Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Lider marka olmak: Peki ama nasıl?

Doğanın temel kanunudur; değişen şartlara ayak uydurmayan canlılar yok olmaya mahkumdur. Markalarda canlı bir organizma gibidir. Değişime belli ölçüde ayak uyduran markalar ayakta kalır, fakat sadece ayakta kalır. Peki yaşayan bir markayı alanında liider bir konuma getirmek için neler yapılmalı? İşte lider bir marka nasıl olunur sorusunu titizlikle cevaplayan bir yazı…

kişisel gelişim
Doğanın temel kanunudur; değişen şartlara ayak uydurmayan canlılar yok olmaya mahkumdur. Markalarda canlı bir organizma gibidir. Değişime belli ölçüde ayak uyduran markalar ayakta kalır, fakat sadece ayakta kalır. Peki yaşayan bir markayı alanında liider bir konuma getirmek için neler yapılmalı? İşte lider bir marka nasıl olunur sorusunu titizlikle cevaplayan bir yazı…

 

Lider Marka Nasıl Olunur?

Bugün markalarının kendilerini “satmaları” gereken müşteriler artık eskisi gibi değil. Markalar artık, sayısız seçeneğe kolaylıkla ulaşabilen; duygularını, fikirlerini, şikâyetlerini bütün dünyayla paylaşabilen, hiçbir segmente sığmayan, daha fazlasını isteyen ve zor memnun olan müşterilerle karşı karşıyalar.

Bugün artık markadan bahsettiğimizde, sadece müşterilere hitap eden soyut bir varlıktan bahsetmiyoruz; aksine marka deyince bütün değer ortaklarıyla kurulan sıkı bağlar ve paylaşılan bir anlamı kastediyoruz.

Müşteriler, bayiler, tedarikçiler gibi değer ortaklarıyla sağlam bağlar kurabilmek için, markaların farklı duyarlılıklara sahip olmaları gerekiyor. Bu sebeple markaların ürünlerini “satmaktan” öte, insanların ruhlarına dokunacak yeni bir bakış açısına ihtiyaçları var. Interbrand’ın CEO’su Jez Frampton, bu yeni bakış açısına “marka liderliği” adını veriyor.

Bir markanın liderliğinden bahsettiğimiz zaman artık sadece ölçülebilen büyüklüklerden değil, bunların yanı sıra stil (tarz) liderliği, insanlara yol açma, onlara rehberlik yapma ve hayatlarına anlam katma gibi kolay ölçülemeyen ama insanların üzerinde son derece etkili olan bir anlayıştan bahsediyoruz.

Jez Frampton, bu zamanın ruhunu yakalayabilecek bir liderlik yapabilmeleri için markaların sahip olmaları gereken özellikleri şöyle sıralıyor:

1- Vizyoner olmak: 

İnsanlar inandıkları liderleri takip eder, inandıkları markaları savunur, onların çalışanı ve iş ortağı olmak isterler. İnsanların gözünde bu mertebeye ulaşmak isteyen bir markanın, bir “gelecek hayaline”  sahip olması ve bu hayaliyle müşterisi olsun olmasın herkese ilham vermesi gerekir. Marka, bu hayalini iyi bir öyküyle anlatmalı, bu öyküyle insanları kendi etrafında toplamalıdır.

2- Sohbetin parçası olmak: 

Artık tüketiciler köşelerinde oturup şirketlerden ürün ve hizmet bekleyen insanlar değiller. İnsanlar artık markanın oluşmasına kendi yorumları ve kullanımlarıyla katkı yapıyorlar. Ve böyle olduğu için de markaları sahiplerinden daha çok sahiplenip, kendi markaları olarak görüyorlar. Bugün büyük markalar, onları yaratan şirketlerden çok, tüketicilere ve genel olarak topluma ait varlıklardır. Sadece tüketiciler değil, tedarikçi, dağıtıcı ve genel olarak toplumun birlikte oluşturduğu kültürel oluşumlardır.  (Kontrol Kimde?) 

Bu nedenle markalar, insanların söylediklerine kulak vermeli, onların dile getirdikleri her konuyu dinlemeli ve onlarla işbirliği yapmalıdırlar. Müşterileri, tedarikçileri ve bayileri “işin içine dahil eden” markalar, değerli içgörüler elde etme,  yaratıcı fikirleri yakalama ve daha da önemlisi taraftarlarının sayısını artırma imkanına kavuşurlar.   Sahici bir diyalog ve sohbet için fırsat yaratmak; insanları can kulağıyla dinlemek hatta kimi eksiklikleri herkesten önce dile getirmek markalara sağlam müttefikler kazandırır.

3- İnovatif olmak:

Artık markalar, “daha iyisini” hatta “mükemmelini” yaptıkları iddia ettiklerinde insanlar bu iddialarla pek ilgilenmiyorlar. Teknolojinin de sağladığı imkanlarla  neredeyse bütün  işletmelerin üretim kalitesi çok iyi seviyelere ulaştı. Bugünün koşullarında “daha iyi” artık bir rekabet üstünlüğü değil.

Markların “daha iyi” vaadi yerine, insanların tatmin edilmemiş ihtiyaçlarını karşılayacak daha inovatif yaklaşımlara ihtiyaçları var. Gary Hamel’ın da dediği gibi markaların herkesin koştuğu kulvarda koşmak yerine kendilerine yeni bir kulvar açmak için çaba göstermeleri gerekiyor. Lider marka olmak için,  “en mükemmel” marka olmak değil, en sahici, en gerçek, en özgün marka olmak için çaba göstermek gerekiyor.

4- Tasarıma yatırım:

Bütün ürün ve hizmetler belirli bir kalitenin üzerinde üretildiği için artık insanlar, yoğurttan cep telefonuna kadar her kategorideki ürünün daha zarif ve şık görünmesini, daha iyi tasarlanmasını, daha kullanıcı dostu olmasını istiyorlar.

Bugün markaların sadece ürün ve hizmetlerini değil,  web sitelerinden satış noktalarına kadar müşterilere temas ettikleri her noktayı -tepeden tırnağa- daha estetik hale getirmeye ihtiyaçları var. (Tasarım Zihni)

5-İnsana yatırım:

Rekabet üstü markalar yaratmak için şirketlerin yetenekleriyle öne çıkan insanlara ihtiyacı var. Lider olmak, öncülük yapmak için şirketler, en yaratıcı ve en yetenekli insanları kendilerine çekmek ve onların kendilerini geliştirmelerine imkan sağlamak zorundalar. (Liderin En Önemli Görevi İyi İnsanları Kendine Çekmektir.)

Yaratıcı yetenekleri kendilerine çekmek için şirketler, yetenekli insanların nasıl bir çalışma ortamı istediklerini anlamak ve buna uygun bir çalışma ortamı yaratmak zorundalar. Yetenekli insanların çalışmaktan mutlu olduğu bir dünyayı şirketin içinde oluşturmak ve bu insanların kendilerini geliştirmelerine yatırım yapmak zorundalar.(Yaratıcı Bir İş Ortamı Nasıl Olur?)

6- Büyük veri 

Rekabetten sıyrılmanın yolu, müşterileri en iyi tanıyan marka olmaktan geçiyor. Geleneksel araştırmalardan elde edilen bilgiler bugünün dünyasında belirli bir noktaya kadar yarar sağlıyor. Müşterilerin ve genel olarak bütün değer ortaklarının hızla değişen davranışları hakkında içgörüye sahip olmak için şirketlerin daha karmaşık verileri çok daha hızlı ve gerçek zamanlı analiz etmeye ihtiyaçları var.

Bugün şirketler,  sosyal mecralardan lokasyon bildiren data kartlara, CRM bilgilerinden müşteri videolarına kadar her kanaldan hızla akan bütün verileri gerçek zamanlı analiz etmek zorundalar.

7- Katılımcı liderlik

Bugünün şirketleri eskiye kıyasla çok daha karmaşık yapılara sahip. Bu karmaşık organizasyonları daha etkili yönetmenin yolu, çalışanların işbirliğini ve katılımını artırmaktır. Şirketlerde  daha çok sayıda insanın karar alma sürecine katılması, liderlerin de katılımcı bir kültürün oluşmasını teşvik etmeleri gerekiyor.

8-Sürdürülebilirlik

Her ne pahasına olursa olsun başarılı olma anlayışı yok olurken bütün sektörlerde sürdürülebilir büyüme anlayışının yükseldiğini görüyoruz.

Gelecekte de en az bugün kadar başarılı ve güçlü olabilmenin yolu herkesin yararına olan sürdürülebilir bir organizasyon kurmaktan geçer. Şirketlerin kurumsal sosyal sorumluluğu işin çeperinde duran bir proje olarak değil, işin kendisi olarak görmeleri gerekir. Dünyadaki onca sorundan bir tanesini, müşterileri de işin içine katarak çözmeye çalışmak, sürdürülebilir marka olmanın yegane yoludur. (Toplum Sosyal Sorumluluğu Devletten Değil, Şirketlerden Bekliyor.)

9- Herkes için liderlik

Dünyanın ve medeniyetimizin ilerlemesi her birimizin, birbirimizi daha çok dinlemesine, daha iyi anlamasına bağlı. Bir marka sadece kendi kârını artırmak için değil, dokunduğu herkesi geliştirmek için de çaba göstermelidir.

Lider marka olmak için bu zamanın ruhunu iyi kavramak ve işi bir hesap oyunu gibi değil, insanlara fayda sağlayan bir anlam platformu olarak yönetmek gerekir.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Mutlu olma korkusu: Çerofobi nedir?

mutluluk korkusu, Manşet, çerofobi nedir, çerofobi belirtileri

Mutlu olmayı hak etmediğinizi mi düşünüyorsunuz? Eğer mutlu olursanız bunun olumsuz sonuçlar doğuracağına mı inanıyorsunuz? O zaman siz de mutluluk fobisine sahip olabilirsiniz. İşte çerofobi olarak da bilinen mutluluk korkusu hakkında her şey…

Mutluluktan korkmanın diğer adı: Çerofobi

Çerofobi, hakkında pek konuşulmasa da oldukça yaygın olduğu düşünülen bir sorun. Mutluluk korkusu diye bilinen bu kaygı türü, insan hayatını çekilmez bir hale getirebiliyor. Tedaviye başlamak için, önce geçmişinizi eşelemeniz gerekiyor.

Bir şeyin gerçek olamayacak derecede iyi göründüğünü hissettiğinizde, yani son zamanlarda sizin yararınıza birçok şey yaşandığını fark ettiğinizde, bu durum şüpheli mi görünüyor?

Kimi insanlar bu duyguyu aşamaz ve iyi şans, zihinlerinde bir uğursuzluğa dönüşür.

Akıldışı bir nefret duygusuna sahip olan insanlar, “Çerofobi” adı verilen bir olgudan mustariptir. Bu terim “keyifliyim/neşeliyim” anlamına gelen “chairo” kelimesinden türemiştir. Temel anlamda, (bu kişilerin) eğlenceli bir şeye katılmaya korkması anlamına gelir.

Korkutucu olan şey aktiviteler değil; şayet (eğlenceye) katılırsanız, mutlu ve kaygısız durumdayken korkunç bir şey olacağı korkusudur.

Çerofobi yaygın biçimde kullanılmıyor ya da iyi tanımlanmamış bir terim ve ruh sağlığı durumlarının teşhisinde temel kaynak olan (ABD’de kullanılan) ‘Zihinsel Bozukluklar Tanısal ve Sayısal Kılavuzu’nun  (DSM-5) son baskısında mevcut değil.

Ancak Healthline adlı siteye göre, kimi tıp uzmanları Çerofobi’yi bir kaygı biçimi olarak sınıflandırıyor.

BELİRTİLERİ NELERDİR?

Büyük ihtimalle çerofobisi olan biri her an için üzüntü yaşamıyor, yalnızca mutluluk yaşatabilecek olaylardan ve etkinliklerden kaçınıyor.

Healthline’ın aktardığına göre, bozukluğun kimi işaretleri şunlar:

– Bir sosyal buluşmaya davet edildiğinde endişe hissi.

– Kötü bir şeyin gerçekleşeceği korkusundan dolayı olumlu yaşamsal değişimler sağlayabilecek fırsatları görmezden gelme.

– “Eğlenceli” etkinliklere katılmayı reddetmek.

– Mutluluğu düşünmenin kişiyi kötü veya fena birisi yapacağı düşüncesi

– Mutluluğu düşünmenin kötü bir olayın gerçekleşeceği anlamına geldiğine inanmak

– Mutluluğu göstermenin, sizin ya da aileniz veya arkadaşlarınız için kötü olduğuna inanmak.

– Mutlu olmaya çabalamanın zaman ve enerji kaybı olduğunu düşünmek.

Psikiyatrist Carrie Barron, ‘Psychology Today’ adlı sitede yayınlanan bir blog yazısında, “zevk alma korkusu” biçiminde tanımlanan “Hedonofobi” ya da Çerofobi yaşayan insanlarla ilgili olası sebepleri ele alıyor.

“Bugünlerde, mutluluk arayışını konu alan birçok konuşma var,” diye yazmış.

“Bir insanın bu pozitif duygudan korkması olağandışı görünebilir. Şayet çocukluk dönemine dayanan bir mutluluk/ceza ilişkisinden kaynaklanıyorsa, düşündüğümüzden çok daha yaygın olabilir.”

SEBEBİ OLUMSUZ DENEYİMLER OLABİLİR

Örneğin, sevdiğiniz bir insanla veya belirli bir olayla ilişkilendirdiğiniz olumsuz bir deneyim ile çatışma yaşama korkusundan kaynaklanıyor olabilir. Mutluluk verici bir olayın hemen ardından kötü şeyler yaşamışsanız, buna karşı bir direnç geliştirebilirsiniz.

Barron, “Eğer zevk almaktan hoşlanmıyorsanız, bunun sebebi yol üzerinde bir yerde öfke, ceza, aşağılama ya da hırsızlığın -zevki siz hak etseniz de onlar ele geçirmiş ve- sevincinizi öldürmüş olması mümkün,” diye ekliyor. “Artık bunu hissetmekten korkuyorsunuz; zira, ardından bir hayal kırıklığı geliyor.”

Metro haber sitesinin gerçekleştirdiği bir söyleşide, blog yazarı Stephanie Yeboah, kendi deneyiminden çerofobi ile yaşamanın neye benzediğini anlatıyor:

“Bu, mutluluğun uzun sürmeyeceğini hissetmeniz nedeniyle tam anlamıyla bir ümitsizlik hissi yaşatıyor; bu ise, bir şeye dâhil olmaktan veya aktif biçimde bir şeyler yapmaktan kaygı duymanıza neden oluyor.

“Mutluluk korkusu, bir kişinin aralıksız olarak mutsuzluk içinde yaşadığı anlamına gelmiyor. Benim durumumda, çerofobi, travmatik olaylar nedeniyle daha da kötüleşti ve tetiklendi. Kazanılan bir kampanyayı kutlamak, zor bir görevi tamamlamak ya da bir müşteriyi kazanmak gibi şeyler bile huzursuz hissettiriyor.

Yeboah’ın çok da faydalı olmadığını ifade ettiği çerofobi tedavisi, kimi durumlarda depresyon sorununu tedavi etmekle karıştırılabiliyor.

“Çerofobi hakkında çok fazla kaynak olmadığı için yapabileceğim pek bir şey yok, bu yüzden sadece onunla yaşamaya devam ediyorum ve mümkün olduğu kadar onu düşünmekten kaçınıyorum.”

GEÇMİŞLE HESAPLAŞMAK GEREKİYOR

Barron, geçmişinizi eşelemenin başlangıç için iyi bir yer olduğunu, bu sayede olumsuz sonuçlardan korkmaksızın, keyfince zaman geçirmeye, eğlenmeye ve mutluluğa karşı tolerans göstermeyi deneyebileceğinizi söylüyor.

Bilhassa, iç-görü odaklı psikoterapi ve bilişsel davranışçı terapiler gibi tedavilerin, insanların sebepleri idrak etmede, ayrıca zevk ve acı arasında kurdukları olumsuz bağlantıları çözme noktasında yararlı olduğunu söylüyor.

Çerofobi ile uğraşmak, her şeyden öte, düşünme biçiminizi değiştiriyor. Şayet aynı sorunu yaşadığınızı düşünüyorsanız, büyük ihtimalle, geçmişte yaşanan bir çatışma ya da travma sebebiyle ortaya çıkan bir savunma mekanizmasıdır.

Sorunlarınız üzerinde çalışmak zaman alır; fakat tedavi ile bunu geçmişte bırakacak, mutluluğun tadını çıkaracak ve işte o anda yaşamaya başlayabileceksiniz.

Yazar: Lindsay Dodgson
Çeviren: Tarkan Tufan
Kaynak: www.gazeteduvar.com

Okumaya devam et

MAKALE

2019’un rengi belli oldu!

renk trendleri, pantone 2019, canlı mercan rengi, 2019 yılının rengi

Bu renk insana yaşama sevinci aşılıyor. Her bakışta farklı algılanan rengin sırrı ise denizin derinliklerinde gizli… Yeni yılda bu rengi sıkça görmeye hazır olun! İşte 2019’un rengi …

Pantone, 2019’un rengini açıkladı: Yaşama sevinci aşılıyor

Pantone Renk Enstitüsü her sene seçtiği yılın rengiyle pek çok sektörde kullanılan renk trendlerine ilham oluyor.

Pantone Renk Ensititüsü,  2019 yılının renginin, PANTONE 16-1546 Living Coral, yani  “canlı mercan” olduğunu açıkladı. Her bakışta farklı algılandığı söylenen “canlı mercan” renginin bakıldığı zaman insana yaşama sevinci aşıladığı düşünülüyor. Enstititü, her yıl renk belirlerken, topluma umut aşılayacak ve iç açacak renkler seçmeye özen gösterdiğini belirtti.

Son 20 yıldır insanların satın alma eğilimlerini, moda, mimarlık, dekorasyon ve ürün geliştirme stratejilerini yönlendiren renk trendlerini belirleyen Pantone Renk Enstitüsü, 2019 yılında canlı mercan renginin pek çok alanda karşımıza çıkacağını belirtiyor.

“Canlı mercan” hakkında yapılan yorumlardan biri de bu rengin her an karşılaşılabilecek bir renk olmayışı. Genel olarak denizin derinliklerinde yaşayan ıstakoz, karides, yengeç gibi hayvanlarda görülebiliyor. Bu sebeple insanlarda merak uyandırdığı ifade ediliyor.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Beyninize format atmak ister misiniz?

zihni boşaltma yolları, zihin detoksu ve olumlu düşüncenin gücü, beyin detoksu

Vücudumuzdaki fazlalıklardan kurtulmak için detoks yapıyoruz. Peki, zihnimizdeki fazlalıklardan nasıl kurtulacağız? İşte kendimizi yenilemek için 10 adımda zihinsel detoks…

10 ADIMDA ZİHİNSEL DETOKS!

Toprakla uğraşan insanlar bilirler, onu çer çöpten arındırmadan temizlemeden yeni bir tohum ekemezsiniz. Ancak toprak hazır olduğunda onu ekip verim alabilirsiniz. Zihnimiz de tıpkı toprak gibidir. Onu da hatadan yanlıştan arındıralım ki yeni yaratımlar yapabilelim.

Peki bu arınma nasıl yapılacak? Elbette zihinsel detoksla!

Bu süreçte aynı fiziksel detoksta dışarıdan aldıklarımıza nasıl dikkat ediyorsak, zihnimize kabul ettiklerimize ve dışardan bizi etkileyen olumsuz uyarıcılara da dikkat etmeliyiz.

İşte bunun çözümü aşağıdaki 10 maddede:

1- Enerjinizi olumsuz, negatif insanlara harcamaktan vazgeçin.

2- Geçmiş ilişkilerinizden özgürleşin. Sizi üzmüş akraba, arkadaş, eski sevgili kim varsa hepsini affedin. Ayrıca onlardan kalan hediye, fotoğraf, eşya, mesaj gibi şeylerin tümünden kurtulun.

3- Yaşam alanı detoksu… Öncelikle yakın çevreniz ve evinizden başlamakta fayda var. Evinizin sade, temiz ve karmaşadan uzak olması çok önemli. Hayatınızdaki karmaşa en başta evinizdeki karmaşadan kaynaklanıyor olabilir mi? Bu noktada evde kurumuş çiçekler varsa önce onlardan kurtulun çünkü bunlar düşük enerjilerdir. Cansız hayvanlar, böcekler aynı şekilde temizlenmeli. Ağır tablolar, heykel, maskeler ne varsa hepsinden özgürleşin. Daha hayat enerjisi çağrıştıran ağaç, çiçek, aile tablosu, dünyanın güzel yerleri gibi seçenekleri tercih edin. Baş ucunuza astığınız yalnız kadın tablosu aslında sizi de yalnızlaştırabilir!

4- Yaşamın her boyutuyla barışın. Ayrılıklar, hastalıklar, ölümler yüzünden elbette insanlar çok derin acılar çekiyor fakat yas bittikten bir süre sonra bu durumu kabullenmek gerekir. Aksi halde bu birçok olumsuz sonuca yol açıyor.

5- Enerjisi yüksek müzikler tercih edin. Söylediğimiz şarkılar somut bir şekilde hayatımızda açığa çıkabiliyor. Ayrıca olumsuz şarkı sözlerine sahip şarkılar beynimizi, duygularımızı ve ruh halimizi etkiliyor.

6- Kullandığınız kelimelere, cümlelere dikkat edin. ‘’Her şey kötüye gidiyor.’’ gibi cümleler kullanmak her şeyin kötüye gitmesine neden olur. Çevrenizdeki olayların %10 unu kontrol edemezsiniz fakat %90 ı sizin ona verdiğiniz tepkilerdir. Tutum ve tavırınızı değiştirmeye çalışın. Bu noktada odanızın bir köşesine yapıştıracağınız olumlama notları muhteşem bir etki yaratabilir. (Olumlama notlarından farklı bir yazımda daha bahsedeceğim.)

7- Her şeyin bir bilinci var. Evinizdeki eşyalar bile hayatınızda çok önemli bir fark yaratabilir. Eski, ağır enerjiler taşıyan eşyalardan kurtulun. İkinci el alınan eşyalara çok dikkat etmek lazım. Size iyi hissettirdiğinden emin olun. Evinizin bir köşesine mutlu anılarınızdan oluşan bir fotoğraf köşesi yapabilirsiniz. Ayrıca güzel battaniyeler, doğal kokular, minik ışıklandırmalarla evinizin enerjisini yükseltebilirsiniz.

8- Telefon ekranınızdaki görsellere dikkat! Sürekli gördüğümüz bu fotoğrafların bilinçaltımızı olumlu etkilemesi çok önemli. Başarılı hissettiğiniz bir anın fotoğrafını veya sizi motive eden güzel bir görseli tercih edebilirsiniz. Bilgisayar ekranlarını da unutmamak lazım.

9- Renklerin gücüne inanın. Hayatınızda aşk, cinsellik ihtiyacı varsa kırmızı, huzur, iletişim ise mavi veya tükenmişlik varsa ve rahatlamak istiyorsanız daha çok beyazı tercih etmelisiniz. Bir rahatsızlığınız varsa yeşil şifa rengidir. Pembe ise sizi ciddi anlamda rahatlatan sevgiye açan bir renktir.

10- Hayattaki hedeflerinizi görselleştirin, hayal kurun. Beyniniz inandığı bir şeyi gerçekleştirmeye programlıdır. Özellikle sabah ilk uyanıldığında ve gece uyumadan hemen önceki anlar çok değerli. Sizi mutlu eden şeyleri, hayallerinizi düşünün ve zihninizde yaşayın. Sabır ve azimle birlikte bir süre sonra bunları hayatınıza çektiğinizi fark edeceksiniz.

Yazar: Selin Demiröz
Kaynak: www.medium.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND