Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

“maalesef aile değil şirketiz”

Zirvelerde nasıl yaşanır? Başarılı bir insanla yaşamak nasıl bir şeydir? Başarının bedelleri gündelik hayatta nasıl ödenir? Başarı, çok sayıda insanın istediği bir şeyi bir kişinin elde etmesi ise, bunu yapabilmiş bir insanın itirafları bir tık ötede!

MAALESEF AİLE DEĞİL ŞİRKETİZ

Röportaj: Ayşe ARMAN
Kaynak: Hürriyet hazetesi

Bazen üzülüyorum. Çünkü ben de kantarın topuzunu kaçırıyorum. İşte o zaman, yaptığımız işin zaafını daha iyi görüyorum:

Elinde bir köşe var, bir de bilgisayar klavyesi, yazdıkça yazıyorsun. Yazdıkça kendini havaya sokuyorsun, soktukça yazıyorsun. Bunu sadece ben yapmıyorum. Sakın yanlış anlamayın, söylediklerimi inkar etmiyorum, geri almıyorum, sadece üzerinden zaman geçtikçe, karşı tarafı da dinledikçe kendimi biraz acımasız buluyorum. Bir süre önce Kaya Çilingiroğlu aleyhine yazdığım yazı ağır olmuş. Bu benim, kendi yazım hakkında verdiğim yargı. Ama esas olarak yaptığım işi, sizin değerlendirmenize, sizin kantarınıza sunuyorum. Hülya Avşarı çok dinlediniz, buyrun bir de Kaya Çilingiroğlu alın. Sonra bu çifte nasıl, ne tür bir yargıyı yakıştıracaksınız siz yakıştırın.

HAMİŞ: Bu röportaj Fikret Ercan olmasaydı, yapılamazdı. Kayaya komplekssizliğinden, Fikret Ercana da yardımlarından ötürü teşekkür ederim.

Ayşe Arman

AYŞE ARMAN SORUYOR, HÜLYA AVŞARIN KOCASI KAYA ÇİLİNGİROĞLU YANITLIYOR

Bu kadın size bir mükafat mı bela mı?

– Kesinlikle bela değil ama mükafat olduğunu da tartışırım… Yine de hakkını teslim etmek gerekir, çocuğuma çok iyi bakıyor, çok iyi bir anne ve bir gün dahi beni rencide edecek bir şey yapmadı. İsteseydi beni çok mahçup edebilirdi. Karımın bana olan bağlılığından hiç şüphe etmedim.

Peki hayalinizdeki kadın bu muydu? Her şeyi sıfırlama imkanınız olsa yeniden evleneceğiniz kadın Hülya Avşar mı olurdu?

– Hülya Avşarın başka bir versiyonu olabilirdi. Bazı huylarıyla, fiziğle tamam. Ama istemediğim ve değiştirmek istediğim huyları var. Öyle bir Hülya Avşar olabilirdi.

İki ayrı evde yaşama fikri neden gündeme gelmiyor? Aranız da kötü olmayacak, Zehrayı her zaman görebileceksiniz. Ama özgür de olacaksınız ve hesap vermeniz gerekmeyecek. Böyle bir şeyi tercih etmez misiniz?

– Evet ama Türkiyede yaşıyoruz. Böyle bir hakkımız yok bu memlekette. Olsaydı düşünebilirdik.

Kendinizi zaman zaman bir kafesin içine sıkışmış kaplan gibi hissettiğiniz oluyor mu?

– Benim kafes biraz büyük. 740 bin kilometre kare. Ama bu hayatı ben tercih ettim. Kimseyi suçlayamam. Avantajları kadar dezavantajları da olacak. Fakat işin ucu kaçtı artık. Fırsatını bulsalar evimize dalacaklar. Ben de agresif olmaya başladım.

Zaten sizin bir gazeteciyi hastanelik etme hadiseniz de vardı, öyle değil mi?

– Evet 20 sene önce. Talihsiz bir olay. Alnıma yapıştı. Sonradan bir insana tokat atmışlığım yok. Ama herkes benim kavgacı Kaya olarak tanır.

Playboy Kaya, çapkın Kaya, kavgacı Kaya… Başka?

– Benim sorunum şu: Benim yıldızım düşük.

O ne demek?

– Abuk sabuk şeyler mutlaka benim başıma gelir demek. 20 çocuk oyun oynar, benim ayağıma paslı çivi batar, tetanoz iğnesi olurum. Kolum kırılır, alçıyla üç kere denize düşerim. Bir şey olacaksa, mutlaka benim başıma gelir yani. Mesela iyi bir golf oyuncusuyum. Ama tapa diye bir şey var, ben attığım zaman, mutlaka top deliğin kenarında durur. Ben bilirim bunu, gelecek ve orada kalacak.

ZEHRANIN HAYATI BİZDEN DAHA ZOR

Hülya da ben de belli şeyleri kendimiz tercih ettik. Zehranın böyle bir tercihi olmadı. Bütün bunları nasıl kaldıracak? Geçen gün Kıyıya gittik, Zehra ‘‘Artık istemiyorum. Çekmesinler baba’’ dedi. 5 yaşında çocuk. Onun tolere etme şansı bizim kadar olacak mı? Büyüyünce bu yaşadıkları onu nasıl etkileyecek? Tüm bunlar düşündürüyor insanı…

Nasıl bir babasınız?

– Çok seviyorum kızımı ama çok vakit ayırdığımı söyleyemem. Hülya kadar ilgilenemiyorum. Bir erkek çocuğu olsa belki daha fazla şey paylaşabilirdim. Annesine daha düşkün. Ben onunla oturup evcilik oynayamıyorum. Hani oğlum olsa, top oynayacağım, kovboy filmine götüreceğim, araba yarıştıracağım. Bana diyor ki, ‘‘Barbi oynayalım baba’’ ya da ‘‘Onu kesip biçip, dikelim.’’ Belki zamanla paylaşacağımız şeyler artar…

Bir pedagoga danıştığınız oluyor mu?

– Arada Hülya arıyor, bir şeyler soruyor. Ama pedagoga karı-koca gideceksin. Çocuğunu da götüreceksin. Telefonda fikir almak ne kadar doğru? Birlikte hiç gitmedik.

O KADINLA DA OLUR MU BE KAYA

Çok insan tanırım. Ama dostum diyebileceklerimin sayısı 5i geçmez. Kötü bir olayda ‘‘Bir ihtiyacın var mı?’’ diye aramak bir şey ifade etmiyor, yanıma geleceksin. İhtiyacım olsun olmasın, yanımda oturacaksın. Pek çok insan telefon açtı şu son olayda, güya arkadaşım onlar, ‘‘Bu kadınla da olur mu be Kaya!’’ demek için aradılar. Kolay tabii ‘‘Oraya gitmeseydin, etmeseydin’’ demek. Ama ‘‘Biliyorum, üzgünsündür, canın sıkkındır, gel bir yemeğe gidelim’’ diye arayanlar da sağolsun oldu.

BAŞKANDAN DAHA DÜZGÜN BİR ADAMIM

Beşiktaş sizin için ne ifade ediyor?

– Çocukluğumda GSde spor yapmama rağmen iyi bir Beşiktaşlıyım. Ama son iki üç senedir şu mevcut başkan ve yönetim soğuttu beni takımımdan.

Siz ister miydiniz Beşiktaş kulübü başkanı olmak?

– Tabii ki isterim. Her Beşiktaşlı ister. Üstelik hali hazırda olan başkandan da daha düzgün bir adamım.

YATAK ODASINDAKİ PERDENİN METRE BOYU

Bu kadar tanınmanın, tanınmaktan dolayı iltimaslı olmanın, elbette bize artı değerleri var. Ama eksi değerleri de var. Tamam, kimse benim resmimi çekmesin diyemezsin. Kabul ediyorum. Özgürce dolaşıp gezemezsin de. Özel hayatımı da bil ama yatak odamdaki perdenin metre boyunu da bilme kardeşim! Herşey öyle yozlaştı ki, ben inanıyorum ki bazı magazinciler bu işlerden para alıyorar. Adamın hayatına bakıyorsun, altında cipler, kolunda saatler. Çocuğunu orada burada okutuyor. Ama maaşı belli. Nasıl oluyor bu işler?

Hiçbir aile kavgasında taraflardan birinin net, kemiksiz, yüzde 100, dibine kadar haklı olması mümkün değil. Olamaz. Eşyanın tabiatına aykırı. Mutlaka ve mutlaka deşersen iki taraftan da bir şeyler çıkar. Ama tabii bir de şu var: Bize düşmez. Aile kavgasının ortasına girilmez. Sonra onlar barışır, biz kötü oluruz!

Ama onlar da o kadar talihsiz bir aile ki, her şeyleri ortada ve biz o ortadaki şeyin içine burnumuzu sokabiliyoruz. Bizden kasdettiğim sadece gazeteciler değil. Bütün Türkiye. 60 milyon. Televizyon izleyen, gazete okuyan, dergi bakan, barda geyik yapan herkes. O kadar feci bir durum. Zor bir hayattan söz ediyorum. Getirisi kadar, hatta belki daha da fazla, götürdüğü var. Bir de ortada, tamamen masum, olan bitenden habersiz küçük Zehra var. Bugüne kadar, bu ailenin yaşadığı son olayda, kadın tarafıydık. Bugün erkek tarafı olduk. Ona sorduk, onu dinledik. Madalyonun diğer yüzü. Ve biliyor musunuz, ona da bazı konularda Hülya Avşara verdiğimiz kadar hak verdik…

Günün, ayın, yılın bir gecesinde muhasebe yaptığınızda, kendinizle hesaplaştığınızda, açık verdiğiniz bir nokta var mı? Kaldıramadığınız, taşıyamadığınız bir şeyler…

– Her şeyi kaldırabildiğimi düşünüyorum. Ya da ben öyle zannediyorum. Tam çözemedim. Günde üç saat spor yapan bir adamım ama son bir haftadır, acayip yorgun uyanıyorum. Acaba bende bir stres, bir gizli depresyon var da, ben mi farkedemiyorum?

Rahmetli Kaya Çilingiroğlunun oğlu, Hülya Avşarın kocası, hatta Zehranın babası. Hayatınız boyunca bu tanımlamaları çok duydunuz. Bu sizde hiç sorun yaratmıyor mu?

– Yoo. Dünyanın en komplekssiz adamıyım ben. Yani buna inanmak istiyorum. Kimbilir belki vardır da kompleksim, kendimden bile gizliyorumdur. Tabii ki, ‘‘Hülya Avşarın kocası’’ denecek. Milyonların tanıdığı, severek izlediği insan o. Kimse kalkıp ‘‘Kayanın karısı Hülyayı’’ seyrettik demeyecek. Kim daha fazla meşhursa, kamuoyu tarafından kim daha çok tanınıyorsa, öteki ona yakıştırılacak. Yine de, bütün bu insanların oğlu, kocası ve babası olarak sevildiğimi düşünüyorum. Değerli bir tarafım var ki, Hülya Avşar benimle bu kadar zaman geçiriyor. Demek ki, ben bunu hakediyorum.

YAŞAYAMAZ HALE GELDİM

Ara ara ‘‘Ama ben bunlardan daha fazlasıyım!’’ dediğiniz…

– Oluyor tabii. Ama ne yapacağım? Önüme gelene ‘‘Benimle röportaj yapın, size kim olduğumu anlatayım’’ mı diyeceğim? Ben kendimin ne olduğumu biliyorum zaten.

Yani haksızlık mı? Bazı insanların önyargısı da, benim yazdığım yazı da…

– Tabii ki öyle. Yok, ben rahatsızmışım, yok Hülya Avşardan intikam almak için bir takım şeyleri yapmışım. Düşünülerek yapılmış bir şey yok ki ortada.

İyi de böyle bir yargı da var: Bu kadını taşıyamadığınıza dair…

– Aksine ben son derece iyi taşıdığımı düşünüyorum. 13 senedir beraberim. Varsa Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bu çapta ünlü ve başarılı olan bir sanatçıyla bu kadar uzun süreli bir evlilik yürütebilen, çıksın…

Eskiden Hülya Avşar neredeyse her programda, soruda ‘‘Kaya aldatır. Ben aldatılan kadınım. Aldatmayan erkek var mı?’’ derdi. Siz de ertesi gün okurdunuz gazetelerde. Bunun iki sonucu olabilir: A) Çapkınlık piyasasında prim B) İtibar piyasasında eksi prim…

– A şıkkına katılmıyorum. Ama B şıkkı olabilir. Zaten Hülyanın en büyük hatalarından biri bu. ‘‘Kendimi savunmak için böyle yapmak zorundayım’’ dedi, dedi, sonunda da beni, eli bilmem neresinde bir erkek konumuna itti. Oysa, benim de bir iş hayatım var, sosyal çevrem var. Ben sürekli karısını aldatabilecek potansiyelde bir erkek oldum çıktım.

Ama siz de sütten çıkmış ak kaşık değilsiniz…

– Tabii ki değilim. Ama sürekli bir şeyler yakıştırıyorlar. Hepsi de gerçek olamaz değil mi? Hep şunu söylüyorum: Benim bir kadınla samimi bir şekilde bir fotoğrafımı basın, o zaman eyvallah. Senelerdir oraya gitti, onunla görüldü, bilmem kimle basıldı. Yaşayamaz hale geldim.

İnsanın uzun yıllar bir kadınla evli kalması, dünya güzeli bile olsa, monotonluk yaratıp, insanda sorunlar yaratıyor mu?

– E ‘‘aşk zamanı’’ bitiyor. Ama ne yapacaksın? Başka bir kadına da aşık olsan, bir sene sonra, o da bitecek. Yaşım olmuş 38. Anlatabildim mi? Ona da aşık ol, ondan da ayrıl, böyle mi yaşayacağız?

‘‘Aşk zamanı’’nın bitmesi paylaşılan şeylerin de azalması anlamına mı geliyor?

– Pek çok şey alışkanlığa dönüşüyor. Oysa ben karıma çok aşık olarak evlendim. Gerçi hálá tanımlayamadığım şeyler var: Birbirimize duyduğumuz aşk gerçekten bitti, biz, durumu mu kurtarmaya çalışıyoruz? Yoksa hálá karşılıklı bir şeyler hissediyor muyuz? Bunu çözemedim. Karım ise, sürekli basında ‘‘Artık birbirimize aşk-maşk hissetmiyoruz’’ diyor.

KONUŞAMIYORUZ BİLE

Bu tür şeyler insanı kırmaz mı?

– E kırıyor. O zaman da bugünlere geliyorsun. Ama ne yapabilirim ki, söylüyor…

İyi de ‘‘Yaptığın şey beni yaralıyor’’ neden demiyorsunuz?

– Şimdi bizim ev ortamımızı bilmediğin için… Bizim böyle bir konuşma yapma şansımız yok. Devamlı bir trafik var. Müthiş bir yoğunluk. Başbaşa kalıp konuşma fırsatımız bile olmuyor.

Nasıl oluyor böyle bir şey?

– Oluyor işte böyle bir şey. Benim sosyal hayatım, sporum var, eve geliyorum saat 7.5. Çocuğun yoğunluğu var, Hülyanın yoğunluğu var. Hababam bir hareket var evde, vakit yok.

Siz bir evlilik, aile değil, şirket tanımlıyorsunuz?

– Evet öyleyiz. Maalesef. Aynen bir şirket. Bu şirket, bir şekilde bugüne kadar idame ettirildi. Bundan sonra ne olur, kimse bilemez. Çok yoğun bir kadın Hülya…

Yoğunluğu-moğunluğu her şeyi anlıyorum da, sizin iki çift laf edememenizi anlamıyorum. Bunun her şeyden önemli olması gerekmez mi?

– Ama o çok ‘‘top’’ seviyede. İyi para kazanıyor. İyi de işler yapıyor. Haliyle durum böyle. Mesela, bu sene yılbaşında döndü dedi ki, ‘‘Ne yapayım, çalışayım mı?’’ ‘‘Tabii ki çalış’’ dedim. ‘‘İyi para veriyorlarsa.’’ Sonra yılbaşı günü rahatsız oldu, ‘‘Neden yılbaşı günü sen ve çocuğumla beraber değilim.’’ Ben de aldım çocuğu ona götürdüm. Sevindi.

EGOİST BİR ADAMIM

E bir yılbaşı da para kazanmasa ne olur?

– İşte insanların gelecek korkusu var. ‘‘Gelirken, atayım çuvala’’ diyor. Çuvala atarken de bazı şeyleri kaçırıyor. Ama hayat böyle. Birinden birini tercih edeceksin. ‘‘Hem bunu yapayım hem onu yapayım’’ olmuyor. Ya diyeceksin ki, ‘‘Doğru düzgün bir aile hayatım olsun, o işe de gitmeyivereyim.’’ Ama o zaman da, yavaş yavaş piyasadan silinirsin, o kazançları bulamazsın. Diyeceğim o ki, Hülya başka bir şeyi tercih etti, biz de buralara geldik. Ama ben de egoistim. Programlarım bozulsun istemem. Zıpzıp bir adamım. Bugün tiyatroda, yarın sinemada, öteki gün seyahatte. Oradan gelirim, buraya giderim, az uyurum, hiç yorulmam. Bana da bir kadının eşlik etmesi çok zordur yani. Hülya daha dengeli yaşıyor. İki tamamen farklı hayat, haliyle arızalar oluyor.

Ama yine de beraber çıktığınızda eğleniyorsunuz değil mi?

– Eğlendiğimiz söylenemez. ‘‘Az oturalım, erken uyuyalım, çocuğu bir şey mi olmuştur, o uyudu, bu kalktı.’’ Halbuki normal akışına bıraksa, belki kendisi de daha huzurlu olacak. ‘‘Kaya gibi yaşasam işimi yapamam’’ diyor. Haklı. Ama ben de zaman zaman onunla çıkmak istiyorum. Her zaman mutlaka söylerim ‘‘Sen de gel’’ Yarım ağızla da demem. E sürekli kendi başına da çıkarsan başına böyle saçma sapan şeyler gelebiliyor…

KARIMI KAFA OLARAK HİÇ ALDATMADIM

İlk gençliğinizden beri kadınlarla haşır neşir bir adamsınız. Herhangi bir kadını aldatmakla Hülya Avşarı aldatmak arasında bir fark var mı?

– Aldatmak enteresan bir kavram. Herkes başka bir anlam yükleyebilir. Ben aldattığımı kabul etmiyorum ki…

Nasıl yani?

– Çeşit çeşit aldatma var. Gecelik ilişkiler var, ben onları aldatmaktan saymıyorum. Ben kadınları sevmem diye bir şey yok ki. Normal bir erkeğim, tabii ki seveceğim. Ama ben eşimi aldattığımı söyleyemem. Şimdi biz bu aldatma konusuna fazla girersek Pazar sabahı Hülyayla birbirimize gireriz. Geçelim.

İyi de ‘‘Bugüne kadar karımı hiç aldatmadım’’ derseniz buna civcivler bile güler…

– Yoo. Bu benim düşüncem. Ben aldatmadım karımı. Kafa olarak aldatmadım yani. Satmadım onu. Hem kime neye göre aldatma? Benim için izafi bir kavram. Benim düşünceme göre aldatmak, benim sana verdiğim bir sözden geri dönmem. Yalan söylemem. Seni satmam. Beni Beşiktaş seçimlerinde satmışlardı, işte o aldatmak. Anlatabildim mi? Ötekini aldatmak olarak görmüyorum. ‘‘Sen Hülyaya ihanet ettin’’ ne demek? Ne yaptım? Sırtından mı bıçakladım? Parasını mı çaldım? Sözümü mü tutmadım?

Evlilik de bir tür ‘‘söz’’ vermektir ya. Ve o ‘‘söz’’ün belli kuralları vardır…

– Ne sözü veriyorsun? Diyorsun ki, ‘‘İyi günde, kötü günde yanındayım.’’ Bu kadar basit.

Başka biriyle yatmayacağına dair de söz veriyor insan…

– Valla nikah memuru bana böyle bir şey sormadı!

Tamamen masumsunuz yani!

– Kötü bir repütasyonum olabilir. Ama kadınlarda şöyle bir şey oluştu: ‘‘Kaya aldatır. Bana bakıyorsa, yatmak içindir.’’ Yok artık daha neler! Durup dururken telefon açtığım ilk kadın Hülyadır. Hiçbir evli kadına dönüp bakmadım. Hayatımda hiçbir kadına asılmadım. Ya da çok nadirdir, 300 kişide 5 kişidir yani…

BEN UYANIK GEÇİNEN ENAYİLERDENİM

Aynı ev içinde yabancı iki insan gibi yaşamanız nasıl mümkün oluyor. Sonunda iş, bir satranç oyununa dayanan bir yaşam tarzına mı geliyor?

– Satranç zeka ve sabır gerektirir. Bence bizimki satrançtan çok golfe benziyor. Stratejik bir oyun. Ve çok uzun. 18 delik oynanıyor.

Siz kaçıncı deliktesiniz?

– Valla bilmiyorum ama ilk 9u bitirdik. Hataların arttıkça oyunu daha fazla kaybedersin. İki taraf için de söylüyorum ama tabii ki medya açısından hatalı olan hep benim.

Ama karınızla yaptığım röportajda ‘‘İlişkimizde yüzde 60 hatalı benim’’ demişti. Sizce kim kime daha çok tahammül ediyor?

– Kamuoyu daha çok onun bana tahammül ettiğini düşünüyor. Öyle bilinsin. O söylemiş zaten kendi fikrini. Ben kalkıp karıma tahammül ediyorum demem. İkimiz de birbirimize tahammül ediyoruz.

En son ne zaman sadece ikiniz bir tatile gittiniz?

– Hiç.

Neden?

– Son beş senedir biz ikimiz birlikte yemeğe bile gitmedik!

İlişkiniz için evlilik danışmanına gitmeyi düşündünüz mü?

– Hayır. Ama Hülyanın bir danışmandan yardım alması gerektiğini düşünüyorum. İleriye yönelik hayatı için de. Yaptığı iş çok zor. Ve yolun başında değil. Bu işlerin çıkışı gibi inişi de var. En fazla o zarar görecek. Bir önlem alması lazım…

Peki eşiniz dışında adınızın anıldığı kadınlara güvenmeniz nereden kaynaklanıyor? Saflığınızdan mı?

– Valla, bütün uyanık geçinen insanlarda vardır bu. Uyanık geçinen enayiler. Ben de kendimi onlardan biri olarak görüyorum. Allah sonumuzu hayretsin.

KARIMIN BENİ ALDATMASI MÜMKÜN DEĞİL

Berbere ne zaman gitsem, eşinizin yanına bir takım isimler ilave edip olmayacak şeyler anlatıyorlar. Bunlar sizin de kulağınıza geliyordur herhalde…

– Bana gelmiyor. Hakkında dedikodu yapılıyordur ama karımın beni aldatması mümkün değil. Günahı boynuna tabii. Bu konuda hayatta yüzde yüz inanacağım tek insan annem. Ama yine de, hayatta inanmam. Hülya, çok rahat bir insan. Herkesle görüşür. İnsanlar da yanlış anlıyor olabilir. Her hangi bir davette Hülyayla biraz samimi olsalar, hemen sağda solda konuşuyorlardır: ‘‘Hülya da bana bilmem ne dedi, Hülya da şöyle yaptı.’’ Bu kadar aşağılıklar. Ben bir erkek, bir kadına nasıl bakar, gayet iyi bilirim. 60 milyonun beğendiği bir kadın o. Ama bunun dışında, bir de onu isteyerek bakanlar var. ‘‘Bu kadınla beraber olsam’’ diyenler. Onları çok iyi görüyorum. Bir kaç sefer denk geldim. Çok da güzel set koydum. Çünkü ben karıma her asılanı dövmeye kalksam, oooo yandım…

İŞ HAYATINDA ÇOK BAŞARILI OLABİLMEK İSTERDİM

Hayatta istediğiniz her şeyi elde etmiş biri misiniz?

– Yok canım. Nerde? Daha mutlu ve huzurlu bir adam olmak isterdim. Aile hayatımda bazı şeyler iyi gitsin. Ama zamanla farkediyorsun ki, olmuyor. İsterdim ki, babam 10 sene daha başımda kalsın. Çünkü en sıkıştığım zamanlarda mesela bu son olaylarda, babamın mezarının başına gidip onunla konuştum. Hálá onun bana verdiği güçle bazı şeylerin altından kalkabiliyorum. Sonra, iş hayatında çok başarılı olmak isterdim. Ancak o zaman karım tarafından sayılırım, çocuğum da beni sever diye düşünürdüm. Pek çok insan gibi ben de hayal ettim: Milyonlarca dolarım, yatım, katım, uçağım olsun. İyi de kazanmaya başlamıştım. Ama krizler geldi, işlerimiz bozuldu. Yine de 12 yıllık ticaret hayatımda hiçbir gün çeki, seneti yazılmamış bir adamım. Zaten artık çok büyük paralar kazanma peşinde değilim. O hırsım geçti. Bu standartımı koruyabileyim yeter…

TERSİ OLABİLİR AMA BEN BİR KADINA TECAVÜZ EDEMEM

Ortada bir tecavüz olmaması sizi sevindirdi neden…

– Ben hayatımda ne kimseye tecavüz ettim, ne zor kullandım. Tersi olabilir de, benim zor kullanmam mümkün değil. Zaten olay, kanıtlarıyla ortaya çıktı, mahkeme de gereken kararı verdi.

Tecavüz olmaması ‘‘suç’’u azaltıyor mu?

– Suçtan kastini anlayamadım…

Sizce ortada bir ‘‘suç’’ var mı?

– Yok. Ben suç olarak görmüyorum. Başıma geldi. Yapacak bir şey yok, yaşandı. Yaşanacağı varmış. Şimdi yaşanması, ileride yaşanmasından daha iyi. Zehra, okuma yazma bilse, tüm o haberleri gazetelerden okuyabilecekti. Kendisini çok rahatsız hissedecekti. En azından bu olmadı diye seviniyorum.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND