Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Madrid’i dönerle büyüledi, İspanya’da krallığını kurdu…

Birkaç hafta önce İspanyol El Pais gazetesinin ekonomi sayfalarında küçük bir işletmenin nasıl geliştiği anlatılıyordu. Başlık “Bir etnik fast food zinciri”ydi. Habere konu edilen işletme ise İstanbul Döner Kebab’dı. Evet, tamam döner yayılıyor, diye okuyorsunuz. Fakat bir sayfalık haberde 2000’den bu yana jet hızıyla yükselen yıllık cirosunun grafiği de vardı. Her yıl katlanarak 25 milyon Euro’ya ulaşmıştı. Bu zincirin işletme direktörü ise Hasso Schmidt’ti. Fakat olayın gerçek kahramanı Hıdır Kaçar’dı. Telefonla ulaştığımız Hıdır Kaçar’la (40) İspanya’daki döner krallığının hikayesini konuştuk.

istanbul döner kebap zinciri, ispanya'da başarı hikayesi, hıdır kaçar, başarı öyküsü

Nerelisiniz Hıdır Bey?

– Sivas’ın Zara ilçesinde doğdum. On kardeşin, sonuncusuyum. 7 yaşına kadar köyde yaşadım, ilkokulun bir bölümünü burada okudum. Sonra ailem İstanbul’a göçtü. Babam Emirgan Korusu’nda bir bahçıvanlık işi buldu.
Siz de çalışıyor muydunuz?

– Ortaokulu bitirdikten sonra Sarıyer Halk Eğitim Merkezi’nde folklor öğrendim, folklor hocası oldum. Varto yöresinin danslarını öğretiyordum.

Yolunuz Almanya’ya ne zaman düştü?

– 14’ünden 20 yaşıma kadar bu halk eğitim merkezinde kaldım. 1989’da Frankfurt’ta bir fabrikada işçilik yapan benden iki yaş büyük biraderimin yanına gitmeye karar verdim. Dil öğrenirim, dolaşırım diye. Bir yerden sonra kardeşimin yanından taşınmak istedim, ailesiyle rahat rahat otursun dedim. Ama para kazanmam lazım! Bildiğim tek şey folklor. Yerel dans dersi veren merkeze, “Türklere Varto öğreteyim” dedim, kabul ettiler. Bir iki grup kurdum, onlarla çalıştım. Ayda 650 euro filan kazanıyordum.

Yetmiyor muydu?

– Tabii yetmez. Boş zamanlarımda Mercedes’te araba temizliyordum. Ufak tefek işler yapıyordum. Zaten Almanya’daki gençleri folklor pek sarmadı. Soğuklar oradakiler, biliyor musunuz? Türkiye’deki coşku ve şevki yakalayamadım öğrencilerimde. Bakışları açısız gençlerin, evden kaçmak için geliyorlar Almanya’ya. Folklor mu öğrenecekler? Neyse, iki sene sonra İltica Dairesi’nde Türkçe ve Kürtçe tercümanlığa başladım. Kürdüm aynı zamanda. O sırada bir de Dresden’de döner büfesi açtım.

MADRİD’E BİR GİTTİM Kİ DÖNER YOK
Döner hikayesi hiç başlamayacak sanmıştım bir ara…

– Yok başlıyor. Döner, duvarın yıkılmasıyla başlıyor. 1992’ydi. İnsanlar her şeyi denemek, almak istiyordu tabii. Deli gibi muz ve deri satılırdı meydanlarda mesela. Döner cuk oturdu o sırada. 8 metrekare bir kulübe tuttum, 3-5 bin liraya. Her şeye aç o insanlar, dönere de bayıldı. Çok iyi iş yapıyordum. Gittim bir ocakbaşı restoranı ve şarapevi açtım bunun üstüne.
Şarapevi nasıl aklınıza gelmiş olabilir?

– Valla hemen geldi. O sırada baktım Almanlar böyle şeylere merak sarıyor. Mahzeni filan olan bir yer açtım. Gelip sadece şarap içip gidiyorlardı.

Bu arada evlilik, çoluk çocuk durumu var mı?

– Evet bir Alman’la evlendim. Beş yıl sonra boşandık. Bir oğlum, bir kızım var. Alman’la kültür olarak anlaşamadım. Zaten yabancı bir ülkeye gitmişim, şartlar gerektirdiği için evlendim. Yani oturup şarabını yudumlayıp müzik dinlerken aynı zevki paylaşamıyorsan, o iş olmuyor.

Yine şarap dediniz Hıdır Bey… Şaraba özel ilginiz mi var?

– Şarap içmesini çok severim tabii. Ama aynı zamanda saz da çalarım, gerekirse iki duble rakı da içebilirim. Şarap zevkim şarapevi açtığım zamanlarda gelişti. Müşteriyle sohbet ediyordum, o sırada içiyordum. Puro filan içmem ama. Bana zevk vermiyor.

İspanya’daki dönerci zincirine gelirsek…

– Dönerci büfeme gelen bir İspanyol öğrenci vardı. Arkadaş olduk. Çocuk “Gel bir hafta tatile, seni gezdireyim” dedi. Madrid’e gittim bir haftalığına. Gittim, bir baktım koca Madrid’de hiç döner yok.

Şart mıdır ki dünyadaki her şehre?

– Yok doğru söylüyorsunuz da, bizim için çok doğal bir şey ya, yadırgadım. Bir dükkan da burada açayım dedim. Zaten Almanya’dan çok sıkılmıştım. Orada yabancılara çok soğuk davranıyorlar. Alman ulusunun cinsi böyle. İspanya bana daha uygun gibi geldi, hoşuma gitti. Araştırdım, Madrid’in daha çok yabancıların yaşadığı Lavapies adlı merkezinde İstanbul Döner Kebap isminde küçük bir dönerci açtım. Orasını Berlin’in Kreuzberg’i gibi düşünün. Dönerin İspanyollar tarafından tanınması için önce Arapların ve Afrikalıların sevmesi çok yararlı oldu. Böylelikle bütün Madrid’e, ardından bütün İspanya’ya yayıldı.

Nasıl bu kadar tuttu? Özel bir pişirme yönteminiz filan var mı?

– Yok, ben dönerden, etten hiç anlamam biliyor musunuz. Tamamen iş olarak bakıyorum. Eksikliğini gördüm, tutacağını düşündüm ve açtım. Tuttu. Zaten burada dönerler özel makinalarda kesiliyor. Soslar bütün dükkanlara kutularda dağıtılıyor. Ekmekler ekmek fabrikamdan geliyor. Artık et fabrikası da açıyorum. Peçete filan gibi şeyler de Türkiye’den geliyor. Çalışanların yaptığı tek şey kutulardaki malzemeleri karıştırıp sandviç ya da dürüm yapmak.

Nasıl bir hayat tarzınız var şu anda?

– Valla ben sana söylesem belki inanmazsın ama çok mütevazı ve sade bir hayatım var. Madrid’in 20 kilometre dışında iki katlı, havuzlu bir evim, bir de Mercedes’im var.

O kadar mütevazı değilmiş…

– Ama bilmiyorsun herhalde burada böyle para kazanan adamların nasıl yaşadığını. Yanımda çalışan bir adam var, benden lüks yaşıyor. İyi bir banka müdürü de böyle yaşıyor zaten. Gösterişi sevmiyorum. İşte de kot pantolon ve spor ayakkabı giyerim mesela.

İşler iyi gidince ailenizin geri kalanı da yanınıza geldi mi?

– Yok ilişmediler. Bir kardeşim Braun’da çalışan tipik bir Türk işçisiydi. Daha sonra İspanya’ya giderken bu dükkanları başka bir kardeşime devrettim. Benim çok kardeşim var ya. Babam vefat etti, annemse hálá Emirgan’da bir gecekonduda yaşıyor. Bildiğimiz köylü kadını. Hayat tarzını değiştirmek istemiyor, ben de bir şey demiyorum.

28 restoranı, 25 milyon Euro cirosu var, Henkel’in eski pazarlama müdürü işin başında

İstanbul Döner Kebap zincirinin İspanya’nın 11 kentinde 26 restoranı, Kanarya Adaları ve Portekiz’de şubeleri var. Geçen yılki cirosu 25 milyon Euro. İşin başında işletme direktörü olarak Hasso Schmidt bulunuyor. Hıdır Kaçar, onu nasıl işe aldığını şöyle anlatıyor: “Almanya’daki Henkel’in pazarlama müdürüymüş. O da bıkmış herhalde Almanya’dan, İspanya’da yaşamaya başlamış. Bir gün arkadaş ortamında tanıştık. Almanca bildiğim için ikimiz sohbet ediyorduk. İşsizdi, yanıma aldım. Dört yıldır benimle çalışıyor ve çok başarılı. Bu pazarlama ve franchise işlerinden çok anlıyor, sağolsun.”

Kanserli çocukları bedava tedavi ettireceğim

Son 20 yılda yaşadığınız en büyük zorluk neydi?

– Yabancı bir ülkeye alışmak çok zor elbette ama hayatta birtakım hedeflerin olduğu zaman, ne istediğini bildiğinde hallediyorsun.

Sizin için bu para kazanmak mıydı?

– Kendimi kanıtlamaktı. Folklor hocası olmak, kendimi böyle kanıtlamak isterdim ama olmadı. Para kazanma konusundaki yeteneğimi kanıtladım ben de. Hayat benim için para değil aslında. Şu anda çok önem verdiğim başka bir proje üstüne çalışıyorum mesela. Kanserli çocukların tedavisini üstlenecek bir merkez yaptırıyorum. Özellikle Türkiye’deki ve Afrika’daki fakir çocukların tedavi masraflarını karşılayacak.

Yakınlarınızda böyle kötü bir olay mı yaşandı?

– Evet, çok yakınımda. Oğlum kan kanseriydi. Bir yıl tedavi gördü. Çok zordu gerçekten ama şimdi çok iyi, koskoca oğlan oldu.

İspanya’nın en hızlı büyüyen etnik lokanta zinciri

İspanyol El Pais Gazetesi’nde yayınlanan haberde, ilk lokantanın Madrid’in Lavapies mahallesinde bir sokakta açılmasından sonra İstanbul Döner Kebap zincirinin çok hızla büyüdüğü belirtiliyor. İlk başlarda kulaktan kulağa yayılarak kendini tanıtan döner, kısa sürede bir zincire dönüşmüş. Her yıl ciro katlanarak büyümüş: 2003’de 3.1 milyon Euro iken 2004’te 6.3 milyon Euro’ya, 2004’te 15.3 milyon Euro’ya, 2005’te de 25 milyon Euro’ya ulaşılmış. Zincirin Alman yönetici Hasso Schmidt, El Pais Gazetesi’ne şöyle diyor: “İspanya’da halk hamburger ve pizzadan oluşan fast food türlerinden sıkılmıştı. Bu yeni ürünü hemen denediler, hoşlarına gitti.” İstanbul Döner Kebap zinciri, 2012’de 120 restorana ulaşmayı hedefliyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Anlatacak çok hikâyemiz var!

romanlar, modern romanlar, Manşet, homeros, hikayeler, destanlar

İnsanların düşüncelerini şekillendirdiği ve tarihi etkilediği düşünülen eserler www.bbc.com tarafından derlendi. İşte binlerce yıl öncesine dayanan destanlardan modern romanlara kadar kuşakların düşünce tarzını etkileyen muhteşem eserler… 

Dünyayı şekillendiren hikâyeler

Binlerce yıl öncesine dayanan destanlardan modern romanlara kadar dünyanın değişmesine vesile olan ve kuşakların düşünce tarzını etkileyen eserler…

Büyük İskender genç yaştan itibaren Makedonya’nın kralı olmak üzere yetiştirilmişti. Yunanistan’ın kuzeyindeki bu küçük krallık başta Pers İmparatorluğu olmak üzere, komşularıyla sürekli savaş halindeydi. Bu nedenle savaşta ordusuna önderlik etmeyi erkenden öğrenmesi gerekiyordu.

Babası öldürüldüğünde İskender tahta geçti. Krallığın güvenliğini sağlamanın yanı sıra Pers İmparatorluğu’nu yenilgiye uğrattı, Mısır’dan Hindistan’a kadar yayılan toprakları ele geçirdi.

İskender’in elinde başka bir silahı daha vardı: Homeros’un İlyada’sı. Öğretmeni Aristoteles’in yardımıyla bu destanı ayrıntılı bir şekilde incelemişti. Seferlerine başladığında, hiçbir askeri önemi olmasa da destanda adı geçen Truva’da durmuş, oradaki sahneleri gözünde canlandırmıştı. Seferleri boyunca İlyada kitabıyla uyumuştu.

Homeros’un destanı, edebi öneminin yanı sıra, etkisi antik Yunanistan’ın kütüphanelerini ve kamp ateşlerinin çok ötesine geçen bir eser oldu. Bu eserde Yunan kültürünün düşünme ve yaşam biçimi resmediliyordu.

İlyada destanı ile İskender arasında karşılıklı bir etkileşim olmuştu. Bu destandan ilham alan İskender, Yunancanın geniş bir alanda konuşulan bir dil olmasını sağlayarak İlyada’yı dünya edebiyatının bir parçası haline getirmiş oldu. İskender’den sonraki hükümdarlar, İskenderiye ve Bergama’da kurdukları büyük kütüphanelerle Homer’in eserinin geleceğe aktarılmasını sağladı.

Hikayelerin öneminin ve etkisinin bir kitabın sayfalarının dışına taşmasına iyi bir örnektir bu. Yunan filozofu Eflatun (Plato)’ya göre, sanat insana sadece zevk vermemeli, aynı zamanda yasalara ve insan hayatına faydalı olmalı.

İlyada benzeri diğer eserlere Mezopotamya bölgesinden Gılgamış Destanı, Amerika’dan ise Mayaların Popol Vuh hikayesi gösterilebilir. Bu destanlar, nereden geliyoruz ve biz kimiz gibi sorular açısından tüm kültürlere referans oldu.

Çin edebiyatı ise Şarkılar Kitabı adıyla bilinen şiirlere dayanıyordu. Şiir yazmak ve okumak sadece şairlerin işi değildi. İmparatorluk idaresinde önemli bir mevkiye gelmek için sınava tabi tutulan insanlara şiir alanından ayrıntılı sorular soruluyordu.

Şarkılar Kitabı, şiiri Doğu Asya’da en önemli edebiyat tarzı haline getirdi. Dünya edebiyatının ilk önemli romanları şiirin etkisi altındaydı. 11. yüzyılın başlarında yazar Murasaki Şikibu Japon edebiyatının başyapıtlarından biri olacak olan ve dünyanın ilk romanı kabul edilen Genji’nin Hikayesi’ni yazmadan önce Çince öğrenmiş ve 1000 sayfayı aşkın kitabında 800 şiire yer vermişti.

Dünyada okur-yazar insan sayısının artması, kağıt ve matbaa gibi yeni buluşlar, yazılı hikayenin etkisinin artmasına neden oldu.

Araplar Çinlilerden kağıt yapımını öğrenmiş, daha önce sözlü olarak aktarılan hikayeler yazılı hale getirilerek Bin Bir Gece Masalları gibi eserler ortaya çıkmıştı.

Eski destansı hikayeler ve şiirlerden daha çeşitli olan bu masallar hem eğitim hem de eğlence işlevi görüyordu. Bin Bir Gece Masalları’nda, anlatıcı Şehrazat’ın, her kadınla bir gece yattıktan sonra kafasını uçuran Pers şahlar şahı Şehriyar’ı bu masallarla erdemli ve iyi kalpli bir insan haline getirmesinin hikayesi anlatılıyordu.

Şiir, masal ve destanlar daha sonraki edebiyat tarihine de damgasını vurdu. 13. yüzyıl İtalyan şairi Dante Alighieri, İlahi Komedya adlı eserinde Hristiyan inanca göre Cehennem, Araf ve Cenneti tarif ederken epik şiir formunu kullandı.

Üstelik Latince değil, Toskana bölgesinde konuşulan bir lehçede yazmıştı eseri. Böylece bugün İtalyanca olarak bildiğimiz dil yaygınlaştı. Edebiyatın dil üzerindeki etkisine iyi bir örnektir bu.

Bu alandaki en büyük değişim, Johannes Gutenberg’in Çin’deki teknikleri geliştirerek kuzey Avrupa’da matbaayı kurması sonucu oldu. Bu sayede kitaplar kitlelere ulaştı. Edebiyat açısından bu döneme roman damga vurdu ve kadınlar yeni bir okuyucu kitlesi olarak ortaya çıktı, modern toplumun sorunlarıyla ilgilenmeye başladı.

Mary Shelley’nin Frankenstein’ı ile bilim-kurguya adım atılarak bilimin ütopik vaatleri ile yıkıcı potansiyeli arasındaki çelişkilere yer verilmeye başlandı. George Orwell’in 1984’ü ile Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü adlı eserleri bu geleneği sürdüren modern örneklerdir.

Roman ayrıca yeni bağımsızlığını kazanan ülkeler açısından da bu mücadelelerinde etkili oldu. 1960’ların Latin Amerika’sında Gabriel Garcia Marquez Yüzyıllık Yalnızlık ile kıtasının birkaç kuşağına hitap ediyordu. Siyasi bağımsızlık kültürel bağımsızlığı gerektiriyordu ve romanlar bunun için iyi bir araçtı.

Geniş kitlelerin okur-yazar olması bu ve diğer yazarların işine yarasa da, matbaa edebiyatın kontrol ve sansürünü de kolaylaştırdı. Totaliter rejime sahip ülkelerde sansürden kaçınmak için yeraltı matbaaları geliştirildi.

Bugün yazı teknolojisinde yeni bir devrim döneminden geçiyoruz. İnternet okuma ve yazma biçimimizi, edebiyatın yayılmasını ve kimlerin buna erişimi olacağını belirliyor. Yazı dünyasının yeniden büyük bir dönüşüm geçireceği bir dönemin başındayız.

Kaynak:  www.bbc.com
Yazar:  Martin Puchner 

Okumaya devam et

MAKALE

Kitap önerisi: Stresli bir dünyada mutlu çocuk yetiştirmek

Stresli Bir Dünyada Mutlu Çocuk Yetiştirmek / Ahmet Yıldız / ALFA Yayınları

Güçlü Hafıza kitabı ile tanınan Ahmet Yıldız‘ın yeni kitabı günümüz çocuklarının mutluluğu üzerine odaklanıyor. Mutlu olmaya olan ihtiyacın arttığı günümüzde mutluluğa bilimsel çerçeveden bakan yazar kitabın son bölümünde 52 etkinlik önerisi sunuyor.

KİTABIN ARKA KAPAK YAZISI

mutluluk, mutlu çocuk, Manşet, kitap, ahmet yıldız
Kitap içerisinde yer alan 52 Hafta 52 Etkinlik bölümü ile ebeveynler çocuklarıyla mutluluğu güçlendirici aktiviteler yapabilecektir.

Sorular çocuklardan önce doğar, onlardan daha hızlı büyürler.

Doğmadan önce:
“Bu dünyaya çocuk getirilir mi?”

Doğduktan sonra,
“ İyi bir anne/baba olabilecek miyim?”

Büyüyünce:
“Ben nerede yanlış yaptım?”

Anne babalık istifa edilemeyen bir görev; iyi yapmak yetmiyor, her gün daha iyi yapmak gerekiyor! Neyse ki, çocuğunuz dünyadaki ilk çocuk değil ve son çocuk da olmayacak. Bilim dünyası hızla kritik sorunlara uygulanabilir çözümler üretiyor.

Mutlu bir çocukluk herkesin hakkı ve isteği. Büyük soru şu? Peki, ama nasıl?

Türkiye çapında etkinlik uygulamalarıyla tanınan Ahmet Yıldız bu kitabında iki büyük sorunun peşinde:

“Çocuğuma mutlu bir çocukluk yaşatabilecek miyim?”
“Çocuğuma mutlu, başarılı ve güvenli bir gelecek inşa edebilecek miyim?”

Mutlu çocuklar üzerine odaklanmak çok önemli, çünkü çocuklar hızla mutsuzlaşıyor. Araştırmalara göre, çocukların üçte biri mutsuz.

İradeleri, istekleri ve dikkatleri görülmedik derecede kırılgan, zayıf ve dağınık.

Güzel haber şu ki, mutlu çocuk olmak öğrenilebiliyor.

Kitabı nasıl inceleyip temin edebilirim?

mutluluk, mutlu çocuk, Manşet, kitap, ahmet yıldız
Stresli Bir Dünyada Mutlu Çocuk Yetiştirmek Ahmet Yıldız

Kitap Türkiye’deki tüm orta ve büyük ölçekli kitapçılara dağıtılmaktadır. D&R gibi büyük zincir mağazalarda daima bulabilirsiniz. Küçük kitapçılarda ise az sayıda stok tutulduğundan dolayı bazı kitaplar bulunamayabilmektedir. Bu tür durumlarda okurun yapması gereken iki yol vardır;
1. Size en yakın kitapçıya giderek kitabı sorabilirsiniz. Eğer kitap sorduğunuz kitapçıda yoksa hafif fırça atarak :)) getirmesini isteyip sipariş verebilirsiniz. Bu durumda kitapçı 1-2 gün içerisinde kitabınızı size ulaştıracaktır.
2. İnternet üzerinden kitap satan yerlerden kitabı (üstelik %20 – %30 daha ucuza) alabilirsiniz.

İşte bazı internet kitapçıları:

Okumaya devam et

MAKALE

Mükemmel strateji: Kullanışlı, sade ve zamana dayanıklı olmalıdır

strateji, Manşet, küçük siyah elbise, coco chanel

Antoine de Saint-Exupery’nin dediği gibi “Mükemmellik eklenecek bir şey kalmadığında değil, çıkartılacak bir şey kalmadığında elde edilir.”  Temel Aksoy, Coco Chanel’in “küçük siyah elbise’’ tasarımından ilham alınarak nasıl strateji oluşturulması gerektiğini paylaşıyor. Şirketlerin tasarladıkları stratejilerin kullanışlı, yalın ve zamana dayanıklı olması gerektiğini anlatıyor.

Strateji Küçük Siyah Elbise Gibi Olmalıdır

Coco Chanel, 1926 yılında Paris’te ev temizliği yapan kadınların giysilerinden esinlenerek siyah bir elbise tasarladı.  Bu “küçük siyah elbise” 20.Yüzyılın moda ikonu oldu.

Chanel’in kullandığı jarse kumaş ne penye gibi yumuşak ve vücudu sarıp giyen kadını ucuz gösteren ne o dönemde yaygın olarak kullanılan sert kumaşlar gibi kaskatıydı. Kadınlar yüksek topuklu ayakkabı ve inci kolyelerle “küçük siyah elbiseyi” davetlerde giydikleri gibi düz ayakkabılar ve bir eşarpla gündüz de giyebiliyorlardı. Siyah rengin ve jarse kumaşın modası geçmiyor, kadınlar bir kere satın aldıktan sonra elbiseyi uzun yıllar kullanıyorlardı. 

Virginia Üniversitesi Darden School profesörü Jeanne Liedtka, strateji yapanların Coco Chanel’in bu ikonik elbise tasarımından ilham almaları gerektiğini söyler.  

Strateji insanlar ve şirketlerin hedeflerine ulaşmak için seçtikleri yöntemdir. Her yöntem gibi strateji de kullanışlı olduğu ölçüde değerlidir. “Küçük siyah elbisenin” bir gece davetinde abiye, bir akşamüstü gezmesinde kadını rahat ettirmesi gibi şirketlerin sahiplendikleri stratejiler de değişen koşullarda amaca hizmet edebilmelidir. 

Ayrıca stratejinin sade ve yalın olması gerekir. Bugün çoğu şirketin web sitelerine ve toplantı odalarının duvarlarına yazdığı stratejileri anlamak mümkün değildir. Hatta bunları tasarlayıp yazanlar bile ne demek istediklerini günlük dilde anlatamazlar. Çünkü kullandıkları stratejiler çok karışık, çok karmaşık, çok dolaylıdır. Oysa mükemmel olan her strateji sade ve yalındır. Antoine de Saint-Exupery’nin dediği gibi “Mükemmellik eklenecek bir şey kalmadığında değil, çıkartılacak bir şey kalmadığında elde edilir.” Coco Chanel’in “küçük siyah elbisesinden” çıkartılacak hiçbir parça hiçbir ayrıntı hiçbir dantel yoktur. Zarafeti saf, sade ve yalın olmasından gelir.    

Son olarak stratejinin zamana dayanıklı olması gerekir. Strateji değiştirilmez diye bir kural yoktur elbette ama iyi strateji zamana dayanıklı olandır. Eğer bir şirketin benimsediği strateji moda olan bir akımdan etkilenirse kısa zamanda demode olur. Amazon’un kurucusu Jeff Bezos “Başarılı ve sürdürülebilir bir iş kurmak istiyorsanız kendinize sormanız gereken soru gelecek yıllarda nelerin değişeceği değil, nelerin değişmeyeceği sorusudur. Değişmeyecek olanları tespit edin ve bütün enerjinizi ve çabanızı bunlara yoğunlaştırın.” der. Coco Chanel’in “küçük siyah elbisesi” zamana dayanıklı olduğu için ikonik bir tasarım olmuştur.

Coco Chanel’in 1926’da tasarladığı “küçük siyah elbise” bugün hala kadınların girdikleri farklı ortamda insanları etkilemek, kendi kimliklerini yansıtmak ama aynı zamanda rahat etmek için kullandıkları; kolay yıpranmayan, modası hiç geçmeyen bir elbise. Üstelik çok zarif.

Şirketlerin tasarladıkları stratejilerin de “küçük siyah elbise” gibi kullanışlı, yalın ve zamana dayanıklı olması gerekir.

Kaynak: www.temelaksoy.com
Yazar: Temel Aksoy

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND