldü.

Daha birçok çalışma ve deney yapan ekibin bulgularına göre, varlıklı bireyler müzakerelerde yalan söylemek, iş yerinde kasadan para çalmak gibi etik olmayan davranışları onaylamaya ve rüşvet almaya daha yatkın. Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı ve kişisel çıkar düşüncesinin arttığı da bir başka sonuç.  Ancak “Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil. Paul Piff’e ait bu çalışmanın detaylarını kişisel web sitesinde detaylı inceleyebilirsiniz.

Kaynak: www.milliyet.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Uykuya dalarken düşme hissi yaşıyor musunuz?

uykuya dalarken düşme hissi, uyku, hipnik seğirme

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Peki, bu his neden oluşur? Bu hissi yaşayanlar ne yapmalı? İşte yanıtı…

Uykuya dalarken düşme hissi neden oluşur?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür, ama neden?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Oldukça yaygın olan bu hisse beyindeki iki bölgenin kontrol çatışması neden oluyor.

Bunu bir rüyanın parçasıymış gibi algılıyorsak boşlukta düşüyormuş hissi oluşur; buna hipnik seğirme denir. Beynimiz uyku için çevreyle bağlantısını keserken ortaya çıkan bir çatışmanın göstergesidir bu.

Uykuda vücudumuz felç olmuş gibidir ve dış dünyadaki olaylara duyarsız hale geliriz. Ama kas kontrolümüz düğmeye basılmışçasına durmaz.

Beynimizde adlı bölge nefes alma gibi temel fonksiyonları kontrol eder ve tetikte olma duygusunu hissettirir bize.

Öte yandan görmeyle ilgili (optik sinir önündeki bölge) ise yorgunluğu düzenler.

Uykuya dalma sırasında retiküler aktivasyon sistemi vücudumuzun kontrolünü elden bırakırken ventrolateral çekirdek denetimi ele alır. Bu yavaşça kısılan bir lamba düğmesi gibidir, ama her zaman pürüzsüz işlemeyebilir.

Uyanıklığı sağlayan enerji kalıntıları ani yükselişe geçtiğinde seğirme hareketleri görülür. Fakat bunun nedeni tam olarak bilinmiyor. Hızlı göz hareketlerinin tersine bu seğirmelerin rüya gören beyinle bir ilgisi yoktur. Bundan ziyade günün son kalıntıları gibidir.

‘Patlayan kafa sendromu’ adı verilen ve insanın kafasının içinde bomba patlıyormuş gibi sesler duymasına neden olan tuhaf rahatsızlıkta da benzer belirtiler görülür. Beynin uyanık ve uykuya geçen kısmı arasında bir kontrol mücadelesi vardır ve bu şimşek çakması gibi ışıklar görmeye ve yüksek sesli patlamalar duymaya neden olur.

Bazı ileri vakalarda bu olgu aşırı uykusuzluğa ve hatta bedenin bilinmez güçler tarafından ele geçirilmesi iddialarına bile neden olmuştur.

Fakat genel olarak burada endişe edilecek bir durum yoktur. Uykuya dalma anında ortaya çıkan ilginç bir çatışma halinden ibarettir.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Kağıt kesiği neden canımızı çok yakar?

Manşet, kağıt kesiği nasıl geçer, kağıt kesiği, evrim ağacı

Ufacık bir kağıt kesiği canımızı beklediğimizden çok daha fazla acıtır. Peki, bunun nedeni nedir? İşte www.evrimagaci.org yazarlarından Çağrı Mert Bakırcı açıklıyor…

Kağıt Kesiği Neden Çok Acıtır?

Standart bir A4 kağıt ortalama 0.05 milimetre kalınlığa sahiptir. Standart bir tıraş bıçağı 0.23 milimetre kalınlığa sahiptir. Bir tıraş bıçağının kestiği yaranın acısı anlaşılır; ancak ondan 5 kata kadar daha ince olan kağıdın, kimi zaman arkasında hiç kanama izi bile bırakmaksızın açtığı yaralar neden bu kadar fazla acır? 

Normalde bir kağıt, insan derisini kesebilmek için fazlasıyla yumuşaktır. Belli bir keskinliğe ulaşmak için, belli bir sertliğin de olması gerekir. Fakat kağıdı bu kadar kesici yapan, aşırı ince olmasıdır. Kesiği açan kenarın yüzey alanı çok küçük olduğu için, çok yüksek basınç uygulayabilir. Bu basınç, deri katmanını yararak “kesik” dediğimiz olaya neden olan kuvvet dağılımıdır. Basınç, uygulanan kuvvetin yüzey alanına bölümüdür. Dolayısıyla çok küçük yüzey alanı (örneğin kağıdın kestiği incecik kenarın yüzey alanı), çok yüksek basınç anlamına gelir.

Kağıt kesikleri genellikle büyük bir kağıt grubu içerisinden, tek bir kağıdın ayrılması sonucu oluşur. Yani tek bir kağıt ile elinizi kesmeniz çoğu zaman zordur. Bunun nedeni, tek bir kağıdın gerekli kuvveti kesiği açma süresi boyunca uygulayamayacak kadar esnek ve yumuşak olmasıdır. Yani kağıdın kenarı elinizi kesmeye çalışsa da, yarığı açamadan hemen bükülecektir. Fakat yeni açılmış bir kağıt destesi (kimi zaman “kağıt topu” olarak bilinir) içerisinden kıvrılarak ayrılan tek bir kağıt, destenin geri kalanından güç alarak bükülmeden durabilir. Bu da, kağıdın parmağınızı kesebilmesini sağlayacak kuvvetin yeterince uzun süre uygulanabilmesine izin verir.

Gelelim acının nedenine… Parmaklarımızın ucunda aşırı fazla sayıda nosireseptör adı verilen acı algılayıcı sinir ucu bulunur. Bir kağıt kesiği, bu sinirlerin çok fazlasını aynı anda uyarabilecek kadar geniştir. İncecik kesik kanamaya neden olmadığı için, bu sinirlerin ucu, havaya temas edecek şekilde açıkta kalır. Yani yarıktan dışarı doğru bakan reseptörler, sürekli dış ortama maruz kalır. Kağıt kesiklerinin o sinir bozucu acısı bu reseptörlerin açık hava nedeniyle sürekli beyne sinyal göndermesinden kaynaklanır.

Kimi zaman derin kağıt kesikleri de görülür. Bunlar, daha uzun bir yüzey boyunca olan, daha derin kesiklerdir. Bunlar kimi zaman dışarıya hafifçe sızan, çoğu zamansa yarığın içerisinde biriken kanamalara neden olur. Kesik sırasında kağıdın yüzeyinde ve fiberleri içerisinde bulunan koruyucu kimyasallar (örneğin beyazlatıcılar), vücuda geçer. Bu kimyasalların yakıcı etkisi, beynimizde acı olarak algılanır. Bu da, kağıt kesiklerinin neden olduğu acının yaygın görülen ikinci bir nedenidir.

Tüm yaralar gibi, kağıt kesikleri de temizlendikten sonra yara bandıyla kapatılabilir. Fakat yine de, yarık boyunca parmak etinin iki tarafının sürekli farklı hızlar ve yönlerde oynayabiliyor olması, rahatsız edici acının uzun sürekli bir şekilde devam etmesine neden olacaktır. Çoğu zaman yara 2-3 gün içerisinde tamamen iyileşir ve acı kaybolur.

Yazar: Çağrı Mert Bakırcı
Kaynak:  www.evrimagaci.org

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND