Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Lider adayları ayağa kalksın!

Kurumlar için geleceğin lider adaylarını önceden keşfetmek ve bu zorlu göreve hazırlamak hayati öneme sahip. Peki geleceğin lider adaylarını nasıl tanıyabiliriz? İşte lider adaylarının ayırt edici özellikleri…

kişisel gelişim

Kurumlar için geleceğin lider adaylarını önceden keşfetmek ve bu zorlu göreve hazırlamak hayati öneme sahip. Peki geleceğin lider adaylarını nasıl tanıyabiliriz? İşte lider adaylarının ayırt edici özellikleri…

Geleceğin liderlerini 100 metre öteden tanıyalım

Liderler birbirinden oldukça farklı özelliklere sahip olabilirler, fakat bazı özellikleri önemli benzerlikler gösterir. Buradan hareketle, geleceğin yöneticilerini bugünden tespit edebiliriz.

Geleceğin liderlerini 100 metre öteden tanımak için artık insan sarrafı olmanıza gerek yok: Fast Company yazarı Gwen Moran’ın yazdığı profilleri, Tom Rath StrengthsFinder 2.0 adındaki kitabında detaylı bir şekilde ele almış ve yarının liderlerini bu profiller sayesinde uzaktan tanımanız mümkün. Hatta, bu özelliklerin çevrenizdekilerde olup olmadığını gözlemlemek için birkaç ay yeter de artar bile!

Günümüzün liderlerinin en önemli görevlerinden biri de, geleceğin liderlerini yetiştirmek. Lider yetiştirmek için, öncelikle kimin liderlik özellikleri taşıdığını saptamak, doğru bir değerlendirme yapmak ve liderlik potansiyeli olan kişilerin yetiştirilmesi için bugünden kolları sıvamak gerekli.

Çoğu zaman şirketlerin çalışanlarını liderlik potansiyellerine göre değil, yapabilirliklerine göre terfi ettirdiklerini görürüz. Bir kişi çok iyi bir satış görevlisi olabilir veya hatasız bir muhasebecidir ve işteki başarısıyla, amirlerine bir üst seviyeye çıkmayı hak ettiğini kanıtlar ancak işindeki başarısı, yöneticilik pozisyonunu iyi yapacağının bir göstergesi değildir. 

Astlarını nasıl yönetecektir? Onları işle ilgili nasıl eğitecektir? Kriz anında nasıl bir liderlik sergileyecektir? gibi soruların cevabı kişinin işini iyi yapmasının ötesinde liderlik becerileri gerektirir. Kişinin yöneticilik pozisyonuna atanmadan çevresindekileri yönetme yeteneği sınanmalıdır. Yönetici adaylarında hangi niteliklere bakılmalı? Hangi ipuçları kişinin liderlik özelliklerini gösterir, nelere dikkat edilmeli? İşte size geleceğin liderlerinin profilleri…

Danışman

Herkes bu kişileri tavsiye almak, danışmak için arar, detaylı bilgi birikimleri, konulara bakışları derin bir araştırmanın sonucudur. Okumaktan, konuların derinine inmekten zevk duyarlar. Bir konuyu etraflıca araştırmadan konuyla ilgili bilgi sahip olduklarını iddia etmezler. Bilgilerini onlarla bir toplantıya girdiğinizde görürsünüz, konunun her detayına hâkim, tereddütsüz cevaplar verir, diğer iş arkadaşlarının danıştığı kişi olurlar. Danışmanlar akıllı insanlardır, insan ilişkileri güçlüdür. Egoları veya kibirlerine yenik düşmezler, başkalarına yardım etmek onlara saygı kazandırır. Çevrelerinin onlara duyduğu saygı geleceğin liderleri olarak etkili olacaklarının önemli bir göstergesidir. 

Düzeltici

Hiçbir zaman özürlere sığınmayan, her zaman çözüme, işin nasıl tamamlanabileceğine konsantre olan bir çalışanınız varsa, güçlü bir lider adayınız var demektir. Önünüze bir dolu engel çıktığında, bu iş olmayacak diyerek ümitsizliğe kapılmak yerine, grubu farklı çözüm yollarına iten, düşündüren, motive eden, hiç pes etmeyen biri. Olumsuzluklar bu lider adaylarını engellemez aksine kamçılar. Zorluklardan ders çıkarır, ilerde bu işlerin nasıl yapılması gerektiğiyle ilgili kafa yorarlar. Geleceğin liderlerinin zorluklar karşısında böyle bir olumlu bakış açısına ve azimli çalışmaya ihtiyaçları vardır.

Teşvik edici

Rath, kitabında diğerlerine ilham veren ve onları ortak bir amaca iten kişilere ‘teşvik edici’ adını vermekte. Teşvik eden kişiler yöneticilik konumuna gelmeden çok yıllar önce, takım arkadaşlarını çeşitli konularda desteklemiş, daha iyi olmaları için teşvik etmiş kişilerdir. Birçokları gibi, sadece kendi gelişimlerine odaklanmak yerine, çevrelerinin de daha iyiye gitmesi için doğal bir içgüdüyle çaba harcayan nadir kişiler. Burada önemli bir ayrım söz konusudur: kendine odaklanmak yerine, takımın daha iyiye gitmesine öncelik vermek bireyselliğin ön plana çıktığı iş dünyasında bulunmaz hint kumaşı niteliğinde. Böyle bir liderlik yaklaşımı sayesinde şirkette çalışan birçok kişi kendini kişisel ve profesyonel anlamda geliştirme fırsatı bulacaktır.

Dinleyici

Hepimiz dinlemenin öneminin farkındayız. Ancak güçlü lider adayları odaklanarak dinlemeye zaman ayırmayı alışkanlık haline getiren profesyonellerdir. Karşılarındakini dinlerken, bir yandan duyduklarını akıllarına yazarken diğer yandan da konuşulan konu üzerine düşünüp çözümler oluşturmaya başlarlar. Bu ‘odaklanarak dinleme’ sürecinin en büyük yararı dinlenilen kişilerin yeteneklerini ortaya çıkarmaktır. Yeni yetenekleri bulmak ise, liderin önemli vasıfları arasındadır. Lider ne kadar çevresindekileri dinleme eğiliminde olursa, o kadar farklı bilgiye ve fikre kulak verecek, hem çevresini tanıyacak, hem de şirketin yararına geliştirebileceği çözümlerle ilgili bilgilere farklı kaynaklardan ulaşmış olacaktır. Dinlemek herşeyin özüdür. Dinlemeden olup biteni etraflıca anlamak mümkün olmayacağı gibi, liderin doğru kararlar vermesi de zor olacaktır.

Uzman

Uzmanlaşmak bir değerdir. Rath’e göre, her işi yapmaya çalışan ve her konuyu bildiklerini iddia eden kişiler aslında pek de birşey bilmiyorlar demektir. Liderler güçlü oldukları konuları bilirler ve bu konulara odaklanırlar. Diğer konuları gene o konuların uzmanlarına bırakırlar veya onlardan destek alırlar. Konunun uzmanlarına danışmak onları bilgisiz veya deneyimsiz göstermez. Bilakis, her konunun en iyiler tarafından yapılması veya görüş alınarak desteklenmesi lideri gelişime açık, başkalarının bilgi ve deneyimlerine değer veren biri haline getirir. Bir liderin herşeyde iyi olduğunu kanıtlama çabası gereksiz bir uğraştır. Hem zaman kaybeder ve kaybettirir, hem de kendini ve çevresindekileri kandırmaya çalışır hale gelir. Tüm bu uğraşların kimseye faydası olmadığı gibi, günün sonunda ciddi bir verimlilik kaybına sebep olur.  
Uzman liderler çoğu zaman güçlü yönlerini kullanmayı bildikleri gibi, zayıf yönlerini saklamak yerine işin uzmanlarına delege etmeyi bilen ve kendini geliştirmekten korkmayan aksine gurur duyan insanlardır.

Stajyer

Stajyer ruhlu liderler geleceğimizi şekillendirmeye en istekli olanlardır. Öğrenmeye açıktırlar. Çevrelerinden yeni şeyler öğrenmek için her zaman yeni koçların peşindedirler. Amaçları, öğrenmektir. Hiçbir zaman ‘her şeyi biliyorum’ tavrında olmamakla beraber, ‘her şeyi öğrenmek isterim’ coşkusuyla konulara ve insanlara yaklaşırlar. Her yeni atılımlarında objektif bir şekilde neleri bilmediklerini saptarlar ve bilmedikleri konunun ileri gelenlerine, mentorlara, öğretim görevlilerine, iş adamlarına başvururlar. Hızla öğrenmek ve yeni konularına adapte olmak için adeta bir sefeberliğe girerler. Bol bol okur, araştırma yaparlar ve koçlarından en etkili şekilde yararlanırlar. Olumlu geribildirim almak onların öğrenme hızlarına ve yeni yeteneklerini geliştirmelerine son derece olumlu etki eder. Kısacası, stajyer ruhlu lider adayları bir çocuk coşkusu ve merakına sahip olup, bir yetişkin ciddiyetinde öğrenen kişilerdir.

Öncelik Belirleyen

Zaman çok hızlı akarken, yapılması gereken işler bazen çok daha da hızlı çoğalıyor. İşler yetişmedikçe üzerine yenileri geliyor ancak zaman geçmeye devam ediyor. Ortalamada 24 saatin 8 ila 10 saati fiziksel olarak işte geçerken, gün içinde kafamızın sürekli işte olduğunu gördüğümüz günler az değil… 

Önceliklerimizi belirlememiz ve zamanlamamızı ona göre yapmamız şart. Geleceğin lideri bu konuda çok iyi olmak zorunda. Bir yandan, bekleyebilir ıvır zıvır işleri ötelemeyi bilirken, öncelikleri zamanında hatta zamanından önce yetiştirmesi olmazsa olmaz. Bunun bilincinde olunca uzun dönemde hangi görevleri ne zaman yerine getirmesi gerektiği, nelere zamanını harcaması, nelerle oyalanmaması gerektiğini saptaması ve bu saptama doğrultusunda harekete geçmesi lazım. Oyalanmaması gereken işleri saptadığında sadece işleri bir kenara itmekle kalmaz, kafa karışıklığına sebep olan pek de anlamlı olmayan bu işlerin sebeplerini bulur ve insanın enerjisini çeken bu işlerin arkasındaki sebepleri ortadan kaldırır. Önceliklerini iyi saptayan bu liderler detaylarda boğulmayıp büyük resimden yola çıkar ve önemli problemleri kökünden hallederler. Bu sayede kendilerinin ve takımlarının performansı yüksektir. Diğer yandan da, kurumlarının yararına olacağını düşündükleri yeni şeyleri denemekten çekinmezler. Şirketlerini uzun dönemde ileriye taşıyacak aktiviteleri ve sektörleri belirler, anlamlı bir büyüme için uzun soluklu planlar oluşturur ve uygulamanın her aşamasını yakından takip ederler.

Geleceğin liderlerini birçok sorumluluk ve zorlu görev beklemekte. Bunların üstesinden gelebilmek için, liderlerin dinlemeyi bilen, önceliklerini iyi belirleyen, uzmanlaşmış, bilgiye değer veren, çevresindekilerin bilgisine, emeğine ve deneyimine saygı duyan, kendini sürekli geliştirmeye, öğrenmeye açık azimli bireyler olmaları gerekli.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Çocukların ev ödevlerine yardım etmeli mi?

Manşet, ebeveyn, çocuk yetiştirme, araştırma

Anne babalar çocuklarının eğitimine ne kadar dahil olmalı? Ev ödevlerine yardım etmeli mi? Etmemeli mi? İşte ebeveyn müdahalesinin akademik başarıya etkisi olup olmadığını araştıran, şimdiye dek yapılmış en geniş kapsamlı çalışmanın detayları…

Çocuklarınızın Ödevlerine Yardım Etmeyin!

Günümüzde çocuk yetiştirmenin en temel “zorunluluklarından” biri de, ebeveynlerin çocuklarının eğitimine aktif bir şekilde dahil olması gerekliliği: Öğretmenlerle toplantılar yapmak, okuldaki gönüllü işlere katılmak, ödevlere yardımcı olmak ve çok az sayıda çalışan ebeveynin zaman bulabildiği yüzlerce başka şey yapmak… Bu zorunluluklar içimize öylesine işlemiş ki, çok az ebeveyn bu kadar çabaya değip değmediğini sorgular.

Bu Ocak ayına kadar birçok araştırmacı için de bu böyleydi. Teksas Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü olan Keith Robinson ve Duke Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü olan Angel L. Harris, ebeveyn müdahalesinin akademik başarıya etkisi olup olmadığını araştırdıkları, şimdiye dek yapılmış en geniş kapsamlı çalışmada, durumun pek de öyle olmadığı sonucuna vardılar. Araştırmacılar, Amerikalı ebeveynler üzerine yapılmış yaklaşık 30 yıl değerindeki uzun vadeli bütün araştırmaları taradı. Çocukların ödevlerine yardım etmekten üniversite planları üzerine konuşmaya ve okullarında gönüllü olarak çalışmaya kadar çocukların akademik hayatına müdahil olmanın 63 farklı yolunu araştırdılar. Bu araştırma, ebeveynleri daha çok müdahil olan çocukların zamanla daha fazla gelişme gösterip göstermediklerini bulmayı amaçlıyordu. Araştırmacılar bunu, çocukların okuma ve matematikteki sınav sonuçlarını içeren akademik performanslarına dayanarak ölçtüler.

Buldukları şey şaşırtıcıydı. Ölçülebilen ebeveyn müdahalesinin – ebeveynin ait olduğu etnik köken, kültür, sosyal sınıf ya da eğitim düzeyi ne olursa olsun – çocuklara akademik olarak çok az faydası olduğu hatta onları gerilettiğini gördüler.

Kızınızın ödevini her gece gözden geçiriyor musunuz? Robinson ve Harris’in Bozuk Pusula: Çocukların Eğitiminde Veli Müdahalesi isimli çalışmada yayımlanan verilerine göre bunu yapmanız kızınızın testlerden daha yüksek not almasını sağlamayacak. Üstelik çocuklar ortaokul çağına geldiklerinde, ebeveynlerin ödevlere yardım ediyor olması sınav sonuçlarını aşağıya çekebiliyor. Robinson’a göre bunun nedeni, velilerin, çocukların okulda öğrendikleri şeyleri çoktan unutmuş olmaları ya da aslında bunları asla tam olarak anlayamamış olmaları.

Benzer şekilde velileri sürekli öğretmenlerle ve okul müdürleriyle görüşen çocuklar, velileri okulda pek görünmeyen akranlarından akademik olarak daha hızlı gelişmiyorlardı. Diğer yararsız veli müdahalelerininse şunlar olduğu ortaya çıktı: Bir çocuğun sınıfını gözlemlemek, bir ergenin lisede alacağı dersleri seçmesinde yardımcı olmak, kötü not yüzünden çocuğu cezalandırmak ya da ödevini ne zaman yapacağı konusunda katı kurallar koymak gibi disiplinle ilgili önlemler. Robinson, bu tarz bir müdahalelerin heveslendirmekten çok kaygı yaratacağını düşünüyor. “Onlara, ‘Okulda daha fazla gönüllü olmamı ister misin? Okuldaki sosyal aktivitelere katılayım mı? Ödevlerine yardım etmem sana yardımcı oluyor mu?’ diye sorun” diyor Robinson. “Neler yapmaları gerektiği konusunda velileri ve okulları bilgilendirmeyi akıl ediyoruz ama çocukları genellikle bu konuşmanın dışında bırakıyoruz.”

Okullara velilerin de dahil olmasının bir dogma haline gelmesinin nedenlerinden biri de devletin bunu aktif bir şekilde teşvik etmesidir. Okullarda veli komitelerinin (Okul-Aile Birliği) kurulmasının talep edilmesinin sebebi, daha aktif anne ve babaların orta sınıf ile yoksul öğrenciler arasındaki performans farkının kapatılmasına katkıda bulunmasını sağlamaktır. Ancak bu yeni araştırmaya kadar hiç kimse, veliler ve okullar arasındaki ilişkinin, çocukların başarısını geliştirdiği varsayımını test etmedi. 

Robinson ve Harris bu varsayımı büyük ölçüde çürütürken, küçük çocuklara yüksek sesle kitap okumak (ebeveynlerin yarısından azı bunu günlük olarak yapıyordu) ve ergenlerle üniversite planları hakkında konuşmak gibi küçücük alışkanlıkların fark yaratabileceğini gördüler. Ancak bu müdahaleler, okullarda ya da öğretmenlerin yanında değil, evde hayata geçiriliyordu.

Dahası, ebeveynleri eğitimlerini önemsemediği için yoksul öğrencilerin okulda başarısız olduğuna dair yaygın inanışın da yanlış olduğu ortaya çıktı. Etnik kökeni, sosyal sınıfı ve eğitim seviyesi ne olursa olsun, velilerin büyük bir çoğunluğu çocuklarıyla yüksek notların önemi hakkında konuştuğunu ve onların üniversiteye devam etmelerini dilediklerini bildiriyordu. Örneğin Amerika’daki Asya kökenli çocukların ebeveynleri, okula Latin kökenli ebeveynlerden daha fazla müdahil olmasa da (çünkü her iki grup da dil sorunu yaşıyor), Asya kökenli çocuklar sınavlarda aşırı derecede iyi performans gösterebiliyorlardı. Öyleyse neden bazı ebeveynler, paylaşılan bu değerleri başarıya çevirmelerinde çocuklarına yardımcı olmakta daha etkililer?

Robinson ve Harris, finansal kaynakları ve eğitim durumu daha iyi olan ebeveynlerin, çocuklarını, ilginç mesleklere sahip olan üniversite mezunu yetişkinlerin olduğu bir sosyal çevre içinde büyüttüklerini varsayıyorlar. Üst-orta sınıf çocuklara, iyi bir eğitimin hayatta başarılı olmak için gerekli olduğu sadece söylenmekle kalmıyor. Bu çocukların etrafı zaten yemek sofralarında üniversite yıllarını yad eden doktor, avukat ve mühendis olarak çalışan aile fertleri ve dostlarıyla çevrili oluyor. Asyalı ebeveynlerin durumu ise bir istisna: Çok yoksul olsalar ve çocuklarına bu tür bir sosyal çevre sağlayamasalar bile, eğitimin değeri ve cazibesi hakkında çocuklarıyla benzer bir etki yaratacak şekilde konuşabildikleri görülüyor.

Robinson, araştırma kapsamında Teksas Üniversitesi’ndeki istatistik lisans öğrencilerine ailelerinin başarılarına nasıl bir katkıda bulunduklarını sordu. Öğrencilerin çoğu; ebeveynlerinin onları zorladığına, teşvik ettiğine ya da resmi sebeplerle okulda bulunduklarına dair pek fazla anısı olmadığını bildirdi. Öğrenciler bunun yerine anne ve babalarını, yüksek beklentileri olan ama geride duran ebeveynler olarak tanımladılar. “Bu çocuklar da başardı!” diyor Robinson. “Ebeveynlerinin, çocukların akademik hayatına dahil olan ebeveynler olmasını bekliyorduk. Ama öyle değillerdi. Bu beni gerçekten çok şaşırttı.”

Robinson ve Harris’in bulduklarını, ebeveynler ile çocukları arasındaki evdeki konuşmaları 1990’larda gözlemleyen sosyolog Annette Lareau’nin çalışmalarından öğrendiklerimizle birleştirebiliriz. Lareau, yoksul ve işçi-sınıfından gelenlerin ev ortamlarında, çocukların sessiz olmalarının ve öğretmen gibi yetişkin bir otorite figürüne karşı saygıda kusur etmemelerinin beklendiğini buldu. Orta sınıf ailelerin ev ortamlarında ise çocuklar eleştirel sorular sormayı ve kendilerini savunmayı öğreniyorlardı. Bu davranışlar sınıfta çok işlerine yarıyordu.

Robinson ve Harris, yaptıkları araştırmada bazı veli müdahalesi türlerine yer vermemeyi seçti: Bocalayan çocuklar için özel öğretmen ya da terapist tutmak, üniversite için tasarruf hesapları açmak gibi. Bir de şöyle bir gerçek var: Sosyoekonomik durumu ne olursa olsun,  bazı ebeveynler çocukları için etkili okullar arama konusunda aşırı çabalarken, bazıları köşe başındaki okulu tartışmasız olarak kabul ediyorlardı.

Her ne kadar Robinson ve Harris öğrencilerin okul seçimine bakmasalar da, ebeveynlerin çocuklarının akademik performanslarını – okuma ve matematikte sekiz puana kadar- iyileştirmelerini sağlayacak çok az yoldan biri olarak şunu buldu: Çocuklarını hakkında iyi şeyler söylenen bir öğretmenin sınıfına yerleştirmek. En iyi öğretmeni seçmenin, çocuğun hayat boyu taşıyacağı kazanımları artırdığı ortaya çıktı.

Sonuçta, bu bulgular kermeslerde kek satmak için gönüllü olmaya zaman ayırmak için çabalayan kaygılı ebeveynleri rahatlatabilir. Ancak okullardaki veli müdahalesine sadece sınav sonuçlarıyla değer biçmek, velilerin okullarda ne büyük etkiler yaratabileceklerini görmemizi engellememeli. “Belalı” gibi görünen bu ebeveynler, özellikle devlet okullarında, çok etkilidirler. Daha iyi bir ders kitapları bulma, bahçede yeni oyun alanları kurma ve sanat, müzik, tiyatro ve okul sonrası kulüpler gibi tüm hayati “ekstraları” hayata geçirme konusunda oldukça etkilidirler. Bu tür bir veli katılımı, sınav sonuçlarını doğrudan etkilemese de, okulu tüm öğrenciler için pozitif bir yere dönüştürebilir. Çocuklarınızın okullarına müdahil olmak sadece onlara arka çıkmanın bir yolu değil, aynı zamanda iyi bir vatandaş olmanın da bir yolu olarak görülebilir. 

Kaynak: www.egitimpedia.com
Çeviri: Ayşegül Sarıoğlu

Okumaya devam et

MAKALE

Süt kemik sağlığı bakımından yararlı mı?

sütün faydaları, Manşet, kemik gelişimi

Kemik gelişimi için sütün önemli olduğunu yıllardan beri duyarız. Peki gerçekten süt içmek kemiklerin güçlenmesine düşünüldüğü kadar katkı sağlar mı? İşte www.bbc.com sitesinden hepimizi aydınlatacak nitelikte bir makale…

Süt gerçekten kemikleri güçlendiriyor mu?

Kemiklerimizi güçlendirmek için süt içmek gerektiğine dair sözleri çocukken hepimiz duymuşuzdur.

Süt kalsiyum içerir. Kalsiyum da kemik yoğunluğu için gerekli bir mineral olarak biliniyor.

Ancak süt tüketimi ile kemiklerin güçlenmesi arasında kesin bir bağ olduğunu kanıtlamak o kadar da kolay değil.

Bunu kanıtlamak için iki büyük grupla bir deney yapılması, bunlardan birinin yıllar boyunca bol miktarda süt içerken diğer gruba süt görünümünde plasebo içecek verilmesi gerekiyor. Ama bunu pratikte uygulamak zor.

Onun yerine şu yapılabilir: Binlerce insana geçmiş yıllarda ne kadar süt içtikleri sorulup sonra da en az 10 yıl gözlemlenerek düzenli süt içenlerde daha az sayıda kemik kırılması vakasına rastlanıp rastlanmadığının tespit edilmesi.

ABD’de Harvard Üniversitesi 1997’de böyle bir araştırma yapmıştı. 77 bin kadın hemşire 10 yıl boyunca gözlemlendi. Ancak haftada bir bardak süt içenlerle iki ve daha fazla bardak içenler arasında kol ve kalça kırıkları vaka sayısı bakımından önemli bir fark görülmedi.

Etkisi iki yıl sürüyor

Aynı ekibin 330 bin erkekle yaptığı araştırmada da benzer bir sonuç alındı.

Bu alandaki 15 farklı araştırma 2015’te Yeni Zelandalı bir ekip tarafından incelendiğinde, süt içmek de dahil, kalsiyum bakımından zengin bir diyetin kemikteki kalsiyum yoğunluğunu iki yıl artırdığı, ancak sonra bu artışın durduğu gözlendi.

Diyetle alınan kalsiyuma alternatif olarak haplarla kalsiyum takviyesi de yapılabiliyor. Ancak takviyelerin uzun vadede olumsuz etkide bulunduğuna dair endişeler var.

Yeni Zelandalı ekip 51 araştırmayı inceleyerek kalsiyum takviyesinin uzun vadede avantajları ile olumsuz etkilerini kıyasladığında, onlar da kemiklerdeki güçlenmenin bir-iki yıl sonra durduğunu tespit etti.

Kalsiyum takviyesi, kemik yoğunluğunda yaşlanmaya bağlı kaybı durdurmuyor, sadece geciktiriyordu. Ekip, kemiklerde kırılma oranı bakımından bunun ancak ufak bir azalmaya tekabül ettiği sonucuna vardı.

Aynı veriler farklı ülkelerde incelendiğinde, günlük alınması gereken kalsiyum miktarı bakımından farklı öneriler ortaya çıkmıştı. Örneğin ABD’de önerilen miktar İngiltere ve Hindistan’dakinin iki katına yakındı. ABD’de günde yaklaşık üç su bardağı süt içilmesi salık veriliyor.

2014’te İsveç’te yapılan bir araştırmada ise günde üç bardaktan fazla süt içmenin kemikler için daha fazla yarar getirmediği, hatta zararlı olabileceği sonucuna varılmıştı.

Uppsala Üniversitesi ve Karolinska Enstitüsü’nün yaptığı araştırmada, insanlara önce 1987’de ne kadar süt içtikleri soruldu, daha sonra aynı soru 1997’de tekrarlandı.

2010’da bu insanlar arasında ölüm oranı incelendiğinde günde bir bardak süt içenlerde daha fazla kemik kırılması ve erken ölüm oranına rastlandığı görüldü.

Peynir ve yoğurt daha mı etkili?

Ancak bu araştırmanın da bazı sorunları vardı. İnsanlara daha önceki yıllarda ne kadar süt tükettikleri sorulmuştu, bunu doğru bir şekilde tahmin etmek mümkün olmayabilirdi, zira süt tüketimi farklı şekillerde olabilirdi.

Ayrıca bu tür araştırmalardaki en büyük sorun burada da kendisini gösteriyordu: İki olay birbiriyle gerçekten bağlantılı mı veya neden-sonuç ilişkisi gerçekten var mı?

Aynı araştırmada kafa karıştıran bir diğer sonuç ise peynir ve yoğurt tüketimi ile daha az sayıda kırık oranı arasında bir bağlantı kurulmasıydı.

Araştırmacılar, insanlara beslenme konusunda tavsiyelerde bulunurken bu sonuçların dayanak alınması için erken olduğunu, benzer araştırmaların tekrarlanması gerektiğini söylüyor. Bu sonuçlardan yola çıkarak beslenme düzenini değiştirme konusunda temkinli davranılması tavsiye ediliyor.

Yani kısaca diyebiliriz ki, mevcut verilere göre, süt içmeye devam etme konusunda bir sorun yok. Süt kemik sağlığı bakımından yararlı olabilir. Ama bu yarar sandığımız kadar uzun süreli olmayabilir.

Ayrıca kemik sağlığı açısından etkili diğer yöntemleri de uygulamak gerekir. Egzersiz yapmak ve beslenme, güneş ışığı ve fazla güneşin olmadığı yerlerde kışın D vitamini takviyesi yoluyla yeterince D vitamini almak gibi.

Uyarı: Bu makale sadece genel bilgi verme amacıyla yazılmıştır ve doktor tavsiyesi olarak ele alınmaması gerekir. Makalenin içeriğinden yola çıkarak okurun kendi başına koyduğu teşhislerden BBC sorumlu değildir. Sağlığınızla ilgili herhangi bir endişeniz varsa doktorunuza danışın.

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Hepimizin biraz sakinleşmeye ihtiyacı var

sinirliyken sakinleşmek için ne yapmalı, sakinleşmek, Manşet

Günlük hayatımızda hemen her yerde can sıkıcı olaylarla karşılaşabiliyoruz. Bu olaylara verdiğimiz tepkiler de o anki ruh halimize göre değişiklik gösterebiliyor. Bu da bizi fazlasıyla yıpratabiliyor. Peki ne yapmalıyız? İşte sakinleşmek için kendimize sormamız gereken sorular…

Endişe duygusuna kapıldığınızda sakinleşmek için kendinize sorabileceğiniz sorular

Bazen insan sebepli veya sebepsiz yere endişeye kapılır. Öyle ki bu duygusunu başkalarına açıklamakta bile zorlanır. Anne babasının hastalanacağından, çok fazla para harcadığından, sevdiklerinin duygularını incitmekten, mesajlara cevap vermeyen bir arkadaş yüzünden bile endişelenir. Bir yakını eve geç geldiğinde, topluluk önünde konuşması gerektiğinde endişelenen sadece siz değilsiniz. Herhangi bir sebepten ötürü endişeye kapıldığınızda, göğsünüze bir ağırlık çöktüğünde şunu hatırlayın; yalnız değilsiniz. Endişe, birden fazla şekilde ortaya çıkabilir. Endişe duygusundan kurtulmanın da birden fazla yöntemi var. Bunlardan biri de sakinleşmek için kendinize soru sormak. İşte endişelendiğiniz zamanlarda bu duygudan uzaklaşmak için kendinize sorabileceğiniz sorular:

1. Bu gerçekten bir tehdit mi?

Hayatta kazalar olur. Ancak çoğu zaman endişe duygusuna kapıldığımızda, işlerin gerçekten de ters gittiğini söylemek biraz zor. Peki o halde sizi bu kadar endişelendiren şey ne? O şeyin gerçekleşme ihtimali ne? Bunu gerçekten bir anlığına da olsa düşünün. Bu sorulara bulacağınız yanıtlar, endişelenmenize sebep olan şeyin gerçek bir tehdit olup olmadığını kavramanızı kolaylaştırır.

2. Hazırlıklı olmak için elinizden gelen her şeyi yaptınız mı?

Hayatta bazı şeyleri kontrol edebilirsiniz, önlem alabilirsiniz. Bisiklete biniyorsanız, kask takmalısınız. Evdeki alarmın çalışıp çalışmadığını kontrol etmeli, sağlık sigortanızı ihmal etmemeli, düzenli aralıklarla doktora görünmelisiniz. Biraz sıkıcı bir çözüm olabilir ancak kendinize kontrol edilecekler listesi hazırlayabilirsiniz. Gözden geçirdiğiniz unsurları tek tek işaretlediğiniz zaman endişelerinizden bir nebze kurtulabilir, daha sakin ve planlı hareket edebilirsiniz.

3. Zihniniz biraz aşırıya kaçıyor olabilir mi?

Gecenin bir yarısı endişeye kapılmış, korkmuş ve yorgun düşmüş bir zihinden daha kötü ne olabilir? Eğer panik duygunuz ve endişeleriniz işle, başka insanlarla veya dikkatinizi dağıtacak herhangi bir şeyle ilgili olmayan saatlerde ortaya çıkıyorsa, bu durumda kontrolü ele almalısınız. Derin nefesler alıp vererek düşüncelerinizi değiştirebilir veya bir uyku meditasyonu videosu açabilirsiniz. Gece gelen kaygılarınızın, güneşin ışığıyla birlikte ortadan kaybolacağını düşünebilirsiniz.

Aslında korkmanız gereken şey, endişelerinize sebep olan şeyler değil, endişenin ta kendisi. Amerikalı ünlü yazar Seth Godin, “Endişe, davranışlarımızı verimli bir şekilde değiştirdiği zaman kullanışlıdır. Bunun dışında kalan endişe duygusu, dikkat dağınıklığının olumsuz hali, bizi çalışmaktan veya hayatımızı yaşamaktan alıkoymak için tasarlanmış bir oyalanma şeklidir” diyor.

Bir sonraki sefer panik duygunuz arttığında, endişelerinize kapıldığınızda kendinize sorular sorarak bu duyguyla baş etmeyi ve ondan kurtulmayı deneyebilirsiniz.

Kaynak: www.uplifers.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND